Ürdün ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ikili işbirliği ve bölgesel konuları görüştü

Ürdün ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ikili işbirliği ve bölgesel konuları görüştü
TT

Ürdün ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ikili işbirliği ve bölgesel konuları görüştü

Ürdün ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ikili işbirliği ve bölgesel konuları görüştü

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile Bahreynli mevkidaşı Abdullatif bin Raşid ez-Zeyyani, iki ülke arasındaki iş birliğini geliştirmenin yollarını ve başta Filistin meselesi olmak üzere bölgesel ve uluslararası meseleleri ele aldı.
Bahreyn Dışişleri Bakanı Zeyyani, Ürdün'e gerçekleştirdiği resmi ziyaret kapsamında, Safedi ile bir araya geldi.
Ürdünlü Bakan Safedi, görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Amman ve Manama'nın farklı alanlarda iş birliğini devam ettirdiğini belirtti.
İki ülke arasında kurulan ilişkinin 50'nci yılını kutladıklarına dikkati çeken Safedi, Ürdün ile Bahreyn arasında daha fazla iş birliğine yönelik yol haritasının bir ay içinde hazırlanacağını ifade etti.
Safedi, bu görüşmenin, Filistin meselesi başta olmak üzere çeşitli ortak konular ve zorluklara ilişkin koordinasyon ve iş birliğini ele almak için bir fırsat olduğunu aktardı.
Adil ve kapsamlı bir barışın ancak Filistin halkının tüm meşru haklarının yerine getirilmesiyle gerçekleşeceğini belirten Safedi, iki devletli çözüm olmaksızın çatışmanın sonuca ulaşmayacağını; başka bir söylemin meseleyi ne uzatıp ne kısalttığını kaydetti.
Safedi ayrıca "Suriye krizini çözmek, Irak'ı desteklemek ve Yemen ateşkesini memnuniyetle karşılamak için ortak Arap eylemini etkinleştirme ihtiyacının tartışıldığına" işaret etti.
Bahreynli Bakan Zeyyani ise görüşmede, bölge ülkelerdeki gelişmeleri, karşılaşılan zorlukları ve krizleri ele aldıklarını; siyasi çözümlere ulaşmak için koordinasyon ve ortak iş birliğinin önemi konusunda mutabık kaldıklarını dile getirdi.
Ortak öneme sahip bir dizi bölgesel meseleyi incelediklerini belirten Zeyyani, Filistin ve İran nükleer dosyasını ve "uluslararası endişe" konusu haline gelen Ukrayna krizini ele aldıklarını söyledi.
Zeyyani, görüşmede ayrıca "ortak eylemin, fanatik ideolojiler ve terör örgütleriyle mücadelenin gerekliliğinin" vurgulandığına dikkati çekti.
Safedi'nin daveti üzerine Amman'da bulunan Zeyyani'nin ziyaretinin süresine ilişkin bilgi verilmedi.



11 Eylül’ün izleri çeyrek asır sonra da silinmedi

Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
TT

11 Eylül’ün izleri çeyrek asır sonra da silinmedi

Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)

Bazı günler yalnızca tarihe geçmez, tarihin akışını da değiştirir. 11 Eylül 2001, dünyanın hafızasına “dünyayı sarsan gün” olarak kazındı. O sabah ekranlara yansıyan görüntüler, ilk anda milyonlarca insanın gerçek olduğuna inanmakta zorlandığı bir kâbusa dönüştü. Sivil uçakların New York ve Washington’daki güç sembollerine çarparak patlaması, yalnızca binlerce insanın hayatını değil, Amerika’nın, Orta Doğu’nun ve dünyanın gidişatını da değiştirdi. Aradan çeyrek asır geçse de 11 Eylül’ün bıraktığı izler hâlâ silinmiş değil.

El-Kaide lideri Usame bin Ladin’in başlattığı o saldırı Afganistan’daki Taliban rejimi ve Irak’taki Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasına yol açtı: Afganistan bugün yeniden Taliban’ın görece daha düşük profilli yönetimi altında yaşamını sürdürürken Ortadoğu, ABD ordusunun Irak’taki Baas rejimini devirmesinin yol açtığı bölgesel dengelerdeki bozulmanın bedelini hâlâ ödüyor. Her iki rejimin devrilmesi, bugün ABD ile askeri bir çatışmanın içinde bulunan İran’ın istemeden aldığı büyük bir hediyeydi.

xgbh
11 Eylül’den haftalar sonra Bush ile Salih’in görüşmesi (AFP)

Dünya, Amerika’nın kendi topraklarında saldırıya uğramasına alışık değildi. 7 Aralık 1941’de Japonya, Hawaii’deki Amerikan üssü Pearl Harbor’a saldırmış, Washington ertesi gün Japonya’ya savaş ilan ederek karşılık vermişti. Sonrası ise biliniyor.

Meşhur 11 Eylül saldırılarında Usame bin Ladin savaşı doğrudan Amerikan topraklarına taşıdı ve George W. Bush yönetimi, terörün merkezleri olarak gördüğü hedeflere karşı savaşı başlattı.

Başkan George W. Bush liderliğindeki yaralı Amerika’nın, Usame bin Ladin’i barındırmakta ısrar eden ve kendisinden bu kişiden uzaklaşması ya da onu teslim etmesi yönündeki çağrıları dikkate almayan Molla Ömer rejimini devirmeye karar vermesi şaşırtıcı değildi.

Ancak asıl büyük karşılık Ortadoğu’da yaşandı. Bölge, 2003 yılında Bağdat’taki Firdevs Meydanı’nda Amerikan zırhlı araçlarının Saddam Hüseyin’in heykelini devirdiğine tanıklık etti. Ortadoğu daha sonra Saddam’ın boynuna geçirilen idam ilmiğini de görecekti. Bu görüntü, iki kişiyi endişelendirdi: Biri Muammer Kaddafi, diğeri Ali Abdullah Salih.

xcvfbghj
Merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat (Arşiv)

Usame bin Ladin, New York ve Washington’a saldıran ekibin üyelerinin çoğunun Suudi Arabistanlı olmasını özellikle tercih etmişti. Amacı Washington ile Riyad arasında kriz ve kopuş yaratmaktı. İstediği gerçekleşmedi ancak yaşananlar İslam dünyasının tamamı için büyük bir sınav oluşturdu.

Amerika’da terörün köklerinin kazınması çağrıları yükseldi. Saldırılar, Amerika ve Batı’nın çok sayıda ülkeyle ilişkilerini sarsarken Batılı hükümetlerin Arap ve Müslüman topluluklarla ilişkilerini de etkiledi. Özellikle göç dalgalarının giderek büyümesiyle birlikte bu gerilim daha da arttı. Bugün ise Avrupa’nın birçok ülkesinde aşırı sağın yükselişine tanıklık ediyoruz.

O gün Yaser Arafat Gazze’de bulunuyordu. Batı Şeria ve Gazze’de saldırıları kutlamak ve Amerika’nın İsrail yanlısı tutumuna duyulan nefreti göstermek amacıyla şeker dağıtan bazı Filistinlilere yönelik görüntü ve haberlere odaklanılmasından rahatsız oldu. Arafat, ilerleyen yaşına rağmen New York ve Washington’da yaralananlara kan bağışlamakta ısrar etti ve Gazze’deki hastanelerden birine gitti. Bazıları Arafat’ın saldırıların ilk saatlerinde, eylemin gerçekleştirilmesine Filistinlilerin de katılmış olabileceğinden endişe ettiğini söylüyor.

cgthnh
Muammer Kaddafi (Arşiv – Reuters)

Muammer Kaddafi de endişeye kapıldı. Ancak ilk saatlerde o ve Saddam Hüseyin saldırının Amerika’yı zayıflatacağı yanılgısına kapılmıştı.

Kaddafi, Dışişleri Bakanı Abdurrahman Şalgam’dan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’dan Bush’a Libya’nın ilişkileri normalleştirmeye ve Amerika ile yeni bir sayfa açmaya hazır olduğunu iletmesini istemesini talep etti. Buteflika, Libya’nın bu tutumunu Bush’a aktardı. Ancak Amerikan başkanı konuğuna şu mesajı verdi: “Kaddafi’ye söyle, nükleer programının cephaneliğinden derhal vazgeçsin. Aksi halde biz gidip onu yok ederiz.”

Amerika’daki gerilimin boyutunu anlamaya çalışan Şalgam, Trablus’ta yapılan bir toplantıda Amerika’nın Afganistan’ı, Irak’ı ve Libya’yı işgal edeceğini söyledi. Libya lideri Bush’un iradesine boyun eğmekte tereddüt etmedi.

cvfbgnhj
Bin Ladin, Sudan'da bulunduğu yıllarda Beşir ile birlikte

Amerika, Irak’a saldırırken Saddam rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasını gerekçe olarak kullandı. Ayrıca Irak rejimi ile El-Kaide arasında ilişki bulunduğunu öne sürdü. Ancak özellikle Saddam ile Bin Ladin’in kişilikleri arasındaki büyük farklılık ve dayandıkları ideolojik sözlüklerin birbirinden tamamen uzak olması nedeniyle pek çok kişi bu ilişkinin varlığına inanmadı.

Yaygın kanaat, bu ilişkinin uydurma olduğu yönündeydi. Gerçekte böyle bir ilişki kurulmamıştı. Ancak Saddam, 1990’larda, özellikle Usame bin Ladin’in Sudan’da bulunduğu dönemde büyük bir hata yaptı. Suriye’deki Müslüman Kardeşler’den bir kişiyi Sudan’da Bin Ladin ile görüşmesi için gönderdi. Ancak El-Kaide lideri “kâfir Baas rejimi” ile iş birliği yapmaya ilgi göstermedi.

Irak rejimi Bin Ladin ile temas kurma girişimini tekrarladı ve istihbarat yetkilisi Faruk Hicazi’yi gönderdi. Sudanlı İslamcı lider Dr. Hasan Turabi’nin arabuluculuğuyla Hicazi ile Bin Ladin arasında bir görüşme ayarlandı. Üç saatten fazla süren görüşmenin ardından Hicazi Irak’a döndü ve Saddam’a Bin Ladin meselesinden vazgeçmesini önerdi. Bin Ladin’in Irak topraklarında kendisine ait bağımsız kamplar kurulmasını talep ettiği öne sürülüyordu.

Irak rejimi Bin Ladin ile iş birliği yapma fikrini böylece rafa kaldırdı. Ancak Amerikan istihbaratı, iki taraf arasındaki belirsiz temaslara ilişkin bazı izleri Irak’ın işgalini gerekçelendirmek için kullandı.

Amerika, Taliban ve Saddam Hüseyin rejimlerini devirdi ve El-Kaide’nin önde gelen isimlerini hedef alan uzun soluklu bir takip operasyonu başlattı. 2 Mayıs 2011’de Pakistan’ın Abbottabad kentinde saklanan Usame bin Ladin, Amerikan askerlerinin ikamet ettiği yere baskın düzenlemesiyle yakalandı. Amerika, New York ve Washington saldırılarının planlayıcısından intikam alarak cesedini denize attı.

Usame bin Ladin ortadan kayboldu ancak El-Kaide’nin bıraktığı izler Ortadoğu ülkelerine ağır bir bedel ödetti.


Ebyen Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere karşı ‘sıfır saatine’ hazırız

Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

Ebyen Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere karşı ‘sıfır saatine’ hazırız

Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Ebyen Valisi ve Askeri Cephe Komutanı Tümgeneral Dr. Muhtar er-Rabaş el-Heysemi, kuvvetlerinin Husilere yönelik taarruzu başlatacak ‘sıfır saatine’ hazır olduğunu doğrulayarak, diğer cepheler ve askeri birimlerle koordinasyon halinde yürütülen plan ile operasyonları ve Ebyen ile el-Beyda arasında yaklaşık 76 kilometre boyunca uzanan temas hattının ‘nitelikli’ silahlarla takviye edildiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada er-Rabaş, “Ebyen cephesi komuta kademesi ve personeliyle hazır durumda olup sıfır saatini beklemektedir” ifadesini kullandı. Birliklerin moralinin ‘her zamankinden daha yüksek’ olduğuna dikkat çeken er-Rabaş, hazırlıkların Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon Güçleri, Başkanlık Konseyi ve Yemen Savunma Bakanlığı ile koordinasyon içerisinde ‘titiz bir plan’ doğrultusunda yürütüldüğünü belirtti.

Sahadaki son gelişmelerin hükümet güçlerinde ‘yüksek bir savaş ruhu ve moral’ ortaya koyduğunu vurgulayan er-Rabaş, askeri komutanları birleştiren ortak hedefin ‘Sana ve Yemen’i Husi milislerden kurtarmak ile İran projesine son vermek’ olduğunu dile getirdi.

Suudi Arabistan ile yapılan iş birliğini vilayetin yeniden imarı ve ıslahı planlarında önemli bir sütun olarak nitelendiren er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı ile gerçekleştirilen üç günlük çalıştay sonucunda öncelikli sekiz sektörün belirlendiğini ve 24 hizmet projesinin onaylandığını aktardı.

Husilerle 76 km’lik cephe hattı

Er-Rabaş’a göre Ebyen cepheleri birden fazla hatta yayılırken, Husilerle olan temas hatları el-Beyda vilayeti sınırında yaklaşık 76 kilometre boyunca uzanıyor ve bölgede sık sık çatışmalar yaşanıyor.

Er-Rabaş, bu cepheleri takviye etme planının; teyakkuz seviyesinin artırılmasını, birliklerin bazı nitelikli silahlarla desteklenmesini ve eş zamanlı olarak hükümet güçlerine arka çıkmak amacıyla toplumsal ve kabile düzeyinde bir seferberlik yürütülmesini kapsadığını belirtti.

Husilere barışa yönelmeleri için ‘üst üste fırsatlar verildiğini’ vurgulayan er-Rabaş, örgütün bu fırsatları değerlendirmek yerine ülke içinde gerilimi tırmandırmaya ve uluslararası seyrüsefer güvenliğini tehdit etmeye devam ettiğini, bu durumun da askeri netice alma şansını artırdığını ifade etti.

Husi militanları ve suikast girişimleri

Güvenlik dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan er-Rabaş, vilayette Husi hücrelerinin çökertildiğini açıklayarak güvenlik güçlerinin son yıllarda 120 ila 150 arasında Husi unsurunu yakaladığını belirtti.

Son çökertilen Husi hücresinde iki kişinin yakalandığını, dört kişinin ise kaçtığını ifade eden er-Rabaş; gözaltına alınan şahısların bizzat kendisini hedef almak üzere dört el yapımı patlayıcı hazırladıklarını ve Ebyen’deki Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanı Tuğgeneral Ahmed ed-Demani’yi hedef alma girişiminde bulunduklarını itiraf ettiklerini aktardı.

vfgbh
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen’de Husiler ile diğer terör örgütleri arasında ‘iş birliği ve koordinasyon’ olduğunu açıkladı. (Valilik ofisi)

Husiler ile terör örgütleri arasında ‘çıkar birliği ve koordinasyon’ bulunduğunu vurgulayan er-Rabaş, yerel yönetim, güvenlik ve askeri makamlardan üst düzey isimlerin hedef alındığını, bu gruplarla yaşanan çatışmalarda bazı güvenlik komutanlarının yaşamını yitirdiğini söyledi.

Ebyen’in, 2011 yılında El-Kaide’nin bazı bölgeleri kontrol altına almasından 2015’te Husilerin girişine ve 2019’da meşru hükümet ile Güney Geçiş Konseyi güçleri arasında yaşanan çatışmalara kadar ağır bedeller ödediğine dikkati çeken er-Rabaş, tüm bu süreçlerin altyapıya, sosyal dokuya ve yerel ekonomiye büyük zararlar verdiğini ifade etti.

Ebyen’deki El-Kaide’nin büyüklüğü

El-Kaide’nin bölgedeki güncel varlığına ilişkin değerlendirmede bulunan er-Rabaş, yetkili güvenlik birimlerinin tahminlerine göre örgüte bağlı ideolojik unsurların ‘son derece azaldığını’ ifade etti. Er-Rabaş, yoksulluk ve cehaletten yararlanan gizli hücreler ile kandırılan bazı gençlerin devşirilmesi nedeniyle tehlikenin varlığını koruduğuna dikkati çekti.

Bazı unsurların diğer vilayetlerden, bazılarının ise ‘bazı ülkelerden deniz yoluyla’ geldiğini belirten er-Rabaş, Ebyen’in 300 kilometreyi aşan sahil şeridinin ciddi bir güvenlik sorunu teşkil ettiğini ve geniş çaplı gözetleme imkanları gerektirdiğini aktardı.

Er-Rabaş, güvenlik ve askeri müdahalenin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak aşırıcılıkla mücadelenin; kabilelerin ve yerel toplumun sürece dahil edilmesinin yanı sıra eğitim, farkındalık, kalkınma ve istihdam yaratmayı kapsayan paralel bir hat üzerinden yürütülmesi gerektiğini kaydetti.

Er-Rabaş, “Vatandaş; okul, kamu hizmeti ve iş imkanıyla devletin varlığını hissettiğinde, yalnızca ölüm ve kan getiren fikirlere kapılma ihtimali azalır” değerlendirmesinde bulundu.

24 Suudi projesi

Kalkınma dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan er-Rabaş, Suudi Arabistan ile yürütülen iş birliğini vilayetin yeniden imarı ve ıslahı planlarında temel bir sütun olarak nitelendirdi. Er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı ile gerçekleştirilen üç günlük çalıştay sonucunda öncelikli sekiz sektörün belirlendiğini ve 24 hizmet projesinin onaylandığını aktardı.

bghn
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı’nın Ebyen’de 24 projeyi onayladığını söyledi. (Yerel yönetim)

Projelerin elektrik, su, sağlık, eğitim ve karayolları sektörlerini kapsadığını belirten er-Rabaş, bunların yanı sıra üzerinde çalışılan daha büyük ölçekli stratejik projelerin de bulunduğunu ifade etti.

Ebyen’in büyük umut bağladığı projelerin başında stratejik Vadi Hasan Barajı’nın geldiğini vurgulayan er-Rabaş, barajın, Aden’e su sağlayan kuyuları ve yeraltı su kaynaklarını beslemenin yanı sıra tarım sektörünün yeniden canlandırılmasında da önemli bir rol oynayacağını kaydetti.

Vadi Hasan’ın tarihsel olarak Ebyen’in ‘Yemen’in gıda sepeti’ olarak tanınmasını sağlayan tarımsal konumunun bir parçası olduğunu belirten er-Rabaş, modern tarım teknolojilerine yapılacak yatırımların vilayete bu rolünü geri kazandırabileceğini ve üretim kapasitesini artırabileceğini dile getirdi.

Suudi Arabistan’ın vilayete ve genel olarak Yemen’e; özellikle hastaneler, okullar, elektrik ve karayolları alanında sağladığı desteği öven er-Rabaş, bu projelerin ‘doğrudan insan hayatına dokunduğunu’ vurguladı.

Er-Rabaş, “Kralı, veliaht prensi, hükümeti ve halkıyla kardeş Suudi Arabistan’a her alanda sundukları sayısız destek için teşekkür ve takdirlerimizi sunuyoruz” ifadesini kullanarak, Suudi desteğinin ‘hastaneler ve okullar inşasını, yolların rehabilitasyonunu, elektrik sektörünün desteklenmesini ve Yemen insanının hayatını iyileştirecek her alanı kapsadığını’ kaydetti.

Suudi Arabistan’ın rolü ile Husi örgütünün eylemlerini kıyaslayan er-Rabaş, “Suudi Arabistan’daki kardeşlerimiz hastaneler, okullar ve yollar inşa ederken, Husiler bunları yıkmak için füzelerle geliyor; öldürüyor, yıkıyor ve inşa etmiyor. Saldırıları camileri, okulları ve hastaneleri dahi hedef aldı” dedi. Er-Rabaş değerlendirmesini, “Aramızda kan, din, kabile ve komşuluk bağları bulunan Suudi kardeşimiz; imara ve insanların hayatını iyileştirmeye yardım etmek için geliyor. Basiret sahibi her insanın gördüğü fark işte budur” ifadeleriyle tamamladı.

‘Önce Ebyen’

Er-Rabaş, güvenlik ve kalkınmanın birbirinden ayrılamaz iki süreç olduğunu değerlendirerek yerel yönetimin ‘Önce Ebyen... Korunan saygınlık, inşa edilen kalkınma’ sloganını benimsediğini ifade etti.

Er-Rabaş, güvenliğin tesisi, terör ve suçla mücadele ile cephelerin teyakkuz seviyesinin artırılmasına paralel olarak önceliklerin beş ana sektörde toplandığını belirtti: Elektrik, su, sağlık, eğitim ve karayolları.

Toplumsal bir ortaklık kurmak amacıyla yerel yönetimin; kabileler, din adamları, basın mensupları, gençler, kadınlar, sosyal ve sportif çevrelerle temasları genişlettiğini aktaran er-Rabaş, halkın gösterdiği teveccühün yeni dönemin başarısındaki en önemli unsurlardan biri olduğunu vurguladı.

Er-Rabaş, vilayet halkına ‘kenetlenme ve tek bir yürek halinde çalışma’ çağrısında bulunduğu bir mesajla sözlerini tamamlayarak Ebyen’in istikrarı ile yeniden imarının ‘toplum ve yerel yönetim arasında hakiki bir ortaklık olmadan gerçekleşemeyeceğini’ vurguladı.


Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere
TT

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Yemen İçişleri Bakanlığı Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şeyh Bekil es-Sufi, Husilere yönelik mesajında, “Saatiniz yaklaşıyor. Yaptıklarınız nedeniyle Yemen’den çıkacaksınız” ifadelerini kullandı.

Es-Sufi, Husilerin kontrolündeki bölgelerde giderek artan öfkenin ekonomi ve yaşam koşullarına yönelik hoşnutsuzluğun ötesine geçtiğini belirterek, kabilelerin ‘sıfır saatini’ beklediği bir harekete geçme anına yaklaşıldığını ve Yemen hükümetinden gelecek bir ‘umut ışığı’ ya da desteğin beklendiğini söyledi.

Şarku’l Avsat Podcast’in Riyad’daki Şarku’l Avsat haber merkezinde gerçekleştirilen yeni bölümünde es-Sufi, Cevf vilayetindeki ‘nekf’ geleneği ve Reyyan’daki kabile toplanma alanları, kabilelerin Husilerle ilişkisi ve kendisinin on yıldan uzun süre önce Husilerin liderleriyle yürüttüğü arabuluculuk deneyimi hakkında konuştu. Es-Sufi ayrıca, çatışmanın geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, yaklaşan askeri ‘sürprizlere’ işaret etti.

20 Ağustos 2026’da kayda alınan röportajda es-Sufi, nekfi, kabilelerin bir mağduriyet ya da seferberliği gerektiren bir durum ortaya çıktığında ‘matarih’ olarak bilinen alanlarda toplanmasına dayanan bir gelenek olarak açıkladı. Cevf’te yaşananların, Husilerin kabileleri boyun eğdirmeye ve aşağılamaya yönelik girişimleri ile ‘yaptıkları uygulamaların kabilelerde bıraktığı etkinin bir yansıması’ olduğunu vurguladı.

Es-Sufi’ye göre kabile, tarih boyunca ‘devletin ayrılmaz bir parçası’ ve devleti destekleyen ‘omurga’ konumunda oldu. Resmî kurumların bulunmadığı bölgelerde ise kabile gelenekleri ve toplumsal bağlar, güvenlik ve istikrarın korunmasında çeşitli roller üstleniyor.

Aldatıcı sloganlar

Es-Sufi, Husilerin Sana’ya girmelerinin ilk döneminde yoksulluk, hayat pahalılığı ve yolsuzluk gibi sorunlara ilişkin sloganlarla halkın duygularına hitap etmeyi başardığını düşünüyor. Ancak ona göre kabileler, bu sloganların iktidara ulaşmak için kullanılan bir araç olduğunu zamanla fark etti. Es-Sufi, Husileri çeşitli faaliyetlerden vergi ve haraç almakla suçlarken, yaşam koşullarındaki kötüleşmeyi gerekçelendirmek için ‘abluka’ söylemini kullandıklarını belirtti.

Ancak ona göre en önemli değişim, Husilerin kontrolündeki bölgelerin kendi içinde yaşanıyor. Kabilelerin ‘sadece matarihe katılmayı beklemediğini’, Husilere karşı harekete geçmek için daha geniş kapsamlı bir hazırlığın bulunduğunu söyleyen es-Sufi, “İnsanlar sadece sıfır saatini bekliyor” dedi. İsimlerini açıklamadan içerideki bazı kişilerle bizzat iletişim halinde olduğunu belirten es-Sufi, mevcut durumu ‘yanardağın ağzında’ sözleriyle tanımladı.

Es-Sufi, 2011 ve 2012 yıllarında Husiler ile Selefiler arasında Ketaf bölgesinde arabuluculuk komitesinin başkanlığını yaptığı dönemdeki deneyimini de anlattı. Bu süreçte Mehdi el-Meşat ile temas kurduğunu, Ebu Ali el-Hakim, Yusuf el-Feyşi ve Salih es-Sammad ile görüştüğünü belirtti. Es-Sufi, söz konusu deneyimin kendisini o dönemden itibaren Husilerin İran merkezli bir projeyi hayata geçirdiğine inanmaya yönelttiğini söyledi. Güvenlik ve askeri dosyaları yönetmesi nedeniyle Ebu Ali el-Hakim’i örgüt içerisinde tanıdığı en önemli isimlerden biri olarak değerlendirdi.

Müzakerelerin başarısızlığı

Es-Sufi, son yıllarda yürütülen müzakere sürecinin krizi sona erdirme kapasitesini ortaya koyamadığını düşünüyor. Husilerin baskı hissettiklerinde manevra yaptığını belirten es-Sufi, geçmişteki deneyimlerine atıfta bulunarak, grubun zayıf durumda olduğu dönemlerde taviz vermeye daha yatkın olduğunu ifade etti.

Askeri çözümün gecikmesine ilişkin ise es-Sufi, hükümetin iç ve dış yükümlülükleri bulunan bir devlet olarak hareket ettiğini söyledi. Hükümetin, silahlı gruplardan farklı olarak ekonomik ve askeri sonuçların yanı sıra savaş öncesi ve sonrasındaki gelişmeleri de hesaba katmak zorunda olduğunu belirtti.

Bununla birlikte es-Sufi, sözlerini Yemenlilerin yakında duyacağı ‘güçlü hazırlıklar’ ve ‘sürprizler’ bulunduğunu söyleyerek dikkat çekici bir mesajla tamamladı.

Söz konusu sürprizlerin ‘havada mı yoksa karada mı’ gerçekleşeceği sorusuna ise kısa bir yanıt veren es-Sufi, “Hem havada hem karada” dedi.