Ürdün ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ikili işbirliği ve bölgesel konuları görüştü

Ürdün ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ikili işbirliği ve bölgesel konuları görüştü
TT

Ürdün ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ikili işbirliği ve bölgesel konuları görüştü

Ürdün ve Bahreyn Dışişleri Bakanları, ikili işbirliği ve bölgesel konuları görüştü

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile Bahreynli mevkidaşı Abdullatif bin Raşid ez-Zeyyani, iki ülke arasındaki iş birliğini geliştirmenin yollarını ve başta Filistin meselesi olmak üzere bölgesel ve uluslararası meseleleri ele aldı.
Bahreyn Dışişleri Bakanı Zeyyani, Ürdün'e gerçekleştirdiği resmi ziyaret kapsamında, Safedi ile bir araya geldi.
Ürdünlü Bakan Safedi, görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Amman ve Manama'nın farklı alanlarda iş birliğini devam ettirdiğini belirtti.
İki ülke arasında kurulan ilişkinin 50'nci yılını kutladıklarına dikkati çeken Safedi, Ürdün ile Bahreyn arasında daha fazla iş birliğine yönelik yol haritasının bir ay içinde hazırlanacağını ifade etti.
Safedi, bu görüşmenin, Filistin meselesi başta olmak üzere çeşitli ortak konular ve zorluklara ilişkin koordinasyon ve iş birliğini ele almak için bir fırsat olduğunu aktardı.
Adil ve kapsamlı bir barışın ancak Filistin halkının tüm meşru haklarının yerine getirilmesiyle gerçekleşeceğini belirten Safedi, iki devletli çözüm olmaksızın çatışmanın sonuca ulaşmayacağını; başka bir söylemin meseleyi ne uzatıp ne kısalttığını kaydetti.
Safedi ayrıca "Suriye krizini çözmek, Irak'ı desteklemek ve Yemen ateşkesini memnuniyetle karşılamak için ortak Arap eylemini etkinleştirme ihtiyacının tartışıldığına" işaret etti.
Bahreynli Bakan Zeyyani ise görüşmede, bölge ülkelerdeki gelişmeleri, karşılaşılan zorlukları ve krizleri ele aldıklarını; siyasi çözümlere ulaşmak için koordinasyon ve ortak iş birliğinin önemi konusunda mutabık kaldıklarını dile getirdi.
Ortak öneme sahip bir dizi bölgesel meseleyi incelediklerini belirten Zeyyani, Filistin ve İran nükleer dosyasını ve "uluslararası endişe" konusu haline gelen Ukrayna krizini ele aldıklarını söyledi.
Zeyyani, görüşmede ayrıca "ortak eylemin, fanatik ideolojiler ve terör örgütleriyle mücadelenin gerekliliğinin" vurgulandığına dikkati çekti.
Safedi'nin daveti üzerine Amman'da bulunan Zeyyani'nin ziyaretinin süresine ilişkin bilgi verilmedi.



Savaşın eşiğinde... Sudanlı Hristiyanlar herkes için barış bekliyor

Sudan Kiliseler Konseyi tarafından Hartum Uluslararası Fuarı’nda ‘Tek yürek olalım, Sudan için birlikte dua edelim’ sloganıyla düzenlenen etkinlikten (SUNA)
Sudan Kiliseler Konseyi tarafından Hartum Uluslararası Fuarı’nda ‘Tek yürek olalım, Sudan için birlikte dua edelim’ sloganıyla düzenlenen etkinlikten (SUNA)
TT

Savaşın eşiğinde... Sudanlı Hristiyanlar herkes için barış bekliyor

Sudan Kiliseler Konseyi tarafından Hartum Uluslararası Fuarı’nda ‘Tek yürek olalım, Sudan için birlikte dua edelim’ sloganıyla düzenlenen etkinlikten (SUNA)
Sudan Kiliseler Konseyi tarafından Hartum Uluslararası Fuarı’nda ‘Tek yürek olalım, Sudan için birlikte dua edelim’ sloganıyla düzenlenen etkinlikten (SUNA)

Muna Abdulfettah

Sudan’ın başkenti Hartum’da, kentin insanlar ve kent dokusunda derin izler bırakan çatışmaların ardından yeniden eski ritmine kavuşmaya çalıştığı bir dönemde, kilise liderleri ile temsilcileri, geçtiğimiz cumartesi günü Sudan için dua etmek üzere bir araya geldi. Kayıp duygusunun daha güvenli ve istikrarlı bir yaşama dönüş umuduyla iç içe geçtiği buluşmada, Sudan’daki kiliselerin barış ve kriz dönemlerinde toplumla yakın dini ve sosyal bağlarını sürdürdüğü vurgulandı.

Sudan Kiliseler Konseyi tarafından Hartum Uluslararası Fuarı’nda ‘Tek yürek olalım, Sudan için birlikte dua edelim’ sloganıyla düzenlenen etkinliğe, Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Malik Agar’ın yanı sıra farklı kiliselerden din adamları, liderler ve temsilciler katıldı.

Barış çağrısı yapan dini girişimler başkentle sınırlı kalmadı. Nuba Dağları bölgesinden Hristiyan ve Müslüman din adamları da geçtiğimiz salı günü Sudan’ın güneyindeki Yida bölgesinde yayımladıkları ortak bildiride çatışmaların sona erdirilmesi ve sorunun çözümü için diyaloğa girilmesi çağrısında bulundu. ‘Tek toplum, tek halk: Barış ve uzlaşı için birleşiyoruz’ sloganıyla yapılan açıklamada, savaşın siviller üzerindeki doğrudan etkilerine dikkat çekildi.

Çatışmaların siviller açısından can kayıpları, mülklerin tahrip edilmesi, yerinden edilme, yağma ve psikolojik travmalar gibi sonuçlar doğurduğu belirtilirken, toplumsal bölünmelerin derinleşmesi ve yerel topluluklar arasındaki ilişkilerin zarar görmesine ilişkin endişeler de dile getirildi. Din adamları, çatışmanın taraflarına saldırıları ve nefret söylemlerini durdurma, itidal gösterme ve diyaloğa gerçek bir fırsat verme çağrısında bulundu. Ayrıca geleneksel otoriteler, kadınlar, gençler, sivil toplum ile siyasi ve dini liderlerden uzlaşı sürecine katkı sunmaları istendi. Açıklamada, barış ve bir arada yaşamanın mümkün olduğu belirtilerek, Hristiyan ve Müslüman toplulukların daha güvenli ve daha bütünleşmiş bir gelecek için çalışmalarını sürdüreceği ifade edildi.

Köklü bir varlık

Sudan’da Hristiyanlığın kökleri, Mısır ve Nil Vadisi üzerinden Nübye krallıklarına ulaştığı milattan sonraki ilk yüzyıllara kadar uzanıyor. Hristiyanlık, MS 6. yüzyılda Nobatya, Makurra ve Aloa’da kurumsal bir yapı kazanarak daha da kökleşti. Bu krallıklar, kendilerine özgü kilise, sanat ve mimari gelenekleriyle Hristiyanlığın önemli merkezleri haline geldi ve kilise teşkilatı bakımından İskenderiye’ye bağlandı. Hristiyanlık, siyasi dönüşümler ve İslam’ın yayılmasıyla etkisinin giderek azalmasından önce, yüzyıllar boyunca Nübye’de varlığını sürdürdü.

Kıptilerin Sudan’daki varlığı ise erken dönemlerden itibaren rahipler ve tüccarlar ile Mısır ve Avrupa’daki kiliselerle kurulan ilişkiler üzerinden gelişti. Bu varlık, 19. yüzyılda Türk-Mısır yönetimi döneminde, Mısırlı memur, tüccar ve zanaatkarların Sudan’a göç etmesiyle belirgin şekilde arttı. Bunların önemli bir bölümü Hartum, Vad Medeni, el-Ubeyd ve Port Sudan gibi kentlere yerleşerek dini, eğitim ve sosyal kurumlar kurdu. Nesiller boyunca Sudan’da doğup büyüyen Kıptiler, ülkenin ekonomik ve sivil hayatına da dahil oldu. Böylece Kıpti varlığı zamanla dışarıdan gelen bir topluluktan, kendi kurumları ve sosyal ağları bulunan yerleşik bir Sudan unsuruna dönüştü.

19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Katolik, Anglikan ve Protestan misyonerler de Sudan’ın güney bölgelerine girerek okullar, hastaneler ve misyonerlik merkezleri kurdu. Bu faaliyetler, yerel kiliselerin ve dini liderlerin ortaya çıkmasına katkıda bulundu. Kilise yapısı içerisinde Katolikler, Anglikanlar ve Presbiteryenlerin yanı sıra çeşitli Afrika kiliseleri ve diğer Evanjelik topluluklar da yer aldı. Kiliseye bağlı kurumlar Nuba Dağları ve diğer bölgelerde de faaliyetlerini sürdürdü.

frgthyj
Kilise liderleri ve temsilcileri Sudan için dua etmek üzere bir araya geldi. (Independent Arabia – Hasan Hamid)

2011’de Güney Sudan’ın bağımsızlığını ilan etmesinden önce siyasi sınırlar, daha sonraki dönemde olduğu gibi kilise topluluklarını birbirinden ayırmıyordu. Hartum ve kuzeydeki kentlerin kiliseleri, çok sayıda Güney Sudanlı yerleşimci ve yerinden edilmiş kişiyi kabul ediyordu. Bu kurumlar dini işlevlerinin yanı sıra eğitim, dayanışma ve toplumsal bağların korunması açısından da önemli birer alan oluşturuyordu. Bağımsızlığın ardından kiliseler, kurumlarını sınırın her iki tarafında yeniden yapılandırdı. Sudan’daki Hristiyanlık tarihi ise din, göç, ticaret ile siyasi ve toplumsal dönüşümler arasındaki yüzyıllara yayılan etkileşimin yanı sıra, dini toplulukların büyük değişimler karşısında kendi varlıklarını yeniden şekillendirme kapasitesine de tanıklık etti. Kiliseler eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler alanlarında iz bıraktı. Kiliselere bağlı okullar ve tesisler de modern Sudan kentlerinin tarihinin ve sivil toplum yapısının oluşumunun bir parçası haline geldi.

Durumdaki değişiklikler

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan habere analize göre İnsan hakları avukatı Ahmed Nureddin, Sudan’daki Hristiyanların durumunun, ülkenin eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminden bu yana yaşadığı dönüşümlerden ayrı değerlendirilemeyecek. Nureddin, o dönemde ibadet özgürlüğünün sınırlı ölçüde tanınmasına rağmen kiliselerin inşası ve tescili konusunda çeşitli uygulama kısıtlamalarının bulunduğunu, bunların kiliselerin kapatılması, yıkılması ve mülklerine el konulmasının yanı sıra dini kurumların işlerine müdahaleye kadar uzandığını belirtti.

Nureddin, Beşir’in 2019’da devrilmesinin, dini özgürlüğün yasal çerçevesini iyileştiren hukuki ve anayasal reformların önünü açtığını, ancak bu kazanımların kırılganlığını koruduğunu ifade etti. Üç yılı aşkın süredir devam eden savaşın ise söz konusu kazanımları zayıflattığını belirten Nureddin, çatışmaların tehdidi idari kısıtlamalardan Hristiyanların ve ibadethanelerinin hayatını doğrudan tehlikeye atan risklere dönüştürdüğünü kaydetti. Bu durumun özellikle Hartum, Omdurman, Bahri, Vad Medeni, Nuba Dağları ve diğer bölgelerde görüldüğünü aktardı.

İnsan hakları raporlarının kiliselerin yağmalandığını, işgal edildiğini ve bazılarının askeri amaçlarla kullanıldığını belgelediğini belirten Nureddin, din adamları ve ibadet eden kişilere yönelik saldırıların yanı sıra, bazı kişilerin ibadethanelerini terk etmeye zorlandığını söyledi. Savaşın başlamasından yalnızca iki gün sonra Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) ilk kilise saldırısını Hartum’un merkezindeki Anglikan Katedrali’ne düzenlediğini aktaran Nureddin, savaşın başlamasından bu yana 150’den fazla kilisenin zarar gördüğünü, yağmalandığını veya yıkıldığını, başka tahminlere göre ise 165’ten fazla kilisenin kapatıldığını ifade etti.

Nureddin, tehlikenin yalnızca binaların yıkılmasıyla sınırlı olmadığını, kiliselerin yerinden edilmiş kişilere ve en savunmasız kesimlere sağladığı koruma ve hizmet ağlarının da parçalanmasına uzandığını belirtiyor. İhlallerin belgelenmesi ve uluslararası misyon aracılığıyla soruşturulmasının hesap verebilirliğin sağlanması, mağduriyetlerin giderilmesi ve ihlallerin tekrarlanmasının önlenmesi açısından gerekli olduğunu vurgulayan Nureddin, misyonun finansmanındaki eksikliğin giderilmesi çağrısında bulundu. Nureddin, adaletin savaş sonrasına bırakılacak bir süreç değil, din özgürlüğünü ve hukuk önünde eşitliği koruyan bir devletin yeniden inşası için bir ön koşul olduğunu ifade etti.

Nureddin’e göre kiliselerin savaşın ortasında barınma ve yardım sağlamayı, aynı zamanda barış çağrısı yapmayı sürdürmesi, kiliselerin varlığının çatışmalara rağmen kırılmadığını gösteriyor. Bu rolün korunması için kurumların yeniden inşa edilmesi, ibadethanelerin güvenliğinin sağlanması ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün güvence altına alınması gerektiğini belirten Nureddin, gelecek dönemin kimlik temelinde belirli grupların korunmasına değil, eşit vatandaşlık ilkesine dayanması gerektiğini söyledi.

Endişelerin artması

Sudan Evanjelik Mezhepler Konseyi Başkanı Rafat Samir, savaşın Hristiyanları Sudanlıların yaşadığı insani felaketin dışında bırakmadığını, aksine Hristiyanların kendilerine yönelik tehditlerin yanı sıra nüfusun geri kalanını etkileyen yerinden edilme, açlık, güvensizlik ve geçim kaynaklarının çökmesi gibi aynı risklerle karşı karşıya kaldığını söyledi.

Samir, Sudan’ın Dünya İzleme Listesi’nde bir sıra yükselmesinin Hristiyanların durumuna ilişkin endişelerin arttığını gösterdiğini belirtti. Savaşın devam etmesinin güvenlik alanında bir boşluk oluşturduğunu, bunun da hukukun üstünlüğünü zayıflatırken cezasızlık alanını genişlettiğini ifade eden Samir, bu durumun silahlı grupların Hristiyanları şiddet ve şantaj da dahil olmak üzere çeşitli yöntemlerle hedef almasına imkân sağladığını kaydetti. Saldırıların artık yalnızca kırsal bölgelerle sınırlı kalmadığını, kiliselerin ve yerleşik Hristiyan topluluklarının bulunduğu kentlere de yayıldığını söyledi.

Samir’e göre savaşın yol açtığı zarar, kiliselerin ve mülklerin yıkılmasının ötesine geçerek önceki yıllarda dini özgürlük ortamında sağlanan iyileşmeleri de zayıflattı. Buna karşılık bazı kesimlerin savaş koşullarından yararlanarak Hristiyanların zulme uğradığını ileri sürmeye çalıştığını belirten Samir, ancak gerçekte ‘zulüm’ söyleminin abartıldığını ve bunun bazı grupların Avrupa’ya daha kolay göç etmesinin önünü açmak amacıyla yapıldığını savundu.

cdfgthyj
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Malik Agar (SUNA)

Ona göre Hristiyanların karşı karşıya olduğu zorluk, Sudan’daki daha geniş çaplı krizden ayrı değerlendirilemez. Açlık, yerinden edilme, hizmetlerin çökmesi ve güvenliğin ortadan kalkması karşısında dini korumanın tek başına bir anlam taşımadığını belirten Samir, bu nedenle ibadethanelerin korunmasının sivillerin güvenliğinin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesiyle birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti. Samir’e göre bunlar, Hristiyan toplulukların ve Sudan toplumunun diğer unsurlarının güvenlik ve barış içinde varlığını sürdürebilmesi açısından birbirine bağlı koşulları oluşturuyor.

Samir’e göre bu tablo içinde kiliseler, savaşın bedelini ödeyen Sudan toplumunun dokusunun bir parçası olarak öne çıkıyor. Kiliselerin barış çağrısı, halkın günlük ihtiyaçları, güvenin yeniden tesis edilmesi, uzlaşının önünün açılması ve yerinden edilenlerin güvenli ve onurlu bir şekilde geri dönebilmeleri için gerekli koşulların oluşturulmasıyla iç içe geçiyor.

Koşullu umut

Sudan’daki Hristiyanların geleceği, özünde Sudan toplumunun tamamının geleceğinin bir parçası olmayı sürdürüyor. Savaşın ardından toparlanma gerçekleşmeden, Hristiyanların güvenliğinin savaşın enkazı üzerine inşa edilmesi mümkün değil. Hristiyanlar da diğer Sudanlılar gibi savaşın yol açtığı yerinden edilme, kayıplar, yoksulluk, eğitim ve çalışma hayatının yanı sıra temel hizmetlerdeki aksamaların bedelini ödedi. Bazı bölgelerde ise kiliselerin ve ibadethanelerin güvenliği, yerel toplulukların varlığını sürdürmesi ve dini ayinlerini gerçekleştirme ve kendi varlıklarını koruma kapasitesiyle ilgili ek endişeler ortaya çıktı.

Savaştan sonra Hartum’a dönen ve çehresi değişen kent merkezinde ayakta kalan bir kiliseyi ziyaret eden Tirza Nikola, dönüşünün henüz tamamlanmış bir dönüş olmadığını söyledi. Nikola, “Aile fertlerimizden bazılarını kaybettik. Onların hayatımızdaki yokluğuna dayanamayabiliriz. Ayrıca onlarca yıldır aynı mahallede birlikte yaşadığımız diğer komşularımızı ve Müslüman kardeşlerimizi de özlüyoruz” dedi. Buna rağmen umudunu kaybetmediğini belirten Nikola, “Günümüzü yaşıyor, çocuklarımızı korumaya çalışıyor, kiliseye gidiyor ve ticari faaliyetlerimizi yeniden canlandırmaya çalışıyoruz. Çünkü savaş sahip olduğumuz her şeyi yok etti” ifadelerini kullandı. Hartum’da savaşın sona ermesinin önemli bir adım olduğunu, ancak bunun savaşın yol açtığı etkilerin sona erdiği anlamına gelmediğini söyledi.

Nikola, umudun yalnızca bir temenni olarak kalamayacağını belirterek, Hristiyanların geleceğinin de diğer Sudanlıların geleceği gibi istikrarlı bir barışa, hukukun üstünlüğünün koruduğu güvenliğe, yerinden edilenlerin güvenli şekilde geri dönmesine, ailelerin yeniden bir araya gelmesine, okulların ve hastanelerin yeniden açılmasına, geçim kaynaklarının yeniden tesis edilmesine ve kiliseler ile evler dahil tüm ibadethanelerin onarılmasına ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Tüm bunlardan önce ise insanlar arasındaki güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

Umudun hâlâ mümkün olduğunu ancak bunun bazı koşullara bağlı bulunduğunu söyleyen Nikola, güvenli bir kilisede dua edebileceği, çocuklarının korku yaşamadan büyüyebileceği ve yerinden edilenlerin Hartum’a dönüşünün yalnızca geçmişteki hayatlarını yeniden kurma çabası değil, tam anlamıyla bir yaşama dönüş olacağı günü beklediğini dile getirdi. Nikola, “Bu dilek mütevazı görünse de gerçekçi olmaya devam ediyor. Gerçekleşmesi, barışın yalnızca ateşkesin geçici olarak durması değil, insanın ve onurunun günlük yaşamda korunması haline gelmesiyle başlayacak” dedi.


Irak, Bağdat Havalimanı’ndaki ABD güçlerinin ana karargâhını teslim aldı

Bağdat'ta görev yapan Iraklı bir polis memuru (AP)
Bağdat'ta görev yapan Iraklı bir polis memuru (AP)
TT

Irak, Bağdat Havalimanı’ndaki ABD güçlerinin ana karargâhını teslim aldı

Bağdat'ta görev yapan Iraklı bir polis memuru (AP)
Bağdat'ta görev yapan Iraklı bir polis memuru (AP)

Irak Güvenlik Medya Kurulu Başkanı Korgeneral Saad Maan, Irak’ın Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki ABD güçlerinin ana karargâhını teslim almasının ve Türkiye ile Musul’un Ninova vilayetindeki Başika Üssü’nde bulunan Türk askeri güçlerinin çekilmesi konusunda anlaşmaya varılmasının, karşılıklı saygı temelinde ve Irak’ın karar alma bağımsızlığını koruyacak şekilde uluslararası ortaklarla güvenlik iş birliğinin sürdürülmesinin mümkün olduğunu gösterdiğini söyledi.

Maan, bugün (Pazartesi) devlet medyasına yaptığı açıklamada, “Hükümet artık ülke topraklarındaki askeri ve güvenlik varlığının niteliğini belirleme konusunda en üst söz ve münhasır yetkiye sahip” dedi.

Irak’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün güçlendirilmesinin yanı sıra güvenlik dosyasının bağımsız şekilde yönetilmesinin ülkenin istikrarının temel dayanağını oluşturduğunu belirten Maan, bunun Irak’ın bölgesel ve uluslararası ilişkilerini daha geniş ve verimli iş birliği ufuklarına taşıyacağını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan  aktardığı habere göre Maan, Irak’ın güvenlik dosyasındaki bağımsızlığının güçlendirilmesinin ülkenin bölgesel ve uluslararası ilişkilerinin geliştirilmesine de katkı sağlayacak.

Irak’ın bu ayın 30’unda, DEAŞ’la mücadelede Irak’a destek veren uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği sürecini sonlandırması ve koalisyona bağlı muharip güçlerin ülkedeki varlığına son vermesi bekleniyor.

Bağdat’ın ardından koalisyonun bazı ülkeleriyle ikili anlaşmalara dayalı ilişkiler geliştirmesi ve güvenlik güçlerinin silahlandırılması, eğitilmesi ve karşı karşıya olduğu tehditlere hazırlık düzeyinin artırılmasına yönelik programları bu çerçevede sürdürmesi planlanıyor.


Sina’daki Mısır demiryolları İsrail’de endişeye yol açtı

Mısır’daki demiryolu hatları (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)
Mısır’daki demiryolu hatları (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)
TT

Sina’daki Mısır demiryolları İsrail’de endişeye yol açtı

Mısır’daki demiryolu hatları (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)
Mısır’daki demiryolu hatları (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)

Mısır Ulaştırma Bakanı Kâmil el-Vezir’in Sina Yarımadası’na gerçekleştirdiği ve Mısır hükümetinin Sina’yı Süveyş Kanalı kıyısındaki kentlere bağlamak amacıyla inşa ettiği demiryolu hattını incelediği ziyaretin üzerinden birkaç gün geçmesinin ardından, İsrail basınında yeni ulaşım ağlarına ilişkin endişeler dile getirildi. İsrail basınında, söz konusu projelerin “Mısır’ın sınırdaki varlığını güçlendirdiği” öne sürüldü.

Mısırlı uzmanlar ise İsrail’den gelen iddiaların, İsrail’deki genel seçimlere yaklaşık bir ay kala aşırı sağcı hükümet tarafından yürütülen medya stratejisinin uzantısı olduğunu savundu. Uzmanlara göre bu yayınlar, İsrail’in çevresindeki bölgelerden geldiği öne sürülen “düşmanlıklara” karşı koyabilecek güçlü bir hükümete ihtiyaç olduğu algısını oluşturmayı amaçlıyor. Uzmanlar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, Sina Yarımadası’nın güvenliğini sağlamayı hedefleyen Mısır’ın kalkınma projelerinin, “İsrail’in yayılmacı emelleriyle çelişen” bir gelişme olarak görüldüğünü belirtti.

Kalkınma projeleri

İsrail merkezli Natsiv Net platformu, Sina’daki 500 kilometrelik demiryolu projesinin Mısır’ın lojistik merkezlerini yarımadanın iç kesimlerine ve Taba’ya kadar bağlayacağını belirterek, projenin Tel Aviv’de “stratejik endişeye” yol açtığını yazdı. Platform, bunun “salt sivil altyapı projesinin ötesine geçen dramatik bir dönüşüm” olduğunu öne sürdü.

Platforma göre İsrail tarafındaki endişeler, “potansiyel lojistik ve askeri boyut” üzerinde yoğunlaştı. Haberde, demiryolunun “çöl yollarındaki kamyon taşımacılığına kıyasla çok daha kısa sürede büyük miktarlarda ekipman, malzeme ve personel taşıma kapasitesine sahip olduğu” ifade edildi.

Mısır Ulaştırma Bakanı Kâmil el-Vezir, 18 Eylül’de toplam uzunluğu 500 kilometre olan ve Süveyş Kanalı kentleri Süveyş, İsmailiye ve Port Said’i Sina’ya bağlayan demiryolu hattını inceledi. Vezir, Ariş ve Taba limanlarının kuru limanlar ve lojistik bölgeler üzerinden birbirine demiryolları ve otoyollarla bağlanacağını belirtti.

Mısır, Sina’nın farklı bölgelerinde kalkınma projelerini sürdürüyor. Hükümet, son yıllarda bölgede bir “atılım” yaşandığını ifade ediyor. Başbakan Mustafa Medbuli, 2023’ün sonunda yaptığı açıklamada, hükümetin 10 yıl içinde Sina’daki kalkınma projelerine 600 milyar Mısır lirasından (yaklaşık 11,6 milyar dolar) fazla harcadığını söyledi. Bu yatırımlar altyapı, yollar, konut, su ve tüneller başta olmak üzere çeşitli alanları kapsıyor.

hn
Sina Yarımadası'nda yeni demiryolu hatlarının inşaat çalışmaları (Mısır Ulaştırma Bakanlığı)

Mısır makamları, Ekim 2024’ün başlarında, Kuzey Sina vilayetine 50 yıl sonra ilk yolcu treninin ulaşmasını kutladı. Bu seferler, vilayeti Mısır’ın diğer bölgelerine bağlayan Ariş-Taba koridoru projesi kapsamında gerçekleştirildi. Mısır Ulaştırma Bakanlığı o dönemde, 100 kilometrelik Ferdan-Bir el-Abd demiryolu hattında trenlerin deneme seferlerinin başladığını duyurmuştu.

Mısır Ulaştırma Bakanlığına göre Ariş-Taba koridoru, Mısır’ın bölgesel bir lojistik ve transit ticaret merkezine dönüşmesine katkı sağlayacak entegre uluslararası lojistik koridorlardan biri olacak.

Seçim öncesi atmosfer

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Semir Ferec, İsrail basınının “İsrail kamuoyunu farklı yönlerden gelen tehditler konusunda korkutmaya ve genel seçimler öncesinde seçmenlere güçlü bir hükümete ihtiyaçları olduğu izlenimini vermeye çalıştığı” değerlendirmesinde bulundu. Ferec, mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu’nun da kendilerini koruyabilecek lider olarak gösterildiğini belirterek, “Seçim tarihi yaklaştıkça bu tür haberlerin sıklığı artıyor” dedi.

Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail medyasının “Netanyahu hükümetine hizmet etmek amacıyla krizler yaratmaya çalıştığını” savundu. Mısır’ın bunun farkında olduğunu ve Sina’yı ulusal güvenliğin korunmasına hizmet edecek şekilde geliştirdiğini belirten Ferec, demiryolu hatlarının inşa edilmesinin kalkınma planlarının hızlandırılmasına katkı sağladığını ifade etti.

Mısır Ulaştırma Bakanı’na göre demiryolu hattı “ulaşım ve lojistik sistemini destekleyecek, yolcu ve yük taşımacılığına hizmet edecek. Ayrıca fabrikaların ülke genelindeki demiryolu ağına bağlı hatlarla birbirine bağlanması yoluyla Sina’daki yerleşim, sanayi ve madencilik merkezlerine hizmet verecek.”

Mağduriyet söylemi

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve İskenderiye Üniversitesi’nde İbrani Çalışmaları Profesörü Ahmed Fuad Enver, İsrail’in Mısır’a her zaman askeri bir perspektiften baktığını belirtti. Enver’e göre İsrail, Mısır’ın ekonomi, kentleşme ve kalkınma dâhil olmak üzere kapsamlı anlamda güçlenmesinin kendisi açısından tehdit oluşturacağına inanıyor.

Enver, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İsrail daha önce Sina’yı Nil Vadisi’ndeki vilayetlere bağlayan tünellerin askeri amaçlarla kullanılabileceğini, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan demiryollarının da aynı amaçla değerlendirilebileceğini öne sürdü. Bu nedenle karalama amacı taşıyan medya kampanyaları yürütülüyor. Ancak bu durum, bölgesel açıdan etkili bir devlet olarak Mısır’ın kapsamlı kapasitesine ilişkin İsrail’deki kaygıyı gösteriyor” dedi.

Natsiv Net platformunun haberine göre İsrail, “Sina’daki herhangi bir Mısır kaynaklı yapısal veya demografik gelişmeyi, gelecekte bu sivil gelişmenin baskı aracına veya askeri lojistik avantaja dönüşebileceği endişesiyle yakından istihbarat takibi gerektiren stratejik bir değişken” olarak değerlendiriyor.

İsrail basını daha önce de Kuzey Sina’daki Cora Havalimanı’nda gerçekleştirilen genişletme çalışmalarına ilişkin uyarılarda bulunmuş ve bu çalışmaların amacının “İsrail hedeflerine havadan ulaşma süresini birkaç dakikaya indirmek ve böylece İsrail’in güvenliğini tehdit etmek” olduğunu öne sürmüştü.

Eski Ulusal Savunma Koleji Başkanı Tümgeneral Muhammed el-Gubari ise İsrail’in Sina sınırında bulunmasının, kalkınma çalışmalarının hızlandırılmasını gerektirdiğini söyledi. Gubari, Mısır’ın onlarca yıl boyunca çeşitli savaşlar yaşadığını, yaklaşık on yıl önce terörle mücadelede önemli başarılar elde ettiğini ve bunun Sina’nın kalkınmasını kuzeydoğu sınırlarından gelebilecek tehditlere karşı dayanıklılığı artıracak öncelikli bir alan hâline getirdiğini belirtti.

Gubari, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İsrail’in yayılmacı yaklaşımı, sınırlarının yakınında ele alınması gereken bir tehdit bulunduğu yönündeki mağduriyet söylemini sürekli olarak gündeme getiriyor. Sina’nın kalkındırılması ise bölge ülkelerinin aleyhine genişleme çıkarlarına hizmet etmiyor” ifadelerini kullandı.