İslami Cihad Hareketi içinde neler oluyor?

İran, İslami Cihad Hareketi için finansman ve teçhizat konularında en büyük destekçisi olmaya devam ederken hareketin karar alma bağımsızlığı yok

İslami Cihad'ın askeri olarak Hamas kadar mühimmatı ve uzun menzilli füzesi bulunmuyor (AFP)
İslami Cihad'ın askeri olarak Hamas kadar mühimmatı ve uzun menzilli füzesi bulunmuyor (AFP)
TT

İslami Cihad Hareketi içinde neler oluyor?

İslami Cihad'ın askeri olarak Hamas kadar mühimmatı ve uzun menzilli füzesi bulunmuyor (AFP)
İslami Cihad'ın askeri olarak Hamas kadar mühimmatı ve uzun menzilli füzesi bulunmuyor (AFP)

Tarık Fehmi
İslami Cihad hareketi ile İsrail arasındaki son çatışma bittiğinde ortaya, “İslami Cihad Hareketi’nin içinde neler oluyor? Hareket, neden İsrail ile tek başına karşı karşıya geldi?  Hamas gerçekten İslami Cihad’ı yalnız bıraktı mı?” soruları çıktı. Özellikle İslami Cihad’ın İsrail ile karşı karşıya gelmesi öncesindeki süreç, gerek Filistinli gruplar düzeyinde gerekse Hamas düzeyinde olsun, İslami Cihad’ın Filistinli güçlerle ilişkileri çerçevesinde mevcut ve mümkün olandan tamamen farklı hale geldi. Bu da İsrail ile bir sonraki çatışmanın, diğer tüm Filistinli güçler açısından İslami Cihad ve Hamas’ın konumuyla ilgili birçok kritik gelişmenin etkisinde olacağına işaret ediyor.

Devam eden gerginlikler
İslami Cihad Hareketi içinde karar verme konusunda süregelen bir gerginlik söz konusu. Bu gerginlik, İslami Cihad Hareketi'nin kurucularından eski Genel Sekreteri Ramazan Şallah’ın vefatından sonra yerine Ziyad en-Nehhale’nin seçilmesinden ve o dönemden bu yana bazı kişilerin rollerinin artmasından sonra, hareketin bölgesel taraflarla ve özellikle İran’la olan ilişkileri ve iç dosyaların yönetimindeki farkla gün yüzüne çıktı.
Bu durum, İsrail ile yakın zamanda yaşanan çatışmadan önceki gerilime ve gerginliğe yansıdı. Hareket içindeki iki kamp arasında görüş ayrılığı söz konusu. Bu kamplardan ilki, İsrail’in hareketin liderlerine yönelik tutumlarına, güvenlik takviyelerine ve çatışmaların ilk saatlerinde gerçekleşen suikastlara cevaben çatışmaya girilmesi ve hareketin istikrara kavuşan siyasi ve güvenlik çevrelerinde uyguladığı ateşkes politikasının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyor.  İkinci kamp ise Filistin direnişi çerçevesinde Filistinli gruplar ve Hamas Hareketi ile koordineli olarak hareket edilmesi ve Gazze Şeridi içinde sürekli iletişim halinde olunması gerektiğine inanıyor. Eğer bu kamp halen varlığını sürdürüyorsa ve İsrail ile çatışmama ve hareketin mevcut sahneyi okumaya çalışırken elde edilen başarılarla yetinmesi eğilimindeyse bu grubun desteği, birkaç gün süren çatışmanın yönetiminde medyadaki ve siyaset sahnesindeki pazarlananlara rağmen artık sahada değil. Hareket, İsrail'in kontrolündeki yanlış bilgi savaşı çerçevesinde çoğu doğru olmayan yorumlarda bulundu. Bazı yorumlar, hareket içindeki karar vericilerden habersiz yapıldığı için geri çekildi.

Özel konumlar
İslami Cihad içinde olup bitenler, siyaset ve güvenlik alanlarında, İslami Cihad içinde tıpkı Hamas’ta olduğu gibi sonuçları kamuoyuna duyurulmayan, sadece seçimlerin yapıldığının açıklanmasıyla yetinilen seçimlerin sonuçlarıyla ilişkili.
İslami Cihad Hareketi, mevcut aşamada Gazze Şeridi'ndeki bölgelerin üyelerini ve liderlik kadrosunu seçmek için tarihinde ikinci kez seçimler düzenledi.  Hareket, her bölge için bir başkan ve yedi üye seçerek Gazze Şeridi'ndeki beş bölgede seçimleri yeniledi. Hareket aynı zamanda tüm seçim süreci sistemini de değiştirdi ve oy kullanmasına izin verilenler ile adaylar için yeni koşullar belirledi.
Son dönemde yaşanan bu değişikliklerin, hareket içinde yeni eğilimleri ortaya çıkardığı ve özellikle Genel Sekreter Ziyad en-Nehhale’nin hareketin Genel Şura Konseyi seçimlerine kadar görevine devam etmesi kararından sonra daha fazla ortaya çıkan istikrarsızlığa rağmen, hareket bir belirsizlik durumuyla karşı karşıya gelse ve daha önce bu eğilimleri açıklamamış olsa bile varlığını sürdüreceği kesin.
Genel Şura Konseyi seçimlerinin önümüzdeki Kasım ayında yapılması planlanıyor.  Hareketin kurumlarında istikrar sağlamaya ve hareketin önde gelen isimlerinin İslami Cihad’ın diğer Filistinli gruplarla, özellikle Hamas'la ve İran'la olan ilişkilerini yönetmesiyle ilgili olan ve bir yanda İsrail, diğer yanda Filistin Yönetimi ile ilgili konulara değinilen bir takım çekincelerini artırmamaya çabalayan Genel Sekreter Nehhale’nin görevine devam etmesi bekleniyor. Söz konusu çekinceler, başta İsrail iç istihbarat servisi Şin Bet'in artan güvenlik önlemlerinin hareketi genel politikalarını gözden geçirmeye zorlaması ve İslami Cihad’ın Gazze Şeridi’nin güvenliğinden sorumlu Hamas gibi bağımsız olduğunu teyit etmek istercesine son çatışmaya tek başına girmesi olmak üzere, birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Bağımsızlığını teyit etmeye yönelik bu adımından sonra artık hareketin her kararı Hamas ya da Filistinli diğer grupların genel konumuna değil, kendisine ait özel bir konuma bağlı olacaktır.
Ateşkes anlaşmalarının, uluslararası herhangi bir izleme mekanizmasının olmaması nedeniyle çökmesi, İsrail'e taviz vermesi ve ateşkes şartlarını uygulaması için baskı yapacak hiçbir dış gücün olmaması dikkat çekici. Bu yüzden Nablus ve Cenin'deki güvenlik istikrarsızlığı çerçevesinde ateşkesin devam edip etmediğini teyit etmek mümkün değil.

İran hamleleri
Zaman zaman hem İslami Cihad hem de Hamas ile bağlantılı girişimler ve İran'ın iki hareketi tek bir sistemde toplayıp birlikte çalışmak üzere birleştirme girişimleri oldu. İki hareket arasında ortak toplantılar yapıldıysa da hiçbir sonuca ulaşılamadı. Hatta İran, İslami Cihad Hareketiyle rekabet edebilmek ve ana hareket üzerindeki kontrolünü daha da sıkılaştırmak amacıyla Gazze Şeridi'ne ‘Sabirun Hareketi’ adlı grubu konuşlandırmaya başladı. Böylece İran'ın finansman ve mühimmatla hareketin İslami Cihad’ın en büyük destekçisi olduğu ve öyle kalacağı mesajı verildi. Bu da İslami Cihad’ın karar alma bağımsızlığı olmadığını doğruluyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu durum, Filistinlilerin kimseye boyun eğmediklerini vurgulayan İslami Cihad lideri tarafından gözden geçirilmeli.
Genel Sekreter Ziyad en-Nehhale’nin Lübnan, İran, Hizbullah ve Filistinli direniş gruplarına teşekkür ve takdirlerini ifade etmek için dışarı çıkması, ancak ateşkese katkıda bulunan ülkelere teşekkür etmemesi dikkatlerden kaçmadı. Bu bağlamda iç içe geçmiş ilişkileri sonucunda, iç ve bölgesel gelişmelerle karşı karşıya kalacağı ve bu meselenin önümüzdeki dönemde masaya yatırılacağı mesajı çıkarılabilir. Bu mesele, özellikle hareketin önümüzdeki süreçteki öncelikleri ve görevleri ile ilgili olduğundan ve yenilenmeye ihtiyaç duyduğundan hareketin çok yönlü çalışacağı ve Filistin'in iç kesimlerinde ve özellikle Gazze Şeridi'nde çalışmalarını sürdüreceği anlaşılabilir.
İslami Cihad Hareketi, askeri olarak, Hamas gibi çok sayıda uzun menzilli füzeye sahip değil. Küçük silahlar, havan ve tanksavar füzelerinden oluşan büyük bir cephaneliğe ve Seraya el-Kudüs (Kudüs Tugayları) adıyla bilinen bir askeri kanada sahip.
İslami Cihad Siyasi Büro üyeleri Dr. Muhammed El-Hindi, Ahmed el-Mudallal, Halit el-Battaş, ve Hayder Habib ile İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen ve  Suriye'de yaşayan, hareketin askeri kanadının komutanı Ekrem Acuri gibi önümüzdeki dönemde önemli bir rol oynayacak önde gelen isimlerin olması dikkat çekici.
İslami Cihad ve Hamas arasındaki ilişkiler, Hamas’ın İslami Cihad’ı siyasi cephede yalnız bıraktığı için değil, Hamas’ı İsrail’in çatışmanın dışında tutmayı başarması ve Filistinli tüm grupların tek başlarına hareket edebileceği tehlikeli bir emsal oluşturması nedeniyle zarar görebilir. Bu emsal aynı zamanda Gazze Şeridi'nde bundan böylece angajman kurallarının değişeceğini, Filistinli grupların da içinde bulunduğu tek bir iç kısımdan bahsetmenin söz konusu olmadığını ve çeşitli senaryolarla karşı karşıya kalacağını ortaya koyuyor.
Bu yüzden Filistin, özellikle yeni angajman kurallarının herkesi kapsaması çerçevesinde yaşanacaklarla karşı karşıya kalacak. Hamas'ın İsrail ile ilişkilerinin düzenlenmesi, ateşkesin güçlendirilmesi, hareketin kurumlarının sağlamlaştırılması ve abluka altındaki Gazze Şeridi sakinlerinin ve işçilerin İsrail'e ve diğer bölgelere geçebilmesi gibi konular da dahil olmak üzere, önemli gelişmeler yaşanması ve bunun her iki taraf için de daha fazla siyasi ve güvenlik istikrarına katkıda bulunması bekleniyor.
Yukarıda geçen konular ve diğer dosyalar Hamas'ı meşgul edecek. Özellikle Kudüs'te ve başta Cenin, Nablus ve Ramallah olmak üzere Batı Şeria'daki şehirlerde gerginliğin körüklenmesinin yanı sıra cephelerin birbirine bağlanması ve iç içe geçmesi durumunda daha fazla istikrarsızlığa yol açabilecek, daha zorlu karışıklıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu durumda Hamas, önümüzdeki dönemde İslami Cihad hareketi ile karşı karşıya gelebilir. İsrail, her ne kadar Hamas’ı kışkırtsa da önümüzdeki dönemde olabileceklere dair korkusuyla birlikte böyle bir çatışmanın patlak vermesini bekliyor.

Notlar
En önemlisi ve en tehlikelisi Hamas ve İslami Cihad arasındaki ilişkilere zarar vermek olan bir takım senaryolarla karşı karşıya kalacağız. Böylece başta çatışmanın merkezinde yer almasından ötürü İslami Cihad Hareketi olmak üzere Filistinli grupların, tutumlarını birleştirmeleri ve aralarında kavga etmemeleri gerektiği bir kez daha anlaşılacak. Bu da özellikle Filistinli grupların birliklerinden ödün verme olasılığına dayanan belirli bir senaryo ile karşı karşıya olduğumuz anlamına geliyor.
İkinci senaryo ise İsrail'le yeni bir çatışma yaşanması durumunda, Hamas ile İslami Cihad arasındaki ilişkiyi kısa vadede yeniden tesis etme ihtimallerine dayanıyor.  Bu mümkün olabilir.  Hamas Hareketi, uyumu ve koordinasyonu yeniden tesis etmeye çalışıyor. Her ne kadar bu mesele, Hamas’ın İsrail’e yönelik başlıca öncelikleri ve mevcut siyasi sahneyi yönetme konusundaki tercihini diğer her türlü düşünceyle karşı karşıya getirse de bu, söz konusu önceliklerin neler olacağına dair şüphelerin ve güvensizliğin devam edeceği anlamına gelebilir. Bu öncelikler, siyasi, güvenlik ve stratejik seçeneklerle birlikte sıralanabilir. Mevcut güvenlik durumuyla ilgili olarak son zamanlarda meydana gelenlerin kanıtladığı üzere, Hamas'ın gerçekçiliğine ve reformist ideolojisine bağlı bu konuyu diğer seçeneklerin önüne geçirecek bir algı söz konusu.
Hamas ve İslami Cihad arasındaki ilişkiler düzenli bir şekilde devam edecek. İki grubun, aralarında herhangi bir çatışmaya girmeleri ihtimali oldukça zayıf olsa da asıl mesele, her birinin olup bitenlerle ilgili görüşünün, İsrail'in anlaşma mekanizmaları ve Hamas’ın hedefleri doğrultusunda onu İslami Cihad’dan ayırma çabasıyla ilişkilendirilecek olması.  İsrail’in istihbarat değerlendirmelerine göre İslami Cihad Hareketi’ni kuşatmak, siyasi ve güvenlik önceliklerinin başında yer almaya devam edecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.