Trump’ın konutuna baskın yapan FBI neden şüphelerin odağında?

FBI'ın köklü bir siyasi müdahale geçmişi olduğu iddia ediliyor.  FBI, ABD güvenlik servisleri arasında soruşturma yetkisi en geniş olanı. (AP)
FBI'ın köklü bir siyasi müdahale geçmişi olduğu iddia ediliyor. FBI, ABD güvenlik servisleri arasında soruşturma yetkisi en geniş olanı. (AP)
TT

Trump’ın konutuna baskın yapan FBI neden şüphelerin odağında?

FBI'ın köklü bir siyasi müdahale geçmişi olduğu iddia ediliyor.  FBI, ABD güvenlik servisleri arasında soruşturma yetkisi en geniş olanı. (AP)
FBI'ın köklü bir siyasi müdahale geçmişi olduğu iddia ediliyor. FBI, ABD güvenlik servisleri arasında soruşturma yetkisi en geniş olanı. (AP)

Tarık eş-Şami 
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, Florida’da bulunan konutunun 8 Ağustos’ta Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ajanları tarafından aranmasından bu yana Cumhuriyetçi siyasilerin çoğu FBI’ı hedef aldı. Cumhuriyetçiler, Federal Soruşturma Bürosu’nun ABD’nin imajını sarstığını, siyasi olarak güdümlü olduğu için bir utanç kaynağı ve güvenilmez olduğunu savundu. Bazıları FBI’ın feshedilmesini ya da finansmanının kesilmesini dahi talep etti.  
Öte yandan Demokratlar ve liberal çizgideki medya kuruluşları, özellikle Ohio'daki FBI ofisine yapılan saldırının ardından ABD devlet kurumlarının hedef alınmaması konusunda uyardı. Bazıları ise olup bitenleri, eksantrik bir cumhurbaşkanı ile ülkenin istihbarat ve kolluk kuvvetleri arasındaki yılların kargaşasının bir uzantısı olarak yorumladı. FBI nedir, rolü nedir ve tüm bu kafa karışıklığı neden yaşanıyor?  

FBI nedir, görev ve yetki alanları nelerdir?  
Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Amerika Birleşik Devletleri'nin iç istihbarat ve güvenlik servisidir.  
ABD Adalet Bakanlığı yetki alanı altında çalışan başlıca Federal kolluk kuvveti organizasyonu olan FBI ABD İstihbarat Topluluğu'nun bir üyesidir. Adalet Bakanı'na ve Ulusal İstihbarat Direktörü'ne rapor verir. FBI’ın ilk harfi ‘federal sisteme’ atıfta bulunur ve ABD ulus devletini temsil eder. FBI’ın resmi sitesine göre, bu kuruluş bir ulusal polis gücü değil, Amerika Birleşik Devletleri'nin karşı karşıya olduğu en ciddi güvenlik tehditlerini ele almak için dünyadaki birçok ortakla yakın işbirliği içinde çalışan bir ulusal güvenlik örgütüdür. FBI, ABD vatandaşlarını korumakla yükümlüdür, aynı zamanda hem istihbarattan hem de cezai soruşturmadan sorumludur. Yani tutuklama ve ceza verme yetkisi vardır. FBI'ın 200 kategoriden fazla federal suç üstünde soruşturma ve yargılama yetkisi bulunmaktadır, ayrıca kanunun tenfizi için diğer yargı birimlerine yardımcı olur. FBI'ın soruşturma yetkisi, tüm ABD federal kolluk kuvvetleri arasında en geniş olanıdır. Görevleri arasında, ABD'yi terör, yabancı istihbarat operasyonları, siber saldırılar ve casusluktan korumak ve ulusal güvenliğin temin edilmesi vardır. Ayrıca yolsuzlukla mücadele etmek, sivil hakları korumak, suç organizasyonlarıyla mücadele etmek, önemli şiddet suçlarını araştırmak, Federal eyalet sistemi içinde yer alan yerel kuruluşlara, parmak izi, veri tabanı araması gibi konularda yardımcı olmak da görevleri arasındadır.  
Başsavcı, Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı işlenen suçları tespit etmek ve kovuşturmak için FBI’a görevli atama yetkisi verir. ABD yasaları resmi bir kurum olan FBI’ın, soruşturma ve tutuklama yapmasına, ateşli silah taşımasına ve federal yasaları korumasına imkan tanır. Büro ayrıca suikastları, adam kaçırmaları ve saldırıları soruşturma yetkisine de sahiptir. Eyaletler arası seyahat edenlere yönelik şiddet suçları gibi sınırlı durumlarda eyalet yasalarının ihlallerini araştırmak için de özel bir yetkisi bulunmaktadır.   

Ne zaman kuruldu? 
ABD Adalet Bakanlığı 1870'de federal yasayı uygulamak ve yargı politikasını koordine etmek için kurulduğunda, kadrosunda daimi müfettişler bulunmamaktaydı, dolayısıyla federal suçları soruşturması gerektiğinde özel dedektiflere itimat ediyordu. Daha sonra, 1865'te ABD Hazine’si tarafından sahteciliği araştırmak için oluşturulan gizli servis ajanları da olmak üzere diğer federal kurumlardan müfettişler tuttu. 26 Temmuz 1908'de Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart'ın kuzeni Savcı Charles Bonaparte, Adalet Bakanlığı'nda soruşturma gücü olarak bir dizi özel ajan atadı. Böylelikle daha sonra Federal Soruşturma Bürosu’na dönüşecek olan, Soruşturma Bürosu (Bureau of Investigation) kurulmuş oldu. Amerikan ‘History-Tarih’ web sitesine göre, Soruşturma Bürosu kanun kaçaklarını soruşturmak için bir dizi atılım gerçekleştirdi, kısa sürede büronun ajan sayısı 300’e yükseldi. Ancak bazı Kongre üyeleri, Soruşturma Bürosu’nun artan yetkilerinin, gücün kötüye kullanımına yol açabileceğinden endişelenmekteydi. Bununla birlikte ABD 1917’de Birinci Dünya Savaşı'na girdiğinde, Soruşturma Bürosu’na, askere alımlarda soruşturma yetkisi tevdi edildi. Ayrıca 1917 Casusluk Yasası'nı ihlal edenleri ve şiddete karıştığından şüphelenilen göçmenleri araştırmakla da görevlendirildi. 
  
Kızıl panik 
FBI'ın genişlemesi ve gelişmesinde ise en önemli rolü eski bir avukat olan John Edgar Hoover üstlendi. George Washington Üniversitesi mezunu Hoover, 1917'de Adalet Bakanlığı'na girdi, iki yıl sonra Başsavcı A. Mitchell Palmer'ın özel yardımcılığına getirildi. 1924'te Soruşturma Bürosu'nun (sonradan Federal Soruşturma Bürosu) Başkan Yardımcılığı'na atandı, yedi ay sonra da Büro’nun Başkanı oldu. Dünyanın en büyük parmak izi kataloğunun yanı sıra seçilen güvenlik görevlilerinin eğitim için gönderildiği FBI Ulusal Akademisi'ni kurdu. Rusya’da ‘Bolşevik Devrimi’nin’ ardından Amerikan işçi hareketinde komünizm ve anarşizmin yayılmasıyla ilgili endişeler ,’Kızıl tehlike’ olarak genel bir endişe duygusunu ateşledi. Hoover ‘Kızıl korku’ sürecinde, 1919-1920 yıllarında federal kolluk kuvvetlerini sertleştirdi ve her bir örgütsel liderin tanımlandığı ‘indeks sistemini’ yarattı. Hoover’in başında olduğu Soruşturma Bürosu 1921’e kadar 450 bin kişiyi fişledi ve komünist olduğundan şüphelenilen 10 bin kişiyi tutukladı. Otoriter yönetimi sık sık eleştiri konusu olan Başsavcı Mitchell Palmer’ın konumu sarsılsa da Hoover bu süreci zarar görmeksizin atlattı. Edgar Hoover 10 Mayıs 1924'te, Kongre tarafından Soruşturma Bürosu’nun başına getirildi. 1930'ların başında, organize suçlarla mücadelesinde önemli başarılar kaydetti. Ünlü suçluları izleyip ele geçirerek FBI'ın Kongre ve ABD kamuoyu tarafından saygı elde etmesini sağladı.
Hoover, yöntem ve uygulamaları nedeniyle eleştiriye uğramasına karşın, FBI'ın disiplinli ve bağımsız bir kimlik kazanmasında belirleyici rol oynadı. 

Dinleme faaliyetleri ve muhaliflerin izlenmesi  
İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte Hoover, karşı istihbarat tekniklerini yeniden canlandırdı ve iç dinleme ve diğer elektronik gözetim faaliyetlerini arttırdı. Savaşın sona ermesiyle birlikte Hoover yönetimindeki FBI, komünist tehditle yüzleşmeye odaklandı ve muhalif olduğu düşünülen milyonlarca Amerikan vatandaşı fişlenmeye başladı. Bu dönemde FBI, Amerikan Karşıtı Eylemler Komitesi ile birlikte yakın bir şekilde çalıştı. İkinci ‘Kızıl Panik’in mimarı Senatör Joseph McCarthy ve Hoover bu dönemde birlikte mesai yaptı. 1956'da Hoover, başlangıçta Amerikan Komünist Partisi'ni hedef alan, ancak daha sonra Amerika'daki herhangi bir radikal örgüte sızmak için genişleyen ‘COINTELPRO’ (Counter Intelligence Program) adlı gizli bir karşı istihbarat programı başlattı. Federal Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen bu program, Amerikan siyasi örgütlerini gözetlemeyi, sızmayı, itibarını sarsmayı ve taciz etmeyi amaçlamaktaydı. COINTELPRO feminist örgütleri, savaş karşıtlarını, sivil hareketleri, ‘Siyah Güç’ hareketi aktivistlerini, çevreci ve hayvan hakları örgütlerini ve Kızılderili hareketlerini hedef aldı. 1960'larda Quintelpro'nun geniş kaynakları Ku Klux Klan gibi tehlikeli ve ırkçı gruplara karşı da kullanıldı, ancak aynı zamanda Afrikalı-Amerikalı sivil haklar örgütlerine ve liberal Vietnam Savaşı karşıtı örgütlerine karşı da faaliyet yürütüldü.  

Nixon’ın korunması 
1969'da medya, kamuoyu ve Kongre, FBI'ın gücünü kötüye kullandığından ciddi bir biçimde şüphelenmeye başlamıştı. Kariyeri boyunca Hoover ilk kez geniş çapta eleştirilmekteydi. Kongre, gelecekteki FBI direktörlerinin atanmasında Senato’nun onayının gerekmesini ve direktörlerin görev süresinin 10 yıl ile sınırlandırılmasını teklif etti. 2 Mayıs 1972'de, ‘Watergate’ skandalı patlamak üzereyken, Hoover kalp rahatsızlığından ötürü hayatını kaybetti. Watergate davası daha sonra FBI'ın Başkan Richard Nixon'ı hakkında yürütülen soruşturmadan yasadışı bir şekilde koruduğunu ortaya çıkardı. Kongre, FBI yetkililerini titizlikle sorguya çekti ve büronun yetkisini kötüye kullandığını ve anayasaya aykırı bir şekilde dinleme ve gözetleme yaptığını ortaya çıkardı. Bu tarihten itibaren Kongre ve medya FBI’ın faaliyetlerine karşı daha temkinli bir tutum sergileyecekti.  

Siyasi müdahaleler
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın evinin FBI tarafından aranması, Cumhuriyetçiler tarafından öfkeyle karşılandı. Cumhuriyetçilerin çoğu, FBI’ın kurulduğu 1930’lu yıllardan bu yana ‘siyasi müdahaleler içinde yer aldığını’ ve bu nedenle ‘güvenilirliğini’ yitirdiğini düşünüyor. Eski New York Vali Yardımcısı Betsy McCaughey, Federal Soruşturma Bürosu’nun geçmişte, şiddet, hile, altama, siyasi müdahaleler ve kanun dışı yollara başvurma konusunda sabıkalı olduğunu belirtti. New York Post için bir makale kaleme alan McGoughee, FBI'ın Cumhuriyetçi Senatör Gerald Nye'yi hedef aldığını ve suç faaliyetine dair kanıt aramak için posta kutusunu açtığını yazdı. Ayrıca, 1948’deki başkanlık seçimleri sırasında da Cumhuriyetçi aday Thomas Dewey'e Başkan Harry hakkında gizli bilgiler sızdırdığını hatırlattı. Cumhuriyetçiler o dönemde bu gizli bilgileri Truman’ı itibarsızlaştırmak için kullandılar ama yine de seçimleri kazandı.  

Fesih veya finansman kesintisi 
Cumhuriyetçi Temsilci Jeff Duncan'ın Twitter'da FBI'ın ‘boğazına kadar’ yozlaşmış olduğunun defalarca kanıtladığını ve bu büronun bir aşamada feshedilmesi gerekebileceğini yazdı. Cumhuriyetçi Temsilci Matt Gaetz, Steve Bannon ile yaptığı bir podcast yayınında, FBI ajanlarını Alman Demokratik Cumhuriyeti'nin (Doğu Almanya) Devlet Güvenlik Bakanlığı'nın (Stasi) muvazzaflarına benzetti. Gaetz Kongre’den ‘siyasi rakiplerini hedef alan herhangi bir kurum veya yönetime karşı’ yaptırımlar uygulaması talebinde bulundu. Gözlemciler, Cumhuriyetçi Parti'nin, George Floyd'un bir polis tarafından öldürülmesinden sonra Liberallerin polise fon sağlanmasının durdurulması taleplerini şiddetle eleştirdiğini hatırlatarak, bu yeni pozisyonu büyük bir değişim olarak değerlendirdi. Yine de Trump'ın evinin aranması üzerine FBI'a saldıran Cumhuriyetçilerin çoğu, eylemlerini sorgulasalar da FBI'ın fonunun kesilmesi yönünde çağrıda bulunmadı. 

Çalkantılı yıllar 
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre The Washington Post, Trump'ın ikametgahının aranmasının, eski başkan ile ABD istihbarat ve kolluk kuvvetleri arasında yıllarca süren kargaşasın dramatik bir sonucu olduğunu işledi. Gazete, Trump'ın daha önce başkanlığını baltalamakla suçladığı ‘derin devlet’ karşıtı açıklamalarını hatırlatarak, Donald Trump’ın ‘bazı gizli belgeleri’ siyasi rakiplerine karşı kullanmak üzere, kişisel malı gibi saklamış olabileceğine dikkat çekti. ABD güvenlik servisleri başkanları ile Trump’ın ilişkisinin, yakın tarihin ‘en zehirli’ ilişki biçimi olduğu iddia edildi. Trump'ın istihbarat servislerine duyduğu öfke biliniyor, bu bağlamda Twitter'da bazı ‘gizli bilgileri’ paylaşmıştı. Trump Rusya'nın seçimlere müdahalesine ilişkin istihbarat servislerinin raporlarına kıyasla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in sözlerini daha inandırıcı bulduğunu açıklamıştı. Trump’ın görevindeki son günlerinde çok sayıda hassas belgeyi Beyaz Saray'dan Florida'da okyanus kıyısındaki malikanesine gönderdiği iddia ediliyor. Öte yandan bazı istihbarat servislerinin başkanlarının Trump’a brifing verirken, bazı bilgilerin üzerini çizdiği de iddialar arasında. Güvenlik uzmanı ve Lord of Spies/Casusların Efendisi kitabının yazarı Chris Whipple, Amerika tarihinde başkanlar ve istihbarat şefleri arasında hemen her dönem gerilimler yaşandığını ancak Trump’ın istihbarat servisleriyle özellikle sorunlar yaşadığını söylüyor.
ABD'nin Cincinnati kentinde, perşembe günü, zorla Amerikan Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) ofisine girmeye çalışan silahlı bir kişi öldürüldü. Emekli FBI çalışanı Frank Montoya, kolluk kuvvetlerine ve güvenlik servislerine karşı kışkırtıcı bir dil benimsenmesi konusunda uyarıda bulunuyor. Bazılarının FBI’a karşı şiddet eylemlerinde bulunulması çağrısı yapması ise endişelere yol açıyor.



Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a, Hizbullah'ın İran, ABD ve İsrail arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya dahil olmasının “yıkıcı sonuçlar doğuracağı” uyarısında bulundu. Üçüncü bir savaş ihtimalinden endişe duyan Avn, Hizbullah'ın yeni bir çatışmaya girmeyeceği yönündeki güvencelerine rağmen müzakere seçeneğinde ısrar ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkede yaşanan krizin çözümü için müzakere yolunu “alternatifi olmayan tek seçenek” olarak görüyor. Hizbullah'ın İsrail'le iki kez savaşa girmesinin ardından üçüncü bir savaş ihtimali Beyrut yönetimini endişelendirirken, örgütten İran, ABD ve İsrail arasında patlak verebilecek yeni bir çatışmaya katılmayacağı yönünde yeni güvenceler geldi.

Ancak Avn'ın bu güvencelere ihtiyatla yaklaşmasının önemli bir nedeni var. Hizbullah, mart ayında yaşanan ikinci savaş öncesinde de benzer güvenceler vermiş, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ise bu tutumundan geri adım atmıştı.

Lübnan'da “Denenmişi yeniden denememek gerekir” anlayışıyla hareket eden Avn, hem Hizbullah'ın yeni güvencelerini hem de örgütle arasında kısa süre önce başlayan temkinli diyaloğu dikkatle değerlendiriyor.

Cumhurbaşkanı, üçüncü bir savaş turunun özellikle Lübnan'ın güneyinde ve Şii toplumunun yaşadığı bölgelerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Rubio'nun telefon görüşmesinde yaptığı uyarı da Beyrut yönetiminin bu konudaki kaygılarını artırdı.

ABD seçimleri ve İsrail'deki siyasi belirsizlik müzakereleri durdurdu

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler, ABD ve İsrail'de gerçekleştirilen seçimlerin yarattığı siyasi belirsizlik nedeniyle durgunluk dönemine girdi.

İsrail'le müzakerelerin resmi ve tek hamisi konumundaki ABD'de seçim süreci, Washington'ın yeni müzakere takvimini belirlemesini geciktirdi. Tel Aviv'deki seçimlerin kesin bir sonuç ortaya koymaması da İsrail tarafının siyasi karar alma sürecini zorlaştırdı. Bu tablonun Lübnan'la yürütülen görüşmelerdeki belirsizliği daha da uzatabileceği değerlendiriliyor.

sdcvfbn
Lübnan-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Roma'daki ABD Büyükelçiliği girişinde güvenlik görevlileri (Arşiv – AP)

ABD, Tel Aviv'deki siyasi tablonun netleşmesini beklerken müzakerelerin siyasi veya askeri düzeydeki yeni turu için henüz tarih belirlemedi.

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Avn, müzakerelerin başarısız olduğu görüşüne katılmıyor. Tercihini eleştirenlere “Alternatif ne?” sorusuyla karşılık veren Avn, müzakere yolunun Lübnan'ı koruyabilecek ve halkına yaşadığı büyük felaketi aşma umudu verebilecek tek seçenek olduğunu savunuyor.

ABD'de askeri düzeyde gerçekleştirilen son müzakere turunda da somut bir ilerleme sağlanamadı. İsrail heyeti, Lübnan tarafının sunduğu çeşitli önerilere yanıt vermekten kaçınarak bunları siyasi makamlara iletmesi gerektiğini belirtti.

Lübnanlı bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu durumun müzakerelerin başarısız olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Yetkili, ABD tarafının Lübnan askeri heyetinin ordunun sahadaki çalışmalarına ilişkin sunumundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

ABD'li General Joseph Clearfield'ın da toplantıda yaptığı konuşmada Lübnan ordusunun çalışmalarını açıkça takdir ettiğini aktaran kaynak, ordunun İsrail güçlerinin çekildiği Batı Zutar'da bin 200'den fazla silah, mühimmat ve askeri altyapıyı ortadan kaldırmaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi.

Silahsızlandırma denetiminde anlaşmazlık

Lübnanlı resmi kaynak, müzakerelerin pilot bölgelerin silahlardan arındırıldığının doğrulanması konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle durduğunu belirtti.

Bu konuda iki seçenek bulunuyor. İsrail, denetim görevinin bir sivil toplum kuruluşuna (STK) verilmesini önerirken Lübnan bu öneriyi reddediyor. Beyrut yönetimi, bunun yerine 1949'dan bu yana ülkede görev yapan Ateşkes Denetleme Gücü'nün (UNTSO) görevlendirilmesini istiyor. Ancak İsrail, Lübnan'ın bu önerisine de karşı çıkıyor.

Avn'dan orduya yönelik eleştirilere tepki

Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan ordusunun performansını överek askeri kurumu hedef alan kampanyalara tepki gösteriyor. Orduyu “ulusal ve güvenlik açısından bir güvence” olarak nitelendiren Avn, kuruma yönelik saldırıların ülkenin iç güvenliğini güçlendirmeye katkı sağlamadığını belirtiyor.

cgbhyjuvfd
ABD'li General Joseph Clearfield, geçen ağustos ayında Lübnan Genelkurmay Başkanı General Rudolf Haykal ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Ordusu Komutanlığı)

Avn, “Ordunun bağımsız bir siyasi tutumu veya kendine ait özel bir gündemi yok. Ordu, siyasi otoritenin talimatlarını yerine getiriyor” diyor.

Lübnan ordusunun İsrail ordusuyla doğrudan iletişim kurmayı reddetmesinin de kendi talimatı doğrultusunda gerçekleştiğini belirten Avn, böyle bir temas için henüz erken olduğunu vurguluyor.

“Mevcut koşullarda doğrudan iletişim kurulması mümkün değil. İsrail ordusu topraklarımızı işgal etmeyi sürdürüyor ve her gün bu topraklara saldırıyor” ifadelerini kullanıyor.

Hizbullah'ın patlayıcıları gündemde

Lübnanlı resmi kaynak, güvenlik güçlerinin Hizbullah mensuplarıyla birlikte ele geçirdiği patlayıcılarla ilgili tartışmaların abartıldığını savundu.

Söz konusu patlayıcılarla ilgili sürecin hukuki çerçevede ilerlediğini belirten kaynak, “Soruşturmalar tamamlandıktan sonra başka adımlar atılması gerekiyorsa bunları atacağız” dedi. Bu açıklamanın, dosyanın Yüksek Yargı Konseyi'ne sevk edilmesi ihtimaline dolaylı bir gönderme olduğu değerlendiriliyor.

Ele geçirilen patlayıcıların ilk olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun aynı hafta içinde iki ayrı operasyon gerçekleştirdiğini, bunların ardından dördüncü bir operasyonun daha yapıldığını söyledi. Daha önce de Bekaa Vadisi, güney bölgeleri ve Beyrut'ta benzer operasyonlar düzenlendiğini ancak bunların büyük tartışmalara yol açmadığını hatırlattı.

Lübnan devletinin silahların yalnızca devletin kontrolünde bulunması yönündeki taahhüdü doğrultusunda operasyonların devam edeceğini belirten kaynak, ABD'nin bu konuda Lübnan'a baskı yaptığı yönündeki iddiaları da reddetti.

Kaynağa göre Rubio, Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde yalnızca ele geçirilen patlayıcıların Hizbullah'a geri verileceği yönündeki iddiaların doğruluğunu sordu. ABD'li bakan, bu konunun dışında herhangi bir ayrıntıya değinmedi ve Lübnan'dan ek bir adım atmasını istemedi.


ABD’deki seçim sandıkları, Wall Street için yeni hesaplar açıyor

New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
TT

ABD’deki seçim sandıkları, Wall Street için yeni hesaplar açıyor

New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)

Wall Street’in gözü salı günü yapılacak ABD seçimlerine çevrilirken; piyasalar yapay zekâ yatırımları ve faiz oranlarının seyriyle birlikte siyasi hesaplaşmalara odaklandı. Kongre ara seçimleri, Washington’daki güç dengesinin ötesinde; devlet harcamaları eğilimleri, teknoloji şirketlerine yönelik denetimler ile dolar ve ABD Hazine tahvillerini etkileyebilecek potansiyel sonuçlar barındırıyor.

Söz konusu kritik süreç, yapay zekâ alanındaki devasa yatırımların finansal getirilerine dair belirsizliklerin ABD hisse senetleri üzerinde baskı yarattığı bir döneme denk geldi. Veri merkezleri ve bilgi işlem kapasitelerini genişletme maliyetine ilişkin yatırımcı endişelerini gidermeyen bilanço sonuçlarının ardından teknoloji hisselerinde düşüş yaşanmıştı. Diğer yandan yatırımcılar, ekonominin gücüne ve yeniden faiz artışı ihtimallerine dair yeni sinyaller aramak amacıyla Apple, AMD ve Palantir’in de aralarında bulunduğu büyük şirketlerin finansal sonuçları ile aylık istihdam raporunu yakından takip ediyor.a

fvgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Florida’daki Mar-a-Lago kulübünde düzenlenen Cadılar Bayramı partisi sırasında basın mensuplarıyla tokalaştı. (AFP)

Piyasalardaki siyasi hesaplar, Senato mücadelesi ucu açık kalmakla birlikte, Demokratların Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü Cumhuriyetçilerden alma ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Yatırımcılar, Kongre’deki güç dengesinin değişmesinin; enerji maliyetleri ve çevreye etkileri nedeniyle yerel tepkilere yol açan veri merkezi projelerine yönelik incelemeleri artırabileceğini, ayrıca teknoloji şirketleri, bankalar ve kripto para firmaları üzerindeki denetimlerin sıkılaşabileceğini öngörüyor.

Olası etkiler yalnızca teknoloji hisseleriyle sınırlı kalmıyor. Demokratların Kongre’nin her iki kanadında da zafer kazanması; gerek hükümetin finansmanı ve borç limiti müzakerelerinde siyasi tıkanıklık riskini artırarak gerekse yapay zekâ sektörüne ilişkin halihazırda yıpranmış olan piyasa algısını etkileyerek dolar üzerinde baskı oluşturabilir.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığına göre ING Dış Borsa Stratejisti Francesco Pesole, Demokratların kapsamlı bir zafer kazanmasının hükümetin kapanma riski, borç limiti müzakerelerindeki kilitlenmeler ve yapay zekâya yönelik olumsuz algının derinleşmesi gibi nedenlerle dolar üzerinde sınırlı bir baskı yaratabileceğini ifade etti.

Hisse senedi piyasasına ilişkin değerlendirmede bulunan Cherry Lane Investments Kurucu Ortağı Rick Meckler ise Demokratların açık ara zaferinin yapay zekâ, teknoloji sektörü ve genel olarak tüm piyasa açısından olumsuz bir faktör olarak algılanabileceğini belirtti. Bu endişelerin temelinde, veri merkezlerinin elektrik tüketimi, enerji maliyetleri ve çevresel etkilerine dair tırmanan tartışmalar ışığında genişleme planlarının daha sıkı bir incelemeye tabi tutulma ihtimali yatıyor.

xcdfvgthy
ABD Senatosu Demokrat adayı James Talarico’nun Houston’daki seçim mitinginin yakınında, el yapımı bir karavan örtüsü (EPA)

Seçimler, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekaya yönelik artan harcamalarını bu yatırımları haklı çıkaracak finansal getirilere dönüştürme yeteneğinin sorgulandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Veri merkezlerine en çok yatırım yapan şirketlerden Alphabet ve Amazon’un açıkladığı sonuçlar, bu genişlemenin finansmanı ve ekonomik verimliliği konusundaki soru işaretlerini artırırken, bilanço verilerini duyuran Intel’in hisseleri cuma günü yaklaşık yüzde 29 oranında değer kaybetti.

Teknoloji ve yapay zekâ hisselerindeki zayıflığın etkisiyle S&P 500 endeksi cuma günkü seansta yüzde 1,8 gerilerken, Nasdaq bileşik endeksi yüzde 2,9 oranında düştü. Empower Baş Yatırım Stratejisti Marta Norton, piyasanın yapay zekâya ilişkin süregelen ve belki de tırmanan endişeler nedeniyle dalgalı bir seyir izlediğini belirterek, yatırımcıların son bilanço sonuçlarını sindirmeye çalıştığını vurguladı.

Şirket sonuçlarıyla dolu bir hafta

Seçimlerle eş zamanlı olarak devam eden üçüncü çeyrek bilanço sezonu, şimdiye kadar güçlü bir kâr performansına işaret etti. LSEG I/B/E/S verilerine göre, S&P 500 endeksindeki şirketlerin yarısından fazlasının sonuçlarını açıklamasıyla birlikte, çeyreklik kâr artışının yüzde 31,6 seviyesinde gerçekleştiği kaydedildi.

Ancak yüksek kâr artışı, yatırımcıların yüksek beklentilerini karşılayamayan şirketleri cezalandırmasının önüne geçemedi. Caterpillar hisseleri, veri merkezlerinde kullanılan güç ekipmanlarına yönelik güçlü talebe rağmen yıllık satış büyümesi beklentisini sabit tutması üzerine perşembe günü yüzde 9 değer kaybetti.

rgtbnty
New York Borsası’nda konuşan iki yatırımcı (EPA)

Franklin Templeton Enstitüsü Baş Piyasa Stratejisti Chris Galipeau, kâr beklentisi çıtasının son derece yüksek olduğunu ve bu beklentileri karşılayamayan ya da aşamayan şirketlerin hisse senetlerinde baskı gördüğünü belirtti.

Apple’ın bugün bilançosunu açıklaması beklenirken; yatırımcılar yapay zekâ harcamalarının yönüne ilişkin ek göstergeler sunacak AMD, Qualcomm ve Palantir’in sonuçlarını da yakından takip ediyor. Önümüzdeki hafta bilanço açıklayacak şirketler arasında McDonald’s, Amgen ve ConocoPhillips’in yanı sıra S&P 500 endeksinde yer alan 100’den fazla şirket bulunuyor.

İş piyasası, faiz artışı beklentileriyle karşı karşıya

Makroekonomi tarafında ise ABD Ekim ayı istihdam raporu, para politikası beklentileri açısından kritik bir test niteliği taşıyor. FED son toplantısında faiz oranlarını sabit tutarken, piyasalar aralık ayında yeni bir faiz artışı olasılığını fiyatlamaya devam ediyor.

LSEG verilerine göre piyasalar, 9 Aralık’taki toplantıda 25 baz puanlık bir faiz artışı ihtimalini yüzde 76 olarak fiyatlarken, önümüzdeki 12 aylık süreçte en az iki faiz artışı daha öngörüyor. Wall Street Journal’ın haberine göre, bu beklentilerin belirgin şekilde değişmesi için istihdam verilerinin beklenenden çok daha zayıf gelmesi gerekiyor.

Finans kuruluşları, işsizlik oranının sabit kalmasıyla birlikte istihdamda mütevazı bir büyüme bekliyor. LBBW analistleri, zayıf istihdam artışı beklentilerine rağmen Aralık ayında 25 baz puanlık bir faiz artışının hâlen yüksek bir olasılık olduğunu ifade etti.

dcvfgbh
New York Borsası’ndaki iki yatırımcı (Reuters)

Aylık rapor öncesinde yatırımcılar; salı günü açıklanacak eylül ayı açık iş sayısı (JOLTS), çarşamba günkü ADP özel sektör istihdam raporu ve perşembe günkü haftalık işsizlik maaşı başvuruları verilerini takip edecek. Ayrıca ekim ayına ilişkin imalat ve hizmet PMI verileri ile kasım ayına ait Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi öncü verileri de açıklanacak.

Perşembe günü açıklanan veriler uyarınca ABD ekonomisi, tüketici harcamalarının gücü ve şirketlerin yapay zekâya yönelik artan yatırımlarının etkisiyle üçüncü çeyrekte son bir yılın en hızlı büyüme performansını kaydetti. FED de son toplantısında ekonomik performansa ilişkin değerlendirmesini yukarı yönlü revize etti. Ancak istihdam artışı bu tablodaki zayıf halka olmayı sürdürüyor. Manulife John Hancock Investments Yatırım Stratejisi Eş Başkanı Matthew Miskin, güçlü istihdam artışının eksikliğini, sağlam ekonomik büyüme söylemindeki kayıp halka olarak nitelendirdi.

Diğer sektörler, teknoloji sektöründeki kayıpları telafi ediyor

Teknoloji hisseleri üzerindeki baskının aksine, diğer sektörler ekim ayı boyunca daha güçlü bir performans sergiledi. Enerji ve finans sektörleri güçlü aylık kazançlar kaydederken, kamu hizmetleri ve sağlık gibi savunma odaklı sektörlerde de yükseliş görüldü. S&P 500 endeksi, yılbaşından bu yana yüzde 10’un üzerindeki kazancını korumaya devam etti.

Galipeau, piyasa performansının artık yalnızca dev teknoloji hisselerine bağımlı olmadığına işaret ederek, piyasa genişliğinin genel olarak tahmin edilenden daha yaygın olduğunu belirtti.

Seçim sonuçları, bilanço sezonu ve istihdam verilerinin eşliğinde yatırımcılar çok boyutlu bir testle karşı karşıya kalacak. Seçimler Washington’daki denetim ve mali politikaların şeklini belirleme potansiyeli taşırken, şirket sonuçları yapay zekâ hamlesinin yapılan harcamaları ne ölçüde haklı çıkarabildiğini gösterecek; iş gücü piyasası verileri ise FED’in bir sonraki hamlesine ilişkin yeni sinyaller sunacak.


FED, ABD’deki ara seçimler öncesinde faizleri sabit tuttu

Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)
Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)
TT

FED, ABD’deki ara seçimler öncesinde faizleri sabit tuttu

Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)
Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)

ABD Merkez Bankası (FED), 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerine bir haftadan az süre kala, bugün (Çarşamba) politika faizini yüzde 3,75-4 aralığında sabit tuttu. Yaşam maliyetleri, seçim kampanyalarının öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor.

Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), toplantının ardından yayımladığı açıklamada, ekonomik faaliyetin güçlü bir hızla genişlediğini, yurt içi harcamaların dirençli seyrettiğini, verimlilik artışının güçlü, sermaye yatırımlarının ise sağlam olduğunu belirtti. Açıklamada, istihdam artışının iş gücündeki büyümeyle uyumlu olduğu ve işsizlik oranında kayda değer bir değişiklik yaşanmadığı ifade edildi.

Buna karşılık komite, enflasyonun yüksek seyrini koruduğuna dikkat çekti. Daha fazla verinin, enflasyonu zamanında yüzde 2’lik hedefe döndürmek için uygun para politikası duruşunun belirlenmesine yardımcı olacağı vurgulandı. FED, fiyat istikrarını sağlama konusundaki kararlılığını da yineledi.

Faizleri sabit tutma kararı, enerji fiyatlarındaki artış, gümrük tarifeleri ve yapay zekâ yatırımlarından kaynaklanan talep nedeniyle enflasyonist baskıların sürdüğü bir dönemde alındı. Bu durum, para politikası yapıcılarını enflasyonu kontrol altına almak ile ekonomik faaliyetin istikrarını korumak arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor.

Faizlerin sabit tutulması kararı, komite üyelerinden 10’unun desteğini alırken iki üye karşı oy kullandı. Lisa Cook ve Beth Hammack, politika faizinin hedef aralığının 25 baz puan artırılmasını tercih etti.

ABD’de ailelerin yüksek yaşam maliyetleriyle mücadele etmeyi sürdürmesi nedeniyle fiyatlardaki gelişmeler, yaklaşan seçimler öncesinde daha da önem kazandı.

Piyasalar, FED yetkililerinin temkinli davranarak enflasyonun seyrini değerlendirmeyi tercih ettiklerine yönelik açıklamalarının ardından faizlerin sabit tutulmasını bekliyordu. FED, eylül ayında faizi 25 baz puan artırarak mevcut aralığa yükseltmişti. Bu artış, üç yılın ardından yapılan ilk faiz artırımı olmuştu.

Demokrat Parti, ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin elindeki Kongrenin her iki kanadında da kontrolü ele geçirmeyi hedefliyor. Olası bir güç değişimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın görev süresinin son iki yılında siyasi gündemini hayata geçirme kapasitesini etkileyebilir.

Ekonomik büyüme genel olarak istikrarlı seyrini korusa da özellikle düşük gelirli kesimler başta olmak üzere birçok Amerikalı ailenin yüksek fiyatlardan etkilenmeye devam etmesi, yaşam maliyetlerini seçim kampanyalarının başlıca konularından biri haline getirdi.

Enflasyon hâlâ hedefin oldukça üzerinde

Faizlerin sabit tutulması kararı, enflasyon göstergelerinin fiyat artışlarını hedeflenen seviyeye döndürmenin zor olacağına işaret ettiği bir dönemde alındı. ABD’de tüketici fiyatları endeksi eylül ayında yıllık yüzde 3,7 yükselerek analistlerin beklentilerini aştı ve mayısta kaydedilen son üç yılın en yüksek seviyesine yeniden yaklaştı.

FED, uzun vadeli enflasyon hedefini, enflasyonu ölçmek için esas aldığı kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi üzerinden yüzde 2 olarak belirliyor.

İlk tahminler, manşet PCE endeksinin yanı sıra bazı oynak fiyat kalemlerini dışarıda bırakan göstergelerin de eylülde yükseldiğine işaret ediyor. Yıllık enflasyonun yüzde 3 veya üzerinde kalmayı sürdürdüğü, son aylarda fiyat artışlarını düşürme konusunda ise sınırlı ilerleme kaydedildiği değerlendiriliyor.

Eylül ayına ilişkin kişisel tüketim harcamaları verilerinin, FED’in faiz kararını açıklamasından bir gün sonra, perşembe günü yayımlanması bekleniyor.

Endeksin bileşenlerine ilişkin ilk tahminler de fiyat baskılarının sürdüğüne işaret ediyor. Bu verilerin, resmî rakamlar açıklanmadan önce FED yetkililerine enflasyonun seyri hakkında ek bilgi sağlaması bekleniyor.

xascdvfbg
FED Başkanı, Para Politikası Kurulu’nun faiz kararının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Enflasyonist baskıların başlıca nedenleri arasında, ABD’nin şubat ayının sonlarında İran’a yönelik başlattığı savaşın ardından enerji fiyatlarında yaşanan artış ve Trump yönetiminin uygulamaya koyduğu gümrük tarifelerinin devam eden etkileri bulunuyor.

Bunun yanı sıra yapay zekâ yatırımlarından kaynaklanan güçlü talep ve tüketici harcamaları da fiyatların yüksek seyretmesine katkıda bulunan unsurlar arasında yer alıyor.

Piyasalar yeni faiz artışlarının zamanlamasını izliyor

Mevcut toplantıda faizlerin sabit tutulmasının beklenmesiyle birlikte piyasaların odağı, önümüzdeki aylarda yapılabilecek faiz artışlarının büyüklüğüne ve zamanlamasına çevrildi.

Ekonomistler ve yatırımcılar, enflasyonun yüksek seyrini sürdürmesi ve fiyat artışlarının daha geniş bir alana yayılması halinde FED’in ekim ayında geçici olarak duraklamayı tercih etse bile yeniden faiz artışına gidebileceğini düşünüyor.

TS Lombard şirketinin makroekonomi genel müdürü Dario Perkins, artık sorunun yalnızca FED’in faizleri yeniden artırıp artırmayacağı olmadığını, ilerleyen dönemde kaç faiz artışı yapılabileceğinin de önem kazandığını söyledi.

Trump’ın baskısı

Ekim ayındaki toplantı, Trump ile FED arasındaki gerilimin sürdüğü bir dönemde gerçekleştirildi. ABD Başkanı, geçen yıl yeniden göreve gelmesinden bu yana faizlerin düşürülmesi talebiyle merkez bankası üzerindeki baskıyı artırdı. Bu durum, kurumun bağımsızlığına ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi.

Trump yönetiminin baskıları arasında, FED’in eski Başkanı Jerome Powell hakkında hukuki süreç başlatılması ve Yönetim Kurulu üyesi Lisa Cook’un görevden alınmaya çalışılması da yer aldı.

Powell hakkındaki soruşturma daha önce düşürülmüştü. Bu gelişme, Warsh’ın FED yönetim kuruluna atanmasının Senato tarafından onaylanmasına yönelik sürecin ilerlemesinin önünü açtı. Ancak Beyaz Saray, Yüksek Mahkemenin Cook’u görevden uzaklaştırmaya yönelik önceki girişimi engellemesine rağmen, söz konusu girişimlerini yeniden gündeme getirdi.

Enflasyonist baskıların devam ettiği bu ortamda Warsh, FED’in para politikası rotasını belirlemedeki bağımsızlığını korurken enflasyonu yüzde 2’lik hedefe döndürme zorluğuyla karşı karşıya bulunuyor.

Faizlerin sabit tutulması, karar alıcılara fiyatların seyrini değerlendirmek için ek zaman kazandırsa da önümüzdeki dönemde açıklanacak ekonomik veriler ve enerji fiyatları, FED’in yeni kararlarını belirleyecek başlıca unsurlar arasında yer alacak. Bu süreçte yaşam maliyetleri, ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde ekonomik tartışmaların merkezinde kalmayı sürdürecek.