Türkiye, Suriye rejimine ait bir noktayı bombaladı

Çavuşoğlu ‘sözlerinin çarpıtıldığını’ söyledi. Şam ile yapılan temaslara destek açıklamaları geliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Salı günü Ayn el-Arab (Kobani) ve kırsalına yönelik Türk bombardımanıyla ilgili servis ettiği fotoğraf.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Salı günü Ayn el-Arab (Kobani) ve kırsalına yönelik Türk bombardımanıyla ilgili servis ettiği fotoğraf.
TT

Türkiye, Suriye rejimine ait bir noktayı bombaladı

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Salı günü Ayn el-Arab (Kobani) ve kırsalına yönelik Türk bombardımanıyla ilgili servis ettiği fotoğraf.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Salı günü Ayn el-Arab (Kobani) ve kırsalına yönelik Türk bombardımanıyla ilgili servis ettiği fotoğraf.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Türk savaş uçaklarının dün (Salı) Suriye’nin kuzeyindeki bir sınır köyünde Suriye ordusuna ait bir merkezi hedef aldığını ve 11 kişinin öldüğünü bildirdi. Ölenlerin tamamının rejim güçleri mensubu olup olmadığı bilinmiyor. Türkiye’nin Suriye ordu merkezine yönelik bombardımanı, Ankara’nın 2020’de İdlib ve ülkenin kuzeybatısındaki rejim güçlerine karşı sınırlı askeri operasyon başlatmasından bu yana iki taraf arasındaki en büyük gerginlik olarak kabul ediliyor.
Rejim güçleri, Rusya’nın garantörlüğünde Kürtlerle yaptığı anlaşmaların ardından Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda Kürtlerin kontrolündeki bölgelere bağlı sınır köylerinde konuşlanıyor. Bu anlaşmaların amacı Türkiye’nin uzun süredir dillendirdiği yeni askeri operasyonları başlatmasını engellemek.
Gözlemevi, Türk savaş uçaklarının, Ayn el-Arab ilçesinin 25 kilometre batısında yer alan ve Türk sınır duvarına 2 kilometre uzaklıktaki Tel Carıkli’de konuşlu rejim güçlerine ait askeri noktalara 8 hava saldırısı gerçekleştirdiğini aktardı. Bu bölgeler, 2019’da Türkiye ve Rusya arasında imzalanan Soçi Mutabakatı kapsamına giren bölgelerden biri. Gözlemevi Carıkli ve Tel Cubna çevresinde 11 askerin öldüğünü, 8 askerin de yaralandığını belirtti. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğu ve can kayıplarının artabileceği kaydedildi. Ölü sayılarıyla ilgili başka rakamlar da aktarılırken, ölenlerin tamamının rejim güçleri mensubu olup olmadığı bilinmiyor.
Gözlemevi’ne göre, Kürtlerin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) sınırın Türkiye tarafındaki bir noktayı bombalamasının ardından Türk güçleri ile SDG arasında gece yarısı şiddetli çatışmalar patlak verdi.
SDG’den yapılan açıklamada, “Türk savaş uçakları Kobani’nin batısındaki sınır şeridinde konuşlu Suriye ordusuna ait noktalara 12 hava saldırı düzenledi” ifadeleri kullanıldı.
SDG Sözcüsü Ferhad eş-Şami, hava saldırıları sonucu yaralıların olduğunu belirtti ancak daha fazla detay vermedi. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Kobani’de yaşayan bir kişi, “Sınır köylerinde göç hareketliliği var. Kentteki (Kobani’deki) iş yerleri kapılarını kapattı” dedi.
Türkiye Millî Savunma Bakanlığı (MSB) daha önce yaptığı bir açıklamada, Suriye sınırı yakınındaki bir Türk askerinin şehit rdildiğini, belirlenen hedeflerin vurulduğunu, “13 teröristin etkisiz hale getirildiğini ve operasyonların sürdüğünü” bildirdi.
Bu sırada, Türkiye’nin Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda SDG’ye ait noktaları hedef almaya devam etmesinin yanı sıra, Türkiye-Suriye sınırı SDG ve Türk güçleri arasında şiddetli bir gerginliğe tanık oldu. Bu kapsamda, Türkiye’nin güneyindeki Şanlıurfa iline bağlı Birecik ilçesindeki polis karakoluna dün (salı) günü düzenlenen saldırıda 1 Türk askeri hayatını kaybetti, 4 asker yaralandı. Saldırının kaynağının Suriye’nin kuzeyinde SDG kontrolündeki Ayn el-Arab (Kobani) ilçesi olduğu belirtildi. MSB Türk güçlerinin hemen karşılık verdiğini ve “terör hedeflerini ateş altına aldığını” kaydetti. MSB’nin açıklamasında, saldırıya verilen karşılıkta SDG’nin en büyük bileşeni olan YPG’ye bağlı 12 unsurun öldürüldüğü ifade edildi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Halep vilayetinin doğusundaki Ayn el-Arab kırsalında yer alan Tel Cubne’de rejim güçlerine ait bir askeri noktanın bulunduğu bölgenin üzerinde Türk savaş uçaklarının uçtuğunu ve bölgeye Türkiye tarafından hava saldırısı gerçekleştirildiğini bildirdi.
Bu sırada, Fırat Nehri’nin doğusunda SDG’nin kontrolündeki bölgelerden Gaziantep iline 4 havan mermisi fırlatıldı. Mermiler Karkamış ilçesindeki boş alanlara düştü ve can kaybı yaşanmadı. Gaziantep Valisi Davud Gül, yaptığı açıklamada, saldırıya misliyle karşılık verildiğini söyledi. Gaziantep Belediyesi vatandaşlara Suriye sınır hattına yaklaşmama uyarısında bulundu.
Gözlemevi, Ayn el-Arab ilçesinin batısında Türk güçleri ve SDG arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir süreçte, Türk güçleri tarafından Ayn el-Arab ve batı kırsalına düzenlenen yoğun füze saaldırısı sonucu bir çocuğun öldüğünü ve ikisi çocuk biri kadın 7 kişinin çeşitli şekillerde yaralandığını belirtti. Gözlemevi’ne göre Türk güçleri ayrıca Rusya’ya ait bir askeri üssün bulunduğu Kobani’nin Miştenure Dağı’nı da bombaladı.

Türk istihbaratının operasyonları
Türk istihbaratı, Haseke’nin doğusundaki Kamışlı kentinde YPG’nin önde gelen yöneticilerinden Dijvar Silopi kod adlı Muhsin Yağan’ın öldürüldüğünü açıkladı. Türk istihbaratı Ağustos başında Halep’in doğusundaki Ayn el-Arab ilçesinde YPG yöneticisi Erhan Erman’ın ve 24 Temmuz’da da yine Ayn el-Arab’da YPG yöneticisi Nüsret Tebiş’in öldürüldüğünü duyurmuştu.
Türk güçleri son dönemde silahlı insansız hava araçları (SİHA) kullanarak YPG yöneticilerine yönelik operasyonlarını yoğunlaştırıyor. Türkiye Mayıs ortasında Suriye topraklarında 30 kilometre derinliğindeki güvenli bölgelerin inşasını tamamlamak amacıyla Menbiç ve Tel Abyad’daki SDG noktalarına askeri operasyon düzenleyeceğini ilan etti. Türkiye’nin operasyon planı uluslararası toplumun büyük bir bölümü tarafından reddedildi.
Türk güçleri Mayıs ayından beri Haseke kırsalında SDG’nin konuşlandığı bölgelerde gerginliği tırmandırıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu durum, Haseke’nin kuzeybatı kırsalındaki Dırbesiye ilçesi ve Türkiye sınırındaki köylerin sakinlerinden onlarca ailenin daha güvenli yerlere doğru göç etmesine sebep oldu.

Türkiye: Suriyelilerin ülkelerine geri dönüş planı
Hükümete yakınlığıyla bilinen Türkiye gazetesi, dünkü (Salı) sayısında Türkiye’deki Suriyelilerin ülkelerine geri dönüş planının ilk aşamasını ortaya çıkardı. Gazete, Ankara’nın ilk aşamada Humus, Şam ve Halep’in geri dönüşler için pilot bölge olmasını önerdiğini bildirdi.
Gazetede yayınlanan yazıda, “Türkiye’nin Rusya, İran ve Şam rejimi ile yürüttüğü görüşmelerde sığınmacıların geri dönüşü önemli yer tutuyor.  Ankara’nın teklifinde dönüş esnasında mültecilerin can güvenliği ve sonrasında mallarının iadesi, tüm özlük haklarının verilmesi ve sürecin garantör ülkeler dâhil, tarafların kabul edeceği bağımsız siyasi, askerî uluslararası niteliğe sahip birimler tarafından kontrolü de var.  Türkiye’nin garantör olduğu bir proje dâhilinde yüzbinlerce Suriyeli evine dönmekte tereddüt etmeyecek” ifadeleri kullanıldı.
Suriye sınırı yakınında ve Ayn el-Arab’da Türkiye ile SDG arasında tansiyonun yükseldiği bir ortamda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye rejiminin siyasi çözüme değil, askeri çözüme inandığını söyledi. Suriye’nin kuzeyinde Türkiye karşıtı protestoların düzenlenmesine sebep olan ‘rejim ve muhalefeti barıştırma’ açıklamasının çarpıtıldığını belirten Çavuşoğlu, ‘barıştırma’ değil, ‘uzlaştırma’ kelimesini kullandığını vurguladı.
Bakan Çavuşoğlu dün (Salı) Letonyalı mevkidaşı Edgars Rinkevics ile Ankara’da yaptığı görüşmelerin ardından düzenlediği ortak basın toplantısında konuştu. Türkiye’nin Beşşar Esed rejimi ile yeni ilişki sürecine girme imkânı hakkında konuşan Çavuşoğlu, “Sadece Suriye değil Türkiye içinde bu işi kızıştırmak isteyenler sözlerimizi çarpıttı. Çarpıtanların kim olduğunu biliyoruz. Biz her zaman söylediğimizi söyledik, kim nasıl yorumlarsa... Suriye'de kalıcı barışın olması için gereken adımların atılması gerektiğini söyledik” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) oy birliğiyle 2015'te aldığı 2254 sayılı kararını anımsatan Çavuşoğlu, bu kararda, Suriyeli taraflar arasında BM kolaylaştırıcılığında Suriye'de geçiş sürecinin başlatılması, yeni bir anayasa yapılması ve BM'nin gözetiminde adil ve şeffaf bir seçimin yapılması gibi konuların yer aldığını ifade etti. Çavuşoğlu, “Bu gerçek oldu mu, olmadı. Bunun olmamasının sebebi rejimin ayak diremesi: Rejim siyasi değil askeri çözüme inanıyor” diye konuştu.
Geçen yıl Belgrad’da Suriyeli mevkidaşı Faysal el-Mikdad ile kısa bir sohbet gerçekleştirdiğini açıklamasının ardından Suriye’nin kuzeyinde patlak veren protestolar kapsamında Halep’in kuzeyindeki Azez’de Türk bayrağının yakılması olayına da değinen Çavuşoğlu, “Suriye'nin toprak bütünlüğünü önemsiyoruz. Muhalefetin müzakere heyeti kurmasının amacı neydi? Bu geçiş sürecinin rejim ile müzakere edilmesi. Rejim ve muhalefeti ilk kez bir araya getirmiyoruz. Biz buna ciddi katkılar sağlıyoruz. Çünkü muhalefet bize güveniyor, asla yarıda bırakmadık. Bayrağımıza uzanan eller kırılır. Bu provokasyonu kimlerin yaptığını biliyoruz. Türkiye Suriye’de kalıcı barışın sağlanması için Suriye Anayasa Komitesi müzakerelerinin sürmesi de dahil olmak üzere gerekli adımların atılması gerektiğine inanıyor” dedi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Suriye ile olan ikili ilişkilerin doğrudan hale gelebileceğini ve ilişki seviyesinin yükselebileceğini söyledi. Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AKP’nin müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir. Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir” ifadelerini kullandı.



Beyrut güvenliğini yitiriyor... Bölge sakinleri gelecekte yaşanacaklardan duydukları korku altında şehri terk ediyor

Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Beyrut güvenliğini yitiriyor... Bölge sakinleri gelecekte yaşanacaklardan duydukları korku altında şehri terk ediyor

Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)
Beyrut’un Tel el-Hayyat bölgesinde İsrail bombardımanının hedefi olan bir bina, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Beyrut artık sakinlerinin güvenlik arayışıyla sığındığı bir başkent olmaktan çıktı; kısa sürede korku ve endişenin hâkim olduğu bir şehre dönüştü. Dün düzenlenen ve farklı bölgeleri hedef alarak yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan İsrail saldırısı, kent sakinlerini yeni ve ağır bir gerçekle karşı karşıya bıraktı. Şehirde kalmak artık doğal bir seçenek değil, risklerle dolu bir tercih olarak görülüyor. Kentten ayrılma imkânı olanlarla kalmak zorunda olanlar arasındaki fark giderek belirginleşirken, Beyrut’un güvenliğini adım adım kaybettiği bir tablo ortaya çıkıyor. Gücü yetenler ise daha istikrarlı bir sığınak arayışıyla Beyrut’tan ayrılmaya başlıyor.

Korkunun gölgesinde göç

Beyrut’u hedef alan bombardımanın ardından çok sayıda kişi kenti terk etme kararı aldı. Özellikle hedef alınan bölgelerin büyük ölçüde varlıklı kesimlerin yaşadığı yerler olması nedeniyle, bu kişiler Beyrut dışındaki yazlık evlere veya tatil konutlarına geçebildi. Ancak herkesin şehirden ayrılma imkânı bulunmuyor. Alternatif seçenekleri olmayanlar için kriz daha ağır hissediliyor. Özellikle Beyrut’a sığınan, burada ev kiralayan ya da geçici barınma merkezlerinde yaşayan yerinden edilmiş kişiler açısından durum daha da zorlaştı. Bu kesim için artık kaderine razı olmaktan başka bir seçenek kalmadığı ifade ediliyor.

‘Önce aile güvenliği’

Bu tablo, birçok ailenin kararlarını doğrudan etkiledi. Beyrut sakinlerinden Muhammed es-Seyyid, “Savaşın başından bu yana çeşitli nedenlerle evimde kalmaya özen gösteriyordum; en önemlisi de yokluğumuzda eve yabancıların girmesinden endişe etmemdi. Ancak bugün yaşananlarla birlikte Beyrut artık bizim için güvenli değil. Önceliğim ailemin güvenliği” dedi. Kuzeye taşınma kararı aldığını belirten es-Seyyid, “Bu nedenle gelişmelerin nasıl sonuçlanacağını görmek üzere kuzeyde sahip olduğum eve geçme kararı aldım” ifadesini kullandı.

Dün yaşanan korku ve panik anlarını yeniden yaşamak istemediklerini dile getiren es-Seyyid, “Durum kontrolden çıktı, elimizden bir şey gelmiyor; hayatta kalabilmek için tek çare ayrılmak” dedi. Güvenlik durumunun geçmiş dönemlerden farklı olduğuna dikkat çeken es-Seyyid, “Beyrut’taki güvenlik durumu tüm dönemlerden farklı. 1982’deki İsrail işgali sırasında bile başkent bugünkü gibi hedef alınmamıştı” değerlendirmesinde bulundu.

fvdb
Beyrut’un Ayn el-Mureyse bölgesinde saldırıya uğrayan bölgelerden birinde çalışan sivil savunma ekipleri, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Beyrut dışında evi bulunmayan kent sakinlerinden Mahir ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Evimiz, dün bir binanın hedef alındığı Tel el-Hayyat’a yakın Verdun bölgesinde. Eşim ve üç çocuğumla birlikte unutulmaz korku anları yaşadık. Bunun üzerine, Beyrut’un doğusundaki Cuniye bölgesindeki akrabamın yanına geçtim. Buranın daha güvenli olmasını umuyoruz, ancak artık hiçbir yerin güvenli olmadığına dair kesin bir kanaat oluşmuş durumda.”

Yaşananların nedenine ilişkin değerlendirmede bulunan Mahir, “Gelinen noktada Hizbullah unsurlarının siviller arasında saklanmasının etkisi var; bunun sonuçlarını dikkate almıyorlar” ifadelerini kullandı. Güvenlik kaygılarının giderek arttığını vurgulayan Mahir, “İnsan artık kendi evinde ve şehrinde güvende hissetmiyor; çünkü aynı binada kimin yaşadığını bilmiyor… Tüm denetim çabalarına rağmen sahte kimliklerin kullanılması, durumu kontrol edilemez hale getiriyor” şeklinde konuştu.

Kırmızı çizgilerin çöküşü

Askeri uzman Riyad Kehuci, saha gözlemlerine dayanan değerlendirmesinde, “Kırmızı çizgiler ortadan kalktı; artık Beyrut’ta da başka yerlerde de güvenli hiçbir alan yok… Daha önce çeşitli kanallar aracılığıyla Lübnan yetkililerine, İsrail ordusunun Hizbullah unsurlarını ve liderlerini her yerde, bulundukları tüm Lübnan bölgelerinde takip edip hedef alacağını ilettim” ifadelerini kullandı. Dün yaşanan kanlı olayların her an tekrar edebileceği konusunda uyarıda bulunan Kehuci, “Tek kırmızı çizgiler Amerikalılar tarafından belirlenenler; yani Lübnan devletinin altyapısına yönelik saldırılardan kaçınılması” dedi.

ds
Beyrut’ta hedef alınan bir binanın enkazı altında kurbanları arama çalışmaları devam ediyor, 8 Nisan 2026. (AP)

Bu duruma yönelik açık bir tehdit ve işaret olarak, İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, dün düzenlenen 100 hava saldırısının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Hizbullah, Dahiye’deki terör üslerini terk etti ve kuzey Beyrut ile kentin karışık bölgelerine yöneldi.” Adraee, örgüte yönelik uyarısını şöyle sürdürdü: “Sizin için güvenli bir yer yok. İsrail ordusu, nerede olursanız olun sizi takip etmeye ve büyük bir güçle karşılık vermeye devam edecek.”

Lübnan Ketaib Partisi’nden tepki

Buna karşılık, Lübnan’da yerleşim alanlarının savaş alanı olarak kullanılmasına karşı tepkiler yükseliyor. Lübnan Ketaib Partisi’nin siyasi ofisi, bazı bölgelerin yasadışı silahlı unsurların sızması için sığınak olarak kullanılmasına izin veren güvenlik önlemlerindeki gevşekliğe ‘şiddetle tepki gösterdiğini’ açıkladı. Haftalık toplantı sonrasında yayımlanan bildiride, ‘ordu ve güvenlik güçlerinin tüm bölgelerde konuşlandırılması, denetim ve kontrollerin sıkılaştırılması, yasaklı Hizbullah milislerinin siviller arasında bulunmadığının doğrulanması’ gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca, ‘Lübnanlıların, savaşla bağlantılı güvenlik olayları zincirine ilişkin soruşturmaların sonuçları konusunda bilgilendirilmesi ve açık şekilde bilgilendirilmesi gerektiği’ vurgulandı. Devletin kamuoyuna tüm gerçekleri, hiçbir şeyi gizlemeden sunması gerektiği belirtilerek, bunun güveni artıracağı ve benzer trajedilerin tekrarlanmasını önleyeceği ifade edildi.

cdf
Sivil savunma ekipleri, saldırıya uğrayan binanın enkazı altında mahalle sakinlerini arıyor, 8 Nisan 2026. (AFP)

 


Lübnan, İsrail hava saldırılarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti

İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
TT

Lübnan, İsrail hava saldırılarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti

İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)
İtfaiyeciler, sağlık görevlileri ve gönüllüler, Beyrut'a düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkazı kaldırmak için çalışıyor (AP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın başlamasından bu yana Lübnan'a düzenlenen ve 100'den fazla kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin de yaralanmasına yol açan eşi benzeri görülmemiş İsrail baskınlarının kurbanları için bugünü ulusal yas günü ilan etti.

Başbakanlık ofisi, Selam'ın bugünü "yüzlerce masum ve silahsız sivili hedef alan İsrail saldırılarında şehit düşenler ve yaralananlar için ulusal yas günü" ilan ettiğini belirten bir açıklama yayınladı. Açıklamada ayrıca, bugün hükümet dairelerinin, kamu kurumlarının ve belediyelerin kapalı olacağı ve bayrakların yarıya indirileceği duyuruldu.

Şarku'l Avsat'ın açıklamadan aktardığına göre Selam "İsrail'in ölüm makinesini durdurmak için Lübnan'ın bütün siyasi ve diplomatik kaynaklarını seferber etmek amacıyla Arap liderleri ve uluslararası yetkililerle temaslarını sürdürüyor."

İsrail'in dün Beyrut da dahil olmak üzere Lübnan'ın çeşitli bölgelerine eş zamanlı olarak düzenlediği onlarca baskın sonucunda, ilk resmi sayımlara göre en az 112 kişi öldü ve 830'dan fazla kişi yaralandı. Bu olay, Yahudi devleti ile Hizbullah arasındaki savaşın başlangıcından bu yana eşi benzeri görülmemiş bir gerilim olarak değerlendiriliyor.

İsrail, salı gecesi ile dün sabah arasında ilan edilen İran-ABD arasındaki savaşta geçerli olan ateşkes anlaşmasına Lübnan'ın dahil edilmediğini açıkladı ve ateşkes taahhüdünü teyit etti.

İsrail, Beyrut mahallelerine dün öğleden sonra eş zamanlı hava saldırılarının ardından Tallet al-Hayat bölgesindeki bir binaya saldırı düzenledi. Gece yarısından önce yapılan bir diğer saldırı ise Hizbullah'ın önemli bir kalesi olan Beyrut'un güney banliyölerini hedef aldı.

İsrail ordusu, 28 Şubat'ta başlayan İran'a karşı savaşa verilen isim olan Aslan Kükremesi Operasyonu'nun başlangıcından bu yana en büyük koordineli saldırısında yaklaşık 100 Hizbullah askeri tesisini ve altyapısını vurduğunu açıkladı.


Hizbullah, "ateşkes ihlallerine" karşılık olarak kuzey İsrail'e roket fırlatacağını duyurdu

Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
TT

Hizbullah, "ateşkes ihlallerine" karşılık olarak kuzey İsrail'e roket fırlatacağını duyurdu

Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)
Beyrut'un merkezinde İsrail'in dün düzenlediği hava saldırısının ardından kurtarma ekipleri olay yerinde (AP)

Lübnan merkezli Hizbullah grubu bu sabahı yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın iki haftalık ateşkes konusunda anlaşmasından bu yana ilk saldırısını gerçekleştirerek kuzey İsrail'e roket fırlattığını duyurdu.

Hizbullah açıklamasında, saldırının "düşmanın ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık" geldiğini belirtti. Bu açıklama, İsrail'in dün Lübnan'a yönelik bu savaştaki en büyük saldırısını başlatması sonrasında yapıldı.

Açıklamada, "Bugün saat 02:30'da İslami Direniş savaşçıları Manara yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldı" ifadeleri yer aldı.

"Bu karşılık, İsrail-Amerikan saldırganlığının ülkemize ve halkımıza yönelik saldırıları sona erene kadar devam edecektir" denildi.