Türkiye, Suriye rejimine ait bir noktayı bombaladı

Çavuşoğlu ‘sözlerinin çarpıtıldığını’ söyledi. Şam ile yapılan temaslara destek açıklamaları geliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Salı günü Ayn el-Arab (Kobani) ve kırsalına yönelik Türk bombardımanıyla ilgili servis ettiği fotoğraf.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Salı günü Ayn el-Arab (Kobani) ve kırsalına yönelik Türk bombardımanıyla ilgili servis ettiği fotoğraf.
TT

Türkiye, Suriye rejimine ait bir noktayı bombaladı

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Salı günü Ayn el-Arab (Kobani) ve kırsalına yönelik Türk bombardımanıyla ilgili servis ettiği fotoğraf.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin Salı günü Ayn el-Arab (Kobani) ve kırsalına yönelik Türk bombardımanıyla ilgili servis ettiği fotoğraf.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Türk savaş uçaklarının dün (Salı) Suriye’nin kuzeyindeki bir sınır köyünde Suriye ordusuna ait bir merkezi hedef aldığını ve 11 kişinin öldüğünü bildirdi. Ölenlerin tamamının rejim güçleri mensubu olup olmadığı bilinmiyor. Türkiye’nin Suriye ordu merkezine yönelik bombardımanı, Ankara’nın 2020’de İdlib ve ülkenin kuzeybatısındaki rejim güçlerine karşı sınırlı askeri operasyon başlatmasından bu yana iki taraf arasındaki en büyük gerginlik olarak kabul ediliyor.
Rejim güçleri, Rusya’nın garantörlüğünde Kürtlerle yaptığı anlaşmaların ardından Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda Kürtlerin kontrolündeki bölgelere bağlı sınır köylerinde konuşlanıyor. Bu anlaşmaların amacı Türkiye’nin uzun süredir dillendirdiği yeni askeri operasyonları başlatmasını engellemek.
Gözlemevi, Türk savaş uçaklarının, Ayn el-Arab ilçesinin 25 kilometre batısında yer alan ve Türk sınır duvarına 2 kilometre uzaklıktaki Tel Carıkli’de konuşlu rejim güçlerine ait askeri noktalara 8 hava saldırısı gerçekleştirdiğini aktardı. Bu bölgeler, 2019’da Türkiye ve Rusya arasında imzalanan Soçi Mutabakatı kapsamına giren bölgelerden biri. Gözlemevi Carıkli ve Tel Cubna çevresinde 11 askerin öldüğünü, 8 askerin de yaralandığını belirtti. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğu ve can kayıplarının artabileceği kaydedildi. Ölü sayılarıyla ilgili başka rakamlar da aktarılırken, ölenlerin tamamının rejim güçleri mensubu olup olmadığı bilinmiyor.
Gözlemevi’ne göre, Kürtlerin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) sınırın Türkiye tarafındaki bir noktayı bombalamasının ardından Türk güçleri ile SDG arasında gece yarısı şiddetli çatışmalar patlak verdi.
SDG’den yapılan açıklamada, “Türk savaş uçakları Kobani’nin batısındaki sınır şeridinde konuşlu Suriye ordusuna ait noktalara 12 hava saldırı düzenledi” ifadeleri kullanıldı.
SDG Sözcüsü Ferhad eş-Şami, hava saldırıları sonucu yaralıların olduğunu belirtti ancak daha fazla detay vermedi. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Kobani’de yaşayan bir kişi, “Sınır köylerinde göç hareketliliği var. Kentteki (Kobani’deki) iş yerleri kapılarını kapattı” dedi.
Türkiye Millî Savunma Bakanlığı (MSB) daha önce yaptığı bir açıklamada, Suriye sınırı yakınındaki bir Türk askerinin şehit rdildiğini, belirlenen hedeflerin vurulduğunu, “13 teröristin etkisiz hale getirildiğini ve operasyonların sürdüğünü” bildirdi.
Bu sırada, Türkiye’nin Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda SDG’ye ait noktaları hedef almaya devam etmesinin yanı sıra, Türkiye-Suriye sınırı SDG ve Türk güçleri arasında şiddetli bir gerginliğe tanık oldu. Bu kapsamda, Türkiye’nin güneyindeki Şanlıurfa iline bağlı Birecik ilçesindeki polis karakoluna dün (salı) günü düzenlenen saldırıda 1 Türk askeri hayatını kaybetti, 4 asker yaralandı. Saldırının kaynağının Suriye’nin kuzeyinde SDG kontrolündeki Ayn el-Arab (Kobani) ilçesi olduğu belirtildi. MSB Türk güçlerinin hemen karşılık verdiğini ve “terör hedeflerini ateş altına aldığını” kaydetti. MSB’nin açıklamasında, saldırıya verilen karşılıkta SDG’nin en büyük bileşeni olan YPG’ye bağlı 12 unsurun öldürüldüğü ifade edildi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Halep vilayetinin doğusundaki Ayn el-Arab kırsalında yer alan Tel Cubne’de rejim güçlerine ait bir askeri noktanın bulunduğu bölgenin üzerinde Türk savaş uçaklarının uçtuğunu ve bölgeye Türkiye tarafından hava saldırısı gerçekleştirildiğini bildirdi.
Bu sırada, Fırat Nehri’nin doğusunda SDG’nin kontrolündeki bölgelerden Gaziantep iline 4 havan mermisi fırlatıldı. Mermiler Karkamış ilçesindeki boş alanlara düştü ve can kaybı yaşanmadı. Gaziantep Valisi Davud Gül, yaptığı açıklamada, saldırıya misliyle karşılık verildiğini söyledi. Gaziantep Belediyesi vatandaşlara Suriye sınır hattına yaklaşmama uyarısında bulundu.
Gözlemevi, Ayn el-Arab ilçesinin batısında Türk güçleri ve SDG arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir süreçte, Türk güçleri tarafından Ayn el-Arab ve batı kırsalına düzenlenen yoğun füze saaldırısı sonucu bir çocuğun öldüğünü ve ikisi çocuk biri kadın 7 kişinin çeşitli şekillerde yaralandığını belirtti. Gözlemevi’ne göre Türk güçleri ayrıca Rusya’ya ait bir askeri üssün bulunduğu Kobani’nin Miştenure Dağı’nı da bombaladı.

Türk istihbaratının operasyonları
Türk istihbaratı, Haseke’nin doğusundaki Kamışlı kentinde YPG’nin önde gelen yöneticilerinden Dijvar Silopi kod adlı Muhsin Yağan’ın öldürüldüğünü açıkladı. Türk istihbaratı Ağustos başında Halep’in doğusundaki Ayn el-Arab ilçesinde YPG yöneticisi Erhan Erman’ın ve 24 Temmuz’da da yine Ayn el-Arab’da YPG yöneticisi Nüsret Tebiş’in öldürüldüğünü duyurmuştu.
Türk güçleri son dönemde silahlı insansız hava araçları (SİHA) kullanarak YPG yöneticilerine yönelik operasyonlarını yoğunlaştırıyor. Türkiye Mayıs ortasında Suriye topraklarında 30 kilometre derinliğindeki güvenli bölgelerin inşasını tamamlamak amacıyla Menbiç ve Tel Abyad’daki SDG noktalarına askeri operasyon düzenleyeceğini ilan etti. Türkiye’nin operasyon planı uluslararası toplumun büyük bir bölümü tarafından reddedildi.
Türk güçleri Mayıs ayından beri Haseke kırsalında SDG’nin konuşlandığı bölgelerde gerginliği tırmandırıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu durum, Haseke’nin kuzeybatı kırsalındaki Dırbesiye ilçesi ve Türkiye sınırındaki köylerin sakinlerinden onlarca ailenin daha güvenli yerlere doğru göç etmesine sebep oldu.

Türkiye: Suriyelilerin ülkelerine geri dönüş planı
Hükümete yakınlığıyla bilinen Türkiye gazetesi, dünkü (Salı) sayısında Türkiye’deki Suriyelilerin ülkelerine geri dönüş planının ilk aşamasını ortaya çıkardı. Gazete, Ankara’nın ilk aşamada Humus, Şam ve Halep’in geri dönüşler için pilot bölge olmasını önerdiğini bildirdi.
Gazetede yayınlanan yazıda, “Türkiye’nin Rusya, İran ve Şam rejimi ile yürüttüğü görüşmelerde sığınmacıların geri dönüşü önemli yer tutuyor.  Ankara’nın teklifinde dönüş esnasında mültecilerin can güvenliği ve sonrasında mallarının iadesi, tüm özlük haklarının verilmesi ve sürecin garantör ülkeler dâhil, tarafların kabul edeceği bağımsız siyasi, askerî uluslararası niteliğe sahip birimler tarafından kontrolü de var.  Türkiye’nin garantör olduğu bir proje dâhilinde yüzbinlerce Suriyeli evine dönmekte tereddüt etmeyecek” ifadeleri kullanıldı.
Suriye sınırı yakınında ve Ayn el-Arab’da Türkiye ile SDG arasında tansiyonun yükseldiği bir ortamda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye rejiminin siyasi çözüme değil, askeri çözüme inandığını söyledi. Suriye’nin kuzeyinde Türkiye karşıtı protestoların düzenlenmesine sebep olan ‘rejim ve muhalefeti barıştırma’ açıklamasının çarpıtıldığını belirten Çavuşoğlu, ‘barıştırma’ değil, ‘uzlaştırma’ kelimesini kullandığını vurguladı.
Bakan Çavuşoğlu dün (Salı) Letonyalı mevkidaşı Edgars Rinkevics ile Ankara’da yaptığı görüşmelerin ardından düzenlediği ortak basın toplantısında konuştu. Türkiye’nin Beşşar Esed rejimi ile yeni ilişki sürecine girme imkânı hakkında konuşan Çavuşoğlu, “Sadece Suriye değil Türkiye içinde bu işi kızıştırmak isteyenler sözlerimizi çarpıttı. Çarpıtanların kim olduğunu biliyoruz. Biz her zaman söylediğimizi söyledik, kim nasıl yorumlarsa... Suriye'de kalıcı barışın olması için gereken adımların atılması gerektiğini söyledik” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) oy birliğiyle 2015'te aldığı 2254 sayılı kararını anımsatan Çavuşoğlu, bu kararda, Suriyeli taraflar arasında BM kolaylaştırıcılığında Suriye'de geçiş sürecinin başlatılması, yeni bir anayasa yapılması ve BM'nin gözetiminde adil ve şeffaf bir seçimin yapılması gibi konuların yer aldığını ifade etti. Çavuşoğlu, “Bu gerçek oldu mu, olmadı. Bunun olmamasının sebebi rejimin ayak diremesi: Rejim siyasi değil askeri çözüme inanıyor” diye konuştu.
Geçen yıl Belgrad’da Suriyeli mevkidaşı Faysal el-Mikdad ile kısa bir sohbet gerçekleştirdiğini açıklamasının ardından Suriye’nin kuzeyinde patlak veren protestolar kapsamında Halep’in kuzeyindeki Azez’de Türk bayrağının yakılması olayına da değinen Çavuşoğlu, “Suriye'nin toprak bütünlüğünü önemsiyoruz. Muhalefetin müzakere heyeti kurmasının amacı neydi? Bu geçiş sürecinin rejim ile müzakere edilmesi. Rejim ve muhalefeti ilk kez bir araya getirmiyoruz. Biz buna ciddi katkılar sağlıyoruz. Çünkü muhalefet bize güveniyor, asla yarıda bırakmadık. Bayrağımıza uzanan eller kırılır. Bu provokasyonu kimlerin yaptığını biliyoruz. Türkiye Suriye’de kalıcı barışın sağlanması için Suriye Anayasa Komitesi müzakerelerinin sürmesi de dahil olmak üzere gerekli adımların atılması gerektiğine inanıyor” dedi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Suriye ile olan ikili ilişkilerin doğrudan hale gelebileceğini ve ilişki seviyesinin yükselebileceğini söyledi. Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AKP’nin müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir. Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir” ifadelerini kullandı.



“Dera’nın çocukları” Atıf Necip davasında Şarkul Avsat'a konuştu

Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
TT

“Dera’nın çocukları” Atıf Necip davasında Şarkul Avsat'a konuştu

Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)

Yirmi sekiz yaşındaki genç kadın, siyah peçesinin ardından ‘Sıra sana geldi doktor’ diye şarkı söylerken neredeyse dans edecekti. Bu sözler, eski Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necip'in yargılandığı ilk duruşmanın yapıldığı mahkeme salonunun kapısı önünde toplanan kalabalığın arasında yükselen bir sevinç çığlığıydı.

2011 yılında Dera'daki protestolar patlak verdiğinde henüz 15 yaşında olan genç kadın, duygularını ifade etmekte güçlük çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan genç kadın “Ben Şeyh Ahmed es-Sayasne ailesindenim. Tüm kuzenlerim ve tüm Dera halkı tutuklandı, takibe alındı, öldürüldü. Katilin yargılanması büyük bir sevinç kaynağı. Bugün zafer kazandık. Suriye'de insan haklarını çiğneyen herkesin hesap vermesini diliyorum” ifadelerini kullandı.

vfrbf
Şam'daki ceza mahkemesi salonu, Dera'daki Siyasi Güvenlik Şubesi'nin eski başkanı Atef Necib'in yargılanmasına ilişkin ilk duruşma sırasında, çevik kuvvet polisi tarafından halka kapatıldı (AP)

Nusur Caddesi üzerinde bulunan Adalet Sarayı’ndaki mahkeme salonunun kapısı önünde ve koridorlarında güvenlik güçleri yoğun güvenlik önlemleri alırken basın mensuplarının salon alanının büyük bölümünü kaplaması, sabahın erken saatlerinde Dera’dan gelen davacıların tepkisine yol açtı. Bu kişiler, isimleri çağrılana kadar salon dışında beklemek zorunda kaldı.

İçlerinden biri "Medya mensupları davacılar önce mi geliyor?" diye bağırdı. Ancak Adalet Sarayı’nın gürültüsü içinde ona kimse yanıt vermedi. Bölümler ve mahkemeler olağan işleyişini sürdürürken güvenlik güçleri, sanığın mağdurlarıyla adaletin gölgesinde bir araya geldiği bu tarihi anı izlemek isteyenlerin giriş-çıkışlarını düzenlemek amacıyla koridorlarda ve salon kapısı önünde yoğun biçimde konuşlandırıldı.

cdscv
Ala Eba Zeyd, 2011 yılında Dera’da ‘Özgürlüğün Çocukları’ adıyla bilinen davada tutuklu çocuklar arasındaydı (Şarku’l Avsat)

Dava için Dera'dan 50'den fazla kişi geldi. Aralarında 2011 yılının şubat ayında Atıf Necip tarafından tutuklanarak o dönemde ‘Özgürlüğün Çocukları’ adıyla bilinen davanın failleri haline getirilen 6 genç de bulunuyordu. Bu gençler, bir okulun duvarına ‘Sıra sana geldi doktor’ yazmakla suçlanıyordu.

O dönemde 20'den fazla çocuk duvar yazısı yazdıkları gerekçesiyle tutuklandı. Ala Eba Zeyd, Şarku’l Avsat'a ‘Her türlü yazı, hatta kişisel bir isim ya da masum bir çocukluk anısının bile’ bu kapsamda değerlendirildiğini söyledi. Eba Zeyd, kardeşi Abdurrahman ile birlikte şikâyetçi taraf sıfatıyla duruşmaya katılmak için gelmişti. Kardeşi, Ahmed ve İbrahim Reşidat, Samir es-Sayasne ve İyad Halil dahil olmak üzere 5 diğer kişiyle birlikte sanık Atıf Necip'e karşı ilkokul çağındayken yaşadıkları tutukluluk ve işkenceye ilişkin delillerle yüzleşecek.

sdvfd
Dera'dan Şeyh Ahmed es-Sayasne ailesine mensup genç bir kadın; kendisi ve küçük yaştaki akranları tutuklanma ve ölümle yüzleşmek zorunda kaldı (Şarku’l Avsat)

Ala, Necip'in çocukların tutuklanmasını ve işkenceye maruz kalmasını inkâr ettiğini belirtti. Oysa istisnasız Esed hapishanelerine giren herkesin türlü korkunç işkence biçimlerine maruz kaldığı biliniyor. Aralarında en büyüğü on dört yaşında olanların da bulunduğu bu çocukların bir kısmı sonradan şehit düştü, bir kısmı göç etti, bir kısmı ise kaldı ve tanıklık etmek için mahkemeye geldi.

Suriye makamlarından davacıların mahkeme salonuna erişimini kolaylaştırmaya daha fazla özen göstermelerini isteyen Ala, Necip'in ve çökmüş rejimin Suriyelilere karşı ihlaller işleyen tüm sembol isimlerinin adil bir cezaya çarptırılmasını ve ‘tutukluların, şehitlerin ve kayıpların ailelerinin yudumlamak zorunda kaldığı acıyı tatmalarını’ diledi.

dfsvdf
İyad Halil, 2011 yılında Dera'da Özgürlüğün Çocukları Davası’nda tutuklanan ilk kişiydi (Şarku’l Avsat)

Salona alınmak ve ifadesini vermek için çağrılmayı bekleyen İyad Halil şunları söyledi:

“Ben 8 Şubat 2011'de Suriye devriminin ilk tutuklusuyum; o zaman on dört yaşındaydım."

Halil, bacağındaki fiziksel engele işaret ederek “Bu işkence yüzünden oldu. Bize okulun duvarına yazı yazmak için dış güçler tarafından yönlendirildiğimi itiraf ettirmek amacıyla her türlü işkenceyi yaptılar. Ama ben o yazıyı gördüğümüz zulüm yüzünden yazdım” ifadelerini kullandı.

dsvfe
Suriye savaşının başlarında Dera'daki protestoculara yönelik şiddetli baskı kampanyasıyla suçlanan Tuğgeneral Atıf Necip'in duruşmalarını takip etmek için gelen izleyiciler (EPA)

Adalet Sarayı’na gelen avukatlardan biri, ceza mahkemesi salonu önündeki kalabalığa katılarak duruşmadan yapılan canlı yayını cep telefonu ekranından takip etti. Atıf Necip'in Adalet Sarayı’na gelişi sırasında ağladığı sahneyi şaşkınlıkla yorumlayan avukat, yanındaki meslektaşına dönerek "Saygıyla mahkemeye sevk edildiği için sevinçten ağlaması gerekir” dedi. Orada bulunanlardan biri, "İdamdan daha ağır bir ceza olsaydı onu talep ederdik” diye karşılık verdi.

sd
Eski Suriye rejimi yetkililerinden Tuğgeneral Atıf Necip dün, Şam'daki duruşma salonuna girerken (EPA)

Ömeriye Camii’ne 2011 yılında düzenlenen baskınla ilgili davadaki davacılardan biri olan Abdulhakim es-Serhan, tüm mahalle sakinlerinin zarar gördüğü bu olaydan hareketle Atıf Necip'in kaderine Ömeriye Camii'nin önündeki meydanda karar verilmesini istedi. Serhan, “Necip, Dera Siyasi Güvenlik Şubesi'nin başkanıydı, yani Dera’daki en önde gelen devlet adamıydı. O dönemde Dera'da işlenen tüm ihlaller onun emirleriyle gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

Orada bulunanlardan biri ise Necip'in 2011 yılında Siyasi Güvenlik Şubesi'nin kapısı önünde 12 kişinin hayatını kaybettiği ve 32 kişinin yaralandığı bir katliamı gerçekleştirdiğini belirterek Necip'in ve Dera'daki tüm Güvenlik Şubesi yetkilileri ile şebbiha (Esed ailesine sadık olan devlet destekli paralı askerler) liderlerinin bunun hesabını vermesi gerektiğini söyledi.

fdvfd
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nden Yasir Ata Abdulgani, Dera’da iki kardeşini kaybetti (Şarku’l Avsat)

2013 yılındaki Tünel Katliamı'nda yaralanan Basil Muric, kendisinin Esed rejiminin sembol isimlerine karşı açılan davada davacılardan biri olduğunu söyledi. Dera'dan 46'dan fazla kişiden oluşan bu ekip, duruşmayı izlemek için hep birlikte geldi. Basel, saldırı sonucu parmakları kesilmiş elini kaldırarak “Ailem, eşim ve iki çocuğum, Dera’daki Tünel Katliamı'nda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 24'ten fazla sivilin yanı sıra hayatını kaybetti” dedi. Basel, bombalama, tahrip ve öldürme emirlerini verenlerin tamamının yargılanması gerektiğini de ısrarla vurguladı.

İşgal altındaki Golan Tepeleri’nin Kurdem eş-Şerbeti mahallesinde ikamet eden Yasir Ata Abdulgani ise Dayanışma Mahallesi Katliamı’nın baş sanığı Emced Yusuf'un tutuklanmasının ve düşen eski rejimin sembol isimlerinin yargılanma sürecinin başlamasının ‘şehitlerin, kayıpların ve yerinden edilen kişilerin aileleri için büyük bir sevinç kaynağı’ olduğunu söyledi. Abdulgani, Suriye'nin tahrip edilmesine neden olan herkesten hesap sorulması temennisinde bulundu.

2012 yılından bu yana iki kardeşinden haber alamayan ve onlar hakkında ölüm belgesi mi çıkarsın yoksa beklesin mi bilemediğini belirten Abdulgani, adalet sürecinin başlamasının ‘yaslı kalpleri yatıştırdığını’ vurgulayarak Suriye makamlarından kurban yakınlarına duyulan şefkatle geçiş dönemi adaleti sürecini hızlandırmalarını istedi.


Libya’da ‘geçiş dönemi adaletine’ ilişkin uzlaşmacı yasanın gözden geçirilmesi çağrıları

25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
TT

Libya’da ‘geçiş dönemi adaletine’ ilişkin uzlaşmacı yasanın gözden geçirilmesi çağrıları

25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)
25 Nisan’da düzenlenen Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları görüşmelerine katılan bir grup (UNSMIL)

Libya’da Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları süreci üyeleri, başkent Trablus’ta gerçekleştirdikleri üçüncü doğrudan görüşme turunu, mevcut geçiş dönemi adaleti yasa tasarısında ‘kapsamlı’ bir revizyon yapılması ve insan hakları ihlallerine karışan kişilerin siyasi sahneden uzak tutulması çağrısıyla tamamladı.

Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) cumartesi akşamı yayımladığı açıklamada, geçen perşembe günü sona eren görüşmelerin, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Açıklamada, bu sürecin, ‘geçmişteki ihlaller için hesap verebilirliğin sağlanması ve barışçıl ulusal seçimlere ulaşmanın temel dayanağı olarak devlet kurumlarına güvenin güçlendirilmesi amacıyla bir yol haritası oluşturmayı’ hedeflediği ifade edildi.

Katılımcılar, nihai tavsiyelerinde 2025 yılı için önerilen geçiş dönemi adaleti yasa tasarısının, siyasi bölünmeler ve mağdurlara yönelik eşitsiz muamelenin beslediği ‘geçmişteki başarısızlıkların’ tekrarını önlemek amacıyla ‘kökten reformlara ihtiyaç duyduğunu’ vurguladı.

Hakikat ve adalet

UNSMIL Başkanı Hanna Tetteh, ülkede herhangi bir güvenilir dönüşümün ‘hakikat, adalet ve mağdurlar ile ailelerinin onuruna dayanması gerektiğini’ belirterek, ‘ulusal uzlaşının, Libya öncülüğünde ve sahipliğinde yürütülen, hak temelli bir yaklaşım olmadan sürdürülebilir olamayacağını’ ifade etti.

Toplantıdan çıkan başlıca tavsiyeler arasında, kurulması planlanan Hakikatleri Araştırma ve Uzlaşı Komisyonu’nun bağımsızlığının güvence altına alınması, zararların tazmini için şeffaf bir çerçevenin benimsenmesi ve yerinden edilenlerin dönüşüne öncelik verilmesi yer aldı. Ayrıca keyfi gözaltı uygulamalarına son verilmesi, sivil alan ile gazetecilerin korunması ve karar alma süreçlerinde kadınların ve kültürel bileşenlerin temsilinin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı.

Öte yandan katılımcılar, yaklaşık 6 bin Libyalıyı kapsayan kamuoyu yoklamasının sonuçlarını da değerlendirdi. Sonuçlar, halk arasında memnuniyetsizlik ve güvenlik endişelerinin yaygın olduğunu ortaya koyarken, katılımcıların yüzde 82’sinin, ihlallere karışan ve bölünmeye yol açan kişilerin iktidar pozisyonlarından dışlanmasını desteklediğini gösterdi.

dedrvfre
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, 26 Nisan’da düzenlenen Libyalı Kadınlar Ulusal Günü etkinlikleri sırasında Libyalı kadınların arasında yer aldı. (Dibeybe’nin ofisi)

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 67’sinin hâlâ tutuklanma veya misilleme korkusu taşıdığını ortaya koydu. Bu durumun, uzun süredir istikrarsızlık yaşayan ülkede siyasi katılım ve ifade özgürlüğü önünde başlıca engellerden biri olduğu belirtildi.

Ayrıca Berlin Süreci kapsamında oluşturulan Uluslararası İnsancıl Hukuk Çalışma Grubu’na bağlı büyükelçi ve temsilciler, Ulusal Uzlaşı ve İnsan Hakları sürecinin kapanış oturumuna katılarak, cezasızlık döneminin sona erdirilmesinin tek güvencesinin Libya yargısının bağımsızlığı olduğunu vurguladı.

Libyalı Kadınlar Ulusal Günü

Öte yandan Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe dün başkent Trablus’ta bu yıl kamu sektöründe çalışan kadınlara ithaf edilen Libyalı Kadınlar Ulusal Günü etkinliklerine katıldı.

Dibeybe konuşmasında, ‘hükümetin kadınların güçlendirilmesine yönelik programlara desteğini sürdürdüğünü ve karar alma mekanizmalarına katılımlarını artırmayı hedeflediğini, bunun da devlet kurumlarında daha etkin bir temsil sağlayacağını’ vurguladı.

Çeşitli sektörlerde görev yapan kadınların rolüne de dikkat çeken Dibeybe, kadınların kurumların istikrarı ve işleyişinin devamlılığı açısından temel bir unsur olduğunu belirterek, ‘elde ettikleri başarıların sorumluluk üstlenme ve kalkınma sürecine katkı sağlama kapasitelerini yansıttığını’ ifade etti.

Tetteh ise bu vesileyle bazı Libyalı kadınlarla bir araya gelerek, “Zorluklara ve engellere rağmen Libya’daki kadınların barış ve refahın hâkim olduğu bir ülkenin inşasına katkı sunmaya devam ettiğini” söyledi. Tetteh, kadınların ‘Libya toplumunun birliğini ve istikrarını güçlendirmede ve daha adil bir yapı kurulmasında temel bir unsur’ olduğunu vurguladı.


Kidal’ın Tuareg isyancılarının eline geçmesi ne anlama geliyor?

2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
TT

Kidal’ın Tuareg isyancılarının eline geçmesi ne anlama geliyor?

2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)

Tuareg isyancıları dün Kidal kentine geri dönüşlerini ve kentin ‘tamamen kontrol altına alınmasını’ kutladı. Bu gelişme, üç yıl önce Rusya’nın da destek verdiği Mali ordusu tarafından şehirden çıkarılmalarının ardından gerçekleşti. Sosyal medya aktivistleri, şehirden Rusya destekli güçlerin çekilişini gösterdiği öne sürülen görüntüleri paylaştı. Görüntülerde Mali bayrağının indirildiği ve yerine Azavad bayrağının çekildiği görülüyor.

Yaklaşık 55 bin nüfusa sahip Kidal şehri, uzun yıllardır Bamako yönetimi ile Tuareg isyancıları arasındaki çatışmaların merkezinde yer alıyor. Şehir, Kuzey Mali’de kontrol ve nüfuz mücadelesinin sembol noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Kidal’ın çöl dağları arasındaki stratejik konumu, onu ülkenin en kritik gerilim hatlarından biri haline getiriyor.

İsyancıların kalesi

1960 yılında Mali’nin bağımsızlığını kazanmasından bu yana Kidal kenti, ülkenin güneyinde bin 500 kilometreden fazla uzaklıkta bulunan başkent Bamako’daki merkezi otoriteler ile ülkenin kuzeyinde yer alan ve Mali topraklarının üçte ikisini oluşturan Azavad bölgesinde özerklik talep eden Tuareg silahlı hareketleri arasında gidip gelen bir kontrol alanı oldu.

Tuaregler, Kidal’ın Fransız sömürgeciliğine karşı kuzeyden yürütülen direnişin merkezi olduğunu savunuyor ve kentin Bamako’ya bağlılığının sömürge döneminden miras kaldığını düşünüyor. Bağımsızlığın ardından hemen isyan başlatan Tuaregler, dönemin Mali Cumhurbaşkanı Modibo Keita tarafından Sovyetler Birliği’nin de desteğiyle sert biçimde bastırılmıştı.

Buna rağmen Kidal, Tuaregler açısından tarihsel ve sembolik önemini korudu. Kent, özellikle Sahra Çölü bölgesinde güçlü etkisi bulunan İfoghas kabilesi için “ruhani ve siyasi merkez” olarak kabul ediliyor. İfoghas kabilesi, Kuzey Mali’deki nüfuzuyla öne çıkıyor.

Kidal doğumlu ve Ifoghas kabilesine mensup birçok isim, Tuareg isyancı hareketlerinin liderliğinde yer aldı. Bu isimler arasında en dikkat çekenlerden biri, Iyad Ag Ghali oldu. Ghali, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin adlı yapının lideri olarak biliniyor. El Kaide ile bağlantılı olduğu belirtilen bu örgütün, geçtiğimiz cumartesi Bamako’da düzenlenen ve Savunma Bakanı Sadio Camara’ya yönelik suikastın da aralarında bulunduğu saldırıları organize ettiği iddia edildi.

Müstahkem şehir

Kidal kenti, doğal yapısı sayesinde adeta bir ‘kale’ olarak tanımlanıyor. Ifoghas kabilesiyle özdeşleşen Adrar sıradağlarının merkezinde yer alan şehir, bu coğrafi konumu nedeniyle Sahra bölgesinde önemli bir stratejik ve askeri değer taşıyor.

Engebeli arazi yapısı, Kidal’ı askeri açıdan ele geçirilmesi zor doğal bir tahkimata dönüştürüyor. Bu özellik, kentin uzun yıllar boyunca silahlı gruplar için bir arka üs ve hava ile kara gözetiminden uzak stratejik bir sığınak olarak kullanılmasına imkân verdi. Kentin askeri önemini artıran bir diğer unsur ise bölgede bir askeri havaalanının bulunması ve stratejik Tisilit üssüne yakınlığı. Bu durum, Kidal’ı kontrol eden tarafın Kuzey Mali’deki hava ve kara ikmal hatları üzerinde hâkimiyet kurması anlamına geliyor. Ayrıca kent, Cezayir ve Nijer sınırlarına uzanan yollar üzerinde kritik bir geçiş noktası olarak kabul ediliyor.

Egemenliğin sembolü

Kidal’da Mali bayrağının yeniden göndere çekilmesi, ülkenin tam egemenliğinin yeniden tesis edildiğinin sembolü olarak değerlendirildi. Kent, 2012-2023 yılları arasında on yılı aşkın bir süre boyunca merkezi devletin kontrolü dışında kalmıştı. Kasım 2023’te Mali ordusu ile Rusya merkezli Wagner grubunun şehir üzerindeki kontrolü yeniden sağlaması, iktidardaki askeri yönetim tarafından ‘tarihi bir zafer’ olarak nitelendirildi.

2012 ile 2023 yılları arasında Kidal, ‘silahlı hareketler koordinasyonu’ olarak bilinen isyancı yapının kalesi haline geldi. Bu süreçte Birleşmiş Milletler (BM) barış gücü ve Fransız askerî varlığı bölgede bulunsa da, Mali ordusunun kente girişine izin verilmedi. Bu durum, 2015’te Cezayir’de imzalanan ‘uzlaşma anlaşmasının’ uygulanmasını da ciddi şekilde sekteye uğrattı.

Bamako yönetimi, Kidal’ın özel statüsünü anlaşmanın uygulanması önünde temel bir engel olarak görüyordu. Hükümete göre kentin silahlı grupların kontrolünde kalması ‘devlet içinde devlet’ benzeri bir yapı oluşturuyordu. Bu çıkmaz, sürecin sonunda söz konusu anlaşmanın fiilen çökmesine yol açtı.

Barut fıçısı

Kidal, Mali’deki tüm karmaşık dinamikleri özetleyen bir merkez olarak değerlendiriliyor. Tarihsel ve siyasi açıdan Tuareg isyancılarının kalesi olan şehir, aynı zamanda terör örgütleriyle iç içe geçmiş bir yapıya da sahne oldu. Bölgede, seküler isyancı hareketlerle El Kaide ideolojisine yakın radikal gruplar bir arada faaliyet gösterdi. Bunların en dikkat çekenlerinden biri, daha sonra Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin çatısı altında birleşen Ensaruddin hareketi oldu.

Bu farklı ve zaman zaman birbiriyle çelişen grupları bir arada tutan ortak unsur, Bamako’daki merkezi otoriteye karşı duyulan muhalefetti. Ancak bu ortak zemin bile her zaman bir arada yaşamayı mümkün kılmadı; şehir içinde zaman zaman silahlı çatışmalar yaşandı ve bu durum Kidal’daki güç dengelerinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.

Bunun yanında, kentte hassas kabile ve etnik dengeler de belirleyici rol oynuyor. Kidal üzerinde kontrol sağlamak, yerel kabile liderleriyle uzlaşmayı zorunlu kılıyor. Demografik yapıya müdahale edilmesi veya dışarıdan askeri bir otoritenin dayatılması, askeri boyutu aşan sert bir toplumsal direnişle karşılık buluyor. Tüm bu faktörler Kidal’ı, patlamaya hazır bir ‘barut fıçısı’ haline getiriyor. Ayrıca şehir, Sahra’yı aşan kaçakçılık ağlarının önemli bir geçiş noktası haline gelmiş durumda. Kaçakçılık, yasa dışı altın madenciliği ve silahlı gruplarla bağlantılı ekonomik faaliyetlerin büyümesi, bölgede istikrara ve merkezi otoriteye ihtiyaç duymayan bir ekonomik düzen oluşturmuş durumda.