Libya'da Salih ve el-Mişri, ‘anayasal zemin’ çıkmazına ilişkin bir çözüme ulaşamadı

Tobruk'ta bulunan Libya Temsilciler Meclisi oturumundan bir kare (Meclis Medya Ofisi)
Tobruk'ta bulunan Libya Temsilciler Meclisi oturumundan bir kare (Meclis Medya Ofisi)
TT

Libya'da Salih ve el-Mişri, ‘anayasal zemin’ çıkmazına ilişkin bir çözüme ulaşamadı

Tobruk'ta bulunan Libya Temsilciler Meclisi oturumundan bir kare (Meclis Medya Ofisi)
Tobruk'ta bulunan Libya Temsilciler Meclisi oturumundan bir kare (Meclis Medya Ofisi)

Libya Başkanlık Konseyi, Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri arasında dün akşam Kahire'de yaptıkları görüşme sırasında, ertelenen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin anayasal zeminde yapılmasına dair ortaya çıkan anlaşmazlıkları çözmek için ABD’nin arabuluculuk yapmasını talep etti.
Söz konusu talep, Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümetine bağlı güçler ile İstikrar Hükümeti Başbakanı Fethi Başağa’ya bağlı milisler arasında çatışmaların patlak verebileceği endişelerinin artması sonrasında gerçekleşti.
Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri’nin dün akşam Kahire'de yaptıkları görüşmede anayasal zemin konusundaki anlaşmazlıkla ilgili herhangi bir çözüme ulaşamadıklarına dair haberlerin doğrulanması sonrasında Libya Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Lafi harekete geçti. el-Lafi, dün akşam ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek Norland’ı, Akile Salih ile Halid el-Mişri arasında yeniden arabuluculuk yapmaya ikna etmeye çalıştı.
Temsilciler Meclisi Başkanı'nın medya danışmanı Abdulhamid el-Safi televizyonda yaptığı açıklamada, “Salih ve el-Mişri'yi Kahire'de bir araya getiren toplantı, özellikle ‘çifte vatandaşlık ve seçimlerde oylamaya ordu mensuplarının katılımı’ konusunda, anayasal zemine dair tartışma noktalarını ele almayı amaçladı. Salih ve Mişri’nin, istişare etmek üzere kendi yetkili kurullarına başvurmaları ve anayasal zemine dair taslak üzerinde nihai bir anlaşmaya varmaları kararlaştırıldı” ifadelerini kullandı.
Taraflara yakın kaynakların Şarku'l Avsat'a verdiği bilgiye göre, Kahire'de on gün süren görüşmelerin ardından Salih ve Mişri’nin geri dönmesi bekleniyor.
Abdulhamid el-Safi, Libya’da üçüncü bir hükümetin oluşturulacağına dair söylentilerle ilgili olarak, “Temsilciler Meclisi’nin güvenoyu verdiği meşru hükümet Başağa Hükümetidir. Medya tarafından ortaya atılan iddiaların hiçbir doğruluk payı yok” dedi. Salih ve el-Mişri'nin Kahire'deki görüşmelerinde, Dibeybe ve Başağa hükümetlerinin yerine üçüncü bir hükümet kurulması konusunu ele alacağı hakkında resmi olmayan iddialar ortaya atılmıştı.
Libya Başkanlık Konseyi üyesi Abdullah el-Lafi, Büyükelçi Norland’ın, ‘ulusal uzlaşı’ çalışmalarının başarısını ve özellikle Başkanlık Konseyi'nin bu konuda oynadığı rolün önemini, ayrıca Temsilciler Meclisi ile devlet arasında anayasal temelde uzlaşma çalışmalarının hızlanması gerektiğini vurguladığını aktardı. el-Lafi, Norland ile yaptığı görüşmede, ülkedeki istikrara engel olacak tüm siyasi çıkmazların giderilmesi ve mümkün olan en kısa sürede cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması için çalışmaların devam edeceği, ayrıca siyasi süreci ve sivillerin güvenliğini tehlikeye atacak gerilimlerden uzak durulması gerektiği konusunda mutabık kalındığını ifade etti.
Öte yandan ABD’nin Libya Büyükelçisi Norland, dün, görüşmede Başkanlık Konseyi'nin Libya'daki gergin siyasi duruma ilişkin çabalarını ele aldıktan sonra, tarafların şiddeti kışkırtacak herhangi bir adımdan kaçınması gerektiği konusunda anlaştıklarını söyledi.
Norland, Ankara, Kahire ve Libya'daki yoğun tartışmalara dikkat çekerek, Başkanlık Konseyi'nin liderlerle etkileşimine övgüde bulundu. Norland, “ABD, Ulusal Birlik Hükümetini, mümkün olan en kısa sürede cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin önünü açmak için Libya kurumlarıyla ilişki kurmaya devam etmeye çağırıyor” dedi. Norland, ABD büyükelçiliği tarafından yayınlanan açıklamada, Başkanlık Konseyi'nin ulusal uzlaşmayı teşvik etme çalışmalarından övgü ile bahsetti ve Afrika Birliği'nin bu konuda oynadığı rolü memnuniyetle karşıladı.
Öte yandan, Temsilciler Meclisi, dün (Salı), Tobruk şehrinde, ülkedeki siyasi tıkanıklığı ve anayasal yolu desteklemenin imkanlarını ele almak üzere Başkan Yardımcısı Fevzi el-Nuri yönetiminde bir oturum gerçekleştirdi.
Meclisten dün akşam yapılan açıklamaya göre, Yüksek Mahkeme danışmanlarının Temsilciler Meclisi önünde yemin etmesi için mahkeme tarafından sunulan ‘Yargıtay Yasası’nda yapılan değişikliği onayladı. Ayrıca Divan Başkanlığı'nın Yargıtay'a çok sayıda danışman atanmasına ilişkin kararı onaylandı.
Temsilciler Meclisi, vatandaşlar arasında adalet ve eşitliğin sağlanması için Libya’daki tüm işçiler için tek maaş tasarısını da ele alarak devlet kurumlarını bu projeye dâhil etmek için tasarıyı Sosyal Güvenlik Kurumu ile işbirliği yapılması kaydıyla Finans Komitesine iletmeye karar verdi.
Öte yandan, Libya basınında çıkan haberlere göre, batı bölgesi ve Trablus'taki bazı saha liderleri, dün akşam yapılan bir istişare toplantısında ilk kez Başağa hükümetini destekleme ve O’nu başkentte yetkilendirme ihtiyacı konusunda anlaştılar. Söz konusu haber, Temsilciler Meclisi Başkanı Akıle Salih’in medya danışmanının Meclisin, Başağa hükümetinin başkent Trablus'a girmesini beklediği ve Dibeybe’nin hükümet karargâhını teslim etmemek için yasa dışı silahlı milisler kullanacağını açıklaması ile eş zamanlı olarak yayınlandı.
Ulusal Birlik Hükümeti Yerel Yönetimler Bakanı Bedreddin El-Sadık El-Tumi, başkentte bir araya geldiği 11 belediye başkanın herhangi bir silahlı çatışmayı reddettiklerini ve Libya'da reform yapmanın tek yolunun sandıklara başvurmak olduğuna inandıklarını aktardı. El-Tumi, toplantıda başkentteki güvenlik durumu ve yerel yönetimlerle ilgili birçok konu ele alındığı belirtti.
BM Misyonu Başkan Vekili Residon Zeninga, Tunus’un Libya Büyükelçisi Esad Uceyli ile yaptığı görüşmede, siyasi anlaşmazlıkları çözmenin tek yolunun silahlı oluşumların çatışma çağrılarına son vermesi ve seçimlerin gidişatı üzerinde anlaşmaları olduğunu belirtti. Zeninga, Tunus'un Libya’daki taraflar arasında iş birliğini geliştirmedeki rolü ve diyaloga verdiği desteği takdir ettiğini ifade etti. Ayrıca Tunus hükümetinin Libya'daki BM misyonuna verdiği desteği devam ettirmesinden övgüyle bahsetti.
Diğer yandan, Dibeybe, geçen akşam Twitter hesabı üzerinden yayınladığı mesajda, Libyalıları ilgilendiren şeyin kendilerine hizmet sunulması, sorunlarının ele alınması ve yaşadıkları krizlere gerçek çözümler bulunması olduğunu belirtti.
Buna mukabil, İstikrar Hükümetinin Başbakanı Fethi Başağa, Libya Merkez Bankası'nı ekonomik durgunluğu durdurmak ve Libya dinarının değerini artırmak için bir plan geliştirmeye çağırdı. Ayrıca, yaşanmakta olan küresel ekonomik krizin ülke ekonomisine yansımalarına, emtia fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle yerel para biriminin satın alma gücünün düşmesine ve bunun ülke ekonomisi üzerindeki olumsuz sonuçlarına dikkat çekti. Başağa, Merkez Bankası başkanı ve üyelerine yaptığı konuşmada, hükümetinin ulusal ekonomi ile mali ve parasal istikrarı güçlendirme hedeflerine ulaşmak için çalışmaya ve iş birliği yapmaya hazır olduğunu vurguladı. Başağa, döviz kuru ayarlama kurallarına ilişkin para politikasına uygun olarak, enflasyonu tetikleyen harcamaları azaltmak için tüm önlemleri alacağına söz verdi.



Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.


Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

TT

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Resmi medyaya göre, Suriye hükümeti dün, iki taraf arasında varılan bir anlaşmanın parçası olarak Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) kontrolü ele geçirdikten sonra, ülkenin kuzeyindeki Rakka'da bulunan el-Aktan hapishanesinde tutulan en az 126 çocuğu serbest bıraktı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerde serbest bırakılan küçükler için büyük bir karşılama töreni düzenlendiği görülürken, resmi haber ajansı SANA da hapishanede hayatta kalanların isimlerini yayınlayarak internette aranabilir hale getirdi.

Televizyon kanalı, DEAŞ üyelerinin tutulduğu el-Aktan hapishanesinden "18 yaşın altındaki 126 tutuklunun" serbest bırakıldığını bildirdi.

SDG, bu haberlerle ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

SDG, son günlerde bu bölgelerde ilerleyen hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlardan çekildi.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bugün SDG ile ateşkesi ve üyelerinin hükümet güçlerinin saflarına entegrasyonunu içeren bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Bu anlaşma, çatışma yıllarında kurdukları özerk yönetimin kazanımlarını korumayı uman Kürtlere ağır bir darbe indirdi. Bu kazanımlar arasında, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki geniş alanları yöneten örgütlü ve eğitimli sivil ve askeri kurumlar da yer alıyordu. Anlaşma ayrıca, Şam'daki yetkililerle yapılan müzakereler sırasında ısrar ettikleri merkezi olmayan yönetim modeline de son verdi.

Cuma günü, Kürt savaşçıların El-Aktan hapishanesinden, Halep kırsalında Kürtlerin kontrolündeki Ain el-Arab (Kobani olarak da bilinir) şehrine nakli, "iki taraf arasında varılan güvenlik düzenlemeleri" kapsamında başladı.

SANA'nın orduya dayandırdığı habere göre el-Aktan mahkumlarının nakli, "İçişleri Bakanlığı'nın hapishaneyi devralıp yönetimini üstleneceği 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır."

SANA haber ajansı orduya dayandırdığı haberinde, El-Aktan cezaevindeki mahkumların naklinin, "İçişleri Bakanlığı'nın cezaevini devralıp yönetmesini öngören 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik ilk adım" olduğunu belirtti.