Rus düşünür Aleksandr Dugin postmodernizmin jeopolitiğini resmediyor

Yeni imparatorlukların kilometre taşlarına ve tarih sahnesinin özelliklerine dair bir okuma.

Mevcut jeopolitik çatışma neye yol açacak? (AFP)
Mevcut jeopolitik çatışma neye yol açacak? (AFP)
TT

Rus düşünür Aleksandr Dugin postmodernizmin jeopolitiğini resmediyor

Mevcut jeopolitik çatışma neye yol açacak? (AFP)
Mevcut jeopolitik çatışma neye yol açacak? (AFP)

Antoine Abou Zeid
Dünyadaki savaşların ve çatışmaların seyrinde, iktidarı elinde tutan mı ya da onun deneyimli danışmanı mı yahut artı bir güce sahip askeri komutanlardan oluşan bir grup mu yoksa Almanya doğumlu Yahudi kökenli Amerikalı siyaset bilimci Hannah Arendt’ın ifadesiyle çılgın fikirleri olan ve kötülüğün en uç sınırlarında yaşayan biri mi daha etkili olur?
Bu yazıda, yukarıdaki soruya bir yanıt verebilmek için Doha’daki Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi (Arab Center for Research and Policy Studies) tarafından geçtiğimiz Temmuz ayında yayınlanan, Aleksandr Dugin’in kaleme aldığı ve büyük bölümü İbrahim İstanbuli tarafından Rusçadan Arapçaya çevrilen “Postmodern Jeopolitik: Yeni İmparatorluklar Çağı ve 21. Yüzyılda Jeopolitik için Genel Yönergeler” kitabına panoramik bir bakış sunuyor.
Avrupa'da bazı çevrelerin birinci bölümü kendi adından ikinci bölümü ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in soyadından oluşan ‘Rasputin’ olarak adlandırdığı Rus düşünür Dugin, Putin’in baş danışmanlarından biri ve Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın en büyük destekçilerinden biri. Dugin’in Putin’e sunduğu ‘çılgın’ fikirlerin çoğu da kitapta yer alıyor.

Gelecekle ilgili özetler
380215.jpg
Arapçaya tercüme edilen kitabın kapağı (Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi)
Dugin'in hesaba kattığı ilk şey, mevcut gerçekliği incelemek ve ondan gelecek için faydalı sonuçlar çıkarmak. Dugin’e göre halkların tarihindeki seçkin şahsiyetlerin eylemlerine (savaşlar, çatışmalar, uzlaşmalar, anlaşmalar vb.) dayanan tarihi bir yaklaşımın aksine sahnenin özelliklerine derinlemesine bakmak için jeopolitikayı tek ve en etkili yaklaşım yapmalı. Rus düşünür, bu yaklaşımı detaylandırırken insanlık tarihinin üç toplumsal sistem modeline, yani modernizm öncesi geleneksel toplum, ardından Batı'da ‘üç sınıfın’ buluştuğu (Batı şehirlerinin banliyölerinde, Mağrip bölgesinden göçen gruplar, Latin Amerika ve Orta Avrupa'dan gelen göçmenler, Katolikler, Ortodokslar ve diğerleri) modern toplum ve modernizm sonrası (post modernizm) topluma dikkati çekiyor. Dugin’e göre deniz medeniyetine sahip (ABD ve Batı Avrupa) halklarda olduğu gibi Batı’nın aksine dönüştürülmesi ya da kaybolması zor değerlere ve dinlere tabi oldukları topraklara sahip (Eski Sovyetler Birliği, Rusya ve Asya) halklarda mevcut jeopolitik düalizmin (deniz/kara) tezahürlerini görmek mümkün.
Dugin, hem (Eski Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail) Gorbaçov'u hem de (Eski Rusya Devlet Başkanı Boris) Yeltsin'i anlaşmazlığın doğasını değil, iki toplum ve iki dünya; Doğu ve ABD batısı ve Batı Avrupa arasındaki temel ayrımı anlayamadıkları için sert bir dille eleştiriyor. Batı, 1980’lerin sonlarında, iddia ettiği üzere vahşi bir medeniyete sahip olan Sovyetler Birliği'ni modernleştirmek ve geçmişteki çatışmaları ve Soğuk Savaş'ın sonuçlarını aşmak için bu durumdan faydalandı. Dugin’e göre Gorbaçov ve Yeltsin’in Sovyetler Birliği'ni modernize etmedeki mutlak başarısızlıkları ve Sovyetler Birliği'nin çöküşü, jeopolitiği reddettiklerinin kesin kanıtıydı. Modernleşme, Batı'nın elli yılı aşkın bir süredir Soğuk Savaş'a karşı başvurduğu ideolojik düşüncenin sona ermesinden sonra, Batılı ülkeler Rusya Federasyonu'na karşı düşmanlığın sürdürülebilirliğinde belirleyici faktör oldu.

Tarihin üzerinden atlamak
501981-1944213080.jpg
Rus düşünür Aleksandr Dugin (AFP)
Jeopolitik kavramı, analistlerin, siyasi düşünürlerin ve ekonomistlerin dikkate alması gereken bir tür bilimsel önerme olmasına rağmen Dugin, jeopolitik kavramını siyasi, ekonomik ve sosyal tarihin üzerinden atlamak ve insanlığın Batı'da 16. yüzyılın sonundan 17. yüzyılın sonuna kadar uzanan aydınlanma çağından sonra ve 1789 yılındaki entelektüel devrimin ardından vardığı tüm entelektüel ve insani düşünceleri aşmak için bir sıçrama tahtası olarak görüyor.
Dugin, bütün halkların 21. yüzyılda halen geleneksel dönemde, yani geleneksel sistemde yaşadıklarını söyleyerek, tüm insanlığı kapsayan bir dönem olan postmodernizmi inkar ediyor. Dugin’e göre postmodernizm denen şey, Batı için geçerli olan, ancak başkaları için geçerli olmayan bir süreç. Rus düşünür ilki laiklik ve ateizm, yani Batı, ikincisi ise dinin birey ve toplum üzerinde hala etkili bir faktör olduğu, yani Rusya, Asya ve Avrupa'nın bazı kısımları olmak üzere iki modeli ya da iki sistemi birbirine karıştırmak mümkün olmadığı sürece, onu genelleştirmenin yahut evrenselleştirmenin yanlış olduğuna inanıyor.
Sonra bu argümandan yola çıkarak liberalizm kavramının evrenselliğini inkar eden Dugin, bunu eski sosyal, kültürel, siyasi ve dini yapı ve biçimlerin yıkımına yol açabilecek bireysel özgürlük için bir başlangıç ve bireysel seçimler için bir varış noktası olarak görüyor. (s. 41) Postmodernizm ve postbatı felsefelerin tasavvur ettiği gibi evrensel bir boyutu olan bireysel liberalizm kavramını neden inkar ettiğine gelince Rus düşünür, bireysel liberalizme milliyetlerin, dinlerin ve ırkların (Çin, Japonya, Hindistan, İran ve diğer Asya ülkeleri) varlığını görmezden geldiği için karşı çıkıyor. Dugin'in teorisinden yola çıkarsak Batı'nın tasvir ettiği  bireysel liberalizm, bireyi tanımlaması gereken birçok özelliği aşıyor ve bu mutlak liberalizmin gerçekleşmesini engelliyor.
Aynı bakış açısından bakıldığında Dugin, Antonio Negri ve Michael Hardt tarafından kaleme alınan ‘İmparatorluk’ kitabında bahsettikleri gibi imparatorlukların geri döndüklerini söylemek ve ABD, Çin, Rusya ve diğerleri gibi çağdaş imparatorluklar arasındaki çatışmayı desteklemek için yine evrensel kabul edilen tarihsel bir yolu, yani prenslik, feodalizm ve aileden miras kalan imparatorluktan şu an yürürlükte olan uluslararası kabul görmüş sınırlara sahip ulus-devlete dünyadaki tüm siyasi gruplaşmaların siyasi dönüşümünü atlıyor. Dugin, daha önce de ulus-devletlerin sonunun geldiğini ve imparatorluklar çağının yaklaştığını öne sürmüştü.

Avrasya kavramı
Rus düşünür, Avrasyacılığı siyasi, kültürel ve ekonomik olarak alternatif bir ağ olarak görmeye devam ederek bir şekilde bu kavramı savunuyor. Dugin, Rusya Federasyonu’nun ya da bir başka deyişle Rusya İmparatorluğu’nun bunu benimsemesi ve gelecekteki postmodern çağda ‘Avrasya birliği’ ülkelerinin ve halklarının ekonomik, sosyal ve kültürel olarak birbirilerine uyum sağlamalarını garanti eden tüm kültürel ve medya kurumlarını inşa etmesi gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda, söz konusu halkların postmodern küreselleşmenin geleceğine dair bitmeyen inancını oluşturan başta Ortodoksluk, ardından İslamiyet, Budizm ve diğerleri olmak üzere dini Avrasya'nın istikrarlı bir direği haline getirme arzusunu gizlemeyen Dugin'e göre, yukarıda bahsi geçen Avrasya birliği, bu ülkeleri ABD’nin hegemonyasından koruyabilecek tek yapı olacak.
Dugin'i bu kitapta ortaya attığı paradoksa sürükleyen ve tuhaf olan teorilerden biri, toplumların ve halkların tanık olduğu gelişmenin mutlaka ilerici bir çizgide gerçekleşmediği, aksine olayların bir tür dairesel halkaya düşebileceği teorisi oldu. Geçtiği düşünülen bazı tarihi bölümleri hatırlatan Dugin, ABD imparatorluğu için bir metafor olarak dünyayı Bizans İmparatorluğu'ndan kurtarmak ve Ortodoks mesajı iletmek için Rusya Çarlığı’nda 1565 - 1572 yılları arasında Korkunç İvan döneminde kurulmuş Çarlığa bağlı gizli polis teşkilatı Opriçnina’nın aktif olduğu sıralarda yaşanan görkemli Rus ortaçağ döneminin yeniden başlamasını umuyor. Dugin’e göre eğer Rusya, ortaçağdaki ihtişamını yeniden kazanmazsa, diğerleri gibi antik ortaçağ çöplüğüne gömülecek.
21. yüzyılın üçüncü on yılında bilimsel teorilere, bakış açılarına ve çağdaş felsefelere göre küreselleşmeye, modernliğe, devletlerin ve ittifakların yapısına, büyük çevresel, ekonomik ve siyasi krizlere ve bunlara uygun çözümler bulmayı amaçlayan çalışma mekanizmalarına yönelik eleştiriler tüm hızıyla devam ederken Dugin’in düşüncesi, küreselleşme ve postmodernizm eleştirisini ve diğer eleştirilerini, Rusya İmparatorluğu lehine siyasi sloganlar yükseltmenin ve kalıcı ve bocalamayan ulusal savaşların başlatılması için bir savunma ifadesi haline getirdi. Tıpkı Rusya Federasyonu'nun Ukrayna'ya ve Dugin'in yok etmeyi tercih ettiği Ukrayna halkına karşı yürüttüğü savaşta olduğu gibi.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.


Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
TT

Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)

Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas’a göre uluslararası deniz taşımacılığının dalgalandığı bir dönemde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden sağladığı ihracat kapasitesi, küresel enerji fiyatlarını kontrol altında tutan stratejik bir denge unsuru haline geldi. Gidevillas, Avrupa için alternatif petrol akış yollarının gerçek değerinin, arz sürekliliğini sağlamak ve enflasyon baskılarını hafifletmek olduğunu söyledi.

Gidevillas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2025 yılında 88 milyar avroyu aşan Avrupa–Suudi Arabistan ticaret hacminin, krallığın Avrupa enerji güvenliğinde yapısal bir ortak haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Suudi Arabistan’ın dünyanın en esnek lojistik altyapılarından birine sahip olduğunu vurguladı.

Tek koridor bahsinin Sonu

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan’ın hem Basra Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden çift yönlü ihracat kapasitesi geliştirmesi, fiilen tek koridor bahsini ortadan kaldırdı. Bu durum, bölgesel gerilimlerin en yoğun olduğu dönemlerde bile enerji akışının kesintisiz sürmesini sağlıyor.

Bu stratejinin geçici bir tepki değil, küresel ölçekte Suudi Arabistan’ın stratejik değerini artıran yapısal bir hamle olduğunu belirtti.

Avrupa için enerji ve dönüşüm boyutu

Gidevillas, kısa vadede bu koridorun Avrupa için en önemli etkisinin enerji arz güvenliğinden çok fiyat istikrarı olduğunu, uzun vadede ise Suudi Arabistan’ın Avrupa enerji dönüşümünün kilit ortağı haline geldiğini söyledi.

Neom ve Yenbu gibi yeni ihracat merkezlerinin, geleceğin yeşil yakıt tedarik zincirlerinde Suudi Arabistan’ı merkez konuma taşıdığını ifade etti.

cdvfdfd
Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas. (X)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın hidrojen ve amonyak ihracatını Avrupa’ya yönlendirdiğini, bunun da Avrupa’nın sanayide karbonsuzlaşma programını desteklediğini belirtti. Mısır üzerinden Avrupa elektrik şebekelerine entegrasyonun da düşük karbonlu enerjiye geçişi güçlendirdiğini ekledi.

Avrupa enerji maliyetlerine yapısal katkı

Gidevillas, Avrupa Birliği’nin Körfez bölgesinden petrol ithalatının yaklaşık yüzde 10 seviyesinde olduğunu hatırlatarak, Hürmüz Boğazı gibi kritik geçişlerde yaşanan aksaklıkların fiziksel arz kıtlığı yaratmaktan çok fiyatları yukarı çektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın sağladığı koridorun temel katkısının piyasa akışının sürekliliği olduğunu ve bunun Avrupa ekonomisini fiyat şoklarından koruduğunu vurguladı.

Enerji Krizleri ve Avrupa’nın Kırılganlığı

Analizde, 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi hatırlatıldı. O dönemde gaz arzındaki düşüşün Avrupa hükümetlerini yüz milyarlarca avroluk destek paketleri açıklamaya zorladığı belirtildi.

Bugün Hürmüz Boğazı gerilimiyle birlikte Avrupa’nın yeniden yüksek fiyat baskısıyla karşı karşıya olduğu, Suudi Arabistan’ın ise bu süreçte tüketiciyi enflasyon riskinden koruyan bir rol üstlendiği ifade edildi.

Egemen güvenilirlik ve Suudi rolü

Gidevillas, Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki konumu ve günlük 12 milyon varile ulaşan üretim kapasitesi sayesinde küresel enerji piyasalarında istikrar sağlayan kilit aktör olduğunu söyledi.

Çift ihracat koridoru sayesinde tek bir deniz yoluna bağımlılığın ortadan kalktığını ve bunun yapısal bir güvenlik avantajı oluşturduğunu vurguladı.

Avrupa’nın kırılganlığına karşı Suudi esnekliği

Avrupa’nın dizel ve jet yakıtı tedarikinde dalgalanmalar yaşadığı, enerji bağımsızlığı konusunda zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtilirken, Suudi Arabistan’ın hem üretim hem de petrokimya altyapısıyla en esnek enerji ortaklarından biri haline geldiği ifade edildi.

fdvfdb
Yanbu Ticari Limanı, Suudi Arabistan’ın önemli deniz geçitlerinden biridir. (Mawani)

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan yalnızca fiziksel enerji arzını değil, aynı zamanda küresel piyasalardaki jeopolitik baskıyı da dengeleyen bir “sigorta mekanizması” işlevi görüyor.

Gelecek perspektifi: Enerji dönüşümünde Suudi liderlik

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde Gidevillas, Suudi Arabistan’ın hidrokarbonlar alanındaki geleneksel rolünün yanı sıra yeşil hidrojen ve sürdürülebilir enerji üretiminde de küresel liderliğe ilerlediğini söyledi.

Bu dönüşümün, krallığın Avrupa için uzun vadeli stratejik ortak konumunu güçlendireceğini ve küresel enerji sisteminin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını belirtti.


Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.