Sudan'ın 66 yıldır neden kalıcı anayasası yok?

Hukukçular, 1956’dan bu yana yedi anayasasın iptal edildiğine, çözümün ise anayasal belgeye dönüşte olduğuna dikkat çekiyorlar.

Sudan, bağımsızlığından bu yana tamamı ihlal edilen yedi anayasaya tanık oldu. (İndependent Arabia)
Sudan, bağımsızlığından bu yana tamamı ihlal edilen yedi anayasaya tanık oldu. (İndependent Arabia)
TT

Sudan'ın 66 yıldır neden kalıcı anayasası yok?

Sudan, bağımsızlığından bu yana tamamı ihlal edilen yedi anayasaya tanık oldu. (İndependent Arabia)
Sudan, bağımsızlığından bu yana tamamı ihlal edilen yedi anayasaya tanık oldu. (İndependent Arabia)

İsmail Muhammed Ali  
Sudanlılar İngiltere'den bağımsızlıklarını kazanalı 66 yıl olmasına rağmen, sürekli olarak ‘anayasa krizinden’ muzdaripler.  1956’dan sonra anayasa defalarca değişti. Yönetime gelen askeri ve sivil hükümetler anayasayı değiştirdikleri için kalıcı bir anayasa olmadı. 
Şu ana kadar siyasal ve toplumsal bileşenler arasında genel ilkeleri açısından üzerinde bir uzlaşı sağlanan anayasa oluşturulamadı. Peki, bu ‘anayasa krizinin’ sebepleri nelerdir? Sürdürülebilir yönetişim kurmak için bu ikilemin nihai olarak sonlandırılması mümkün müdür?  

Anayasal belgeye dönüş  
Sudanlı insan hakları aktivisti Avukat Nebil Edib’in duruma dair değerlendirmesi şöyle:
“Sudan anayasa krizinin arkasında iki temel sorunun yattığına inanıyorum. Birincisi; ülkedeki belirli bir siyasi yapı ya da toplumsal bileşenin arzu ve isteklerine hitap eden tek tip bir anayasa yapılması girişiminde bulunulmasıdır. İkincisi de mevcut anayasanın ilkelerine ve kurallarına riayet edilmemesidir.”
Sudan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından, çok da uzun olmayan bir sürede anayasanın yedi defa değiştirildiğini hatırlatan Edib sözlerini şöyle sürdürdü:
“Maalesef hiçbir anayasa düzgün bir şekilde uygulanamamıştır. Bu anayasaların tümü ihlal edilmiştir. Bu ise ülkede anayasaya gerekli saygının olmadığını gösteriyor. İçeriğinden bağımsız olarak anayasaya saygı duyulması, herhangi bir ülkedeki siyasi çatışmayı önlemek için esas zorunluluktur. Biz yıllarca bu ihlallerin acısını çektik. En son mevcut krizi ortaya çıkaran askeri darbe de anayasal ilkelerin ihlal edilmesinin uç bir örneğidir.”  
Nebil Edib, Askeri Geçiş Konseyi ile sivil muhalif koalisyon arasında ortak geçiş yönetimini başlatmak amacıyla oluşturulan ‘anayasa bildirisine’ dönülmesinin gerektiğini belirttiği açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Mevcut krizden çıkış yolu, anayasal belgenin yeniden uygulanmaya konulmasıdır. Sonuçta askeri darbe ya da kendilerinin ifadesiyle ‘düzeltme girişimi’ anayasal belgenin ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Anayasa bildirisi ilk defa 25 Ekim’deki darbeyle ihlal edilmedi, öncesinde de geçiş dönemi sürecinde bu kriz devam etmekteydi. Anayasa bildirisinde öngörülen kurumlar oluşturulmadığı gibi bildiriye aykırı bir biçimde yargı erkinin üst yetkilileri görevlerinden azledildi. Ayrıca bu ‘geçiş döneminde’ anayasa ile çelişen kanunlar çıkarıldı. Bence çözüm; anayasal belgeye dönülmesi ve ilgili tüm tarafların anayasanın üstünlüğüne sıkı sıkıya bağlı kalmasıdır, ancak artık bu belgenin değiştirilmesini gerektiren siyasi gelişmeler var. Bununla birlikte anayasal belge düzeltilene kadar esas kabul edilmelidir.”

Karmaşık bir kriz  
Sudanlı Avukat Kemal Ömer’in konuya dair değerlendirmesi ise şöyle oldu:
"Ülkedeki anayasal kriz aslında karmaşık bir siyasi krizdir. Geriye dönüp baktığımızda, ülkede yürürlükte olan ilk anayasanın İngilizler tarafından federal yönetim anlayışıyla kurulduğunu görüyoruz. Güney Sudan sorunu da bu nedenle patlak vermiştir. 1956’da bağımsızlıktan sonra bu anayasa üzerinde birçok düzeltme yapılmış, daha sonra 1964’de bir ulus devlet anlayışı ile oluşturulan anayasa sonraki yıllarda temel alınmak üzere oluşturulmuştur. Bu tarihten itibaren anayasa sürekli değişti ve Sudanlılar bugüne kadar kalıcı bir demokratik anayasaya kavuşamadılar.” 
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el- Burhan’ın 25 Ekim’de askeri darbe yaparak, Aralık Devrimi’nin en önemli kazanımı olan ‘anayasal belgenin’ iptal edilmesini kararlaştırdığını belirten Kemal Ömer sözlerini şöyle sürdürdü:
“Askeri darbe nedeniyle oluşan ‘anayasal boşluk’ ciddi riskler doğuruyor. Şu an seçimler yapılana kadar bazı ‘anayasal tedbir ve düzenlemelere’ başvurulması gerekiyor. Daha sonra kalıcı demokratik bir anayasanın yazılma süreci başlamalıdır. Sudan Barosu'nun geçiş süreci anayasal çerçevesi üzerine yakın zamanda düzenlediği çalıştayda özgürlükler, geçiş dönemi ve bir sonraki hükümetin biçimiyle ilgili olanlar da dahil olmak üzere birçok ilgili sorun ele alındı. Mevcut yönetimin bu hususları dikkate alması gerekir.”  

Devletin inşası  
Avukat Taceddin Sıddık ise Sudan’daki anayasal süreç hakkında şu yorumu yaptı:
“1953'te seçimler yapıldı ve bu seçimler uyarınca bir kurul oluşturuldu. Söz konusu kurul 1955’te ilk anayasal ilkeleri belirledi. Bu ilkelere göre Sudan’ın bağımsız ve egemen bir devlet olduğu ve federal sistemle yönetileceği öngörülüyordu. Ardından beş kişiden oluşan bir ‘Egemenlik Meclisi’ oluşturulması kararlaştırıldı. Böylece oluşturulacak parlamentonun kalıcı bir anayasa hazırlanması planlandı. 1956’da ise geçici bir anayasa oluşturuldu. Ancak bu dönemden sonra ülkede üç defa darbe yapıldı ve askeri yönetimler ardı ardına değişti. Bu cunta yönetimleri ilk olarak sivil anayasanın askıya alınmasını kararlaştırdılar. Bizim başlıca sorunumuz, bağımsızlıktan sonra çok kısa dönemlerde sivil yönetimlerle idare edilmiş olmamızdır. Toplamda 13 yıl siviller tarafından yönetildik. 53 yıl ise askeri ve otoriter bir yönetime maruz kaldık.” 
Ömer el-Beşir yönetiminin devrilmesinin ardından Özgürlük ve Değişim Güçleri ile askeri bileşenin ilk olarak 1989’da iptal edilen anayasayı yürürlüğe koyması gerektiğini belirten Sıddık sözleirini şöyle sürdürdü:
“Ancak Özgürlük ve Değişim Güçleri ile ordu bileşenleri bu anayasaya dönmek yerine bir ‘anayasal belge’ oluşturdular. Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki askeri darbe ile de bu ‘belge’ iptal edildi. Dolayısıyla ülkenin bağımsızlık tarihinden bu yana süregelen ‘anayasa krizi’ daha da derinleşmiş oldu. Benim çözüm önerim, 1985 anayasasına dönülmesi, en kısa sürede bir sivil devletin inşa edilmesi ve ordunun asli görevine döndürülmesidir. Ayrıca ‘Darfur Savaşı’ ve gösterilerde meydana gelen sivil ölümlerin soruşturularak askıda olan konuların çözüme kavuşturulmasıdır.” 

*Bu yazı Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti
TT

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

Gazze Şeridi sakinleri, yaklaşık iki yıl süren savaş günlerini hatırlatan kanlı bir gün yaşadı. İsrail’in, Gazze’nin farklı bölgelerinde birçok hedefi vuran bir dizi hava saldırısı düzenlemesi sonucu, aralarında Hamas ve İslami Cihad mensuplarının aile bireylerinin de bulunduğu onlarca kişi hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi de yaralandı. Bu saldırılar, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının yeni bir ihlali olarak değerlendirildi.

Gazze halkına, Gazze Şeridi'ndeki yaklaşık iki yıllık savaş sırasında yaşadıkları zor anları hatırlatan İsrail hava saldırıları; evleri, apartman dairelerini, yerinden edilmiş kişilerin kaldığı çadırları ve Hamas hükümetine bağlı bir polis merkezini hedef aldı.

Bu dağınık hava saldırılarında, aralarında 6 çocuk ve 3 kadının da bulunduğu en az 31 Filistinli hayatını kaybetti. Bazıları ağır olmak üzere Çok sayıda kişi ise çeşitli derecelerde yaralandı. Bu durum, can kaybının ilerleyen saatlerde artabileceğini gösteriyor.


İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

TT

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

Yerel medya kaynaklarına göre İsrail’in bugün Gazze Şeridi’ne düzenlediği bir dizi hava saldırısında 28 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Hamas, saldırıların ateşkes anlaşmasını kasıtlı olarak baltalamayı amaçladığını öne sürdü.

Bu bilanço, çatışmaları durdurmayı hedefleyen ateşkes anlaşmasından bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak kayda geçti.

Filistin Enformasyon Merkezi, “İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde sivillere yönelik gerçekleştirdiği çok sayıda katliam sonucu bugün şehit olanların sayısının 28’e yükseldiğini” duyurdu. Merkez, İsrail savaş uçaklarının sabah saatlerinde Gazze kentinin kuzeybatısında yer alan Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni hedef aldığını, saldırıda ilk belirlemelere göre 16 kişinin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki İçişleri ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı da İsrail savaş uçaklarının, Gazze kentinin batısındaki Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni vurduğunu, saldırı sonucu çok sayıda polis memuru ve personelin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Öte yandan İsrail uçaklarının, Gazze kentindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde bir evi de bombaladığı, saldırıda ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

fevefv
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeyi inceleyen Filistinliler, 31 Ocak 2026 (Reuters)

Daha önce Nasır ve Şifa hastanelerinden yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzey ve güneyini hedef aldığını, bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu bildirmişti. Saldırılarda, iki ayrı aileden iki kadın ve altı çocuk hayatını kaybetti.

sdfvgt
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen bir Filistinli (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının yaşamını yitirdiğini açıkladı. Nasır Hastanesi ise bir çadır kampını hedef alan hava saldırısının yangına yol açtığını, saldırıda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

İsrail ordusu saldırıyı gerekçelendirdi

İsrail ordusunun ilk açıklaması ise Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’den geldi. Adraee, X platformunda yaptığı paylaşımda, İsrail ordusu ile iç istihbarat servisi Şin-Bet’in (Şabak), Gazze Şeridi’nde Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait liderleri ve altyapıları hedef aldığını belirtti. Adraee, bunun, ‘dün ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesine yanıt’ olduğunu savunarak, Refah bölgesinde ‘yer altındaki bir tünelin içinden sekiz militanın çıktığını’ öne sürdü.

Adraee, “İsrail ordusu ve Şin-Bet, geçtiğimiz gece ve bu sabah Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde Hamas ve İslami Cihad’a mensup dört lideri ve unsuru hedef aldı. Ayrıca Gazze’nin orta kesiminde Hamas’a ait bir silah deposu, bir silah üretim tesisi ve roket fırlatma için kullanılan iki altyapı noktası vuruldu” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının sonunda Adraee, İsrail ordusu ve Şin-Bet’in ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini ‘son derece ciddi’ gördüğünü belirterek, Gazze Şeridi’ndeki örgütlerin İsrail ordusuna ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırı girişimlerine karşı harekete geçmeyi sürdüreceklerini kaydetti.

Hamas ‘tehlikeli tırmanışı’ kınadı

Hamas, ‘işgal güçlerinin katliamlarını sürdürmesini ve yerinden edilmiş sivillerin kaldığı çadırları hedef almasını tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının kasıtlı biçimde baltalanması’ olarak değerlendirdi.

Hamas, bugün yayımladığı basın açıklamasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik aralıksız bombardımanını sürdürdüğünü, savaş uçaklarının Han Yunus’ta yedi kişilik yerinden edilmiş bir ailenin kaldığı çadırı hedef alması sonucu tamamının hayatını kaybettiğini bildirdi. Açıklamada, son saatlerde Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde yaşamını yitirenlerin sayısının altısı çocuk olmak üzere 12’ye yükseldiği belirtilerek, bunun ‘vahşi bir suç ve ateşkes anlaşmasının açık ve tekrarlanan bir ihlali’ olduğu vurgulandı.

Hamas, sivillerin, ailelerin ve çocukların sığındığı çadırların hedef alınmasının, İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ne yönelik ‘soykırım niteliğindeki savaşı’ sürdürdüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Açıklamada, ateşkes anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık dört ay geçmesine rağmen bu saldırıların devam etmesinin, İsrail’in anlaşmayı ciddiye almadığını, arabulucuların ve garantör ülkelerin çabalarını hiçe saydığını gösterdiği kaydedildi.

Hamas, ateşkes anlaşmasının garantör ülkelerine ve ABD yönetimine çağrıda bulunarak, “İsrail’in ateşkesi baltalamaya yönelik politikasını durdurmak, sivillere yönelik savaş ve katliamları sona erdirmek ve varılan anlaşmanın oyalama ya da manevra olmaksızın uygulanmasını sağlamak için derhal harekete geçilmesi” gerektiğini belirtti.

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bin 300’ü aşkın ihlal sonucu bin 850’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı bildirildi.

vfedvf
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkaz altında kalanları arayan Filistinliler (Reuters)

İsrail, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana dört askerinin öldürülmesinden Filistinli silahlı grupları sorumlu tutuyor. İsrail ordusu bir gün önce, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir tünelden sekiz militanın çıktığını tespit ettiklerini, bunlardan üçünün öldürüldüğünü, dördüncü kişinin ise bölgede Hamas’ın önde gelen liderlerinden biri olarak tutuklandığını açıklamıştı.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik yirmi maddelik planının ikinci aşamasının uygulanması hazırlıklarıyla eş zamanlı olarak yaşanıyor. Planın ilk duyurusu, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından bu ayın başında, bölgede teknokrat bir Filistin hükümeti kurulmasıyla birlikte yapılmıştı.

Planın ikinci aşaması, Hamas’ın silahsızlandırılması gibi hassas konuları içeriyor. Ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve barışı koruma amaçlı uluslararası bir gücün konuşlandırılması öngörülüyor.

Söz konusu plan kapsamında, savaş boyunca büyük bölümü kapalı kalan Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın yarın yeniden açılması bekleniyor.


İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.