Rusya'dan ABD'ye nükleer müzakerelerle ilgili suçlama

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Tahran’a ‘büyük tavizler’ verileceğini yalanladı.

Rusya’nın nükleer müzakerelerdeki temsilcisi Mihail Ulyanov. (AP)
Rusya’nın nükleer müzakerelerdeki temsilcisi Mihail Ulyanov. (AP)
TT

Rusya'dan ABD'ye nükleer müzakerelerle ilgili suçlama

Rusya’nın nükleer müzakerelerdeki temsilcisi Mihail Ulyanov. (AP)
Rusya’nın nükleer müzakerelerdeki temsilcisi Mihail Ulyanov. (AP)

Rusya'nın Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mihail Ulyanov, ABD'yi ‘nükleer anlaşmayı canlandırma’ süreciyle ilgisiz meselelerin peşinden gitmekle itham etti. İran’ın Avrupa Birliği tarafından anlaşmayla ilgili oluşturulan ‘nihai taslağa’ dair sunduğu tekliflere ABD’nin yakın zamanda yanıt vereceği bildirildi.  
Rusya’nın Viyana’daki nükleer müzakerelerdeki temsilcisi Ulyanov, Moskova’da düzenlediği basın toplantısında, nükleer müzakerelerin taraflarının, eylül ayının başında ‘Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın canlandırılması için bir anlaşma’ yapabileceğini değerlendirdi. Sputnik haber ajansının aktardığına göre Ulyanov şu açıklamada bulundu:
“Nükleer müzakerelerde birçok konu üzerinde mutabık kalındı. 1 Eylül'den önce nükleer anlaşmayı canlandırmak için bir fikir birliğine varmayı umuyoruz. İran nükleer anlaşmasının yeniden canlandırılması için halen karmaşık konular gündemde. Müzakere masasında üç metin var ve Avrupa Birliği tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya çalışıyor. Washington’ın nükleer anlaşmayla ilgisi olmayan bazı askıda olan sorunları çözmek istediği yönünde bir intiba oluştu. ABD hükümeti tamamen farklı bir gezegende yaşıyor çünkü planlarının uygulanma ihtimali yok. İran’ın nükleer başlık taşıyabilen füzelerinin olduğu ispat edilemedi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yüksek seviyede uranyum zenginleştirilmesiyle ilgili bazı mülahazaları var ancak onlar da aciliyet içermiyor.”  

Avrupa ABD’nin yanıtını bekliyor  
Üst düzey bir Avrupalı yetkili dün sabah Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, Avrupa tarafının, İran’ın ‘nihai metinle’ ilgili değişiklikler önerisine ABD’nin yanıtını beklediklerini söyledi. Avrupalı yetkili, “İran’ın yanıtını değerlendirebilmemiz için ABD’nin tepkisini görmeliyiz. Aksi takdirde bu imkansız olur” dedi.  
Viyana görüşmelerini takip eden Batılı gazeteciler, ABD'nin İran'ın tekliflerine yanıtını cumartesi gününe kadar vereceğini öne sürdü. Wall Street Journal muhabiri Lawrence Norman, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Washington’ın İran’ın endişelerine (tekliflerine) Avrupa Birliği aracılığıyla bugün yanıt vereceğini iddia etti. Norman, ABD’nin, ‘nihai metinde’ değişiklik olmaksızın ‘askıda herhangi bir konu bırakmaksızın’ İran’ın endişelerini gidermek için çaba sarf ettiğini belirtti.  
Güney Kore'nin ulusal haber ajansı YONHAP’ın haberine göre, Güney Kore Dışişleri Bakan Yardımcısı dün ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve Avrupa Birliği Siyasi Direktörü Enrique Mora ile telefonda görüşerek, ‘nükleer müzakere’ süreci hakkında bilgi aldı. Güney Koreli yetkili, nükleer müzakerelerin sonuçlandırmasının vakti geldiğini belirterek ülkesinin kalıcı bir anlaşma sağlanmasını desteklediğini vurguladı.  
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi ile telefonda görüşen Abdullahiyan, Avrupa Birliği tarafından sunulan ‘taslak anlaşma metnine’ ülkesinin verdiği yanıta karşılık ABD'nin görüş beyan etmesini beklediklerini belirterek şunları söyledi:
“İyi ve kalıcı bir anlaşmaya varma hususunda ciddi ve iyi niyetliyiz. ABD'nin görüşlerini aldıktan sonra İran'ın ekonomik çıkarlarının sağlanması ve kırmızı çizgilerine riayet edilmesi halinde, Viyana'da yeni bir aşamaya gireceğiz. Her konuda anlaşma sağlanıncaya kadar, iyi ve kalıcı bir anlaşmaya varma konusunda kesin olarak bir şey söylenemez."  

Tahran’ın talepleri ve anlaşma süreci  
İran haber siteleri, İran'ın Viyana’daki Başmüzakerecisi Ali Bakıri Kani’nin, nükleer müzakere takvimiyle ilgili açıklamalarını aktardı. Haber Online sitesinin Bakıri’den yaptığı aktarıma göre olası bir anlaşma için zaman cetveli şu şekilde:  
Mutabakat günü: Nükleer anlaşmanın taraflarının dışişleri bakanları, ‘Eski ABD başkanının geri çekilme kararının gözden geçirilmesi’ kaydıyla, anlaşma taslağını imzalayacak. İlk imza atıldıktan sonra İran’ın ekonomik kurumları ve 17 İran bankası üzerindeki yaptırımlar kaldırılacak.  
Onay günü: İran tarafı ‘anlaşma taslağını’ 60 gün içinde onaylanmak üzere meclise sunacak. Diğer taraflar da bu süre içinde gerekli işlemleri yapacak.  
Anlaşmanın yeniden uygulamaya girmesi: Nükleer anlaşmanın tam ve eksiksiz olarak uygulamaya girmesi kararlaştırılır. İran ‘tam uygulamanın yürürlüğe girmesinden’ yedi gün önce hazırlıklarını tamamladığını duyuracak. O süreçte eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ilgili kararnamesi yürürlülükten kaldırılacak.
Tamamlanma Günü: Tüm taraflar, ‘uygulama tarihinden’ itibaren 45 gün içinde yükümlülüklerini yerine getirecek. 
Ali Bakıri Kani, İran Merkez Bankası’nın ve Petrol Bakanlığı’nın, ‘mutabakat gününü’ takip eden dört ay içinde ‘yaptırımların kaldırılmasıyla’ ilgili doğrulama sürecini başlatacağını belirtti. İran'ın nükleer anlaşmaya uymaması durumunda BM yaptırımlarının otomatik olarak yürürlüğe girmesini sağlayan ‘snapback mekanizmasıyla’ ilgili de değerlendirmede bulunan Kani şunları söyledi:
“Snapback mekanizmasının taslak metinden çıkarılması mümkün olmadı. Çünkü orijinal anlaşmanın metninde bulunuyor ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararı uyarınca bu mekanizmanın sürmesi gerekiyor. Ancak daha esnek ve makul bir hale getirilmesine karar verildi. Bu mekanizmanın yürürlüğe girmesi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın raporları doğrultusunda olacak. Ayrıca taraflardan biri bu mekanizmayı kabul edilemez bir şekilde yürürlüğe sokmak isterse, diğer ülkelerin bu adımı telafi etmesi kararlaştırıldı.” 
Bakıri Kani, ABD’nin daha önce olduğu gibi anlaşmadan çekilmeyeceğinin garanti edilmesiyle ilgili ise şu açıklamada bulundu:
“Önemli olan nokta, karşı tarafın Biden'ın görev süresi bitene kadar nükleer anlaşmadan kesinlikle çekilmeyecek olmasıdır. (Kabul görürse) Anlaşmaya göre, bir sonraki başkan anlaşmadan çekilmeyi kararlaştırdığında, görevde üç yılını tamamlamış olması gerekiyor. Biden’ın iki buçuk yıl daha görevde kalacağı varsayılırsa, bu süre yaklaşık beş buçuk yıl ediyor.”  
İranlı müzakereci tutuklu takasıyla ilgili olarak, “Eski müzakereci Abbas Arakçi döneminde tutuklu değişimiyle ilgili nihai metin oluşmuştu. Biz bunu uygulamaya hazırız. ABD tarafı süreci uzatmış ve ileri bir tarihe ertelemişti” dedi.  
İran medyasında yer alan haberlere göre anlaşma sağlanırsa, yaptırımların kaldırılma süreci 120 güne yayılacak ve ilk etapta 17 İran bankası üzerindeki yaptırımlar kaldırılacak. Ayrıca bu süreç içinde eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ilgili yürütme kararları iptal edilecek. Kulis sızıntılarına göre İran, nükleer anlaşmadan çekilmesi durumunda ABD yönetiminden tazminat talep ediyor. Ayrıca bu süreçte İran’da yatırım yapan yabancı sermayenin muhtemel yaptırımlardan muaf tutulmasını istiyor. İran’ın talepleri arasında Güney Kore’de dondurulmuş olan yedi milyar doların da serbest bırakılması var.   

ABD’de farklı yaklaşımlar  
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi üyeleri perşembe günü, nükleer anlaşmayı canlandırma görüşmelerinde, İran’ın UAEA’nın soruşturmasının kapatılması ve yabancı şirketlerin olası yaptırımlardan muaf tutulması talepleriyle ilgili ABD’nin herhangi bir taviz vermeyeceğini bildirdi.  
Senato Dış İlişkiler Komitesi'ndeki en üst düzey Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
“İran rejimi Biden yönetiminden, UAEA soruşturmasının sonlandırılması ve İran'da faaliyet gösteren Batılı şirketlerin korunması ile gelecekteki bir yönetimin anlaşmadan çekilmesi durumunda, nükleer silah faaliyetlerini hızlandıracağı yönünde tavizler koparmak istiyor. İran’ın bu talepleri şantajdır ve Biden’ın dış politikada büyük bir başarısızlığı olarak tarihe geçecektir. Nükleer anlaşma güvenliğimizi ve bölgedeki müttefiklerimizin güvenliğini tehdit edecektir. Biden anlaşmaya dönerse, yaptırımların kaldırılması İran terörünün artmasıyla sonuçlanacaktır.”  
İran’ın eski ABD yetkililerine suikastlar düzenlemeyi planladığını belirten Risch ayrıca İran’ın Ukrayna’da kullanılmak üzere Rusya’ya insansız hava araçları temin ettiğini, ‘cihatçı hareketleri’ İsrail’e saldırmaları için desteklediğini ve ABD’li diplomatlara saldırı hazırlıkları yaptığını ileri sürdü.  
 ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Risch'e yanıt olarak Twitter'dan yaptığı paylaşımda "Bunların hiçbiri doğru değil. Bu tür şartları asla kabul etmeyeceğiz” ifadesine yer verdi. Axios haber sitesine açıklama yapan, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Adrian Watson, “2015 nükleer anlaşmasına yeniden girmenin bir parçası olarak İran'a yeni tavizler vermeyi kabul ettiğimiz ya da tavizler vermeyi değerlendirdiğimiz yönündeki raporlar kategorik olarak yanlıştır" değerlendirmesinde bulundu.  
Üst düzey bir İsrailli yetkili basına yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Yair Lapid'in perşembe günü Beyaz Saray'a gönderdiği mesajda, Avrupa Birliği’nin ‘nükleer müzakerelerle’ ilgili oluşturduğu ‘nihai metnin’ ‘Biden yönetiminin kırmızı çizgilerini karşılamadığını’ vurguladığını kaydetti.  
Önceki gün ABD'nin İsrail Büyükelçisi Thomas Nides ile görüşen Lapid, İran ile müzakereleri bitirme zamanının geldiğini belirterek şunları söyledi:
“Aksi takdirde atılacak her adım zafiyet göstermek olacaktır. İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için gelecekte neler yapılması gerektiğini oturup konuşmanın zamanı geldi." 
İsrail daha önce de defalarca nükleer anlaşmayı canlandırma çabalarına karşı olduğunu ilan etmiş, İran’ın nükleer silah edinmesini ya da bölgedeki terör örgütlerini desteklemesini engellemek için ‘güç kullanma’ hakkı olduğunu duyurmuştu. Diğer  yandan İran, İsrail’i herhangi bir saldırısına çok sert bir yanıt vereceği hususunda uyarıyor. İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Eyal Hulata’nın ‘nükleer müzakereleri’ görüşmek için önümüzdeki hafta ABD'ye gitmesi planlanıyor. İsrail Başbakanı Yair Lapid, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile telefon görüşmesinde, ülkesinin İran ile nükleer anlaşmaya geri dönülmesine karşı olduğunu yinelemiş ve Avrupalı taraflardan, ‘İran’a daha fazla taviz verilmemesini, ayrıca İran’ın oyalama ve zaman kazanma taktiklerine karşı net bir tutum sergilenmesini’ talep etmişti.  



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.