Putin’in beyni olarak kabul edilen Alexander Dugin kimdir?

Rus siyaset uzmanı Aleksandr Dugin (Reuters)
Rus siyaset uzmanı Aleksandr Dugin (Reuters)
TT

Putin’in beyni olarak kabul edilen Alexander Dugin kimdir?

Rus siyaset uzmanı Aleksandr Dugin (Reuters)
Rus siyaset uzmanı Aleksandr Dugin (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in beyni olarak kabul edilen Rus siyaset uzmanı Aleksandr Dugin’in kızı Darya Dugina, dün aracına yerleştirilen patlayıcının infilak etmesi sonucu yaşamını yitirdi.
Soruşturma henüz başlangıç ​​aşamasında olsa da, en olası hipotez söz konusu suikastin Alexander Dugin’e yönelik olduğudur.
Dugin, yardımcısı ve basın sekreteri olarak çalışan kızı ile birlikte dün Moskova yakınlarında gerçekleşen ‘Gelenek’ adlı edebiyat ve müzik festivaline katıldı.
Burada bir konferans veren Dugin, son anda kızının aracına binmekten vazgeçip, etkinlikten farklı bir araçla ayrıldı ve son anda suikastten kurtuldu.
Olayın hemen ardından akıllara şu soru geldi;
20 yıldan fazla bir süredir Rus ‘düşüncesi’ üzerindeki bariz etkisine, Putin’in beyni olarak nitelendirilmesine, propaganda ve yalan haberler yaydığı gerekçesiyle Batı’nın yaptırım listelerinde yer almasına rağmen, Dugin’i kim öldürmek isteyebilir?

Ancak Dugin, tüm suçlamalara rağmen son dönemde, özellikle Batı ile artan çatışma ve Ukrayna işgali konusunda önemli bir rol oynamadı.
Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk Halk Cumhuriyeti adlı bölgenin ayrılıkçı lideri Denis Puşilin’in, “Ukrayna rejiminin teröristleri, Aleksandr Dugin’i ortadan kaldırmaya çalışırken kızını öldürdü” ifadesi pek çok soru işaretini gündeme getirdi.
Çünkü suikastın Dugin’i hedef aldığı hipotezini kanıtlamak, operasyonun amacının Putin’e bir mesaj göndermek olduğu ve istihbaratın ellerinin kendisine yakın görülen kişilere yaklaştığı anlamına gelecektir.

Alexander Dugin kimdir?
Dördüncü Siyaset Teorisi’nin yazarı Dugin’e göre, modern çağın tüm siyasi sistemlerinin ilki liberal demokrasi, ikincisi Marksizm ve üçüncüsü ise faşizmdir. 
Onun düşüncesi, Rusya ve eski Sovyet cumhuriyetlerini yeni bir Avrasya birliğine dahil ederek, bir Avrasya süper gücünün yaratılmasını savunmaktır.
Bu fikre göre, daha sonra diğer önemli ülkeler de birliğe katılır ve uluslararası bir karar merkezi ile ekonomik ve politik bir baskı gücü oluşturulur.
Dugin sadece bir siyasi düşünür değil, aynı zamanda bir eğitmen ve tanınmış bir bilim insanıdır.
Rus siyaset bilimci, 2009-2014 yılları arasında Moskova Devlet Üniversitesi Sosyoloji Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Sosyolojisi Bölümü’ne başkanlık etti.
Avrasya Ulusal Üniversitesi ve Tahran Üniversitesi’nde fahri profesör olan Dugin, Güney Federal Üniversitesi’nde de bir dönem eğitim verdi.
Şanghay’daki Fudan Üniversitesi bünyesindeki Çin Enstitüsü’nde Kıdemli Araştırmacı olan Dugin, Rusça, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca ve Portekizce dillerinde yazıyor.
2009’da yapılan bir ankette Dugin, Rusya’nın en etkili entelektüelleri arasında 36. sırada yer aldı.
Foreign Policy dergisi, Rus siyaset uzmanı, sosyolog ve filozof Dugin’i 2014’te Modern Dünyanın 100 Küresel Düşünürü listesine dahil etti.
ABD’yi ‘kanserli bir tümör’ olarak tanımlayan Dugin’in kitapları, yıllarca Putin’in dış politika planlarının yüksek sesli yansımasıydı. Ancak bu, ‘Putin’in beyni’ benzetmesinin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Dugin, 2014 yılında verdiği bir röportajda, Putin’i şahsen tanımadığını söyledi. Bu bir abartı olabilir, ancak bu ifade bazı çağrışımlar taşıyor.
Moskova Devlet Üniversitesi’nden ihraç edilmesi, yetkililerin tam desteğine sahip olmadığını gösterdi.

Buna rağmen, siyasi seçkinler onun fikirlerini her zaman hayata geçirmemiş olsa da, Rus siyasi düşünce mekanizmalarının geliştirilmesinde önemli roller oynadığı inkar edilemez.
1998’de Rusya Federasyonu Devlet Duması Başkanı Gennady Seleznev’in danışmanı olan Dugin, 1999’da Devlet Duması başkanlığındaki Ulusal Güvenlik Sorunlarına İlişkin Uzmanlar Danışma Kurulu’na bağlı Jeopolitik Deneyim Merkezi’nin başkanıydı.
Dugin, 2014 yılında Kırım’ın ilhakından sonra AB yaptırım listesine, 2016’da ise ABD’nin listesine dahil edildi.
ABD’li siyaset uzmanı Glenn Beck, Dugin’i ‘dünyanın en tehlikeli adamlarından biri’ olarak nitelendirdi.

Avrasya Birliği Teorisi
Dugin’in ‘tehlikesi’, Rusya’yı dev bir Avrasya ittifakının merkezine çevirerek, Batı ile karşı karşıya gelme çağrısı yapan milliyetçi yazarlardan biri olmasında yatmıyor.
Çünkü Dugin’in bu alandaki fikirleri zeminde gerçekleşmedi.
Sovyetler Birliği’nin yeni bir ideoloji zemininde canlanması anlamına gelen kapsamlı Avrasya Birliği yerine, 2014 yılında üyelerinin farklı hedefleri ve çıkarları nedeniyle hala önde gelen bir aktör olmayan Avrasya Ekonomik Birliği ortaya çıktı.
Dugin tarafından geliştirilen bir Avrasya birliği fikri aslında uzun zaman önce ortaya çıktı.
20. yüzyılın sonunda Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra entegrasyonu yeniden sağlama fikri yayıldı.
Bu fikrin en ünlü destekçileri daha sonra Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ve Putin’di. Dugin de bu fikri destekleyen siyaset bilimcilerin ön saflarında yer aldı.
Dugin bu fikrini, 19. yüzyılda Sovyetler Birliği’nin kademeli olarak geniş bir Avrasya birliğine dönüşmesini sağlayacak bir Avrasya Birliği yaratma ihtiyacına ilişkin bir vizyona dayandırdı.
Büyük gücün çöküşüyle ​​birlikte, bu fikri destekleyenler, fikri yeniden canlandırmak için bir fırsat olduğunu düşündü. Ancak, yeni ‘bağımsız’ ülkelerin siyasi hırsları, dağılan cumhuriyetler temelinde bir konfederasyon kurulmasını engelledi. Bunun yerine, siyasi bir birlik olmaktan çok sembolik bir varlık olan Bağımsız Devletler Topluluğu ortaya çıktı.
Her halükarda, Dugin’in bu kadar uzun süre savunduğu proje, 2010 yılında Putin’in, büyük devletin çöküşünden sonra yıllarca yok olan Rus kimliğinin ruhunu yansıtacak bir ‘yeni ideoloji’ ortaya koyma ihtiyacı duyana kadar kaldı.
Bu dönemde Dugin’in de aralarında bulunduğu siyaset bilimciler arasında ‘Batı’nın demokratik liberalizmine’ alternatif olarak ‘sosyal muhafazakar ideoloji’ konuşuldu ve Avrasya Birliği projesi de yeniden ortaya çıktı.

Avrasya Birliği projesi, 2011 sonbaharında, dönemin Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in ‘Avrasya İçin Yeni Entegrasyon Projesi-Bugünden Doğan Gelecek’ (2011) başlıklı makalesini yayınlamasının ardından yeni bir ivme kazandı.
Putin makalesinde Dugin’in görüşünü benimsedi ve Avrasya Birliği’nin Rusya, Belarus, Kazakistan ve Orta Asya ve çevredeki bazı ülkeler temelinde kurulmasının Rusya’nın önemli bir nüfuz merkezi haline gelmesini sağlayacağını savundu.
Ancak Moskova bu fikri desteklemeyi başaramadı. Belarus ve Kazakistan da dahil olmak üzere bazı ülkelerin liderleri ‘tam bir siyasi birlik’ fikrini reddetti.
Sonuç olarak, Dugin’in dış politika fikri geri çekildi ve Avrasya Ekonomik Birliği’nin kurulmasıyla ortaya çıkan minyatür bir versiyonuyla yetinildi.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.