Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Moskova altı aylık zorlu bir savaşın ardından büyük bir kazanım elde etti.

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
TT

Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Rus güçleri, Ukrayna savunma hatlarını topçu atışlarıyla hedef alarak ilerlemeye çalışırken Donbass’ın 100 mil kadar doğusundaki devasa kömür sahasında, sayıları azalsa da bir grup iyimser madenci Ukrayna’nın en büyük zorluklarından birinin simgesi olan kömür çıkarmayı sürdürüyor. Kremlin, Ukrayna ulusunun ekonomik yapı taşlarını, yani doğal kaynaklarını yağmalıyor.  
 Moskova, yaklaşık altı aydır süren zorlu savaşta Avrupa'nın mineraller açısından en zengin topraklarının önemli bir kısmında kontrol sağlayarak büyük bir kazanım elde etmiş görünüyor. Ukrayna, dünyanın en büyük titanyum ve demir cevheri rezervlerinin önemli bir kısmının yanı sıra kullanılmayan lityum sahalarını ve devasa kömür yataklarını barındırıyor. Bu madenlerin toplu olarak, on trilyonlarca sterlin değerinde olduğu tahmin ediliyor. Onlarca yıldır Ukrayna'nın kritik çelik endüstrisine güç veren bu kömür yataklarındaki aslan payı, Moskova'nın en fazla ilerleme kaydettiği doğuda yoğunlaşıyor. Kanadalı jeopolitik risk firması SecDev tarafından The Washington Post için yapılan bir analize göre uçak parçalarından akıllı telefonlara kadar hemen her alanda kullanılan önemli miktarda diğer değerli enerji ve maden sahaları ile birlikte kömür yataklarının büyük bir kısmı da Rusların eline geçmiş durumda.

Donbass bölgesindeki maden işçileri. (The Washington Post)

Rusya halihazırda büyük miktarda doğal kaynaklara sahip. Ancak savaş öncesinde de Ukrayna'ya ait olan doğal kaynaklara el koyması, Ukrayna’nın ekonomisini aşamalı bir şekilde stratejik olarak baltaladı ve Kiev'i şehirlerde ve kasabalarda ışıkları açık tutmak için kömür ithal etmek zorunda bıraktı. ABD’li yetkililerinin önümüzdeki aylarda yapmaya çalışacağına inandıkları gibi Kremlin, ele geçirdiği Ukrayna topraklarını ilhak etmeyi başarırsa Kiev doğal yeraltı kaynaklarının neredeyse üçte ikisine erişimi kalıcı olarak yitirecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna ayrıca doğal gaz, petrol ve nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere çok önemli rezervlerini de kaybetmiş olacak. Batı Avrupa, belirli yüksek teknoloji bileşenleri için gerekli olan nadir toprak elementleri rezervlerinin kaybedilmesi durumunda alternatif kaynak arayışları çerçevesinde Rusya ve Çin’den ithalata bağımlı hale gelebilir.  
 Kiev merkezli ekonomi araştırmaları kuruluşu GMK’nın CEO'su Stanislav Zinchenko duruma dair şu değerlendirmede bulundu:
"En kötü senaryo Ukrayna'nın toprak kaybetmesi. Artık güçlü bir emtia ekonomisine sahip olmaması ve daha çok Baltık ülkelerinden birine, yani endüstriyel ekonomisini sürdüremeyen bir ulus haline gelmesidir. Bizi zayıflatmak isteyen Rusya’nın da arzusu bu yöndedir."


Dar geçitte çalışan bir madenci. (The Washington Post) 

Geçen ayın sonlarında, Donbass bölgesindeki maden ocağında yerin 370 metre altında, yüzleri kurum içinde olan işçiler acil durum duygusuyla kara kömür damarlarını kazıyorlardı. Çıkartılan kömür, savaş tarafından gerilmiş ve zayıflamış bir enerji şebekesinin parçası olan yakındaki bir elektrik üretim santrali için zorunlu bir gereksinimdi.
  29 yaşındaki hafriyat operatörü Yuri, "Cephede savaşmak için ayrılanlar burada bizim için de savaşıyor. Alabileceğimiz kadar kömür çıkarmamız gerekiyor. Ülkemizin bize ihtiyacı var” dedi.  
Ukrayna genel olarak bir tarım güç merkezi olarak biliniyor. Ancak bu ülke, en yaygın olarak kullanılan 120 mineral ve metalden 117'sine ve önemli bir fosil yakıt kaynağına ev sahipliği yapıyor. Resmi internet siteleri artık bu yeraltı kaynaklarının coğrafi konumlarını göstermiyor. Hükümet, ulusal güvenliği gerekçe göstererek, baharın başlarında bu verilerin kaldırılmasını kararlaştırdı. SecDev'in analizi, Ukrayna'nın en az 12,4 trilyon dolar değerindeki enerji yataklarının, metal ve mineral rezervlerinin şu an Rus kontrolü altında olduğunu gösteriyor. Bu, şirket tarafından incelenen 2 bin 209 rezerv sahasının tahmini dolar değerinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Moskova, ülkenin kömür yataklarının yüzde 63'üne ek olarak, petrol yataklarının yüzde 11'ine, doğal gaz yataklarının yüzde 20'sine, metal rezervlerinin yüzde 42'sine ve nadir toprak elementleri ile lityum dahil diğer kritik mineral yataklarının yüzde 33'üne el koymuş durumda. Bu yataklardan bazılarına ulaşmak ya zor ya da rezervlerin aktif olup olmadığını anlamak için araştırma yapmak gerekiyor. Rusya bu rezervlerin bir kısmını 2015’de Kırım’ı ilhak ettiğinde, bir kısmını ise Ukrayna hükümetinin doğuda Rus destekli ayrılıkçılarla yürüttüğü sekiz yıllık savaş sürecinde ele geçirmişti.  
 Kremlin şubat ayında başlattığı işgal girişiminden bu yana, yeraltı kaynakları rezervleriyle ilgili varlıklarını istikrarlı bir şekilde genişletti. SecDev ve Ukraynalı maden ve çelik endüstrisi yöneticilerine göre Rusya bu süreçte 41 kömür sahası, 27 doğal gaz sahası, 14 propan sahası, dokuz petrol sahası, 6 demir cevheri yatağı, 2 titanyum cevheri sahası, 2 zirkonyum cevheri sahası, bir stronsiyum sahasına el koydu. Rusya ayrıca bir lityum sahası, bir uranyum sahası, bir altın yatağı ve önemli bir de kireçtaşı ocağını ele geçirdi. Ukrayna Jeolojik Araştırmalar Genel Müdürü Roman Opimakh, hükümetin halen savaşın maden ve yer altı kaynakları üzerindeki etkisini değerlendirdiğini söyledi. Ancak Ukrayna'nın hammaddelerinin ne kadarının doğu ve güneyde olduğu göz önüne alındığında, kayıp rezervlerin değerinin bağımsız analizde hesaplanan toplamı aştığını öne sürdü. Opimakh açıklamasında şunları söyledi:
"Şu an endüstriyel faaliyetlerimizi desteklemek ve güç üretmek için kullandığımız kaynakların ciddi bir kısmını kaybettik. Ancak konunun başka bir boyutu daha var. Şu an halen yer altında çıkarılmayı bekleyen geleceğin mineralleri risk altında. Ne yazık ki Ukrayna halkı bu rezervlerden faydalanamayabilir.”  


Rusya-Ukrayna savaşının ardından maden işçiliği yeniden önem kazandı. (The Washington Post) 

Ülkenin petrol ve gaz rezervlerinin büyük kısmı halen Ukrayna hükümetinin kontrolü altında. Ancak Batı Avrupa için Rusya'nın Ukrayna'da geniş toprakları gasp etmesi, taktik bir başarısızlık anlamına geliyor. SecDev'in kurucu ortağı Robert Muggah’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna topraklarının Ruslar tarafından işgal edilmesinin Batı enerji güvenliği üzerinde doğrudan etkileri var. Avrupalılar petrol ve gaz kaynaklarını hızla çeşitlendiremezlerse büyük ölçüde Rus hidrokarbonlarına bağımlı kalacaklar.”


Ruslar Donbass’ta, Ukrayna kontrolünde olan kömür madenlerinin yakınını bombaladı. (The Washington Post) 

Ukrayna'nın geleceği için en büyük tehditlerden biri de savaş nedeniyle yatırımcıların ülkeden ayrılması. Ukrayna'nın topraklarının yaklaşık yüzde 7'sini kaybettiği 2014 Rus işgali sırasında, enerji ve madencilik sektöründeki kritik yatırımları olan Batılı şirketler ayrılma eğilimi göstermişti. Mevcut savaşın da benzer etkileri olduğu açık. Örneğin Polonya-Ukrayna yatırım şirketi Millstone, el değmemiş iki lityum sahasında aktif keşif için Avustralyalı bir maden şirketi ile 2021’de anlaşma yapmıştı. Millstone yönetici ortağı Mykhailo Zhernov, savaşın başlamasının ardından söz konusu planların dondurulduğunu söyledi. Zhernov söz konusu lityum sahalarından birinin cephe hattına yakın olduğunu ve şu anda tarım arazisi olarak kullanılan bu sahanın kimin elinde olduğunu bilemediklerini belirtti. Şirket ayrıca bahsi geçen sahada kurmayı planladığı lityum pil fabrikası planlarını da rafa kaldırdı.  


Yer altına inen madenciler. (The Washington Post) 

 Analistler, Ukrayna hükümeti tarafından geçen yıl satılan diğer maden yatakları için lisansların, şimdilerde büyük indirimlerle işlem gördüğünü belirtiyor. Zhernov bu bağlamda şunları söyledi:
 “Ukraynalılar her geçen gün ekonomilerini kaybediyor. Jeolojik araştırmalara başlayan birçok yatırımcı tanıyorum. Ancak savaş nedeniyle durmak zorunda kaldılar, artık her şey kumar oynamak gibi.” 
 Ukrayna'ya en büyük darbe ise Rusya'nın önemli limanları ele geçirmesi ve Karadeniz'de geniş bir abluka uygulaması oldu. Bazı analistler, Ukrayna’nın elinden çıkan deniz yollarının en az kaybettiği rezervler kadar önemli olduğunu değerlendiriyor. Özellikle artan enerji fiyatları nedeniyle yeniden gündeme oturan kömür ihracatında bu deniz yollarının önemi son derece büyüktü. Uzun süredir Ukrayna'yı inceleyen ekonomist Anders Aslund şu değerlendirmede bulundu:
“Kömür gibi hammaddeler gelecek değil, onlar büyük ölçüde geçmişte kaldı. En büyük risk daha çok Ukrayna'nın limanlarını kaybedip kaybetmemesiyle ilgili. Ancak kybedeceklerini düşünmüyorum. Eğer bu limanları kaybedecek olurlarsa tamamen yeni bir altyapı inşa etmeleri gerekecektir.


Ukraynalı maden işçileri, işlerini vatansever bir eylem olarak görüyor. (The Washington Post) 

Rusya’nın kontrol sağladığı Ukrayna topraklarında en çok kömür rezervi bulunuyor. SecDev, buradaki yaklaşık 30 milyar ton taşkömürünün tahmini ticari değerinin 11,9 trilyon dolar olduğunu belirtiyor. Kömür tarihi bir enerji kaynağı olarak da sembolik bir değere sahiptir, Donetsk ve Luhansk gibi bölgesel merkezler kömür madencileri ve çelik işçilerinin emekleriyle inşa edilmişti. Hammadde kaybının yanı sıra verilen hasar, altyapının tahrip edilmesi ya da ele geçirilmesi, savaş öncesinde 4 milyon Ukraynalıyı besleyen çelik gibi çekirdek bir endüstri için önemli sorunlar doğuruyor. Mariupol kuşatması sırasında iki büyük çelik fabrikası ciddi oranda tahrip edildi ve Ruslar tarafından ele geçirildi. Ukrayna kontrolünde olan diğer fabrikalar da zorluklarla karşılaşarak üretimi azaltmak zorunda kaldı. Ülke genelinde Sovyet döneminden kalma çelik fabrikalarının çoğu halen kömürle çalışıyor. Ancak ülkenin 2014 ve 2017 yılları arasında doğuda Rus destekli ayrılıkçılara verdiği kayıplar, Kiev'i hem bu santraller hem de termik santraller için önemli miktarda kömür ithal etmeye zorladı. 2021'de ithalat, Ukrayna'nın kömür tüketiminin neredeyse yüzde 40'ını oluşturuyordu. 


Donbass bölgesindeki madende çalışan bir tekniker. (The Washington Post) 

 Kömür madenlerinin yanı sıra Rusya son zamanlarda, çelik üretiminde kullanılan önemli bir kireçtaşı yatağına da el koydu. Savaşın başlamasından bu yana Ukrayna’nın çelik üretimi yüzde 60 seviyesine kadar geriledi. Bu süreçte demir-çelik fabrikaları batı bölgelerindeki daha düşük kaliteli kireçtaşı yataklarıyla yetinmek zorunda kaldı. Ukraynalı çelik ve madencilik devi Metinvest'in CEO'su Yuri Rizhenkov, “Çelik üretiminde normal seviyelere geri dönmek, kireçtaşı ithal etmek zorunda kalacağımız anlamına geliyor” dedi.  
 Doğu Ukrayna'da Rusların kontrolüne geçmemiş olan kömür madenlerinde çalışan işçiler bu eylemlerini vatani bir görev olarak görüyorlar. Washington Post, madenin yerini açıklamaması ve güvenlik nedenleriyle çalışanların tam adlarını yayımlamaması koşuluyla bu madenlerinden birine girdi. Kömür sahasının sahibi olan enerji şirketi, stratejik altyapıyla ilgili ayrıntıların yayınlanmasıyla ilgili savaş zamanı kısıtlamalarına vurgu yaptı. Madenciler sabah saatlerini 65 kilometrelik bir geçit boyunca dağılmış bir şekilde kazı yaparak geçirdi. Rus füzeleri madenin yakınındaki savunma mevzilerini bombalıyordu. Maden ile ön hatlar arasındaki kasabalar düşerse, Rus birlikleri ile madencileri ayıracak bir sınır kalmayacak. Üçüncü nesil bir madenci olan Dimitri, savaştan önce 157 kişilik bir ekibi yönetiyordu. Ekibinin üçte birinin savaş sürecinde askere alındığını belirten Dimitri, “İşgalcilerin bize ulaşmasını engellemeliyiz, Ruslar sadece kaynaklarımızı çalmıyor, yollarına çıkan her şeyi yok ediyorlar” dedi. İşgalci Rus ordusunun daha doğuda başlattığı saldırı Donbass bölgesini yakıp yıktı ve şehirleri yerle bir etti. Binlerce maden çalışanı kaçmak zorunda kaldı.  


Odessa Limanı’ndaki tahıl yüklü bir gemi. (The Washington Post) 

 Rusya, ele geçirdiği bölgelerdeki ekonomileri yeniden harekete geçirmek istediğinden Mariupol'daki iki büyük çelik fabrikasından birinde yaptığı gibi, bazı madencilik ve çelik üretimi faaliyetlerini yeniden başlatmayı deniyor. Bununla birlikte önceki alıcılara erişim eksikliği de dahil olmak üzere önemli lojistik engellerle karşılaşması muhtemel görülüyor. Rezervlerin ele geçirilmesi, ‘Batı yanlısı Ukrayna'yı zayıflatmak’ hedefine ulaşılmasına yardımcı olabilir. Ancak Rusya'nın mineralleri çıkarmak için gereken büyük ölçekli yatırımları yapmaya istekli veya yetenekli olup olmadığı şüpheli görünüyor. Bu varsayımlar kısmen Rusya'nın 2014'te ele geçirdiği madenlerle yaptıklarına dayanıyor. Ukrayna'nın işgal altındaki bölgelerden kömür almayı reddetmesi ve Rusya'nın zaten fazla rezerve sahip olması nedeniyle ele geçirilen madenlerde üretim büyük ölçüde kısıtlanmıştı. Moskova bazı kömür madenlerine, Ukrayna’nın kaybettiği toprakları geri alması durumunda kullanılamaz hale getirmek için su basmaya da çalıştı. DTEK CEO'su Maxim Timchenko, “Rusların bu hammaddelere gerçekten ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Sadece ekonomimizi yok etmeye çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
  Ancak bu tür kayıplar kalıcı olursa, Ukrayna'yı ekonomisini yeniden düzenlemeye zorlayacaktır. Muhtemel artısı, eski çelik fabrikalarını daha verimli ve daha çevreci hale getirebilecek bir modernizasyonun gerçekleşmesidir. Bazı erken tahminler, Ukrayna’nın ekonomisini yeniden inşa etmek için 750 milyar dolara gereksinim duyabileceği yönünde. Ekonomistlerin bir kısmı, Ukrayna’nın teknoloji ve hizmet sektörlerini güçlendirmesi ve alternatif enerji arayışını genişletmesi durumunda, toprak kaybetse dahi savaşın uzun vadeli etkisini hafifletebileceğine inanıyor. Yine de zorlu bir görevle karşı karşıya olacakları açık. Ukrayna'nın enerji şebekesini modernize etme girişimi, savaşla birlikte alt üst olmuş durumda. Rüzgar santrallerinin yüzde 89'u dahil olmak üzere yenilenebilir enerji santrallerinin neredeyse yarısı ele geçirilen topraklarda veya çatışma bölgelerinde bulunuyor. Bu nedenle şu an rüzgâr çiftliklerinin yarısından fazlası kapatıldı. 
Büyük ölçekli yabancı yatırımla yapılacak herhangi bir yeniden inşa çabası, Rusya ile uzun ama kontrollü bir başka çatışmanın aksine, muhtemelen savaşın kalıcı bir şekilde sona ermesini gerektirecek. Washington merkezli Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü'nden Jacob Kirkegaard’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna sadece topraklarının ve kaynaklarının çoğunu kaybetmekle kalmayacak, aynı zamanda Rusya'nın başka bir saldırısına karşı sürekli olarak savunmasız kalacak. Aklı başında hiç kimse ya da özel bir şirket, her an yeniden çatışmanın patlak verme ihtimali olan Ukrayna’ya yatırım yapmayı düşünmez.  



Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
TT

Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)

Amerikan petrol devi ExxonMobil, yaklaşık 19 yıl önce çekildiği Venezuela'ya yeniden dönmesini sağlayacak anlaşmayı tamamlamaya yakın.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre ExxonMobil, ülkedeki bazı petrol sahalarına yatırım yapmak için Venezuela devletine ait Petróleos de Venezuela firmasıyla ön anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Habere göre muhtemel anlaşma, yeraltında toplam 50 milyar varilden fazla petrol barındıran sahaları kapsayabilir.

Diğer yandan görüşmelerin eylül sonrasına sarkabileceği veya tamamen sonuçsuz kalabileceği de ifade ediliyor.

Venezuela'nın resmi rakamlarına göre ülkenin elinde yaklaşık 300 milyar varillik petrol rezervi var. Bu rakam, Venezuela'yı dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumuna getiriyor.

ExxonMobil, ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan petrol şirketlerini Venezuela'ya yatırıma teşvik etmesinin ardından görüşmeler yapmak üzere ekiplerini Karakas'a göndermişti.  

Firmanın rakibi Chevron da bu ayın başında Venezuela'daki ortak girişimleri üzerinden 5 yılda 7 milyar dolarlık yatırım yapmak için anlaşma imzalamış, üretimini günlük 600 bin varile çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı.

Bununla birlikte bazı büyük petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela'ya uzun vadeli yatırım hakkında temkinli davranıyor.

Eski Venezuela lideri Hugo Chávez'in 2007'deki kararıyla ExxonMobil ve ABD'nin üçüncü büyük petrol şirketi ConocoPhillips'in varlıklarına el konmuştu. Firmalar uğradıkları milyarlarca dolarlık kaybın tazmin edilmesine yönelik taleplerini sürdürüyor.

Amerikan petrol ve doğalgaz firmalarının Venezuela'da yatırımı yeniden değerlendirmesi, Washington'ın ocak ayında ülkeye düzenlediği askeri baskının ardından geldi. ABD ordusu, 3 Ocak'taki baskında Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmıştı.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Maduro sonrasında ülkenin başına geçen Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
TT

Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)

Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, sübvansiyonlu motorinin litre fiyatının 115 Suriye lirası (0,94 dolar)  olarak belirleneceğini açıkladı. Beşir, bakanlığın vatandaşların üzerindeki ekonomik yükü hafifletirken akaryakıt arzının sürekliliğini güvence altına alacak alternatifler üzerinde çalıştığını söyledi.

Beşir, Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ile birlikte bugün (Perşembe) düzenlediği basın toplantısında, petrol sektöründeki son gelişmeler ve mevcut dönemde alınan tedbirler hakkında bilgi verdi. Beşir, vatandaşların geçim yükünü hafifletmek amacıyla farklı fiyat ve özelliklere sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulacağını belirtti. Bakan ayrıca Suriye Petrol Şirketinin yönetim ve denetiminde, ham petrol işleme kapasitesi günlük 35 bin varile ulaşan bir dizi yerel elektrikli rafinerinin yeniden faaliyete geçirileceğini söyledi.

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, geçen pazar günü petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı. Suriyeliler, bölgesel ve küresel gelişmelerden etkilenen karar kapsamında fiyatların yüzde 25 ila 40 arasında artırılmasına şaşırmıştı.

Karar, özellikle ekonomik, idari, güvenlik ve yaşam koşullarına ilişkin karmaşık sorunlarla karşı karşıya bulunan Suriye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde geniş çaplı halk tepkisine yol açtı. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın zaten ağır olan günlük yaşam maliyetlerine yansıması endişesi tepkileri daha da artırdı.

dfvbgh
Suriye'nin kuzeyindeki El Bab kentinde protestocular, artan yakıt fiyatlarını protesto etti. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın SANA'dan aktardığı habere göre  basın toplantısında konuşan Beşir, çarşamba günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldiğini ve vatandaşların üzerindeki yükü hafifletecek bir dizi uygulanabilir alternatifin ele alındığını söyledi. Beşir, kullanım alanına göre farklı özellik ve fiyatlara sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulması yönündeki önerinin kabul edildiğini belirterek, böylece piyasadaki tek bir yüksek özellikli ve yüksek maliyetli ürüne olan bağımlılığın sona erdirileceğini ifade etti.

Enerji Bakanı, “Enerji fiyatlarındaki artışın vatandaşların yaşamına, tarım, üretim ve hizmet sektörlerine doğrudan yansıdığının farkındayız. Sorumluluğumuz yalnızca petrol ürünlerini temin etmekle sınırlı değil, aynı zamanda yükleri hafifletecek ve arzın sürekliliğini koruyacak çözümler aramayı da kapsıyor” dedi.

Beşir, bakanlığın başta ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimler olmak üzere belirlenen alanlarda kullanılmak üzere sübvansiyonlu motorini litre başına 115 Suriye lirasından satışa sunacağını açıkladı. Bakan ayrıca ulaştırma ile üretim ve hizmet sektörlerindeki kullanımlar için uygun özelliklere sahip motorinin litre başına 150 liradan piyasaya sunulacağını bildirdi.

Beşir, bakanlığın günlük 35 bin varile kadar ham petrol işleme kapasitesine sahip bir grup elektrikli rafineriyi yeniden faaliyete geçirme kararı aldığını belirtti.

xcdfgh
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Çarşamba akşamı Enerji Bakanı ile sektörün durumu ve yakıt dosyası hakkında görüştü (SANA)

Bakan, ham petrol ürünlerinin maliyetinin hazır petrol ürünlerine kıyasla daha düşük olduğunu ifade ederek elektrik üretiminde kullanılmak üzere aylık yaklaşık 140 milyon dolar tutarında gaz satın alındığını kaydetti.

Suriye'nin çeşitli ülkelerden günlük 5 milyon 300 bin metreküp gaz ithal ettiğini belirten Beşir, elektrik üretimi için gaz alımının aylık 140 milyon dolara mal olduğunu ve hazineye ilave yük getirilemeyeceğini söyledi.

Beşir, elektrik borçlarının birikmesi ve petrol ürünlerinden kaynaklanan zararların yatırım projeleri ile yatırım harcamalarını etkilediğini belirterek elektrik faturalarının ödenmemesi ve şebekeye yönelik usulsüz müdahalelerin Suriye Elektrik Şirketinin zararlarını artırdığını ifade etti.

Bakan, “Devlet, sosyalist ekonomi sisteminden serbest piyasa sistemine geçiş politikası benimsedi. Bunun beraberinde getirdiği zorlukların farkındayız” dedi.

Beşir, “Banyas Rafinerisinin yeniden faaliyete geçmesi ve yerli üretimin artırılması, petrol ürünleri fiyatlarına olumlu yansıyacak” ifadeleriyle açıklamalarını tamamladı.

Rafinerilerden çıkan ürünler belirli istasyonlarda satılacak

Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ise Enerji Bakanlığı ile uygulama mekanizmalarını görüştükten sonra söz konusu tedbirlerin hayata geçirilmesine yönelik uygulama planını hazırlamaya başladıklarını söyledi.

Kablaavi, geçen dönemde teknik ve uygulamaya ilişkin ayrıntıların incelendiğini, sürecin sorunsuz şekilde yürütülmesi ve hedeflenen sonuca ulaşılması için karşılaşılabilecek engellerin aşılması üzerinde çalışıldığını belirtti.

bghju
Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Perşembe günü Suriye Petrol Şirketi CEO'su Yusuf Kablavi ile basın toplantısı düzenledi (Bakanlık hesabı)

Teknik ve idari hazırlıkların tamamlanma durumuna bağlı olarak uygulama adımlarının önümüzdeki günlerde başlamasını umduğunu ifade eden Kablaavi, uygulamanın ayrıntılarının aşamalı olarak açıklanacağını kaydetti.

Kablaavi, rafinerilerde işlenen petrol ürünlerinin illerde belirlenen akaryakıt istasyonları tarafından satılacağını doğruladı.

Yeni fiyat listesi 13 Eylül'de yayımlandı

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, 13 Eylül'de petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı.

Enerji Bakanlığı daha sonra yaptığı açıklamada, Suriye'de petrol ürünleri fiyatlarının yükselmesinin, Banyas Rafinerisinin bakıma alınmasıyla eş zamanlı olarak bu ürünlerin küresel piyasalardan temin maliyetinde yaşanan olağanüstü artıştan kaynaklandığını bildirdi. Bakanlık, fiyat değişikliğinin geçici olduğunu ve arzın sürekliliğini sağlamakla birlikte ürünlerin iç piyasada bulunabilirliğini güvence altına almayı amaçladığını belirtti.

Bakanlık, Suriye piyasasının benzin, motorin ve fuel oilin küresel tedarik maliyetlerindeki artıştan etkilendiğini açıkladı. Banyas Rafinerisinin yaklaşık iki ay sürecek kapsamlı bakıma alınmasının ise hazır petrol ürünlerinin ithalatına olan ihtiyacı geçici olarak artırdığı kaydedildi.


FED, 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırdı: Warsh ile Trump arasında zorlu sınav

FED binası (Reuters)
FED binası (Reuters)
TT

FED, 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırdı: Warsh ile Trump arasında zorlu sınav

FED binası (Reuters)
FED binası (Reuters)

ABD Merkez Bankası (FED), politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4,00 aralığına yükseltti. Bu, Temmuz 2023'ten bu yana gerçekleştirilen ilk faiz artışı oldu. Karar, enflasyonun bankanın yüzde 2'lik hedefinin üzerinde seyretmeye devam ettiği ve enerji fiyatlarındaki yükseliş dalgasının ABD ekonomisine yansıma riskinin arttığı bir dönemde alındı.

Karar, Salı günü başlayan FEDeral Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının sonunda geldi. Son haftalarda piyasalarda faiz artışı beklentisi belirgin biçimde güçlenmişti.

Vadeli işlem sözleşmelerinde çeyrek puanlık faiz artışı ihtimali yüzde 90'ın üzerine çıkarken bu oran bir ay önce yaklaşık yüzde 36 seviyesindeydi. Enflasyonist baskıların artması ve petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkması da beklentileri güçlendirdi.

Karar, ABD para politikasının seyrinde bir değişime işaret ediyor. Komite, Aralık ayından bu yana politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutmuştu. Bu dönemde politika yapıcılar, enflasyondaki yükselişin arkasındaki geçici faktörlerin zamanla ortadan kalkacağı görüşündeydi.

Ancak son fiyat verileri, enerji maliyetlerindeki yükseliş ve ekonomik aktivitenin gücünü koruması, enflasyonun politika yapıcıların umduğu hızda FED'in hedefine dönmeyeceğine ilişkin endişeleri artırdı.

cvfghyj
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve FED Başkanı Kevin Warsh, Asheville kentinde düzenlenen G20 ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısında (Reuters)

Şimdi gözler, kararın ardından basın toplantısı düzenleyecek FED Başkanı Kevin Warsh'a çevrildi. Piyasalar, Warsh'ın faiz artışını nasıl tanımlayacağına ve önümüzdeki aylarda yeni faiz artışlarına ilişkin herhangi bir sinyal verip vermeyeceğine odaklanıyor.

Warsh'ın açıklamaları, geçen ay Jackson Hole sempozyumunda yaptığı konuşmanın ardından özellikle önem kazandı. Warsh, son verilerin enflasyonun temel eğilimlerinde anlamlı bir iyileşme göstermediğini ve enflasyonun yeterince hızlı şekilde FED'in hedefine yönelmemesi halinde bankanın hâlâ "yapması gereken işler" bulunduğunu söylemişti.

Piyasa beklentileri, yatırımcıların Eylül ayındaki faiz artışını mutlaka tek seferlik bir adım olarak görmediğine işaret ediyor. Vadeli işlem sözleşmelerinde borçlanma maliyetlerinde ilave artışlar fiyatlanmaya başladı.

Büyük finans kuruluşları da tahminlerini değiştirdi. Karar öncesinde yayımlanan değerlendirmeye göre Morgan Stanley, bu yıl faiz artışı olmayacağı yönündeki tahminini değiştirerek biri Eylül, diğeri Aralık ayında olmak üzere iki faiz artışı öngörmeye başladı.

cfthyju
Kevin Warsh, Temmuz ayında Senato Bankacılık Komitesi'nde ifade verirken (AFP)

Faiz artışı, FED'in çok yönlü enflasyonist baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Reuters'a göre bankanın enflasyon hedefinde kullandığı kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi, Haziran ve Temmuz aylarında yıllık bazda yüzde 3,7 arttı. Yüksek petrol fiyatları da enerji maliyetlerindeki artışın iç fiyatlara yansıma riskini yeniden gündeme taşıdı.

ABD'nin uzun vadeli Hazine tahvillerinin getirileri de yüksek seviyelere çıktı. 10 yıllık tahvilin getirisi yüzde 5 seviyesini aşarken küresel ölçekte borçlanma maliyetlerinde artış yaşanıyor.

FED verilerine göre 10 yıllık ABD Hazine tahvilinin getirisi 15 Eylül'de yüzde 4,97'ye ulaştı. 30 yıllık tahvilin getirisi ise yüzde 5,3'ün üzerine çıktı.

Uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş, FED'in görevini daha da karmaşık hale getiriyor. Piyasaların belirlediği faiz oranları, politika faizindeki hareket sınırlı kalsa bile mortgage kredileri ile şirketlerin ve hanehalklarının kredi maliyetlerini etkiliyor.

Hazine tahvili getirilerindeki yükseliş, yüksek mali açıkla karşı karşıya bulunan ABD ekonomisinde kamu borcunun finansman maliyetini de artırıyor.

"Noktasal grafik" önümüzdeki dönemin çerçevesini çizecek

FED, faiz kararıyla eş zamanlı olarak üç aylık ekonomik projeksiyonlarını da güncelledi. Bu projeksiyonlar enflasyon, işsizlik ve büyüme tahminlerinin yanı sıra politika yapıcıların uygun gördüğü faiz patikasına ilişkin öngörüleri de içeriyor.

Bu toplantıda "noktasal grafik" olarak bilinen faiz projeksiyonları özellikle önem taşıyor. Önceki tahminler, komite üyeleri arasında faizlerin izlemesi gereken yol konusunda geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu göstermişti.

Haziran ayındaki projeksiyonlarda 19 yetkiliden dokuzu, faiz oranının 2026 sonuna kadar en az 25 baz puan artırılması gerekeceğini öngörürken dokuz yetkili faizin mevcut seviyesinde kalmasını veya 25 baz puan indirilmesini bekliyordu.

fgthy
Kevin Warsh, geçen temmuz ayında düzenlediği basın toplantısında (AFP)

Yeni projeksiyonların, Eylül kararının daha sıkı bir para politikası döneminin başlangıcı mı yoksa son enflasyon dalgasına verilen sınırlı bir tepki mi olduğunu ortaya koyması bekleniyor.

Warsh'ın tutumu da bu projeksiyonların okunmasında ayrıca önem taşıyor. Warsh, önceki "noktasal grafik" turunda bireysel bir faiz tahmini sunmamıştı. Kararın ardından yapacağı açıklamaların faiz politikasının gelecekteki seyrine ilişkin sınırlı bir öngörü sunması ve kararların veriye bağlı kalacağını vurgulaması bekleniyor.

Enflasyon ve petrol kararın merkezinde

Faiz artışı, petrol fiyatlarının yeniden varil başına 100 doların üzerine çıktığı bir dönemde gerçekleşti. Orta Doğu'daki savaş ve deniz taşımacılığındaki aksaklıklar, arz endişelerini artırırken enerji maliyetlerinin yükselmesine yol açtı.

Bu gelişmeler, son haftalarda enflasyon ve faiz beklentilerinin yükselmesine neden olan faktörlerden biri oldu.

FED böylece zor bir dengeyle karşı karşıya. Faiz artışı, enflasyonun kalıcı hale gelmesini ve yüksek fiyat beklentilerinin yerleşmesini önlemeyi amaçlarken diğer yandan borçlanma maliyetlerini artırarak talep ve yatırımlar üzerinde baskı oluşturuyor.

Uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş de politika faizinde ilave büyük artışlar yapılmasa dahi finansal koşulların sıkılaşmasına yol açabilir.

Piyasalar şimdi mevcut faiz artışının ardından yeni artışların gelip gelmeyeceğini izliyor.

Reuters'ın 14 Eylül tarihli anketine göre ekonomistlerin çoğunluğu Eylül ayında faiz artışı beklemeye başladı. Ankete göre Mart ayı sonuna kadar en az bir ilave faiz artışı yapılması bekleniyor.

FED'in bağımsızlığı için yeni sınav

Kararın siyasi bir boyutu da bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump, uzun süredir düşük faiz oranlarını tercih ettiğini açıklarken Warsh'ın FED başkanlığına atanması, bankanın borçlanma maliyetlerini düşürmeye yöneleceği beklentileri eşliğinde gerçekleşmişti.

Faiz artışı, Warsh'ı para politikasını enflasyon, büyüme ve iş gücü piyasasına ilişkin değerlendirmesine göre belirleme konusunda FED'in bağımsızlığını koruma sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

Warsh'ın basın toplantıları, piyasaların faiz politikasının gelecekteki seyrine ilişkin her türlü sinyale karşı hassasiyetinin arttığı bir dönemde özel önem taşıyor.

Piyasalar Temmuz ayında da FED toplantısının ardından tahvil getirilerinde yükseliş yaşamıştı. Banka o toplantıda faizi değiştirmemiş ve Warsh ekonomiye ya da para politikasının gelecekteki seyrine ilişkin net bir mesaj vermemişti.

Ancak Warsh'ın Jackson Hole'daki konuşması, yatırımcıların beklentilerinin yeniden şekillenmesine yardımcı oldu. Son enflasyon verileri de faiz artışı yönündeki beklentileri daha da güçlendirdi.

Dolayısıyla Eylül toplantısının önemi yalnızca 25 baz puanlık faiz artışından ibaret değil. Asıl mesele, FED'in enflasyonla mücadelenin para politikasının daha uzun süre sıkı tutulmasını gerektirdiği yönünde piyasalara net bir mesaj verip vermeyeceği veya Eylül artışının fiyatlar, enerji maliyetleri ve gelecek dönemde açıklanacak verilere bağlı bir adım olarak kalıp kalmayacağı olacak.