Sadr, son Bağdat ziyaretinde Kaani'yi kabul etmedi

Sadr, İran'ın, üçlü ittifakın dağılmasına katkıda bulunduktan ve üçlü ittifakın savunduğu çoğunluk hükümeti fikrine son verdikten sonra kendisini siyaset sahnesinden uzaklaştırmaya çalıştığının artık farkına vardı.

Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
TT

Sadr, son Bağdat ziyaretinde Kaani'yi kabul etmedi

Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)
Necef’te Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi olan Ayetullah Ali es-Sistani’yi destekleyen Irak'taki Arap Şiiler. (AFP)

Sabah Nahi
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, yüzyıllardır ulusal eyleme katkıda bulunan ve Şii âlimler yetiştiren köklü bir aileden gelmesi nedeniyle siyasi süreçte diğer etkili Şii siyasi kutuplardan farklı bir yaklaşım benimsedi. Haşimi Hanedanlığı’ndan gelerek 1921'de Irak devletinin kuran Kral I. Faysal'ı destekleyen dedesi Birinci Sadr, 1400 yıl önce Necef'e ve Irak'ın ilk başkenti Kufe'ye yerleşen Sadr ailesinin, Hz. Muhammed’in kuzeni ve İslam'ın dördüncü halifesi İmam Ali bin Ebu Talib'in Medine'den ilerleyişini temsilen benimsediği yaklaşımın devamı olarak modern Irak devletinin kurulmasının arkasında yatan ulusal siyasi projenin arkasındaydı. İmam Ali bin Ebu Talib, İslam hilafetini Irak'a taşımış ve dünyadaki Şiilerin imamı olarak türbesinin bulunduğu günümüz Necef şehri yakınlarındaki Kufe şehrini kurmuştu.
Sadr ailesi, Irak devletini modern siyasi ve dini düşünürlere referans gösterilen iki öncü isim çıkaran Sadr ailesinin entelektüel ve siyasi varlığıyla devamlılık içinde Haşimi Hanedanlığı’nın bir uzantısı olarak görüyor. Bu iki öncü isimden biri İslami Davet (İslami Çağrı) Partisi ile siyasal İslamcı kanadı temsil eden Muhammed Bakır es-Sadr, diğeri ise Mukteda es-Sadr'ın babası Muhammed Muhammed es-Sadr'dı. Her ikisi de Sadr'a Irak'taki Şiiliğin babası ve amcaları tarafından ortaya atıldığını söylettiren eski Irak rejimi sırasında suikasta uğrayarak öldürüldüler.
Tüm Irak’ta Sadr ailesinin taraftarları ve destekçileri olduğu kadar, muhalifleri de var. Destekçileri, özellikle bağımsız bir eğilime sahip olan Mukteda es-Sadr’ın ülkeyi bir tür teokratik yönetime ve İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in temsil ettiği Velayet-i Fakih sistemine bağlı bir İran yönetimine bağımlı olamaya karşı çıkanlar tarafından benimsenenlerden farklı siyasi şartlar talep eden görüşlere taşıyacağına inanıyorlar. Sadr, İran'da da destekleniyor ve bazı Araplar onu takip ediyorlar.
Sadr’ın önüne koyulan engel
Ayetullah Muhsin Tabatabai el-Hekim dönemi ve ve İran'ı Şii dini otoritenin etkisinden uzaklaştırmak isteyen ve ülkeye laikliği getirmeye çalışan İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi dönemi dışında birleşmeyen iki Şii otorite arasındaki rekabette Irak'taki Arap Şiiler, Iraklı Şiilerin en yüksek dini otoritesi Ayetullah Ali es-Sistani’yi desteklerken Mukteda es-Sadr, Irak'taki Şiilere amcası ve babasının takipçileri olduklarını söylüyor. Bunlara Mukteda es-Sadr'ın partisinin 2021 yılının Ekim ayında birinci olarak çıktığının açıklanmasından sonra kurmayı istediği çoğunluk hükümetini yaklaşımına karşı çıkan Nuri El Maliki liderliğindeki Sadr ailesinin kurucusu olduğu İslami Davet Partisi (Dava) de dahil.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Sadr, Irak Meclisi’nde 73 sandalyeyle parti bazında çoğunluğu temsil eden Sadr Grubu’nun başarısızlığının arkasında Koordinasyon Çerçevesi Koalisyonu ve eski Başbakan Nuri el-Maliki liderliğindeki beş partili ittifakın olduğundan emin. Sadr Grubu, Sünni ve Kürt partilerle Irak Meclisi’nde siyasi çoğunluğu oluşturan 170'den fazla milletvekilini bir araya getiren ve böylece Şii bir başbakan atama yetkisine sahip olan, Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) cumhurbaşkanı adayı çıkarmasına ve Takaddum (İlerleme) Koalisyonu başkanı Muhammed El Halbusi’nin temsiliyetinde Sünni bir meclis başkanının seçilmesine izin veren üçlü bir ittifak kurduğunu duyurmuştu. Ancak ‘oyun bozan üçüncü’ Koordinasyon Çerçevesi’ni oluşturan Şii taraflar Sadr’ın hesabını bozarak 328 milletvekilinden oluşan Meclis’te 20'ye varan farkla üçte iki oy ile cumhurbaşkanının seçilmesini engellediler. Böylece Sadr’ın çoğunluk hükümeti fikri sert bir tutumla karşı karşıya kaldı ve kurulamadı. Şiiler, tıpkı İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü eski Komutanı General Kasım Süleymani ve yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis künyeli Cemal Cafer’in ABD eski Başkanı Donald Trump döneminde Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarında ABD tarafından bir insansız hava aracı (İHA) ile hedef alınarak öldürülmelerine kadar dayattıkları gibi, Sünniler ve Kürtler gibi toplum bileşenlerinin bölünmesi ve İran'ın istediği Şii mutabakatının oluşturulması konusunda ısrar ettiler.
İran’ın nüfuzu
Sadr Grubu milletvekillerinin Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr'ın emriyle istifa etmelerinden önce çoğunluk hükümetinin kurulması çalışmaları zorunlu olarak askıya alındı. Bu gelişme, Mukteda es-Sadr ile İran arasındaki ilişkilerin doğası ve gidişatı gün yüzüne çıkardı. İran’ın Irak'ın iç kesimlerindeki etkisinin boyutunun farkında olan Sadr, daha önce Tahran'ı kendisiyle rekabet halinde olan Koordinasyon Çerçevesi Koalisyonu’nun arkasında olmakla suçlamıştı. Ancak çok geçmeden bu baskıların İran tarafından gelmediğini söyledi. Tahran da arabulucu rolü oynamaya ve çatışan Şii taraflar arasında tarafsız bir pozisyon almaya çalıştı. Kudüs Gücü Komutanı General İsmail Kaani, Irak'ı ziyaret ettiğinde Şii güçlerle bir araya gelirken Sadr ile herhangi bir görüşme yapmadı.
Sadr, İran’ın son dönemde Mesud Barzani ve Muhammed Halbusi ile kurduğu üçlü ittifakın dağılmasına katkıda bulunduktan ve üçlü ittifakın savunduğu çoğunluk hükümeti fikrine son verdikten sonra kendisini siyaset sahnesinden uzaklaştırmaya çalıştığını anladı. Bu yüzden İran'ın kendisine uyguladığı pragmatist ve yüksek manevra politikasına karşı duyduğu öfkenin ve kırgınlığın bir ifadesi olarak Kaani ile görüşmeyi reddetti. Oysa Sadr, 2003 yılı sonrası Dava Partisi'nin öncülüğünde daha önce kurulan ve petrol gelirlerinde trilyon doları aşan servetleri heba eden yozlaşmış hükümetlerden kurtulmaya çalışıyordu. Sadr, destek almak için Velayet-i Fakih şemsiyesi altına sığınan, bölünmüş bir Şii kanadı, zayıflamış bir Sünni kanadı ve çıkarcı Kürt kanadı arasında büyük yankı uyandıran kotaları korumaya çabalayan ve yorulmak bilmeyen rakiplerinin ısrarı olmasaydı, Meclis’te çoğunluğa sahip olmanın Şiilere liderlik yapmasının önünü açacağını düşünüyordu.
Diğer yandan Adil Abdulmehdi hükümetinin düşmesini sağlayan 2019 yılının ekim ayındaki halk ayaklanması sırasında ortaya çıkan isyancı çoğunluğun oluşmasıyla birlikte süreç Mustafa el-Kazimi’yi geçiş dönemini devralmak üzere iktidara getirdi. Kazımi, tam bir devlet adamı gibi davrandı. Milislerin roketler ve füzelerle ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ni, Kazımi’nin evini ve ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon üslerine düşerken ve milisler uluslararası bölgeye saldırmakla tehdit ederken, hayatta kalmasının tek garantörünün Sadr hareketi ve lideri Mukteda es-Sadr olduğunu biliyordu.
İran yanlısı milislerin çoğu, 2003 yılında ABD’nin Irak’taki varlığına ve işgaline karşı direnen Sadr önderliğinde kurulan Mehdi Ordusu'ndan çıkması ise dikkati çekiyor. Ancak Mehdi Ordusu çatısı altında Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak, Hizbullah Tugayları (Keta'ib Hizbullah), Şebl El-Zeydi liderliğindeli İmam Ali Tugayları, Ekrem el-Kaabi liderliğindeki el-Nuceba Hareketi, Şeyh Evs el-Hafaci liderliğindeki Ebu'l-Fadl el-Abbas Kuvvetleri ve diğer İran’a yakınlığıyla bilinen gruplar ve isimler yer alıyordu. Bu grupların çoğunluğu, Irak'ta Ebu Mehdi El-Mühendis liderliğinde, eski Kudüs Gücü Komutanı General Süleymani'nin gözetimi ve komutası altındaydı. Ardından tugayların çoğu ve Haşdi Şabi, Başbakan el-Kazımi’nin komutasında olmalarına rağmen kararlarında bağımsız olduklarından DMO ile ittifak yaptılar. Bu da Sadr'ın liderliğe geri dönmesine, çalışmalarını iyileştirmeyi ve rasyonelleştirilmeyi istemesine neden oldu.



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.