Arap dünyasındaki ihtilaflar Cezayir Zirvesi’ni erteler mi?

Cezayir Zirvesi öncesi Suriye, Batı Sahra ve ‘normalleşme’ meseleleri çözülmemiş konular arasında

2019 Tunus Zirvesi sırasında Arap liderleri (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
2019 Tunus Zirvesi sırasında Arap liderleri (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Arap dünyasındaki ihtilaflar Cezayir Zirvesi’ni erteler mi?

2019 Tunus Zirvesi sırasında Arap liderleri (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
2019 Tunus Zirvesi sırasında Arap liderleri (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

1 Kasım’da Cezayir’in ev sahipliğinde yapılması planlanan Arap Zirvesi toplantısının 31. oturumu için önerilen tarih yaklaşırken, uzun zamandır beklenen zirveyi hala bir şüphe ve belirsizlik sarmış durumda. Gerginlikler ve anlaşmazlıklarla dolu bir Arap dünyası ve birçok konuya dair belirsizlik çerçevesinde bazı kesimler, bu durumu Arap liderlerin Cezayir’deki zirvede bir araya gelmesine ‘engel’ olarak görüyor.
Mart 2019’da Tunus’ta gerçekleşen Arap Birliği toplantılarından bu yana Arap Birliği çerçevesinde zirve düzeyinde Arap liderlerin ilk toplantısına ev sahipliği yapmak için Cezayir’de hazırlıklar devam ediyor. Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un 1 Ağustos’ta Cezayir medya temsilcileriyle yaptığı olağan görüşmede, “Arap ailesi Cezayir’de buluşacak ve bir sonraki zirve başarılı olacak. Çünkü Arap ailesi arasında yıllarca süren bölünme ve parçalanmadan sonra Arapların yeniden birleşmesini hedefliyor” ifadelerini kullanmıştı. Zirvenin yapılacağına dair ‘şüpheler’ ise devam ediyor.
Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü, yaklaşmakta olan Arap zirvesinin önündeki en önemli zorluk olarak görülüyor. Cezayirli politikacı ve insan hakları avukatı olan Muhammed Adem el-Makrani, yaptığı açıklamada “Cezayir, hem Cumhurbaşkanı hem de Dışişleri Bakanı’nın sözleriyle, Suriye’nin Arap Birliği’nin kurucu üyesi olduğunu ve doğal yerinin meclis koltuklarında olduğunu dile getirdi. Ancak görünen o ki, Arapların bu konudaki tutumunu birleştirmeye henüz yol gösterilmedi” dedi. Makrani, “Bu konuyu, zirveye engel olmasın ve bir daha ertelenmesin diye bir sonraki zirvede oylamaya bırakmak mümkündür” ifadelerini kullandı.
Öte yandan yazar, siyasi analist ve eski Faslı parlamenter Adil bin Hamza, Arap durumunu ‘çok bölünmüş bir durum’ olarak nitelendirdi. Zirvenin birden fazla kez ertelendiğini ve Korona pandemisinin bu ertelemelerin bir nedeni olduğunu, ancak pandeminin tekrarlanan ertelemenin bir nedeni olmaya devam etmeyeceğini söyleyen Bin Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “İptal anlamına gelebilecek ertelemeyi açıklayan birkaç konu var. Cezayir, büyük bir taraf olarak bunun merkezinde yer alıyor. Ayrıca bu konulardan ilki de Suriye’nin geri dönüşü meselesi” dedi.
El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Danışmanı Dr. Hasan Ebu Talib, zirveyi önerilen tarihte düzenlemenin ‘son derece zor’ olduğunu vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Ebu Talib, “Suriye ile nasıl ilgilenileceği konusunda büyük anlaşmazlıklar varken ve Cezayir yasağı kaldırmaya çalışırken, bu konuda herhangi bir Arap uzlaşısı bulunmuyor. Hatta konuyu bir sonraki zirvede ele alma eğilimi bile bulunmuyor” şeklinde konuştu.
Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hüseyin Haridi, zirvenin zamanında yapılıp yapılmayacağını tahmin etmenin zor olduğunu söylerken, “Olasılıklar eşit” dedi. Haridi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Son periyodik zirveden bu yana uzun bir süre geçti. Arap dünyasında ve Orta Doğu düzeyinde, Arap liderlerin onlarla ilgilenme yolları hususunda anlaşmaları için toplanması gereken büyük ve çoklu gelişmelere tanık oldu” dedi. Hüseyin Haridi, “Zirvenin ilan edilen tarihte yapılmaması, bölgesel ve uluslararası güçlere, bölgesel ve uluslararası gelişmelerle ve kritik finansal ve siyasi durumlarla başa çıkmak için ortak bir Arap iradesinin olmadığı yönünde istenmeyen bir mesaj gönderecektir” ifadelerini kullandı.
Nihayetinde olağan zirvenin yapılmasının engellenebileceğine dikkati çeken Haridi, ev sahibi ülkenin, bazı etkili Arap güçlerin karşı çıktığı ‘Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesinde’ ısrar etmesi de dahil, farklı nedenlerle zamanında gerçekleştirileceğinden emin olmanın hala zor olduğunu dile getirdi.
Öte yandan Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Büyükelçi Hüssam Zeki, geçen ay yaptığı açıklamada “Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönüşü için açıklanabilecek belirli bir zaman yok, ama durum uzak değil. Ancak henüz karar verilmediği ve bir zaman çerçevesi belirlenemediği için yakın zamanda da değil” dedi. İsminin zikredilmemesi koşuluyla Şarku’l Avsat’a konulan bir kaynağa göre bu, şimdiye kadar değişmeyen bir tutum. Kaynak ayrıca, “Yüzeyde görünen Arap anlaşmazlıklarına rağmen zirvenin zamanında yapılması için hazırlıklar devam ediyor” dedi.
Zirvenin zamanında yapılmasında zorluk yaratan bir diğer konu ise Rabat ile Cezayir arasındaki diplomatik ilişkilerin kesilmesi zemininde Fas’taki durumla ilgili. Bu çerçevede Ebu Talib, “Fas, toprakların korunması ve toprak bütünlüğü için belirleyici bir koşul belirledi. Bu sayede bu ülkelerin Batı Sahra konusundaki konumuna göre ülkelerle olan ilişkileri değerlendiriliyor. Durum, bu meselenin müzakere ile çözüleceğine inanan Fas ve komşu ülkelerin ilişkilerine zarar veren bir durum” şeklinde konuştu. Tunus Devlet Başkanı Kays Said’in Batı Sahra konusundaki tutumu çerçevesinde büyükelçilerin Tunus ve Rabat’tan çekilmesinin ardından bu krizin bir başka yansımasına da dikkati çeken Ebu Talib, “Kuzey Afrika’daki Arap ülkelerinin ilişkileri çok gergin. İş birliği için yapılacak herhangi bir zirve, son siyasi gelişmeler zemininde zorluk çekecek. Bu da zirveyi zamanında düzenleme taahhüdüne veya yapılacaksa katılımına kısıtlamalar getirebilecek” dedi. Dr. Hasan Ebu Talib ayrıca, “Arap coğrafyası, zirvenin zamanında düzenlenmesini şüpheli kılan gerginlikler ve krizlerle dolu” dedi.
Makrani, Kuzey Afrika bölgesinin benzeri görülmemiş bir gerginliğe tanık olduğunu söylerken, “Fas’ın yaklaşan katılımı, Libya’da çatışmalara, bir yanda Fas, diğer yanda Cezayir ve Tunus arasında bir sürtüşmeye tanık olan Kuzey Afrika çerçevesinde sorgulanabilir hale geldi. İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi konusu, zirvenin karşı karşıya olduğu önemli zorluklardan biri” ifadelerini kullandı.
Adil bin Hamza ise “Mevcut anlaşmazlıklar, Fas’ın Cezayir’in ev sahipliğinde bir Arap zirvesine katılımı hakkında ciddi soruları gündeme getiriyor. Yemen, Lübnan ve Libya’daki krizlere ek olarak Arap vizyonlarının İsrail ile anlaşma yolunda farklılaştığı Suriye, Kuzey Afrika anlaşmazlığı ve Filistin meselesi dosyaları mevcut. Bu noktada bir Arap zirvesi düzenlemekten bahsetmek, eğer başarılırsa, sonuçları hakkında fazla iyimserlik olmadan sadece bir olay olur” ifadelerini kullandı.
Arap diplomat, “Cezayir, zirvenin bir daha ertelenmemesi için ihtilaflı konuların hepsini aşarak, çıkarlarına öncelik verecek. Bu da Suriye’nin dönüşü konusundaki ısrarından vazgeçebileceği ve temsil düzeyi ne olursa olsun Fas heyetinin toplantıya katılması için kolaylıklar sağlayabileceği anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Makrani ise “Cezayir, uluslararası ve bölgesel arenaya güçlü şekilde geri dönmek için zirveyi zamanında düzenlemeye kararlıdır. Bunu başarmak için de zirvenin başarısızlığının sorumluluğunu üstlenmemek için Suriye konusunda taviz vermek zorunda kalabilir” dedi.
Zirveye dair internet sitesinde, zirvenin hassas uluslararası ve bölgesel koşullar, hassas olaylar ve zor bağlamlar çerçevesinde düzenlendiği belirtiliyor. Ayrıca Cezayir Cumhurbaşkanının ‘birlik ve yeniden birleşme için istekli olduğuna’ dikkati çekiliyor.



Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
TT

Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi

Irak İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Irak'ın Suriyeli mültecilere sınırlarını açtığı ve 350 bin mülteciyi kabul edeceği yönündeki haberleri yalanladı.

Irak İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, "Bu haberleri kesinlikle yalanlıyoruz, ancak bilgi aktarımında doğruluğa ve haberlerin yalnızca resmi kaynaklardan alınmasına, kötü niyetli söylentilerden kaçınılması gerektiğini uyarıyoruz" denildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre bakanlık açıklamasında ayrıca, "blog yazarlarının yanlış bilgi yaymaktan kaçınmaları ve yetkili kurumların resmi web sitelerini takip etmenin önemini" vurguladı.


Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, artan Amerikan baskısı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki derinleşen bölünmeler nedeniyle giderek zayıflıyor. Buna karşılık Kürt tarafı, cumhurbaşkanlığı makamının akıbetinin, bir sonraki başbakanın ismi netleşmeden karara bağlanamayacağı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem şansı ciddi biçimde geriliyor” dedi. Kaynağa göre Maliki’nin adaylıkta ısrarı, “fiilen yeniden başbakan olmak istemesinden ziyade, Muhammed Şiya es-Sudani’nin bu makama gelmesini engelleme” amacını taşıyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Sudani’nin daha önce Maliki lehine geri adım attığını, bunun karşılığında ise Maliki’nin hükümet kuramaması hâlinde kendisini destekleyeceği yönünde bir taahhütte bulunduğunu, Maliki’nin bugün bu durumu siyasi bir koz olarak kullanmaya çalıştığını belirtti. Kaynak, Kanun Devleti Koalisyonu liderinin, kazanamasa bile “alternatif adayın belirlenmesinde etkili bir söz sahibi olmak” istediğini vurguladı.

cfgthy
Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınında Maliki’ye destek amacıyla düzenlenen gösteride, Maliki taraftarları (DPA)

Aynı kaynak, Maliki’nin adaylığına karşı olduğu yönündeki Amerikan mesajlarının, resmi adaylık açıklamasından önce bile Koordinasyon Çerçevesi içindeki herkes tarafından bilindiğini ifade etti.

Maliki, televizyon röportajında, Sudani’nin destek karşılığında kendisinden herhangi bir güvence talep etmediğini savunarak, başbakanlıktan çekilme kararının Sudani’ye ait olduğunu ve bunun kendisini şaşırttığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesi’nin Kürdistan çıkarması

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığında ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ile El-Esas İttifakı Başkanı Muhsin el-Mandalavi’nin de yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi heyetinin Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ziyaret, cumhurbaşkanlığı dosyasında Kürt tutumunu yumuşatmayı başaramadı.

Siyasi kaynaklara göre heyet, cumhurbaşkanlığıyla ilgili tek bir krizi çözmek için gitti, ancak Kürt bakış açısıyla birbirine bağlı iki krizle — cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık — geri döndü. Kürtler , “Şii siyasi liderliğin başbakanlık makamını fiilen belirlediği” kanaatine varmış durumda.

Kaynaklar, Erbil ve Süleymaniye’de Kürt tarafının tek bir tutum ortaya koyduğunu; bunun da, özellikle ABD baskısının arttığı bir ortamda, başbakanın ismi netleşmeden cumhurbaşkanlığı meselesinin karara bağlanamayacağı yönünde olduğunu aktardı. Bu baskılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’nin başbakan olarak atanmasının sonuçlarına dair uyarı içeren paylaşımının ardından daha da belirginleşti.

Kürt partiler, ABD ile doğrudan bir cepheleşmenin ön safında yer almaktan endişe ediyor. Bu kaygılar, yeni ABD özel temsilcisinin Bağdat’ı ziyaret ederek geçici hükümet başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesi ve Trump’ın paylaşımından bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile telefon görüşmesi yapmasıyla daha da arttı.

İki günlük süre ve Kürt belirsizliği

Heyetin Bağdat’a dönüşünün ardından Koordinasyon Çerçevesi, Kürtlere cumhurbaşkanı adayları konusunda tutumlarını netleştirmeleri için iki günlük ek süre tanıma kararı aldı. Aksi hâlde “parlamenter çoğunluk” seçeneğine gidilebileceği, bunun da Kürt partilerden birinin bu makamı kaybetmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Buna karşılık Kürt siyasi ve medya söylemi giderek daha muğlak bir hâl aldı. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği, cumhurbaşkanlığı makamının “sabit bir Kürt hakkı” olduğu görüşünde ısrar ediyor.

Irak Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Ferhad Etruşi, partisinde cumhurbaşkanlığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek, medyada yer alan haberleri “gerçeklikten uzak” olarak niteledi. Etruşi, Kürdistan liderliği ve Mesud Barzani’den çıkacak her karara bağlı kalacaklarını ve bunun kamu yararına hizmet edeceğini vurguladı.

Maliki, Koordinasyon Çerçevesi’ni zorluyor

Siyasi kulislerde, Maliki’nin son televizyon açıklamalarının Koordinasyon Çerçevesi içinde dengeleri yeniden sarstığı ve “çelişkili ve dağınık” bir tablo yarattığı belirtiliyor. Bazı çerçeve bileşenleri Trump’ın paylaşımını küçümsemeye ve bunun “satın alınmış” ya da “Irak içinden yazılmış” olabileceğini öne sürmeye çalışsa da, çerçeve içindeki kaynaklara göre asıl zarar, dış baskılardan ziyade Maliki’nin kendi açıklamalarından kaynaklandı.

sdfvgthy
Nuri el-Maliki (Reuters)

Dikkat çekici bir gelişme olarak Bloomberg, Washington’un Maliki’nin başbakan olması hâlinde, İran’a yakınlığı gerekçesiyle Irak’ın petrol ihracat gelirlerine erişimini kısıtlayabileceği uyarısını Iraklı yetkililere ilettiğini bildirdi. Bu uyarının, geçen hafta Türkiye’de Irak Merkez Bankası Başkanı Ali el-Allak ile üst düzey Amerikalı yetkililer arasında yapılan bir toplantıda iletildiği, bunun Trump’ın “Iraklı siyasetçiler Maliki’yi seçemez” ifadeleriyle eş zamanlı olduğu aktarıldı.

Buna karşılık İran’a yakın kaynaklar, Tahran’ın Irak’taki müttefiklerine Trump’ın baskılarına direnme çağrısı yaptığını, İran lideri Ali Hamaney’in geçen ay Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi Bağdat’a Maliki’nin adaylığı dolayısıyla bir tebrik mesajıyla gönderdiğini ve bunun Washington’da rahatsızlık yarattığını belirtti.

“Şartlı olarak çekilmeye hazırım”

Maliki ise televizyon röportajında, Koordinasyon Çerçevesi’nin çoğunluğunun talep etmesi hâlinde adaylıktan çekilmeye hazır olduğunu söyledi ve adaylığının Irak’a Amerikan yaptırımları getireceği iddiasını reddetti. Adaylığın “tamamen Irak’a ait bir mesele” olduğunu savunan Maliki, ABD Başkanı’nın iç ve dış aktörler tarafından “yanıltıldığını” ileri sürdü; söz konusu paylaşımın “muhtemelen Irak içinden yazıldığını” iddia etti.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, Irak’ta başbakanlık mücadelesinin, dış baskılar ile iç hesapların kesiştiği bir zeminde daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor. Özellikle Şii siyasi blok içindeki uzlaşma ihtimalinin zayıflaması, süreci daha da belirsiz kılıyor.


İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.