İsrail’de aşırı sağ şiddet ve nefret söylemini arttırdı

İsrailli casus Pollard, Netanyahu destekçilerinin baskısı üzerine içişleri bakanına verdiği destekten vazgeçtiğini açıkladı

Ayelet Şaked (ortada),  Binyamin Netanyahu (önde), Naftali Bennett (sağda)
Ayelet Şaked (ortada), Binyamin Netanyahu (önde), Naftali Bennett (sağda)
TT

İsrail’de aşırı sağ şiddet ve nefret söylemini arttırdı

Ayelet Şaked (ortada),  Binyamin Netanyahu (önde), Naftali Bennett (sağda)
Ayelet Şaked (ortada), Binyamin Netanyahu (önde), Naftali Bennett (sağda)

İsrail’de, parlamento seçimleri arifesinde, siyasi söylemlerde şiddet ve tehditlerin dozu artmaya devam ediyor.
İsrailli ajan Jonathan Pollard, İçişleri Bakanı Ayelet Şaked'in desteklemekten vazgeçtiğini ve seçim sürecinde tarafsız bir tutum benimseyeceğini açıkladı.
Netanyahu destekçileri Pollard'ın attığı geri adımı memnuniyetle karşılayarak Pollard’ı hain olarak görmekten vazgeçtiklerini belirttiler. Ayrıca, kendisinin ABD’de tutuklu iken serbest kalmasında büyük pay sahibi olan eski Başbakan Netenyahu’ya seçimlerde destek vereceğini açıklayarak bir adım daha ileri gitmesini talep ettiler. Netenyahu destekçileri, Netenyahu’nun Pollard’ın ABD mahkemeleri tarafından serbest bırakılması için Amerikan yönetimiyle iletişime geçebilecek tek başbakan olduğunu ifade ettiler.
Yahudi bir ABD vatandaşı olan Pollard, ABD Donanmasında sivil istihbarat subayı olarak görev yapmıştı. Pollard, İsrail'e, Irak ve Suriye'deki kimyasal silahların geliştirilmesiyle ilgili belgeleri, Arap orduları hakkındaki bilgileri ve Tunus'un uydu görüntülerini sızdırdı. İsrail bu bilgileri 1985'te Tunus'taki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) karargâhının bombalanmasında kullanmıştı. Casusluğu açığa çıkınca Washington'daki İsrail büyükelçiliğine girerek iltica etmeye çalıştı, ancak içeri girmesine izin verilmedi. Daha sonra ABD’de yargılanarak casusluktan suçlu bulundu. Suçunu kabul eden Pollard ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. İsrail 1998'e kadar Pollard'ın casus olduğunu inkâr etse de, Ehud Olmert hükümeti 2008'de ona İsrail vatandaşlığı verdi. Yaklaşık otuz yıl hapis yatan Pollard, daha sonra çeşitli şartlar ve kısıtlamalar ile serbest bırakıldı. 2020 yılında ABD dışına çıkma izni verilince İsrail'e göç etti.
Pollard, İsrailli politikacılar tarafından Yahudi devleti uğruna canını vermeyi göze alan ulusal bir kahraman olarak görülüyor. Kamuoyu yoklamalarının sonrası Şaked’in partisinin seçim barajını geçemeyeceğinin ortaya çıkmasının ardından, Pollard, salı akşamı medyaya servis edilen bir videoda, vatandaşları Şaked'in başkanlığını yaptığı ‘Harun Hatzioni (Siyonist Ruh) Partisi’ne oy vermeye davet etti.
Pollard, Şaked’i Netanyahu'ya karşı kurulan bir hükümete ortak olmayı kabul ettiği için sağcı kesime ihanet etmekle suçlayanlara, “Şaked geçmişte hatalar yaptı, ancak onları tekrar etmeyeceğine inanıyorum” dedi. Pollard, söz konusu videoda, “Devlete olan bitmeyen sevgim, ülkenin bekası ve geleceğine olan bağlılığımdan dolayı sizleri devletin çıkarlarını ve onurunu koruyarak hizmet edenlere oy vermeye davet ediyorum. Ve bununla Ayelet Şaked'i kastediyorum” ifadelerini kullandı.
Şaked, bu cesur duruşundan dolayı Pollard’ı selamladığını, ayrıca onun İsrail'in kahramanı olduğunu bir kez daha kanıtladığını söyledi. Ancak Pollard’ın yakın çevresi, söz konusu video sonrası Pollard’ın sosyal medya üzerinden binlerce hakaret ve karalama mesajları aldığını, ayrıca şahsına ve ailesine yönelik tehditlere maruz kaldığını belirttiler.
Yediot Aharonot gazetesine konuşan biri, “İsrail’de halkın çoğunluğu tarafından sevilen ve desteklenen biri olan Pollard, aldığı mesajlar karşısında şaşkına dönerek söz konusu linç girişimini kınadı. Onun amacı sağ partileri Netanyahu'nun etrafında toplamaya katkıda bulunmaktı. Bu nedenle verdiği destekten vazgeçti ve geri çekilerek özür diledi” ifadeleri kullandı.
Daha sonra, Pollard’ın Şaked'in Netanyahu'ya sadık olmadığını anlayarak onun Netanyahu’nun bloğuna katılma niyetinden şüphe ettiği için geri adım attığı iddia edildi.
Yaşanan olaylar, dört yıldan kısa bir süre içinde beşinci kez yapılacak seçimlerdeki kampanyaya hâkim olan gerilim ve siyasi söylemdeki şiddet ve bozukluğa çarpıcı bir örnek. Birbirine yakın siyasi görüşe sahip partiler arasında dahi bu gerilimi görmek mümkün.
İsrail’deki seçim atmosferinde bağımsız bir tavır almaya cesaret edenler için bir korku ve gözdağı atmosferi yaymaya hazır birçok gücün varlığının yanı sıra Şaked gibi aşırı sağcıları destekleyenlere dahi vatana ihanet suçlamasında bulunmaktan çekinmeyen Netanyahu destekçileri bulunuyor.  Bu da Netanyahu'ya karşı çıkanlara ne olacağını gösteriyor.



Trump’ın Körfez’deki imajı sarsıldı: Kandırıldık

Trump, savaştan önce Körfez'e 2 trilyon dolara yakın yatırım sözü vermişti (Reuters)
Trump, savaştan önce Körfez'e 2 trilyon dolara yakın yatırım sözü vermişti (Reuters)
TT

Trump’ın Körfez’deki imajı sarsıldı: Kandırıldık

Trump, savaştan önce Körfez'e 2 trilyon dolara yakın yatırım sözü vermişti (Reuters)
Trump, savaştan önce Körfez'e 2 trilyon dolara yakın yatırım sözü vermişti (Reuters)

ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Körfez ülkelerinde Donald Trump'a desteği zayıflatıyor.

Washington Post'un (WP) Dubai'den aktardığı izlenimlere göre, Trump ikinci dönemine başlarken Körfez'de "iş dünyasının dostu" ve "savaş karşıtı lider" diye görülüyordu. Ancak İran savaşı, Tahran yönetiminin Körfez ülkelerine misillemeleri ve çatışmaların bölge ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisi Cumhuriyetçi lidere yönelik görüşleri değiştirmeye başladı.

Gazetenin Dubai'deki Trump Golf Kulübü'nde görüştüğü bazı iş insanları, Trump'a güvenlerinin sarsıldığını söylüyor.

Britanyalı girişimci Bertie Jones, "İş dünyası açısından çok şey yapacağını düşünüyordum ama artık ona olan tüm güvenimi kaybettim" diyor.

Dubai merkezli danışmanlık şirketi Global Possibilities Consulting'in Ömer Busadi, Trump'ın kendisini Körfez ülkelerine "savaş çıkarmayacak başkan" diye tanıttığını, bunun da BAE'de umutları artırdığını söylüyor.

Trump'ın Körfez ülkelerinin ve iş insanlarının İran konusundaki uyarılarını dikkate almadığını belirterek, bu imajını sarstığını ifade ediyor:

Yalan söylemeyeceğim, büyük umutlarım vardı. Ona inandık fakat kandırıldık.

ABD Başkanı'nın "yanlış hesap yaptığını ya da durumu yanlış okuduğunu" söyleyen Busadi, İran savaşı nedeniyle Trump'ın BAE'deki iş çevrelerindeki güvenilirliğinin zedelendiğini belirtiyor.

WP'nin aktardığına göre İran, BAE ve Körfez bölgesindeki hedeflere misilleme olarak 2 bin 600'den fazla füze ve drone saldırısı düzenledi.

İran'ın petrol tesisleri, limanlar, oteller ve enerji altyapılarını hedef alması bölgede ciddi endişe yarattı. Her ne kadar ABD'yle İran arasında mutabakat imzalansa da Körfez'de birçok kişi anlaşmanın kalıcılığından emin değil.

Diğer yandan Trump'a desteği sürdürenler de var. Umman'a yakın El Ayn şehrinden yerel hükümet yetkilisi Muhammed Kabi, savaş nedeniyle gıda ve akaryakıt fiyatlarının yükselmesini eleştirse de Trump'ı hâlâ desteklediğini belirtiyor:

Trump ülkesini seviyor. Ülkesini seven herkesi severim 

BAE stratejik ortağı ABD’yi savaşta açıkça eleştirmedi. BAE lideri Muhammed bin Zayed el Nahyan, geçen haftaki G7 zirvesinde Trump’a desteği için teşekkür etmişti.
Independent Türkçe, Washington Post, Khaleej Times


ABD-İran anlaşmasının kaybedeni Netanyahu mu oldu?

Netanyahu, mutabakatın ardından yaptığı açıklamada, İran'da "rejim değişikliği için gerekli koşulları oluşturduklarını" iddia etmişti (Reuters)
Netanyahu, mutabakatın ardından yaptığı açıklamada, İran'da "rejim değişikliği için gerekli koşulları oluşturduklarını" iddia etmişti (Reuters)
TT

ABD-İran anlaşmasının kaybedeni Netanyahu mu oldu?

Netanyahu, mutabakatın ardından yaptığı açıklamada, İran'da "rejim değişikliği için gerekli koşulları oluşturduklarını" iddia etmişti (Reuters)
Netanyahu, mutabakatın ardından yaptığı açıklamada, İran'da "rejim değişikliği için gerekli koşulları oluşturduklarını" iddia etmişti (Reuters)

ABD ve İran arasındaki mutabakat yalnızca Ortadoğu'daki güç dengelerini değil, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yıllardır üzerine inşa ettiği siyasi kimliği de sarstı.

Reuters'ın analizine göre Netanyahu'nun en önemli siyasi sermayesi olan "Washington'ı İran hakkında yönlendirebilen lider" imajı ciddi darbe aldı.

İsrail lideri kariyeri boyunca kendisini, Tel Aviv'le Washington'ı Tahran'a karşı aynı çizgide tutabilen tek lider olarak sundu. Cumhuriyetçilerle güçlü ilişkiler kurarak uzun yıllar Washington üzerinde etki sahibi oldu. Bu nedenle diplomatik çevrelerde zaman zaman "Amerika'nın kulağına fısıldayan adam" diye anıldı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'la müzakere sürecinde Netanyahu'yu dışarıda bırakması bu etkiyi tartışmaya açtı. Netanyahu, ABD'nin İran ve Ortadoğu politikasını şekillendirebilen bir liderden, Washington'ın kararlarını kabullenmek zorunda kalan bir başbakana dönüştü.

Netanyahu'nun eski danışmanlarından Aviv Buşinski, anlaşmayı İsrail lideri açısından ağır bir yenilgi diye niteliyor:

İran'la savaşı kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda Trump'ı da dost olarak kaybetti. Uluslararası alanda yalnızlaştığı gibi, Trump'la da ciddi bir anlaşmazlık içinde.

Netanyahu, Tahran'da amaçladığı rejim değişikliğini gerçekleştiremedi ve ABD arabuluculuğunda Suudi Arabistan'la ilişkilerin İbrahim Anlaşmaları kapsamında normalleştirilmesine yönelik ilerleme kaydedemedi. Bu görüşmeler, Gazze savaşının ardından askıya alınmıştı.

İsrail basınında da Netanyahu'nun mutabakatla ağır darbe aldığı yazılmıştı. Haaretz'in analizinde, "Koşulları İran belirledi, Trump kabul etti, İsrail sürecin dışında bırakıldı" ifadeleri kullanılmıştı.

Eski ABD'li diplomat Dennis Ross'a göre Netanyahu iç politikada da zor bir denklemin içinde. Bir yanda mutabakat zaptıyla İran'la çatışmaları askıya alan Trump, diğer yanda da Tahran ve desteklediği Lübnan'daki Hizbullah'a karşı muhtemel tavizleri eleştiren radikal sağcı kanat var.

İran, ABD'yle anlaşmanın İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarını sonlandırmasına bağlı olduğunu bildirmiş, mutabakatta da bu yönde uzlaşmaya varıldığı belirtilmişti.

Ancak Netanyahu, mutabakatın İsrail için bağlayıcılığı olmadığını savunarak Lübnan'dan askerleri çekmeyeceğini açıklamıştı. Analize göre İsrail ordusunun işgal ettiği Lübnan'ın güneyinden çekilmesi iç siyasette tepki yaratabilir, askeri harekatın sürdürülmesi ise Washington'la gerilimi tırmandırabilir.

Diğer yandan Washington, ilişkilerin bozulduğuna dair yorumların gerçekçi olmadığını savunuyor. Bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump'la Netanyahu arasında güçlü bir ilişki olduğunu ve İsrail ordusunun ABD'nin yakın bir ortağı olduğunu iddia ediyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili de Beyaz Saray'ın İsrail'in güvenliğine yönelik taahhüdünün "sarsılmaz olduğunu" öne sürüyor.

Independent Türkçe, Reuters, Haaretz


Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
TT

Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)

Mahmud Ebubekir

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bazı yetkililerine vize yasağı getirme kararını “sert ve orantısız” olarak nitelendirip, reddetti.

TPLF, 19 Haziran 2026 Cuma günü yayınladığı resmi açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'ni Tigray'daki gerçekleri göz ardı etmekle ve Etiyopya hükümetini sorumluluktan muaf tutmakla suçladı.

ABD’nin 18 Haziran'da bazı TPLF yetkililerine ve ailelerine vize vermeyi reddetmesinin ardından yayınlanan açıklamada TPLF; “Durumun hatalı ve orantısız bir değerlendirmesine dayanan, Etiyopya federal hükümetinin Pretoria Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürekli ihmal etmesini göz ardı eden, tüm sorumluluğu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne yükleyen son vize yasağından derin endişe duyuyoruz” diyerek kararı eleştirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, “Etiyopya hükümeti ile TPLF arasındaki artan gerilimlerin, kuzey Etiyopya'da ve bütün bölgede barış ve güvenliği tehdit eden bir çatışmayı tetikleyebileceğini” vurgulamıştı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, vize kısıtlamalarının “Tigray bölgesindeki krize çözüm bulunmasını engellemeye çalışan veya onlarla iş birliği yapan kişileri hedef aldığı” belirtildi.

Amerikan anlayışı

Etiyopya Başbakanı'nın Afrika Boynuzu İşlerinden Sorumlu Danışmanı (ve eski Tigray bölgesel hükümeti başkanı) Getachew Reda ise Washington'un TPLF üyelerine ve ailelerine uyguladığı yaptırımların, Amerikan yönetiminin Etiyopya'daki siyasi gerçekliği anladığını teyit ettiğini ve ABD yönetiminin TPLF liderlerini kuzey Etiyopya'daki artan gerilimlerden sorumlu tuttuğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Etiyopya Başbakanlığı veya Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise Washington'un önlemleri hakkında yorum yapmadı.

Bu durum, Afrika Birliği'nin TPLF ile Etiyopya federal hükümeti arasında Pretoria Barış Anlaşması'nın uygulanması yollarını görüşmek üzere müzakereler başlatma çabalarıyla eş zamanlı olarak geldi. Bu arada, TPLF, federal hükümeti kasıtlı ve sistematik olarak anlaşmanın uygulanmasını engellemekle ve bölgenin yıllık bütçesini önlemekle, ayrıca Başbakan Abiy Ahmed’i anlaşmada belirtilen taahhütlere uymadan General Tadesse Worku'nun Tigray bölgesel hükümeti başkanlığı görevini uzatmakla suçlayarak, anlaşmanın hükümlerini dondurduğunu açıkladı. Buna karşılık federal hükümet, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi liderliğini, anlaşmayı engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor.

Washington, Mekelle'nin anlatısına karşı Addis Ababa'nın tarafını tutarak onun anlatısını mı desteklemeye başladı? Bazı TPLF liderlerine vize yasağı getirilmesi, ABD'nin TPLF’yi anlaşmayı dondurmaktan geri adım atmaya zorlamayı amaçlayan bir tutumunun habercisi mi?

Önleyici kınama

Etiyopya işleri uzmanı Behun Gidawon ise ABD'nin tutumunun, özellikle de anlaşmayı baltalamak ve merkezi hükümete karşı sert tutumlar benimsemekle suçladığı bazı TPLF figürlerinin adını açıklaması nedeniyle, Tigray'daki gerilimleri artırmaktan sorumlu tarafı net bir şekilde belirlediğine inanıyor.

Etiyopya işleri uzmanı, “Bilhassa Etiyopya'daki yönetimi sırasında ve daha sonra bölgedeki savaş (2020-2022) sırasında uzun bir zaman Amerikan desteğine ve himayesine sahip olan TPLF’nin, şimdi resmi bir Amerikan eleştirisiyle karşı karşıya olduğunu ve sorumluluğun kendisine yüklendiğini” belirtti. “TPLF'nin Washington'daki müttefiklerinin çoğunun Demokrat kamptan olduğunu ve Washington'daki mevcut Cumhuriyetçi yönetimin ittifak faktörünü bir kenara bırakarak meseleleri objektif olarak yeniden değerlendirdiğini” kaydetti.

Etiyopya işleri uzmanı, önümüzdeki dönemde vize yasaklarının ötesine geçen ve hatta TPLF içindeki etkili liderlerin, özellikle de bölgenin Addis Ababa ile ilişkilerini gerginleştirmeye önemli ölçüde katkıda bulunan askeri figürlerin banka hesaplarının dondurulmasına kadar uzanabilecek baskılara tanık olunacağı öngörüsünde bulundu; nitekim bu figürler Eritre rejimiyle olan ittifaklarını da gizlemiyorlar.

Gidawon, Etiyopya'nın diplomatik çabalarının şimdi meyve vermeye başladığına ve ABD yönetiminin Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Eritre rejimi ve Amhara bölgesindeki bazı silahlı örgütler arasında “Tessmedo” olarak adlandırılan ittifaka artık şüpheyle baktığına dikkat çekti.

Asmara'nın kazanma kartları

Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, hükümetinin Asmara ile ilişkileri yeniden değerlendirme ve yeni bir sayfa açma niyetini teyit etmesinin ardından, “Tessmedo” projesinin beklenen ABD-Eritre diyaloğunun gündeminde yer alacağı tahmin ediliyor. Rubio, ABD'nin çabalarının nihayetinde Asmara ve Addis Ababa arasında bütün çözülmemiş sorunlar hakkında doğrudan diyalog ile sonuçlanabileceği belirtti. Bu nedenle, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin, Eritre rejiminin Addis Ababa ile olası diyaloğunda pazarlık kozu haline gelmektense, Afrika Birliği tarafından önerilen Etiyopya ile ikili diyaloğu kabul ederek, bu tür bir sürecin önüne geçmesi akıllıca olacaktır.

Gidawon, Asmara'nın Washington ile ilişkilerini geliştirmek için büyük olasılıkla Tigray ve Amhara'daki Etiyopyalı güçler ile ittifaklarını kullanmaya çalışacağını söyledi.

Olası yaptırımlar

Yine Gidawon, son ABD kararının bir sonucu olarak, bilhassa TPLF liderlerinin Washington ve New York'ta önemli miktarda banka hesabı bulunduğu yönünde gelen sürekli bilgiler göz önüne alındığında, yaptırımlardan olumsuz etkilenen bir kanat ile yaptırıma maruz kalmaktan kurtulmaya çalışan diğer kanat arasında TPLF içinde iç çatışmaların yaşanacağını öngördü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bahsi geçen bilgiler sadece suçlamalardan ibaret olmayıp, bunların ötesine geçiyor. Nitekim 2018 yılında geçiş hükümeti tarafından kurulan denetim komiteleri, TPLF'nin Addis Ababa'yı yönettiği otuz yıl boyunca eski Etiyopyalı yetkililere ait ve Washington da dahil olmak üzere, Batı başkentlerinde büyük miktarda paraların aktarıldığı hesapların olduğunu doğruladı.

Gidawon şunu da belirtti: “Etiyopya'yı yönettiği dönemde TPLF, siyasi söylemini sürekli olarak destekleyen ve yaygın insan hakları ihlallerini haklı çıkaran Amerikalı lobicilere muazzam miktarda para ödedi. 2020'den itibaren karar alma merkezlerinden dışlanması, onu mali kaynaklardan ve Etiyopya ile ilgili karar alma süreçleri üzerindeki etkisinden mahrum bıraktı.”

Sınırlı önlemler

Tigraylı siyasi analist Mehari Solomon ise “bazı TPLF liderlerine yönelik vize yasaklarıyla ilgili Amerikan önlemlerinin, merkezi hükümet ile bölge arasındaki gerilimin nedenleri konusunda Addis Ababa'nın söylemini destekleyen taraflı bir Amerikan duruşu olarak değil, TPLF içindeki etkili figürleri diyaloğa zorlamak için sınırlı bir girişim olarak yorumlanması gerektiğini” değerlendiriyor.

Solomon şuna da işaret etti; “Washington Etiyopya'nın tutumunu destekleyen herhangi bir resmî açıklama yapmadı. Aksine, Başkan Trump'ın Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı ve bölgedeki devam eden çatışmalarla ilgili açıklaması da dahil olmak üzere, Amerikan hükümetinin en üst düzey isimlerinin, Etiyopya'nın resmi tutumlarını eleştiren bazı açıklamaları var. Bu nedenle, meseleyi bir tarafı cezalandırmak ve diğerini ödüllendirmek olarak göstermek bir yanılgıdır.”

Solomon, “Addis Ababa ile Washington arasındaki ilişkilerde açık bir soğuma ve gerçek bir kriz yaşandığına, zira son Trump-Sisi görüşmesinde de görüldüğü gibi, ABD'nin başkanı aracılığıyla, Etiyopya'ya karşı Mısır'ı desteklediğini deklare ettiğine” dikkat çekti.

Bunun Amerikan yönetiminin, “Etiyopya'nın Mısır'a haksızlık ettiğini” kamuoyu önünde ilk kez kabul ettiği bir durumu temsil ettiğini, Washington'un bu sorunu çözmek için çalışacağını ve Etiyopya ile ABD arasındaki tarihsel olarak gergin ilişkilerdeki krizin büyüklüğünü gösterdiğini de belirtti.

Solomon, “ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Tigray Halk Kurtuluş Cephesi içindeki bazı kişilere uyguladığı vize kısıtlamalarının, Addis Ababa hükümetinin Washington ile diğer konularda, özellikle Nil meselesinde karşılaştığı zorluklarla karşılaştırıldığında önemli bir sorun teşkil etmediğini” belirterek sözlerine devam etti.

Uluslararasılaşmanın önemi

Tigray işleri uzmanı Solomon, TPLF ile Washington arasında meselelerin adil bir şekilde yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayabilecek doğrudan diyalog kanallarının mevcut olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “TPLF'nin Amerikan önlemlerine verdiği yanıt sakin ve dengeli görünüyordu, bu da Etiyopya'nın bölgenin ABD ile ilişkilerinde bir kriz olduğu yönündeki algısının kırılganlığını ortaya koyuyor.”

Solomon, her iki taraf üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, Washington'un Pretoria Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin mekanizmalar konusunda gidişatı düzeltmek için müdahale etmesinin Tigray'ın çıkarına olduğunu düşünüyor.

TPLF'nin “anlaşmanın uygulanmasını askıya alma” açıklamasının öncelikle uluslararası toplumun ve özellikle de ABD'nin dikkatini, anlaşmanın uygulanmasında karşılaşılan zorluklara çekmeyi amaçladığını, özellikle de uluslararası toplumun İran, Ukrayna ve Gazze'deki savaşlar gibi diğer krizlerle meşgul olduğu bir dönemde bunun önem taşıdığını belirtti.

 Açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı: “Krizi uluslararası arenaya kaydırmak Tigray'ın aleyhine değil, onun çıkarınadır; çünkü anlaşmanın en iyi şekilde uygulanması Tigraylıların çıkarınadır. Addis Ababa ise yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü, bölgesel hükümetin seçimine TPLF’nin katılması, yıllık bütçenin gönderilmesi ve temel malzemelerin sağlanması gibi yükümlülüklerin yerine getirilmesini geciktirme, bu konuda oyalama eğiliminde.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.