İran, dünyayı nükleer bomba imasıyla tehdit etti

İran, nükleer anlaşmanın ertelenmesi durumunda dünyayı uranyum saflığını yüzde 93’e çıkarmakla tehdit ediyor

6 Kasım 2019’da Natanz tesisinden ayrılan nükleer malzeme yüklü bir kamyonun arşiv fotoğrafı (AFP)
6 Kasım 2019’da Natanz tesisinden ayrılan nükleer malzeme yüklü bir kamyonun arşiv fotoğrafı (AFP)
TT

İran, dünyayı nükleer bomba imasıyla tehdit etti

6 Kasım 2019’da Natanz tesisinden ayrılan nükleer malzeme yüklü bir kamyonun arşiv fotoğrafı (AFP)
6 Kasım 2019’da Natanz tesisinden ayrılan nükleer malzeme yüklü bir kamyonun arşiv fotoğrafı (AFP)

İranlı General Muhammed İsmail Kusari, 1 Eylül’de yaptığı açıklamada karşı tarafların nükleer anlaşmayı ertelemesi halinde uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60 saflıktan (nükleer bomba yapmak için gereken yüzde olan) yüzde 93’e çıkarmakla tehdit etti. Öte yandan Beyaz Saray, Avrupa Birliği (AB) ve İran’dan anlaşmanın sonuçlandırılması için nihai metnin oluşturulması hususunda bir yanıt bekliyor.
Şarku’l Avsat’ın İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’ndan aktardığı (ISNA) habere göre General Kusari, “Uranyum zenginleştirmeyi yüzde 60’tan nükleer bomba anlamına gelen yüzde 93’e yükseltebiliriz” dedi. “Bu meselenin peşinden gitmesek de karşı taraf ertelerse bunu yapabilecek güce sahibiz” diyen yetkili, “Artık bize ihtiyaçları var” şeklinde konuştu.
Devrim Muhafızları generallerinden olan Kusari, “Hükümet, ekonomiyi müzakerelere ipotek etmedi. Nükleer mesele, bir önceki hükümet döneminde sonuçlara ulaştı. Ancak ABD’liler, taahhütlerini yerine getirmediler ve müzakereleri engellediler” ifadelerini kullandı. General Kusari, devam eden müzakerelerin öncekilerden farklı olduğuna dikkati çekerek, “Bu sefer belirleyen onlar değil, bizleriz. Çünkü geçen sefer oyunu bozdular” şeklinde konuştu.
Kusari, İran’ın uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştirmeye başladığı geçen yıl Nisan ayı başlarında büyük güçleri ve İran’ı yeniden müzakere masasına getirdi.
İran, Viyana’daki ilk tur müzakerelerinin sona ermesinin ardından altıncı nesil IR6 makinelerini çalıştırarak, ‘Natanz’ tesisindeki uranyum zenginleştirme oranını yüzde 20’den yüzde 60’a çıkardığını açıklamıştı. İran, Joe Biden’in Ocak 2021’de Beyaz Saray’a girdiği dönem yüzde 20 zenginleştirme yapıyordu. İran’ın nükleer anlaşmada öngörülen yüzde 3,67 saflık tavanını ihlal ederek, Donald Trump yönetiminde başlattığı yüzde 4,5’ten çok daha yüksek.
Tahran ve Washington arasında 16 ay süren dolaylı görüşmelerden sonra, AB’nin dış politika sorumlusu Josep Borrell, 8 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, AB’nin anlaşmayı yeniden canlandırmadaki çıkmazın üstesinden gelmek için son bir teklifte bulunduğunu söyledi. Aktarılana göre Tahran, metinde bir değişiklik talep ederken Washington ise İran’ın yorumlarına geçen hafta yanıt verdi.
Nükleer kararı Dini Lider Ali Hamaney’in doğrudan gözetimi altına veren İran Ulusal Güvenlik Konseyi’ne göndermeden önce İran’ın uzmanlar düzeyinde ABD’nin yanıtını incelemeyi bugün bitirmesi bekleniyor.
Aynı şekilde İran Dışişleri Bakanlığı’ndan 1 Eylül’de yapılan açıklamaya göre İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed’e ülkesinin ‘müzakere taraflarına yanıt konusunda hızla hazırlandığını’ bildirdi. Abdullahiyan, geçen çarşamba günü Moskova’da yaptığı açıklamada “Kalıcı bir anlaşmaya varmak için diğer taraftan daha güçlü garantilere ihtiyacımız var” dedi.
Bu tavra yanıt olarak Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby, gazetecilere yaptığı açıklamada “Hangi güvenlik önlemlerinden bahsettiğini bilmiyorum. Daha önce de söylediğim gibi, ihtiyatlı bir şekilde iyimser olsak da hala boşluklar olduğunun da farkındayız. İyi niyet göstererek ve alenen olmadan uygun kanallar aracılığıyla müzakere ederek bu boşlukları kapatmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Tahran, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de yaptığı gibi gelecekteki hiçbir ABD başkanının anlaşmadan çekilmeyeceğine dair garanti talep ediyor. 2015 İran nükleer anlaşmasını canlandırmak için önerilen bir anlaşmanın tam olarak uygulanmasına başlamadan önce Tahran, belirtmediği üç bölgede bulunan uranyum izlerine ilişkin UAEA soruşturmalarını sona erdirmek üzere Washington’a taahhütte bulunması için baskı yapıyor. Ancak Washington ve ortakları bu tavrı reddederken, soruşturmaların ancak İran’ın Viyana merkezli ajansa tatmin edici cevaplar vermesiyle tamamlanabileceğini söyledi.

Hayal kırıklığı
John Kirby, ABD’li yetkililerin iki tarafın aylardır olduğundan daha yakın olduğuna inandığını söylerken, “Bu, çoğunlukla İran’ın anlaşmayla hiç ilgisi olmayan bazı taleplerinden vazgeçme isteğinden kaynaklanıyor” şeklinde konuştu.
Öte yandan Dış Politika ve Ulusal Güvenlik Komitesi üyesi Milletvekili Ali Alizadeh, reformist çizgideki İran İşçiler Haber Ajansı’na (ILNA) yaptığı açıklamada, “ABD’nin son tepkisinden sonra bir anlaşma umutları azalıyor. Ancak İran, Avrupa taslağına iki veya üç şartla yanıt verdi” dedi. “ABD’nin şartları kabul ettirip bir anlaşmaya varacağı yönünde beklentiler vardı” diyen Alizadeh, “Hatta bazıları, Abdullahiyan’ın anlaşmayı imzalamak için bavullarını seyahate hazırladığını bile düşündü” ifadelerini kullandı.
Alizadeh, eski açıklamalarını tekrarlayarak, “Ülke içindeki bir grup, Avrupa ve ABD arasındaki koordinasyon olasılığı ve İran’ın Avrupa taslağını kabul etmesi göz önüne alındığında, birkaç gün içinde anlaşmanın mümkün olacağına inanıyordu. Ancak ABD’nin tepkisinden sonra umutlar büyük ölçüde yok oldu” dedi.
Kusari’nin zenginleştirmeyi yüzde 93’e yükseltme tehdidi öncesinde İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, ülkesinin nükleer bomba için çabalamadığını söyledi. Reisi, göreve başlamasından bu yana düzenlediği ikinci basın toplantısında “Nükleer adımlar ve nükleer teknolojiye sahip olmak, bizim hakkımızdır. Nükleer silahların savunma doktrinimizde yeri olmadığını defalarca vurguladık. Dini Lider, nükleer silahların yasak olduğunu ilan etti. Bunun bizim savunma doktrinimizde yeri yok” ifadelerini kullandı.
İki gün önce BM’ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), üye devletlere İran’ın kısa süre önce yeraltı zenginleştirme tesisine kurduğu üç gelişmiş IR6 santrifüj setinden ikincisini kullanarak uranyum zenginleştirmeye başladığını belirten gizli bir rapor gönderdi. Ajans, grubun uranyumu yüzde 5’e kadar zenginleştirebileceğini ve üçüncü grubun da henüz nükleer maddelerle beslenmediğini dile getirdi.
Geçen ay başlarında İran Atom Enerjisi Kurumu (İAEK) Başkanı Muhammed İslami, İran’ın ‘atom bombası üretebilecek teknik yeteneğe sahip olduğunu, ancak bunu yapma niyetinde olmadığını’ dile getirdi. 3 Ağustos’ta Milletvekili Muhammed Rıza Sabbaghian Bafki, yaptığı basın açıklamasında parlamenterlerin Dini Lider Ali Hamaney’e ‘nükleer silahları yasaklayan fetvayı’ geri çekmesi için bir talepte bulunabileceklerini söyledi.
İslami, İran’ın rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney’in ofisindeki Dış İlişkiler Stratejik Komitesi Başkanı Kemal Harazi’nin 17 Temmuz’da Tahran’ın ‘nükleer programının gidişatını değiştirmeye karar verirse nükleer bomba yapma konusunda’ teknik yeteneğe sahip olduğu hakkında söylediklerine de dikkati çekti. Stratejik teorisyen ve eski yargı başkan yardımcısı Muhammed Cevad Laricani ise “İran nükleer bomba yapmak istiyorsa kimse durduramaz” dedi.
Aynı şekilde Devrim Muhafızları’nın propaganda ve medya departmanına bağlı kanallar, Natanz tesisinin İsrail bombardımanına maruz kalması halinde, dağların altında bulunan ‘Fordo’ tesisinde İran’ın nükleer silah geliştirme adımlarına başlamaya ‘hazır olduğunu’ gösteren bir video yayınladı.
İslami ve Hazari’nin tehditleri, İran’ın kitle imha silahları elde etmekle ilgilenebileceğine dair nadir işaretlerden biri olarak yorumlandı. Bu belirtiler, AB dış politika şefi Josep Borrell’in nükleer müzakereleri tamamlamak için nihai bir formül sunmadan önce, İran- ABD heyetleri arasında Viyana’daki son müzakere turu öncesinde gelişti.

Geçici Anlaşma
‘Axios’ haber ajansının geçen çarşamba günü bilgi sahibi kaynaklardan aktardığına göre ABD, AB arabulucularıyla İran’a ‘UAEA’nın soruşturmasını nükleer anlaşmanın yeniden uygulanmasına bağlama durumunun, ABD yaptırımlarının kaldırılmasıyla mümkün olacağı’ bilgisi verdi. ABD’li bir yetkili de “Anlaşma, adım adım yapılacak, uygulanacak ve İranlılar, her noktaya bir anda ulaşamayacak” dedi.
Ayrıca ilgili tarafların ‘atmayı taahhüt ettikleri adımların uygulanmasını tamamlamadan bir sonraki aşamaya geçmeyecekleri’ de belirtildi.



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.