İki devletli çözüm mü tek devletli kriz mi?

Arap-İsrail barışını sağlamanın önündeki engel Tel Aviv'in politikalarıydı

23 Şubat 2017 tarihinde çekilen, Batı Şeria'nın Ramallah kentine giden ana yoldaki reklam panosunda kimin astığı bilinmeyen üzerinde ‘eğer iki devlet mi yoksa tek devlet mi diye seçecek olsaydım benim seçimim tek devletten yana olurdu’ yazışı bir afiş (AFP)
23 Şubat 2017 tarihinde çekilen, Batı Şeria'nın Ramallah kentine giden ana yoldaki reklam panosunda kimin astığı bilinmeyen üzerinde ‘eğer iki devlet mi yoksa tek devlet mi diye seçecek olsaydım benim seçimim tek devletten yana olurdu’ yazışı bir afiş (AFP)
TT

İki devletli çözüm mü tek devletli kriz mi?

23 Şubat 2017 tarihinde çekilen, Batı Şeria'nın Ramallah kentine giden ana yoldaki reklam panosunda kimin astığı bilinmeyen üzerinde ‘eğer iki devlet mi yoksa tek devlet mi diye seçecek olsaydım benim seçimim tek devletten yana olurdu’ yazışı bir afiş (AFP)
23 Şubat 2017 tarihinde çekilen, Batı Şeria'nın Ramallah kentine giden ana yoldaki reklam panosunda kimin astığı bilinmeyen üzerinde ‘eğer iki devlet mi yoksa tek devlet mi diye seçecek olsaydım benim seçimim tek devletten yana olurdu’ yazışı bir afiş (AFP)

Nebil Fehmi
Filistinliler ve İsrailliler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları ve 1991 Madrid Barış Konferansı sonuçları çerçevesinde Filistinlilere başkenti Doğu Kudüs olan, 4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet kurmaları fırsatı veren iki devletli bir çözüme yakın bir tarihte ulaşmanın imkansız olduğu konusunda hemfikirler.
İsrail’in Batı Şeria'da devam eden devasa yerleşim çalışmalarıyla iki devletli çözümün başarıya ulaşması şansının yıldan yıla azaldığını herkes biliyor.
Farklı alanlardaki bazı düşünürler, Filistinlilerin ve İsraillileri tek bir kara parçasında ve ortak bir kimlikle bir araya getiren ‘tek devletli bir çözüme’ ulaşmanın daha muhtemel olduğunu öne sürüyorlar.
Burada, bu fikrin savunucuları arasında tek devletin anlamı, önemi, biçimi ve bileşenleriyle ilgili tutumlar, görüşler ve hedefler noktasında bir tutarsızlık olduğunu görüyoruz. Bu alternatifi bir ‘çözüm’ olarak tanımlamayı zorlaştıran en önemli anlaşmazlıklardan biri, her iki tarafta da tek devletli çözümü kullanmaya çalışan çok az kişinin olması. Taraflar, iki halkı ortak bir kimlik etrafında birleştirmeye değil, diğer ulusal kimlik yerine kendi ulusal kimliğine öncelik vermeye çalışıyor. İsrail, yerinden etme ve güvenlik ablukasıyla Filistin ise kademeli demografik üstünlüğüyle kendi kimliğinin üstünlüğü için çabalıyor.
Bu şaşırtıcı bir durum değil. Çünkü Filistin-İsrail çatışması, her ikisinin de tartışmalı bir toprak üzerinde kendi ulusal kimliklerinin dayatılmasına bağlı kalmaları etrafında yaşanıyor. Bazıları Filistinlilerin meşru amacının başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunda ısrar ediyor. Ki ben de bu konuda onlara katılıyorum, ancak sadece haklı oldukları için bunun gerçeğe dönüşeceğini düşünenler yanılıyorlar.
Bunun en büyük kanıtı, İsrail’in onlarca yıldır yerleşim birimleri ile yayılmacı politikasına devam etmesidir. Oysa Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde bir Filistin devleti kurulmasını öngören BM’nin 29 Kasım 1947 tarihli 181 sayılı Bölünme Kararı uyarınca İsrail tahsis edilen toprak Filistin topraklarının yüzde 22'si ile sınırlıydı. Bir Yahudi ve bir Filistin devletinin kurulması çağrısı, gerçeğe dönüştürülmek için hiçbir çaba gösterilmezse zaman tek başına gerçeği tatmin edemez ve hatta hukuki temelleri bile korumaz.
Diğerleri ise tek devletli çözümü kabul etmelerini savunmak amacıyla sadece Filistinlilerin bir oldu-bittiyi reddederek bir çözüme ulaşma fırsatlarını kaçırdıklarını iddia ediyorlar. Ayrıca İsrail'in eski Dışişleri Bakanı Abba Eban’ın açıklamasını aktararak Filistinlilerden öneriyi siyasi gerçekçilik perspektifinden, hukuka ve haklara tamamen aykırı da olsa kabul etmelerini istiyorlar. Ancak bunu istemeye hakları yok. Çünkü öne sürdükleri örnekler daha çok Filistinlilerin topraklarının ellerinden alındığı feci koşullar bağlamında olduğundan bunu kabul etmemeleri son derece doğal.
Filistinlilerin ve Arapların hatası, o sırada haksız ve gayri meşru oldu-bittileri reddetmek değil, fırsat buldukça topraklarını geri almamak, daha fazlasını kaybetmek ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik haklarını kullanmak için farklı yollardan çabalarını sürdürmemekti. İsrail, ulusal kimliğin korunması ve sağlamlaştırılmasının yanı sıra toprakların geri kazanılması bağlamında kaldığı sürece dış temaslarında ve sahaya yasadışı bir oldu-bitti dayatmada her zaman adım atma ve fırsat yakalama konusunda iyi oldu.
Filistin’in merhum Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın 1970'lerde Filistin devletinin kurulmasını, davalarını ve İsrail'in Arap topraklarından çekilmesini barış çabalarının merkezine koyup Filistin'in barışa olan bağlılığını vurgulayarak BMGK’nın 242 sayılı kararını kabul ederek sergilediği tutumu takdir ettiğimi belirtmek isterim. Bu, bilgeliğini, uluslararası gerçekliğe dair sağlam bir okuma yaptığını, Filistinlilerin haklarına zarar vermeyen, aksine onu destekleyen zor kararlar almadaki siyasi cesaretini yansıtan bir tutumdu.
Ayrıca Ebu Mazen’i de (Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın künyesi) çatışmanın var olduğunu, ancak çatışma araçlarının ve yollarının çok olduğunu değerlendiren ve İsrail'in bir oldu-bittiyi hiçbir karşılık bulmadan dayatmasının Filistin’in çıkarları için bir tehlike olduğunu tahmin eden siyasi okuması ve birinci intifadanın ardından 1993 yılında Oslo Anlaşmalarının imzalanmasıyla sona eren Filistin-İsrail müzakere sürecini zorlama konusundaki cesareti için takdir ediyorum.
Elbette bu, Filistin tarafının hedeflerine ilerlemesinde önemli bir manevra alan sağlayacak bazı önerilerde eksik kaldığı ve yanılmadığı anlamına gelmiyor. Örneğin Arafat'ın 2000 yılında ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton'ın öne sürdüğü maddeleri çekinceli de olsa kabul etmesi ve Filistin devletini bunların üzerine inşa etmesi daha iyi olurdu. Aynı şekilde İsrail’in eski Başbakanı Ehud Olmert'in Ebu Mazen'e Kudüs ve diğer şehirler hakkındaki önerileri, Filistin'in Doğu Kudüs'te bir başkent kurma arzusunu netleştirecek, ele geçirilmesi ve yatırım yapılması gereken tarihi ve olumlu bir fırsattı.
Arap-İsrail barışını sağlamanın önündeki engel Tel Aviv'in politikalarıydı. Bu politikaların çoğu, 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemezken bazı politikaları tek devletli çözümü, tek devlet çerçevesinde ortak bir ulusal kimlik sağlayan bir çözüm olarak değil, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik umutları söndürmenin bir yolu olarak görüyor. Bu politikalar, İsrail kimliğinden vazgeçme fikrinin yanından dahi geçmiyor.
Merkez sağcı İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, geçtiğimiz günlerde İsrail Devleti'nin ‘iki uluslu’ bir devlet olmayacağını ve ‘iki devletli çözümün bir yanılsama olduğunu’ belirterek yukarıdaki politikaları teyit etti. Gantz’a göre bunların yerine Filistinlilerin işlerini daha iyi yürütebilmeleri için Filistin Yönetimi’nin güçlendirilmesini önerdi.
Bağımsız bir Filistin devletinin yanında ya da Arapların olmadığı bir İsrail devletinde yaşam algısının ‘İsrail solu ve sağının bir yanılsamasından’ başka bir şey olmadığını vurgulayan Gantz, aynı zamanda Kudüs'ün banliyölerinde Filistinlilerin ilişkili oldukları köyler olduğunu belirterek anlayışlarının Filistinlilere bir tür yerellik kazandırmaya doğru evirildiğini gösterdi.
Eğer İsrail’in eski Başbakanı Binyamin Netanyahu seçimlerde yeniden seçilirse ve sağcı bir koalisyon hükümeti kurarsa İran'la nükleer anlaşmanın ‘tehlikelerini’ bu amaçlar için kullanırken, sağcıların yaklaşan ABD seçimlerinden önce vizyonlarını sağlamlaştırma adımlarını hızlandırdıklarına tanık olacağız.
Bence hiçbir çözüm olmayacak tek devletli krize doğru yaklaşıyoruz. Umarım Filistinliler, iki devletli çözüme bağlı olarak uluslararası toplumu harekete geçirerek, Filistinlilerin acılarını ve İsrail’in Filistinlilere yönelik uluslararası alanda giderek artan bir yankı uyandıran ihlallerini vurgulayarak ve barışın yararlarının altını çizmek ve barışı sağlamayan, gelecekte olası çatışmaları ve krizleri körükleyen kötü niyetli önerilere ve çatışmanın devam edebileceğine karşı uyarmak için İsrail'in iç kesimlerine hitap ederek bu tehlikeli gerçeğe karşı hızlı adımlar atarlar. Aynı zamanda Filistin’in ulusal mesajının etkin bir şekilde yerine getirilmesini ve herkese ulaşmasını sağlamak için izledikleri eylem yolunu yeniden birleştirmelerini ve düzeltmelerini de umuyorum.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.