Suriye Araştırma Komisyonu: Suriye, mültecilerin dönüşü için güvenli değil

Kuzey cephelerindeki rejim ordusu aldırı hazırlıklarını sürdürüyor. (Reuters)
Kuzey cephelerindeki rejim ordusu aldırı hazırlıklarını sürdürüyor. (Reuters)
TT

Suriye Araştırma Komisyonu: Suriye, mültecilerin dönüşü için güvenli değil

Kuzey cephelerindeki rejim ordusu aldırı hazırlıklarını sürdürüyor. (Reuters)
Kuzey cephelerindeki rejim ordusu aldırı hazırlıklarını sürdürüyor. (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu çarşamba günü yayınladığı ve 22 Eylül’de BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunacağı 26’ncı raporunda, rejimin kontrolünde olan bölgelerdeki koşulların halen ‘mültecilerin güvenli, onurlu ve sürdürülebilir dönüşü karşısında engel teşkil ettiğini’ bildirdi. Raporda aynı zamanda Suriye genelinde temel insan hakları ve uluslararası insan hakları hukukunun ağır ihlallerinin gerçekleştirildiği vurgulandı. 
Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) 50 sayfalık uluslararası raporu incelediğini belirterek raporda yazılanlardan en dikkat çeken başlıkların, çatışmanın tarafları ve hakim güçler tarafından çeşitli şekillerde ihlallerin devam ettiğinin belirtilmesi olduğunu kaydetti. Bu nedenle 2022, ekonomik ve insani durum sebebiyle halk hareketinin patlak vermesinden bu yana en kötü yıl olduğunu ve ve yaklaşık 14,6 milyon insanın insani yardıma ihtiyaç duyduğunun vurguladı.
Suriye rejiminin kontrolü altındaki tüm bölgelerdeki güvenlik eksikliğine  dikkat çekilen raporda şu ifadelere yer verildi:
“Güvenlik güçleri ile yerli ve yabancı milisler, teftiş noktalarını ve gözaltı merkezlerini kontrol ediyor ve yetkilerini kötüye kullanıyorlar. Para için vatandaşların haklarını gasp ediyorlar.”
Raporda, keyfi tutuklamaların, zorla alıkoymaların ve rejim kontrolündeki bölgelere dönen mülteciler veya yerinden edilmişler de dahil olmak üzere vatandaşlara uygulanan işkencelere bağlı ölümlerin devam ettiği belirtildi.
Raporda ayrıca Suriye rejiminin özgürlükleri kısıtlamak amacıyla dayattığı ve temel mülkiyet ve barınma haklarının elde edilmesi için bir ön koşul olan güvenlik izinlerinin kötüye kullanılması gibi suçların, mültecilerin güvenli, onurlu ve sürdürülebilir dönüşlerinin önünde engel teşkil ettiği vurgulandı. ‘Suriyeli mültecilerin geri dönüşünün gönüllü ve güvenli olması, fiziksel zarara veya temel insan haklarının ihlaline yol açmamasının sağlanması gerektiği’ kaydedildi.
Çatışmanın geri kalan taraflarınca kontrol edilen bölgelerdeki askeri operasyonlarla ilgili olarak da bilgilere yer verilen raporda konuya dair şu açıklamada bulunuldu:
 “Rejim, Rusya’nın desteğiyle Suriye’nin kuzeybatısındaki sivilleri hedef almaya devam etti. Rus savaş uçaklarının bombardımanı, sivil yerleşimleri hedef alan baskınlarla eş zamanlı olarak gerçekleşti.”
Rapora göre, Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) ifade özgürlüğü de dahil olmak üzere temel özgürlükleri kısıtladı. Politikalarına karşı çıkan gazetecileri ve aktivistleri gözaltına almaya devam ederken, tutukluların aileleriyle iletişim kurmasını engelleyip onları ağlık hizmetlerinden de mahrum bıraktılar. Ayrıca özel mülklere el koydular. Hedef alınan mülkler arasında yerinden edilenlerin evleri de vardı.
Raporun devamında şu ifadelere yer verildi:
“Ulusal ordudaki taraflar, keyfi gözaltı ve zorla kaybetmelere ve kendine bağlı unsurların cinsel şiddet de dahil olmak üzere işkence uygulamalarına devam etti. Bazı işkence vakaları tutukluların ölümüne neden oldu. Bunlar savaş suçu teşkil etmektedir.”
Rejim ordusunun kendi kontrol alanlarında ifade ve toplanma özgürlüğünü kısıtladığına ve bu tür ihlalleri kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı temelinde uyguladığına dikkat çekilen raporda ordu içindeki grupların, kendi kontrol alanlarındaki gözaltı operasyonlarıyla mülklere el koyduğu vurgulandı. Ayrıca çatışmanın taraflarının mülklere el koymasının, savaş suçu olan yağma kapsamına girdiği kaydedildi.  
Raporda Suriye’nin kuzeydoğusundaki kamplara ilişkin de bilgilere yer verildi. Suriye Demokratik Güçleri’nin el-Hol ve Roj kamplarında yaklaşık 17 bin kadın ve 37 bin çocuk olmak üzere yaklaşık 58 bin kişiyi gözaltında tutmaya devam ettiği belirtildi. İnsani durumun kötüleştiği, kamp sakinlerinin sağlık hizmetlerinden ve içme suyu ve sağlık tesisleri de dahil yaşamın en temel gereksinimlerinden yoksun bırakıldığı ve el-Hol Kampı’ndaki güvensizliğin ve cinayetlerin tekrarlandığı ifade edildi. Bu bağlamda, Suriye Demokratik Güçleri’ne kamplardaki cinayetleri önlemek ve soruşturmak için daha fazla adım atma çağrısı yapıldı. Suriye Demokratik Güçleri’nin çatışmalara katılmayan veya savaşmayı bırakanlara bireylere karşı insanca davranma yükümlülüğünü ihlal ettiği, bazı durumlarda, zorla kaybetmeye de varan eylemlerde bulundukları vurgulandı. Raporda ayrıca DAEŞ ile bağlantılı oldukları iddiasıyla kuzeydoğu Suriye’de gözaltına alınan vatandaşların, özellikle de anneler ile çocukların geri verilmesi çağrısı yapıldı.
Raporda ayrıca Suriye Demokratik Güçleri’nin Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Kürt Özerk Yönetimi’nin muhalifleri tutukladığına, kendi kontrol alanlarında, özellikle gazetecilerin ifade özgürlüğünü kısıtladığına dikkat çekildi.
Raporda, Suriye’deki çatışmanın taraflarına uluslararası hukuka saygı göstermeye, sivillere ve sivil nesnelere yönelik ayrım gözetmeksizin uygulanan saldırılara son verme, sivil kayıplara neden olan ve güçlerinin karıştığı olaylara ilişkin bağımsız ve güvenilir soruşturmalar yürütme, ihlallerin sorumlularından hesap sorulmasını ve tekrarlanmamasını sağlama ve bu soruşturmaların sonuçlarını Suriyelilere duyurma çağrısında bulunuldu.
Tüm gözaltı noktalarının, cinsel ve toplumsal kimliğe dayalı şiddet de dahil olmak üzere işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezanın durdurulmasının, gözaltındaki kişilere uygulanan iletişim yasağına son verilmesinin, keyfi olarak gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılmasının ve bu ihlallerin faillerinin adil yargılama yoluyla hesap vermelerinin sağlanmasının gerektiği vurgulandı. Aynı bağlamda, tüm zorla kaybetmelere son verilmesi ve tüm tutukluların ve kaybedilen kişilerin yerlerinin tespit edilmesi, akıbetlerinin belirlenmesi ve aileleriyle iletişimlerinin sağlanması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2474 (2019) sayılı kararı uyarınca mümkün olan tüm adımların atılması çağrısında bulunuldu.
Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), uluslararası raporun bulgularını ve tavsiyelerini memnuniyetle karşıladığını ve 2011 yazında kuruluşundan bu yana Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu’nun yetkisini ve faaliyetlerini desteklediğini bildirdi. Komisyonun Suriye halkı için çok şey yaptığını ve halkın maruz kaldığı ihlalleri profesyonel ve tarafsız bir şekilde belgelediğini vurulandı. SNHR ayrıca eleştirileri her zaman memnuniyetle karşıladığını, Soruşturma Komisyonu’nun kurulduğu ilk günlerden itibaren müfettişlerle iş birliği yaptığını, ayrıca mağdurlar ve aileleri ile sahip olduğu veri, bilgi ve iletişim ilişkilerini sağladığını belirtti. Bunların yanı sıra Suriye’de rejim tarafından gerçekleştirilen korkunç ihlallerin devam etmesine karşı gösterdiği çalışmalar sebebiyle Soruşturma Komisyonu’nun çalışmalarına verdiği desteği dile getirdi.



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.