Suriye Araştırma Komisyonu: Suriye, mültecilerin dönüşü için güvenli değil

Kuzey cephelerindeki rejim ordusu aldırı hazırlıklarını sürdürüyor. (Reuters)
Kuzey cephelerindeki rejim ordusu aldırı hazırlıklarını sürdürüyor. (Reuters)
TT

Suriye Araştırma Komisyonu: Suriye, mültecilerin dönüşü için güvenli değil

Kuzey cephelerindeki rejim ordusu aldırı hazırlıklarını sürdürüyor. (Reuters)
Kuzey cephelerindeki rejim ordusu aldırı hazırlıklarını sürdürüyor. (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu çarşamba günü yayınladığı ve 22 Eylül’de BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunacağı 26’ncı raporunda, rejimin kontrolünde olan bölgelerdeki koşulların halen ‘mültecilerin güvenli, onurlu ve sürdürülebilir dönüşü karşısında engel teşkil ettiğini’ bildirdi. Raporda aynı zamanda Suriye genelinde temel insan hakları ve uluslararası insan hakları hukukunun ağır ihlallerinin gerçekleştirildiği vurgulandı. 
Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) 50 sayfalık uluslararası raporu incelediğini belirterek raporda yazılanlardan en dikkat çeken başlıkların, çatışmanın tarafları ve hakim güçler tarafından çeşitli şekillerde ihlallerin devam ettiğinin belirtilmesi olduğunu kaydetti. Bu nedenle 2022, ekonomik ve insani durum sebebiyle halk hareketinin patlak vermesinden bu yana en kötü yıl olduğunu ve ve yaklaşık 14,6 milyon insanın insani yardıma ihtiyaç duyduğunun vurguladı.
Suriye rejiminin kontrolü altındaki tüm bölgelerdeki güvenlik eksikliğine  dikkat çekilen raporda şu ifadelere yer verildi:
“Güvenlik güçleri ile yerli ve yabancı milisler, teftiş noktalarını ve gözaltı merkezlerini kontrol ediyor ve yetkilerini kötüye kullanıyorlar. Para için vatandaşların haklarını gasp ediyorlar.”
Raporda, keyfi tutuklamaların, zorla alıkoymaların ve rejim kontrolündeki bölgelere dönen mülteciler veya yerinden edilmişler de dahil olmak üzere vatandaşlara uygulanan işkencelere bağlı ölümlerin devam ettiği belirtildi.
Raporda ayrıca Suriye rejiminin özgürlükleri kısıtlamak amacıyla dayattığı ve temel mülkiyet ve barınma haklarının elde edilmesi için bir ön koşul olan güvenlik izinlerinin kötüye kullanılması gibi suçların, mültecilerin güvenli, onurlu ve sürdürülebilir dönüşlerinin önünde engel teşkil ettiği vurgulandı. ‘Suriyeli mültecilerin geri dönüşünün gönüllü ve güvenli olması, fiziksel zarara veya temel insan haklarının ihlaline yol açmamasının sağlanması gerektiği’ kaydedildi.
Çatışmanın geri kalan taraflarınca kontrol edilen bölgelerdeki askeri operasyonlarla ilgili olarak da bilgilere yer verilen raporda konuya dair şu açıklamada bulunuldu:
 “Rejim, Rusya’nın desteğiyle Suriye’nin kuzeybatısındaki sivilleri hedef almaya devam etti. Rus savaş uçaklarının bombardımanı, sivil yerleşimleri hedef alan baskınlarla eş zamanlı olarak gerçekleşti.”
Rapora göre, Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) ifade özgürlüğü de dahil olmak üzere temel özgürlükleri kısıtladı. Politikalarına karşı çıkan gazetecileri ve aktivistleri gözaltına almaya devam ederken, tutukluların aileleriyle iletişim kurmasını engelleyip onları ağlık hizmetlerinden de mahrum bıraktılar. Ayrıca özel mülklere el koydular. Hedef alınan mülkler arasında yerinden edilenlerin evleri de vardı.
Raporun devamında şu ifadelere yer verildi:
“Ulusal ordudaki taraflar, keyfi gözaltı ve zorla kaybetmelere ve kendine bağlı unsurların cinsel şiddet de dahil olmak üzere işkence uygulamalarına devam etti. Bazı işkence vakaları tutukluların ölümüne neden oldu. Bunlar savaş suçu teşkil etmektedir.”
Rejim ordusunun kendi kontrol alanlarında ifade ve toplanma özgürlüğünü kısıtladığına ve bu tür ihlalleri kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı temelinde uyguladığına dikkat çekilen raporda ordu içindeki grupların, kendi kontrol alanlarındaki gözaltı operasyonlarıyla mülklere el koyduğu vurgulandı. Ayrıca çatışmanın taraflarının mülklere el koymasının, savaş suçu olan yağma kapsamına girdiği kaydedildi.  
Raporda Suriye’nin kuzeydoğusundaki kamplara ilişkin de bilgilere yer verildi. Suriye Demokratik Güçleri’nin el-Hol ve Roj kamplarında yaklaşık 17 bin kadın ve 37 bin çocuk olmak üzere yaklaşık 58 bin kişiyi gözaltında tutmaya devam ettiği belirtildi. İnsani durumun kötüleştiği, kamp sakinlerinin sağlık hizmetlerinden ve içme suyu ve sağlık tesisleri de dahil yaşamın en temel gereksinimlerinden yoksun bırakıldığı ve el-Hol Kampı’ndaki güvensizliğin ve cinayetlerin tekrarlandığı ifade edildi. Bu bağlamda, Suriye Demokratik Güçleri’ne kamplardaki cinayetleri önlemek ve soruşturmak için daha fazla adım atma çağrısı yapıldı. Suriye Demokratik Güçleri’nin çatışmalara katılmayan veya savaşmayı bırakanlara bireylere karşı insanca davranma yükümlülüğünü ihlal ettiği, bazı durumlarda, zorla kaybetmeye de varan eylemlerde bulundukları vurgulandı. Raporda ayrıca DAEŞ ile bağlantılı oldukları iddiasıyla kuzeydoğu Suriye’de gözaltına alınan vatandaşların, özellikle de anneler ile çocukların geri verilmesi çağrısı yapıldı.
Raporda ayrıca Suriye Demokratik Güçleri’nin Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Kürt Özerk Yönetimi’nin muhalifleri tutukladığına, kendi kontrol alanlarında, özellikle gazetecilerin ifade özgürlüğünü kısıtladığına dikkat çekildi.
Raporda, Suriye’deki çatışmanın taraflarına uluslararası hukuka saygı göstermeye, sivillere ve sivil nesnelere yönelik ayrım gözetmeksizin uygulanan saldırılara son verme, sivil kayıplara neden olan ve güçlerinin karıştığı olaylara ilişkin bağımsız ve güvenilir soruşturmalar yürütme, ihlallerin sorumlularından hesap sorulmasını ve tekrarlanmamasını sağlama ve bu soruşturmaların sonuçlarını Suriyelilere duyurma çağrısında bulunuldu.
Tüm gözaltı noktalarının, cinsel ve toplumsal kimliğe dayalı şiddet de dahil olmak üzere işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezanın durdurulmasının, gözaltındaki kişilere uygulanan iletişim yasağına son verilmesinin, keyfi olarak gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılmasının ve bu ihlallerin faillerinin adil yargılama yoluyla hesap vermelerinin sağlanmasının gerektiği vurgulandı. Aynı bağlamda, tüm zorla kaybetmelere son verilmesi ve tüm tutukluların ve kaybedilen kişilerin yerlerinin tespit edilmesi, akıbetlerinin belirlenmesi ve aileleriyle iletişimlerinin sağlanması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2474 (2019) sayılı kararı uyarınca mümkün olan tüm adımların atılması çağrısında bulunuldu.
Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), uluslararası raporun bulgularını ve tavsiyelerini memnuniyetle karşıladığını ve 2011 yazında kuruluşundan bu yana Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu’nun yetkisini ve faaliyetlerini desteklediğini bildirdi. Komisyonun Suriye halkı için çok şey yaptığını ve halkın maruz kaldığı ihlalleri profesyonel ve tarafsız bir şekilde belgelediğini vurulandı. SNHR ayrıca eleştirileri her zaman memnuniyetle karşıladığını, Soruşturma Komisyonu’nun kurulduğu ilk günlerden itibaren müfettişlerle iş birliği yaptığını, ayrıca mağdurlar ve aileleri ile sahip olduğu veri, bilgi ve iletişim ilişkilerini sağladığını belirtti. Bunların yanı sıra Suriye’de rejim tarafından gerçekleştirilen korkunç ihlallerin devam etmesine karşı gösterdiği çalışmalar sebebiyle Soruşturma Komisyonu’nun çalışmalarına verdiği desteği dile getirdi.



SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)

Michael Harari

Bu ayın başlarında Paris'te İsrail ve Suriye arasında yeniden başlayan müzakereler resmi bir anlaşmayla sonuçlanmadı, ancak bir dizi uzlaşıya varılmasını sağlamış gibi görünüyor. Bu toplantılar o dönemde İsrail medyasında kendisine geniş bir yer bulmadı, ancak konu son günlerde, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasındaki devam eden çatışmalar ve rejimin askeri kazanımları ışığında, yeniden manşetlerde yer almaya başladı.

Genel olarak, İsrail medyasının haberleri Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya karşı artan bir şüpheciliği ifade ediyor, tekrarlanan haberlerinde cihatçı geçmişine ve niyetleri ile İsrail'in güvenlik çıkarlarını ne kadar dikkate alabileceği ile ilgili soru işaretlerine odaklanıyor.

İki taraf arasındaki görüşmelerin özüne ilişkin olarak, İsrail medyasında yer alan haberlerde de yansıtıldığı üzere, birkaç noktanın vurgulanması gerekiyor. Bu noktalar; yanlış değerlendirmeleri önlemeyi amaçlayan bir mekanizmanın kurulması, düzenli periyodik toplantıların yapılmasının yanı sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasında uzlaşıya varılmasıdır.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin olarak, iki tarafın da bunu dış müdahale veya güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken Suriye’nin bir iç meselesi olarak değerlendirme konusunda anlaşmış olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, “Anlaşma, ortak hedeflere ulaşmak ve ülkedeki Dürzi azınlığın güvenliğini sağlamak için diyaloğun devamını öngörüyor” denildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, 8 Aralık 2024'te eski Suriye rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in ele geçirdiği topraklardan çekilmesinin kapsamına ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ABD’li yetkili, ABD'nin her iki tarafa da Ürdün'de ortak bir operasyon merkezi kurulmasını ve sınırın her iki tarafında da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasını önerdiğini belirtti.

Suriye rejimi ile SDG arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle SDG’nin ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu

Son günlerde, Suriye rejimi güçleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmaların ortasında dört önemli nokta öne çıktı.

Birincisi, özellikle Esed rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in kontrolünü pekiştirdiği Golan Tepeleri’ndeki topraklardan çekilmesi durumunda Tel Aviv’in hayati çıkarlarını tehdit edebilecek riskler konusunda, Şara yönetimine ilişkin şüpheler belirgin bir şekilde arttı. Benzer şekilde, önde gelen İsrailli askeri kaynaklar, silah kaçakçılığı (Hizbullah dahil) veya radikal İslamcı unsurların yeni rejimin tam kontrol edemediği bölgelere geri dönme olasılığı gibi nedenlerle İsrail’in aşırı bir şekilde geri çekilmesinden endişe duyduklarını dile getirdiler.

İkincisi, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle “Kürtlerin yenilgisi” ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan da Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu; Türkiye, olaylardan en büyük faydayı sağlayan ülke olarak gösterildi.

sc vcf
İsrail güçleri, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyü yakınlarında Suriye ile sınır hattında devriye geziyor, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Üçüncüsü, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki çatışmanın sonucu ışığında Dürzi azınlığının kaderiyle ilgili endişeler arttı. Hükümetin Dürzi toplumunu koruma rolünden vazgeçmeyi ve bu konudaki etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği korkusu da belirginleşti.

Dördüncüsü, medyanın İsrail güvenlik teşkilatı ile siyasi liderlik arasında ortaya çıkardığı uçurumla ilgili önemli bir ayrıntıyla bağlantılı. Haberlere göre, ordu daha geniş güvenlik mesafelerini korumaya çalışıyor ve Suriye sınırından kaynaklanabilecek daha fazla sürpriz olasılığı konusunda uyarıyor.

Bu, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının azalması anlamına gelmiyor, ancak dikkatlice değerlendirilmesi gereken çeşitli sonuçlar var.

İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor

İsrail, özellikle Kürtler tarafından fiili bir teslimiyet teşkil edip etmediği konusunda, Şara ile Kürtler arasında yapılan son anlaşmayı yakından inceleyecektir. Bu gelişme, İsrail'in Dürzi azınlığı ve Kürt nüfusunu koruma konusundaki duruşu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye faktörü son derece önemli ve hassas bir konu; zira İsrailli karar vericiler, Türkiye'nin Suriye'deki artan müdahalesinin ve bunun uzun vadeli sonuçlarının etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ile güvenlik anlaşması konusunda ilerleme kaydedilirse, İsrail'in siyasi liderliğinin bunu eskisinden daha ciddi bir şekilde pazarlaması gerekiyor. Erken seçim olasılığı da dahil olmak üzere iç siyasi gelişmeler de bu bağlamda özellikle önemli.

cdtgh
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 18 Ocak 2026 (AFP)

Amerikan faktörü de çok önemli. İsrail, Başkan Donald Trump'ın Şara'nın Suriye'deki yönetimini sağlamlaştırma arzusunun yanı sıra, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin ABD yönetiminin politikaları üzerindeki etkisinin de farkında.

Bununla birlikte, ki bu çok önemli bir nokta, İsrail'in hayati önemde gördüğü güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, Washington kendisini çok dikkatli bir şekilde dinlemektedir. Bu nedenle, Suriye'deki son gelişmeleri ve bunların Kudüs'te nasıl yorumlandığını (doğru veya yanlış) anlamanın önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor. Temel stratejik çerçeve değişmeden kalsa da, son iki yılın son derece istikrarsız bölgesel gerçekliği, hassas ve dengeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Hükümetin ayrıca, Suriye ile olası herhangi bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak üzere iyi planlanmış bir kampanya başlatması da gerekiyor.


Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
TT

Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)

Sivil toplum kuruluşu Save the Children tarafından bugün yapılan açıklamada, Sudan’da yaklaşık üç yıldır süren savaşın 8 milyondan fazla çocuğu eğitimden mahrum bıraktığını ve bunun dünyanın en uzun süreli okulların kapanması süresi olduğunu belirtti.

Açıklamada, “8 milyondan fazla çocuk, yani okul çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, 484 gün boyunca derslere katılmadan geçirdi” denildi.

Save the Children, bu durumun, koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında okulların kapalı kaldığı gün sayısını aşan ‘dünyanın en uzun süreli okul kapatma süresi’ olduğunu vurguladı.

Sudan, ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasında üç yıldır süren savaşın etkilerinden muzdarip. Bu savaş, on binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve sağlık ve eğitim altyapısının büyük bir kısmının tahrip olmasına neden oldu.

Save the Children'a göre Sudan, ‘birçok okulun kapatıldığı, diğerlerinin ise çatışmalarda hasar gördüğü veya barınak olarak kullanıldığı, dünyanın en kötü eğitim krizlerinden biriyle’ karşı karşıya.

Büyük bölümü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altında olan Darfur bölgesi, özellikle ‘Kuzey Darfur eyaletinde bin 100'den fazla okulun sadece yüzde 3'ünün faaliyet göstermesi’ nedeniyle en çok etkilenen bölge olarak kabul ediliyor.

HDK, geçtiğimiz ekim ayında, Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir’i ele geçirerek tüm bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı.

O tarihten beri çatışmalar komşu eyalet Kordofan’a da sıçradı ve HDK bu bölgede kontrolünü giderek genişletiyor. Batı Kordofan eyaletinde şu anda okulların sadece yüzde 15'i faaliyet gösteriyor. Açıklamada, birçok öğretmenin maaşlarını alamadıkları için işlerini bıraktıkları bildirildi.

Save the Children Başkanı Inger Ashing, “Eğitime yatırım yapmazsak, tüm bir nesli fırsatlardan ziyade çatışmaların hakim olduğu bir geleceğe mahkum etme riskiyle karşı karşıya kalırız” diye uyardı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bu hafta, hastaneler, pazarlar ve okullar başta olmak üzere ‘temel sivil altyapıya’ yönelik saldırıların artmasını kınadı ve ‘toplumun militarizasyon’ ve çocukların silah altına alınması konusunda endişelerini dile getirdi.


Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
TT

Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Yemen Ulusal İnsan Hakları İhlalleri Araştırma Komisyonu, Hadramut Valiliği'nde 2016'dan bu yana meydana gelen ihlallere ilişkin soruşturmaları kapsamında, keyfi tutuklama ve zorla kaybetmeye maruz kalan 100'den fazla mağdurun ifadesini dinlediğini açıkladı.

Komitenin üyesi ve resmi sözcüsü Eşrak el-MaKtari, Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, komitenin şu ana kadar söz konusu ihlallerle bağlantılı olduğundan şüphelenilen 3 mezar hakkında ihbar aldığını ve bunların araştırılarak doğrulandığını belirtti.

Resim  Hadhramut kıyılarında keyfi tutuklama ve zorla kaybetme mağdurları için düzenlenen kamuya açık duruşma sırasında Ulusal Soruşturma Komisyonu (Ulusal Komisyon)

Açıklamasında, komitenin, tutuklama ve işkence mağdurlarından bir kısmını, ihlallerin niteliğini ve uygulanan yöntemleri daha doğru bir şekilde tespit etmek amacıyla, tutuldukları gözaltı merkezlerine götüreceğini ifade etti.

İşrak el-Mukatri, mağdurların ifadelerinin çoğunun, soruşturmacıların kasten onlara zarar verdiğini ve insanlık onurlarını ihlal ettiğini doğruladığını, aynı zamanda "Bütün bunlar neden?" diye sorduklarını söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: "Mağdurlara neyin onları tatmin edeceğini sorduğumuzda, acılarını ve işkencenin etkilerini aşarak, her şeyden önce onurlarının iade edilmesini ve bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini talep ediyorlar."

Komitenin, Hadramut halkı arasında kendilerine verilen zararın daha büyük olduğu yönündeki kanaate rağmen, Aden, Lahj ve Socotra dahil olmak üzere diğer valilikleri de ziyaret etmeyi planladığını belirtti. Komitenin, mağdurlara karşı kullanılan bir dizi yasadışı uygulamayı ve bununla birlikte gelen özgürlük ve kişisel güvenlik hakkının, düşünce ve ifade özgürlüğünün ciddi ihlallerini ve yasa dışı gözaltıları incelediğini kaydetti.

csdfrgt
Komite, Hadramut'ta meydana gelen ihlallerle bağlantılı mezarların varlığını araştırdığını açıkladı, (Şarku'l Avsat)

Komite sözcüsü, misyonlarının uluslararası standartlara uygun sistematik bir soruşturma yürütmek, ulusal yargıya sevk edilmeye uygun yasal dosyaları hazırlamak ve adaletin sağlanmasına olanak tanıyan her yolu izlemek olduğunu vurgulayarak, bu ihlallere ilişkin bir raporun önümüzdeki iki ay içinde yayınlanacağını öngördü.

Eşrak el-Mukatri, komitenin Hadramut Valiliği'nde altı yasadışı gözaltı ve tutuklama merkeziyle ilgili raporlar aldığını bildirdi. Açıklamasında, "Bu merkezler aslında resmi hizmet kurumları ve tesisleriydi, ancak daha sonra gözaltı merkezleri ve özgürlüğün kısıtlandığı yerler olarak yeniden düzenlendiler" dedi.

Son siyasi, güvenlik ve askeri değişikliklerin, mağdurların seslerini yükseltmeleri ve gerçeklerin daha net bir şekilde ortaya çıkması için fırsat sağladığını ifade etti. Mümkün olduğunca çok eski tutuklu ve zorla kaybettirilen kişiden bilgi alınmasının gerekliliğini vurgulayan Eşrak al-Mukatri, bu nedenle komitenin halka açık bir grup oturumu düzenlediğini, ardından bireysel ve grup oturumları yaptığını belirtti.

sdvd
Işrak el-Mukatri, Ulusal Komite üyesi ve resmi sözcü (Şarku'l Avsat)

Kurbanların ifadelerine göre, Birleşik Arap Emirlikleri'ne bağlı güçler tarafından işletilen Hadramut'taki en öne çıkan yasadışı gözaltı merkezleri arasında Riyan Havaalanı, el-Dhaba Limanı ve Kampı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve el-Rabva Kampı'nın yanı sıra, artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'nin liderlerinden Ebu Ali el-Hadrami'nin yönettiği güvenlik destek kampları da bulunuyordu.

İşrak al-Mukatri, komitenin dinlediği ifadelerin "çok acı verici olduğunu ve Hadramut'ta böyle bir şey görmeyi beklemediklerini" vurguladı.

Mukalla'da komite tarafından düzenlenen duruşmalarda mağdurlar, tutuklanmalarının gerçekleştiği bağlamı açıklayarak, evlerinden, iş yerlerinden veya halka açık yollardan alındıklarını ve ailelerine haber verilmeden veya onlarla iletişim kurmalarına izin verilmeden çeşitli süreler boyunca gizli gözaltı merkezlerine götürüldüklerini belirtti. Gözaltında çeşitli şiddet türlerine, fiziksel işkenceye, kötü muameleye ve psikolojik zarara maruz kaldıklarını, bunun da birçok vakada kalıcı sakatlıklara, fiziksel deformitelere ve psikolojik bozukluklara ve hastalıklara yol açtığını ifade ettiler.

fevf
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Mağdurlar ayrıca işkence sonucu ölen meslektaşları hakkında ifadeler verdiler, bu ihlalleri işlemekle suçlananların isim listelerini ve gözaltı merkezlerinin isim ve yerlerine ilişkin ayrıntıları sundular. Ayrıca komite üyelerine serbest bırakıldıktan sonraki sağlık durumlarını belgeleyen tıbbi raporlar, videolar ve fotoğraflar teslim ettiler.

Ulusal Komite'ye göre mağdurlar ifadelerinin sonunda, bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini, bireysel ve kolektif zararların tazmin edilmesini, onurlarının iade edilmesini ve çeşitli aşağılamalara ve insanlık onuruna yönelik saldırılara maruz kalan herkesin adalete kavuşturulmasını talep etme konusundaki kararlılıklarını teyit ettiler.