Batı, İran nükleer dosyasında zaman kazanmaya çalışıyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çalışmalarının başlamasıyla birlikte Fransa ve İran cumhurbaşkanlarının görüşmesi bekleniyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
TT

Batı, İran nükleer dosyasında zaman kazanmaya çalışıyor

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda Liderler ve Başkanlar Haftası'nın önümüzdeki pazartesi günü başlamasıyla birlikte İran nükleer dosyası, uluslararası diplomasinin endişeleri arasında tekrar ön plana çıkıyor. Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları pazartesi günü New York'a gelecek olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile İran hükümetinin New York'a gideceğini doğruladığı İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi arasında bir görüşme gerçekleşebileceğini bildirdi.
Elbette tek toplantı bu olmayacak. Ancak programın net olmaması, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in cenaze töreni ile BM Genel Kurulu’nun çalışmalarının başladığı tarihlerin çakışmasından kaynaklanıyor. BM 77. Genel Kurulu’nun çalışmalarına birçok dünya liderinin katılması, nükleer dosyanın nasıl çıkmazdan kurtarılacağı konusunda devlet ve hükümet başkanları arasında istişarelerin yapılması için olağanüstü bir fırsat sayılıyor.
Görüşmelerin önemi, Avrupa Birliği (AB) dış politika sorumlusu Josep Borrell ve yardımcısı Enrique Mora'nın temsil ettiği AB arabuluculuğunun başarısızlığının ardından yapılacak olmasından kaynaklanıyor. Borrell iki gün önce yaptığı açıklamada, İran ve ABD taraflarının tutumlarının bu yazdan itibaren ‘birbirinden uzaklaştığını’ itiraf etti. İran’ın son önerilerinin -yani Borrell'in 8 Ağustos tarihinde sunduğu Avrupa uzlaşı belgesine Tahran'ın verdiği ikinci yanıt- ‘yeni teklifler taşıdığı ve siyasi ortam artık buna uygun olmadığı için fayda sağlamadığını’ vurguladı. Bu yüzden Borrell ‘üzüntüsünü’ dile getirerek, ‘önümüzdeki günlerde müzakerelerde bir atılım beklenmemesi gerektiği’ hatta ‘çıkmaz bir yola’ doğru gidildiği konusunda uyarıda bulundu.
Borrell sunduğu öneriye verilen ilk ‘makul’ yanıtların ardından nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılacağını umduğunu dile getirmesinden haftalar sonra büyük hayal kırıklığını dile “Elimde önerecek bir şey kalmadı” dedi. Batılılar başarısızlıktan İran'ı sorumlu tutuyor. Fransız kaynakları konuya ilişkin yaptıkları açıklamada “Tahran masadaki teklifi kabul etmedi. Bugün odak noktamız müzakerelerin nasıl başarıya ulaştırılacağıdır. Sonuçları daha sonra toplayacağız” ifadelerini kullandılar.

Avrupa üçlüsü
Borrell’den önce Avrupa üçlüsü ​​de (Fransa, İngiltere ve Almanya) ortak bildirilerinde aynı sonuca varmışlardı. Üçlü bildirilerinde, İran'a karşı müzakerelerde gösterilebilecek ‘maksimum esnekliği’ ve hoşgörüyü gösterdiklerini açıkladılar. Üç ülke, İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak isteyip istemediğinden ‘şüphe duyduklarını’ belirttiler. Bu da Avrupalı kaynakların dediği gibi İran’ın aslında ‘zaman kazanmak’ amacıyla ‘müzakere etmek için müzakere ettiği’ varsayımını güçlendirdi. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ‘kısa sürede bir çözüm olasılığının çıkma ihtimalinin düşük olduğunu’ söyleyerek oldukça karamsar bir tutum sergiledi. Blinken’e göre İran, ‘bir anlaşmaya varmak için gerekli adımları atmakta ya isteksiz ya da aciz.’ Blinken'den önce Almanya Başbakanı Olaf Scholz da aynı sonuca vararak kısa vadede bir atılım olma olasılığını düşük gördüğünü söylemişti. Fransız düşünce kuruluşu Stratejik Araştırma Vakfı’nın (FRS) Başkanı Bruno Tertrais, yaşananları 'bitmeyen müzakereler destanı' olarak nitelendirdi.
Avrupalı kaynaklar, Avrupalı arabulucuların saplandığı bataklık ve iki ana tarafın (ABD ve İran) müzakerelerin başarısızlığından birbirini sorumlu tutması karşısında herhangi bir tarafın müzakere yolunu kesin olarak kapatmadığı, askıya almadığı veya bu yoldan çıkmadığı düşüncesine sevk eden çeşitli faktörlere işaret ediyorlar. Blinken, Scholz, Borrell ve diğerleri nükleer anlaşmayı ‘yakın zamanda’ veya ‘önümüzdeki günlerde’ etkinleştirme olasılığının olmadığını vurguladılar. Bu da müzakerelerin daha sonra etkinleştirilebileceğine dair açık bir kapı bırakıyor. Avrupalı ​​arabulucu bunu ABD'nin iç siyasi durumuna, yani ABD ara seçimlerine bağlıyor. AB kaynakları buna İsrail yasama seçimlerini de dahil ediyor. Her iki seçim de kasım ayında yapılacak. Bu da pratikte yeni fikirlerin öne sürülmesiyle birlikte müzakere yolunun tekrar canlandırılmasının bu yılın sonundan önce olmak zorunda olmadığı anlamına geliyor. Avrupalı ​​kaynaklar buradan hareketle zaman kazanmak ve gelecekteki seçimleri yapmak için tüm tarafların müzakereleri sürdürmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Ek faktörler
Bu yönde düşünmeye sevk eden bazı ek faktörler var. Bunlardan ilki, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu’nun, İran’ın uluslararası müfettişlerin uranyum izlerine rastladığı kayıt dışı nükleer üç bölgenin açıklanmasına ilişkin taleplere yanıt vermesi çağrısında bulunan bir bildiri yayınlamakla yetinmeyi tercih etmiş olması. Üyelerinin üçte ikisinin desteğini alan bildirinin hiçbir hukuki değeri yok ve geçen haziran ayında yapılan oylamada kabul edilen tutumdan geri dönüldüğünü gösteriyor.
Yeni bildiride, bir önceki Yönetim Kurulu kararını hatırlatmak ve İran'ın iş birliği yapmamasını ve daha ileri gitmekle tehdit etmesini kınayan içeriğini vurgulamakla yetinildi. 'Asgari tepki' gösterilmesi, Batı kampının Tahran'ı kışkırtmamaya ve UAEA'nın nükleer tesislerdeki diğer gözetleme kameralarını kapatmak gibi misilleme yöntemlerine başvurmasını engellemeye özen göstermesinden kaynaklanıyor. Özellikle de ileride müzakerelere geri dönme olasılığının korunması amaçlanıyor.
Avrupalı ​​kaynaklar, Batı'nın bugünkü tutumunun zayıf olmasını, askıya alınan müzakereler için 'alternatif bir planın olmamasına' bağlıyorlar. Batı kampı, ​​İran'ın kendi adına zaman kazanmaya ve nükleer programını ilerletmeye çalıştığına tamamen kani olmuş durumda. İran'ın bazı taleplerinin müzakereleri uzatmaya, karmaşıklaştırmaya ve bir labirentin içine sokmaya yönelik olması, böyle düşünülmesine yol açan nedenlerden biri.

İran ‘taktiği’
İran heyetinin Viyana'da ve daha sonra Doha'da ya da Avrupalı ​​arabulucu aracılığıyla dolaylı iletişim kurarak izlediği müzakere taktiğinin iki bariz örneği var. Birincisi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması talebi. Haftalarca buna odaklandıktan sonra Tahran birden bunun ‘hiçbir şekilde bir ön koşul olmadığını' söyledi. İkincisi gelecekteki yönetimlerin anlaşmadan tekrar çekilmesini önlemek için ABD'den bağlayıcı yasal garantiler alınması talebi. Haftalarca süren tartışmaların ardından İran müzakere heyeti, ABD'nin iç hukuki ve siyasi nedenlerinden ötürü böyle bir talebin karşılanamayacağını kabul etti ve talebini geri çekti.
Müzakereler ile ilgili karmaşa devam ederken ve vakit varken İran nükleer programı, gerek doygunluk oranı, gerek zenginleştirilmiş uranyum depolaması gerekse Tahran'ın istemesi durumunda atom bombası yapması için yeterince zenginleştirilmiş uranyum toplamak için gereken süreyi azaltma açısından peş peşe atılımlar yapıyordu. Bugün Batı'nın tutumunun zayıf olmasının sebebi, güvenilir alternatif bir planın olmamasından kaynaklanıyor. Müzakereler için 'alternatif' bir yolun şekillendirilmesi çağrısında bulunan Avrupalı sesler duyulmaya başlanmış olsa da halen bir sonuç elde edilebilmiş değil. Aynı bağlamda Başkan Biden, yönetimine 'alternatif seçenekler' oluşturması çağrısında bulundu. Ancak şu an bir alternatifin olmaması, müzakere yolunun canlı tutulmak istenmesi ve askeri seçeneğe başvurmaktan -şimdilik- kaçınılması ışığında Batı'nın daha fazla zamana ihtiyacı var. Bu bağlamda Le Figaro gazetesinin aktardığına göre Fransız bir diplomat, Avrupalı ​​müzakerecilerin aradığı şeyin ‘bir veya iki yıl zaman kazanmak’ olduğunu söyleyerek, “Meçhul bir şeye atlamak anlamına geldiği için anlaşmasız kalmaktansa, mümkün bir anlaşmaya varmak daha iyi” açıklamasında bulundu.



Hadramut Valisi Hanbeşi, BAE'yi ilde yaygın ihlaller gerçekleştirmekle suçladı

Yemen Liderlik Konseyi Üyesi ve Hadramut Valisi Salim Hanbeşi (Şarku’l Avsat)
Yemen Liderlik Konseyi Üyesi ve Hadramut Valisi Salim Hanbeşi (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut Valisi Hanbeşi, BAE'yi ilde yaygın ihlaller gerçekleştirmekle suçladı

Yemen Liderlik Konseyi Üyesi ve Hadramut Valisi Salim Hanbeşi (Şarku’l Avsat)
Yemen Liderlik Konseyi Üyesi ve Hadramut Valisi Salim Hanbeşi (Şarku’l Avsat)

Yemen Liderlik Konseyi Üyesi ve Hadramut Valisi Salim Hanbeşi, Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) ‘Yemen'deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’ndaki katılımını kendi gündemini gerçekleştirmek için kullanmakla’ suçlarken, onun Hadramut’taki uygulamalarının beklentilerin aksine olduğunu ve yerel güvenliğe ve istikrara önemli zarar verdiğini öne sürdü.

Vali Hanbeşi dün, Mukalla'da düzenlenen basın toplantısında, Hadramut'un BAE'nin desteklediği ve devlet merkezlerini yağmalamak ve sivil halkı terörize etmek gibi ihlallerde bulunan, ancak kısa bir süre önce feshedilen Güney Geçiş Konseyi (GGK) lideri Ayderus ez-Zübeydi ve ona bağlı silahlı grupların hakimiyetinden kurtarıldığını söyledi.

Vali Hanbeşi, Hadramut sınırları içinde BAE’nin desteğiyle kurulan çok sayıda ‘gizli hapishanenin’ yanı sıra sivilleri hedef almak ve suikastlar gerçekleştirmek amacıyla Reyyan Havaalanı’nda depolanan patlayıcıların da ortaya çıkarıldığını açıkladı.

Yemen Liderlik Konseyi Üyesi Vali Hanbeşi, yetkililerin BAE ve Zubeydi’ye bağlı silahlı gruplara karşı tüm yasal önlemleri alacağını vurgulayarak, bütün sorumluların hesap vermesi ve ihlallerin mağdurlarına destek sağlanması çağrısında bulundu. Hanbeşi, Suudi Arabistan'ın desteğinin bu acı sayfayı kapatmada, istikrarı yeniden tesis etmede ve Hadramut'ta devletin otoritesini güçlendirmede belirleyici olduğunun da altını çizdi.


SDG: Türk İHA’ları Haseke şehrinin güneyindeki Kizvan Dağı'nı bombaladı

Suriye'deki SDG üyeleri (AFP)
Suriye'deki SDG üyeleri (AFP)
TT

SDG: Türk İHA’ları Haseke şehrinin güneyindeki Kizvan Dağı'nı bombaladı

Suriye'deki SDG üyeleri (AFP)
Suriye'deki SDG üyeleri (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dün akşam, ‘Türk insansız hava araçlarının (İHA) ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke kentinin güneyindeki Kizvan dağ bölgesini bombaladığını’ duyurdu.

SDG tarafından yapılan açıklamada, bölgenin topçular tarafından da bombalandığı belirtilerek, güçlerinin Haseke'deki el-Aliye köyü ekseninde merkezi hükümete bağlı grupların saldırılarını püskürttüğünü ekledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Türk güvenlik kaynakları, Kürt güçlerinin Türk İHA’larının Haseke şehrini hedef aldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Öte yandan Suriye televizyon kanalı Syria TV, Rakka kırsalındaki el-Aktun Hapishanesi konusunda Suriye ordusu ile SDG arasında hapishanenin teslim edilmesi için yapılan müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, hapishane çevresinin bombalandığını bildirdi.

Suriye'nin resmi yayın kuruluşu el-İhbariyye, daha önce Savunma Bakanlığı Medya ve İletişim Direktörü Asım Galyun’un, Suriye ordusu güçlerinin el-Aktun Hapishanesi’nin güvenliğini sağlamak için hapishane çevresine ulaştıklarını söylediğini aktarmıştı.

SDG güçlerinin koruması altında Kamışlı ve Haseke'de DEAŞ üyelerini barındıran hapishane (Reuters)SDG güçlerinin koruması altında Kamışlı ve Haseke'de DEAŞ üyelerini barındıran hapishane (Reuters)

Suriye pazar günü, SDG ile yeni bir anlaşma imzaladığını duyurdu ve bu duyuru, uluslararası alanda büyük memnuniyetle karşılandı. Anlaşma uyarınca, geçtiğimiz aydan bu yana devam eden kanlı çatışmaların ardından, Deyrizor ve Rakka illerinin Suriye hükümetine idari ve askeri olarak devredilmesinin yanı sıra, tüm cephelerde ve temas noktalarında tam ve acil ateşkes ilan edilecek.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye devlet kurumlarının yıllardır SDG’nin kontrolünde olan Suriye'nin kuzeydoğusundaki Rakka, Deyrizor ve Haseke’ye gireceğini açıkladı.


DEAŞ militanlarının kaçmasının ardından el-Şeddadi'de sokağa çıkma yasağı ilan edildi

Suriye hükümet güçleri dün ülkenin doğusundaki Deyrizor vilayetinde Fırat Nehri'ni geçti (AFP)
Suriye hükümet güçleri dün ülkenin doğusundaki Deyrizor vilayetinde Fırat Nehri'ni geçti (AFP)
TT

DEAŞ militanlarının kaçmasının ardından el-Şeddadi'de sokağa çıkma yasağı ilan edildi

Suriye hükümet güçleri dün ülkenin doğusundaki Deyrizor vilayetinde Fırat Nehri'ni geçti (AFP)
Suriye hükümet güçleri dün ülkenin doğusundaki Deyrizor vilayetinde Fırat Nehri'ni geçti (AFP)

Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi dün akşam, ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke Valiliği'ne bağlı Şeddadi şehrinde ve çevresinde tam sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ordu, şehirdeki Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolündeki bir hapishaneden bir dizi DEAŞ militanının kaçtığını ve SDG'nin bu kişileri serbest bıraktığını belirtti.

Ordu yaptığı açıklamada, cezaevinin ve şehrin güvenliğini sağlamak için müdahale edeceğini ve kaçan unsurları aramak için operasyonların başlayacağını belirtti. Vatandaşlardan, örgütün kaçan üyeleri hakkında konuşlandırılmış askeri birliklere bilgi vermelerini istedi.

ABD’nin Suriye'deki ana müttefiki olan SDG), ateşkes anlaşması kapsamında geniş alanlardan çekilmeyi kabul etmesinden bir gün sonra, Suriye hükümeti, Özerk Yönetimi "terörizm meselesini siyasi olarak istismar etmeye" çalışmakla suçladı. Yaptığı açıklamada, bunun "uluslararası topluma karşı siyasi veya güvenlik şantajı aracı olarak kullanılmasını kesinlikle reddettiğini" ifade etti.

Operasyonlar Müdürlüğü, ordu komutanlığının, Şeddadi hapishanesini ve çevresini güvence altına almak amacıyla İç Güvenlik Güçlerine devretmek için arabulucular ve SDG liderleriyle temasa geçtiğini, ancak SDG liderliğinin bunu reddettiğini kaydetti. SDG ise bunu reddederek, hapishaneye saldırı düzenlendiğini iddia etti.