Batı, İran nükleer dosyasında zaman kazanmaya çalışıyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çalışmalarının başlamasıyla birlikte Fransa ve İran cumhurbaşkanlarının görüşmesi bekleniyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
TT

Batı, İran nükleer dosyasında zaman kazanmaya çalışıyor

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda Liderler ve Başkanlar Haftası'nın önümüzdeki pazartesi günü başlamasıyla birlikte İran nükleer dosyası, uluslararası diplomasinin endişeleri arasında tekrar ön plana çıkıyor. Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları pazartesi günü New York'a gelecek olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile İran hükümetinin New York'a gideceğini doğruladığı İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi arasında bir görüşme gerçekleşebileceğini bildirdi.
Elbette tek toplantı bu olmayacak. Ancak programın net olmaması, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in cenaze töreni ile BM Genel Kurulu’nun çalışmalarının başladığı tarihlerin çakışmasından kaynaklanıyor. BM 77. Genel Kurulu’nun çalışmalarına birçok dünya liderinin katılması, nükleer dosyanın nasıl çıkmazdan kurtarılacağı konusunda devlet ve hükümet başkanları arasında istişarelerin yapılması için olağanüstü bir fırsat sayılıyor.
Görüşmelerin önemi, Avrupa Birliği (AB) dış politika sorumlusu Josep Borrell ve yardımcısı Enrique Mora'nın temsil ettiği AB arabuluculuğunun başarısızlığının ardından yapılacak olmasından kaynaklanıyor. Borrell iki gün önce yaptığı açıklamada, İran ve ABD taraflarının tutumlarının bu yazdan itibaren ‘birbirinden uzaklaştığını’ itiraf etti. İran’ın son önerilerinin -yani Borrell'in 8 Ağustos tarihinde sunduğu Avrupa uzlaşı belgesine Tahran'ın verdiği ikinci yanıt- ‘yeni teklifler taşıdığı ve siyasi ortam artık buna uygun olmadığı için fayda sağlamadığını’ vurguladı. Bu yüzden Borrell ‘üzüntüsünü’ dile getirerek, ‘önümüzdeki günlerde müzakerelerde bir atılım beklenmemesi gerektiği’ hatta ‘çıkmaz bir yola’ doğru gidildiği konusunda uyarıda bulundu.
Borrell sunduğu öneriye verilen ilk ‘makul’ yanıtların ardından nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılacağını umduğunu dile getirmesinden haftalar sonra büyük hayal kırıklığını dile “Elimde önerecek bir şey kalmadı” dedi. Batılılar başarısızlıktan İran'ı sorumlu tutuyor. Fransız kaynakları konuya ilişkin yaptıkları açıklamada “Tahran masadaki teklifi kabul etmedi. Bugün odak noktamız müzakerelerin nasıl başarıya ulaştırılacağıdır. Sonuçları daha sonra toplayacağız” ifadelerini kullandılar.

Avrupa üçlüsü
Borrell’den önce Avrupa üçlüsü ​​de (Fransa, İngiltere ve Almanya) ortak bildirilerinde aynı sonuca varmışlardı. Üçlü bildirilerinde, İran'a karşı müzakerelerde gösterilebilecek ‘maksimum esnekliği’ ve hoşgörüyü gösterdiklerini açıkladılar. Üç ülke, İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak isteyip istemediğinden ‘şüphe duyduklarını’ belirttiler. Bu da Avrupalı kaynakların dediği gibi İran’ın aslında ‘zaman kazanmak’ amacıyla ‘müzakere etmek için müzakere ettiği’ varsayımını güçlendirdi. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ‘kısa sürede bir çözüm olasılığının çıkma ihtimalinin düşük olduğunu’ söyleyerek oldukça karamsar bir tutum sergiledi. Blinken’e göre İran, ‘bir anlaşmaya varmak için gerekli adımları atmakta ya isteksiz ya da aciz.’ Blinken'den önce Almanya Başbakanı Olaf Scholz da aynı sonuca vararak kısa vadede bir atılım olma olasılığını düşük gördüğünü söylemişti. Fransız düşünce kuruluşu Stratejik Araştırma Vakfı’nın (FRS) Başkanı Bruno Tertrais, yaşananları 'bitmeyen müzakereler destanı' olarak nitelendirdi.
Avrupalı kaynaklar, Avrupalı arabulucuların saplandığı bataklık ve iki ana tarafın (ABD ve İran) müzakerelerin başarısızlığından birbirini sorumlu tutması karşısında herhangi bir tarafın müzakere yolunu kesin olarak kapatmadığı, askıya almadığı veya bu yoldan çıkmadığı düşüncesine sevk eden çeşitli faktörlere işaret ediyorlar. Blinken, Scholz, Borrell ve diğerleri nükleer anlaşmayı ‘yakın zamanda’ veya ‘önümüzdeki günlerde’ etkinleştirme olasılığının olmadığını vurguladılar. Bu da müzakerelerin daha sonra etkinleştirilebileceğine dair açık bir kapı bırakıyor. Avrupalı ​​arabulucu bunu ABD'nin iç siyasi durumuna, yani ABD ara seçimlerine bağlıyor. AB kaynakları buna İsrail yasama seçimlerini de dahil ediyor. Her iki seçim de kasım ayında yapılacak. Bu da pratikte yeni fikirlerin öne sürülmesiyle birlikte müzakere yolunun tekrar canlandırılmasının bu yılın sonundan önce olmak zorunda olmadığı anlamına geliyor. Avrupalı ​​kaynaklar buradan hareketle zaman kazanmak ve gelecekteki seçimleri yapmak için tüm tarafların müzakereleri sürdürmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Ek faktörler
Bu yönde düşünmeye sevk eden bazı ek faktörler var. Bunlardan ilki, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu’nun, İran’ın uluslararası müfettişlerin uranyum izlerine rastladığı kayıt dışı nükleer üç bölgenin açıklanmasına ilişkin taleplere yanıt vermesi çağrısında bulunan bir bildiri yayınlamakla yetinmeyi tercih etmiş olması. Üyelerinin üçte ikisinin desteğini alan bildirinin hiçbir hukuki değeri yok ve geçen haziran ayında yapılan oylamada kabul edilen tutumdan geri dönüldüğünü gösteriyor.
Yeni bildiride, bir önceki Yönetim Kurulu kararını hatırlatmak ve İran'ın iş birliği yapmamasını ve daha ileri gitmekle tehdit etmesini kınayan içeriğini vurgulamakla yetinildi. 'Asgari tepki' gösterilmesi, Batı kampının Tahran'ı kışkırtmamaya ve UAEA'nın nükleer tesislerdeki diğer gözetleme kameralarını kapatmak gibi misilleme yöntemlerine başvurmasını engellemeye özen göstermesinden kaynaklanıyor. Özellikle de ileride müzakerelere geri dönme olasılığının korunması amaçlanıyor.
Avrupalı ​​kaynaklar, Batı'nın bugünkü tutumunun zayıf olmasını, askıya alınan müzakereler için 'alternatif bir planın olmamasına' bağlıyorlar. Batı kampı, ​​İran'ın kendi adına zaman kazanmaya ve nükleer programını ilerletmeye çalıştığına tamamen kani olmuş durumda. İran'ın bazı taleplerinin müzakereleri uzatmaya, karmaşıklaştırmaya ve bir labirentin içine sokmaya yönelik olması, böyle düşünülmesine yol açan nedenlerden biri.

İran ‘taktiği’
İran heyetinin Viyana'da ve daha sonra Doha'da ya da Avrupalı ​​arabulucu aracılığıyla dolaylı iletişim kurarak izlediği müzakere taktiğinin iki bariz örneği var. Birincisi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması talebi. Haftalarca buna odaklandıktan sonra Tahran birden bunun ‘hiçbir şekilde bir ön koşul olmadığını' söyledi. İkincisi gelecekteki yönetimlerin anlaşmadan tekrar çekilmesini önlemek için ABD'den bağlayıcı yasal garantiler alınması talebi. Haftalarca süren tartışmaların ardından İran müzakere heyeti, ABD'nin iç hukuki ve siyasi nedenlerinden ötürü böyle bir talebin karşılanamayacağını kabul etti ve talebini geri çekti.
Müzakereler ile ilgili karmaşa devam ederken ve vakit varken İran nükleer programı, gerek doygunluk oranı, gerek zenginleştirilmiş uranyum depolaması gerekse Tahran'ın istemesi durumunda atom bombası yapması için yeterince zenginleştirilmiş uranyum toplamak için gereken süreyi azaltma açısından peş peşe atılımlar yapıyordu. Bugün Batı'nın tutumunun zayıf olmasının sebebi, güvenilir alternatif bir planın olmamasından kaynaklanıyor. Müzakereler için 'alternatif' bir yolun şekillendirilmesi çağrısında bulunan Avrupalı sesler duyulmaya başlanmış olsa da halen bir sonuç elde edilebilmiş değil. Aynı bağlamda Başkan Biden, yönetimine 'alternatif seçenekler' oluşturması çağrısında bulundu. Ancak şu an bir alternatifin olmaması, müzakere yolunun canlı tutulmak istenmesi ve askeri seçeneğe başvurmaktan -şimdilik- kaçınılması ışığında Batı'nın daha fazla zamana ihtiyacı var. Bu bağlamda Le Figaro gazetesinin aktardığına göre Fransız bir diplomat, Avrupalı ​​müzakerecilerin aradığı şeyin ‘bir veya iki yıl zaman kazanmak’ olduğunu söyleyerek, “Meçhul bir şeye atlamak anlamına geldiği için anlaşmasız kalmaktansa, mümkün bir anlaşmaya varmak daha iyi” açıklamasında bulundu.



Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
TT

Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)

Sivil toplum kuruluşu Save the Children tarafından bugün yapılan açıklamada, Sudan’da yaklaşık üç yıldır süren savaşın 8 milyondan fazla çocuğu eğitimden mahrum bıraktığını ve bunun dünyanın en uzun süreli okulların kapanması süresi olduğunu belirtti.

Açıklamada, “8 milyondan fazla çocuk, yani okul çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, 484 gün boyunca derslere katılmadan geçirdi” denildi.

Save the Children, bu durumun, koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında okulların kapalı kaldığı gün sayısını aşan ‘dünyanın en uzun süreli okul kapatma süresi’ olduğunu vurguladı.

Sudan, ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasında üç yıldır süren savaşın etkilerinden muzdarip. Bu savaş, on binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve sağlık ve eğitim altyapısının büyük bir kısmının tahrip olmasına neden oldu.

Save the Children'a göre Sudan, ‘birçok okulun kapatıldığı, diğerlerinin ise çatışmalarda hasar gördüğü veya barınak olarak kullanıldığı, dünyanın en kötü eğitim krizlerinden biriyle’ karşı karşıya.

Büyük bölümü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altında olan Darfur bölgesi, özellikle ‘Kuzey Darfur eyaletinde bin 100'den fazla okulun sadece yüzde 3'ünün faaliyet göstermesi’ nedeniyle en çok etkilenen bölge olarak kabul ediliyor.

HDK, geçtiğimiz ekim ayında, Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir’i ele geçirerek tüm bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı.

O tarihten beri çatışmalar komşu eyalet Kordofan’a da sıçradı ve HDK bu bölgede kontrolünü giderek genişletiyor. Batı Kordofan eyaletinde şu anda okulların sadece yüzde 15'i faaliyet gösteriyor. Açıklamada, birçok öğretmenin maaşlarını alamadıkları için işlerini bıraktıkları bildirildi.

Save the Children Başkanı Inger Ashing, “Eğitime yatırım yapmazsak, tüm bir nesli fırsatlardan ziyade çatışmaların hakim olduğu bir geleceğe mahkum etme riskiyle karşı karşıya kalırız” diye uyardı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bu hafta, hastaneler, pazarlar ve okullar başta olmak üzere ‘temel sivil altyapıya’ yönelik saldırıların artmasını kınadı ve ‘toplumun militarizasyon’ ve çocukların silah altına alınması konusunda endişelerini dile getirdi.


Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
TT

Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Yemen Ulusal İnsan Hakları İhlalleri Araştırma Komisyonu, Hadramut Valiliği'nde 2016'dan bu yana meydana gelen ihlallere ilişkin soruşturmaları kapsamında, keyfi tutuklama ve zorla kaybetmeye maruz kalan 100'den fazla mağdurun ifadesini dinlediğini açıkladı.

Komitenin üyesi ve resmi sözcüsü Eşrak el-MaKtari, Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, komitenin şu ana kadar söz konusu ihlallerle bağlantılı olduğundan şüphelenilen 3 mezar hakkında ihbar aldığını ve bunların araştırılarak doğrulandığını belirtti.

Resim  Hadhramut kıyılarında keyfi tutuklama ve zorla kaybetme mağdurları için düzenlenen kamuya açık duruşma sırasında Ulusal Soruşturma Komisyonu (Ulusal Komisyon)

Açıklamasında, komitenin, tutuklama ve işkence mağdurlarından bir kısmını, ihlallerin niteliğini ve uygulanan yöntemleri daha doğru bir şekilde tespit etmek amacıyla, tutuldukları gözaltı merkezlerine götüreceğini ifade etti.

İşrak el-Mukatri, mağdurların ifadelerinin çoğunun, soruşturmacıların kasten onlara zarar verdiğini ve insanlık onurlarını ihlal ettiğini doğruladığını, aynı zamanda "Bütün bunlar neden?" diye sorduklarını söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: "Mağdurlara neyin onları tatmin edeceğini sorduğumuzda, acılarını ve işkencenin etkilerini aşarak, her şeyden önce onurlarının iade edilmesini ve bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini talep ediyorlar."

Komitenin, Hadramut halkı arasında kendilerine verilen zararın daha büyük olduğu yönündeki kanaate rağmen, Aden, Lahj ve Socotra dahil olmak üzere diğer valilikleri de ziyaret etmeyi planladığını belirtti. Komitenin, mağdurlara karşı kullanılan bir dizi yasadışı uygulamayı ve bununla birlikte gelen özgürlük ve kişisel güvenlik hakkının, düşünce ve ifade özgürlüğünün ciddi ihlallerini ve yasa dışı gözaltıları incelediğini kaydetti.

csdfrgt
Komite, Hadramut'ta meydana gelen ihlallerle bağlantılı mezarların varlığını araştırdığını açıkladı, (Şarku'l Avsat)

Komite sözcüsü, misyonlarının uluslararası standartlara uygun sistematik bir soruşturma yürütmek, ulusal yargıya sevk edilmeye uygun yasal dosyaları hazırlamak ve adaletin sağlanmasına olanak tanıyan her yolu izlemek olduğunu vurgulayarak, bu ihlallere ilişkin bir raporun önümüzdeki iki ay içinde yayınlanacağını öngördü.

Eşrak el-Mukatri, komitenin Hadramut Valiliği'nde altı yasadışı gözaltı ve tutuklama merkeziyle ilgili raporlar aldığını bildirdi. Açıklamasında, "Bu merkezler aslında resmi hizmet kurumları ve tesisleriydi, ancak daha sonra gözaltı merkezleri ve özgürlüğün kısıtlandığı yerler olarak yeniden düzenlendiler" dedi.

Son siyasi, güvenlik ve askeri değişikliklerin, mağdurların seslerini yükseltmeleri ve gerçeklerin daha net bir şekilde ortaya çıkması için fırsat sağladığını ifade etti. Mümkün olduğunca çok eski tutuklu ve zorla kaybettirilen kişiden bilgi alınmasının gerekliliğini vurgulayan Eşrak al-Mukatri, bu nedenle komitenin halka açık bir grup oturumu düzenlediğini, ardından bireysel ve grup oturumları yaptığını belirtti.

sdvd
Işrak el-Mukatri, Ulusal Komite üyesi ve resmi sözcü (Şarku'l Avsat)

Kurbanların ifadelerine göre, Birleşik Arap Emirlikleri'ne bağlı güçler tarafından işletilen Hadramut'taki en öne çıkan yasadışı gözaltı merkezleri arasında Riyan Havaalanı, el-Dhaba Limanı ve Kampı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve el-Rabva Kampı'nın yanı sıra, artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'nin liderlerinden Ebu Ali el-Hadrami'nin yönettiği güvenlik destek kampları da bulunuyordu.

İşrak al-Mukatri, komitenin dinlediği ifadelerin "çok acı verici olduğunu ve Hadramut'ta böyle bir şey görmeyi beklemediklerini" vurguladı.

Mukalla'da komite tarafından düzenlenen duruşmalarda mağdurlar, tutuklanmalarının gerçekleştiği bağlamı açıklayarak, evlerinden, iş yerlerinden veya halka açık yollardan alındıklarını ve ailelerine haber verilmeden veya onlarla iletişim kurmalarına izin verilmeden çeşitli süreler boyunca gizli gözaltı merkezlerine götürüldüklerini belirtti. Gözaltında çeşitli şiddet türlerine, fiziksel işkenceye, kötü muameleye ve psikolojik zarara maruz kaldıklarını, bunun da birçok vakada kalıcı sakatlıklara, fiziksel deformitelere ve psikolojik bozukluklara ve hastalıklara yol açtığını ifade ettiler.

fevf
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Mağdurlar ayrıca işkence sonucu ölen meslektaşları hakkında ifadeler verdiler, bu ihlalleri işlemekle suçlananların isim listelerini ve gözaltı merkezlerinin isim ve yerlerine ilişkin ayrıntıları sundular. Ayrıca komite üyelerine serbest bırakıldıktan sonraki sağlık durumlarını belgeleyen tıbbi raporlar, videolar ve fotoğraflar teslim ettiler.

Ulusal Komite'ye göre mağdurlar ifadelerinin sonunda, bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini, bireysel ve kolektif zararların tazmin edilmesini, onurlarının iade edilmesini ve çeşitli aşağılamalara ve insanlık onuruna yönelik saldırılara maruz kalan herkesin adalete kavuşturulmasını talep etme konusundaki kararlılıklarını teyit ettiler.

 


Analistler: Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği Mısır’ı endişelendirmiyor

Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
TT

Analistler: Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği Mısır’ı endişelendirmiyor

Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)
Etiyopya ve Fas arasında Ortak Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı gerçekleşti (ENA)

Fas ve Etiyopya arasındaki askeri iş birliği konusunda yapılan bir toplantı, özellikle Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın su güvenliğine yönelik tehdidi konusunda Addis Ababa ile anlaşmazlık yaşayan Mısır'ın tutumu hakkında soru işaretlerine yol açtı.

Dün Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı bir kaynak, Kahire'nin henüz resmi olarak yorum yapmadığı Fas-Etiyopya askeri iş birliğinin ‘Kahire'yi endişelendirmediğini ve bu konuda Rabat ile sessiz diplomatik görüşmeler yapılacağını’ söyledi.

Mısır ordusunda eski üst düzey bir subay olan bir askeri uzman da bu görüşe katılıyor. Bu iş birliğinin ‘Kahire için endişe kaynağı olmadığını’ doğrulayan uzman, Fas'ın ‘şu anda Kahire'nin düşmanı ve su haklarına karşı çıkan’ Etiyopya ile iş birliği yapmasına şaşırdığını belirtti.

dfrgt6y
Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (Etiyopya Başbakanı'nın Facebook sayfası)

Ancak Etiyopyalı bir milletvekili Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Fas ile yapılan bu işbirliğinin Kahire'ye yönelik olmadığını veya herhangi bir tehdit mesajı ya da çatışma niyeti taşımadığını belirtti.

Addis Ababa'nın ülkesinin yeniden doğuşuna ve kalkınmasına odaklandığını ve kimseyle askeri çatışmaya girmeye niyetli olmadığını belirtti.

Tartışmalı toplantı

Fas gazetesi Hespress, bu ayın ortalarında, Fas-Etiyopya Ortak Askeri Komitesi'nin ilk toplantısını Addis Ababa'da yaptığını ve toplantıda ‘iki ülke arasında askeri ve savunma iş birliği alanında bir eylem planının’ tartışıldığını bildirdi.

Aynı kaynağa göre 2025 yılının haziran ayında Rabat'ta imzalanan askeri iş birliği anlaşması, eğitim, bilimsel araştırma ve askeri tıp alanlarında iş birliğinin yanı sıra bu ortak askeri komitenin kurulmasını da öngörüyordu. Etiyopya Haber Ajansı (ENA) bir sonraki gün, Addis Ababa ve Rabat'ın çeşitli askeri alanlarda ikili iş birliğini güçlendirmek amacıyla ilk ortak savunma komitesi toplantısını gerçekleştirdiğini bildirdi.

ENA’nın haberine göre görüşmelerde ‘iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin, savunma kurumları, eğitim ve öğretim, savunma sanayii, teknoloji transferi ve diğer askeri faaliyet alanlarında karşılıklı fayda sağlayacak şekilde teşvik edilmesi’ konuları ele alındı.

Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri (ENDF) Dış İlişkiler ve Askeri İşbirliği Genel Müdürü Teshome Gemechu, o dönemde Etiyopya ile Fas arasındaki ilişkilerin birçok sektörde istikrarlı bir şekilde güçlendiğini ve iki ülke arasındaki uzun soluklu dostluğun Afrika dayanışmasını ve karşılıklı çıkarlar için birlikte çalışma konusundaki ortak taahhüdü yansıttığını vurguladı.

Gemechu, ayrıca, ortak komite toplantısının ‘Etiyopya-Fas ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktası olduğunu ve mutabık kalınan iş birliği alanlarının pratik olarak uygulanması için yeni bir aşama açtığını’ belirtti.

ENA, Fas Silahlı Kuvvetleri Tedarik Direktörü Tuğgeneral Abdulkadir Osman'ın toplantı sırasında varılan anlaşmayı ‘askeri ilişkilerde önemli bir gelişme’ olarak nitelendirdiğini aktardı.

Tuğgeneral Osman, ‘Fas'ın Etiyopya ile savunma iş birliğini daha da güçlendirmeye kararlı olduğunu’ vurguladı.

“Sessiz diplomasi”

Bu konuda Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Mısırlı bir kaynak, Fas-Etiyopya iş birliğinin ‘açıklığa kavuşturulması gerektiğini, ancak genel olarak endişe verici olmadığını, özellikle de Kahire'nin Rabat ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu’ söyledi.

Kaynak, Rabat ile ‘sessiz diplomasi’ yaklaşımının benimseneceğini ve bu konuyla ilgili tartışmaların ‘suçlama bağlamında değil, sorunun doğasını anlamak ve Mısır'ın bu konudaki endişelerini tartışmak amacıyla’ yapılacağını düşünüyor.

Fas-Etiyopya görüşmesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu ayın ortalarında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye gönderdiği mektupla aynı zamana denk geldi. Trump, mektupta “Nil Nehri'nin suyunun paylaşımı sorununu temelden ve sonsuza kadar çözmek için Mısır ve Etiyopya arasında ABD'nin arabuluculuğunu yeniden başlatmaya hazırım” ifadelerini kullandı. Trump, daha önce de defalarca kez, yönetiminin Kahire ile Addis Ababa arasında bir savaşı önlediğini söylemiş, ancak daha fazla ayrıntı vermemişti.

Mısırlı kaynak, Etiyopya'nın Mısır'a mesajlar göndermeye çalıştığına inanıyor. Bu mesajlar, Mısır ve Sudan'ın duyarlılığı ve Addis Ababa'nın yorum yapmaması üzerine Trump'ın arabuluculuk açıklamasının ardından artacak.

Öte yandan Etiyopyalı Milletvekili Muhammed Nur Ahmed, Fas ile iş birliğinin sadece askeri alanda değil, ticaret ve diplomasiyi de kapsadığını ve kimseye tehdit oluşturmaktan ziyade, bölge ülkeleriyle ilişkileri güçlendiren mesajlar taşıdığını düşünüyor.

Etiyopyalı Milletvekili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır'ın Etiyopya’nın ortaklarından biri olduğunu vurgulayarak “Mısır ile savaşmadılar ve savaşmayacaklar, özellikle de Addis Ababa ilerleme ve refahla ilgileniyor ve Mısır veya başka bir ülkeyle savaşma niyetinde değil” dedi.

Buna karşın Mısırlı askeri stratejist Tümgeneral Samir Ferec, Etiyopya'nın bu gerekçelerini reddetti. Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Tümgeneral Ferec, Addis Ababa'yı ‘Mısır'ın su haklarının düşmanı’ olarak nitelendirdi.

Mısır'ın ‘bu iş birliğinden endişe duymadığını” belirten Tümgeneral Ferec, “Arap Birliği üyesi bir ülke, Mısır'ın çıkarlarını tehdit eden başka bir ülkeyle nasıl iş birliği yapabilir?” diye sordu.

Etiyopya'nın bu toplantılardan çıkan mesajlarının Mısır'ı güvenlik veya askeri açıdan etkilemeyeceğini düşünen Mısırlı askeri stratejist, Mısır'ın bu konuyu Rabat ile hemen gündeme getirmeyeceğini, ancak iki ülke arasında gelecekte yapılacak toplantılarda ‘Mısır-Fas ilişkilerine önemli bir etkisi olmadan tutumunu ifade edeceğini’ tahmin ediyor.