Batı, İran nükleer dosyasında zaman kazanmaya çalışıyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çalışmalarının başlamasıyla birlikte Fransa ve İran cumhurbaşkanlarının görüşmesi bekleniyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
TT

Batı, İran nükleer dosyasında zaman kazanmaya çalışıyor

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Viyana'daki genel merkezi. (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda Liderler ve Başkanlar Haftası'nın önümüzdeki pazartesi günü başlamasıyla birlikte İran nükleer dosyası, uluslararası diplomasinin endişeleri arasında tekrar ön plana çıkıyor. Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları pazartesi günü New York'a gelecek olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile İran hükümetinin New York'a gideceğini doğruladığı İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi arasında bir görüşme gerçekleşebileceğini bildirdi.
Elbette tek toplantı bu olmayacak. Ancak programın net olmaması, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in cenaze töreni ile BM Genel Kurulu’nun çalışmalarının başladığı tarihlerin çakışmasından kaynaklanıyor. BM 77. Genel Kurulu’nun çalışmalarına birçok dünya liderinin katılması, nükleer dosyanın nasıl çıkmazdan kurtarılacağı konusunda devlet ve hükümet başkanları arasında istişarelerin yapılması için olağanüstü bir fırsat sayılıyor.
Görüşmelerin önemi, Avrupa Birliği (AB) dış politika sorumlusu Josep Borrell ve yardımcısı Enrique Mora'nın temsil ettiği AB arabuluculuğunun başarısızlığının ardından yapılacak olmasından kaynaklanıyor. Borrell iki gün önce yaptığı açıklamada, İran ve ABD taraflarının tutumlarının bu yazdan itibaren ‘birbirinden uzaklaştığını’ itiraf etti. İran’ın son önerilerinin -yani Borrell'in 8 Ağustos tarihinde sunduğu Avrupa uzlaşı belgesine Tahran'ın verdiği ikinci yanıt- ‘yeni teklifler taşıdığı ve siyasi ortam artık buna uygun olmadığı için fayda sağlamadığını’ vurguladı. Bu yüzden Borrell ‘üzüntüsünü’ dile getirerek, ‘önümüzdeki günlerde müzakerelerde bir atılım beklenmemesi gerektiği’ hatta ‘çıkmaz bir yola’ doğru gidildiği konusunda uyarıda bulundu.
Borrell sunduğu öneriye verilen ilk ‘makul’ yanıtların ardından nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılacağını umduğunu dile getirmesinden haftalar sonra büyük hayal kırıklığını dile “Elimde önerecek bir şey kalmadı” dedi. Batılılar başarısızlıktan İran'ı sorumlu tutuyor. Fransız kaynakları konuya ilişkin yaptıkları açıklamada “Tahran masadaki teklifi kabul etmedi. Bugün odak noktamız müzakerelerin nasıl başarıya ulaştırılacağıdır. Sonuçları daha sonra toplayacağız” ifadelerini kullandılar.

Avrupa üçlüsü
Borrell’den önce Avrupa üçlüsü ​​de (Fransa, İngiltere ve Almanya) ortak bildirilerinde aynı sonuca varmışlardı. Üçlü bildirilerinde, İran'a karşı müzakerelerde gösterilebilecek ‘maksimum esnekliği’ ve hoşgörüyü gösterdiklerini açıkladılar. Üç ülke, İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak isteyip istemediğinden ‘şüphe duyduklarını’ belirttiler. Bu da Avrupalı kaynakların dediği gibi İran’ın aslında ‘zaman kazanmak’ amacıyla ‘müzakere etmek için müzakere ettiği’ varsayımını güçlendirdi. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ‘kısa sürede bir çözüm olasılığının çıkma ihtimalinin düşük olduğunu’ söyleyerek oldukça karamsar bir tutum sergiledi. Blinken’e göre İran, ‘bir anlaşmaya varmak için gerekli adımları atmakta ya isteksiz ya da aciz.’ Blinken'den önce Almanya Başbakanı Olaf Scholz da aynı sonuca vararak kısa vadede bir atılım olma olasılığını düşük gördüğünü söylemişti. Fransız düşünce kuruluşu Stratejik Araştırma Vakfı’nın (FRS) Başkanı Bruno Tertrais, yaşananları 'bitmeyen müzakereler destanı' olarak nitelendirdi.
Avrupalı kaynaklar, Avrupalı arabulucuların saplandığı bataklık ve iki ana tarafın (ABD ve İran) müzakerelerin başarısızlığından birbirini sorumlu tutması karşısında herhangi bir tarafın müzakere yolunu kesin olarak kapatmadığı, askıya almadığı veya bu yoldan çıkmadığı düşüncesine sevk eden çeşitli faktörlere işaret ediyorlar. Blinken, Scholz, Borrell ve diğerleri nükleer anlaşmayı ‘yakın zamanda’ veya ‘önümüzdeki günlerde’ etkinleştirme olasılığının olmadığını vurguladılar. Bu da müzakerelerin daha sonra etkinleştirilebileceğine dair açık bir kapı bırakıyor. Avrupalı ​​arabulucu bunu ABD'nin iç siyasi durumuna, yani ABD ara seçimlerine bağlıyor. AB kaynakları buna İsrail yasama seçimlerini de dahil ediyor. Her iki seçim de kasım ayında yapılacak. Bu da pratikte yeni fikirlerin öne sürülmesiyle birlikte müzakere yolunun tekrar canlandırılmasının bu yılın sonundan önce olmak zorunda olmadığı anlamına geliyor. Avrupalı ​​kaynaklar buradan hareketle zaman kazanmak ve gelecekteki seçimleri yapmak için tüm tarafların müzakereleri sürdürmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Ek faktörler
Bu yönde düşünmeye sevk eden bazı ek faktörler var. Bunlardan ilki, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu’nun, İran’ın uluslararası müfettişlerin uranyum izlerine rastladığı kayıt dışı nükleer üç bölgenin açıklanmasına ilişkin taleplere yanıt vermesi çağrısında bulunan bir bildiri yayınlamakla yetinmeyi tercih etmiş olması. Üyelerinin üçte ikisinin desteğini alan bildirinin hiçbir hukuki değeri yok ve geçen haziran ayında yapılan oylamada kabul edilen tutumdan geri dönüldüğünü gösteriyor.
Yeni bildiride, bir önceki Yönetim Kurulu kararını hatırlatmak ve İran'ın iş birliği yapmamasını ve daha ileri gitmekle tehdit etmesini kınayan içeriğini vurgulamakla yetinildi. 'Asgari tepki' gösterilmesi, Batı kampının Tahran'ı kışkırtmamaya ve UAEA'nın nükleer tesislerdeki diğer gözetleme kameralarını kapatmak gibi misilleme yöntemlerine başvurmasını engellemeye özen göstermesinden kaynaklanıyor. Özellikle de ileride müzakerelere geri dönme olasılığının korunması amaçlanıyor.
Avrupalı ​​kaynaklar, Batı'nın bugünkü tutumunun zayıf olmasını, askıya alınan müzakereler için 'alternatif bir planın olmamasına' bağlıyorlar. Batı kampı, ​​İran'ın kendi adına zaman kazanmaya ve nükleer programını ilerletmeye çalıştığına tamamen kani olmuş durumda. İran'ın bazı taleplerinin müzakereleri uzatmaya, karmaşıklaştırmaya ve bir labirentin içine sokmaya yönelik olması, böyle düşünülmesine yol açan nedenlerden biri.

İran ‘taktiği’
İran heyetinin Viyana'da ve daha sonra Doha'da ya da Avrupalı ​​arabulucu aracılığıyla dolaylı iletişim kurarak izlediği müzakere taktiğinin iki bariz örneği var. Birincisi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması talebi. Haftalarca buna odaklandıktan sonra Tahran birden bunun ‘hiçbir şekilde bir ön koşul olmadığını' söyledi. İkincisi gelecekteki yönetimlerin anlaşmadan tekrar çekilmesini önlemek için ABD'den bağlayıcı yasal garantiler alınması talebi. Haftalarca süren tartışmaların ardından İran müzakere heyeti, ABD'nin iç hukuki ve siyasi nedenlerinden ötürü böyle bir talebin karşılanamayacağını kabul etti ve talebini geri çekti.
Müzakereler ile ilgili karmaşa devam ederken ve vakit varken İran nükleer programı, gerek doygunluk oranı, gerek zenginleştirilmiş uranyum depolaması gerekse Tahran'ın istemesi durumunda atom bombası yapması için yeterince zenginleştirilmiş uranyum toplamak için gereken süreyi azaltma açısından peş peşe atılımlar yapıyordu. Bugün Batı'nın tutumunun zayıf olmasının sebebi, güvenilir alternatif bir planın olmamasından kaynaklanıyor. Müzakereler için 'alternatif' bir yolun şekillendirilmesi çağrısında bulunan Avrupalı sesler duyulmaya başlanmış olsa da halen bir sonuç elde edilebilmiş değil. Aynı bağlamda Başkan Biden, yönetimine 'alternatif seçenekler' oluşturması çağrısında bulundu. Ancak şu an bir alternatifin olmaması, müzakere yolunun canlı tutulmak istenmesi ve askeri seçeneğe başvurmaktan -şimdilik- kaçınılması ışığında Batı'nın daha fazla zamana ihtiyacı var. Bu bağlamda Le Figaro gazetesinin aktardığına göre Fransız bir diplomat, Avrupalı ​​müzakerecilerin aradığı şeyin ‘bir veya iki yıl zaman kazanmak’ olduğunu söyleyerek, “Meçhul bir şeye atlamak anlamına geldiği için anlaşmasız kalmaktansa, mümkün bir anlaşmaya varmak daha iyi” açıklamasında bulundu.



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.