Kadınlara özel diyabet tedavileri geliyor: Tedavi için telefon, saat, küpe, bilezikler dizayn edilecek

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay
TT

Kadınlara özel diyabet tedavileri geliyor: Tedavi için telefon, saat, küpe, bilezikler dizayn edilecek

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay

Diyabetli kadınlar erkeklere kıyasla daha yüksek oranda sağlık komplikasyonları yaşıyor.  
Kadınlara özel tedavileri geliştiren Kaliforniya Üniversitesi San Francisco Kampüsünden Prof. Dr. Eda Cengiz, tip 1 diyabetli kadınların erkeklere kıyasla daha yüksek glikoz değişkenliğine sahip olduğunu açıkladı.
Bu durum kadınlarda kalp ve beyin hastalıkları da dahil olmak üzere sağlık komplikasyonlarının artmasına neden olabiliyor.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre Tip 1 diyabetli kadınlar erkeklere kıyasla daha yüksek DKA oranlarına ve yüzde 40 daha fazla erken ölüm riskine sahip.  
Cengiz, diyabetli kadın ve erkekler arasındaki sağlık eşitsizliklerine ilişkin araştırma eksikliğine dikkati çekti.

Tip1 diyabet, vücudun kendisine saldırıp bazı hücreleri öldürmesiyle oluyor.
Tip 2 diyabette ise, daha çok kilo alma sonucunda, yüksek şeker seviyelerini kaldıramadığı için görülüyor.
Tip 1 diyabet gibi vücut hücrelerinin kendine saldırdığı tipteki hastalıklara otoimmün hastalık deniyor. 

Kadınlar doktora gitme konusunda kendilerini ihmal ediyor
Bu hastalıkları kadınlarda daha fazla gördüklerini belirten Prof. Dr. Eda Cengiz, "Tip 1 diyabetin ilginç yanı hem kadınlarda hem erkeklerde genel olarak eşit görünüyor. Fakat bazı ülkelerde dünyanın değişik yerlerinde bu durum değişebiliyor. Tip 2 diyabette ise, daha çok kiloyla ilgili ve özellikle menopozun büyük etkisi var. Kadınlarda belli yaşlarda tip 2 diyabeti daha düşük görürken, özellikle belli yaşlardan sonra kilo alımıyla daha fazla görebiliyoruz" dedi.
"Biz kadınlar olarak kendi sağlığımızı ihmal ediyoruz" şeklinde konuşan Cengiz, "Kadınlar, aile ile ilgileniyoruz, çocuklarla ilgileniyoruz. Herkesle ilgilenirken kendimizi ihmal ettiğimizden zamanında doktora gitmediğimiz için, bazen tip 2 diyabeti de daha ileri dönemlerde ve önlenebilecekken, önlenmeden maalesef tip 2 diyabete geçecek şekilde kadınlarda daha çok görülebiliyor. Baştan önlenebilecekken maalesef geç gittiğimiz için doktora, daha fazla sayıda kadının tip 2 diyabetli olduğu, hatta tip 2 diyabet tanısı konduğunda diğer  kalp damar sorunlarının, tansiyon sorunlarının da eşlik ettiğini görebiliyoruz" ifadelerini kullandı. 

"Tedavilerin kadınlar ve erkekler için artık yavaş yavaş ayrılması gerekiyor"
Yıllar önce kadın ve erkeklerin metabolizmalarında farklar olduğu bilinmiyordu.
Teknoloji ilerledikçe ve yapılan araştırmalarla birlikte arada farklar olduğu anlaşıldı. 
"Bazen şeker hastalığı kadınlara çok daha fazla zarar verebiliyor" diyen Prof. Dr. Cengiz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Özellikle kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerde en büyük nedenlerden ilk 5 içinde şeker hastalığı yer alıyor.  Artık ihmal etmeye gelmiyor. Yapacağımız tedavilerin de kadınlar ve erkekler için artık yavaş yavaş ayrılması, onlara uygun tedavi yapılması lazım ki esas gerçek iyi tedavi, yapabilelim ve insanlar daha mutlu, uzun yaşayabilsinler."

"Çok idrara çıkma, çok susama olduğu zaman dikkat edilip bakılması gerekli"
Kadınların biraz daha dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Cengiz, "Bu kısımda hepsi de önemli ama tip bir diyabetin özelliği bazen çocuk yaşlarda ortaya çıkıyor. Çocuklarda adolesan yaşlarda, biz kız erkek ayrımı yapmıyoruz. Çok idrara çıkma, çok susama olduğu zaman dikkat edilip bakılması gerekli. Kız erkek hani cinsiyet fark etmeden, tabii bundan sonrasında tip 1 diyabet için kız erkek tedavisinde önemli şeyler fark ediyor. Belli komplikasyonların kalp damar sorunlarının tedavisinde kadınların hormonal değişiklikleri oluyor" diye konuştu.
Erkeklerde bu durumun çok görülmediğini belirten Prof. Dr. Cengiz, "Kadınların çok değişik evreleri var. Ergenlik döneminde biliyorsunuz, belli farklı hormonlar var. Daha sonra hamilelik olabiliyor, onlarda tamamen hormon değişiyor. Daha sonra menopoza giriliyor. Bunlar da tip 1 için tedavileri nasıl ayarlayabiliriz? Tip 2 için ise, kilo almada tabii ki kadınların çok dikkat etmesi lazım. Diyabeti önlemek için, doktor kontrollerini, düzenli olarak gitmeleri ve buna bakılması lazım ki kadınlarda bunu önleyebilirim. Özellikle menopoz ve menopoz öncesi dönemlerde sağlıklı olmamızı sağlayan bazı hormonlar var. Onlar da belli değişiklikler veya düşüşler oluyor. O zaman birçok hastalık için riskimiz artıyor. Bu dönemlerde özellikle dikkat ederek tip 2'nin de önlenmesi lazım. Kadın erkek içinde tek bir kural var. Çok kilo almamak, yediğimize dikkat etmemiz ve aktif olmamız lazım ki tip 2 diyabet olmasın" şeklinde bilgi verdi.

"Diyabetik komayı özellikle ergenlikte olan kız çocuklarında daha fazla görüyoruz"
Amerika'da da diyabet tedavisinin nasıl yapılacağını öğrenirken kadın-erkek tedavi ayrımı görmedklerini söyleyen Cengiz, "Hamilelikte fark var ama genelde böyle bir tedavi değişiklikleri yoktu. Fakat ben klinikte de özellikle ergenlik çağında olan kız çocuklarımızı tedavi ederken farkları olduğunu gördüm. Ama bu tabii sadece bir gözlem değil. Bunlardan direkt bir şey çıkartamıyorsunuz. Onun için bununla ilgili bir araştırma yapalım, acaba fark var mı gerçekten? Özellikle insülin tedavisi verdiğimiz zaman kadınlar ve erkekler ya da kadınlar bile belli dönemlerde bu tedaviye farklı cevap veriyorlar mı? Bunun altında yatan benim gözlemim haricinde, diğer araştırmalara bakıyorsunuz. Çok önemli olan belli farklı bazı faktörler vardı, onlardan bir tanesi diyabetik komayı özellikle ergenlikte olan kız çocuklarında daha fazla görüyoruz" dedi.
Prof. Dr. Eda Cengiz, sözlerine şunları ekledi:
"Bir diğer faktör de kan şekerlerinin normal gidişine baktığınız zaman, bir ay içinde bile, bazı kız çocuklarında kan şekerlerinin bir şekilde aşırı yükselme aşırı inişler gösterdiğini görüyorduk. Bunun altta yatan nedenine indiğimizde çoğu bize işte adet gördükleri zamanlardan bahsediyorlardı. Daha sonra klinikte özel insülin tedavi metotları bulduk. Şu dönemde böyle tedavi, bu dönemde şu tedavi yapılır şeklinde ve iyi sonuçlar almaya başladık. Tabii bunların hepsi bütün bu faktörlerin sonucunda, işte bunların araştırmasını yapmaya karar verdim."

"İnsülin tedavisinde kan şekerini düşürme gücü, kadınlarda bir ay içinde adet günlerine göre yüzde 30-40 oranında değişebiliyor"
Kadınların tedaviye verdiği yanıtların farklılıklarını daha detaylı şekilde araştırmak için çalışmalarını başlatan Cengiz, süreci şu sözlerle anlattı:
"10-15-35 yaş arasındaki tip 1 diyabeti olan kadınlarda adet günlerine göre insülin tedavisi nasıl değişiyor? Böyle bir büyük bir proje fonu aldım. Bunun araştırmalarına başladık. Gerçekten sonuçlar tahminimden bile daha fazla büyük bir fark çıktı. Gördük ki insülinin tedavi kan şekerini düşürme gücü, bir ay içinde kadınlarda adet günlerine göre yüzde 30-40 oranında değişebiliyor. Yani bir gün aynı ilacı alıyorsunuz, kan şekeriniz mesela 200 iken, 100'e düşüyor, başka bir gün aynı şekilde aynı ayın içinde aynı insülini alıyorsunuz. İnsülin aynı doz insülin yapıyorsunuz. O 200'den 100'e bir türlü düşmüyor. Bu tabii birçok hastamızda hayal kırıklığına sebep oluyordu. Onlar anlamıyorlar, nerede ne hata yaptık acaba diye düşünüyorlardı. İnsülin cevabı fark edebiliyor. Ayrıca bazen daha geç kan şekerini düşürebiliyor. Bu gerçekten çok önemli bir buluş oldu. Hem bizim hastalarımız için oldu artık, onun sıkıntısını yaşamamaya başladılar. Artık biliyorlar ki, bu dönemlerde tedavi farklı olabilir."

"İnsülin tedavisinin kadınlar için özel formülünü geliştiriyoruz"
Diyabet teknolojileriyle birlikte, diyabet hastalarının hayatını kolaylaştıran yeni cihazlar tasarlanıyor.
Diyabet teknolojileriyle ilgili araştırmalar da yürüten Cengiz, "Otomatize insülin dediğimiz artık otomatik pilot gibi olan tedavileri kararlaştırırken, elektronik mühendisleri ile çalışıyoruz. Onların ana kullandığı bilgi, genel insülinin nasıl işlev gördüğü, nasıl kan şekerini düşürdüğü bilgisiydi. Yani o anahtar bilgi hatalı olursa, tabii ki bu otomatize tedaviler de çok işe yaramayacağı anlaşıldı.  Bu sistem geliştirilirken onların kullandığı insülin tedavi sistemi erkeklerden daha çok toplanmış bilgilerden oluşuyordu. Çünkü aslında eski yıllarda maalesef kadınları araştırmalara çok alıyorlarmış bile, işte hormonları var diye. Biz tabii bu farklılıkları görünce dedik ki, artık kadınlar için özel otomatize tedavi sistemi kurulması lazım. Çünkü erkekler için uyguladığınız tedavi, kadınlar için büyük ihtimalle işe yaramayacak. Bazen kan şekerini çok düşürecek, bazen kan şekerini yükseltecek. Normal şeker seviyesine getirmeyecek. İlk yaptığımız insülin farmakokinetik farmakodinamik araştırma, bize bunun temellerini öğretti" ifadelerini kullandı.
Bu akıllı insülin düzenleme sistemlerini, Virginia'da ve Amerika'nın diğer bazı bölgelerinde beraber çalıştıkları bilgisayar mühendisleri, elektronik mühendisleri ile beraber değiştirdiklerini söyleyen Prof. Dr. Cengiz, "Haziran ayında yayımlanan makalemizde o mühendislerden bir grupla ve grup da benim çok gurur duyduğum hepsi kadınlardan oluşuyor. Diyabet, insülin tedavisinin kadınlar için özel formülünü geliştiriyoruz. Bununla ilgili burada da bir grup var, onlarla da çalışıyorum. Baştan beri dedim ki bu bilgiyi ben dünyadaki herkesle paylaşacağım. Yani hani bunu bir patent olarak ya da kendime özel saklayacağım. Yeter ki kadınlarımız tip 1 diyabetli, özellikle insülin tedavisinde en iyi şekilde tedavi edilebilsin ve en iyi sonuçlar alınabilsin. Sonuçta buna başladık. İnsülin tedavisi dünya çapındaki tedavi protokollerine de yerleştireceğiz. Bu sene Uluslararası Pediatri Adolesan Dünya İnsülin Tedavisi Standartları Rehberini ben yazdım. O bölümü biraz ekledim. Gelecek senelerde daha da yaygınlaştırmayı düşünüyoruz. Amacımız kadınları daha iyi tedavi edebilmek, komplikasyonlarını önlemek ve gösteriyoruz ki bir tedavi herkese uygun değil. Kişiye özel tedavi yapabilirsek çok daha iyi sonuçlar alabiliyoruz. Kadınlara uygun diyabet tedavisi de bunların en başında geliyor" şeklinde konuştu. 

Kadınlara özel tedavi amaçlı küpeler, bilezikler geliyor
Kadınlar için özel telefon, saat, küpe, bilezik gibi dizayn edilmesi için çalışmalar yapılıyor.
Prof. Dr. Eda Cengiz, önümüzdeki günlerde tedavi amaçlı elektronik küpe, bilezik gibi medikal olan belli aletleri o şekilde kadınlara özel dizayn etmek için çalışmalara da başlayacağını belirtti. 
 
 
 
 



Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
TT

Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)

Yeni bir araştırma, bitter çikolata, yeşil ve siyah çay ile böğürtlen gibi bazı acı tatlı gıdaların ve içeceklerin, egzersiz yaparken görülen beyin aktivasyonuna benzer şekilde beyni uyarabileceğini ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, Japonya’dan araştırmacılar tarafından yapılan çalışma, bu yiyeceklerde bulunan flavanol adlı bitkisel bileşiklerin beynin uyarılmasını yalnızca kana karışarak değil, acı tatla ilişkili duyusal tepki aracılığıyla da tetikleyebileceğini gösterdi.

Çalışmada fareler üzerinde yapılan deneylerde, tek bir flavanol dozu, farelerin doğal hareketliliğini artırdı ve hafıza testlerinde performanslarını iyileştirdi. Bulgular, Current Research in Food Science (CRFS) dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar ayrıca dikkati, uyanıklığı ve stres düzenlemesini kontrol eden beyin bölgelerinin hızlı şekilde aktive olduğunu gözlemledi.

İnsanların tükettiği flavanollerin yalnızca çok küçük bir kısmı kana geçtiği için, etkilerin büyük olasılıkla duyusal sinirler aracılığıyla beyin ve kalbi etkilediği düşünülüyor.

Araştırmacılar, bu yaklaşımı ‘duyusal beslenme’ olarak adlandırılan yeni bir alanın parçası olarak değerlendiriyor. Bu fikir, yiyeceklerin tadı ve beraberindeki fiziksel hislerin biyolojik işlevleri doğrudan düzenleyebileceğini öne sürüyor.

Bu etki, hafif egzersiz sırasında yaşanan uyarılmaya benziyor; kısa süreli sempatik sinir sistemi aktivasyonu, bazen ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak tanımlanıyor ve kısa vadeli stres, odaklanma ve uyanıklığı artırabiliyor.

Japonya’daki Shibaura Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Naomi Osakabe, çalışmaya katıldığını belirterek, “Bu deneyin en önemli bulgusu, flavanol açısından zengin acı yiyeceklerin uyarımının ilk kez merkezi sinir sistemine nasıl iletildiğini göstermesi. Bu uyarım, kısa süreli hafızayı geliştiren bir stres tepkisi oluşturuyor ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.

Osakabe, flavanolün beyin aktivitesini artırıcı etkisinin çok düşük bir dozda bile ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Araştırma fareler üzerinde yapıldı ve kullanılan yiyecekler, birbirleriyle etkileşime girebilecek birçok bileşiğin karışımıydı.

Araştırmacılar, farelerde gözlemlenen etkilerin insanlarda da geçerli olup olmadığını belirlemek için daha geniş kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.


Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
TT

Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)

Uluslararası bir araştırma ekibi, cilt kanserinin büyümesini neyin tetiklediğini ve tümörlerin bağışıklık sisteminin savunmasını nasıl atlattığını anlamada çığır açıcı bir adım attı.

New York, Meksika ve Brezilya'dan bir ekip, ABD'deki 200'den fazla melanom hastasının tümörlerini analiz ederek gen aktivitesini düzenlemeye yardımcı olan bir molekülün ("HOXD13" diye bilinen kilit bir protein) melanom tümör hücrelerini besleyen ve onlara oksijen ve besin maddeleri pompalayan kan damarlarının büyümesinde kritik rol oynadığını keşfetti.

Ayrıca sitotoksik "T hücreleri" diye bilinen kanser öldürücü beyaz kan hücrelerinin kan dolaşımındaki seviyelerinin, HOXD13 proteininin aktivitesinin yükseldiği melanom hastalarında daha düşük olduğunu ve bu hastaların T hücrelerinin tümörlere girme yeteneğinin azaldığını buldular.

Ancak araştırmacılar, HOXD13 proteininin aktivitesini baskılayınca tümörlerin küçüldüğünü gözlemledi.

Bu, en ölümcül cilt kanseri türü olan melanomla yaşayan 1 milyondan fazla Amerikalı için iyi haber.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl ABD'de melanomla bağlantılı 8 bin 500'den fazla ölüm ve 112 bin yeni vaka bekleniyor.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi ve Perlmutter Kanser Merkezi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Pietro Berico yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Çalışmamız, HOXD13 transkripsiyon faktörünün melanom büyümesinde güçlü bir tetikleyici olduğunu ve hastalıkla savaşmak için gereken T hücresi aktivitesini bastırdığını gösteren yeni kanıtlar sunuyor.

Protein, tümörlerin çevresindeki alanı da değiştirerek bağışıklık sisteminin kanserle savaşma içgüdüsüne düşman hale getirdi ve kimyasal adenozin seviyelerini artıran CD73 proteini düzeylerini yükseltti.

Adenozin tümörler için bir kalkan görevi görerek T hücrelerinin geçmesini engelliyor.

Araştırmacılar HOXD13'ü kapattıklarında, tümörlere giren T hücrelerinde artış yaşandı.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Dr. Eva Hernando-Monge'ye göre bulgular, HOXD13'ün neden olduğu melanoma karşı yeni tedavi yollarının önünü açıyor.

Bu süreçleri hedef alan ilaçların güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere ayrı klinik çalışmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar, deneylerin başarıya ulaşması halinde HOXD13 seviyeleri yüksek kişilerde melanom tedavisi için bu ilaçları kullanmayı planladıklarını belirtiyor.

Mevcut melanom tedavileri hastanın teşhisine bağlı olmakla birlikte, ameliyat, kemoterapi, radyasyon ve hücreleri bulup yok eden kanser ilaçları, yani immünoterapi gibi çeşitli yöntemler var.

Derneğe göre ilaçlar çoğu zaman ilk basamak tedavi olarak kullanılıyor ve tümörleri uzun süre küçültebiliyor.

Melanom, tüm cilt kanseri vakalarının sadece yüzde 1'ini oluştursa da Birleşik Devletler'deki cilt kanseri kaynaklı yıllık ölümlerin büyük çoğunluğuna yol açıyor.

Independent Türkçe


Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature