Rusya, Ukrayna'nın bazı bölgelerinin ilhakına hız verdi

Lukaşenko, müdahale etme tehdidini yineledi: Rusya sırtından bıçaklanmayacak

Rus askerleri Ukrayna'nın Herson kentinde bir noktayı korurken (AP)
Rus askerleri Ukrayna'nın Herson kentinde bir noktayı korurken (AP)
TT

Rusya, Ukrayna'nın bazı bölgelerinin ilhakına hız verdi

Rus askerleri Ukrayna'nın Herson kentinde bir noktayı korurken (AP)
Rus askerleri Ukrayna'nın Herson kentinde bir noktayı korurken (AP)

Dünyanın gözü, son bir haftadır Ukrayna’nın doğu bölgelerindeki gelişmelere çevrilirken, Rusya, 2014 yılında Kırım'ın ilhakı senaryosuna göre Donetsk, Lugansk, Zaporijya ve Herson'da eş zamanlı yerel referandumlar düzenleyerek Ukrayna'nın bazı bölgelerini ilhak etme sürecini hızlandırmaya yönelik bir adım attı.
Halk düzeyinde olumsuz bir tepki alınabileceği ya da yeni yaptırım paketleri ve Ukrayna'ya silah sevkiyatını tetikleyebileceği beklentisiyle referandumların mekanizmaları ve zamanlaması konusunda haftalarca süren tereddütten sonra Kremlin, bu yöndeki çalışmalara hız kazandırmak adına son iki gün içinde bazı kararlar almış gibi görünüyor. Bunun sinyalini, Moskova'nın daha önce ayrılıkçı bölgelerde kurulmasını desteklediği yerel parlamentolara benzer yapılar olan ‘Halk Odaları’ tarafından organize edilen faaliyetler verdi. Bu faaliyetler, Herson ve Lugansk gibi tamamen Rusya’nın kontrolü altında olan ya da kısmen kontrol ettiği Zaporijya ve Donetsk gibi bölgelerde referandumların düzenleneceği tarih için nihai bir karar verilmesine yönelikti. Moskova yönetimi tarafından Herson'a atanan Başkan Vladimir Saldo, Halk Odası'nın Herson’un Rusya'ya katılımı konusunda halk referandumu yapma talebini kabul ettiğini açıkladı.
Halk Odası, salı sabahı Saldo’ya, bölgenin Rusya'ya katılımı konusunda derhal bir referandumun yapılacağını duyurması çağrısında bulundu.
Ukrayna'dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Donetsk Halk Cumhuriyeti lideri Denis Puşilin, yine Ukrayna'dan tek taraflı bağımsızlık ilan eden ve resmi olarak sadece Rusya tarafından tanınan Lugansk Halk Cumhuriyeti'nin lideri Leonid Paseçnik’e iki bölge yetkililerinin de Rusya'ya katılım için referandum düzenleme çabalarını koordine etmeye çağırdığını duyurdu.
Puşilin, Telegram kanalından paylaştığı bir video kaydı ile yaptığı açıklamada, “Bazı noktaları bir araya getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bazı adımların senkronize olması gerekiyor. Halk cumhuriyetlerinin yöneticilerinin yönetimlerinin ve parlamento organlarının çabalarını, bu adımları geliştirmeleri için referanduma hazırlanmaya başlamamıza izin verecek şekilde eylemlerimizi birleştirmeye yönelik bir önerim var” dedi.
Güvenlik ve referandumun organizasyonu konularında ortak eylem çağrısında bulunan Puşilin, “Son günlerde ve haftalarda Ukrayna ordusunun aralıksız devam eden bombardımanları çerçevesinde, güvenlik güçlerine güvenlik sorunları üzerinde birlikte çalışmaları talimatı vermeyi öneriyorum” ifadelerini kullandı. Rusya Parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması'nın adımlarının yeniden canlandırılması sırasında ortaya çıkan ayrılıkçı bölgelerdeki bu hareketlilik, Rusya içinde hemen destek buldu.
Devlet Duması Milletvekili Dmitry Belyk, “Donbas’taki Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri, Kiev ile çatışmalara girdikten sonra Rusya'nın bir parçası olmayı hak ediyor” şeklinde konuştu. Belyk, Rusya’nın resmi haber ajansı RIA Novosti’ye verdiği röportajda, “Bugün ülkemiz, Donetsk ve Lugansk halk cumhuriyetleri ile birlikte Ukrayna'daki tümörden kurtulmak için bir operasyon gerçekleştiriyor. Donbas sakinleri bu operasyonda sadece asistan doktorlar değil, aynı zamanda ona dahil olan cerrahlardır. Bize katılmayı hak ediyorlar. Kiev rejimine karşı yürüttükleri mücadelede kan dökerek Rusya'nın önünü açtılar” dedi.
Belyk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rusya'ya katılım referandumu, Donbas bölgesi için bir rahatlama olacak. Bu hakkı onlara borçluyuz. Bugün Donbas halkı Rusya için, Rusya'nın çıkarları için ön saflarda savaşıyor. Onlar sadece müttefik değil, bizim bir parçamız. Bugün ihtiyacımız olan tek şey, onlara 30 yıl önceki felakette kaybettikleri vatanlarına dönme şansını vermek.”
Avrasya Entegrasyonu ve Yurttaşlarla İlişkilerden Sorumlu Devlet Duma Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Viktor Vodolatsky, nihai referandum tarihinin ‘mümkün olan en kısa sürede’ belirleneceğinin sinyalini verdi.  Vodolatsky, Lugansk yetkilileri, Eylül ayının başından bu yana halk cumhuriyetinin, Rusya'nın bir parçası olarak tanınmasına ilişkin referanduma yüzde 100 hazır” diye konuştu. Yaklaşık 7 aydır hiç ayrılmadan Donbas’ta olduğunu söyleyen Vodolatsky, “Geriye alınan tüm şehirleri ve kasabaları dolaştım. Tüm bölgelerdeki sorunları ve Rusya'ya katılma konusunda halkı dinledim. Bana sorulan ilk soru referandumun ne zaman yapılacağı idi. Lugansk Halk Cumhuriyeti'ndeki seçim sistemi Eylül ayının ilk günlerinden itibaren referandumu düzenlemeye yüzde 100 hazırdı” dedi. Vodolatsky, ‘hemen hemen tüm kamu kuruluşlarının Halk Meclisi'ne bir talepte bulunduğunu ve bunlara geç cevap verilmesinin suç sayıldığını’ vurguladı.
Rusya Parlamentosu Kırım Konseyi üyesi Sergei Tsykov, Kırımlı yetkililerin Donetsk, Lugansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin Rusya’ya yeniden katılımına ilişkin referandum hazırlıklarına yardım etmeye devam ettiğini söyledi. Tsykov, “Referandumun düzenlenmesi konusundaki deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Şu ana kadar birkaç yerde bazı istişarelerde bulunduk, temas halindeyiz ve referanduma nasıl hazırlanacağımız, yardımımızla nasıl yürüteceğimiz hakkında konuşuyoruz. Tüm Rusya için son derece dikkat isteyen bir mesele. Ayrıca referandum sırasında Kırım'dan da olmak üzere Rus yetkililerden çok sayıda gözlemci olacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.
Kırım, Herson, Zaporijya, Lugansk ve Donetsk'in sürekli temas halinde ve 2014 yılından beri ilişkilerinin çok iyi olduğunu açıklayan Tsykov, “Kırım, onların ikinci vatanı oldu. Burada gerçekleşen birçok olayda yer aldılar. Peki, Herson ve Zaporijya için ne oldu? Son 6 aydır ilişkilerini güçlendiriyorlar. Sıcak ve dostane ilişkileri var ve çok özel bir yardım olabilir” dedi.
Ayrılıkçı Lugansk Halk Cumhuriyeti'nin Rusya büyükelçisi Rodion Miroşnik, Lugansk'taki yetkililerin, Rusya'ya katılım referandumunun gidişatını denetlemek üzere yabancı ülkelerden uluslararası gözlemcileri davet edeceklerini söyledi.
Devlet televizyonu Russia-24’e konuşan Miroşnik, “Tüm bu operasyonlarla ilgilenen ülkelerden, topraklarımızda neler olup bittiğine açık fikirli bir şekilde bakmalarını rica ediyoruz. Donbas sakinlerinin gerçekten de Rusya Federasyonu'na katılma konusunda açık ve bilinçli bir karar vermeye hazır olduklarını kendi gözleriyle görmeleri için referandum sürecine gözlemci olarak katılmalarını memnuniyetle karşılıyoruz” ifadelerini kullandı. Bunun çok önemli bir faktör olduğunu vurgulayan Miroşnik, “Bizler, diplomatik kurumların temsilcileri olarak gözlemcileri davet üzerinde çalışacağız” dedi.

Lukaşenko: Savaşa katılmaya hazırız
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, Ukrayna ordusunun son zamanlarda kaydettiği ilerleme çerçevesinde, ülkesinin Ukrayna'daki savaşa katılmaya hazır olduğuna dair güçlü bir mesaj gönderdi. Lukaşenko, dün yapılan Belarus Ulusal Güvenlik Konseyi'nin bir toplantısında, “Belarus üzerinden Rus birliklerine karşı arkadan, yandan, kanatlardan herhangi bir darbe olmamalıdır ve olmayacak” diye konuştu. Lukaşenko'nun Belarus için güncellenmiş bir ulusal güvenlik doktrini hazırlanmasının görüşüldüğü toplantıda ülkesinin Ukrayna savaşına katılımını ilk kez kabul etmesi dikkati çekti.
Lukaşenko, toplantıda şunları söyledi:
“Ukrayna'da savaşacağımızı ima edip bizi suçlamalarına gerek yok. Bizim anavatanımızı korumamız gerekiyor. Rusya'ya destek konusunda Belarus üzerinden Rus birliklerine karşı arkadan, yandan, kanatlardan herhangi bir darbe olmaması gerektiğini ve olmayacağını bir kez daha vurguluyorum. Bu, bizim müttefikimize karşı bir yükümlülüğümüz.”



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME