Bakan Çavuşoğlu: Amerika'nın öncelikli alanlarında en önemli aktörlerden birisi değil en önemli aktör Türkiye

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Bakan Çavuşoğlu: Amerika'nın öncelikli alanlarında en önemli aktörlerden birisi değil en önemli aktör Türkiye

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD'nin önceliklerine bakıldığı zaman bu alanlarda en önemli aktörün Türkiye olduğuna işaret ederek, "Dolayısıyla Amerika'nın da Türkiye'nin bu anlamdaki önemini sadece işte tahıl anlaşması oldu 'thank you' deyip, 'teşekkür ederim' deyip geçiştirmemesi lazım" ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler (BM) 77. Genel Kurul toplantıları kapsamında ABD'de bulunan Çavuşoğlu, New York'taki temaslarını tamamladıktan sonra Los Angeles'a geçti.
Çavuşoğlu, Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosluğu resmi konutunda Türk toplumu ile bir araya geldi.
Tokyo'ya, eski Japonya Başbakanı Abe Şinzo'nun cenaze törenine katılmadan önce özellikle Los Angeles'taki Türk toplumu ile bir araya gelmek istediğini belirten Çavuşoğlu, New York'taki temaslarını çarşamba günü tamamlayarak Türkiye'ye dönen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın buradaki vatandaşlara selamını iletti.

Türkiye ve Türkevi New York'ta odak noktasıydı
New York'ta çok yoğun bir programı olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, "Bu yoğunluk içinde, New York'ta odak noktası Türkiye idi. Özellikle son yıllarda barış için ve gıda, enerji krizinin çözümü için sarf ettiğimiz Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki çabalarımız tüm dünya tarafından takdir ediliyor. Ayrıca odak noktası New York'taki Türkevi idi."
Çavuşoğlu, Türkevi'nde bu sene çok yoğun toplantılar ve etkinlikler düzenlendiğini anımsatarak, "O kadar yoğunluk vardı ki birçok insan Türkevi'ni BM'nin ek binası sanmış. Malum tam girişte çok kamera var, BM binasına girip çıkanları çekiyor, geçerken sorular soruluyor. Baktım kameraların yarısı BM tarafına bakıyor, yarısı dönmüş Türkevi'ne bakıyor. Gerçekten gurur verici bir eseri sizlere ABD'de yaşayan tüm vatandaşlarımıza kavuşturmanın gururunu yaşıyoruz" dedi.
Los Angeles'ta Ermeni, Musevi ve Ahıska Türklerinin de kendisi ile bir araya geldiğine işaret eden Çavuşoğlu, "Biz her zaman yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ve soydaşlarımızın yanındayız devlet olarak. Sizler de bizlere sahip çıkıyorsunuz" diye konuştu.

"Dış politika içinde ülkemizin çıkarlarını korumak bizim için önceliklidir"
Çavuşoğlu, Türkiye'nin yoğun bir dış politika izlediğinin altını çizerek, "Bu yoğun dış politika içinde ülkemizin çıkarlarını korumak bizim için önceliklidir. Dünyanın neresinde olursa olsun, çıkarlarımızı korumak ve yaşanan krizlerin Türkiye'ye etkisini en aza indirmek için çaba sarf ediyoruz. Tabii Suriye'de, Libya'da, Kıbrıs'ta, Ege'de her yerde şöyle baktığınız zaman dünyadaki çatışmaların yüzde 60’ı bizim etrafımızda. Hemen yakın o bölgemizde ve bizi de etkileyen ikinci çemberde Afganistan, Yemen gibi ülkeleri de kastediyoruz. Dolayısıyla hakkımızı hukukumuzu da korumak lazım" değerlendirmesini yaptı.
Çatışmaların çözümünde de aktif bir dış politika sürdürdüklerini belirten Çavuşoğlu, şöyle konuştu:
"Tahıl krizinde oynadığımız rol dünyada bir rahatlamaya yol açtı. 2008’den bu yana ilk defa tahıl fiyatları ciddi derecede düşüş yaşadı. New York'ta gördük ki en zengininden en fakirine tahıl konusu herkes için birinci derecede önemli. Gören herkes, BM kürsüsünde de birçok lider ve konuşmacı Türkiye'ye teşekkür etti. Gübre konusunda da önümüzdeki engelleri kaldırmak için İstanbul'daki koordinasyon merkezimizde BM ile birlikte çalışıyoruz. Her iki ülkenin de (Rusya ve Ukrayna) heyetleri var. Bazı çözüm yolları bulduk, Rusların bu ürünleri de yaptırım listesinde olmadığı için sigortacılık, hizmet ve özellikle ödeme konularındaki şu andaki tereddütleri de gidermek için bir çalışma yapıyoruz."

"Cumhurbaşkanımızın temel hedefi Sayın Putin ile Zelenskiy'i bir araya getirmek"
Çavuşoğlu, Türkiye'nin Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesi için çaba sarf ettiğini belirterek, tarafların çözümden uzaklaşmasına rağmen umutlarını yitirmediklerinin altını çizdi.
Bakan Çavuşoğlu, "Cumhurbaşkanımızın temel hedefi sayın Putin ile Zelenskiy'i bir araya getirmek. Bunun için de güven arttırıcı adımlar da atmak gerekiyor bu siyasi sürecin çözülmesi için. En son esir takası konusunda biz önemli bir rol oynadık" dedi.
Dış politikanın bir önceliğinin de yurtdışında yaşayan vatandaşlar ve soydaşları yalnız bırakmamak olduğunu belirten Çavuşoğlu, konsolosluk hizmetlerini çeşitlendirip, kolaylaştırdıklarını ve fiziki alt yapıları güçlendirdiklerini kaydetti.
Çavuşoğlu, tüm vatandaşların kendileri için birinci sınıf vatandaş olduğunu belirterek, "Bizi bir araya getiren nedir? Bu zenginlik içinde Türkiye'dir. Güzel ülkemiz Türkiye'miz ve bayrağımızdır. Dolayısıyla bayrağımız ve Türkiye'miz söz konusu olduğu zaman hep birlikte hareket ediyoruz, etmeliyiz de" diye konuştu.
İsrail ve Ermenistan ile normalleşme sürecine de değinen Çavuşoğlu, "Güney Kafkasya'da kalıcı barış ve istikrar için özellikle Azerbaycan'ın teklif ettiği bu kapsamlı barış anlaşmasının bir an önce Ermenistan ve Azerbaycan tarafından imzalanması gerekiyor. Biz bu süreci destekliyoruz" dedi.

"Ermenistan'ın bölgede barış ve bu iş birliğine ihtiyacı var"
Çavuşoğlu, Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmek için özel temsilcileri atadıklarını ancak Ermenistan'ın üzerindeki baskılar nedeniyle henüz daha cesur adımlar atamadığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ermenistan'ı cesaretlendirmek lazım. Maalesef belki sayısı azdır ama Amerika'da da sesi çok çıkan bir grup, Ermeni grubu bu normalleştirmeye karşı, Türkiye ile olan normalleşmeye de karşı. Onların Ermenistan'a hiçbir katkısı yok. Nefret üzerine hareket ediyorlar ve Ermenistan'ın bölgede barış ve bu iş birliğine ihtiyacı var. Bugüne kadar izole yaşamış bir ülke malum sebeplerden dolayı. Bu fırsatın da iyi değerlendirilmesi gerekiyor."
Çavuşoğlu, 50 yıl önce Los Angeles'ta ASALA terör örgütüne ilk şehitlerin verildiğini ve FETÖ, PKK ve DEAŞ başta olmak üzere terör ile mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini vurgulayarak, "Sizlerden de ricamız burada tüm muhataplarınızla görüşmelerinizde özellikle Kongredeki temsilciliklerinizde, yerel parlamento temsilcileri ile görüşmelerinizde ve vali dahil tüm yöneticililerle temaslarınızda bunu anlatmanızı istirham ediyoruz" ifadelerini kulandı.
ABD ile ilişkilerin köklü bir geçmişe sahip olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, "100 milyar dolar ticaret hacmi hedefimizi koyduğumuz zaman birçok kişi için hayaldi ama anlık ticaret hacmimize baktığımız zaman ki ABD şu an bizim en çok ikinci ihracat yaptığımız ülke, bu hedefe çok öyle uzun bir sürede değil bir 7-8 sene içinde ulaşabiliriz" görüşünü paylaştı.

"PKK/PYD’ye maalesef ABD halen Suriye'de destek veriyor"
Çavuşoğlu, ABD ile ilişkilerde sorunlar da olduğunu hatırlatarak, "PKK/PYD’ye maalesef ABD halen Suriye'de destek veriyor. Ve onların bölücü ajandasına destek veriyorlar aslında ama bu terör örgütü de son zamanlarda saldırılarını arttırdı. FETÖ'nün buradaki mevcudiyeti, diğer taraftan CAATSA yaptırımları da bizleri rahatsız eden konular. Aslında bunların hepsi bizim için ulusal güvenlik meselesi, müttefiğimiz ABD’den de bu konuda hassasiyet bekliyoruz, bizim hassasiyetlerimizi anlamasını bekliyoruz" diye konuştu.
Tüm sorunları New York'ta ABD'li mevkidaşı Antony Blinken ile görüştüğünü, vize görüşmelerini ve bölgesel konuları da ele aldıklarını belirten Çavuşoğlu, stratejik mekanizmanın son toplantısının BM Genel Kurulu görüşmelerinden önce Washington'da yapıldığını kaydetti.
Çavuşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"(ABD-Türkiye) Sonuç itibariyle bu ilişkilerde yaşanan sorunları azaltmamız ya da ortadan kaldırmamız, iş birliğini arttırmamız her iki ülkenin yararına. Biz baktığımız zaman dış politika alanlarımıza aslında Amerika'nın önceliklerine de baktığımız zaman, Amerika'nın öncelikli alanlarında en önemli aktörlerden birisi değil en önemli aktör Türkiye. Dolayısıyla Amerika'nın da Türkiye'nin bu anlamdaki önemini sadece işte tahıl anlaşması oldu 'thank you' deyip, 'teşekkür ederim' deyip geçiştirmemesi lazım. Biz bunu Avrupa Birliğine (AB) söylüyoruz, bizim bugüne kadar yaptıklarımızı ya da yapıyor olduklarımızı AB ile beraber yapsaydık, AB bizi dışlamasaydı bugün AB küresel bir aktör olarak dünyanın her yerinde alkışlanırdı. Ama bu dar bakış vizyon var ya, siyasi çıkarlar ve küçücük ülke, ülkeciklerin esiri olması AB'nin küresel aktör olmasını engelliyor. Herhangi bir sorunda da çözüm üretemiyor AB. Oysa bizimle çalışsa, bu ön yargılarından kurtulsa bunu başarabilir."



Trump İran'da: Yüksek riskli bir kumar

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Trump İran'da: Yüksek riskli bir kumar

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Akil Abbas

Savaşın hedeflerinin net olmaması nedeniyle yönetime yönelik eleştiriler giderek artıyor. ABD'den gelen resmi açıklamalar, İran'daki dini rejimin çökertilmesi ile rejimin davranışlarının değiştirilmesi arasında gidip gelerek sıklıkla birbirleriyle çelişiyor

Savaş devam ederken ve Amerikan kamuoyunda kendisi ile ilgili anlaşmazlıklar büyürken, Amerikan medyasının ABD-İsrail savaşına ayırdığı zaman ve yer de genişliyor. Savaşın ikinci gününde Kuveyt'te İran füzesiyle altı Amerikan askerinin öldürülmesi, bu genişlemenin nedenlerinden biriydi. Zira bu, özellikle Başkan Donald Trump'ın “bu savaş bitene kadar daha fazla askerin ölebileceğini” vurgulaması ile birlikte daha fazla Amerikalının hayatını kaybedebileceği bir savaşın acı bir hatırlatıcısı oldu.

Ancak, Trump yönetiminin bastıramadığı veya ortadan kaldıramadığı bu savaşla ilgili genel Amerikan endişesinin ana kaynağı, şu anda yaklaşık yüzde 30 olan ve daha da yükselmesi beklenen yakıt fiyatlarındaki istikrarlı yükselişle bağlantılı.

Zamanla ve kademeli olarak bu artış, Amerikan ekonomisinin çoğu sektöründe, özellikle de gıda sektöründe, tüketim mallarının fiyatlarının yükselmesine neden oluyor. Bunun nedeni, devasa büyüklüğü nedeniyle geniş bir kıta olan ABD'deki mal tedarik ve dağıtım zincirlerinin, çalışması için büyük miktarda yakıt gerektiren büyük bir tır ve demiryolu filosuna bağlı olmasıdır. Ayrıca, evlerde günlük tüketim için veya işletmelerde, mağaza ve şirketlerde malların depolanması için gerekli olan elektriğin faturası, jeneratörleri çalıştırmak için gereken yakıtın artan maliyeti nedeniyle yükseliyor.

Cumhuriyetçi Parti’nin kaygısı ile zayıf resmi söylem arasında savaş

Cumhuriyetçi Parti, İran savaşından kaynaklanan sürekli fiyat artışlarından derin endişe duyuyor çünkü Kongre'deki temsilcilerinin büyük çoğunluğu kasım ayındaki ara seçimlerde yeniden seçilmek için yarışacak. Temsilciler Meclisi'ndeki yaklaşık 220 Cumhuriyetçi ve Senato'daki yaklaşık 34 üye bu seçimlerde yeniden rekabet edecek. Bu kritik seçimler, Cumhuriyetçi Parti'nin geleceğini ve Başkan Trump'ın gündemini en azından önümüzdeki iki yıl boyunca belirleyecek. Demokratların Kongre'nin bir veya her iki kanadını da kontrol altına almaları, Trump yönetiminin seçmen tabanına verdiği birçok sözü yerine getirememesi anlamına gelecektir.

Trump yönetimi üzerindeki İran'a karşı savaşın anlamı ve faydası konusundaki baskıyı daha da artıran, Amerikan kamuoyunu böyle bir savaşa hazırlama ve ABD'nin katılımının nedenlerini, özellikle de İran'ın Amerikan ulusal güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturduğunu, dolayısıyla onu caydırmanın bir Amerikan askeri müdahalesini gerektirdiğini açıklama konusunda neredeyse kayıtsızlığa varan bir acizlik içinde olmasıdır.

Bu savaş geniş çaplı Amerikan muhalefetiyle karşı karşıya olsa da (anketler Amerikalıların çoğunun buna karşı olduğunu gösteriyor) bu muhalefet, Trump yönetimi üzerinde önemli bir baskı oluşturacak kadar ciddi veya etkili değil

Aslında, yönetimin savaştan önce bu konudaki en ciddi çabası, çok uzun (bir saat 48 dakika süren) bir Birliğin Durumu konuşmasında, İran'ın Amerika Birleşik Devletleri'ne ulaşabilecek balistik füzeler geliştirmesiyle ilgili birkaç saniyelik kısa bir cümleydi. Savaşın patlak vermesi ve ABD yönetimi içindeki hoşnutsuzluğun artmasının ardından da yönetim Amerikan halkına İran'ın ABD ulusal güvenliğine neden doğrudan bir tehdit oluşturduğunu açıklamadı.

Bunun yerine Trump, kamuoyunu ikna edecek güvenilir kanıtlar sunmadan, İran'ın nükleer silah geliştirme niyetinde olduğu ile ilgili yeni iddialarda bulundu ve kendisi önce saldırmasaydı İran'ın ABD'ye saldıracağını “hissettiğinden” bahsetti. İran'ın ABD’ye yönelik sözde tehdidini ABD'nin başına dayatılmış bir silaha benzeterek, yakın bir tehlike gibi gösterdi. Hatta geçen yıl haziran ayında, İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü 12 günlük savaş sırasında ABD’nin düzenlediği hava saldırısı ile ilgili anlatısını bile yeniden şekillendirerek, saldırının İran'ın neden olmak üzere olduğu bir “nükleer soykırımı” önlediğini iddia etti.

Net hedefleri olmayan bir savaş

Savaşın hedeflerinin net olmaması nedeniyle yönetime yönelik eleştiriler giderek artıyor. ABD'den gelen resmi açıklamalar, İran'daki dini rejimin çökertilmesi ile rejimin davranışlarının değiştirilmesi arasında gidip gelerek sıklıkla birbirleriyle çelişiyor. Amerikan askeri makinesinin İran'a uyguladığı mevcut ve muazzam askeri baskı yoluyla bu hedeflerin nasıl gerçekleştirileceği ise açıklanmıyor.

Yönetimin bu savaşla ilgili söylemindeki ve Amerikan kamuoyunu savaşın anlamı ve faydası konusunda ikna edememesindeki sorunun temel kısmı, Trump'ın kendi kişiliğinde yatıyor. O, açık, neredeyse dürtüsel ve içgüdüsel bir şekilde, o an aklına gelen her şeyi söyleme eğilimiyle tanınıyor; sözleri ile liderliğini yaptığı ve dünyaya karşı birincil yüzü olduğu ülkenin yerleşik kurumsal ve belgelenmiş gerçekleri arasındaki tutarlılığı dikkate almıyor.

fdvfd
Açıklanmayan bir konumda seyreden USS Gerald R. Ford uçak gemisinde nöbet tutan bir ABD Donanması astsubayı, 17 Mart 2026 (Reuters)

Bununla birlikte Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hagseth gibi yönetiminin diğer yetkililerinin söylemleri tutarlı görünüyor ve savaşın amacının İran'daki rejimi devirmek değil, davranışını değiştirmek, askeri nükleer emellerinden vazgeçmeye zorlamak, balistik füze programını kısıtlamak ve “direniş ekseni” olarak bilinen İran'ın bölgesel nüfuzunu ortadan kaldırmak olduğunu ısrarla vurgulayarak, Başkan’ın sözlü “hatalarını” dolaylı olarak düzeltmeye çalışıyor. Ancak bu söylem de bu çok yönlü hedefin askeri yollarla nasıl gerçekleştirilebileceği sorusuna cevap veremiyor.

Başkan bir fiyat savaşıyla karşı karşıya

Bu savaş geniş çaplı Amerikan muhalefetiyle karşı karşıya olsa da (anketler Amerikalıların çoğunun buna karşı olduğunu gösteriyor) bu muhalefet şu ana kadar savaşı durdurması için Trump yönetimi üzerinde önemli bir baskı oluşturacak kadar ciddi veya etkili değil. Bu anketlere göre, Amerikalılar için en acil sorun İran'daki uzak savaş değil, ekonomidir.

İşte yönetimin karşı karşıya olduğu risk burada yatıyor. ABD'de yükselen yakıt fiyatlarının olumsuz etkisi Amerikan ekonomisinin çeşitli sektörlerine yayılır ve birçok tüketim malında fiyat artışlarıyla sıradan Amerikalılar için somut hale gelirse, yönetim, ekonomik etkisini hafifletmek ve önümüzdeki aylarda başlayacak ve yoğunlaşacak seçim kampanyalarında önemli bir faktör haline gelmesini önlemek için savaşı yeterince hızlı bir şekilde durdurmazsa, gelecek kasım ayındaki ara seçimlerde ağır bir siyasi bedel ödeyecektir. Şu ana kadar bu olumsuz etki Trump'a gerçek bir baş ağrısı verecek kadar yayılmadı.

Cumhuriyetçi üyeler, Başkan ile savaşın devamı konusunda açıkça anlaşmazlığa düşmeye başlarsa, o zaman Trump yönetimi için bu savaşla ilgili ciddi alarm zilleri çalacaktır

Bu nedenle, yönetimin karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, küresel petrol fiyatlarında yükselişe neden olan Hürmüz Boğazı'nın kapanması krizidir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Yönetim bu krizi çözemezse veya İran'ın boğazdan geçişini engellediği Körfez petrolünü telafi etmek için küresel piyasalara daha fazla petrol sağlayarak krizi hafifletmek için diğer alternatif önlemleri almakta başarısız olursa, bu savaşı sürdürme kapasitesi azalacak ve istenen siyasi hedeflere ulaşmadan savaşı bitirmek zorunda kalacaktır.

Bu önlemler arasında Amerika Birleşik Devletleri'nin stratejik petrol rezervlerinin bir kısmını ve diğer büyük sanayileşmiş ülkelerin rezervlerini piyasaya sürmesi, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden sonra ABD tarafından uygulanan Rus petrolüne yönelik ambargonun geçici olarak kaldırılması, son olarak da çoğu İran dışındaki uluslararası sularda depolanmış bulunan İran'ın yaklaşık 140 milyon varil petrolünün satışına izin verilmesi yer alıyor.

Cumhuriyetçi “muhalefet” bir uyarı zilidir

Cumhuriyetçi üyeler, Başkan ile savaşın devamı konusunda açıkça anlaşmazlığa düşmeye başlarsa, o zaman Trump yönetimi için bu savaşla ilgili ciddi alarm zilleri çalacaktır. Bu üyeler, Trump'ın kendisini eleştirenleri sert bir şekilde hedef alma eğilimi ve kendi seçim bölgelerindeki rakiplerine siyasi ve hatta mali destek sağlama isteği nedeniyle genellikle Trump ile alenen karşı karşıya gelmekten kaçınmaktadırlar.

vdfsvdfs
Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Yassamin Ansari, Washington'daki Capitol binası önünde, İran’da bir ilkokulun vurulması sonucu hayatını kaybeden öğrencileri ve öldürülen diğer sivilleri simgeleyen ayakkabı ve sırt çantalarından oluşan bir anıtın önünde konuşuyor, 18 Mart 2026 (AFP)

Bu nedenle, Cumhuriyetçilerin Trump'ın İran'daki savaşına yönelik kamuoyu önündeki eleştirileri nadirdir. Ancak birçok Cumhuriyetçi, özellikle Kongre üyeleri, bu savaşın devamına ilişkin çekincelerini öncelikle yönetimin diğer yetkilileriyle iletişim kurarak ve bu endişeleri Başkan’a iç kanallar aracılığıyla ileterek dile getiriyorlar.

Bu üyelerin asıl endişesi ve aynı zamanda çıkarlarını kendi çıkarları ile birleştirerek Trump'ı kazanmak için sahip oldukları en önemli koz, bu savaşın devamının ve olumsuz ekonomik etkilerinin ortaya çıkmasının, yaklaşan ara seçimlerde koltuklarını kaybetmelerine yol açacak olmasıdır. Bu, Trump'ın büyük ölçüde korktuğu bir kayıp çünkü Demokratların bir sonraki seçimlerde Kongre'nin her iki kanadına da hakim olması, siyasi ajandası için ölüm çanlarının çalması anlamına geliyor. Kısacası, Cumhuriyetçilerin bu savaşa karşı duydukları hoşnutsuzluk kamuoyuna yansıdığında, Trump'ın İran ile olan savaşı askeri olarak kazanması ve siyasi hedeflerine ulaşması durumunda bile, başkanlığını siyasi olarak kaybetme yolunda olduğu anlamına gelir. Trump'ın şu anda oynadığı kumar budur.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran'daki savaşın gerçek ölü sayısı konusunda belirsizlik devam ediyor

14 Mart 2026'da İran'ın İsfahan kentine düzenlenen hava saldırılarının ardından kent üzerinde yükselen duman bulutları (AFP)
14 Mart 2026'da İran'ın İsfahan kentine düzenlenen hava saldırılarının ardından kent üzerinde yükselen duman bulutları (AFP)
TT

İran'daki savaşın gerçek ölü sayısı konusunda belirsizlik devam ediyor

14 Mart 2026'da İran'ın İsfahan kentine düzenlenen hava saldırılarının ardından kent üzerinde yükselen duman bulutları (AFP)
14 Mart 2026'da İran'ın İsfahan kentine düzenlenen hava saldırılarının ardından kent üzerinde yükselen duman bulutları (AFP)

İran'da üç haftadır süren savaşta hayatını kaybedenlerin gerçek sayısı, resmi bir güncelleme yapılmaması ve ülkedeki çatışmanın bilançosunu belgelemeye çalışan yabancı insan hakları örgütlerinin çalışmalarını engelleyen tekrarlanan internet kesintileri nedeniyle, büyük bir belirsizlikle örtülü.

İran Sağlık Bakanlığı'nın son tahminleri, çatışmanın dokuzuncu günü olan 8 Mart'a dayanıyor.

O tarihte bakanlık, ülke genelinde ABD ve İsrail hava saldırılarında yaklaşık bin 200 sivilin öldüğünü açıklamıştı.

İran'da sansürün son derece sıkı olduğu bir ortamda, yabancı insan hakları örgütleri her zaman ülke içindeki yaşamla ilgili bilgi edinmek için en güvenilir kaynaklar arasında görülmüştür.

Ancak internet ve telefon bağlantılarının kesilmesi nedeniyle, bu örgütler sahadaki bilgi ağlarına ulaşmakta zorlanmaktadır.

ABD merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan ve ocak ayında hükümet karşıtı protestoların şiddetle bastırılması sırasında ölenlerin sayısını belgelemede merkezi rol oynayan İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (Hrana), çatışmalarda 214'ü çocuk olmak üzere bin 407 sivilin öldürüldüğünü tahmin ediyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre HRANA müdür yardımcısı Skylar Thompson ajansa yaptığı açıklamada, “Bunun asgari rakam olduğunu, mutlak asgari rakam olduğunu düşünüyorum, çünkü tek bir anda her yerde bulunup olan bitenin boyutunu tam olarak kavrayacak kapasitemiz yok” ifadelerini kullandı.

Thomson şöyle devam etti: «Saldırıların boyutu ve ülke genelindeki hedeflerin vurulma hızı göz önüne alındığında, kayıpları aynı hızda belgelemek imkansızdır.»

İran Kızılayı kurban sayısına ilişkin tahminlerde bulunmuyor, ancak en son verilerine göre, 28 Şubat'tan bu yana süren savaşta 61 bin 555 ev, 19 bin şirket, 275 sağlık merkezi ve yaklaşık 500 okul hasar gördü.

Tahran'da bulunan AFP muhabirleri, saldırılar sonucu birçok sivil binanın hasar gördüğünü doğrulayabildi; bunlara patlamaların şiddetiyle yerle bir olan konutlar da dahildi. Ancak gazetecilerin resmi izin olmadan ülke içinde seyahat etmesine izin verilmediğinden şehir dışındaki hasarın ne olduğu ve boyutu bilinmiyor.

İletişim sorunları

Özellikle ocak ayındaki protestoların şiddetli bir şekilde bastırılmasının ardından, insan hakları örgütlerinin İran’ın resmi rakamlarına yönelik şüpheleri giderek artırıyor.

İran, bu protestolarda çoğu güvenlik güçlerinden olmak üzere yaklaşık 3 bin kişinin öldüğünü açıklasa da yurtdışında yaşayan araştırmacı ve aktivistlerin tahminleri, ölü sayısının 7 bin ile 35 bin arasında değişen çok daha yüksek rakamlara işaret ediyor.

Norveç merkezli insan hakları örgütü “Hengaw”dan Oyar Şeyhi, AFP'ye verdiği demeçte, İran'ın “verileri yayınlamaktan veya toplamaktan kaçınma geçmişine" sahip olduğunu söyledi.

“Hengaw” ve eksik resmi verilere güvenilir bir alternatif sunmaya çalışan diğer kuruluşların karşılaştığı en büyük sorun, savaşın başlamasından bu yana İran’da internetin neredeyse tamamen kesilmiş olmasıdır.

Şeyhi, «İnternet bağlantısı hiç olmadığı kadar kötü, bu yüzden ölü sayısına ilişkin doğru verileri elde etmek çok zor ve elimizdeki bilgiler son derece sınırlı» dedi.

İranlı yetkililerin yurt dışına bilgi gönderen kişileri tutuklayabileceğini ve İran'a yurt dışından telefonla ulaşmanın neredeyse imkansız olduğunu vurguladı.

Minab Okulu

Resmi rakamlara göre, Minab'daki bir ilkokulu hedef alan ve en az 165 kişinin ölümüne yol açan hava saldırısı, savaşta bugüne kadar yaşanan en büyük sivil kayıp olarak kabul ediliyor.

New York Times gazetesi tarafından yayınlanan bir ABD askeri soruşturmasının ilk sonuçlarına göre okul, bir hedef belirleme hatası sonucu, çatışmaların ilk gününde bir Tomahawk füzesi ile vuruldu.

Ayrıca, «Hengaw» örgütü, 7 Mart'ta ülkenin batısındaki Nakde kentinde bir un fabrikasına düzenlenen hava saldırısını belgeledi; saldırı sonucunda 11 işçi hayatını kaybetti, 21 kişi ise yaralandı.


Yahudi yerleşimcilerden Batı Şeria'da geniş çaplı saldırılar

İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
TT

Yahudi yerleşimcilerden Batı Şeria'da geniş çaplı saldırılar

İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria'daki yoğun ve geniş çaplı saldırılarına dün de devam ettiler. Batı Şeria’nın çeşitli noktalarında Filistinlilere ait daha fazla ev ve tesisi kundaklayan yerleşimciler, intikam sloganları attılar.

Yerleşimciler dün gece Deyr el-Hatab, Beyta, Karyut, Deyr Şeref ve Nablus yakınlarındaki Havara dahil olmak üzere yeni köyleri saldırdı. En şiddetli saldırılar Deyr el-Hatab'da gerçekleşti. Bu saldırılarda 9 Filistinli yaralandı ve evler ile araçlar ateşe verildi.

Nablus Kızılayı Acil Yardım ve Acil Durum Merkezi Müdürü Amid Ahmed, sağlık ekiplerinin saldırı sırasında ayağından kurşunla yaralanan 45 yaşındaki bir vatandaşa müdahale ettiğini, ayrıca yerleşimcilerin saldırısı sonucu meydana gelen 8 yaralanma vakası daha olduğunu, bunların arasında bir kadının çürükler ve sıkılan bir gaz sonucu boğulma şikayeti yaşadığını bildirdi. Yerleşimciler Deyr el-Hatab'da evleri ve arabaları yakarken Beyta beldesine saldırıp, tarım arazilerini tahrip ettiler, asırlık zeytin ağaçlarını söktüler, bir evin duvarını yıktılar, Filistinlilere saldırıp dövdüler ve ana elektrik trafosuna ateş açarak bölgenin elektriğini kestiler.

fd
Yahudi yerleşimcilerin saldırısı sonucu hasar gören bir aracın fotoğrafı. Yerleşimciler ayrıca Batı Şeria'nın Nablus'un doğusundaki Deyr el-Hatab köyünde evlerin duvarlarına İbranice sloganlar yazdı (DPA)

Yahudi yerleşimciler, Karyut'ta da köyün doğu kesimindeki evlere saldırdı ve Filistinlilerle çatıştı. Ayrıca Barka köyündeki tarihi Mesudiye bölgesinde bir turistik çadırı, Deyr Şerif köyünde bir araç parkının bir bölümünü ve bazı araçları yaktı.

Ramallah'ta ise Barka köyü gece saldırısına uğradı. Saldırıda bir ‘sağlık kliniği’ ile bir ticari kamyon yakıldı. Öte yandan yerleşimciler, Ramallah çevresindeki hayati öneme sahip yolları kapatarak vatandaşların hareketini kısıtladı.

Saldırılarda yerleşimcilerin baskın düzenleyerek Filistin bayrağını indirip yerine işgal bayrağını astıkları ve duvarlarına ırkçı sloganlar yazdıkları Havara Lisesi de zarar gördü. Eğitim Bakanlığı bu saldırıyı, ‘eğitim hakkı ve güvenli öğrenim ortamına yönelik bariz bir ihlal’ olarak değerlendirdi.

fvfdev
Filistinliler, Batı Şeria'nın Cenin kentinin güneyindeki el-Fandakumiye köyüne İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırının ardından Pazar günü yanmış bir aracı inceliyorlar (AFP)

Saldırılar, Batı Şeria'da yaklaşık 20 noktayı hedef alan ve Calud, el-Fandakumiye, Seylat el-Dahr ve Batı Şeria'nın kuzeyindeki Karyut köylerinde evlerin, araçların ve mülklerin yakılmasını içeren önceki saldırılardan birkaç saat sonra gerçekleşti.

Yerleşimciler, pazar günkü saldırının İran'ın roket saldırılarına misilleme olduğunu, dünkü saldırının ise Nablus yakınlarında bir trafik kazasında bir yerleşimcinin öldürülmesine misilleme olduğunu iddia etti.

Yerleşimcilerin her iki saldırısı da özel platformlar üzerinden yapılan çağrıların ardından gerçekleşti. Filistinliler de özel gruplar aracılığıyla, büyük savaşın gölgesinde Batı Şeria'da bir tür başka savaşın başladığı izlenimi veren bu durum karşısında dikkatli olunması ve yerleşimcilere karşı koyulması yönünde çağrılar ve uyarılar yayınladı.

fvfdv
İşgal altındaki Batı Şeria'nın Havara beldesinde silahlı İsrailli yerleşimciler ve askerler (Arşiv - AFP)

Yahudi yerleşimciler, saldırıları sırasında intikam sloganları attılar ve saldırdıkları yerlere intikam sloganları yazdılar.

Cumartesi günü Batı Şeria'nın kuzeyindeki Hermeş yerleşim birimi yakınlarında meydana gelen bir trafik kazası sonucu bir İsrailli yerleşimci hayatını kaybetti. İsrail polisi ve ordusu, olayın kaza mı yoksa Filistinliler tarafından gerçekleştirilen bir saldırı mı olduğunu belirlemek için soruşturma başlattıklarını açıkladı.

İsrail polisine teslim olan Filistinli, bunun bir trafik kazası olduğunu ısrarla savundu. Ancak İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve diğer yerleşimci aktivistler, resmî sonuçları beklemeden olayı cinayet ve saldırı olarak nitelendirdiler, bu da yerleşimcileri kışkırttı.

Smotrich, yerleşimcinin cenazesi sırasında yaptığı konuşmada, Filistin Yönetimi'ni ‘devirmek’ ve Batı Şeria'da tam bir İsrail kontrolü sağlamak için çalışacağına söz verdi. Smotrich, yerleşimcilere cenaze töreninin ardından intikam eylemleri gerçekleştirmeye çağırdı.

vdfv
Pazar günü Cenin'in güneyindeki Batı Şeria'daki el-Fandakumiye köyünde, İsrailli yerleşimcilerin saldırısının ardından hasar gören bir evi inceleyen Filistinliler (EPA)

Saldırılar, İsrail ordusunun yerleşimcilerin saldırılarının güvenliği etkileyebileceği gerekçesiyle Batı Şeria'ya bir piyade taburu gönderme kararı almasının ardından gerçekleşti.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, savaş sırasında artan milliyetçi suç olaylarını kınayarak, bunlara karşı mücadele etme söz verdi.

Son saldırılar, 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'daki yerleşimciler tarafından başlatılan tırmanışın bir uzantısı ve bu saldırılar, İran'a karşı devam eden savaşla birlikte arttı. Savaşın başlangıcından bu yana Batı Şeria'daki yerleşimciler, dünyanın büyük çatışmaya odaklanmış olmasını fırsat bilerek 8 Filistinliyi öldürdü.

Öte yandan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün, İsrail’in yerleşim birimlerini genişletmesi, toprak ilhakı, artan yerleşimci terörü ve Filistin’in mahsup fonlarının dondurulması gibi politikalarının sonucu olarak Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki durumun ciddiyetine dikkati çekti.

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyna, yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden savaşın yanı sıra Batı Şeria’daki yerleşimcilerin işlediği cinayet, kundaklama ve yıkım saldırıları ne çatışmanın özünü değiştirecek ne de kimseye meşruiyet kazandıracak. Çünkü işgal devam ettiği sürece bölgede ve dünyada güvenlik ve istikrar sağlanamayacak” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu’nun yaşadığı kriz ve savaşların tek çözümünün, Filistin meselesinin uluslararası meşru kararlar, Arap Barış Girişimi ve uluslararası hukuka uygun olarak adil bir şekilde çözülmesi olduğunu belirten Rudeyna, “Her ne kadar uzun, karmaşık ve kanlı bir süreç olsa da, dünyayı savaşların getireceği daha fazla felaketten kurtarmanın tek yolu budur” dedi.