Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yunanistan'a karşı ülkemizin menfaatlerini tüm imkanları kullanarak savunmaktan geri kalmayız

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yunanistan'a karşı gerektiğinde ülkemizin hak ve menfaatlerini elimizdeki tüm imkanları kullanarak savunmaktan geri kalmayız." dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yunanistan'a karşı ülkemizin menfaatlerini tüm imkanları kullanarak savunmaktan geri kalmayız

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendi.
Erdoğan, son Kabine Toplantısı'ndan bu yana geçen üç haftalık sürede, ülke ve millet için eser ve hizmet üretmeye devam ettiklerini belirtti.
Yeni eğitim öğretim yılı açılışını, İstanbul Sancaktepe'de öğretmenler, öğrenciler ve velililerle gerçekleştirdiklerini dile getiren Erdoğan, bu vesileyle eğitimde 20 yılda ülkeye kazandırdıkları hizmetleri tekrar hatırlama imkanı bulduklarını söyledi.
Bugünün ve geleceğin dünyasına dair kısa bir ufuk turu yaptıkları gençlerle "oku, düşün, uygula, neticelendir" prensiplerini bir kez daha paylaştıklarını ifade eden Erdoğan, öğretmen atamalarından derslik sayısına, altyapıdan teknolojiye kadar eğitimdeki önceliklerinin neticelerini görmekten büyük memnuniyet duyduğunu kaydetti.
İlk Evim İlk İşyerim Projesi'nde temel 25 Ekim'de atılacak
Türkiye'nin 81 ilinde ve ilçelerinde vatandaşları ev sahibi yapmak için yürüttükleri konut projelerini yeni bir kampanyayla taçlandırma müjdesinin ayrıntılarını 13 Eylül'de kamuoyuna açıkladıklarını hatırlatan Erdoğan, "Adını, 'İlk Evim İlk İşyerim' olarak koyduğumuz bu kampanya, toplamda 500 bin sosyal konutu, 250 bin konut arsasını ve 50 bin iş yerini kapsıyor. Kampanyanın ilk etabında 250 bin konutu, 100 bin konut arsasını ve 10 bin iş yerini 2 yıl içinde bitirerek hak sahiplerine teslim etmeyi planlıyoruz. Talep toplama süreci önümüzdeki ay sonuna kadar devam edecek projenin, 5 bin konutluk ilk diliminin temelini 25 Ekim'de atıyoruz." dedi.
Başvuru sayısı şimdiden 5 milyona dayanan kampanyanın, Türkiye'nin bugüne kadar yapılmış en büyük sosyal konut atılımı olacağına dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Geçtiğimiz 20 yılda 1 milyon 170 bin konutu inşa etmiş bir hükümet olarak 2 yıl içinde 250 bin sosyal konutu tamamlayacak, ardından da süratle bunu 500 bine çıkartacak bu projeyi söz verdiğimiz şekilde hayata geçirmekte kararlıyız. Milletimiz sosyal konut kampanyamıza çok büyük bir teveccüh göstermiştir. Gençlerimize, emeklilerimize, engellilerimize, şehit yakını ve gazilerimize özel kontenjanlar ayırdığımız 'İlk Evim İlk İşyerim' kampanyasının bir kez daha ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum."
AK Parti hükümetiyle eser ve hizmette yarışamayanların yalan, yanlış ve iftira üzerine kurdukları hezeyanlarıyla ilk günden itibaren kampanyayı karalamaya çalışmalarını üzüntüyle takip ettiklerini dile getiren Erdoğan, "Hep söylediğimiz gibi biz 20 yıldır eser ve hizmette yarışacağımız bir muhalefetin özlemini çektik. Görünüşe göre uzunca bir süre daha aynı arayışı sürdüreceğiz." dedi.
"Türkiye'nin yükseköğrenim yurdu kapasitesi, Avrupa ülkelerinin çoğunun toplamından daha fazladır"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversitelerin açılmaya başlamasıyla öğrencilerin yurt taleplerini karşılayacak yeni adımları da devreye alacaklarını, yurt kapasitesini 182 bin yataktan 850 bin yatağa çıkartarak hiçbir gencin barınma sorunu yüzünden eğitiminden mahrum kalmamasını sağlamanın gayreti içinde olduklarını vurguladı.
Geçmişte, başvuran öğrencilerin çok cüzi bir kısmı yurda yerleştirilebilirken bunu yüzde 90'lar seviyesine çıkardıklarını aktaran Erdoğan, bu anlayışla 14 Eylül'de 105 yeni yurt binasının daha açılışını yaptıklarını hatırlattı.
Artan kapasite sayesinde ilk yerleştirmede dahi yüzde 80'lik bir talep karşılama oranını yakaladıklarını belirten Erdoğan, "İnşallah bu oran, zamanla daha da artacaktır. Bugün, Türkiye'nin yükseköğrenim yurdu kapasitesi, Avrupa ülkelerinin çoğunun toplamından daha fazladır. Dolayısıyla öğrencilerimizin barınma sorunlarını siyasi istismar aracı haline getirmek isteyenlerin dünyadan da Türkiye'den de haberleri olmadığı açıktır." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı şekilde kredi ve kurs konusunda da Türkiye'nin, dünyanın en ileri sosyal devlet uygulamasına sahip ülke olduğunu, başvuran her öğrencinin kredi, şartları tutan her öğrencinin burs alabildiğini kaydetti.
"Amacımız yurtlarımızda kaliteli ve doyurucu yemek sunmaya devam etmek"
Erdoğan, müjdesini daha önce paylaştığı kredi ödemelerinin sadece anapara üzerinden yapılabilmesine ve geçmişteki ilave borçların silinmesine ilişkin düzenlemenin, ekim ayında Meclis gündemine de geleceğini belirtti.
Geçmişte her eğitim öğretim yılı açılışında gerginlik sebebi olan üniversite harçlarını da kendilerinin kaldırdığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bu vesileyle üniversite öğrencilerimize bir de müjde vermek istiyoruz. Ek yerleştirmelerin devam ettiği ve fiyatlarını değiştirmediğimiz yükseköğrenim yurtlarımızda kalan öğrencilerimize vermiş olduğumuz beslenme yardımını günlük 25 liradan 60 liraya çıkartıyoruz. Böylece beslenme yardımını 2,5 katlık bir artışla aylık 1800 liraya yükseltiyoruz. Amacımız üniversite öğrencilerimize, yurtlarımızda kaliteli ve doyurucu yemek sunmaya devam etmektir. Yeni beslenme yardımı rakamının gençlerimize hayırlı olmasını diliyorum."
"Gençlerimize güvenmeye, onları her alanda desteklemeye devam ediyoruz"
Geçen hafta sonu Sakarya'da önce toplu açılış töreni vesilesiyle vatandaşlarla, ardından da seçimlerde ilk defa oy kullanacak gençlerle bir araya geldiklerini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Özellikle gençlerimizle gerçekleştirdiğimiz buluşmada, onların haklarına, özgürlüklerine, geleceklerine sahip çıkma iradelerini 2023'te sandıkta gösterme konusundaki kararlılıklarını görmekten memnuniyet duyduk. Birileri sabah akşam evlatlarımıza sadece umutsuzluk aşılarken, biz istikbalimizin teminatı olarak gördüğümüz gençlerimize güvenmeye, onları her alanda desteklemeye devam ediyoruz."
Pazar günü, İstanbul Ticaret Odasının 140'ıncı kuruluş yıl dönümü ödül töreninde iş dünyasıyla bir araya geldiklerini dile getiren Erdoğan, bu toplantıda hem İstanbul Ticaret Odasının ve Oda Başkanı Şekib Avdagiç'in çalışmalarını değerlendirme hem de ekonomi programlarını tekrar ele alma fırsatı bulduklarını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Uluslararası kuruluşlar, küresel ekonominin ve gelişmiş ülkelerin büyüme beklentilerini sürekli aşağı yönlü revize ederken Türkiye'nin büyüme oranını ise tam tersine sürekli yükseltiyor. Sadece bu bile ülkemizin potansiyelinin ve gücünün büyüklüğünü göstermeye yeterli bir işarettir." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna'dan şu ana kadar 5 milyon tonun üzerinde tahıl sevkiyatı gerçekleştirildiğini açıkladı.
Erdoğan, "Özellikle tahıl koridorunun açılmasıyla yakalanan diplomatik başarının esir takasıyla devam ettirilmesi, ülkemiz adına gurur verici bir gelişme olmuştur." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Komşumuz Yunanistan'ın her tarafı buram buram tahrik ve provokasyon kokan politikalarını ibretle takip ediyoruz. Yunan siyasetçileri kışkırtarak üzerimize salanların asıl niyetlerinin, büyük ve güçlü Türkiye'nin inşası programımızı engellemek olduğunu biliyoruz. Yunanistan'ın dört bir yanına yapılan işgal görünümlü yabancı askeri yığınaklar bizi değil asıl Yunan halkını rahatsız etmelidir. Ne o askeri yığınaklar ne o siyasi ve ekonomik destekler Yunanistan'ı bizim seviyemize çıkarmaya yetmez ama Yunanistan'ı batağa sürüklemeye kafi gelir. Yunanistan'a karşı gerektiğinde ülkemizin hak ve menfaatlerini elimizdeki tüm imkanları kullanarak savunmaktan geri kalmayız. (Yunanistan'ın kışkırtmaları) Bu, hem Yunan siyasetçiler, Yunan devleti, Yunan halkı hem de onları kukla gibi kullananlar bakımından tehlikeli bir oyundur."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sadece bu ayın 22 gününde Osmangazi Köprüsü'nü günde ortalama 51 bin araç kullandı. Araç garanti oranı yüzde 116'ya, garanti rakamının üstüne çıkmış durumda. Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nde günlük araç geçiş ortalaması 113 binin üzerine çıktı." dedi.
Erdoğan, şunları belirtti:
"Ülkemizin dünyadaki en prestijli markalarından biri haline gelen İstanbul Havalimanı bu ayın 22 gününde 30 bin 970 uçuşla 5 milyondan fazla yolcuyu ağırladı. Avrupa'dakiler başta olmak üzere dünya havacılığı çok ciddi sorunlarla boğuşurken, hamdolsun bizim havalimanlarımız rekordan rekora koşuyor."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "(Çiftçilerin elektrik faturaları) Aylık yerine, hasat sonunda ürünler satılıp gelir elde edildiğinde ödenebilecek. (Çiftçilerin elektrik faturaları) Ziraat Bankası, açacağı faizsiz kredinin tahsilini hasat dönemi sonunda yapacak, maliyetinin bedelini hazineden alacak. Çiftçilerimiz, geçmiş dönem elektrik borçlarını, 5 yıla varan vade ve faizsiz geri ödeme imkanıyla kapatabilecek." diye konuştu.
Erdoğan, "Bu dönemde 3 milyar liralık doğal gaz desteği vererek vatandaşlarımızı karda kışta sıcak bir yuvanın huzuruna kavuşturmakta kararlıyız. Türkiye Aile Destek Programımızın kapsamını genişletiyoruz, bütçesini de 25 milyar lira ilaveyle 40 milyar liraya yükseltiyoruz." ifadelerini kullandı.



Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma


‘Orta güçler’, dünyayı kurtaracak bir ‘üçüncü dev’ haline gelmeyi başarabilecek mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
TT

‘Orta güçler’, dünyayı kurtaracak bir ‘üçüncü dev’ haline gelmeyi başarabilecek mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)

Antoine el-Hac

1945’ten bu yana ilk kez ABD, Çin ve Rusya; uluslararası hukuktan çok çıplak güce dayanan otoriter bir egemenlik anlayışı etrafında birbirine yaklaşıyor. Ancak tarih, dünyanın rakip bloklara bölünmesinin istikrardan çok çatışmaya yol açtığını gösteriyor.

Dünya genelinde süren savaşlar ve krizlerin ortasında en kötü senaryolara ilişkin kaygılar giderek artıyor. Özellikle nükleer silahlar üzerinde gerçek bir denetimin bulunmaması ve insanlara bir felaketin yaşanmayacağına dair güven verecek açık bir rasyonelliğin görülmemesi endişeleri derinleştiriyor.

Küresel düzenin köklü bir değişim sürecine girdiği ve hatta mevcut sistemin sona ererek henüz biçimi ve içeriği bilinmeyen yeni bir düzenin doğabileceği kabul edilirken; Birleşmiş Milletler’in (BM) çökmekte olan sistemi yönetme, koruma ve sorunlarını giderme konusunda başarısız olduğu yönündeki değerlendirmeler de artıyor. Buna ek olarak, kültür, yaklaşım ve çıkar farklılıkları nedeniyle ABD ile Çin arasında bir uzlaşıya varılma ihtimalinin giderek zayıfladığı belirtiliyor. Bu tablo, dünyada yeniden çok taraflı bir düzenin kurulmasını sağlayabilecek ve anlaşma ile iş birliğini çatışmaları önleyen sağlam bir temel hâline getirebilecek aktörlerin kim olacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Küresel düzeyde yaşanan bu kritik belirsizlik anında, farklı kıtalarda bulunan orta büyüklükteki ve dengeci ülkelerin deneyim ve vizyonlarıyla uluslararası sistemi yeniden istikrara kavuşturabilecek potansiyele sahip olduğu görüşü dile getiriliyor. Uzmanlara göre bu güçler, küresel istikrarın sağlanması ve sınır aşan sorunların yönetilmesinde etkili bir rol üstlenmeye aday görünüyor.

Çin Donanması’nın kuruluş yıldönümü kutlamaları sırasında, Shandong eyaletinin Qingdao kentinde bayrak sallayan Çin Donanması askerleri ve gemi savar füzelerinin maketleri görülüyor. (Arşiv – Reuters)Çin Donanması’nın kuruluş yıldönümü kutlamaları sırasında, Shandong eyaletinin Qingdao kentinde bayrak sallayan Çin Donanması askerleri ve gemi savar füzelerinin maketleri görülüyor. (Arşiv – Reuters)

Görevin büyük olduğu ve içerdiği zorlukların çokluğu konusunda kuşku yok. İş birliğine dayanan çok taraflı bir dünya düzeninin gelişmesi zaman gerektiriyor ve küresel ekonominin iki devi tarafından kaçınılmaz olarak ortaya çıkarılacak engellerin aşılmasını da zorunlu kılıyor. Buna ilave olarak, orta büyüklükteki güçlerin kendi aralarındaki uyumsuzluk gerçeğini de aşmaları gerekiyor. Bu uyumsuzluk birçok durum ve aşamada açık bir çekişmeye kadar varabiliyor. Bunun bir örneği, Brexit olarak bilinen ve uzun bir ‘dramatik’ sürecin ardından Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasıyla sonuçlanan gelişmeydi.

Tanım, tasnif ve Giovanni Botero

Tanım olarak orta güçler, uluslararası ilişkilerde önemli rol oynayan ve belirli bir etki gücüne sahip olan, ancak büyük güç statüsünde olmayan devletlerdir. Bu ülkeler güçlü ekonomiler, ileri teknolojiler ve diplomatik nüfuz gibi belirli kapasitelere sahiptir. Bu özellikler, onların küresel meselelerde etkili olmasına; büyük güçler arasında iletişim köprüleri kurmasına, çatışmalarda arabuluculuk yapmasına ve salgınlar, iklim değişikliği ve ekonomik krizler gibi acil konularda iş birliğini teşvik etmesine imkân tanır.

Gerçekte bu devlet sınıflandırması yeni değildir. İtalyan düşünür Giovanni Botero (1544-1617), devletleri küçük, orta ve büyük olarak sınıflandıran ilk isimlerden biri kabul edilir. Bilindiği gibi devletler dinamik yapılardır; küçük bir devlet zamanla büyüyerek orta ya da büyük bir güce dönüşebilir, bunun tersi de mümkündür. Söz konusu terim özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygınlık kazandı. Bu yaygınlaşmada, yeni kurulan BM ve diğer çok taraflı kurumlar içinde ülkelerinin rolünü tanımlamaya çalışan Avustralyalı ve Kanadalı diplomat ile akademisyenlerin katkısı oldu. Nitekim Avustralya Dışişleri Bakanı Herbert Vere Evatt, San Francisco’da BM’nin kuruluşu sırasında bu kavramı kullanarak, ‘kaynakları ve coğrafi konumları sayesinde dünyanın farklı bölgelerinde güvenliğin korunmasında önemli rol oynayacak devletlere’ işaret etmişti.

Kaliforniya açıklarında bir ABD denizaltısından Trident füzesinin fırlatılması denemesi (Arşiv – Reuters)Kaliforniya açıklarında bir ABD denizaltısından Trident füzesinin fırlatılması denemesi (Arşiv – Reuters)

Eski Avustralya Dışişleri Bakanı Gareth Evans (1988-1996), orta güçlerin tanımının çoğu zaman ‘olumsuzlama formülü’ ile daha kolay yapılabileceğini söylüyor. Buna göre bu ülkeler, iradelerini küresel hatta bölgesel düzeyde dayatabilecek büyük güçler değildir. Ancak küçük devletlerin aksine, diplomatik kapasite ve diğer imkânlar açısından belirli alanlarda etkilerini hissettirebilecek yeterli güce sahiptirler. Ayrıca küresel politikaların geliştirilmesinde yaratıcı liderlik ve yenilikçi girişimleri destekleme konusunda güvenilir bir geçmişe sahip oldukları belirtilir. Bu ülkeler uluslararası sistemin temel kurallarını koyan aktörler olmasalar da bu kuralları sorgulamadan uygulayan pasif devletler de değildir.

Bugünün dünyasında, özellikle ABD ile Çin’in belirgin ağırlık taşıdığı uluslararası düzende, bu sınıflandırma teorik olarak G20 üyelerinin büyük bölümünü kapsayabilir. Kapasite ve imkânlar arasında farklılıklar bulunsa da bu durum söz konusu ülkelerin iş birliği yaparak birbirini tamamlaması ve olumlu etki alanlarını genişletmesi açısından önemli görülüyor. G20’nin diğer üyeleri arasında Rusya, Arjantin, Endonezya, Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, Avustralya, Fransa, İtalya, Brezilya, Almanya, Japonya, Güney Afrika, Kanada, Hindistan, Meksika ve Güney Kore yer alıyor. Bu ülkelerin sayısı 17’dir; çünkü 18’inci üye olarak AB bulunmaktadır. 2023 yılında ise Afrika Birliği (AfB) de daimi üye olarak katılmış, böylece fiilî üye sayısı 21’e yükselmiştir; ancak grubun adı yine G20 olarak kalmıştır.

Elbette bu grup içinde geçmişte büyük güç statüsüne sahip olmuş ve halen BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı bulunan ülkeler de vardır; bunlar Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’dır. Ayrıca uluslararası sistemde daha üst bir konuma yükselmeyi hedefleyen ülkeler de bulunur ve bunların başında Hindistan gelir. Bununla birlikte mevcut tablo, ekonomik büyüklükleri (sırasıyla yaklaşık 30,6 trilyon ve 20 trilyon dolar) nedeniyle ABD ile Çin’i özel bir kategoriye yerleştirmeye devam ediyor.

 Kanada Başbakanı Mark Carney, Norveç ziyareti sırasında konuşuyor. (AFP)Kanada Başbakanı Mark Carney, Norveç ziyareti sırasında konuşuyor. (AFP)

Pragmatizm, görevi ortadan kaldırmaz

Orta güçlerin kendi çıkarları, hedefleri, ittifakları ve saflaşmaları olduğu gerçeği kabul edilmelidir. Bu onların doğal hakkıdır. Ancak aynı zamanda mevcut durumun zorlu olduğunun da farkındadırlar ve yakın gelecekte ufukta beliren fırtınaların her şeyi sürükleyip götürmesinden duyulan endişe, bu gerçekliği değiştirmek için gerekli adımların atılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle pragmatik olan, bu güçlerin dünyanın farklı bölgelerinde istikrarsızlık yaratma yarışına girmek yerine sorunları ve krizleri çözmek için çalışması ve uluslararası sistemi yeniden akılcılık ile iş birliği çizgisine döndürmesidir.

Bu ülkelerin birlikte hareket etmesi ise etkilerini artırmanın en iyi yolu olarak görülüyor. Nitekim 2008 yılında G20 içinde temsil düzeyinin devlet ve hükümet başkanları seviyesine yükseltilmesiyle bu yönde bir adım atılmıştı. Ancak dünya genelinde kuzey-güney ve doğu-batı eksenlerinde ortaya çıkan dikey ve yatay bölünmeler, daha istikrarlı bir uluslararası düzen kurulmasına yönelik umutları zayıflattı.

Bugün ise orta güçlerin dayanışması için yeni bir fırsatın doğduğu ifade ediliyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri, ABD’nin müttefiklerinin artık Washington’u kolektif güvenliğin, serbest ticaretin ve hukukun üstünlüğünün başlıca savunucusu olarak eskisi kadar görmemesi. Öte yandan Çin’in ekonomik ve siyasi yükselişi de refahı giderek ‘sarı dev’ olarak nitelendirilen bu ülkeye bağlı hâle gelen birçok devlette endişe yaratıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney de ‘orta güçlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini’ söyleyerek bu gerçeğe dikkat çekti. Ekonomi ve finans alanındaki deneyimiyle tanınan Carney, küresel gerçekliği değerlendirme konusunda yetkin isimlerden biri olarak görülüyor. Nitekim kendisi, 1694 yılında kurulan Bank of England’ın başkanlığına 2013 yılında atanarak, İngiliz Milletler Topluluğu üyesi ülkelerden olup da Birleşik Krallık dışından gelen ilk kişi olmuş ve bu görevi 2018 yılına kadar sürdürmüştü.

 23 Kasım 2025’te Johannesburg’da düzenlenen G20 zirvesindeki liderlerin genel kurul toplantısından (Reuters)23 Kasım 2025’te Johannesburg’da düzenlenen G20 zirvesindeki liderlerin genel kurul toplantısından (Reuters)

Avrupa’nın rolü

Tüm Avrupa ülkeleri, teorik olarak ‘dünya evinin’ düzenlenmesinde etkili rol oynayabilecek orta güçler olarak sınıflandırılabilir. Ancak bu ülkelerin çoğunun güvenliklerini sağlamak için ABD’ye, ekonomik motorlarını çalışır durumda tutmak için ise Çin’e bağımlı olması, onları gerekli yönde inisiyatif almaktan alıkoyuyor. Antoine el-Hac'ı Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre aynı durum Kanada, Avustralya, Japonya ve Güney Kore için de geçerli görülüyor. Ancak bu ülkelerin güvenlik kaygısı ve ekonomik endişe hücresi içinde kalmaya devam etmesi, onları daha da zayıflatacak ve dünyanın içinde bulunduğu belirsizlik ile istikrarsızlık durumunu derinleştirecektir. Bu tablo, ABD ile Çin’in karşıt hatlarda ilerleyen iki tren gibi hareket ettiği bir ortamda olası bir çarpışma riskinin arttığı yönündeki kaygıları güçlendiriyor.

Bu nedenle liderlerin, olumlu bir sarsıntı yaratacak cesareti göstermesi ve dünyanın üçüncü bir küresel savaştan kaçınabileceği yönünde umut doğuracak adımlar atması gerektiği ifade ediliyor. Böyle bir savaşın her açıdan yıkıcı olacağı belirtilirken, uluslararası sistemin kaos, şiddet ve yıkım dönemine sürüklenmemesi için ortak bir hedef belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor. Bunun ise ancak orta güçlerin iki büyük kutba karşı bir tür ‘başkaldırı’ göstermesi, yeni ittifaklar kurması ve değişim yaratabilecek iş birliği mekanizmaları oluşturmasıyla mümkün olabileceği değerlendiriliyor. Başka bir ifadeyle, dayanışma içindeki ülkelerden oluşan bir ‘üçüncü devin’ ortaya çıkması gerektiği savunuluyor.

Mark Carney bu endişeyi şu ifadeyle özetliyor: “Eğer masada yer almazsak, menüde yer alırız.”


Amsterdam'da bir Yahudi okulundaki patlama hasara yol açtı

Amsterdam (Reuters)
Amsterdam (Reuters)
TT

Amsterdam'da bir Yahudi okulundaki patlama hasara yol açtı

Amsterdam (Reuters)
Amsterdam (Reuters)

Amsterdam'da bir Yahudi okulunda bu sabah meydana gelen patlama hasara yol açtı. Şehrin belediye başkanı olayı "Yahudilere yönelik kasıtlı bir saldırı" olarak nitelendirdi. Reuters'ın haberine göre, Belediye Başkanı Femke Halsema yaptığı basın açıklamasında, Amsterdam'ın güney tarafındaki lüks bir yerleşim bölgesinde bulunan okulda meydana gelen patlamanın yalnızca küçük hasara neden olduğunu ve polis ile itfaiye ekiplerinin olay yerine hızla ulaştığını belirtti. Herhangi bir yaralanma bildirilmedi.

Hollanda'da yetkililer, dün Rotterdam'ın merkezindeki bir sinagoga düzenlenen kundaklama saldırısının ardından başkentteki sinagoglar ve Yahudi kurumlarında güvenlik önlemlerini sıkılaştırdı. Komşu Belçika'da ise pazartesi günü Liège'deki bir sinagogda patlama sonucu yangın çıktı. Halsema, "Bu, Yahudi topluluğuna karşı korkakça bir saldırı eylemidir" diyerek, "Amsterdam'daki Yahudiler artan antisemitizmle karşı karşıya. Bu kabul edilemez" ifadelerini kullandı.

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından dünya genelinde Yahudilere yönelik saldırı korkuları arttı.