Koronavirüs ölümleriyle bağlantı ortak genetik varyant

Koronavirüs ölümleriyle bağlantı ortak genetik varyant
TT

Koronavirüs ölümleriyle bağlantı ortak genetik varyant

Koronavirüs ölümleriyle bağlantı ortak genetik varyant

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19)ile ilişkili en yaygın gizemler arasında bazılarında hafif grip benzeri semptomlarına neden olması, bazılarında ise ölümle sonuçlanan ciddi hastalığa dönüşmesi yer alıyor. Nature dergisi son sayısında yayınlanan yeni bir araştırma makalesinde bu gizem genetik temeller izlenerek çözülmeye çalışıldı.
Rockefeller Üniversitesi'nden araştırmacılar, fareler üzerinde yürüttükleri analizler sırasında, daha önce Alzheimer hastalığı ile ilişkilendirilen genetik varyantlara sahip farelerin, koronavirüs hastalığına neden olan virüse yakalanmalarıyla ölüm riskinin daha fazla olduğunu gördü.
Bu sonuç, aynı genetik varyantlara sahip hastaların salgın boyunca ölme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koyan retrospektif bir analizle de tutarlı olarak değerlendirildi. Dünya nüfusunun yüzde 3'ü söz konusu genetik varyantlara sahip olduğundan bu durumun yüz milyonlarca kişiyi etkileyebileceği ifade ediliyor.
Rockefeller Üniversitesi'nden çalışmanın baş araştırmacısı Profesör Sohail Tavazoie 21 Eylül’de üniversitenin resmi internet sitesinde yayınlanan bir raporda şunları söyledi:
“Yaş, cinsiyet ve diyabet gibi bazı hastalıkların koronavirüs ile enfekte olduğunda olumsuz sonuç riskini artırdığı açık. Ancak Kovid 19 ölümleriyle ilişkili bu kadar yaygın bir genetik varyantı ilk kez görüyoruz.”
Tavazoie’in laboratuvarı daha önceki çalışmalarda melanomun yayılmasını önleyen ve anti-tümör bağışıklık tepkilerini düzenleyen ‘APOE’ adlı bir gen üzerinde çalıştı. Tavazoie ve araştırma ekibi, çeşitli formlarına daha yakından bakmaya başladı.
Tavazoie ve ekibi, çoğu insanın APOE3 adlı bir formu olduğunu buldu. Ancak nüfusun yüzde 40'ı APOE2 veya APOE4 varyantının en az bir kopyasını taşıyor. APOE2 veya APOE4'lü bireyler, bir veya iki amino asitteki farkın bir sonucu olarak, APOE3 varyantının taşıyıcıları tarafından üretilen proteinden farklı proteinler üretiyor.
Şarku’l Avsat’In edindiği bilgilere göre amino asitteki bu fark, APOE4'lü bireylerin Alzheimer hastalığı ve ateroskleroz geliştirme olasılığını artırıyor. Ekip ayrıca, APOE2 varyantına ek olarak bu varyantın taşıyıcılarının cilt kanseri geliştirme riskinin daha yüksek olduğunu buldu.
Tavazoei salgın ilerledikçe APOE gen varyantlarının koronavirüs sonuçlarını da etkileyip etkilemediğini sorgulamaya başladı.
Sohail Tavazoie açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Daha önce bulaşıcı olmayan hastalıklara baktık. Peki ya APOE varyantları insanları yeni koronavirüs gibi bulaşıcı bir virüse karşı duyarlı hale getirirse bu durum virüse karşı farklı bağışıklık tepkilerine neden olabilir mi?”
Bunu öğrenmek için araştırma ekibi deney fareleri kullandı. APOE4 ve APOE2 varyantlarına sahip farelerin, daha yaygın APOE3 varyantına sahip farelere göre ölme olasılığının daha yüksek olduğunu buldu.
Araştırmanın ortak yazarı Benjamin Ostendorf’un duruma dair açıklaması şöyle oldu:
“Sonuçlar şaşırtıcıydı. APOE genindeki sadece bir veya iki amino asitteki farklılık, Kovid-19 hastalığı gösteren farelerin hayatta kalmasında önemli farklılıklara neden olmak için yeterliydi.”
Araştırmada, APOE2 ve APOE4 gen varyantları ile enfekte olmuş fareler, akciğerlerinde çoğalan daha fazla virüse ve daha fazla iltihaplanma ve doku hasarı belirtisi gösterdiler.
Araştırmacılar, APOE3 varyantının hücreye giren virüs miktarını azalttığını, diğer varyantlara sahip hayvanların virüse karşı daha az etkili bağışıklık tepkilerine sahip olduğunu buldu.
Ostendorf şu açıklamada bulundu:
“Bu sonuçlar, APOE geninin genetik yapısının, bağışıklık tepkisini modüle ederek ve virüsün hücrelere bulaşmasını önleyerek koronavirüs sonucunu iki şekilde etkilediğini gösteriyor.”
Bu sonuçlardan sonra araştırma ekibi laboratuvarda insanlar üzerinde çalışmalara geçti. Birleşik Krallık Biobank'ta 13 bin  hasta üzerinde yapılan bir analize araştırmacılar, APOE4 veya APOE2 kopyası olan kişilerin APOE3 olanlara göre koronavirüs hastalığından ölme olasılığının daha yüksek olduğunu buldu.
Deneye katılanların yaklaşık yüzde 3'ü dünya çapında tahmini 230 milyon insanı temsil eden iki APOE2 veya APOE4 kopyasını taşıyordu.
Tavazoei ayrıca çalışmaya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sonuçları doğrulamak için başka çalışmalar da yapılmalı. Böylece klinisyenler, APOE4 ve APOE2 genetik varyantlarına sahip olanlara aşılar, güçlendiriciler ve antiviral tedaviler için öncelik verilmesini önerebilir.”



Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
TT

Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)

Yeni bir araştırma, bitter çikolata, yeşil ve siyah çay ile böğürtlen gibi bazı acı tatlı gıdaların ve içeceklerin, egzersiz yaparken görülen beyin aktivasyonuna benzer şekilde beyni uyarabileceğini ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, Japonya’dan araştırmacılar tarafından yapılan çalışma, bu yiyeceklerde bulunan flavanol adlı bitkisel bileşiklerin beynin uyarılmasını yalnızca kana karışarak değil, acı tatla ilişkili duyusal tepki aracılığıyla da tetikleyebileceğini gösterdi.

Çalışmada fareler üzerinde yapılan deneylerde, tek bir flavanol dozu, farelerin doğal hareketliliğini artırdı ve hafıza testlerinde performanslarını iyileştirdi. Bulgular, Current Research in Food Science (CRFS) dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar ayrıca dikkati, uyanıklığı ve stres düzenlemesini kontrol eden beyin bölgelerinin hızlı şekilde aktive olduğunu gözlemledi.

İnsanların tükettiği flavanollerin yalnızca çok küçük bir kısmı kana geçtiği için, etkilerin büyük olasılıkla duyusal sinirler aracılığıyla beyin ve kalbi etkilediği düşünülüyor.

Araştırmacılar, bu yaklaşımı ‘duyusal beslenme’ olarak adlandırılan yeni bir alanın parçası olarak değerlendiriyor. Bu fikir, yiyeceklerin tadı ve beraberindeki fiziksel hislerin biyolojik işlevleri doğrudan düzenleyebileceğini öne sürüyor.

Bu etki, hafif egzersiz sırasında yaşanan uyarılmaya benziyor; kısa süreli sempatik sinir sistemi aktivasyonu, bazen ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak tanımlanıyor ve kısa vadeli stres, odaklanma ve uyanıklığı artırabiliyor.

Japonya’daki Shibaura Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Naomi Osakabe, çalışmaya katıldığını belirterek, “Bu deneyin en önemli bulgusu, flavanol açısından zengin acı yiyeceklerin uyarımının ilk kez merkezi sinir sistemine nasıl iletildiğini göstermesi. Bu uyarım, kısa süreli hafızayı geliştiren bir stres tepkisi oluşturuyor ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.

Osakabe, flavanolün beyin aktivitesini artırıcı etkisinin çok düşük bir dozda bile ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Araştırma fareler üzerinde yapıldı ve kullanılan yiyecekler, birbirleriyle etkileşime girebilecek birçok bileşiğin karışımıydı.

Araştırmacılar, farelerde gözlemlenen etkilerin insanlarda da geçerli olup olmadığını belirlemek için daha geniş kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.


Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
TT

Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)

Uluslararası bir araştırma ekibi, cilt kanserinin büyümesini neyin tetiklediğini ve tümörlerin bağışıklık sisteminin savunmasını nasıl atlattığını anlamada çığır açıcı bir adım attı.

New York, Meksika ve Brezilya'dan bir ekip, ABD'deki 200'den fazla melanom hastasının tümörlerini analiz ederek gen aktivitesini düzenlemeye yardımcı olan bir molekülün ("HOXD13" diye bilinen kilit bir protein) melanom tümör hücrelerini besleyen ve onlara oksijen ve besin maddeleri pompalayan kan damarlarının büyümesinde kritik rol oynadığını keşfetti.

Ayrıca sitotoksik "T hücreleri" diye bilinen kanser öldürücü beyaz kan hücrelerinin kan dolaşımındaki seviyelerinin, HOXD13 proteininin aktivitesinin yükseldiği melanom hastalarında daha düşük olduğunu ve bu hastaların T hücrelerinin tümörlere girme yeteneğinin azaldığını buldular.

Ancak araştırmacılar, HOXD13 proteininin aktivitesini baskılayınca tümörlerin küçüldüğünü gözlemledi.

Bu, en ölümcül cilt kanseri türü olan melanomla yaşayan 1 milyondan fazla Amerikalı için iyi haber.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl ABD'de melanomla bağlantılı 8 bin 500'den fazla ölüm ve 112 bin yeni vaka bekleniyor.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi ve Perlmutter Kanser Merkezi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Pietro Berico yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Çalışmamız, HOXD13 transkripsiyon faktörünün melanom büyümesinde güçlü bir tetikleyici olduğunu ve hastalıkla savaşmak için gereken T hücresi aktivitesini bastırdığını gösteren yeni kanıtlar sunuyor.

Protein, tümörlerin çevresindeki alanı da değiştirerek bağışıklık sisteminin kanserle savaşma içgüdüsüne düşman hale getirdi ve kimyasal adenozin seviyelerini artıran CD73 proteini düzeylerini yükseltti.

Adenozin tümörler için bir kalkan görevi görerek T hücrelerinin geçmesini engelliyor.

Araştırmacılar HOXD13'ü kapattıklarında, tümörlere giren T hücrelerinde artış yaşandı.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Dr. Eva Hernando-Monge'ye göre bulgular, HOXD13'ün neden olduğu melanoma karşı yeni tedavi yollarının önünü açıyor.

Bu süreçleri hedef alan ilaçların güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere ayrı klinik çalışmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar, deneylerin başarıya ulaşması halinde HOXD13 seviyeleri yüksek kişilerde melanom tedavisi için bu ilaçları kullanmayı planladıklarını belirtiyor.

Mevcut melanom tedavileri hastanın teşhisine bağlı olmakla birlikte, ameliyat, kemoterapi, radyasyon ve hücreleri bulup yok eden kanser ilaçları, yani immünoterapi gibi çeşitli yöntemler var.

Derneğe göre ilaçlar çoğu zaman ilk basamak tedavi olarak kullanılıyor ve tümörleri uzun süre küçültebiliyor.

Melanom, tüm cilt kanseri vakalarının sadece yüzde 1'ini oluştursa da Birleşik Devletler'deki cilt kanseri kaynaklı yıllık ölümlerin büyük çoğunluğuna yol açıyor.

Independent Türkçe


Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature