Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ve Tahran arasında arabuluculuk yapıyoruz, nükleer anlaşma tamamlandı

Suudi Arabistan önemli bir Körfez, Arap, bölgesel ve uluslararası rol oynuyor. İran’la diyaloğunu diplomatik düzeye taşımasını umuyoruz.

Irak Dışişleri Bakanı, röportaj verirken (Şarku’l Avsat)
Irak Dışişleri Bakanı, röportaj verirken (Şarku’l Avsat)
TT

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ve Tahran arasında arabuluculuk yapıyoruz, nükleer anlaşma tamamlandı

Irak Dışişleri Bakanı, röportaj verirken (Şarku’l Avsat)
Irak Dışişleri Bakanı, röportaj verirken (Şarku’l Avsat)

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Irak hükümetinin Türkiye ve İran’ın yanı sıra Körfez ülkeleri başta olmak üzere komşu ülkeler arasında ‘farklılıkları bir araya getirme ve diyalog ortamı yaratma’ konularında rol oynadığını açıkladı. Suudi Arabistan Krallığı’nın Körfez, bölgesel, Arap, İslami ve uluslararası düzeylerde ‘önemli bir rol oynadığını’ vurgulayan Hüseyin, İran ile ilişkileri düzelirse bu rolün ‘daha büyük ve daha güçlü olacağına’ inandığını dile getirdi. İki taraf arasındaki diyaloğun güvenlik düzeyinden diplomatik düzeye taşınmasını umut ettiğini de belirtti.
Bağdat’ın ABD ve İran arasında arabuluculuk rolü oynadığını söyleyen Iraklı Bakan, “Çünkü nükleer anlaşmaya geri dönmek için maddeler üzerinde anlaşmaya varan iki tarafa yardım etmemiz, Irak’ın lehinedir” diyerek, ‘anlaşma arasındaki bağlantı ve anlaşma dışındaki bazı sorunların çözümü’ ile ilgili konularda anlaşmazlığın devam ettiği vurguladı. Ancak Ukrayna savaşının etkilerine ve bir yanda ABD ile diğer yanda da Rusya ve Çin arasındaki gerginliklere değinen Hüseyin, ayrıntıya girmekten de kaçındı. Fuad Hüseyin, Ürdün, Irak, Mısır ve Yemen’in yanı sıra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Umman’ın da yer aldığı ‘6+4 grubunun’, İran’a karşı olmadığını, aksine grubun enerji güvenliğinin yanı sıra ekonomi ve güvenlik alanlarında bir ‘işbirliği grubu’ olduğunu vurguladı. Bakan, Irak ve Körfez arasındaki elektrik bağlantısının artık ileri bir aşamaya ulaştığına da dikkat çekti.
Irak Dışişleri Bakanı, New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 77. yıllık toplantısının oturum aralarında Şarku’l Avsat’a konuştu. İşte görüşmenin tamamı;

-Filistin meselesinden ve BM Genel Sekreterliği’ne ‘Filistin’in uluslararası örgüte tam üyeliğiyle, iki devletli çözüme ulaşmak için ciddi bir süreç başlatılması’ çağrısı yapan Devlet Başkanı Mahmud Abbas’tan başlayacağım. Bu adım konusunda bir Arap uzlaşısı mevcut mu?
Filistin’deki koşullardan ve Filistin meselesinin arka planından kaynaklanan Filistin liderliğinin konumu konusunda bir Arap uzlaşısı mevcut. Filistin davasını desteklemek için bir Arap uzlaşısı mevcut. Irak açısından bu, toplumsal bir meseledir, bireysel ve kolektif kültürün bir parçasıdır. Bu konu oldukça hassastır. Bu nedenle Irak parlamentosunda bir tasarı önerildi ve kabul edildi.

-Filistin sorunu BM’nin ortaya çıkmasıyla baş gösterdi. Ancak henüz uluslararası örgüt bir şey başaramadı. BM, güçsüz bir kurum mu, yoksa bir yerde başarılı olurken başka bir yerde başarılı değil mi?
Filistin meselesi, sadece BM koridorlarıyla ya da meseleyi orada gündeme getirmekle ilgili değil. Filistin meselesi, bölgedeki siyasi durumla ilgilidir. Güç dengesi kadar küresel boyutları da vardır. Başlangıçta Filistin meselesi, aslında BM koridorlarında gündeme getirildi. Hafızam bana ihanet etmiyorsa, 1947’de ‘iki devlet oluşturma’ konusu önerildi. İki devletli çözüm yeni bir öneri değil. BM’de çalışmaların başlangıcına kadar uzanıyor. Ancak daha sonra Arap ülkeleri bu konuya karşı çıktılar. Bununla birlikte Filistin meselesi, gerçek ve önemli bir meseledir. Ancak sorunu çözmek ve bu konuyu benimsemek Filistin liderliğinin kendisinin ayrıcalığıdır.
-Bu konudan İsrail ile ilişkilerde Arap ülkeleri arasında şu anda var olan çeşitli yollara geçeceğim. İsrail ile ilişkilere yaklaşımın, İsrail ile Filistinliler arasında bir çözüm bulma konusuna gerçekten yardımcı olabileceğine inananlar var. Filistinlilere haklarını vermeden çözüm olmadığını söyleyen diğer bir görüşe tamamen katılan başka Arap ülkeleri de var. Peki Irak nerede duruyor?
Irak, Arap ülkelerinin iradesine saygı duyuyor, çünkü bu karar egemen bir meseledir. Ancak Irak’ın net bir halk ve parlamento kararı var. Filistin davasını ve Filistin halkını destekliyoruz. Filistin halkının önerileri, Irak’ın dış politikasının temelini oluşturmaktadır. Filistin liderliği, Filistin halkından sorumludur. Ancak Irak halkının tutumuna ve Irak parlamentosunun konumuna dayanarak, hükümet bu konuda Irak yasalarına bağlıdır.

“FARKLILIKLARI DİYALOG YOLUYLA BİR ARAYA GETİRİYORUZ”

-Farklı, ama bağlantılı bir konuya geçiş yapıyorum. Zira Irak, şu anda çeşitli Arap ülkelerinin görüşlerini yakınlaştırma hususunda veya Arap ülkeleri ile diğer ülkeler arasında önemli bir rol oynuyor. Bu konuda veya diğer konularda tam olarak nerede durduğunuzu açıklar mısınız?
Nerede durduğumuzu sorarsanız, bu açık. Irak’ın tutumu bazen dış politikayla, bazen de Irak yasalarıyla ifade ediliyor. Bu konuda Irak yasalarını kabul ediyoruz. Farklılıkları bir araya getirmede ve çatışmalara girmek yerine diyaloğa yönelmede bölgede öncü rol oynuyoruz. Diyalog içerisindeyiz. Ama diyalog ortamı yaratmaktan bahsettiğimizde şartların da hazırlanması ve taraflar arasında karşılıklı bir tanıma olması gerekiyor. Komşu ülkelere odaklandık, çünkü Irak dış politikası komşulara öncelik veriyor.

-Dolayısıyla Irak’ın zorlu yıllarından sonra Arap kucağına dönmüş ve koşullarınızı yeniden düzenlemiş olabilirsiniz.
Irak’ın kucağındayız. Komşu ülkelere saygımla birlikte, ilişkilerimiz başkalarının kararlarından kaynaklanmıyor. Kararlarımız Irak’taki durumdan kaynaklanıyor. Ancak Körfez ülkeleri ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de dahil olmak üzere komşu ülkelerle güçlü ilişkiler kurduk. Ama aynı zamanda İran, Türkiye ve diğer ülkelerle de ilişkilerimiz güçlü. Dolayısıyla konu, Irak’ın kucağa geri dönüşü değildir. Irak coğrafi ve siyasi olarak mevcut Körfez ülkeleri arasında yer almaktadır. Ancak Irak’ta meydana gelen değişimlerin koşulları ve iç sorunlar, Irak’ı diğer bazı konulardan ve genel olarak dış politikada etkileşimden veya inisiyatif almaktan soyutlamıştır. Bu dönemde Irak dış politikasında inisiyatif aldık. Tepki konumunda olmak yerine inisiyatif almaya güvenmeye başladık. Kriz yönetimine, hatta bölgesel kriz yönetimine başladık. Bu noktadan hareketle Irak ile bu ülkeler arasında, daha sonra bu ülkeler ile diğer ülkeler arasında Irak arabuluculuğu ve Irak eylemi ile mutabakatlara başladık.

SUUDİ ARABİSTAN, ARAP, İSLAMİ VE ULUSLARARASI

-BM’deki üst düzey toplantılar sırasında, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan ile kişisel ilişkinize dair notlar aldım.
Diplomasimizin bir kısmı kişisel toplantılara dayanmaktadır. Sonuçta siyaset insan yapımıdır. Bu nedenle Körfez ülkelerinin tüm bakanlarıyla olduğu kadar İran ve Türkiye gibi çevre ülkelerin dışişleri bakanlarıyla da iyi kişisel ilişkilerimiz var. Allah’a şükür ilişkilerimiz güçlü ve her bakanla her an iletişim kurabiliyoruz ve onlar da iletişim kurabiliyorlar. Bu ülkelerden bazılarında sorunlar olduğunda çoğu bakan bizimle iletişime geçiyor. Görevimizi yapıyor ve bunu ilan etmiyoruz.

-Suudi Arabistan Krallığı başta olmak üzere birçok ülke ile bu ilişkinin geliştirilmesinde dinamo rolü oynuyorsunuz. Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleriyle olan bu ilişkinin geleceğini nasıl gördüğünüzü bize açıklayabilir misiniz?
Krallık, Körfez, bölgesel, Arap, İslami ve uluslararası ortamlarda önemli bir rol oynamaktadır. Suudi Arabistan önemli bir ülke. Krallık ile komşu İran arasındaki ilişkiler düzelirse, bu rolün daha büyük ve daha güçlü olacağını düşünüyorum.

-Belki de bu mantıkla Suudi Arabistan ve İran’ın görüşlerini yakınlaştırmaya çalışıyorsunuz.
Bu mantıkla ve Irak açısından da çalışıyoruz. Çünkü Irak’ı çevreleyen ülkeler arasında ne zaman bir gerginlik olsa bu, Irak’ın durumunu da olumsuz etkiliyor. Bu ülkeler arasında ne zaman iyi bir durum ve normal ilişkiler olursa bu, Irak’ın iç durumunu da olumlu yönde etkileyecektir. Dolayısıyla hareketler ulusal ve bölgeseldir. Bu hareketlerin uluslararası boyutları vardır.

-Görüşleri yakınlaştırma çabalarınızda nereye ulaştınız?
İlgili ülkeler, bu konuyu konuşmalı. Çünkü sonuç olarak konu, iki ülke arasındaki ikili ilişkileri ilgilendiriyor. Bazı şeyler, gerçekler var. Birincisi, diyaloglar başladı. İkincisi, 5 diyaloğa ulaşıldı. Üçüncüsü de diyaloglar güvenlik düzeyinde gerçekleşiyor. Ama diyalogların yürütüldüğünü tüm dünya biliyor. Riyad, Tahran ve Bağdat’ta diyalog düzeyinin güvenlik düzeyinden diplomatik düzeye nasıl yükseltileceği konusunda görüştük. İlişki bağlamında da bir diyalog var. Bu konularda anlaşmaya varılırsa bu, Bağdat’taki Suudi Arabistan -İran diyaloğunun gizli bir diyalog yerine kamuoyuna açıklanacağı anlamına geliyor. Bu aşamaya gelmeyi umuyoruz ve bu doğrultuda çalışıyoruz.

İRAN’DAN ŞİKAYETLER

-Ancak en önemli şeylerden biri, Irak’ın kendi içerisinde ‘İran’ın Irak ve diğer Arap ülkelerinin işlerine çok fazla müdahale ettiği’ yönünde bir şikâyet var. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Bu, Irak ve İran arasında ikili bir meseledir. Irak’taki durumun hem bölgeyi hem de bölgesel ve küresel çevreyi ilgilendirdiği doğrudur. Ancak bakınız, 2003’teki değişimden sonra Irak’ın yaşadığı koşullar ve Irak’taki uluslararası müdahaleler, uluslararası şemsiye altında ve uluslararası bir kararla gerçekleştirilmiştir. 1991’den bu yana Irak’ın egemenliği, BM kararının çatısı altına girdi. Irak egemenliği, yaptırım ve ambargoların uygulandığı 1991’de sağlandı. Uluslararası ekip, eski Irak cumhurbaşkanının yatak odasını kontrol ediyordu. Saddam Hüseyin döneminde Irak egemenliği yoktu.

-Şu an Irak’ın egemenliğini yeniden kazandınız mı?
Gerçekle ilgileniyoruz. Irak’ta ABD başta olmak üzere birçok ülkeden ordular vardı. ABD, askeri müdahalede bulunan bir ülkeden işgalci bir ülkeye dönüştü. Yani bir BM kararı varsa ve bu karar işgalden bahsediyorsa, Irak egemenliğinin olmadığı anlamına gelir. Irak’taki gerçek bu. İşgal durumundan çıktığımızda Batılı ordular, özellikle ülkeden çekilince Irak, adım adım egemenliğini yeniden kazanmaya başladı. Ama bu durum iz bıraktı. Birincisi, bölgedeki birçok ülkenin müdahalesi siyasi, askeri ve diğer açılardan açıktı. Bu müdahaleler, Irak siyasi gerçekliğinin bir parçası haline geldi. Bu nedenle, önce kararın bağımsızlığına, sonra da tam egemenlik durumuna ulaşmak için çalışmak, büyük ve sürekli çabayı gerektirir.
Bu sürecin son şeklini almaya başladığına inanıyorum. Dünyada mutlak egemenlik yoktur. Siyasi, ekonomik, askeri ve güvenlikle ilgili her konuda çevre ülkelerle ve diğer ülkelerle etkileşimler vardır. Ancak karar üretme ve karar verme ev halkının elinde olmalıdır. Irak’ın karar üretme ve karar verme mercii, Bağdat’ta olmalıdır, başka bir başkentte değil. Yürüyüş başladı. Ancak çevre ülkeler ve bölge ülkeleri de dahil olmak üzere diğer ülkelerin etkileri hala devam ediyor. Bazı ülkeler başka gerekçelerle Irak işlerine müdahale ediyor. Bu, Irak gerçeğidir. Gerçeklerin dışına çıkıp Irak egemenliğinin tamamlandığını söylemiyoruz. Bu, doğru değil.

ABD VE İRAN ARASINDA ARABULUCULUK

-Bölgedeki endişelerin bir kısmı, sadece bölgemizde değil, tüm dünyada çok sıcak bir tartışma konusu haline gelen İran nükleer programıyla da ilgili. Bu konuyla ilgili Irak’ın tavrı nedir?
Irak’ın tavrı net. Nükleer projede bir anlaşmaya varılmasından yanayız. Viyana görüşmelerini destekliyoruz. Aslında son iki yılda birçok kez, seçimler ve Demokratların zaferi sırasında, Washington ve Tahran arasında temasları sağladık. Seçimlerden önce ve sonra bazen her iki tarafa da yardım sağladık. Irak politikasının bu alandaki amacı, İslam Cumhuriyeti ile ABD arasında bir anlaşmaya varmaktır. Neden? Birincisi, çünkü bu meselenin bir Arap boyutu var. Bizde çok kriz varken bir kriz daha yaratmak bölgeyi doğrudan etkiliyor. İkincisi, Bağdat ve Washington arasındaki güçlü ilişkiler ve komşu İran ile olan güçlü ilişkiler sonucunda, iki taraf arasındaki herhangi bir gerginlik Irak siyasi gerçekliğini etkiliyor. İki tarafın bir sonuca varmasına yardımcı olmak Irak’ın lehinedir.

-Anlaşma nihayet köşeyi döndü, ancak anlaşmaya varılmasını engelleyen bir şey oldu. Son zamanlarda nükleer anlaşmaya geri dönmenin karşısındaki anlaşmazlıkların ve zorlukların üstesinden gelmek için herhangi bir çaba sarf ettiniz mi?
Sarf ettik ve hala etmeye devam ediyoruz. Geçen hafta İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve öncesinde bazı ABD’li yetkililerle bu konuda bir görüşmem oldu. Hâlâ iki tarafı yakınlaştırmaya çalışıyoruz. Ama aslında sorunlar var. Sorun, nükleer anlaşma ile ilgili değildir. Sorun, İran ile 5+1 grubu (Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden; ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya) arasındaki müzakerelerle de ilgili değildir. Tahran ve Washington arasında nükleer anlaşma dışında bazı temel sorunlar var. Bunlar, anlaşmanın bir parçası oldu. Nükleer anlaşmanın dışından bahsettiğimde, anlaşma maddelerini kastediyorum. Anlaşma maddelerine ulaşıldı. Mesele şu ki, anlaşma ile anlaşma dışındaki bazı sorunların çözümü arasında bir bağlantı var. Bu sorunlar son zamanlarda kök salmaya başladı, ama biz hala iki tarafla diyalog halindeyiz ve göreceğiz. Allah’a şükür iki taraf da bize güveniyor.

UKRAYNA SAVAŞININ İZLERİ

-ABD tarafı, bahsettikleriniz dışında herhangi bir mesaj verdi mi?
Mesaj taşımıyoruz. Ama biz ABD ve İran tarafıyla konuşuyoruz. ABD tarafıyla İran’ın tavrını tartışıyoruz. İran tarafıyla ABD’nin tavrını konuşuyoruz. Anlaşmaya varmanın yollarını bulmaya çalışıyoruz. Ama bu konu sadece ABD ve İran meselesi değil. Bu konunun, okyanusta etkileri var. Rusya- Ukrayna savaşı da etkilere sahip. Rusya ve Çin’in de 5+1 grubunun bir parçası olması nedeniyle bu savaşa yönelik tutumların da etkisi var. Dolayısıyla İran- ABD nükleer anlaşması konusuyla örtüşen başka çatışmalar da var.

- Sizce bu anlaşma gerçekleşecek mi?
Bir şey söyleyemem. Ama bunu umut ediyorum.

-Yani şüpheleriniz var.
Şüphelerim yok. Ama aynı zamanda ABD içindeki siyasi durumu ve ABD’deki yaklaşan seçimleri de okuyorum. İran’ın siyasi ve iç durumunu ve şu anda İran’da var olan sorunları okuyorum. Rusya ile Ukrayna, Rusya ile ABD ve Çin ile ABD arasındaki çatışmaların haritasını okuyorum. Rusya, İran, Çin İran arasındaki ittifakların haritasını okuyorum. Tüm bunlar rol oynuyor.

KAOS HALİ

- Bölgede ve dünyada Bağdat Paktı (CENTO- Merkezi Antlaşma Teşkilatı) dönemine mi dönüyoruz?
Hayır. Bağdat Paktı belli bir aşamadaydı. Dünya başka bir aşamada. Her yerde kaos halindeyiz. Yeni ittifaklar, yeni çelişkiler. Bu aşamaya geri döndük.

-Irak ve bölge için neyden korkuyorsunuz?
Aslında dünya için korkuyorum. Şu an ciddi tehditler var. Dünya ciddi zorluklar içine girdi. Bu tehditler harekete geçerse dünyamız tehlikede demektir. Dünyamız iklim değişikliğine bağlı doğal afetlerden dolayı risk altındadır. Dünyadaki en tehlikeli şey insan yapımı felaketlerdir.
Örneğin Ukrayna- Rusya Savaşı. Bu savaşın uluslararası boyutları var. Bu savaş iki taraf arasında değil. Aksine enerji güvenliği, gıda güvenliği ve ilaç güvenliğinin dünya halkları üzerindeki ekonomik etkileri de vardır. Bu bir gerçek. Eğer savaş yöntemleri gelişirse -Allah korusun- bu dünya için bir tehdittir. Şu an dünya iki tarafa ya da farklı taraflara bölünmeye başlıyor. Bu yüzden diyorum ki, küresel düzeyde silah kaosu, yeni çelişkilere, yeni çatışmalara ve yeni ittifaklara yol açar. Ancak bu ittifaklar, çelişkiler veya çatışmalar insanlığın çıkarına değildir. İnsanların doğayı taciz etme tehlikesiyle karşı karşıyayız ve bunun sonucunda yine insan yapımı olan iklim değişiklikleri arttı. En tehlikelisi de İkinci Dünya Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı ile kıyaslayamayacağımız çatışmalar üretmeye başlamış olmamızdır. Şu anda var olan silahlar, Birinci Dünya Savaşı’ndakilerden farklı. Bu alanda düşünmek gerekiyor. Irak, bu gezegenin ve bölgesel alanların bir parçası. Bölgesel olarak anlaşamazsak bölgesel güvenlik de tehlikeye girecek. Anlayışlara ihtiyacımız var ve silahlı çatışmalardan uzak durmalıyız. Bu açıdan bakıldığında, özellikle Irak toplumu 50 yıldır savaşlardan ve iç çatışmalardan muzdarip olduğu için, bir sükûnete ihtiyacımız var. Bir merdiven vakasından bahsetmiyorum, çünkü bu çok zor. En azından işleri farklı şekilde yönetene kadar ateşkese ihtiyacımız var. Dünyamızda ciddi zorluklar var. Bunlar benim gerçek korkum.

6+4 GRUBU

-Bölgeyi ve uluslararası toplumu tehdit eden bir tehlike döneminden geçen dünyamızdan bahsediyorsunuz. Ürdün, Irak, Mısır ve Yemen ile Körfez devletlerinden oluşan ‘6+4 grubu’ çekirdek sayılabilir mi?
Bu çatışmalar sonucunda aynı doğrultuda düşünen ülkelerin kendilerini ve bölgeyi korumak için birleştiğini görüyoruz. Artık farklı siyasi, güvenlik, ekonomik ve kültürel eksenler mevcut. Ancak 6+4 toplantısı (daha önce 6+3’tü) bölgenin çıkarına olmalıdır. Birincisi bölgenin güvenlik menfaati ve ikincisi bölgenin ekonomik ve sosyal menfaati ve ayrıca enerjinin korunması amacıyla. Rusya- Ukrayna savaşı sonucunda enerji fiyatlarının yükseldiğine tanık olduk. Enerji kaynaklarının büyük bir kısmı bu ülkelerden sağlanmaktadır. Bu ülkeler arasında sorunlar olursa, bunlar küresel ekonomik durumu doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle bu alanda işbirliği önemlidir. Ama bu grup, bir dostluk grubudur, diğerine karşı düşmanlık grubu değil. Bu grup, komşu İran’a düşman bir grup değildir. Suudi Arabistan ile İran arasında ilişkileri yeniden sağlamak için yoğun görüşmeler var. Şu anda BAE ile İran arasında iyi ilişkiler, Kuveyt ile İran arasında iyi ilişkiler, Katar ve Umman Sultanlığı ile İran arasında iyi ilişkiler ve tabii ki Irak ile İran arasında iyi ilişkiler var. Yani bu grup İran’a karşı değil. İran tarafı da grubu İran’a karşı olarak görmemelidir. Aksine bu grup, özellikle ekonomik ve güvenlik alanlarında bir işbirliği grubudur. Ama aynı zamanda bir rol de oynuyor, çünkü her ülkenin kendi politikası vardır.

-Açıklamamasına rağmen İran’ın bu grubu kendisine karşı olarak gördüğünü düşünüyor musunuz?
İkinci oturum New York’ta yapılırken, ilk oturumun Başkan Biden’in ziyareti sırasında Suudi Arabistan’da yapıldığı biliniyor. İran saplantısı vardı. Ancak oturumdan sonra İranlılar net tavrımız için bize teşekkür ettiler. Şu an görüşmemizde konuyu gündeme getirmedik. İran meselesini ele aldığımız doğru, ama İran meselesini, özellikle nükleer projeyi ve Viyana müzakerelerini görüştük. Bu küresel bir sorun ve herkes bunu ele alıyor.

-Irak’tan Körfez’e ve Mısır’a kadar uzanan elektrik bağlantı projesinde hangi noktaya ulaştınız?
Bu alanda çok ilerleme kaydettik. Teknik ve pratik konulara geldik. Ayrıca Ürdün ve dolayısıyla Mısır ile elektrik bağlantısı gerçekleşti. Körfez ülkeleriyle Kuveyt üzerinden elektrik bağlantısı da yapılmış durumda. Irak açısından elektrik meselesi hayati bir meselesidir. Ayrıca elektrikle mücadelede büyük problemlerimiz var. Irak ağlarını Ürdün ve Mısır ile ve Kuveyt ağı, dolayısıyla Körfez ile bağlayarak bazı sorunlarımızı çözeceğimizi umuyoruz. Ama gelecekte de elektrik üretip ihraç etmek istiyoruz. Şu an acı çekiyoruz. Zira elektrik endüstrisinin altyapısı eski ve savaşlar ve iç çatışmalar sonucu yok oldu. Bu alanda geç kaldık ama mali yolsuzlukların bir sonucu olarak geciktiğimiz bir gerçek. Bu nedenle Irak’ta elektrik üretimine geri dönmemiz beklenirken, Irak ağını şu anda bize yardımcı olacak diğer ağlarla bağlamak için sabırsızlanıyoruz.



Suriye’nin Cezire bölgesindeki Hristiyanlar, hükümet ile SDG arasındaki anlaşmayı destekliyor

2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
TT

Suriye’nin Cezire bölgesindeki Hristiyanlar, hükümet ile SDG arasındaki anlaşmayı destekliyor

2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan son anlaşmanın uygulanmaya başlanmasının beklendiği bir dönemde, dikkatler Cezire bölgesine (Fırat Nehri’nin geçtiği Haseke, Rakka ve Deyrizor vilayetleri) yoğunlaşıyor. Taraflar arasında askeri çatışma ihtimalinin şimdilik ortadan kalkması memnuniyetle karşılanırken, bölgede yaşayanlar arasında yaklaşan değişimlere dair endişeler sürüyor. Bu endişeler, özellikle son yıllarda yaşanan istikrarsızlık ve çatışmalar nedeniyle göçle giderek azalan ve 20. yüzyılın ortalarına kadar Cezire nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan Hristiyan topluluklar arasında daha belirgin hissediliyor.

Cezire’deki Hristiyanların büyük bölümünü Süryani-Asuri topluluğu oluştururken, bölgede bir miktar Ermeni nüfus da bulunuyor. Bölgedeki Arap ve Kürt bileşenler gibi Hristiyanlar da son günlerde Suriye ordusu ile SDG arasında yaşanan çatışmaların tekrarlanmasından kaygı duyuyor. Asuri Demokratik Örgütü Başkan Yardımcısı Beşir İshak Saadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu kaygıların temelinde ‘toplumda fitne ve bölünmeyi körükleyen nefret söylemi ve kışkırtıcı dilin tırmanmasının’ yattığını ifade etti. Saadi, geçtiğimiz perşembe günü imzalanan son anlaşmanın ise görece bir rahatlama yarattığını ve göç hareketlerini kısmen azalttığını belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'daki Hristiyan toplumundan bir heyetle bir araya geldi. (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'daki Hristiyan toplumundan bir heyetle bir araya geldi. (SANA)

Asuri Demokratik Örgütü 1957 yılında, Süryani-Asuriler’i temsil etmeyi amaçlayan ulusal bir Suriye siyasi varlığı olarak kuruldu. Örgüt, Esed rejimine muhalefet eden güçler arasında yer alırken, aynı zamanda Ahmed eş-Şera’nın geçiş dönemi cumhurbaşkanlığını üstlenmesini, devlet inşası sürecinde bir adım olarak memnuniyetle karşılayan güçler arasında oldu.

Saadi’ye göre, Cezire’deki Hristiyanların tavrı ‘her zaman siyasi çözümleri destekleyen ve şiddeti reddeden bir yaklaşım sergilemek’ şeklinde oldu. Saadi, Hristiyanların ‘çatışmaların müzakere yoluyla çözülmesini desteklediklerini’ vurguladı. Ayrıca, Hristiyan toplulukların 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasını desteklediklerini ve bu anlaşmayı ‘bölgeye barış ve istikrar getirecek tek yol’ olarak gördüklerini belirtti.

Saadi, Cezire’deki Hristiyanların büyük çoğunluğunun ‘Suriye içindeki herhangi bir silahlı çatışmaya dahil olmayı reddettiğini’ söyledi. Bunun yanında, Süryani-Asuri ulusal partilerinin çoğunluğu, başta kendi örgütleri olmak üzere, bu anlaşmanın uygulanmasının ‘demokrasi, ortaklık ve eşit vatandaşlık temeline dayalı yeni Suriye devletinin inşasına, insan hakları belgelerine ve tüm toplulukların eşit ulusal haklarının güvence altına alınmasına katkı sağlayacağını’ ifade etti. Bu çerçevede Saadi, ‘Suriye kimliğinin tüm Suriyelileri kapsayan bir çatı kimlik olduğunu’ vurguladı.

Kamışlı'daki Hristiyanlar, Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalardan kaçan yerinden edilmiş kişiler için kilisede yemek hazırlıyor. (Facebook)Kamışlı'daki Hristiyanlar, Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalardan kaçan yerinden edilmiş kişiler için kilisede yemek hazırlıyor. (Facebook)

Haseke ve Kamışlı’daki yoğun göç dalgasıyla birlikte bölgedeki insani durum giderek zorlaşıyor. Kaynaklara göre, Cezire’deki Hristiyanlar, gelişmelerin ‘bölgeyi daha fazla istikrarsızlıktan koruyacak barışçıl bir siyasi süreç üzerinden yönetilmesini’ umut ediyor. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Cezire ve Fırat Piskoposu Mor Maurice Amsih’in, “Cezire’deki Hristiyanlar tarafsızlığını koruyor ve evlerinden çıkmayacak” ifadesini aktardı.

Savaş yıllarında Cezire’deki Hristiyan nüfusu ciddi şekilde azaldı. Önceden yaklaşık 170 bin olan Hristiyan nüfus, şu anda yaklaşık 40 bine geriledi. 1980’lerin sonlarına kadar Haseke ve Kamışlı nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan Hristiyanlar, toplamda 1 milyon 200 bini aşan bir nüfusa sahipti.

Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Haseke'deki Doğu Asur Kilisesi (Wikipedia)Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Haseke'deki Doğu Asur Kilisesi (Wikipedia)

Cezire’deki Hristiyanlar, bölgedeki köklü bir unsur olarak kalan varlıklarını korumak ve göç dalgasını durdurmak için umut besliyor. Bölgedeki Hristiyan kaynaklara göre, topluluk aynı zamanda göç edenleri barındırarak insani bir rol üstleniyor ve ‘göçün yol açtığı olumsuz etkileri hafifletmeye’ çalışıyor.

Bazı medya raporları, SDG’nin geniş bölgelerden çekilmesi ve ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yoğun olduğu alanlara odaklanması sırasında Cezire’deki kiliselerin genel seferberlik çağrısını yerine getirmeyi reddettiğini öne sürmüştü. Ancak Suriye Süryani Birliği Partisi Eş Başkanı Senharib Barsum, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu iddiaları yalanladı ve “Hiçbir Süryani tarafı ya da SDG, kiliselerden genel seferberliğe katılmalarını talep etmedi” dedi. Barsum, kiliselerin askeri çatışmalara dahil edilemeyeceğini vurguladı ve “Süryani güvenlik güçleri, Hristiyanları, kiliseleri ve faaliyetlerini korumaya devam ediyor” ifadesini kullandı.

Barsum, “Hedefi her zaman halkımızı korumak olan Hristiyan güvenlik grupları, Kürtler ve Araplarla birlikte bölgeyi DEAŞ ve Esed rejimine karşı savunmaya katkı sağladı ve bu amaç uğruna şehitler verdiler” dedi. Barsum, son günlerde odak noktasının ‘ateşkese uyum ve olası ihlallerin önlenmesi’ olduğunu belirtti.

Süryani Birliği Partisi, daha önce Kürtlerin önderliğindeki Özerk Yönetim kurumlarında aktif rol almış, partinin askeri kanadı olan Sutoro Güçleri ve Süryani Askeri Konseyi’nin kuruluşuna katkı sağlamıştı.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Süryani Askeri Konseyi (Arşiv)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Süryani Askeri Konseyi (Arşiv)

Şarku’l Avsat’ın sorusu üzerine, SDG yetkililerinin Suriye’deki bakanlıklara veya Halk Meclisi’ne aday listesi hazırlanması sürecinde Süryani Birliği Partisi ile iş birliği yapıp yapmadığı konusunda açıklama yapan Barsum, “Bizim tarafımızdan, son dönemde isimlerin aday gösterilmesi konusunda hiçbir iş birliği yapılmadı” dedi. Barsum, Hristiyan halkın ‘barış ve istikrar istediğini’ vurguladı ve siyasi güçlerin temsilcilerinin ‘Suriye Cumhurbaşkanı’ndan Süryani-Asuri halkının haklarını tanımasını ve devlet kurumlarında temsil ve rol sahibi olmasını talep eden bir bildiri yayınladığını’ aktardı.

Barsum, Cezire’nin ‘savaş ve askeri çözümlerden uzak tutulmasının en iyisi’ olduğunu belirterek, özellikle ‘Arap-Kürt fitnesinin tırmandığı ve nefret söyleminin giderek arttığı bir dönemde’ bu yaklaşımın önemini vurguladı. Aynı zamanda Barsum, ‘herhangi bir siyasi çözümün bölgedeki tüm toplulukların katılımıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini’ ifade etti.

 Asuri Habur Muhafız Konseyi’ndeki kadın güçler (Konseyin sosyal medya hesabı)Asuri Habur Muhafız Konseyi’ndeki kadın güçler (Konseyin sosyal medya hesabı)

Asuri Demokratik Örgütü İlişkiler Bürosu üyesi Koriya Karyakos, sosyal medyada Doğu Haseke’deki Habur bölgesinde yaklaşık 35 Hristiyan köyünün kuşatma altında olduğu yönündeki iddiaları yalanladı. Karyakos, bu köylerin 2015 yılında DEAŞ saldırılarına maruz kaldığını ve çoğu sakinlerinin Haseke, Kamışlı, Suriye iç bölgeleri, Lübnan ve yurtdışına göç ettiğini belirtti. Son altı yıldır bu köylerin, Resulayn’da SDG ile Suriye Milli Ordusu (SMO) arasında bir temas hattı oluşturduğunu ifade eden Karyakos, “Bölgede yaşayanların geri dönebilmesi için bu alanın çatışma bölgesinden uzak tutulmasını talep ediyoruz” dedi.

Habur bölgesinde daha önce 15 binden fazla Asuri yaşarken, bugün yalnızca 800 kişi bölgede bulunuyor.


Haseke'de hükümet güvenlik güçlerinin girişine hazırlık olarak sokağa çıkma yasağı ilan edildi

Suriye ordusu, ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'ye 9 kilometre mesafede, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile cephe hatlarına yakın bir bölgede konuşlanırken, yol kenarında tahrip olmuş araçlar görülüyor (EPA)
Suriye ordusu, ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'ye 9 kilometre mesafede, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile cephe hatlarına yakın bir bölgede konuşlanırken, yol kenarında tahrip olmuş araçlar görülüyor (EPA)
TT

Haseke'de hükümet güvenlik güçlerinin girişine hazırlık olarak sokağa çıkma yasağı ilan edildi

Suriye ordusu, ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'ye 9 kilometre mesafede, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile cephe hatlarına yakın bir bölgede konuşlanırken, yol kenarında tahrip olmuş araçlar görülüyor (EPA)
Suriye ordusu, ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'ye 9 kilometre mesafede, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile cephe hatlarına yakın bir bölgede konuşlanırken, yol kenarında tahrip olmuş araçlar görülüyor (EPA)

Haseke’de bugün, hükümet birliklerinin şehre girişine hazırlık olarak Kürt güçlerinin konuşlandırılması nedeniyle sokağa çıkma yasağı uygulandı. Bu konuşlandırma, ABD tarafından da memnuniyetle karşılanan, hükümet ile Kürtler arasında özerk yönetim kurumlarının devlete entegrasyonuna başlanması için yapılan anlaşmanın bir parçası.

Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Haseke'de, bir AFP muhabiri bu sabah ıssız sokaklar ve kapalı dükkanlar gözlemledi; şehrin girişlerinde ise Asayiş (Kürt güvenlik güçleri) yoğun bir şekilde bulunuyordu.

Cuma günü, Şam ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) yetkilileri, haftalarca süren çatışmaların ardından, Kürt özerk yönetiminin sivil ve askeri kurumlarını Suriye devletine entegre etmek için "kapsamlı" bir anlaşmaya vardılar. Bu çatışmalar, Şam'ın ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlar üzerinde kontrolünü genişletmesine olanak sağladı.

Kürt güvenlik güçleri dün yaptığı açıklamada, pazartesi gününden (bugünden) itibaren Haseke'de sabah 06:00'dan akşam 18:00'e kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacağını, aynı önlemin yarın da Kamışlı'da uygulanacağını duyurdu.

 SDF Lideri Mazlum Abdi, anlaşmanın bugünden itibaren sahada uygulanmaya başlanacağını, güçlerinin ve hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki "cephe hatlarından" ve Kobani (Ayn el-Arab) şehrinden çekileceğini, Haseke ile Kamışlı'ya "sınırlı bir güvenlik gücünün" gireceğini açıkladı.

Görsel kaldırıldı.Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Reuters)

Hükümet güçlerinin, Suriyeli Kürtler için özel bir öneme sahip olan ve 2015'te kuşatma altına aldıkları DEAŞ'a karşı gösterdikleri direncin ve zaferin sembolü olarak gördükleri Kobani şehrine de girmesi planlanıyor.

Pazar günü, Halep vilayetindeki iç güvenlikten sorumlu Albay Muhammed Abdül Gani, Kobani'de (Ayn el-Arab) Kürt iç güvenlik güçleriyle "işleri düzenlemek ve İçişleri Bakanlığı güçlerinin girişine başlamak" için görüştüğünü açıkladı, ancak başlangıç ​​tarihini belirtmedi. Konunun "bazı teknik detaylara" bağlı olduğunu belirten Gani, Kürt tarafının olumlu yanıt vermesi gerektiğini vurguladı.

Anlaşma, askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesini ve İçişleri Bakanlığı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehirlerine konuşlandırılmasını içeriyor. Ayrıca Kürt askeri güçlerinin ve idari kurumlarının Suriye devlet yapısına kademeli olarak entegre edilmesini öngörüyor. Dahası, ülkenin kuzeydoğusunda Suriye ordusu bünyesinde Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) üç tugaydan oluşan bir askeri tümen kurulmasını ve Kobani güçleri için de bir tugay oluşturulmasını zorunlu kılıyor.


Refah sınır kapısı resmen açıldı

1 Şubat'ta Gazze Şeridi ile Refah sınır kapısının Mısır tarafında ambulanslar bekliyor (AFP)
1 Şubat'ta Gazze Şeridi ile Refah sınır kapısının Mısır tarafında ambulanslar bekliyor (AFP)
TT

Refah sınır kapısı resmen açıldı

1 Şubat'ta Gazze Şeridi ile Refah sınır kapısının Mısır tarafında ambulanslar bekliyor (AFP)
1 Şubat'ta Gazze Şeridi ile Refah sınır kapısının Mısır tarafında ambulanslar bekliyor (AFP)

Mısır ve İsrail medyası bugün Refah sınır kapısının resmen yeniden açıldığını bildirdi.

Mısır'ın Kahire Haber Kanalı, Refah sınır kapısının açıldığını bildirdi. Kanal, bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Refah sınır kapısının her iki taraftan da açıldığı ilk gün 50 kişinin Mısır'dan Gazze'ye, 50 kişinin de Gazze Şeridi'nden giriş yaptığını belirtti.

İsrail Yayın Kurumu, "X" kanalında attığı bir tweet'te sınır geçiş noktasındaki operasyonların başladığını doğrulayarak şunları yazdı: "Savaşın büyük bölümünde kapalı kaldıktan sonra: Refah kapısı yeniden açıldı ve yaklaşık 50 Gazzeli Mısır'dan Gazze'ye geri dönüyor."

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre İsrailli bir güvenlik yetkilisi yaptığı açıklamada, sınır kapısının faaliyette olduğunu doğrulayarak şunları söyledi: "Avrupa Birliği adına Avrupa Birliği Sınır Yardım Misyonu (EUBAM) ekiplerinin gelmesinin ardından, Refah sınır kapısı artık hem giriş hem de çıkış yapan insanların hareketine açıktır."

Gazze Şeridi'nin İsrail'den geçmeyen tek kara sınır kapısı olan Mısır ile Reah sınır kapısı, İsrail güçlerinin Mayıs 2014'te kontrolü ele geçirmesinden bu yana kapalı kaldı. İsrail kapıyı, 2015'in başlarında kısa bir süreliğine kısmen açtı.

Sınır geçiş noktası, Gazze'nin Mısır ile olan güney sınırında, İsrail'in ateşkesin ardından çekilmediği ve Gazze Şeridi'nin alanının yarısından fazlasını kapsayan bölgede yer almaktadır.