Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ve Tahran arasında arabuluculuk yapıyoruz, nükleer anlaşma tamamlandı

Suudi Arabistan önemli bir Körfez, Arap, bölgesel ve uluslararası rol oynuyor. İran’la diyaloğunu diplomatik düzeye taşımasını umuyoruz.

Irak Dışişleri Bakanı, röportaj verirken (Şarku’l Avsat)
Irak Dışişleri Bakanı, röportaj verirken (Şarku’l Avsat)
TT

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ve Tahran arasında arabuluculuk yapıyoruz, nükleer anlaşma tamamlandı

Irak Dışişleri Bakanı, röportaj verirken (Şarku’l Avsat)
Irak Dışişleri Bakanı, röportaj verirken (Şarku’l Avsat)

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Irak hükümetinin Türkiye ve İran’ın yanı sıra Körfez ülkeleri başta olmak üzere komşu ülkeler arasında ‘farklılıkları bir araya getirme ve diyalog ortamı yaratma’ konularında rol oynadığını açıkladı. Suudi Arabistan Krallığı’nın Körfez, bölgesel, Arap, İslami ve uluslararası düzeylerde ‘önemli bir rol oynadığını’ vurgulayan Hüseyin, İran ile ilişkileri düzelirse bu rolün ‘daha büyük ve daha güçlü olacağına’ inandığını dile getirdi. İki taraf arasındaki diyaloğun güvenlik düzeyinden diplomatik düzeye taşınmasını umut ettiğini de belirtti.
Bağdat’ın ABD ve İran arasında arabuluculuk rolü oynadığını söyleyen Iraklı Bakan, “Çünkü nükleer anlaşmaya geri dönmek için maddeler üzerinde anlaşmaya varan iki tarafa yardım etmemiz, Irak’ın lehinedir” diyerek, ‘anlaşma arasındaki bağlantı ve anlaşma dışındaki bazı sorunların çözümü’ ile ilgili konularda anlaşmazlığın devam ettiği vurguladı. Ancak Ukrayna savaşının etkilerine ve bir yanda ABD ile diğer yanda da Rusya ve Çin arasındaki gerginliklere değinen Hüseyin, ayrıntıya girmekten de kaçındı. Fuad Hüseyin, Ürdün, Irak, Mısır ve Yemen’in yanı sıra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Umman’ın da yer aldığı ‘6+4 grubunun’, İran’a karşı olmadığını, aksine grubun enerji güvenliğinin yanı sıra ekonomi ve güvenlik alanlarında bir ‘işbirliği grubu’ olduğunu vurguladı. Bakan, Irak ve Körfez arasındaki elektrik bağlantısının artık ileri bir aşamaya ulaştığına da dikkat çekti.
Irak Dışişleri Bakanı, New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 77. yıllık toplantısının oturum aralarında Şarku’l Avsat’a konuştu. İşte görüşmenin tamamı;

-Filistin meselesinden ve BM Genel Sekreterliği’ne ‘Filistin’in uluslararası örgüte tam üyeliğiyle, iki devletli çözüme ulaşmak için ciddi bir süreç başlatılması’ çağrısı yapan Devlet Başkanı Mahmud Abbas’tan başlayacağım. Bu adım konusunda bir Arap uzlaşısı mevcut mu?
Filistin’deki koşullardan ve Filistin meselesinin arka planından kaynaklanan Filistin liderliğinin konumu konusunda bir Arap uzlaşısı mevcut. Filistin davasını desteklemek için bir Arap uzlaşısı mevcut. Irak açısından bu, toplumsal bir meseledir, bireysel ve kolektif kültürün bir parçasıdır. Bu konu oldukça hassastır. Bu nedenle Irak parlamentosunda bir tasarı önerildi ve kabul edildi.

-Filistin sorunu BM’nin ortaya çıkmasıyla baş gösterdi. Ancak henüz uluslararası örgüt bir şey başaramadı. BM, güçsüz bir kurum mu, yoksa bir yerde başarılı olurken başka bir yerde başarılı değil mi?
Filistin meselesi, sadece BM koridorlarıyla ya da meseleyi orada gündeme getirmekle ilgili değil. Filistin meselesi, bölgedeki siyasi durumla ilgilidir. Güç dengesi kadar küresel boyutları da vardır. Başlangıçta Filistin meselesi, aslında BM koridorlarında gündeme getirildi. Hafızam bana ihanet etmiyorsa, 1947’de ‘iki devlet oluşturma’ konusu önerildi. İki devletli çözüm yeni bir öneri değil. BM’de çalışmaların başlangıcına kadar uzanıyor. Ancak daha sonra Arap ülkeleri bu konuya karşı çıktılar. Bununla birlikte Filistin meselesi, gerçek ve önemli bir meseledir. Ancak sorunu çözmek ve bu konuyu benimsemek Filistin liderliğinin kendisinin ayrıcalığıdır.
-Bu konudan İsrail ile ilişkilerde Arap ülkeleri arasında şu anda var olan çeşitli yollara geçeceğim. İsrail ile ilişkilere yaklaşımın, İsrail ile Filistinliler arasında bir çözüm bulma konusuna gerçekten yardımcı olabileceğine inananlar var. Filistinlilere haklarını vermeden çözüm olmadığını söyleyen diğer bir görüşe tamamen katılan başka Arap ülkeleri de var. Peki Irak nerede duruyor?
Irak, Arap ülkelerinin iradesine saygı duyuyor, çünkü bu karar egemen bir meseledir. Ancak Irak’ın net bir halk ve parlamento kararı var. Filistin davasını ve Filistin halkını destekliyoruz. Filistin halkının önerileri, Irak’ın dış politikasının temelini oluşturmaktadır. Filistin liderliği, Filistin halkından sorumludur. Ancak Irak halkının tutumuna ve Irak parlamentosunun konumuna dayanarak, hükümet bu konuda Irak yasalarına bağlıdır.

“FARKLILIKLARI DİYALOG YOLUYLA BİR ARAYA GETİRİYORUZ”

-Farklı, ama bağlantılı bir konuya geçiş yapıyorum. Zira Irak, şu anda çeşitli Arap ülkelerinin görüşlerini yakınlaştırma hususunda veya Arap ülkeleri ile diğer ülkeler arasında önemli bir rol oynuyor. Bu konuda veya diğer konularda tam olarak nerede durduğunuzu açıklar mısınız?
Nerede durduğumuzu sorarsanız, bu açık. Irak’ın tutumu bazen dış politikayla, bazen de Irak yasalarıyla ifade ediliyor. Bu konuda Irak yasalarını kabul ediyoruz. Farklılıkları bir araya getirmede ve çatışmalara girmek yerine diyaloğa yönelmede bölgede öncü rol oynuyoruz. Diyalog içerisindeyiz. Ama diyalog ortamı yaratmaktan bahsettiğimizde şartların da hazırlanması ve taraflar arasında karşılıklı bir tanıma olması gerekiyor. Komşu ülkelere odaklandık, çünkü Irak dış politikası komşulara öncelik veriyor.

-Dolayısıyla Irak’ın zorlu yıllarından sonra Arap kucağına dönmüş ve koşullarınızı yeniden düzenlemiş olabilirsiniz.
Irak’ın kucağındayız. Komşu ülkelere saygımla birlikte, ilişkilerimiz başkalarının kararlarından kaynaklanmıyor. Kararlarımız Irak’taki durumdan kaynaklanıyor. Ancak Körfez ülkeleri ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de dahil olmak üzere komşu ülkelerle güçlü ilişkiler kurduk. Ama aynı zamanda İran, Türkiye ve diğer ülkelerle de ilişkilerimiz güçlü. Dolayısıyla konu, Irak’ın kucağa geri dönüşü değildir. Irak coğrafi ve siyasi olarak mevcut Körfez ülkeleri arasında yer almaktadır. Ancak Irak’ta meydana gelen değişimlerin koşulları ve iç sorunlar, Irak’ı diğer bazı konulardan ve genel olarak dış politikada etkileşimden veya inisiyatif almaktan soyutlamıştır. Bu dönemde Irak dış politikasında inisiyatif aldık. Tepki konumunda olmak yerine inisiyatif almaya güvenmeye başladık. Kriz yönetimine, hatta bölgesel kriz yönetimine başladık. Bu noktadan hareketle Irak ile bu ülkeler arasında, daha sonra bu ülkeler ile diğer ülkeler arasında Irak arabuluculuğu ve Irak eylemi ile mutabakatlara başladık.

SUUDİ ARABİSTAN, ARAP, İSLAMİ VE ULUSLARARASI

-BM’deki üst düzey toplantılar sırasında, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan ile kişisel ilişkinize dair notlar aldım.
Diplomasimizin bir kısmı kişisel toplantılara dayanmaktadır. Sonuçta siyaset insan yapımıdır. Bu nedenle Körfez ülkelerinin tüm bakanlarıyla olduğu kadar İran ve Türkiye gibi çevre ülkelerin dışişleri bakanlarıyla da iyi kişisel ilişkilerimiz var. Allah’a şükür ilişkilerimiz güçlü ve her bakanla her an iletişim kurabiliyoruz ve onlar da iletişim kurabiliyorlar. Bu ülkelerden bazılarında sorunlar olduğunda çoğu bakan bizimle iletişime geçiyor. Görevimizi yapıyor ve bunu ilan etmiyoruz.

-Suudi Arabistan Krallığı başta olmak üzere birçok ülke ile bu ilişkinin geliştirilmesinde dinamo rolü oynuyorsunuz. Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleriyle olan bu ilişkinin geleceğini nasıl gördüğünüzü bize açıklayabilir misiniz?
Krallık, Körfez, bölgesel, Arap, İslami ve uluslararası ortamlarda önemli bir rol oynamaktadır. Suudi Arabistan önemli bir ülke. Krallık ile komşu İran arasındaki ilişkiler düzelirse, bu rolün daha büyük ve daha güçlü olacağını düşünüyorum.

-Belki de bu mantıkla Suudi Arabistan ve İran’ın görüşlerini yakınlaştırmaya çalışıyorsunuz.
Bu mantıkla ve Irak açısından da çalışıyoruz. Çünkü Irak’ı çevreleyen ülkeler arasında ne zaman bir gerginlik olsa bu, Irak’ın durumunu da olumsuz etkiliyor. Bu ülkeler arasında ne zaman iyi bir durum ve normal ilişkiler olursa bu, Irak’ın iç durumunu da olumlu yönde etkileyecektir. Dolayısıyla hareketler ulusal ve bölgeseldir. Bu hareketlerin uluslararası boyutları vardır.

-Görüşleri yakınlaştırma çabalarınızda nereye ulaştınız?
İlgili ülkeler, bu konuyu konuşmalı. Çünkü sonuç olarak konu, iki ülke arasındaki ikili ilişkileri ilgilendiriyor. Bazı şeyler, gerçekler var. Birincisi, diyaloglar başladı. İkincisi, 5 diyaloğa ulaşıldı. Üçüncüsü de diyaloglar güvenlik düzeyinde gerçekleşiyor. Ama diyalogların yürütüldüğünü tüm dünya biliyor. Riyad, Tahran ve Bağdat’ta diyalog düzeyinin güvenlik düzeyinden diplomatik düzeye nasıl yükseltileceği konusunda görüştük. İlişki bağlamında da bir diyalog var. Bu konularda anlaşmaya varılırsa bu, Bağdat’taki Suudi Arabistan -İran diyaloğunun gizli bir diyalog yerine kamuoyuna açıklanacağı anlamına geliyor. Bu aşamaya gelmeyi umuyoruz ve bu doğrultuda çalışıyoruz.

İRAN’DAN ŞİKAYETLER

-Ancak en önemli şeylerden biri, Irak’ın kendi içerisinde ‘İran’ın Irak ve diğer Arap ülkelerinin işlerine çok fazla müdahale ettiği’ yönünde bir şikâyet var. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Bu, Irak ve İran arasında ikili bir meseledir. Irak’taki durumun hem bölgeyi hem de bölgesel ve küresel çevreyi ilgilendirdiği doğrudur. Ancak bakınız, 2003’teki değişimden sonra Irak’ın yaşadığı koşullar ve Irak’taki uluslararası müdahaleler, uluslararası şemsiye altında ve uluslararası bir kararla gerçekleştirilmiştir. 1991’den bu yana Irak’ın egemenliği, BM kararının çatısı altına girdi. Irak egemenliği, yaptırım ve ambargoların uygulandığı 1991’de sağlandı. Uluslararası ekip, eski Irak cumhurbaşkanının yatak odasını kontrol ediyordu. Saddam Hüseyin döneminde Irak egemenliği yoktu.

-Şu an Irak’ın egemenliğini yeniden kazandınız mı?
Gerçekle ilgileniyoruz. Irak’ta ABD başta olmak üzere birçok ülkeden ordular vardı. ABD, askeri müdahalede bulunan bir ülkeden işgalci bir ülkeye dönüştü. Yani bir BM kararı varsa ve bu karar işgalden bahsediyorsa, Irak egemenliğinin olmadığı anlamına gelir. Irak’taki gerçek bu. İşgal durumundan çıktığımızda Batılı ordular, özellikle ülkeden çekilince Irak, adım adım egemenliğini yeniden kazanmaya başladı. Ama bu durum iz bıraktı. Birincisi, bölgedeki birçok ülkenin müdahalesi siyasi, askeri ve diğer açılardan açıktı. Bu müdahaleler, Irak siyasi gerçekliğinin bir parçası haline geldi. Bu nedenle, önce kararın bağımsızlığına, sonra da tam egemenlik durumuna ulaşmak için çalışmak, büyük ve sürekli çabayı gerektirir.
Bu sürecin son şeklini almaya başladığına inanıyorum. Dünyada mutlak egemenlik yoktur. Siyasi, ekonomik, askeri ve güvenlikle ilgili her konuda çevre ülkelerle ve diğer ülkelerle etkileşimler vardır. Ancak karar üretme ve karar verme ev halkının elinde olmalıdır. Irak’ın karar üretme ve karar verme mercii, Bağdat’ta olmalıdır, başka bir başkentte değil. Yürüyüş başladı. Ancak çevre ülkeler ve bölge ülkeleri de dahil olmak üzere diğer ülkelerin etkileri hala devam ediyor. Bazı ülkeler başka gerekçelerle Irak işlerine müdahale ediyor. Bu, Irak gerçeğidir. Gerçeklerin dışına çıkıp Irak egemenliğinin tamamlandığını söylemiyoruz. Bu, doğru değil.

ABD VE İRAN ARASINDA ARABULUCULUK

-Bölgedeki endişelerin bir kısmı, sadece bölgemizde değil, tüm dünyada çok sıcak bir tartışma konusu haline gelen İran nükleer programıyla da ilgili. Bu konuyla ilgili Irak’ın tavrı nedir?
Irak’ın tavrı net. Nükleer projede bir anlaşmaya varılmasından yanayız. Viyana görüşmelerini destekliyoruz. Aslında son iki yılda birçok kez, seçimler ve Demokratların zaferi sırasında, Washington ve Tahran arasında temasları sağladık. Seçimlerden önce ve sonra bazen her iki tarafa da yardım sağladık. Irak politikasının bu alandaki amacı, İslam Cumhuriyeti ile ABD arasında bir anlaşmaya varmaktır. Neden? Birincisi, çünkü bu meselenin bir Arap boyutu var. Bizde çok kriz varken bir kriz daha yaratmak bölgeyi doğrudan etkiliyor. İkincisi, Bağdat ve Washington arasındaki güçlü ilişkiler ve komşu İran ile olan güçlü ilişkiler sonucunda, iki taraf arasındaki herhangi bir gerginlik Irak siyasi gerçekliğini etkiliyor. İki tarafın bir sonuca varmasına yardımcı olmak Irak’ın lehinedir.

-Anlaşma nihayet köşeyi döndü, ancak anlaşmaya varılmasını engelleyen bir şey oldu. Son zamanlarda nükleer anlaşmaya geri dönmenin karşısındaki anlaşmazlıkların ve zorlukların üstesinden gelmek için herhangi bir çaba sarf ettiniz mi?
Sarf ettik ve hala etmeye devam ediyoruz. Geçen hafta İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve öncesinde bazı ABD’li yetkililerle bu konuda bir görüşmem oldu. Hâlâ iki tarafı yakınlaştırmaya çalışıyoruz. Ama aslında sorunlar var. Sorun, nükleer anlaşma ile ilgili değildir. Sorun, İran ile 5+1 grubu (Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden; ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya) arasındaki müzakerelerle de ilgili değildir. Tahran ve Washington arasında nükleer anlaşma dışında bazı temel sorunlar var. Bunlar, anlaşmanın bir parçası oldu. Nükleer anlaşmanın dışından bahsettiğimde, anlaşma maddelerini kastediyorum. Anlaşma maddelerine ulaşıldı. Mesele şu ki, anlaşma ile anlaşma dışındaki bazı sorunların çözümü arasında bir bağlantı var. Bu sorunlar son zamanlarda kök salmaya başladı, ama biz hala iki tarafla diyalog halindeyiz ve göreceğiz. Allah’a şükür iki taraf da bize güveniyor.

UKRAYNA SAVAŞININ İZLERİ

-ABD tarafı, bahsettikleriniz dışında herhangi bir mesaj verdi mi?
Mesaj taşımıyoruz. Ama biz ABD ve İran tarafıyla konuşuyoruz. ABD tarafıyla İran’ın tavrını tartışıyoruz. İran tarafıyla ABD’nin tavrını konuşuyoruz. Anlaşmaya varmanın yollarını bulmaya çalışıyoruz. Ama bu konu sadece ABD ve İran meselesi değil. Bu konunun, okyanusta etkileri var. Rusya- Ukrayna savaşı da etkilere sahip. Rusya ve Çin’in de 5+1 grubunun bir parçası olması nedeniyle bu savaşa yönelik tutumların da etkisi var. Dolayısıyla İran- ABD nükleer anlaşması konusuyla örtüşen başka çatışmalar da var.

- Sizce bu anlaşma gerçekleşecek mi?
Bir şey söyleyemem. Ama bunu umut ediyorum.

-Yani şüpheleriniz var.
Şüphelerim yok. Ama aynı zamanda ABD içindeki siyasi durumu ve ABD’deki yaklaşan seçimleri de okuyorum. İran’ın siyasi ve iç durumunu ve şu anda İran’da var olan sorunları okuyorum. Rusya ile Ukrayna, Rusya ile ABD ve Çin ile ABD arasındaki çatışmaların haritasını okuyorum. Rusya, İran, Çin İran arasındaki ittifakların haritasını okuyorum. Tüm bunlar rol oynuyor.

KAOS HALİ

- Bölgede ve dünyada Bağdat Paktı (CENTO- Merkezi Antlaşma Teşkilatı) dönemine mi dönüyoruz?
Hayır. Bağdat Paktı belli bir aşamadaydı. Dünya başka bir aşamada. Her yerde kaos halindeyiz. Yeni ittifaklar, yeni çelişkiler. Bu aşamaya geri döndük.

-Irak ve bölge için neyden korkuyorsunuz?
Aslında dünya için korkuyorum. Şu an ciddi tehditler var. Dünya ciddi zorluklar içine girdi. Bu tehditler harekete geçerse dünyamız tehlikede demektir. Dünyamız iklim değişikliğine bağlı doğal afetlerden dolayı risk altındadır. Dünyadaki en tehlikeli şey insan yapımı felaketlerdir.
Örneğin Ukrayna- Rusya Savaşı. Bu savaşın uluslararası boyutları var. Bu savaş iki taraf arasında değil. Aksine enerji güvenliği, gıda güvenliği ve ilaç güvenliğinin dünya halkları üzerindeki ekonomik etkileri de vardır. Bu bir gerçek. Eğer savaş yöntemleri gelişirse -Allah korusun- bu dünya için bir tehdittir. Şu an dünya iki tarafa ya da farklı taraflara bölünmeye başlıyor. Bu yüzden diyorum ki, küresel düzeyde silah kaosu, yeni çelişkilere, yeni çatışmalara ve yeni ittifaklara yol açar. Ancak bu ittifaklar, çelişkiler veya çatışmalar insanlığın çıkarına değildir. İnsanların doğayı taciz etme tehlikesiyle karşı karşıyayız ve bunun sonucunda yine insan yapımı olan iklim değişiklikleri arttı. En tehlikelisi de İkinci Dünya Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı ile kıyaslayamayacağımız çatışmalar üretmeye başlamış olmamızdır. Şu anda var olan silahlar, Birinci Dünya Savaşı’ndakilerden farklı. Bu alanda düşünmek gerekiyor. Irak, bu gezegenin ve bölgesel alanların bir parçası. Bölgesel olarak anlaşamazsak bölgesel güvenlik de tehlikeye girecek. Anlayışlara ihtiyacımız var ve silahlı çatışmalardan uzak durmalıyız. Bu açıdan bakıldığında, özellikle Irak toplumu 50 yıldır savaşlardan ve iç çatışmalardan muzdarip olduğu için, bir sükûnete ihtiyacımız var. Bir merdiven vakasından bahsetmiyorum, çünkü bu çok zor. En azından işleri farklı şekilde yönetene kadar ateşkese ihtiyacımız var. Dünyamızda ciddi zorluklar var. Bunlar benim gerçek korkum.

6+4 GRUBU

-Bölgeyi ve uluslararası toplumu tehdit eden bir tehlike döneminden geçen dünyamızdan bahsediyorsunuz. Ürdün, Irak, Mısır ve Yemen ile Körfez devletlerinden oluşan ‘6+4 grubu’ çekirdek sayılabilir mi?
Bu çatışmalar sonucunda aynı doğrultuda düşünen ülkelerin kendilerini ve bölgeyi korumak için birleştiğini görüyoruz. Artık farklı siyasi, güvenlik, ekonomik ve kültürel eksenler mevcut. Ancak 6+4 toplantısı (daha önce 6+3’tü) bölgenin çıkarına olmalıdır. Birincisi bölgenin güvenlik menfaati ve ikincisi bölgenin ekonomik ve sosyal menfaati ve ayrıca enerjinin korunması amacıyla. Rusya- Ukrayna savaşı sonucunda enerji fiyatlarının yükseldiğine tanık olduk. Enerji kaynaklarının büyük bir kısmı bu ülkelerden sağlanmaktadır. Bu ülkeler arasında sorunlar olursa, bunlar küresel ekonomik durumu doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle bu alanda işbirliği önemlidir. Ama bu grup, bir dostluk grubudur, diğerine karşı düşmanlık grubu değil. Bu grup, komşu İran’a düşman bir grup değildir. Suudi Arabistan ile İran arasında ilişkileri yeniden sağlamak için yoğun görüşmeler var. Şu anda BAE ile İran arasında iyi ilişkiler, Kuveyt ile İran arasında iyi ilişkiler, Katar ve Umman Sultanlığı ile İran arasında iyi ilişkiler ve tabii ki Irak ile İran arasında iyi ilişkiler var. Yani bu grup İran’a karşı değil. İran tarafı da grubu İran’a karşı olarak görmemelidir. Aksine bu grup, özellikle ekonomik ve güvenlik alanlarında bir işbirliği grubudur. Ama aynı zamanda bir rol de oynuyor, çünkü her ülkenin kendi politikası vardır.

-Açıklamamasına rağmen İran’ın bu grubu kendisine karşı olarak gördüğünü düşünüyor musunuz?
İkinci oturum New York’ta yapılırken, ilk oturumun Başkan Biden’in ziyareti sırasında Suudi Arabistan’da yapıldığı biliniyor. İran saplantısı vardı. Ancak oturumdan sonra İranlılar net tavrımız için bize teşekkür ettiler. Şu an görüşmemizde konuyu gündeme getirmedik. İran meselesini ele aldığımız doğru, ama İran meselesini, özellikle nükleer projeyi ve Viyana müzakerelerini görüştük. Bu küresel bir sorun ve herkes bunu ele alıyor.

-Irak’tan Körfez’e ve Mısır’a kadar uzanan elektrik bağlantı projesinde hangi noktaya ulaştınız?
Bu alanda çok ilerleme kaydettik. Teknik ve pratik konulara geldik. Ayrıca Ürdün ve dolayısıyla Mısır ile elektrik bağlantısı gerçekleşti. Körfez ülkeleriyle Kuveyt üzerinden elektrik bağlantısı da yapılmış durumda. Irak açısından elektrik meselesi hayati bir meselesidir. Ayrıca elektrikle mücadelede büyük problemlerimiz var. Irak ağlarını Ürdün ve Mısır ile ve Kuveyt ağı, dolayısıyla Körfez ile bağlayarak bazı sorunlarımızı çözeceğimizi umuyoruz. Ama gelecekte de elektrik üretip ihraç etmek istiyoruz. Şu an acı çekiyoruz. Zira elektrik endüstrisinin altyapısı eski ve savaşlar ve iç çatışmalar sonucu yok oldu. Bu alanda geç kaldık ama mali yolsuzlukların bir sonucu olarak geciktiğimiz bir gerçek. Bu nedenle Irak’ta elektrik üretimine geri dönmemiz beklenirken, Irak ağını şu anda bize yardımcı olacak diğer ağlarla bağlamak için sabırsızlanıyoruz.



Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a ABD ile arabuluculuk teklifinde bulundu

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
TT

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a ABD ile arabuluculuk teklifinde bulundu

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat'taki bir toplantı sırasında, 27 Nisan 2026 (AP)

Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali Falih ez-Zeydi dün, Irak'ın krizleri yönetme ve İran ile ABD arasında arabuluculuk rolü üstlenme kapasitesine sahip olduğunu vurguladı. Irak hükümeti tarafından yapılan açıklamaya göre Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde ‘Irak'ın diplomatik süreci destekleyen ve anlaşmazlıkların çözümü ile krizlerin yönetiminde diyalogu benimseyen tutumunu’ dile getirdi. Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Zeydi, Irak'ın İran ile ABD arasında arabuluculuk rolüne katkıda bulunma kapasitesine sahip olduğunu da vurguladı.

Açıklamaya göre görüşmede iki ülke arasındaki iş birliği ilişkileri ve bu ilişkilerin desteklenmesi ile güçlendirilmesinin yolları ele alındı. İki taraf, önümüzdeki dönemde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirme konusunda mutabık kaldı.

Hatırlanacağı üzere Pakistan, arabulucu olarak geçtiğimiz ayın başlarında İran ile ABD arasında bir müzakere turuna ev sahipliği yapmış, ancak başta İran'ın nükleer programı olmak üzere çeşitli konulardaki anlaşmazlıklar nedeniyle bu tur başarısızlıkla sonuçlanmıştı.


Gazze anlaşması: Kahire müzakereleri, Mladenov ve arabulucuların girişimlerinin sonuçlarını bekliyor

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Kahire müzakereleri, Mladenov ve arabulucuların girişimlerinin sonuçlarını bekliyor

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının uygulanmasına yönelik müzakereler ikinci haftasına girerken, gözler Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile arabulucuların yürüttüğü temasların sonuçlarına çevrildi. Taraflar arasında anlaşmanın ikinci aşamasına, yani Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail’in bölgeden çekilmesine geçilememesi dikkat çekerken, Hamas ilk aşamanın tamamlanması gerektiğini vurguluyor. Bu kapsamda özellikle yardımların artırılması ve İsrail ihlallerinin durdurulması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

Tarafların ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşmaktan kaçındığı bu süreç, uzmanlara göre anlaşmaya varma yolunda zorluklara işaret ediyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, arabulucuların yoğun çabalarına ve Mladenov’un İsrail ziyareti gibi diplomatik temaslara rağmen ilerlemenin sınırlı kaldığını belirtiyor. Uzmanlar, İsrail’in somut adımlar atmadan süreci oyalamayı sürdürebileceğini, buna karşılık arabulucuların yeni bir müzakere turu için ısrarcı olacağını öngörüyor.

İsrail medyasında müzakerelerin ‘çöktüğü’ yönünde haberler yer alırken, Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli bir kaynak bu iddiaları yalanladı. Kaynak, arabulucular ile Hamas ve diğer Filistinli gruplar arasında görüşmelerin sürdüğünü ifade ederek, Mladenov’un Tel Aviv’den döndükten sonra İsrail’in sunulan önerilere vereceği yanıtın beklendiğini aktardı. Bu yanıtın, Kahire’de devam eden müzakerelerin geleceğini ve gerekli düzenlemelerin ardından ‘teknokrat komitenin’ devreye girip girmeyeceğini belirleyeceği kaydedildi.

Arabulucuların sürekli hamleleri

Kahire’de yürütülen müzakereler ikinci haftasına girerken, Mladenov dün Batı Kudüs’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi. Görüşme, Mladenov’un ofisinden yapılan açıklamayla duyuruldu.

Görüşmenin ardından Mladenov, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, Netanyahu ile ‘gelecek süreç hakkında olumlu ve kapsamlı bir görüşme’ gerçekleştirdiklerini belirtti. Tüm taraflarla birlikte bu taahhütleri somut adımlara dönüştürmek için çalıştıklarını kaydeden Mladenov, ilerleme sağlanabilmesi için bazı kararların alınması gerektiğini ifade etti, ancak bu kararların içeriğine ilişkin detay vermedi.

İsrail Ordu Radyosu ise pazartesi günü, Mladenov’un pazar gecesi İsrail’e ulaştığını duyurdu. Yayında, Mladenov’un Kahire’de Hamas ile yürüttüğü görüşmelerin ‘çökmesinin’ ardından İsrail’e geldiği öne sürülerek, Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişine izin verilmesi ve İsrail’in bölgedeki askeri operasyonlarının azaltılması yönünde talepte bulunacağı iddia edildi.

Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti iki haftadır Kahire’de bulunmayı sürdürürken, İsrail Kamu Yayın Kurumu, hareket ile Mladenov arasında yürütülen görüşmelerin ‘çıkmaza girdiğini’ ileri sürdü.

dsvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bir aşevinden dağıtılacak yemeği bekleyen Filistinliler (AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu ve İsrail Ordu Radyosu, pazar günü yayımladıkları haberlerde, Hamas’ın ikinci aşamaya geçilmeden önce ilk aşama maddelerinin eksiksiz uygulanmasında ısrar ettiğini aktardı. Haberlere göre Hamas, silahsızlanma konusunun yalnızca kapsamlı bir ulusal çerçevede ve Filistin devletinin kurulmasının güvence altına alınması durumunda ele alınmasını talep ediyor. Ayrıca hareketin, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasına başlanmadan ve İsrail güçleri bölgeden çekilmeden silahsızlanma dosyasının gündeme getirilmesine karşı çıktığı ifade edildi.

Mısırlı siyasi analist Halid Ukkaşe, İsrail’in çekilme yükümlülüğünden kaçınmak için süreci oyaladığını ve bu tutumunu sürdürmesinin beklendiğini belirtti. Ukkaşe, Kahire’nin müzakerelerin başarıya ulaşmasına ve Gazze anlaşma planındaki yükümlülüklerin hayata geçirilmesine önem verdiğini vurgulayarak, ikinci aşamaya geçilmesinin gerekliliğine dikkat çekti. Mısır’ın görüşmelerin çökmesine izin vermeyeceğini ifade eden Ukkaşe, Washington ile paralel bir diplomatik hat açılarak sürecin ilerletilmeye çalışıldığını dile getirdi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise Mladenov’un, Gazze Şeridi’nde silahsızlanmanın aşamalı şekilde gerçekleştirilmesine yönelik öneriye İsrail’den yanıt almaya çalıştığını söyledi. Rakab, Tel Aviv’in müzakerelerin başarısız olduğu yönündeki söylemlerinin, Gazze Şeridi’nin geri kalanını kontrol altına alma isteğiyle bağlantılı olabileceğini öne sürdü.

Rakab ayrıca, İsrail’in birkaç ay sonra yapılacak seçimler (ekim ayında) nedeniyle mevcut önerileri kabul etmesinin zor olduğunu ifade etti. İsrail kamuoyunda savaş hedeflerinin gerçekleştirilememiş olmasının bir sorun teşkil ettiğini belirten Rakab, bu şartlarda anlaşmaya varılmasının siyasi kayıp anlamına gelebileceğini savundu.

Öte yandan Rakab, İsrail ile Mladenov arasında bir anlaşma sağlanarak Gazze’ye yönelik bir komitenin devreye girmesi ihtimalini de düşük gördü. Bu değerlendirmesini, İsrail’in seçimler tamamlanana kadar sürece yönelik süregelen itirazlarına ve sahada ne uluslararası istikrar güçlerinin ne de bir Filistin polis gücünün bulunmamasına dayandırdı.

Olası bir savaş

Bu diplomatik hareketlilik, Gazze Şeridi’nde yeni bir savaşın patlak verebileceği yönündeki endişelerle birlikte yaşanıyor. İsrail Kamu Yayın Kurumu cumartesi günü yaptığı haberde, güvenlik kabinesinin, Hamas’ın silahsızlanma anlaşmasına uymadığı sonucuna varılmasının ardından Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın yeniden başlatılması ihtimalini değerlendirmeye hazırlandığını aktardı.

Maariv gazetesine konuşan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise, “bir sonraki çatışmanın Gazze Şeridi’nde olabileceğini, çünkü savaşın henüz sona ermediğini” söyledi. Zamir, Hamas’ın silahsızlanma sürecini engellemesi durumunda ordunun savaşı tüm gücüyle yeniden başlatmak zorunda kalabileceği uyarısında bulundu.

ddfvferv
Gazze şehrindeki bir hastanede bir çocuğun cenazesinin yanında göz yaşı döken yakınları (AFP)

Hamas Siyasi Büro üyesi Basim Naim cumartesi günü yaptığı açıklamada, hareketin ‘direnişin silahı’ konusunun müzakere edilmesini reddettiğini söyledi. Naim, bunun meşru bir hak olduğunu vurgulayarak, kalıcı bir ateşkes sağlanmadan ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleri oluşturulmadan bu konunun tartışılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Bu çerçevede Ukkaşe, Kahire’nin müzakere sürecinin devamına büyük önem vereceğini ve İsrail’in oyalama taktiklerini boşa çıkarmak amacıyla yeni görüşme turlarının gündeme gelebileceğini belirtti.

Rakab ise Mısır ve Türkiye’nin Hamas ile yürüttüğü temasların yeni turlarla devam etmesini beklediğini dile getirdi. Rakab, hareketin gelecekteki düzenlemelerde söz sahibi olmayı hedeflediğine dikkat çekti. Ayrıca İsrail’in hem seçim hesapları doğrultusunda kazanım elde etmek hem de müzakereler sırasında Hamas üzerinde baskı kurmak için savaş seçeneğini gündemde tutmayı sürdürebileceğini ifade etti.


El-Zeydi ve Hegseth görüşmesinde Irak ordusunun yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmaların önemi vurgulandı

Irak'ın müstakbel Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta bir toplantıda (Arşiv-AP)
Irak'ın müstakbel Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta bir toplantıda (Arşiv-AP)
TT

El-Zeydi ve Hegseth görüşmesinde Irak ordusunun yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmaların önemi vurgulandı

Irak'ın müstakbel Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta bir toplantıda (Arşiv-AP)
Irak'ın müstakbel Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta bir toplantıda (Arşiv-AP)

Irak Haber Ajansı'nın (INA) bildirdiğine göre, Irak'ın yeni hükümetini kurmakla görevlendirilen Başbakan adayı Ali Falih el-Zeydi, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, Irak silahlı kuvvetlerinin kapasitesini ve verimliliğini artırmak amacıyla eğitim faaliyetlerinin yeniden canlandırılmasının önemi vurgulandı.

Başbakanlık Medya Ofisi, Higgseth'in al-Zeydi'yi yeni hükümeti kurmak üzere atanmasından dolayı tebrik ettiğini ve iki ülke arasındaki ikili ilişkileri, özellikle Irak ve ABD arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda belirtildiği gibi güvenlik iş birliğini ele aldığını belirtti.

Yayınlanan bildiride, iki ülke arasındaki ilişkilerin özel niteliğine vurgu yapıldı. Irak ordusunun profesyonelleşmesi ve askeri kabiliyetlerinin geliştirilmesi için ABD tarafından sağlanan askeri eğitimlerin yeniden aktif hale getirilmesinin stratejik önemi teyit edildi.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında konuşuyor (AFP)

Görüşme, Washington ve Bağdat hattında yeni hükümet döneminde güvenlik koordinasyonunun artacağına dair önemli bir gösterge olarak değerlendirildi.