İran’daki kadın ayaklanmasında Haşimi Rafsancani'nin kızı gözaltına alınırken göstericilere yoğun baskı uygulanıyor

Protesto gösterilerinde 76 kişi öldü, yüzlerce kişi gözaltına alındı. BM, Tahran'ı barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme hakkına saygı duymaya çağırdı (AFP)
Protesto gösterilerinde 76 kişi öldü, yüzlerce kişi gözaltına alındı. BM, Tahran'ı barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme hakkına saygı duymaya çağırdı (AFP)
TT

İran’daki kadın ayaklanmasında Haşimi Rafsancani'nin kızı gözaltına alınırken göstericilere yoğun baskı uygulanıyor

Protesto gösterilerinde 76 kişi öldü, yüzlerce kişi gözaltına alındı. BM, Tahran'ı barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme hakkına saygı duymaya çağırdı (AFP)
Protesto gösterilerinde 76 kişi öldü, yüzlerce kişi gözaltına alındı. BM, Tahran'ı barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme hakkına saygı duymaya çağırdı (AFP)

İran’da Mahsa Amini'nin Ahlak Polisi (İrşad Devriyeleri) tarafından darp edilerek gözaltına alındıktan sonra ölmesinin ardından başlayan protesto gösterileri devam ediyor. Başkent Tahran başta olmak üzere ülkenin geneline yayılan gösterilerde güvenlik güçleri protestoculara karşı orantısız güç kullanmayı sürdürüyor.
Ülkenin önde gelen politikacılarından Faize Haşimi Rafsancani başta olmak üzere yüzlerce kişinin gözaltına alındığı rejim karşıtı protesto gösteriler on birinci gününde ülke genelinde devam etti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın haber ajansları, eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin kızı Faize Haşimi Rafsancani’nin protestolara verdiği destek nedeniyle gözaltına alındığını bildirdi.
Şarku’l Avsat’ın ‘Kudüs Gücü’ adlı Telegram kanalından aktardığı habere göre, Faize Haşimi’nin Tahran'ın doğusundaki protesto gösterilerini katıldığı sırada gözaltına alındı. DMO'ya yakın Tesnim Haber Ajansı bir kaynaktan güvenlik birimlerinden birinin Faize Haşimi’yi ‘isyancıları kışkırttığı’ gerekçesiyle gözaltına aldığını aktardı.
Sosyal medya sitelerinde paylaşılan fotoğraf ve videolarda, tüm risklere ve sıkı güvenlik önlemlerine rağmen çok sayıda İranlının Tahran'ın çeşitli mahallelerinde sokağa indikleri görüldü. Protestolar, Kürdistan Eyaleti'nin yönetim merkezi olan Senendec şehrinde ve Tebriz, İsfahan, Kerec ve Ahvaz gibi benzer büyük şehirlerde yeniden başladı. Göstericiler, özellikle İran rejiminin lideri Ali Hamaney’i hedef alan ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ sloganı ve rejim karşıtı sloganlar attılar. Sosyal medyada paylaşılan videolarda, çevik kuvvet polisinin protestoculara gerçek mermi kullanarak müdahale ettiği ve onları kovaladığı görülürken göstericiler arasında başörtülerini sallayan kadınlar yer aldı. Bazı kadınlar ise başörtülerini yaktılar.

Yezd şehrindeki protesto gösterilerinden bir kare (AFP)
Reuters’ın İran devlet televizyonundan aktardığına göre -bazı şehirlerde polis ile ‘isyancılar’ olarak nitelendirilen göstericiler arasında çatışma yaşandı. Polis, göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı. Paylaşılan bazı videolarda, Tahran ve Tebriz'in çeşitli bölgelerinde apartmanlardan ve binaların çatılarından ‘diktatöre ölüm’ sloganı atıldığı duyuldu. Senendec’de ise göstericiler ‘Hameney'e ölüm’ sloganı attılar. Muhafazakarların üçüncü büyük kalesi olan Yezd şehrinde de protestocular, “Bu yıl kan yılı ve Seyyid Ali düşecek” sloganı attılar.
Başka videolarda da çevik kuvvet polisinin Senendec’te ve Batı Azerbaycan eyaletindeki Serdeşt şehrinde göstericilerin üzerine ateş açtığı görüldü. Başkent Tahran'dan paylaşılan videolardan birinde protestocuların ‘kız kardeşimi öldürenleri öldüreceğim’ sloganı attıkları duyuluyor.
Protestolar, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını talep eden üniversite öğrencilerinin ve profesörlerinin genel greviyle başladı. Şerif Teknoloji Üniversitesi'nden bir profesör, gözaltına alınanların hepsi serbest bırakılıncaya kadar derslerin yapılmayacağını söyledi.  İranlı üniversite öğrencileri, profesörlerini protestolara katılmaya çağırdı. Üniversite öğrencileri greve giderken, Öğretmen Sendikaları Koordinasyon Konseyi, bu hafta pazartesi ve çarşamba günleri greve gidilmesi çağrısında bulundu.
BBC Farsça servisi, Şiraz şehrinde 12 subayın bir göstericinin peşine düşüp kovaladıkları bir video yayınladı. Videoda, protestocuların copla dövüldüğü ve elektrikli şok cihazı kullanıldığı görüldü. Yetkililer internet bağlantısını kesmeye devam ederken internet kullanıcıları bazı şehirlerde tamamen internet bağlantısının tamamen kesilmiş olduğuna dair şikayetlerini dile getiriyorlar. Dünyanın farklı yerlerindeki internet bağlantısı hızını ve erişimini izleyen ağ olan NetBlocks’a göre İran’daki internet kesintileri ve kısıtlamaları, protestocuların sosyal medyada video yayınlamasını bile zorlaştırıyor.

Protestolara yönelik destek günden güne artıyor
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) Sözcüsü Ravina Shamdasani, yaptığı açıklamada, İran'da iktidarı elinde tutan mollalara ‘düşünce ve ifade özgürlüğü, barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme haklarına saygı duymaya’ çağrısı yaptı. OHCHR Sözcüsü Shamdasani açıklamasında, “Raporlar, insan hakları savunucuları, avukatlar, sivil toplum aktivistleri ve en az 18 gazeteci dahil yüzlerce kişinin gözaltına alındığını gösteriyor” dedi. Shamdasani, son on bir gün içinde ülke genelinde binlerce kişinin hükümet karşıtı gösterilere katıldığını, güvenlik güçlerinin de bazen gerçek mermi ile göstericilere müdahale ettiğini söyledi.
Merkezi Norveç’in başkenti Oslo'da bulunan İran İnsan Hakları Örgütü (IHR) tarafından yayınlanan son verilere göre gösterilere yönelik sert müdahalelerde 76 kişi öldü. IHR daha önceki verilerinde ölen sayısının 57 olduğunu belirtmişti. İran devlet televizyonu, cumartesi günü sabah saatlerinde protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının 41’e yükseldiğini açıklasa da sosyal medyadaki videolara göre ölen sayısının daha fazla olduğu tahmin ediliyor.
İran’ın resmi haber ajansları ve insan hakları kuruluşları tarafından yayınlanan rakamlara göre şu ana kadar bin 800’den fazla kişi gözaltına alındı. Simnan Emniyet Müdürlüğünden bir yetkili, pazartesi günü güvenlik güçlerinin protestolara katılan 155 kişiyi gözaltına aldığını söyledi.
Mazenderan Cumhuriyet Savcısı, pazar günü, 450 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Gilan Emniyet Müdürlüğünden bir yetkili ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, gözaltına alınanların sayısının 739 kişiye ulaştığını söyledi. Kürdistan İnsan Hakları Ağı (KHRN) cumartesi günü gözaltına alınan 435 kişiye ulaştığı bildirdi. Eylemciler, pazar günü gerginliğe sahne olan Uşnu şehrindeki tutuklamaların 100 kişiyi aştığını söyledi. Tahran Üniversitesi Öğrenci Birliği’nden pazar günü yapılan açıklamada, güvenlik güçlerinin Tahran’da 60 öğrenciyi gözaltına aldığı duyuruldu. Tahran’da tanınmış avukat Said Dehkan, yetkililer tarafından tutuklanan dört meslektaşının fotoğraflarını yayınladı.
Uluslararası bir kuruluş olan Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de Tahran'da en az 20 gazetecinin gözaltına alındığını teyit etti.
Öte yandan İran Sağlık Bakanı Behram Aynullahi, protestolar süresince 72 ambulansın zarar gördüğünü açıkladı. Eylemciler, güvenlik güçlerinin son günlerde gözaltına alınanları taşımak için ambulansları kullandıklarını söylediler. Sosyal medyada paylaşılan bir videoda gözaltına alınanların alevler içinde kalan bir ambulanstan kurtarıldıkları görüldü.
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsin Ejei, çok sayıda eylemcinin gözaltına alındığı bir tutuklama kampanyası başlatıldığını kabul ederek, “Kargaşa ve isyanlarda daha fazla masum insan gözaltına alınabilir. Masumların hatta kabahati az olanların serbest bırakılmaları için talimat verdik” dedi. Ejei, protestocularla dayanışma içinde olduklarını açıklayan ünlü isimleri haklarında soruşturma başlatmakla tehdit etti.
Kudüs Gücü’nün Gilan Eyaleti Komutanı Muhammed Abdullah Pur, güvenlik güçlerinin çok sayıda ‘isyancıyı ve öncülerini’ gözaltına aldığını açıkladı. Pur, yargı organlarının bu kişilerle ciddi şekilde ilgileneceğini söyledi.
Gilan'da DMO tarafından yapılan açıklamada, bölgede üye çekmek ve sabotaj faaliyetleri düzenlemek amacıyla gizli oturumlar düzenlemek’ suçlamasıyla 12 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Açıklamada, gözaltına alınan kişilerin, Gilan’da ‘hassas hükümet ve güvenlik merkezlerine saldırmayı ve Reşt ve komşu şehirlerde ayaklanmaları kışkırtmayı planladıkları’ öne sürüldü.
Diğer taraftan İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, New York'ta Kübalı mevkidaşı ile yaptığı görüşmede, “İran İslam Cumhuriyeti, protestoları bastırma ve herhangi bir dış müdahaleye ve insanların duygularının sömürülmesine karşı koyma kabiliyetine sahip” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Bloomberg'den aktardığına göre Abdullahiyan, protestocuların ambulansları ateşe vermesi ya da bankalardan para çalması halinde İran polisinin ‘orantılı güç kullanmaktan başka seçeneği olmadığını’ söyledi.
NPR haber sitesi de Abdullahiyan’ın, protestocuların çoğunun iyi organize edilmiş kanallar tarafından yönetildiğini ve yönlendirildiğini söylediğini aktardı. İranlı bakan, hiçbir kanıt sunmadan tıpkı diğer İranlı yetkililer gibi dış güçlerin televizyon kanalları ve internet siteleri ile protestocuları şiddete yönlendirdiği yönündeki iddiaları tekrarladı.
BBC’nin Farsça dilindeki haber kanalı İran'ın BM Daimi Temsilcisinin, BM Genel Kurul görüşmelerinde yaptığı konuşma sırasında Mahsa Emini olayına atıfta bulunan diğer yetkilileri şikayet ettiğini bildirdi.

Protestolar, İranlı milletvekillerini böldü
Tahran Milletvekili Zehra Lacurdi, düşmanların dikkatleri İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin New York ziyaretinin sonuçlarından başka yöne çekmek için marjinal sorunları gündeme getirmek, ülkede huzursuzluk ve çatışma çıkarmak istediğini, ancak başarısız olduğunu söyledi. Buna karşın İran Meclisi İçişleri Komitesi üyesi Milletvekili Celal Reşidi Kuşi, hükümetin güncel meseleleri objektif olarak ele almadığı sürece ülkede hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğini belirtti. Kuşi, komplo teorileri, suçlamalar, şiddet ve siyasi ikiyüzlülüğün ülkedeki huzursuzluğu çözemeyeceğini ve ülkeyi ileriye taşımayacağını da sözlerine ekledi.
Muhafazakar çizgideki Milletvekili Mahmud Nebeviyan ise protestocuları ‘suyun yüzeyindeki köpük’ ve ‘pislik’ olarak nitelendirdi. Nebeviyan, İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Halk bu pislikleri, rejimin cübbesinden temizleyip atacak” şeklinde konuştu.
İran’da 2009 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra sekiz ay boyunca ülkeyi kasıp kavuran Yeşil Hareket protestolarına karşı yetkililerin düzenlediği karşı gösterilere benzer şekilde, güvenlik birimleri ve DMO'ya bağlı Besic güçleri tarafından pazar ve Cuma günleri düzenlenen karşı gösterilere atıfta bulunan Nebeviyan, “İsyancılar, toplumda ahlaksızlık ve şehvet peşinde olan insanlar ve durdurulacaklar. İnsanların birçok ekonomik sorunu var, ama isyanlarda ekonomiyle ilgili talepler olmadığını görüyoruz” dedi.
İranlı yetkililer, ülke tarihinin en kanlı olayı olan benzin fiyatlarındaki artışı protesto etmek için 2019 yılında düzenlenen protesto gösterilerinde yaşananların tekrarlanmasından endişeliler. Reuters’a göre 2019 yılındaki gösterilerde bin 500 kişinin öldü.

Ünlülerden protestoculara destek
İran’da komedi dizilerindeki rolleriyle tanınan oyuncu Siamak Ensari, protestolara destek veren İranlı aktörler ve yönetmenler arasına katıldı. Ensari, Instagram hesabından protestoculara hitaben yaptığı paylaşımda, ‘İran'ın cop, savaş, yaptırım, adaletsizlik ve saygısızlığı hak etmediğini’ söyledi. Ensari, “Sanat, cesaretinizden daha küçüktür” yazdı.
İranlı yönetmen Emir Nadiri de diğer bazı meslektaşları gibi protestocularla dayanışma içerisinde olduğunu açıkladı. Nadiri, el yazısıyla yazdığı bir mektupta, ‘özgürlük için kendilerini feda eden’ gençleri övdü. İranlı yönetmen, “Özgürlük için kendini bu şekilde feda edenlerin savunucusuyum. Ağaçlar meyve veriyor ve vermeye de devam edecektir” yazdı.
İranlı yönetmen ve tiyatro oyuncusu Mani Hakiki ise Twitter hesabından paylaştığı bir video kaydında, İran İslam Cumhuriyeti'nin Haziran 1963'teki sivil itaatsizliği ve Şah rejimini deviren Şubat 1979 devrimini 40 yıldır kutladığını, ancak şimdi sivil itaatsizliği yasakladığını söyledi. İranlı yetkililerin hukukun üstünlüğü taleplerinde tutarsız davrandıklarını düşündüğünü söyleyen Hakiki, “Halkın kanunlara uyması gerektiği doğrudur, ancak kanunları uygulayanların da halka uyması gerekiyor” dedi.



Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
TT

Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)

Hamas, ABD de dahil olmak üzere aracılardan, Gazze ile Mısır arasındaki Refah kara sınır kapısının yeniden açılacağına dair teyitler alırken, İsrail hükümeti başkanı Binyamin Netanyahu’nun bu adımı olabildiğince yavaşlatmaya çalıştığı yönünde İsrail medyasından bilgiler geliyor.

Hamas kaynaklarına göre Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde açılması bekleniyor ve tarih olarak da Perşembe günü öne çıkıyor. Buna karşın İsrail’den gelen bilgiler farklı; Walla haber sitesi kapının Pazar günü açılacağını duyurdu.

dcfrgt
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafı, İsrail’in kontrolü altında (Reuters)

Hamas kaynaklarına göre aracılardan gelen güvence, kapının açılacağının garantisi niteliğinde. Hamas, en son bir İsrailli rehinenin cesedinin bulunmasıyla başlayan süreçte, liderliğe kapının bu hafta açılacağına dair teyitler geldiğini açıkladı.

Gaza Yönetim Komitesi’nin girişi

Hamas yakın kaynaklar önümüzdeki günlerde Refah üzerinden bazı Gaza Yönetim Komitesi üyelerinin bölgeye girişine izin verilmesinin muhtemel olduğunu ve bu kişilerin Hamas yetkilileriyle görüşmeler yaparak bazı hükümet görevlerini devralma sürecini başlatacağını söyledi.

Filistin Yönetimi ve Avrupa Birliği delegasyonu da 2005 anlaşması çerçevesinde sınır kapısında çalışmaya hazır olduklarını açıkladı.

fgthy
Kahire’deki Gaza Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Basın Enformasyon Kurumu)

Hamas kaynakları, kapının tam işleyişiyle açılması gerektiğini savunurken, Netanyahu Salı günü düzenlediği basın toplantısında kapının “sınırlı ve anlaşmalı düzenlemeler çerçevesinde, günlük belirli sayıda Filistinliye giriş-çıkış izni verecek şekilde” açılacağını söyledi.

Netanyahu ayrıca İsrail’in “sınır kapısı ve tüm Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolüne sahip olacağını” vurguladı.

Tam güvenlik kontrolü ne anlama geliyor?

Netanyahu’nun bu açıklamaları, Filistinli gruplar arasında İsrail’in bunu nasıl uygulayacağı konusunda endişe ve soru işaretleri yarattı.

Grup kaynakları, İsrail’in “sarı çizgi” olarak adlandırılan sınır hattında yüzde 53’ün üzerinde bir alan üzerinde kontrol sağlamayı hedefleyebileceğini belirtiyor. İkinci aşama koşulları İsrail’in bölgeden çekilmesini öngörse de, Netanyahu hükümeti bunu Hamas’ın silahsızlandırılmasıyla bağdaştırıyor; bu konu halen tartışma aşamasında ve birçok engelle karşılaşabilir.

ty6
ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Eğer ikinci aşama koşulları uygulanmazsa, İsrail muhtemelen kuzey ve doğu bölgelerinde askeri varlığını artırarak güvenliği sağlamayı ve batıdaki alanları kontrol etmeyi sürdürecek. Güneyde ise askeri varlığını koruyacak.

Olası çekilme durumunda, İsrail sınır hattında daha geniş bir tampon bölge oluşturabilir; bazı yerlerde bu alan bir ila iki kilometreyi bulabilir. Aynı zamanda Refah Sınır Kapısı ve Philadelphia hattındaki kontrolünü de sürdürerek, silah veya patlayıcı kaçakçılığını engellemeyi planlıyor. Özellikle tüm tünellerin tahrip edilmesinin ardından bu kontrol, deniz sınırlarında da devam edecek; 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Filistinli balıkçıların bu alanlara yaklaşmasına veya bir deniz mili batıya, Mısır sınırına doğru 5 deniz mili güneye ilerlemesine izin vermiyor.

rty6
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus sahili (AFP)

Filistinli gruplar, İsrail’in “tam güvenlik kontrolü” açıklamalarını sürdürmesinin, Lübnan’daki gibi ani suikastlar, askeri hedefler bahane edilerek bombalamalar veya Hamas ve diğer Filistinli aktivistlerin bölgelerinde yapılan kaçırma operasyonlarıyla güvenliği sağlamaya yönelik olabileceğini öngörüyor.


Nuri el-Maliki: Irak'ın iç işlerine Amerikan müdahalesini kesinlikle reddediyoruz

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
TT

Nuri el-Maliki: Irak'ın iç işlerine Amerikan müdahalesini kesinlikle reddediyoruz

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki, ABD’nin Irak’ın iç işlerine müdahalesini reddettiğini belirterek, bunu ‘egemenliğin ihlali’ olarak nitelendirdi.

El-Maliki, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Irak’ın iç işlerine yönelik açık Amerikan müdahalesini kesin bir dille reddediyoruz. Bunu Irak’ın egemenliğinin ihlali, 2003 sonrası Irak’taki demokratik düzene aykırı bir adım ve Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakanlık için adayını belirleme kararına bir saldırı olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında devletler arası ilişkilerde tek siyasi seçeneğin diyalog dili olduğunu vurgulayan el-Maliki, “Ülkeler arasındaki iletişimde dayatma ve tehdit diline başvurulması kabul edilemez. Ulusal iradeye ve Irak Anayasası’nın güvence altına aldığı Koordinasyon Çerçevesi kararına saygı çerçevesinde, Irak halkının yüksek çıkarlarını gerçekleştirecek sonuca ulaşana kadar çalışmayı sürdüreceğim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Tahran’a yakın Şii partilerin desteğini alan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi halinde ABD’nin Irak’a verdiği desteği keseceği uyarısında bulundu.

thysdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda şu ifadeye yer verdi: “Politikaları ve çılgın ideolojileri nedeniyle, eğer (Nuri el-Maliki) seçilirse ABD gelecekte Irak’a hiçbir yardımda bulunmayacak.”


Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
TT

Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, ABD’nin İran Dini Lideri Ali Hamaney’i hedef alması halinde müdahalede bulunabilecekleri yönündeki tehdidi, müdahale edip etmeyeceği konusunda kesin bir tutum ortaya koymamasına rağmen, Lübnan genelinde benzeri görülmemiş bir reddiye ile karşılandı. Söz konusu tepkinin, Gazze’ye destek verilmesine yönelik itirazlardan dahi daha sert olduğu belirtilirken, Kasım’ın nihai kararı sahadaki gelişmelere ve İran’a yönelik, halen tartışma konusu olan olası bir saldırının gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağladığı ifade ediliyor.

Her ne kadar Kasım bu tehdidiyle yalnız başına hareket ediyor görünse de, İran ve Hamaney ile dayanışma amacıyla düzenlenen programda dile getirdiği bu söylemin dışına çıkmasının zor olduğu kaydediliyor. Hizbullah ile Emel Hareketi’nden oluşan Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın dini açıdan ‘velayet-i fakih’ ilkesine bağlı olduğunu ve bunun kendisi için vazgeçilmez bir meşruiyet zemini oluşturduğunu belirtti. Kaynak, bu bağın kopması halinde söz konusu meşruiyetin ortadan kalkacağını ifade ederken, yalnızca müdahale ihtimalinden söz edilmesinin dahi, bu tutumun sembolik bir dayanışma çerçevesinde mi kalacağı yoksa Washington’ı askeri olarak meşgul etmeye varan bir aşamaya mı taşınacağı yönünde soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti.

Popüler kuluçka merkezinin hesap verebilirliği

Siyasi ve askeri olarak Hizbullah’ın müdahil olması, öncelikle kendi toplumsal tabanı tarafından sorgulanmasını gerektiriyor. Ancak bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu sorgulamanın Hizbullah çevresinin ötesine geçerek, ‘Artık yeter, savaş istemiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz’ sloganı etrafında birleşen Lübnanlıların geneline yayılacağını vurguladı.

Aynı kaynak, Naim Kasım’a yöneltilen soruları şu başlıklar altında topladı:

– Kasım, hemen her vesileyle Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını vurguluyor. Peki bu kapasite, İsrail’in 27 Kasım 2024’te Lübnan’da yürürlüğe giren çatışmaların durdurulması anlaşmasını ihlal eden saldırılarına karşılık vermekten kaçınılırken, İran’ın yanında müdahil olmak için mi yeniden inşa edildi? Oysa İsrail, söz konusu anlaşmaya uymamayı sürdürdü.

– Hizbullah’ın ateşkese bağlı kalmasından bu yana İsrail saldırılarına karşılık vermemesi ve bu süreçte çoğu kendi mensuplarından olmak üzere 500’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, tabanı nezdinde ciddi bir sıkıntı ve sorgulama yaratmadı mı? Bu sorulara verilecek yanıtın eksikliği, Hizbullah’ı zor durumda bırakmadı mı?

– İran’ın, Hizbullah’ın Gazze’ye destek kararını tek başına aldığı dönemde ya da İsrail’in Hizbullah’ın önde gelen siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini hedef alarak eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin’i ve onlarla birlikte İranlı askeri uzmanları öldürdüğü aşamalarda müdahil olmadığı göz önüne alındığında, Kasım olası bir müdahaleyi nasıl gerekçelendirebilir?

– Kasım, ABD ve İsrail’in Haziran 2025’te İran’a karşı başlattığı ve 12 gün süren savaşa neden müdahil olmadı? Bu savaş, Hizbullah’ın meşruiyetini ve gücünü dayandırdığı rejimin devrilmesiyle sonuçlanmadığı için mi müdahaleden kaçınıldı?

xcdfgt
İranlı askeri lider Kasım Süleymani'nin fotoğrafı, Sana (X)

– Kasım, İsrail’in olası tepkisini hesaba katıyor mu? Müdahalesini gerekçelendirmek için, başta kendi tabanı olmak üzere kamuoyuna ne söyleyecek? Gazze’ye destek gerekçesiyle Lübnan’ı sürüklediği ve onlarca yerleşimin yıkılmasına, binlerce ölü ve yaralıya, on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açan deneyimin ardından, ülkenin bir kez daha hesaplanmamış bir askeri maceranın yükünü taşıyıp taşıyamayacağı sorusu gündeme geliyor.

– İsrail’in, önleyici de olsa, Lübnan’a askeri bir saldırı düzenlemesini engelleyecek korumayı kim sağlayacak? Bu arada, çatışmaların durdurulması anlaşmasının uygulanmasını denetleyen Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin (Mekanizma) etkinleştirilmesi yönündeki ısrarı karşılıksız kalırken, Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki kurtarılmış bölgeyi kontrol altına alması ve silahların devletin elinde toplanmasını öngören ikinci aşamaya geçilmesi hazırlıkları sürüyor.

– Hizbullah’ın müdahalesi, silahların yalnızca devletin elinde toplanması yönündeki baskıları daha da artırmayacak mı? Arap ve uluslararası toplum, bu müdahaleyi Lübnan’ı, bölgede gerileme yaşayan ve İran liderliğindeki ‘direniş eksenine’ yeniden bağlama girişimi olarak görmeyecek mi? Bu çerçevede, başkalarının savaşlarının Lübnan topraklarında yürütülmesinin ülkenin çıkarına olmadığı yönündeki değerlendirmeler güçlenmeyecek mi?

– Hizbullah, olası müdahalenin yıkılan yerleşimlerin yeniden inşasına getireceği ek maliyeti hesaba katıyor mu? Silahların devletin tekeline alınması taahhüdü olmaksızın Arap ve uluslararası herhangi bir yeniden imar desteğinin bulunmadığı bir ortamda, bu yük nasıl karşılanacak? Yerlerinden edilenlerin köylerine dönmesini bekleyen Hizbullah tabanına ve genel Şii kamuoyuna ne söylenecek? Tüm bu kesimler, İran’a destek amacıyla yapılacak bir müdahalenin gerekçelerine ikna edilebilecek mi?

– Kasım, Şii İkilisi’ndeki ortağı Emel Hareketi’nin, Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib ile birlikte dayanışma toplantısına katılmış olmasına rağmen, İran’la birlikte askeri bir müdahaleyi gerçekten desteklediğini mi düşünüyor? Özellikle geniş bir Şii kesimin Necef’teki en yüksek dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’yi taklit ettiği ve ABD’nin İran’a yönelik tehditlerine karşı çıkmakla yetindiği dikkate alındığında, bu sorunun önemi daha da artıyor.

ABD müdahalesinin azalacağına dair bahisler

Bu nedenle siyasi kaynaklara göre Hizbullah, halihazırda bulunduğu durumdan daha ağır bir biçimde uluslararası, Arap ve iç kamuoyu düzeylerinde kuşatma altına girecek ve ülkenin maruz kaldığı sonuçları dikkate alarak hesaplarını gözden geçirmek zorunda kalacak. Kaynaklar, Hizbullah’ın tutumunda ısrarı bir kenara bırakarak, İran ve Dini Lider’le dayanışmayı askeri müdahalenin altına çekmeden, sembolik bir çerçevede tutmaya çalışabileceğini belirtiyor. Aksi bir senaryoda ise Naim Kasım’ın, ABD’nin müdahale düzeyinin düşeceği ve Washington ile Tahran arasında müzakerelere dönüşün ağır basacağı varsayımına dayanarak ‘bahsini büyütmüş’ olabileceği; böylece İran liderliğine sahada karşılığı olmayan, ancak siyasi ağırlığı yüksek bir tutum hediye ettiği değerlendirmesi yapılıyor. Bu yaklaşımın, Haziran 2025’teki ABD-İsrail saldırısına ilişkin tutumuna benzediği ifade ediliyor.

ABD’nin İran konusunda nasıl bir yol izleyeceği, müzakereye mi yoksa saldırıya mı yöneleceği netleşene kadar, Hizbullah’ın kendisi için yeni bir siyasi kriz satın aldığı görüşü dile getiriliyor. Bu durumun, Hizbullah üzerindeki iç baskıyı daha da artıracağı, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yeniden başlatılması planlanan diyaloğu bekleme listesine alacağı ve bu sürecin, Direnişe Vefa Bloğu Başkanı Muhammed Raad ile kısa vadede yeniden canlandırılmasının da zor göründüğü kaydediliyor.

dfrtg
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın televizyonda yaptığı konuşmadan (Hizbullah medyası)

Bu bağlamda, diyalog olasılığının ertelenmesini gerektiren bir diğer unsur, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Andre Rahal’in, Muhammed Raad’ın en önemli yardımcılarından biri olan Ahmed Muhna ile gerçekleştirdiği görüşmenin yalnızca karşılıklı sitemle sınırlı kalmasıdır. Kaynaklara göre, diyaloğun yeniden başlatılabilmesi, Hizbullah’ın devlet projesine cesurca katılmasını ve silahların devletin elinde toplanması yönündeki kararını desteklemesini gerektiriyor. Ayrıca silahların devlet tekelinde tutulmasını öngören ikinci aşama için hazırlıklara başlanması, Hizbullah’ı niyetlerinin samimiyetini test edecek ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Kaynaklar, Kasım’ın Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını sık sık dile getirmesinin, tabanını etkileme ve onu güvenceye alma amacı taşıdığını, ancak bunun yüksek sesle ifade edilen sözlerin ötesine geçemediğini belirtiyor. Bu söylem, askeri dengeyi eski haline getirmeye yeterli değil; çünkü Gazze’ye destek kararı sırasında İsrail’in tepkisini hesaba katmayarak kaybedilen caydırıcılık ve çatışma kuralları dengesi telafi edilememişti.