Oliver Stone, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Al Gore filmi beni çok korkuttuğu için daha fazlasını açıklamaya karar verdim’

Stone nükleer enerjinin çevreyi korumak için en iyi seçenek olduğunu savundu.

Oliver Stone, bilim insanlarıyla bir araya geldi.
Oliver Stone, bilim insanlarıyla bir araya geldi.
TT

Oliver Stone, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Al Gore filmi beni çok korkuttuğu için daha fazlasını açıklamaya karar verdim’

Oliver Stone, bilim insanlarıyla bir araya geldi.
Oliver Stone, bilim insanlarıyla bir araya geldi.

Hollywood'daki önemli yönetmenler ana akım türden filmler yapmak konusunda isteksiz oldukları için çalışmaya devam edemez hale geliyorlar. Bu durum hakkında Oliver Stone ve Spike Lee’nin katıldığı geçen yılki özel bir sohbette, iki yönetmen de ırkçı yaklaşımların devam etmesine izin veren genel siyasi duruma tepki gösterdi.  
Stone söz konusu sohbette, iki yönetmen arasındaki en zayıf halka gibi görünüyordu. Şikayeti gerçekçiydi ve o sırada oldukça mutlu gözüken Spike Lee'ye yönelik eleştirisi sertti.  Spike Lee’nin yönettiği Da 5 Bloods, ABD’li eleştirmenler arasında haklı bir beğeni elde etti.
Buna karşılık Stone birkaç yıldır yeni bir film yapamadığı için gündemden düşmüştü. 2016 yılında, İngiltere ve Fransa tarafından finanse edilen Edward Snowden hakkındaki ‘Snowden filmi’ ile çıktı. Ancak filmin ABD’deki gösterimi fazla ilgi görmedi.
Bu ay Venedik Film Festivali’nde konuşan Oliver Stone, Salvador filminde (ki bu film 1986 yılında yönetmenliğini yaptığı ilk fimdi), El Salvador'daki ABD politikası konusunu gündeme getirerek eleştirmişti. Evet, film merak uyandırdı. Ancak yönetmenin, CIA politikalarının ateşlediği, savaşın parçaladığı bir ülkede farklı ABD’liler hakkındaki hikayesini beslemek için uygun bulduğu tonlarca konuşma içeriyordu.

Ertesi yıl yaptığı Müfreze filminin konusu Vietnam'dı. Asker olarak katıldığı Vietnam Savaşı’na eleştirel sorularını gizlemeyecek şekilde ele aldığı ve ardından Vietnam'a değindiği Born on the Fourth of July (1989) filmini tamamlamadan kısa bir süre önce, 1987'de Wall Street ekonomi politikasına maruz kaldı.
Bundan sonra da John F. Kennedy (JFK) (1991) Malcolm X (1992) ve ardından Nizon (1995) filimleri geldi. Bu filmler büyük medya ve finansal başarı elde etti ancak Stone bu alanda istediğini elde etmekte zorlanmaya başladı. 2004 yılındaki Alexander (İskender) filmiyle sinema tarihine geçti. Ancak sonraki yıllarda çalışmaları daha az başarılı sonuçlar vermeye başladı. JFK filminin bıraktığı etkiyi gerçekleştirmese de 2008'de George W. Bush'u konu alan "W" filmini yapıncaya kadar istediği başarıyı elde edemedi.

Yönetmen Oliver Stone.
Ancak şimdi şaşırtıcı bir şekilde, Venedik Film Festivali’nin gösterimlerine yarışma dışı giren Nükleer adlı yeni bir filmle manşetlere dönüyor. Film, Toronto Film Festivali’nde gösterildi.
Nükleer filmi, yönetmenin film boyunca nükleer enerjinin toplum yaşamına sağladığı avantajlar ve önemi açısından bir fark yaratmadığı iddiasından yola çıkan belgesel türündeki bir yolculuk. Diğer yandan film, sağcı ve solcu ABD’lilerin nükleer enerjiyi kötüye kullanılması, onu daha yüksek ölçekte sömürmek isteyen gruplarca siyasallaştırılırken diğer taraftan çevreyi bu sömürünün genişlemesinden kurtarmak için bir kampanya yürütülmesini içeriyor.
Yönetmen filminde Demokrat Parti kadar çevreci görünüyor. Ancak bu onun yerleşik kurallara dayanmayan mevcut politikasını eleştirmesine engel olmamış.
Stone, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda başta son filmi Nükleer olmak üzere çevre ve siyaset alanındaki tepkilere ve duruşa ilişkin birçok merak edilen soruyu cevapladı:

-Kurallara dayanmayan, mevcut politikaları eleştiriyorsunuz...
Bu filmin nükleer enerjinin dünyaya pek çok fayda sağladığı gerçeğine açıklık getirmesini istiyorum. Çünkü modern yaşamın gereklerini sağlamak için nükleerin kullanımına dayanıyor olması nedeniyle bu belki de ürkütücü bir kelimedir. Ancak nükleer güç ve nükleer enerji arasında bir ayrım yapılmalıdır. İlki her şeyi mahvedebilir. İkincisi, iyi kullanılırsa hayatın gerekliliklerinden biridir.

- Filmde petrol ve türevleri yerine nükleer enerjiye güvenmek için ciddi bir çağrı var...
Kesinlikle. Nükleer enerji, çevreyi dünyadaki yaşamımızı tehdit eden çeşitli kaynaklardan kaynaklanan kirlilikten korumanın en iyi yoludur.

- Tüm bu bilgilere nasıl ulaştınız?
Elbette bir belgesel film çok fazla bilgi gerektirir ama burada mesele tek bir kaynaktan alınmış gibi sunulmasıdır. Joshua Goldstein'ın yazdığı Parlak Gelecek adlı film için seçtiğim aynı isimle bir süre önce yayınlanan bir kitap dikkatimi çekti. Bu tür konulara ilgi duyduğum için okudum, yazarıyla iletişime geçtim ve filmi birlikte yazmaya karar verdik. Böylece tanımladığınız şeyi tek bir kaynak olarak buluyorsunuz. Güvendiğimiz başka kaynaklar da var. Ama amaç, güvenilir bilgiler yayan ve ülkelerin kavram ve politikalarını ve yaşamın geleceğini incelemenin yolunu açan bir film yapmaktı.

- Dünya Çernobil ve Fukushima kazalarını ve bunların gezegenimizi çevresel tehlikelerden koruma çağrısını nasıl etkilediğini tartışıyor...
Tabii. Sanırım iki olay, karşı karşıya olduğumuz şeyle yüzleştirdi bizi. Ancak işler tehlikeli nükleer radyasyonun salınmasından daha boyutlu ve daha ciddi. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) geçen yılki raporu, mevcut durumun karbondioksitteki artış ve ve bugün meydana gelen önemli kirlilikle devam etmesi halinde 2050 yılında bildiğimiz dünyanın sonunu bekliyor olacağız ve hayat eski haline dönmesi imkansız hale gelmese de bu oldukça zor olacak.

- Konu sizi rahatsız etti mi?
Doğal olarak. Al Gore'un çevreyle ilgili çalışmalarını gördüm. Her şeyden bahsetmedi ama gördüklerim beni korkuttu. Filmi ve verdiği mesajı sevdim. Al Gore filmi beni çok korkuttuğu için daha fazlasını açıklamaya karar verdim. Ben bir bilim insanı değilim. Ama hepimiz aynı hayatı paylaşıyoruz.

- Gerçekten korkutucu bir konu. Yaklaşık 30 yıl sonra dünyanın sonunun gelmesi kaçınılmaz mı?
Birincisi, elbette sadece bizim için değil, şüphesiz yükselen ve gelecek nesil için de korkutucu. İkincisi, kesinlikle kaçınılmaz. BM ajansı IPCC, olasılıkları artırmaz, ancak sonuçlar çıkarır. Filmde, "Korkacak zamanımız yok" diyorum. Biz zaten sorunun merkezindeyiz.

- Film çok sayıda röportaj, ziyaret ve seslendirmenizle verilen bilgilerden oluşuyor. Bu, özellikle bilgiler güvenilir olduğundan ve sizinle konuşan insanlar tam olarak neden bahsettiğinizi bildiğinden, onu ikna edici, çekici hale getiriyor...
Bu önemli bir not. Bu, kurgu olmayan bir film. Hepimizi dünyayı ve üzerindeki yaşamı kurtarmaya katkıda bulunmaya çağıran bir mesaj vermek için bahsettiği konuyu kaydeden bir film. Biz sorumluyuz ve bu sorumluluktan dolayı Ali'nin görevi sadece bu durumlar etrafında dönen bir film sunmak değil, aynı zamanda onu tartışmalara yol açacak ve izleyicileri ve yetkilileri içerdiği gerçeklere ikna edecek şekilde sunmaktır.

- Son yıllarda belgesellere ilgi duyduğunuz bir sır değil. Bunun sebebi nedir?
Belgesel sinema benim için olmazsa olmaz. Çünkü bu kapsamdaki film dram unsurlarını içermiyor. Aksine, doğrudan ve gerçek bir şekilde iletmek istediği mesajı verir. Elbette bu durum iyi bir film için de geçerlidir. Çünkü bildiğiniz gibi bir mesaj içermeyen çok sayıda belgesel var. Bu, dramatik filmlerin dürüst olamayacağı anlamına gelmez.

- Son zamanlarda bilim kurgu filmlerinden hangileri dikkatinizi çekti?
Don't Look Up’ı izledim, iyi bir film. Ama sonunda söylendiği etkiyi yaratmadı. Filmin yönetmeni Adam McKay ile bir araya geldim ve 2026'da dünyadaki yaşamın sona ereceğine olan inancıyla beni şaşırttı. Bu görüşü paylaşmadığımı söylediğimde bana kızgın bir bakış attı.

- Belgesel filmlere yönelik artan yöneliminizle ilgili soruya dönüyorum. Bunun nedeni Hollywood'un katılmadığınız  yaklaşımı olabilir mi?
Bu kesinlikle önemli bir neden. On yıl önce Vahşiler filminden sonra, sunduğum uzun metrajlı filmlerin senaryolarını Hollywood şirketlerine kabul ettirmeye çalışırken çok zorlandım ve sevmediğim filmleri yapmam için beni ikna etmeye girişimleri nedeniyle çok vakit geçirdim. Bu nedenle uzun metrajlı filmin olmaması ya da film ile diğeri arasında uzun bir sürenin geçmesi belgesel filmlere daha fazla odaklanmamı sağladı. Bu belgeseller arasında yürütücü yapımcılığını üstlendiğim Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili iki film var. Bu filmlerden biri de burada, Venedik’te gösterilen Ukrayna'da Ateş.

- Bu savaş hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tabii ki buna katılmıyorum. Bu savaştan kaçınılabilirdi. Ancak NATO yıllarca Rusya'yı kışkırttı. Her savaşta olduğu gibi sorumluluk birden fazla tarafa aittir. Putin'in bu savaşı Batı'ya düşman olduğu için istediğini düşünmüyorum. Sorun bu değil, sorun Batı'nın ona düşman olması bence.

- 2017'de, kendisiyle ilgili televizyon filmi yapıldığında Putin ile tanıştınız. Hakkında ne düşünüyorsun?
Onu küresel siyasete ve etrafımızdaki olaylara çok aşina buldum. Onunla uzun uzun konuştum ve röportajın sonunda bana beklemediğim bir şey söyledi. Bana dayak yiyip yemediğimi sordu. Kensiisne “Evet” cevabını verdim. O da bana "O zaman bu film yüzünden dayak yiyeceğini biliyorsun" dedi.

-Bu film yüzünden dayak yediniz mi?
(Gülüyor) Hayır ama eleştirmenlerin, izleyicilerin ve hayatın tek bir yanı olduğuna inanan arkadaşlarımın aksi yöndekiş görüşleriyle karşılaştım.



Senaristi, De Niro klasiğinin neden Oscar'a layık görülmediğini anlattı

(Columbia Tristar)
(Columbia Tristar)
TT

Senaristi, De Niro klasiğinin neden Oscar'a layık görülmediğini anlattı

(Columbia Tristar)
(Columbia Tristar)

Inga Parkel 

Paul Schrader, Martin Scorsese'nin Taksi Şoförü'nün (Taxi Driver) "tartışmalı" konusu nedeniyle 1977 Oscar Ödülleri'nde göz ardı edildiğine inanıyor.

Kendisi de tanınmış bir yönetmene dönüşmeden önce beğenilen bir senarist olan 79 yaşındaki Schrader, özellikle Robert De Niro'nun başrolünü oynadığı kara polisiye filminin senaryosunu yazmasıyla biliniyordu.

De Niro'nun uykusuzluk çeken, sıkıntılı Travis Bickle'ı canlandırdığı film, New York'ta taksi şoförlüğü yapmaya başlayan Bickle'ın 12 yaşındaki hayat kadını Iris'i (Jodie Foster) kurtarmaya yönelik takıntılı çabasını konu alıyor.

Kült klasik, En İyi Film de dahil 4 dalda Oscar'a aday gösterildi. Ancak hem Schrader hem de Scorsese, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Yönetmen dallarında göz ardı edilirken, en büyük ödül ise nihayetinde John G. Avildsen'in sevilen boks draması Rocky'ye gitti.

Filmin 50. yıldönümü vesilesiyle Deadline'a verdiği yeni röportajda Schrader, "Taksi Şoförü'nün kazanmamasına biraz olsun şaşırmadım" dedi. 

En İyi Özgün Senaryo kategorisine bakarsanız muhtemelen o yılın en özgün senaryosuydu ama çok tartışmalı bir filmdi.

Robert De Niro, sıkıntılı ve yalnız Travis Bickle rolündeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar adaylığı kazandı (Columbia Tristar)Robert De Niro, sıkıntılı ve yalnız Travis Bickle rolündeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar adaylığı kazandı (Columbia Tristar)

Hatta Columbia Pictures'ın "filmin bu kadar başarılı olmaya başlaması karşısında hazırlıksız yakalandığını" paylaştı. 

Onu istisnai bir film olarak görmüşlerdi ve bu yüzden pazarlama testi yapmadılar veya pazarlama desteği vermediler.

1976'da gösterime giren Taksi Şoförü, dünya çapında 27,6 milyon dolar hasılat elde ederek muazzam bir eleştirel ve ticari başarı yakaladı.

Schrader, "Bu, oradan oraya dolaşan ve herkesin 'Biz yapmayalım, başkaları yapsın' dediği senaryolardan biriydi" diye ekledi.

Ayrıca Oscar Ödülleri'ne "güzellik yarışması" diyerek burun kıvırdı.

Schrader, "Bunu yıllar önce Oscar kazanamadığında Marty'ye söylediğimi hatırlıyorum" diye sözlerini sürdürdü. 

Ona 'Marty, önceliğin Oscar kazanmaksa, yeni öncelikler belirlemelisin. Çünkü o ödülü önceliğin haline getirip kendini o kadar düşürmene değmez' dedim.

Nihayetinde Schrader, Taksi Şoförü'nde Iris'in çıkarcı pezevengi Matthew "Sport" Higgins'i canlandıran Harvey Keitel'in oynadığı suç draması Mavi Yakalılar'la (Blue Collar) 1978'de yönetmenliğe adım attı.

Taksi Şoförü'nün doruk noktasındaki ölümcül çatışmada öldürülen karakterin beyaz olması yönünde film ekibine baskı yapılmasının ardından Sport rolüne, şu anda 87 yaşında olan Keitel seçilmişti.

Schrader, Deadline'a "Eğer o, sadece siyahları öldüren bir ırkçı gibi görünürse sinemada isyan çıkacağını söylediler" dedi.

Marty için bu sorun değildi zira Harvey Keitel'e başrolü vermek istiyordu ancak daha sonra herkes Bob'un bu role çok daha uygun olduğunu fark etti.

Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment


Saint-Tropez skandalında karar: Fransız yargısından Faslı şarkıcı Saad Lamjarred’e 5 yıl hapis cezası

Faslı şarkıcı  Saad Lamjarred (AFP)
Faslı şarkıcı  Saad Lamjarred (AFP)
TT

Saint-Tropez skandalında karar: Fransız yargısından Faslı şarkıcı Saad Lamjarred’e 5 yıl hapis cezası

Faslı şarkıcı  Saad Lamjarred (AFP)
Faslı şarkıcı  Saad Lamjarred (AFP)

Fransa’nın güneyindeki Draguignan Ağır Ceza Mahkemesi, Faslı şarkıcı Saad Lamjarred hakkında, Saint-Tropez’de genç bir Fransız kadına tecavüz ettiği gerekçesiyle 5 yıl hapis cezası verdi. Karar, Arap dünyasında geniş hayran kitlesine sahip sanatçının kariyerini tehdit eden yargı süreçlerinin yeni halkası oldu.

Karar, gizlilik içinde yürütülen ve mağdur tarafın talebi üzerine kapalı oturum şeklinde gerçekleştirilen duruşmaların ardından açıklandı. Fransız yasaları, cinsel saldırı davalarında mağdurların mahremiyetini korumak amacıyla bu tür uygulamalara izin veriyor.

Fransız savcılığı, 41 yaşındaki sanatçı için 10 yıla kadar hapis cezası talep etmişti. Ancak mahkeme heyeti talep edilen cezanın yarısına hükmetti. Lamjarred ayrıca mağdura 30 bin euro tazminat ve 5 bin euro avukatlık ücreti ödemeye mahkûm edildi.

fvgrb
Faslı yıldız Saad Lamjarred (AFP)

Tutuksuz yargılanan Lamjarred, kararın ardından ailesiyle birlikte mahkeme salonundan ayrıldı. Lamjarred’in karar sonrası eşini ve kayınvalidesini teselli ettiği görüldü.

Tartışmalı yaz gecesinin detayları

Davanın geçmişi Ağustos 2018’e uzanıyor. O dönemde Saint-Tropez’de bir eğlence mekânında garson olarak çalışan mağdurun, Faslı sanatçıyla tanıştığı ve daha sonra olayların Lamjarred’in otel odasında devam ettiği belirtildi.

Mağdur, soruşturma sırasında verdiği ifadede, otel odasında fiziksel şiddet ve cinsel saldırıya maruz kaldığını, yaşadığı şok nedeniyle karşı koyamadığını anlattı. İfadeler, olayın ardından genç kadını gördüğünü söyleyen yakın arkadaşının tanıklığıyla da desteklendi. Arkadaşı, mağdurun psikolojik ve fiziksel açıdan çökmüş halde olduğunu söyledi.

sdvdfv
Faslı yıldız Saad Lamjarred ve eşi Ghita Allaki (AFP)

Lamjarred ise soruşturma ve dava süreci boyunca suçlamaları kesin bir dille reddetti. Sanatçı, taraflar arasındaki ilişkinin rızaya dayalı olduğunu ve genç kadının kendi isteğiyle otel odasına geldiğini savundu.

Paris dosyası ve “şantaj” iddiaları

Bu karar, “LM3ALLEM” lakabıyla tanınan sanatçı hakkında verilen ilk ceza değil. Lamjarred, 2023 yılında Paris Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da 2016’da bir Paris otelinde başka bir Fransız kadına yönelik benzer suçlamalar nedeniyle 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

cds vc
Faslı yıldız Saad Lamjarred (AFP)

Söz konusu Paris dosyası hâlen temyiz sürecinde bulunuyor. Davada ayrıca mağdurun çevresinden 5 kişi, Faslı sanatçıdan şikâyetin geri çekilmesi ve tanıklık yapılmaması karşılığında 3 milyon euro talep ederek şantaj girişiminde bulunmak suçundan hüküm giymişti.

Uluslararası soruşturmalar

Lamjarred’in adli geçmişi Fransa’yla sınırlı değil. Sanatçı hakkında ilk uluslararası soruşturma 2010 yılında ABD’nin New York kentinde açılmıştı. O dönemde bir Amerikalı kadına yönelik cinsel ve fiziksel saldırı suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Lamjarred, karar çıkmadan ABD’den ayrılmıştı.

dvfd
Faslı yıldız Saad Lamjarred (AFP)

Dava, 2016 yılında mahkeme dışı yüksek meblağlı mali uzlaşma sonrasında düşürüldü.

Sanatçı ayrıca 2015 yılında Fas’ta da Fas-Fransız vatandaşı bir genç kadının suçlamalarıyla soruşturma geçirmişti. Ancak mağdurun sosyal ve ailevi baskılar nedeniyle şikâyetini geri çektiği belirtilmişti.

Art arda gelen yargı kararları ve devam eden davalar, Faslı sanatçının kariyerinin geleceğine ilişkin belirsizlikleri artırıyor.


Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları, Andrea Bocelli’nin katılımıyla Roma’nın kalbinde sahne aldı

Roma’da düzenlenen Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları konserinden (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)
Roma’da düzenlenen Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları konserinden (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)
TT

Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları, Andrea Bocelli’nin katılımıyla Roma’nın kalbinde sahne aldı

Roma’da düzenlenen Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları konserinden (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)
Roma’da düzenlenen Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları konserinden (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)

Müziğin ezgilerinin tarihin ruhuyla birleştiği bir gecede, Roma’daki Kolezyum’da bulunan antik Venüs Meydanı, Suudi Arabistan ile İtalya arasında kültürel diyaloğa açık bir sahneye dönüştü. ‘Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları’ konserleri, dünya turnesini, dünyaca ünlü sanatçı Andrea Bocelli’nin de katılımıyla tamamladı. Bu etkinlik, Suudi Arabistan’ın uluslararası sanat projesinin en dikkat çekici duraklarından biri olarak öne çıktı.

Suudi Arabistan Kültür Bakanı ve Müzik Komisyonu Yönetim Kurulu Başkanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan’ın himayesinde düzenlenen etkinlik kapsamında, Suudi Arabistan Kültür Bakanlığı’na bağlı Müzik Komisyonu, Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları turnesinin 11’inci etabını İtalya’nın başkenti Roma’da tamamladı. Kültürel ve sanatsal katılımın yoğun olduğu gecede, müzik etkinliği Kolezyum arka planında gerçekleşti. Programda Suudi, İtalyan ve uluslararası müzik eserleri bir araya gelirken, gece, dünya mirası niteliğindeki tarihi yapının atmosferinde kültürler arası bir buluşmaya sahne oldu.

ERVFE
 Konsere Suudi Ulusal Orkestra ve Korosu’ndan 32 müzisyen ile Fontane di Roma Orkestrası’ndan 30 müzisyen katıldı. (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)

Konserde, Suudi Ulusal Orkestrası ve Korosu’ndan 32 müzisyen ile İtalya merkezli Fontane di Roma Orkestrası’ndan 30 müzisyen sahne aldı. Gösteri, İtalyan şef Marcello Rota yönetiminde gerçekleştirildi. Ortak performans, iki ülke arasındaki kültürel etkileşim ruhunu yansıtan bir müzik gösterisine dönüştü. Programda Suudi Arabistan, İtalya ve dünya müziklerinden seçilmiş eserlerin yanı sıra ulusal ezgiler ve çeşitli orkestra düzenlemeleri yer aldı.

Etkinlikte ayrıca, Suudi Arabistan’ın geleneksel sahne sanatlarından çeşitli örnekler de izleyiciyle buluştu. Söz konusu gösteriler, Suudi Arabistan’ın kültürel ve sanatsal çeşitliliğini uluslararası izleyiciye tanıtma ve Suudi sahne sanatları mirasını görünür kılma çabalarının bir parçası olarak değerlendirildi.

RTHY
Roma’da düzenlenen Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları konserinden (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)

Gecede ayrıca ‘el-Hicr ve Roma’ başlıklı özel bir müzik eseri de seslendirildi. Tarihçi ve araştırmacı Dr. Süleyman ez-Zib’in sözlerinden ilham alınarak hazırlanan eser, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki medeniyet ve kültür bağlarını ele aldı. Yapıt, müziğin coğrafi ve zamansal sınırları aşan ortak bir dil olarak iki medeniyet arasındaki kültürel diyaloğun sürekliliğini yansıttı.

Dünyaca ünlü sanatçı Andrea Bocelli ise Suudi Ulusal Orkestrası ve Korosu ile sahne almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kolezyum’un yanında şarkı söylemenin her zaman ‘olağanüstü duygular’ yarattığını ifade eden Bocelli, Suudi ekibiyle birlikte performans sergilemenin bu deneyime ‘daha da özel bir nitelik kazandırdığını’ söyledi. Bocelli, müziğin kültürleri birbirine bağlayan ve zaman ile mekân sınırlarını aşan bir dil olduğunu vurguladı.

DFV
Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları turnesinin 11’inci etabı, İtalya’nın başkentinde kültür ve sanat camiasının katılımıyla sona erdi. (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)

Suudi Arabistan Müzik Komisyonu CEO’su Paul Pacifico, Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları projesinin Roma’da sahnelenmesinin Suudi müzik tarihinde ‘olağanüstü bir durak’ olduğunu ve kültürel diyaloğun derinliğini yansıtan bir sembol niteliği taşıdığını söyledi. Pacifico, dünyanın en önemli tarihi yapılarından birinde Fontane di Roma Orkestrası ile gerçekleştirilen sanatsal iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın müzik mirasını küresel bir izleyici kitlesine sunmayı hedeflediğini belirtti. Ayrıca bu tür ortaklıkların, Suudi müzik ekosisteminin gelişimine katkı sağlayacak sürdürülebilir yaratıcı iş birliklerinin kurulmasına zemin hazırladığını ifade etti.

VFRVF
Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları turnesinin 11’inci etabında, Suudi Arabistan’ın kültürel ve sanatsal çeşitliliğini vurgulamak ve dünya kamuoyuna Suudi performans mirasını tanıtmak amacıyla bir dizi geleneksel Suudi performans sanatı sergilendi. (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)

Suudi Arabistan Tiyatro ve Sahne Sanatları Komisyonu CEO’su Dr. Muhammed Hasan Alvan, söz konusu katılımın Roma tiyatrosunun evrensel bir medeniyet simgesi olarak taşıdığı köklü miras ile Suudi Arabistan’ın geleneksel sahne sanatlarının ulusal kimliğin bir parçası olarak birleşimini temsil ettiğini ifade etti. Alvan, gösterinin Suudi kültürünü sanatsal bir üslupla sunarak uluslararası görünürlüğünü artırdığını ve halklar arasında kültürel iletişimi güçlendirdiğini belirtti.

Öte yandan şef Marcello Rota, Suudi Ulusal Orkestrası ve Korosu ile Fontane di Roma Orkestrası arasındaki iş birliğini ‘zengin bir sanatsal deneyim’ olarak nitelendirdi. Rota, farklı müzik tarzları ve geleneklere rağmen yorum, disiplin ve müzikal duyarlılık açısından ortak bir anlayış bulunduğunu, bunun da Suudi ve İtalyan eserlerinin uyumlu bir müzikal diyalog içinde sunulmasına imkân sağladığını söyledi.

CSDCDS
 Roma’da düzenlenen Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları konserinden (Suudi Arabistan Müzik Komisyonu)

Roma’daki konser, Suudi Arabistan Müzik Komisyonu’nun Suudi Orkestrası’nın Başyapıtları turnesi kapsamında düzenlenen bir dizi etkinliğin parçası olarak gerçekleştirildi. Komisyonun bu proje aracılığıyla, Suudi Arabistan’ın kültürel varlığını uluslararası alanda güçlendirmeyi, Suudi sanatçıların küresel izleyicilerle etkileşim kurmasını sağlamayı ve ulusal müzik kimliğini öne çıkarmayı hedeflediği belirtildi. Aynı zamanda girişimin, Suudi Arabistan içinde sürdürülebilir bir müzik ekosistemi oluşturma yönündeki çalışmalarla paralel ilerlediği ifade edildi.