Oliver Stone, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Al Gore filmi beni çok korkuttuğu için daha fazlasını açıklamaya karar verdim’

Stone nükleer enerjinin çevreyi korumak için en iyi seçenek olduğunu savundu.

Oliver Stone, bilim insanlarıyla bir araya geldi.
Oliver Stone, bilim insanlarıyla bir araya geldi.
TT

Oliver Stone, Şarku'l Avsat'a konuştu: ‘Al Gore filmi beni çok korkuttuğu için daha fazlasını açıklamaya karar verdim’

Oliver Stone, bilim insanlarıyla bir araya geldi.
Oliver Stone, bilim insanlarıyla bir araya geldi.

Hollywood'daki önemli yönetmenler ana akım türden filmler yapmak konusunda isteksiz oldukları için çalışmaya devam edemez hale geliyorlar. Bu durum hakkında Oliver Stone ve Spike Lee’nin katıldığı geçen yılki özel bir sohbette, iki yönetmen de ırkçı yaklaşımların devam etmesine izin veren genel siyasi duruma tepki gösterdi.  
Stone söz konusu sohbette, iki yönetmen arasındaki en zayıf halka gibi görünüyordu. Şikayeti gerçekçiydi ve o sırada oldukça mutlu gözüken Spike Lee'ye yönelik eleştirisi sertti.  Spike Lee’nin yönettiği Da 5 Bloods, ABD’li eleştirmenler arasında haklı bir beğeni elde etti.
Buna karşılık Stone birkaç yıldır yeni bir film yapamadığı için gündemden düşmüştü. 2016 yılında, İngiltere ve Fransa tarafından finanse edilen Edward Snowden hakkındaki ‘Snowden filmi’ ile çıktı. Ancak filmin ABD’deki gösterimi fazla ilgi görmedi.
Bu ay Venedik Film Festivali’nde konuşan Oliver Stone, Salvador filminde (ki bu film 1986 yılında yönetmenliğini yaptığı ilk fimdi), El Salvador'daki ABD politikası konusunu gündeme getirerek eleştirmişti. Evet, film merak uyandırdı. Ancak yönetmenin, CIA politikalarının ateşlediği, savaşın parçaladığı bir ülkede farklı ABD’liler hakkındaki hikayesini beslemek için uygun bulduğu tonlarca konuşma içeriyordu.

Ertesi yıl yaptığı Müfreze filminin konusu Vietnam'dı. Asker olarak katıldığı Vietnam Savaşı’na eleştirel sorularını gizlemeyecek şekilde ele aldığı ve ardından Vietnam'a değindiği Born on the Fourth of July (1989) filmini tamamlamadan kısa bir süre önce, 1987'de Wall Street ekonomi politikasına maruz kaldı.
Bundan sonra da John F. Kennedy (JFK) (1991) Malcolm X (1992) ve ardından Nizon (1995) filimleri geldi. Bu filmler büyük medya ve finansal başarı elde etti ancak Stone bu alanda istediğini elde etmekte zorlanmaya başladı. 2004 yılındaki Alexander (İskender) filmiyle sinema tarihine geçti. Ancak sonraki yıllarda çalışmaları daha az başarılı sonuçlar vermeye başladı. JFK filminin bıraktığı etkiyi gerçekleştirmese de 2008'de George W. Bush'u konu alan "W" filmini yapıncaya kadar istediği başarıyı elde edemedi.

Yönetmen Oliver Stone.
Ancak şimdi şaşırtıcı bir şekilde, Venedik Film Festivali’nin gösterimlerine yarışma dışı giren Nükleer adlı yeni bir filmle manşetlere dönüyor. Film, Toronto Film Festivali’nde gösterildi.
Nükleer filmi, yönetmenin film boyunca nükleer enerjinin toplum yaşamına sağladığı avantajlar ve önemi açısından bir fark yaratmadığı iddiasından yola çıkan belgesel türündeki bir yolculuk. Diğer yandan film, sağcı ve solcu ABD’lilerin nükleer enerjiyi kötüye kullanılması, onu daha yüksek ölçekte sömürmek isteyen gruplarca siyasallaştırılırken diğer taraftan çevreyi bu sömürünün genişlemesinden kurtarmak için bir kampanya yürütülmesini içeriyor.
Yönetmen filminde Demokrat Parti kadar çevreci görünüyor. Ancak bu onun yerleşik kurallara dayanmayan mevcut politikasını eleştirmesine engel olmamış.
Stone, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda başta son filmi Nükleer olmak üzere çevre ve siyaset alanındaki tepkilere ve duruşa ilişkin birçok merak edilen soruyu cevapladı:

-Kurallara dayanmayan, mevcut politikaları eleştiriyorsunuz...
Bu filmin nükleer enerjinin dünyaya pek çok fayda sağladığı gerçeğine açıklık getirmesini istiyorum. Çünkü modern yaşamın gereklerini sağlamak için nükleerin kullanımına dayanıyor olması nedeniyle bu belki de ürkütücü bir kelimedir. Ancak nükleer güç ve nükleer enerji arasında bir ayrım yapılmalıdır. İlki her şeyi mahvedebilir. İkincisi, iyi kullanılırsa hayatın gerekliliklerinden biridir.

- Filmde petrol ve türevleri yerine nükleer enerjiye güvenmek için ciddi bir çağrı var...
Kesinlikle. Nükleer enerji, çevreyi dünyadaki yaşamımızı tehdit eden çeşitli kaynaklardan kaynaklanan kirlilikten korumanın en iyi yoludur.

- Tüm bu bilgilere nasıl ulaştınız?
Elbette bir belgesel film çok fazla bilgi gerektirir ama burada mesele tek bir kaynaktan alınmış gibi sunulmasıdır. Joshua Goldstein'ın yazdığı Parlak Gelecek adlı film için seçtiğim aynı isimle bir süre önce yayınlanan bir kitap dikkatimi çekti. Bu tür konulara ilgi duyduğum için okudum, yazarıyla iletişime geçtim ve filmi birlikte yazmaya karar verdik. Böylece tanımladığınız şeyi tek bir kaynak olarak buluyorsunuz. Güvendiğimiz başka kaynaklar da var. Ama amaç, güvenilir bilgiler yayan ve ülkelerin kavram ve politikalarını ve yaşamın geleceğini incelemenin yolunu açan bir film yapmaktı.

- Dünya Çernobil ve Fukushima kazalarını ve bunların gezegenimizi çevresel tehlikelerden koruma çağrısını nasıl etkilediğini tartışıyor...
Tabii. Sanırım iki olay, karşı karşıya olduğumuz şeyle yüzleştirdi bizi. Ancak işler tehlikeli nükleer radyasyonun salınmasından daha boyutlu ve daha ciddi. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) geçen yılki raporu, mevcut durumun karbondioksitteki artış ve ve bugün meydana gelen önemli kirlilikle devam etmesi halinde 2050 yılında bildiğimiz dünyanın sonunu bekliyor olacağız ve hayat eski haline dönmesi imkansız hale gelmese de bu oldukça zor olacak.

- Konu sizi rahatsız etti mi?
Doğal olarak. Al Gore'un çevreyle ilgili çalışmalarını gördüm. Her şeyden bahsetmedi ama gördüklerim beni korkuttu. Filmi ve verdiği mesajı sevdim. Al Gore filmi beni çok korkuttuğu için daha fazlasını açıklamaya karar verdim. Ben bir bilim insanı değilim. Ama hepimiz aynı hayatı paylaşıyoruz.

- Gerçekten korkutucu bir konu. Yaklaşık 30 yıl sonra dünyanın sonunun gelmesi kaçınılmaz mı?
Birincisi, elbette sadece bizim için değil, şüphesiz yükselen ve gelecek nesil için de korkutucu. İkincisi, kesinlikle kaçınılmaz. BM ajansı IPCC, olasılıkları artırmaz, ancak sonuçlar çıkarır. Filmde, "Korkacak zamanımız yok" diyorum. Biz zaten sorunun merkezindeyiz.

- Film çok sayıda röportaj, ziyaret ve seslendirmenizle verilen bilgilerden oluşuyor. Bu, özellikle bilgiler güvenilir olduğundan ve sizinle konuşan insanlar tam olarak neden bahsettiğinizi bildiğinden, onu ikna edici, çekici hale getiriyor...
Bu önemli bir not. Bu, kurgu olmayan bir film. Hepimizi dünyayı ve üzerindeki yaşamı kurtarmaya katkıda bulunmaya çağıran bir mesaj vermek için bahsettiği konuyu kaydeden bir film. Biz sorumluyuz ve bu sorumluluktan dolayı Ali'nin görevi sadece bu durumlar etrafında dönen bir film sunmak değil, aynı zamanda onu tartışmalara yol açacak ve izleyicileri ve yetkilileri içerdiği gerçeklere ikna edecek şekilde sunmaktır.

- Son yıllarda belgesellere ilgi duyduğunuz bir sır değil. Bunun sebebi nedir?
Belgesel sinema benim için olmazsa olmaz. Çünkü bu kapsamdaki film dram unsurlarını içermiyor. Aksine, doğrudan ve gerçek bir şekilde iletmek istediği mesajı verir. Elbette bu durum iyi bir film için de geçerlidir. Çünkü bildiğiniz gibi bir mesaj içermeyen çok sayıda belgesel var. Bu, dramatik filmlerin dürüst olamayacağı anlamına gelmez.

- Son zamanlarda bilim kurgu filmlerinden hangileri dikkatinizi çekti?
Don't Look Up’ı izledim, iyi bir film. Ama sonunda söylendiği etkiyi yaratmadı. Filmin yönetmeni Adam McKay ile bir araya geldim ve 2026'da dünyadaki yaşamın sona ereceğine olan inancıyla beni şaşırttı. Bu görüşü paylaşmadığımı söylediğimde bana kızgın bir bakış attı.

- Belgesel filmlere yönelik artan yöneliminizle ilgili soruya dönüyorum. Bunun nedeni Hollywood'un katılmadığınız  yaklaşımı olabilir mi?
Bu kesinlikle önemli bir neden. On yıl önce Vahşiler filminden sonra, sunduğum uzun metrajlı filmlerin senaryolarını Hollywood şirketlerine kabul ettirmeye çalışırken çok zorlandım ve sevmediğim filmleri yapmam için beni ikna etmeye girişimleri nedeniyle çok vakit geçirdim. Bu nedenle uzun metrajlı filmin olmaması ya da film ile diğeri arasında uzun bir sürenin geçmesi belgesel filmlere daha fazla odaklanmamı sağladı. Bu belgeseller arasında yürütücü yapımcılığını üstlendiğim Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili iki film var. Bu filmlerden biri de burada, Venedik’te gösterilen Ukrayna'da Ateş.

- Bu savaş hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tabii ki buna katılmıyorum. Bu savaştan kaçınılabilirdi. Ancak NATO yıllarca Rusya'yı kışkırttı. Her savaşta olduğu gibi sorumluluk birden fazla tarafa aittir. Putin'in bu savaşı Batı'ya düşman olduğu için istediğini düşünmüyorum. Sorun bu değil, sorun Batı'nın ona düşman olması bence.

- 2017'de, kendisiyle ilgili televizyon filmi yapıldığında Putin ile tanıştınız. Hakkında ne düşünüyorsun?
Onu küresel siyasete ve etrafımızdaki olaylara çok aşina buldum. Onunla uzun uzun konuştum ve röportajın sonunda bana beklemediğim bir şey söyledi. Bana dayak yiyip yemediğimi sordu. Kensiisne “Evet” cevabını verdim. O da bana "O zaman bu film yüzünden dayak yiyeceğini biliyorsun" dedi.

-Bu film yüzünden dayak yediniz mi?
(Gülüyor) Hayır ama eleştirmenlerin, izleyicilerin ve hayatın tek bir yanı olduğuna inanan arkadaşlarımın aksi yöndekiş görüşleriyle karşılaştım.



Anthony Hopkins'in klasik müzik albümü listeleri altüst etti

Anthony Hopkins, yeni albümündeki müzikleri çocukluğundan ve ailesinden ilham alarak onlarca yılda besteledi (AP)
Anthony Hopkins, yeni albümündeki müzikleri çocukluğundan ve ailesinden ilham alarak onlarca yılda besteledi (AP)
TT

Anthony Hopkins'in klasik müzik albümü listeleri altüst etti

Anthony Hopkins, yeni albümündeki müzikleri çocukluğundan ve ailesinden ilham alarak onlarca yılda besteledi (AP)
Anthony Hopkins, yeni albümündeki müzikleri çocukluğundan ve ailesinden ilham alarak onlarca yılda besteledi (AP)

Roisin O'Connor 

Sör Anthony Hopkins, ömrü boyunca klasik müziğe duyduğu tutkuyu hayata geçirdiği yeni albümü Life is a Dream'le listelerin zirvesine çıktı.

Saygıdeğer Galli aktör, Decca Classics etiketiyle geçen hafta çıkan Life is a Dream albümüyle resmi Birleşik Krallık Klasik Müzik Listesi'nde bir numaraya ulaştı.

Gustavo Dudamel'in şefliğinde Filarmoni Orkestrası tarafından icra edilen Life is a Dream, Oscar ödüllü yıldızın onlarca yıl boyunca bestelediği müziklerden oluşuyor.

Hopkins, Galler'deki çocukluk anılarından, ailesinden ve en çok hayran olduğu bestecilerden ilham almış.

Hopkins, albümle ilgili "Müzik benim ilk tutkum, ilk arzumdu. Hayatım boyunca müzik besteledim. Bu parçaların bazıları onlarca yıldır benimle ve hâlâ onlara geri dönüyorum" dedi.

Decca'nın başkanı Laura Monks, Kuzuların Sessizliği'nin (Silence of the Lambs) yıldızını bu başarısından dolayı tebrik etti.

Monks, "Sör Anthony Hopkins, Gustavo Dudamel ve bir ömür boyu süren tutku ve emeği yansıtan bu güzel albümde yer alan herkesle çalışmak Decca Classics ekibi için rüya gibi bir şeydi" ifadelerini kullandı.

Besteci ve klasik müziğin savunucusu olarak yeteneğinin bu şekilde tanınmasından dolayı Sör Anthony'yi tebrik ediyoruz.

Bir dizi ölümcül deprem yaşayan Venezuela halkına destek olmak için Hopkins, Life is a Dream'in CD ve plak satışlarından elde ettiği gelirin bir kısmını Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'na bağışlıyor.

The Independent'ta yazan Louis Chilton, Hopkins'in müziğinde "parlak, bakır üflemeli çalgıların öne çıktığı fanfaralardan zarif valslere" geçiş yapan, "yaşamı yücelten harika bir hoşluk" olduğunu söyledi.

Chilton, "Hopkins'in tutku projesine küçümseyici bir tavırla yaklaşmak kolay olabilirdi ancak gerçekten iyi bir iş çıkarmış" dedi.

Her ne kadar ana akımda pek önemsenmeyen bir türde yapılsa da burada, günümüz listelerinde yer alan birçok pop albümünden daha fazla müzikal ustalık sergileniyor.

Hopkins, armoniyi hoş bir şekilde kavrıyor ve uçarı melodilere karşı iyi bir kulağı var; klasik müzik yelpazesinde, 20. yüzyılın bu türe getirdiği disonans ve tonal karmaşıklığın olmadığı, daha geleneksel bir tarafta yer alıyor.

Chilton, "60, 70 ya da 80 yaşına gelince hayatın durmadığını… Her zaman yapılacak başka şeyler olduğunu gösteren" Hopkins'i övdü. 

Her zaman çalınmayı bekleyen daha fazla müzik vardır.

Life is a Dream yayımlandı.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment


Harry Potter oyuncusundan OnlyFans itirafı: "Beni kurtardı"

Cave, Harry Potter film serisinde Lavender Brown'u canlandırmıştı (Warner Bros)
Cave, Harry Potter film serisinde Lavender Brown'u canlandırmıştı (Warner Bros)
TT

Harry Potter oyuncusundan OnlyFans itirafı: "Beni kurtardı"

Cave, Harry Potter film serisinde Lavender Brown'u canlandırmıştı (Warner Bros)
Cave, Harry Potter film serisinde Lavender Brown'u canlandırmıştı (Warner Bros)

Sam Brookes 

Harry Potter oyuncusu Jessie Cave, iş bulmakta zorlandığı ve maddi sıkıntılar yaşadığı "utanç verici" bir dönemin ardından OnlyFans'te içerik üretmenin "kendisini gerçekten kurtardığını" söyledi.

39 yaşındaki oyuncu en çok film serisinde canlandırdığı Lavender Brown karakteriyle tanınıyor. Cave, Mart 2025'te platformda profil açmasının ardından dikkatleri üzerine çekmişti.

OnlyFans ağırlıklı olarak yetişkinlere yönelik içeriklerle ilişkilendirilse de Cave, "saç içerikleriyle" cinsellik içermeyen paylaşımlara ilgi duyan bir kitleyi hedefliyor. Aktris daha önce platformda tek bir yılda, tüm oyunculuk kariyeri boyunca kazandığından daha fazla para elde ettiğini açıklamıştı.

ITV'nin This Morning programında platforma katılma kararını anlatan Cave şöyle dedi:

Saçımı taradığım ve ördüğüm eğlenceli videolar çekmeye başladım. İnsanlar da bunları beğendi.

Ardından kendimi son derece çaresiz bir durumda buldum ve 'Neden yapmayayım?' diye düşündüm. Çoğunlukla kuklalarla tek kişilik gösteriler yapıyorum. Evet, Harry Potter'da oynadım ama sonuçta geçinmekte zorlanan bir sanatçıyım.

Bir risk aldım. Katıldığım Edinburgh festivallerinden birinde kaybettiğim parayı telafi etmek için biraz para kazanabileceğimi düşündüm çünkü festival artık fahiş derecede pahalı. Sonra da devam ettim.

Cave sözlerini şöyle sürdürdü:

Eğlenceli, küçük bir yan uğraş oldu. Kendimi ifade etmemi gerçekten kolaylaştırdı ve bir kadın olarak özgüvenimi kesinlikle artırdı.

Oyuncu, "bir sanatçı olarak maddi açıdan yoluna nasıl devam edeceğini bulmakta zorlandığı" dönemde abonelik temelli platformun "gerçekten hayatını kurtardığını" anlattı.

Gişe rekortmeni seride rol almasına rağmen yaşadığı maddi sıkıntılardan söz eden Cave şöyle dedi:

Benimki nispeten küçük bir roldü ve üzerinden 20 yıl geçti. İnsanlar zengin olduğumu ve çok param olduğunu varsayıyor ama hayır, öyle değil.

Bu utanç vericiydi çünkü bir bakıma gerçekten bir iş bulmayı çok isterdim. Ama nasıl olduğunu biliyorsunuz.

4 çocuk annesi Cave, "çocuk bakımı çok masraflı olduğundan" mesleki fırsatlar bulmakta ve bunları finanse etmekte güçlük yaşadığını sözlerine ekledi.

Cave şöyle devam etti:

Oyuncu olarak 18 yıl boyunca ayakta kalmayı başardım. Ancak birkaç yıl önce öyle bir an geldi ki 'Ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum' diye düşündüm. Bu da seçeneklerden biriydi ve şimdi bundan büyük memnuniyet duyuyorum.

Paylaşımlarını "sanatsal" diye tanımlayan Cave şunları ekledi:

Epey ilginç görünüyor ve insanlar beğeniyorsa bu harika.

Shannon Elizabeth kısa süre önce OnlyFans'te 9 günde 1 milyon dolar kazandığını açıklamıştı (Universal Pictures)
Shannon Elizabeth kısa süre önce OnlyFans'te 9 günde 1 milyon dolar kazandığını açıklamıştı (Universal Pictures)

Tek kişilik gösterilerini sahnelemeyi sürdüren Cave şöyle dedi:

Bir sanatçı olarak geçimimi böyle sağlıyorum ve sanırım bundan daha az utanmak istiyorum.

Cave, ekran kariyerine 2008'de CBBC dizisi Summerhill'le başlamıştı. Bir yıl sonra Harry Potter ve Melez Prens'te (Harry Potter and the Half-Blood Prince) rol almıştı.

Ardından tiyatroya ağırlık veren Cave, komedi alanında da kariyerini geliştirirken 2009'da West End sahnelerine adım atmıştı.

OnlyFans'a katılan diğer tanınmış isimler arasında rapçi Cardi B ve Amerikan Pastası'nın (American Pie) platformda 9 günde 1 milyon dolar kazandığını kısa süre önce açıklayan oyuncusu Shannon Elizabeth de bulunuyor. 


Saraydan Guy Ritchie'nin suç dünyasına: Meghan Markle için sürpriz rol iddiası

40 yaşındaki Daniel Ings, The Gentlemen'da babasının mülkü ve unvanı kendisine değil, küçük kardeşine miras kalınca borç batağına sürüklenen, sabırsız ve dengesiz tavırları yüzünden suç dünyasıyla başı derde giren Freddy'yi canlandırıyor (Netflix) 
40 yaşındaki Daniel Ings, The Gentlemen'da babasının mülkü ve unvanı kendisine değil, küçük kardeşine miras kalınca borç batağına sürüklenen, sabırsız ve dengesiz tavırları yüzünden suç dünyasıyla başı derde giren Freddy'yi canlandırıyor (Netflix) 
TT

Saraydan Guy Ritchie'nin suç dünyasına: Meghan Markle için sürpriz rol iddiası

40 yaşındaki Daniel Ings, The Gentlemen'da babasının mülkü ve unvanı kendisine değil, küçük kardeşine miras kalınca borç batağına sürüklenen, sabırsız ve dengesiz tavırları yüzünden suç dünyasıyla başı derde giren Freddy'yi canlandırıyor (Netflix) 
40 yaşındaki Daniel Ings, The Gentlemen'da babasının mülkü ve unvanı kendisine değil, küçük kardeşine miras kalınca borç batağına sürüklenen, sabırsız ve dengesiz tavırları yüzünden suç dünyasıyla başı derde giren Freddy'yi canlandırıyor (Netflix) 

Birleşik Krallık'a dönmeye hazırlanan Meghan Markle'ın oyunculuk kariyerini yeniden canlandırabileceğine dair dikkat çekici bir iddia ortaya atıldı.

Variety ve Deadline'ın edindiği bilgilere göre Sussex Düşesi, Netflix dizisi The Gentlemen'ın üçüncü sezon kadrosuna katılmak üzere görüşmeler yürütüyor.

Deadline, Guy Ritchie imzalı dizinin henüz üçüncü sezon onayı almadığını hatırlatıyor. Markle'la yürütülen görüşmelerin de çok erken bir aşamada olduğu ve taraflar arasında henüz sözleşme imzalanmadığı da aktarılıyor. Bununla birlikte 3 Eylül'de ikinci sezonuyla izleyici karşısına çıkacak dizinin üçüncü sezon onayı almasına güçlü bir ihtimal gözüyle bakılıyor.

Markle'ın Britanya'da çekilen bir Netflix projesiyle oyunculuğa dönmesinin, mevcut planları ve şirketin platformla ilişkisiyle örtüştüğü değerlendiriliyor. Nitekim Prens Harry ve Meghan Markle'ın yapım şirketi Archewell Productions'la Netflix arasında halihazırda kapsamlı bir anlaşma bulunuyor.

Çift, bu ortaklık kapsamında Markle'ın As Ever markasını tanıttığı yemek ve yaşam tarzı programı Sevgilerimle, Meghan'ın (With Love, Meghan) yanı sıra Harry ve Meghan (Harry & Meghan) ve Heart of Invictus gibi belgesel serilerine imza atmıştı.

Bu gelişme, Prens Harry ve Meghan Markle'ın Kaliforniya'da geçirdikleri 6 yılın ardından iki çocuklarıyla birlikte "uzun bir süreliğine" Britanya'ya taşınacaklarını açıklamasından kısa süre sonra yaşandı.

Avustralya merkezli news.com.au, Düşes'e Britanya'da çekilecek bir proje için teklif götürüldüğünü daha önce duyurmuştu. Variety ve Deadline'ın haberleri de bu iddiayı destekliyor.

Konuya yakın kaynaklar iddiayı yalanlamadı ancak görüşmelerin ayrıntılarının gizli tutulduğunu belirtti. Netflix ve Markle tarafının temsilcileri ise konuya ilişkin açıklama yapmaktan kaçındı.

En çok, 2011'den 2018'e kadar 7 sezon boyunca rol aldığı hukuk draması Suits'teki Rachel Zane karakteriyle tanınan Markle, Prens Harry'yle evlendiği 2018'de oyunculuğu bırakmıştı.

Yakın zamanda MasterChef Australia'ya konuk olan Markle, Amazon MGM yapımı Close Personal Friends adlı filmde de kendisini canlandıracağı kısa bir rolle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Markle'ın The Gentlemen gibi yüksek profilli bir yapımın kadrosuna katılmasının diziye yoğun ilgi ve yeni izleyiciler kazandırabileceği değerlendiriliyor.

The Gentlemen'ın ikinci sezonunda neler olacak?

Guy Ritchie'nin 2019 yapımı aynı adlı filminden uyarlanan dizide Theo James, babasından miras kalan devasa malikanenin altında bir kenevir imparatorluğu işletildiğini öğrenen aristokrat asker Eddie'yi canlandırıyor.

3 Eylül'de yayımlanacak ikinci sezon Eddie ve Susie'nin (Kaya Scodelario), Bobby'ye (Ray Winstone) ait uluslararası suç imparatorluğunu yönetmek üzere güçlerini birleştirmesinden bir yıl sonrasını konu alacak.

İkili işleri büyütmeye çalışırken Bobby'nin giderek öngörülemez hale gelen kararları dengeleri bozacak. Hırsın sınır tanımadığı bu dünyada Eddie ve Susie, cesur adımlar atmakla her şeyi kaybetme riski arasında seçim yapmak zorunda kalacak.

İkinci sezonun kadrosunda Daniel Ings, Joely Richardson, Vinnie Jones, Hugh Bonneville, Maya Jama ve Michele Morrone da yer alıyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety, News.com.au