İran’da ‘kadın ayaklanması’ devam ediyor

İran Cumhurbaşkanı Reisi, gösterilerin komplo olduğunu iddia etti. Genel grev çağrıları artıyor

Bazı Protestocular, geçen hafta Tahran’da bir polis motosikletini ateşe verdi (AP)
Bazı Protestocular, geçen hafta Tahran’da bir polis motosikletini ateşe verdi (AP)
TT

İran’da ‘kadın ayaklanması’ devam ediyor

Bazı Protestocular, geçen hafta Tahran’da bir polis motosikletini ateşe verdi (AP)
Bazı Protestocular, geçen hafta Tahran’da bir polis motosikletini ateşe verdi (AP)

İran polisi, 28 Eylül’de birliklerinin ‘tüm güçleriyle’ yönetim karşıtı yürüyüşlerle mücadele edeceğini açıkladı. Öyle ki İran’da Mahsa Amini adlı genç kadının gözaltında tutulduğu sırada ölümünün yol açtığı protesto dalgasının ardından rejimi devirmek için genel grev çağrıları da artıyor.
Güvenlik güçleri, 28 Eylül sabahı Şiraz Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne baskın düzenleyerek, protesto gösterileri gerçekleştiren çok sayıda öğrenciyi gözaltına aldı. Olay yerinden çekilen bir videoda, çevik kuvvet polisi ile gösteriye katılanlar arasında bir panik atmosferi ve yumruk kavgası yaşandığı görüldü. İsfahan’da ise öğrenciler, “Öğrencileri öldürdünüz ve bize susmamızı söylüyorsunuz” sloganı attı.
Geçen salı günü geç saatlerde sosyal medya organlarında dolaşan videolar, Tahran’ın kuzey, batı ve doğu bölgelerinin üst üste 11. gece yetkililere karşı öfkeli protestolara sahne olduğunu gösterdi. Eylemciler, farklı alanlarda ateşler yakarken, başkent sokaklarında kornalar çaldı.
Yüksek ölü sayısına ve yetkililerin protestolara göz yaşartıcı gaz ve cop kullanarak şiddetli şekilde müdahalede bulunmasına rağmen, Twitter üzerinden yayınlanan videolar, eylemcilerin Meşhed, İsfahan, Tebriz, Kerec, Yezd, Kum ve diğer birçok İran kentinde güvenlik güçleriyle çatışırken iktidarın devrilmesini talep ettiğini gösterdi.
Buşehr şehrinde ise eylemciler, Merg ber Khamenei! (Hamaney’e ölüm!) sloganları atarken, bir başka videoda ise güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu bir genç kızın yaralandığı görüldü.
Sosyal medya organlarındaki diğer videolar, salı günü gün batımından sonra onlarca şehirde protestoların devam ettiğini gösterdi. Sosyal medya organlarında geniş çaplı bir şekilde yayınlanan bir videoda göstericilerin, İran’ın güneydoğusundaki Çabahar Limanı’nda devlet dairelerini ateşe verdiği ve protestolar sırasında silah seslerinin duyulduğu görüldü. Reuters’ın aktardığına göre videodaki bir sesin, eylemcilerin ‘Mahsa Amini’nin ölümü ve polis memurunun etnik Beluç azınlığından bir genç kıza tecavüz ettiği suçlamaları nedeniyle’ öfkeli olduğunu söylediği duyuldu.
Mahsa Amini’nin ölümüyle ilgili protestoların başlamasından bu yana yetkililer, eski protestolarda şiddetli çatışmalara sahne olan şehirlerde sıkı bir güvenlik ortamı sağladı ve şehirlere geniş çapta güvenlik gücü konuşlandırdı.
Ülkeyi kasıp kavuran halk protestolarından on iki gün sonra internetin ve bilgi akışının kısıtlanmasıyla birlikte protestolara yönelik baskılar tırmandı.

Sert yanıt
İran İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı İsa Zarepur, WhatsApp ve Instagram uygulamalarının kalıcı olarak engellenmesi gerektiğine dikkati çekti. Hükümet toplantısının oturum aralarında gazetecilere açıklama yapan Zarepur, “Bazı ABD platformları, ayaklanmalar için kuluçka merkezlerine dönüştü ve bunun için bu platformlara kısıtlamalar getirdik” dedi. İsa Zarepur, “Bu platformlar zararlı olduğu sürece kısıtlamalar devam edecek” ifadelerini kullanırken, İranlılara da ticari faaliyetlerini ‘İslam Cumhuriyeti yasalarına uymayan ortamlarda’ gerçekleştirmeme çağrısı yaptı.
Resmi ajansların aktardığına göre İran Cumhurbaşkanı, bugünkü kabine toplantısında “Düşmanlar, rejimin gücünden kaynaklanan tehlike hissi nedeniyle fitne çıkarmaya çalışıyor” dedi.
İran polis komutanlığı ise “Bugün, İran İslam Cumhuriyeti düşmanları ve bazı isyancılar, çeşitli bahanelerle kamu düzenini ve milletin güvenliğini bozmaya çalışıyorlar” açıklamasında bulundu. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre komutanlık, “Polisler, karşı-devrimcilerin ve düşman unsurların komplolarına tüm gücüyle karşı koyacak, ülke genelinde asayiş ve güvenliği bozanlara karşı kararlı bir şekilde hareket edecektir” dedi.
Veliyyi Fâkih konumundaki İran rejimi lideri “Rehber” Ali Hamaney’e bağlı Anayasa Koruma Konseyi, ‘masumları ve güvenlik görevlilerini öldürenler, yaralayanlar ve insanların mallarına sabotaj yapanlar’ karşısında polise ve yargıya desteğini açıkladı.
İran hükümetinin internet sitesini hackleyen bir grup olan ‘Edalaat Ali’, (Hz. Ali’nin Adaleti) Tahran 38. savcılığının 5. şubesinde Başsavcı Ali Omrai’nin başsavcılık ofis başkanlığına gönderdiği bir mesajı yayınladı. Bu bağlamda bazı kişilerin, Mahsa Amini’nin gözaltı sırasında direndiğini ve kafasından darbe aldığını bildirdiği belirtildi. Ayrıca Amini’nin masaya ve devriye aracındaki başka bir kişiye çarptığı ve başının kanadığı bilgisi verildi.

Karmaşık sayılar
İran Devrim Muhafızları’na ait Fars Haber Ajansı’nın geçen salı günü yayınladığı bilançoya göre 16 Eylül’den bu yana yaklaşık 60 kişi hayatını kaybetti. Polis, 10 mensubunun öldüğünü duyurdu. Ancak bu 10 kişinin, ajans tarafından bildirilen ölüm sayısı arasında olup olmadığı net değil.
Söz konusu bilançonun ilanından bir gün önce de Oslo merkezli İran İnsan Hakları Örgütü, güvenlik güçlerinin ateşi sonucu 76 kişinin öldüğünü duyurdu. Uluslararası Af Örgütü, ölenler arasında 4 çocuğun bulunduğunu söyledi.
İran’daki bir insan hakları örgütü olan ‘Hengaw’a göre 10 gün içerisinde binden fazla Kürt eylemci gözaltına alınırken, 18 kişi öldü ve 898 kişi de yaralandı. Grup, gerçek sayıların daha yüksek olabileceğine dikkat çekti. Grup, “Pazartesi gününden cuma gününe kadar İran Kürdistan’ında 70’ten fazla kadın tutuklandı. En az dördü 18 yaşın altında” dedi.
Reuters ise resmi medya organlarından alıntı yaptığı haberinde, İran yargısının ‘isyancıları’ yargılamak için özel mahkemeler kurduğunu bildirdi.
Resmi ölü sayısına rağmen yetkililer, Tahran’da ve protestolara tanık olan diğer birçok şehirde tutuklamalara dair herhangi bir bilanço açıklamadı.
Hükümet medyası ve insan hakları örgütleri tarafından yayınlanan rakamlara göre, bin 800’ü aşkın kişi tutuklandı. Tahran’daki aktivistler, başkentteki hapishanelerin mahkumlarla dolu olduğunu söyledi. İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri, Tahran’daki en büyük hapishane olan Fashapuyeh’i iki saat boyunca denetledi. İran internet siteleri, Muntazeri’nin birkaç tutukluyla konuştuğunu ve gözaltı koşulları hakkında bilgi aldığını belirtti.

Genel grev
Bazı aktivistler, sosyal medya organlarındaki paylaşımlarıyla ülke çapında grev çağrısında bulundu. Üniversite profesörleri, ünlüler ve futbolcular, sosyal medya aracılığıyla Amini’nin ölümüyle ilgili protestolara desteklerini dile getirirken, birçok üniversitedeki öğrenciler de derslere katılmayı reddetti.
İran Öğrenci Birliği Konseyleri, ülkede yaklaşık 80 üniversitenin öğrencilerin ve profesörlerin grevlerine tanık olduğunu açıkladı. Tahran’daki Sanat Üniversitesi’nden profesörler de greve katılacaklarını duyurdular.
BBC Farsça servisi, İran asıllı İngiliz eski mahkûm Nazanin Zaghari-Ratcliffe’in İranlı kadınlarla dayanışma içinde saçını kestiği bir video yayınladı. Videoda Zaghari, saçlarının her bir tutamını keserken, protestolardaki kurbanlardan birinin adını söyledi.
Şah’ın eşi Farah Pehlevi de güvenlik güçlerini silahlarını bırakmaya çağıran bir video mesajı yayınladı. Mesajda, “Ellerinizi daha fazla İranlı gençlerin kanıyla lekelememelisiniz” ifadelerine yer verdi.
Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi ise İran’daki gösterilere, ‘kadınların önderliğinde tarihi bir devrim’ olarak övgüde bulunurken, dünyanın dört bir yanındaki ülkeleri de rejime daha fazla baskı yapmaya çağırdı.
Pehlevi, laik ve demokratik bir İran rejimi için daha fazla hazırlık çağrısı yaptı. AFP’ye açıklamada bulunan Rıza Pehlevi, “Bence bu, İranlı erkeklerin, oğulların ve babaların desteğiyle, kadınlar tarafından yönetilen modern çağdaki ilk devrimdir” dedi. Pehlevi ayrıca, “Koşullar, ‘Yeter’ demeye ulaştı” şeklinde konuştu.
Üç kız babası olan Pehlevi, İran toplumunun ‘erkek şovenizmi’ günlerinden bu yana çok yol kat ettiğini söylerken, kadınların tercihlerine saygı duyulması gerektiğini vurguladı. Rıza Pehlevi, “Kadınlar başörtüsü takıp takmamaya karar verebilir. Ama bu bir seçim olmalı, özgür bir seçim olmalı ve ideolojik veya dini nedenlerle dayatılmamış olmalıdır” dedi.
Pehlevi’ye göre Batı ülkeleri, ‘kibar bir çocuk gibi’, rejimin davranışını değiştirmesi için bir teşvik sağlayabilir. Rıza Pehlevi ayrıca, “Bu rejimle bir arada var olmak imkânsız” dedi.-

Yeni nesil
İran içinde ve dışında 22 siyasi ve kültürel aktivist, ülkede genel grev çağrısında bulundu. Aktivistler, öğretmenlere, işçilere ve tüccarlara da ‘demokratik ve laik bir İran inşa etmek’ için grevleri destekleme çağrısı yaptı.
Tahran’da ünlü bir sinema oyuncusu Fatıma Mutamed Arya, aktör Emin Taruh’un cenaze töreninde başörtüsü takmadan bir konuşma yaptı.
Öte yandan diplomatik bir kaynağa göre İspanya, İran’ın Madrid büyükelçisini İran’da onlarca kişinin ölümüne neden olan gösterilerin bastırılmasını protesto etmek için Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı. Kaynak, “Dışişleri Bakanlığı, gösterilerin bastırılmasına ve kadın haklarının ihlaline karşı olduğunu ifade etmek için İran’ın Madrid büyükelçisini bakanlığa çağırdı” dedi.
ABD merkezli İranlı gazeteci ve kadın hakları aktivisti Masih Alinecad, protestoların Tahran için bir ‘dönüm noktası’ olduğunu söyledi.
Alinecad, geçen salı günü New York’ta Reuters’a yaptığı açıklamada, “İslam Cumhuriyeti açısından Mahsa Amini’nin öldürülmesi bir dönüm noktası oldu. Çünkü zorunlu başörtüsü sadece küçük bir bez parçası değil, Berlin Duvarı gibi. İranlı kadınlar bu duvarı yıkabilseydi İslam Cumhuriyeti olmazdı” dedi. Masih Alinecad, “Bu hareket, kadınların 40 yıllık mücadelesinin ve kısıtlamalara karşı direnişinin sonucudur” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre Reformist medya mensuplarından Masih Alinecad, 2014 yılında sosyal medya organlarında ‘Beyaz Çarşamba’ ve ‘Gizli Özgürlük’ kampanyasını başlatarak, kadınların ‘başörtü özgürlüklerine’ destek vermişti.
Siyasi analist Abbas Abdi ise resmi IRNA haber ajansına, Amini’nin öldürülmesinin bardağı taşıran son damla olduğunu ifade etti. Analist, İran’daki protestoların ‘benzeri görülmemiş’ olduğunu vurguladı.
1979 İran devrimine atıfta bulunarak “Göstericiler, yaş grupları itibariyle genellikle 2000 yılından sonra doğan gençlerdir ve resmi değerlerden habersizlerdir” dedi. Abdi, İran gençliğinin bugün ‘eğitim ve medya sisteminden tiksindiğini’ dile getirirken, “Kaybedecekleri bir şey yok. Tabii ki, kadınlar daha ciddi. Orta sınıf ve hatta alt ve üst sınıflar da protesto arenasında” şeklinde konuştu.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.