ABD: İran’ın Irak’a saldırılarında bir vatandaşımız hayatını kaybetti

İran Kürdistan Demokrat Partisi'nin internet sitesinde yayınlanan bir görüntü.
İran Kürdistan Demokrat Partisi'nin internet sitesinde yayınlanan bir görüntü.
TT

ABD: İran’ın Irak’a saldırılarında bir vatandaşımız hayatını kaybetti

İran Kürdistan Demokrat Partisi'nin internet sitesinde yayınlanan bir görüntü.
İran Kürdistan Demokrat Partisi'nin internet sitesinde yayınlanan bir görüntü.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcü yardımcısı Vedant Patel, Çarşamba günü Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne (IKBY) bağlı bazı bölgelere İran tarafından düzenlenen saldırılarda bir Amerikan vatandaşının öldüğünü duyurdu.

Reuters haber ajansına göre Patel, gizlilik nedeniyle konuyla ilgili daha fazla yorum yapamayacağını söyledi.
Washington dün, saldırıların herhangi bir ABD yetkilisinin veya askeri personelinin ölümüne yol açmadığını açıklamıştı.



ABD, Irak'ta İHA saldırısı hazırlığındaki 5 militanın öldürüldüğünü duyurdu

(Arşiv-AA)
(Arşiv-AA)
TT

ABD, Irak'ta İHA saldırısı hazırlığındaki 5 militanın öldürüldüğünü duyurdu

(Arşiv-AA)
(Arşiv-AA)

CENTCOM’un internet sitesinde Kerkük yakınlarında dün gerçekleşen saldırıya ilişkin açıklama yapıldı.

Açıklamada, koalisyon güçlerinin, tek yönlü bir İHA saldırısı yapmaya hazırlanan 5 militana yönelik silahlı ABD insansız hava sistemiyle "meşru müdafaa amacıyla" saldırı gerçekleştirdiği belirtildi.

Saldırıda 5 militanın öldürüldüğü ve İHA’nın imha edildiği kaydedilirken, ABD ve koalisyon personelinin saldırılara karşı korunmaya devam edileceği ifade edildi.

Irak’ta İran yanlısı Şii milislerin içinde yer aldığı "Irak İslami Direniş" adlı grup ise dün yaptığı açıklamada, 5 üyesinin ABD saldırısında öldürüldüğünü duyurmuştu.

Grup, ABD güçleri ülkeden çıkarılana kadar Amerikan hedeflerine saldırılarının devam edeceğini belirtmişti.


Brezilya Devlet Başkanı, Putin’in G20 zirvesine katılması halinde tutuklanmasını dışlamıyor

Rusya Devlet Başkanı Vilademir Putin (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vilademir Putin (Reuters)
TT

Brezilya Devlet Başkanı, Putin’in G20 zirvesine katılması halinde tutuklanmasını dışlamıyor

Rusya Devlet Başkanı Vilademir Putin (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vilademir Putin (Reuters)

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e gelecek yıl Rio de Janeiro'da yapılması planlanan G20 zirvesine katılması halinde tutuklanmayacağına dair kişisel garanti veremeyeceğini söyledi.

Lula, Berlin ziyareti sırasında, Putin'in Ukrayna'da savaş suçları işlediği suçlamasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) çıkardığı tutuklama emri nedeniyle Brezilya'da tutuklanma ihtimalinin kendisinin yetki alanında olmadığını söyledi.

Lula, Alman ve Brezilya hükümetleri arasındaki görüşmelerin oturum aralarında kendisine yöneltilen "Putin geldiğinde tutuklanacak mı?"  sorusuna karşılık, “Bunu yargı belirleyecek” dedi.

Putin, Ukrayna'ya yönelik kapsamlı saldırının başladığı Şubat 2022'den bu yana Rusya'dan pek ayrılmadı ve yakın zamanda Güney Afrika'da düzenlenen BRICS zirvesinin yanı sıra Hindistan'daki G20 zirvesini de katılmadı.


İsrail: Gazze sınırındaki birliklerin saldırıdan 2 gün önce Batı Şeria'ya nakledilmesi araştırılacak

(AA)
(AA)
TT

İsrail: Gazze sınırındaki birliklerin saldırıdan 2 gün önce Batı Şeria'ya nakledilmesi araştırılacak

(AA)
(AA)

Hagari, düzenlediği basın toplantısında, İsrail’in Gazze’yi işgaline işaret ederek İsrail ordusunun "Gazze’de Hamas’ın ağırlık merkezlerine yönelik kara saldırılarını genişleteceğini" söyledi.

İsrail Ordu Sözcüsü, görevi Gazze Tümeni’ne takviye destek vermek olan yedek komando birliklerinin, Hamas'ın saldırısından 2 gün önce Gazze sınırından Batı Şeria’nın kuzeyine nakledilmesinin araştırılacağını ifade etti.

Birliklerin sevkiyatının "halktan gizlenmediğini" söyleyen Hagari, söz konusu birliklerin konuşlandırılmasının normal şartlarda sürdürüldüğünü ve 7 Ekim’den önce de birliklerin "her hafta sonu olduğu gibi tehditlere göre hareket ettiklerini" belirtti.

Hagari, soruşturmaya başlamak için savaşın bitmesini beklemeyeceklerini ancak doğru operasyonel zamanı beklediklerini savunarak "7 Ekim’de olanların tam hikayesi ve her şey, yapacağımız detaylı soruşturmada ele alınacak. Bunu kamuoyuna borçluyuz." dedi.

Aşırı sağcı milletvekili 6 Ekim'de Batı Şeria'ya baskın düzenlemişti

İsrail'de sabıkasında cami kundaklama girişimine karıştığı için işgal altındaki Batı Şeria'dan uzaklaştırma emri bulunan aşırı sağcı milletvekili Zvi Sukkot, Yahudi yerleşimcilerin Huvvara beldesine yaptığı ve Filistinli bir gencin öldürüldüğü 6 Ekim'in ilk saatlerindeki baskınına katılmış, beldenin ana caddesine onlarca yerleşimciyle çadır kurmuştu.

İsrail ordusu, söz konusu milletvekili ve onlarca Yahudi yerleşimciyi korumak için gece bölgede geniş birliklerle konuşlanmıştı.

İsrail ordu radyosu da sosyal medya hesabından, milletvekili Sukkot ve onlarca Yahudi yerleşimcinin Filistin beldesinin ortasında hoparlörlerle İbranice ilahiler okuduğu görüntüleri yayımlamıştı.

Daha sonra Sukkot, İsrail ordusunun talebi doğrultusunda etkinliği sonlandırdıklarını duyurmuştu.

Haaretz gazetesinin, istihbarat kaynağına dayanan Amos Harel imzalı 8 Ekim'deki haberinde, Hamas'ın sürpriz saldırısı öncesinde İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da "bir İntifada patlamasına karşı her an hazırlık içinde olduğu" belirtilmişti.


ABD Dışişleri, İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden AA kameramanı için başsağlığı diledi

Muntasır es-Savvaf (AA)
Muntasır es-Savvaf (AA)
TT

ABD Dışişleri, İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden AA kameramanı için başsağlığı diledi

Muntasır es-Savvaf (AA)
Muntasır es-Savvaf (AA)

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, günlük basın toplantısında, İsrail’in Gazze’ye yönelik tekrar başlayan saldırılarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Miller, AA muhabirinin sorusu üzerine, abluka altındaki Gazze'de serbest haberci olarak görev yaparken 1 Aralık'ta İsrail'in hava saldırısında hayatını kaybeden AA kameramanı Muntasır es-Savvaf için, “Öncelikle tüm teşkilatınıza ve tabii ki ailesine başsağlığı diliyorum. Herhangi bir gazetecinin ölümünü öğrenmek bizi her zaman derinden üzmüştür." dedi.

Gazetecilerin her savaş bölgesinde olduğu gibi en tehlikeli koşullar altında olağanüstü işler yaptığını dile getiren Miller, bu çatışmada binlerce sivil ile gazetecilerin öldürülmesini "trajedi" olarak niteledi.

Miller, İsrail hükümetinin saldırılarında gazetecileri hedef aldığına dair hiçbir bilgisi olmadığını söyleyerek, bu konuda, İsrailli ortaklarıyla görüşmeye ve bölgede durumu izlemeye devam edeceklerini aktardı.

İsrail'in, Hamas ile varılan "insani ara"nın sona ermesinin ardından tekrar başlattığı hava saldırıları için de Miller, bu saldırılarda sivil kayıpların görülmeye devam edeceğini belirterek "Bu ne yazık ki tüm savaşlar için geçerli." ifadesini kullandı.

"Gazze'nin kuzeyinde olanın güneyde tekrarlandığını görmek istemiyoruz"

Miller, ilk haftalarda çok fazla Filistinlinin öldürüldüğünü düşünmenin bir sır olmadığını belirterek, "İsrail'e uluslararası insani hukuka uymaları ve sivil kayıpları en aza indirmeleri konusundaki beklentimizi açıkça ifade ettik. Gazze'nin kuzeyinde olanın güneyde tekrarlandığını görmek istemiyoruz." şeklinde konuştu

İsrail'in sivil kayıpları azaltmak için, insanların, çatışmasızlık bölgeleri olarak belirlediği Gazze'deki Birleşmiş Milletlere (BM) ait tesislere gitmelerini istediğini söyleyen Miller, "Yani bu gördüğümüz bir gelişme. En azından planlarında bir niyet var ve bunun gerçekte nasıl uygulandığını göreceğiz." dedi.

Miller, İsrail'in kasıtlı olarak sivilleri öldürdüğüne dair bir delil görmediğini de savunarak, bununla birlikte çok fazla sivilin öldürüldüğünü ve İsrail'in sivilleri korumak için ek adımlar atması gerektiğini kaydetti.


Beyaz Saray: Kiev'e mali yardım tükeniyor

ABD Başkanı Biden'ın Ukrayna Devlet Başkanı Vlademir Zelenskiy ile geçen eylül ayında Beyaz Saray'da görüşmesi (AP)
ABD Başkanı Biden'ın Ukrayna Devlet Başkanı Vlademir Zelenskiy ile geçen eylül ayında Beyaz Saray'da görüşmesi (AP)
TT

Beyaz Saray: Kiev'e mali yardım tükeniyor

ABD Başkanı Biden'ın Ukrayna Devlet Başkanı Vlademir Zelenskiy ile geçen eylül ayında Beyaz Saray'da görüşmesi (AP)
ABD Başkanı Biden'ın Ukrayna Devlet Başkanı Vlademir Zelenskiy ile geçen eylül ayında Beyaz Saray'da görüşmesi (AP)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Kongre'yi Ukrayna'ya on milyarlarca dolar sağlanmasının geciktirilmesinin tehlikeleri konusunda uyardı.

Beyaz Saray Yönetim ve Bütçe Dairesi Direktörü Shalanda Young, Temsilciler Meclisi ve Senato liderlerine gönderdiği mektupta, ABD'nin yıl sonuna kadar Ukrayna'nın silah ve yardım ihtiyaçlarını karşılayacak parasının tükeneceğini belirtti. Young, bunun Ukrayna’yı savaş alanında sindireceğini ve “kritik ulusal güvenlik risklerine” yol açacağını ifade etti. Young, Amerikan silah ve teçhizatı tedarikinin durdurulmasının “Rus askeri zaferi” olasılığını artıracağını ve Ukrayna'ya sağlanan finansmanın devam etmesinin bölgede daha büyük bir çatışmayı önlemenin anahtarı olduğunu vurguladı.

İlgili bağlamda Rusya Savunma Bakanlığı, son gün yaşanan çatışmalarda güçlerinin, Ukrayna tarafında ağır insani kayıplara yol açtığını belirtti. Bir askeri sözcü,, Kiev'in son 24 saat içinde yaklaşık 800 kişiyi kaybettiğini  açıklayarak, bunun günlük en büyük kayıp olduğunu ifade etti. Moskova'nın önceki gün yaşanan çatışmalarda da benzer kayıplar açıklamış olması dikkat çekiyor. Pazar günkü kayıp sayısının 750 Ukraynalı askere ulaştığını belirten yetkililer, bu rakamların doğruluğunun teyit edilmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

Voronej Bölgesi Valisi Alexander Gusev'in Telegram uygulamasına yazdığı gibi, Moskova Ukrayna'daki generallerinden birinin öldürüldüğünü “aşırı derecede üzüntü verici” ifadesiyle doğruladı. Gusev,  “Ordunun Kuzey Filosunun 14. Kolordu Komutan Yardımcısı Tümgeneral Vladimir Zavadsky, özel harekat bölgesinde görev başındayken hayatını kaybetti” dedi.


WHO, Gazze'deki tıbbi depolarını boşaltmasını talep eden İsrail'den kararından dönmesini istedi

WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus (Arşiv - Reuters)
WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus (Arşiv - Reuters)
TT

WHO, Gazze'deki tıbbi depolarını boşaltmasını talep eden İsrail'den kararından dönmesini istedi

WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus (Arşiv - Reuters)
WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus (Arşiv - Reuters)

Ghebreyesus, sosyal medya platformu X'ten yaptığı paylaşımda, İsrail ordusundan, Gazze'nin güneyindeki iki tıbbi depoyu 24 saat içinde taşımaları gerektiğine ilişkin bildirim aldıklarını duyurdu.

Bildirimde, kara operasyonlarının malzemeleri kullanım dışı bırakacağı uyarısının yer aldığını aktaran Ghebreyesus, "İsrail'e bu karardan geri dönmesi, hastaneler ve insani yardım tesisleri de dahil sivilleri ve sivil altyapıyı korumak için mümkün olan her türlü tedbiri alması çağrısında bulunuyoruz." değerlendirmesini yaptı.


Putin: Türkiye ile ortaklık en yüksek düzeyde ve tecrübeye dayanıyor

AA
AA
TT

Putin: Türkiye ile ortaklık en yüksek düzeyde ve tecrübeye dayanıyor

AA
AA

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin Sarayı'nda, aralarında Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç'in de bulunduğu, Rusya'da göreve başlayan 21 ülkenin büyükelçisini kabul ederek, güven mektuplarını aldı, diplomatları tebrik etti.

Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri değerlendiren Putin, "Türkiye ile ortaklık en yüksek düzeyde ve uzun yıllar çeşitli alanlarda elde edilen tecrübeye dayanıyor. Her iki taraf da iyi komşuluk, ortaklık ve karşılıklı çıkar ilkelerine dayalı bağları daha da geliştirme konusunda kararlı." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile sürekli temas halinde olduğunu belirten Putin, söz konusu temaslarda ikili ilişkilerle ilgili tüm önemli konuların ele alındığını dile getirdi.

Putin, şunları kaydetti:

"Enerji sektöründe Rus-Türk işbirliğinin gerçekten stratejik olduğunu özellikle belirtmek isterim. Rosatom (Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu), Türkiye'de ilk nükleer Akkuyu santralini inşa etmeye devam ediyor. Mavi Akım ve TürkAkım boru hatlarının işletilmesi kapsamında doğal gaz sektöründe yakın işbirliği oluşturuldu. Türkiye'de doğal gaz dağıtım merkezinin oluşturulması yönünde çalışmalar sürüyor. Ticaret ve yüksek teknoloji alanlarında da çok sayıda ilginç projemiz, ortak çalışmamız var."

Rusya'da yarın Gönüllüler Günü'nün kutlanacağını, bu kapsamda 95 ülkeden gönüllü ekiplerin katıldığı yarışma düzenlediğini kaydeden Putin, "Türkiye'den gönüllü ekip, düşük gelirli ailelere destek dalındaki yarışmayı kazandı." dedi.


Spotify 1500 kişiyi daha işten çıkaracak

AA
AA
TT

Spotify 1500 kişiyi daha işten çıkaracak

AA
AA

Spotify'ın kurucu ortağı ve Üst Yöneticisi (CEO) Daniel Ek'in çalışanlarla paylaştığı mesaj, şirketin internet sitesinde yayımlandı.

Mesajda ekonomik büyümenin önemli ölçüde yavaşladığını ve artan faiz oranlarının finansa erişimi daha pahalı hale getirdiğini belirten Ek, Spotify’in bu gerçeklerden kaçamayacağını vurguladı.

Ek, “Çoğu ölçüme göre daha üretkeniz ancak daha az verimliyiz. İkisi de olmalıyız." diyerek, bu kapsamda, çalışanların yaklaşık yüzde 17’si ile yollarını ayıracaklarını açıkladı.

Geçen yılın sonunda, Stockholm merkezli şirketin yaklaşık 8 bin 400 çalışanı vardı.

Şirket, bu yıl içinde iki dalgada 800 çalışanın işine son vermişti.

Ek’in son kararı, yaklaşık 1500 kişinin daha işten çıkarılacağı anlamına geliyor.

Teknoloji sektöründeki işten çıkarmaları takip eden Layoffs.fyi sitesinin verilerine göre ise teknoloji şirketleri, 2023'nin başından bu yana 253 binden fazla çalışanının işine son verdi.


İsrail, Batı Avrupa ve Avustralya’ya da dahil birçok ülke için seyahat uyarılarını güncelledi

İsrail merkezli El Al havayolu şirketine ait uçaklar Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’nda (Reuters-Arşiv)
İsrail merkezli El Al havayolu şirketine ait uçaklar Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’nda (Reuters-Arşiv)
TT

İsrail, Batı Avrupa ve Avustralya’ya da dahil birçok ülke için seyahat uyarılarını güncelledi

İsrail merkezli El Al havayolu şirketine ait uçaklar Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’nda (Reuters-Arşiv)
İsrail merkezli El Al havayolu şirketine ait uçaklar Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’nda (Reuters-Arşiv)

İsrail hükümeti, Batı Avrupa ve Avustralya’ya seyahat eden vatandaşlarını, savaş sırasında gerilimin artması nedeniyle kimliklerini göstermemeleri ve protesto alanlarından uzak durmaları konusunda uyardı.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre, seyahat uyarıları arasında uyarı seviyesinin 1’den 2’ye yükseltildiği İngiltere, Fransa, Almanya da dahil olmak üzere Batı Avrupa’daki birçok ülke ile Arjantin, Brezilya ve Avustralya gibi ülkeler yer alıyor.

İsrail, bu ülkelere giden vatandaşları, Filistin yanlısı yürüyüşler ve İsraillilerin hedef alınabileceği diğer etkinlikler de dahil olmak üzere büyük toplanmaların olduğu yerlerden uzak durmaya çağırdı.

Hükümet, İran’ın yurtdışındaki İsraillilere saldırmayı planladığını iddia ediyor.

İsrail, kara operasyonunu Gazze Şeridi’nin güneyine doğru genişletti.

Bölgedeki çatışmanın genişlediğine dair yeni işaretler gelirken, İsrail’in saldırıları sonucu Filistinli sivil can kayıplarının sayısı artıyor.

İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari dün akşam yaptığı açıklamada, “İsrail ordusu Hamas’a yönelik kara operasyonunu Gazze Şeridi boyunca genişletmeye devam ediyor” diyerek, ordunun Hamas’ın kalelerinin bulunduğu her yerde operasyon yürüttüğünü söyledi.

İsrail ile Hamas arasında rehine ve tutuklu takasının yanı sıra insani yardımın Gazze’ye girişine izin veren bir haftalık insani ateşkesin ardından, İsrail’in Gazze’deki yoğun saldırıları geçtiğimiz Cuma günü yeniden başladı.


Siyasal çatışmada bir söylem aracı: İklim değişikliği

Nicola Ferrarese
Nicola Ferrarese
TT

Siyasal çatışmada bir söylem aracı: İklim değişikliği

Nicola Ferrarese
Nicola Ferrarese

Muhammed Riyad el-Aşiri

Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı (COP28) ile birlikte akla pek çok soru geliyor: Gezegenimizin karşı karşıya olduğu iklim felaketlerinden bahsederken hangi terimi kullanmalıyız? ‘İklim krizi’ mi, ‘iklim değişikliği’ mi, yoksa ‘küresel ısınma’ mı?

Neden büyük sanayi ülkeleri bu iklim felaketlerinden bazılarını sınırlandırabilecek önlemleri uygulama konusunda başarısız oluyor?

Şiddetli iklim olaylarının sonuçlarına kim katlanıyor? Sanayi faaliyetleri bu olayların ağırlaşmasına katkıda bulunan ülkeler mi yoksa halihazırda yangınlardan etkilenen ve su baskınlarında boğulan yoksul ülkeler mi?

Konferans oturumlarına katılacak liderler ve politikacılar bu felaketlere karşı hızlı önlem alma konusunda anlaşabilecek mi, yoksa ekonomik hırslar ve siyasi eğilimler bunu engelleyecek mi?

Alevler neredeyse evini kül edecekti

Konferans bana, Cumhuriyetçi Parti'nin eski siyasi danışmanı ve anketör olan Dr. Frank Luntz'un, yıllar önce bir sabah Güney Kaliforniya'daki evindeyken başına gelenleri hatırlattı.

Saat 03.15'te telefonu çalarak evi derhal boşaltması konusunda uyarılan Luntz, Aralık 2017'de Los Angeles'ta çıkan yangın evine yaklaşırken yatak odasının penceresinden alevleri gördü.

EPA
EPA

O günden itibaren iklim krizi Luntz için kişisel bir mesele haline geldi. O, ‘iklim değişikliği’ terimini icat etti ve ABD'deki Cumhuriyetçilere, iklim olaylarının ciddiyeti konusunda şüphe uyandırmak için ‘küresel ısınma’ yerine bu terimi kullanmalarını tavsiye etti.

O günden sonra iklim meselesi artık Luntz'un Cumhuriyetçi Parti liderlerine tavsiyelerde bulunduğu kamusal bir mesele olmaktan çıktı. O gün Luntz'un meseleye bakış açısını değiştirdi. Peki bu nasıl oldu?

Büyük bir sanayi ülkesi olan ABD'deki politikacılar arasında iklim meselesiyle ilgili fikir birliği yok. Zira iki büyük parti olan Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti'nin bu konuda görüşleri farklı.

Büyük bir sanayi ülkesi olan ABD'deki politikacılar arasında iklim meselesiyle ilgili fikir birliği yok. Zira iki büyük parti olan Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti'nin bu konuda görüşleri farklı. Ayrıca ‘kürtaj’, ‘kişisel silah sahipliği’ ve ‘vergiler’ gibi pek çok konuda da farklılık gösteriyorlar.

ABD, iklim olaylarını ve bunların bilimsel temellerini sorgulayan ve çevre konusunda olumsuz pozisyonlar alan seslerin çıktığı tek büyük sanayi ülkesi değil. Brezilya'da Bolsonaro'nun başkanlığı sırasında ve Avustralya'da eski Başbakan Scott Morrison hükümeti döneminde de bu tür sesler yükseldi.

Ancak buradaki tartışmayı ABD ile sınırlandıracağım. Çünkü dünyanın en büyük sanayi ülkesi olarak iklim krizinin şiddetlenmesinde büyük rol oynuyor. Cumhuriyetçi ve Demokrat partili siyasetçiler arasında iklim meselesine dair yaşanan anlaşmazlık, özellikle eski Başkan Donald Trump'ın başkanlığa geldiği dönemde önemli bir konu haline geldi.

“İklim konusu, iki parti arasında siyasi bir çatışmaya dönüştü” dersek abartmış olmayacağımız bu siyasi anlaşmazlık, esas olarak her iki partinin benimsediği değer farklılığından kaynaklanıyor.

Cumhuriyetçi Parti'nin bakış açısı

Çoğu Cumhuriyetçinin bakış açısı birkaç temel fikre dayanıyor. Bunlardan en önemlileri şunlar:

1- Bilim insanlarının iklim meselesine ilişkin fikir birliğinin sorgulanması. Bu fikir birliğinin içeriği, fosil yakıtların yakılması gibi insan faaliyetlerinin çeşitli iklim olaylarının ardındaki temel itici güç olduğudur. Bunu, iklim değişikliğinin ciddiyetini sorgulayan ve iklim olaylarıyla yüzleşmek için acil eyleme geçmenin gerekliliği konusunda şüphelerini dile getiren Cumhuriyetçiler izliyor.

2- Karbondioksit, metan ve ozon gibi sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik her türlü tedbirin alınmasına itiraz etme. Bu nedenle Cumhuriyetçiler, Başkan Barack Obama'nın başkanlığı döneminde uygulanan Temiz Enerji Planı ve otomobiller için yakıt tüketimi standartlarının belirlenmesi gibi karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik bazı politikalara karşı çıktı.

3- Ekonomik büyüme ve enerji güvenliği açısından fosil yakıtların teşvik edilmesi. Buna göre Cumhuriyetçiler, fosil yakıtların çıkarılmasını ve kullanımını kısıtlayan her türlü politikaya karşı çıkıyor.

4- Çevre pahasına olsa bile ekonomik büyümenin ve iş fırsatları yaratmanın önemine odaklanma. Cumhuriyetçiler, katı iklim düzenlemelerinin işletmelere ve ekonomiye zarar verebileceğini savunuyor.

5- ABD'nin, diğer ülkelerin pozisyonlarını umursamadan, enerji konusunda bağımsız bir pozisyona sahip olması çağrısında bulunmak ve yabancı enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmanın bir yolu olarak, fosil yakıtlar da dahil olmak üzere yerli enerji üretimine odaklanmayı teşvik etmek.

 

İklim krizi denilen şey sahte haberlerden başka bir şey değil.

Eski ABD Başkanı Donald Trump

Bu, Cumhuriyetçi Parti'nin tüm üyeleri arasında küresel ısınma olgusuna ilişkin tam bir tekdüzelik olduğu anlamına gelmiyor. Parti içindeki görüşler bölgesel değerlendirmelere, seçmenlerin görüşlerine ve bireysel inançlara göre bir eyaletten diğerine farklılık gösterebilir.

Cumhuriyetçi tutumun en iyi temsilcisi şüphesiz iklim değişikliğini bir ‘aldatmaca’ olarak tanımlayan eski ABD Başkanı Donald Trump. Trump, 2012'de attığı bir tweette şu ifadeleri kullandı: “Küresel ısınma kavramı, Amerikan endüstrisini rekabet edemez hale getirmek için Çinliler tarafından formüle edildi.” Kuşkusuz bu hiçbir bilimsel kanıtla desteklenmeyen bir ifadedir.

Her zamanki üslubuyla şunu söyleyen de oydu: “İklim krizi denilen şey sahte haberlerden başka bir şey değil.”

Trump net bir adamdı, açıklamalarda bulunmaktan vazgeçmedi. Hatta harekete geçti ve Haziran 2017'de Paris İklim Anlaşması'ndan çekildi.

(foto altı) Kenya'nın Machakos kentinde Dünya Çevre Günü'nde çalışan bir işçi, 5 Haziran 2023. (EPA)
Kenya'nın Machakos kentinde Dünya Çevre Günü'nde çalışan bir işçi, 5 Haziran 2023. (EPA)

Trump, enerji politikasını Amerikan hegemonyası ilkesini destekleyecek şekilde formüle etti ve ABD'yi bağımsız bir enerji kaynağı haline getirerek bu ilkeyi güçlendirdi.

Bu nedenle Trump yönetimi, sera gazlarını azaltmayı amaçlayan bazı çevre düzenlemelerini geri aldı. Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtları teşvik etmeye başladı.

Bu, Cumhuriyetçilerin, küresel ısınma olgusunda herhangi bir tehlike olduğuna inanmadıkları ve bilim adamlarının kanıtlarını -kendi bakış açılarına göre- yanıltıcı olduğu için reddettikleri yönündeki tutumunu açıkça ortaya koyuyor.

Demokrat Parti'nin bakış açısı

Demokratlara gelince, onların tutumu başka fikirlere dayanıyor. Bunlardan en önemlileri şunlar:

1- Paris İklim Anlaşması'nın kararlılıkla desteklenmesi ve ona geri dönülmesinin gerekliliği.

2- ABD'yi temiz enerji ekonomisine dönüştürmeyi amaçlayan politikaların teşvik edilmesi. Uygulamada bu, genellikle rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımların artması anlamına gelir.

3- Ulaştırma ve sanayi dahil olmak üzere çeşitli sektörlerde bu gazların emisyonlarını azaltmaya yönelik düzenleyici tedbirler alarak sera gazı emisyonlarının kontrol altına alınması. Bu, otomobiller için emisyon standartlarının belirlenmesini, temiz teknolojilerin teşvik edilmesini ve enerji santrali emisyonlarının kontrol edilmesini sağlar.

4- Savunmasız toplulukların deniz seviyesinin yükselmesinden ve aşırı hava olaylarından korunması da dahil olmak üzere, iklim değişikliğinin etkilerine hazırlanmanın ve uyum sağlamanın öneminin vurgulanması.

Biden yönetimi, karbonsuz bir enerji sektörüne ulaşmak ve 2050 yılında emisyonları sıfıra indirmek için 2035 yılını hedef olarak belirledi.

5- İklim sorununun çevresel adaletle ilişkilendirilmesi, böylece iklimin etkilerinin yükünü yalnızca dışlanmış topluluklarla sınırlı kalmamak üzere tüm toplulukların üstlenmesi.

6- Temiz enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve düşük karbon ekonomisine geçişin hızlandırılması amacıyla bilimsel araştırma ve geliştirme yatırımlarının desteklenmesi.

Başkan Joe Biden, başkanlığı devraldıktan sonra politikalarını bu ideoloji ışığında çizdi. Bunlardan ilki 2021'de Paris İklim Anlaşması'na yeniden katılmaktı.

AFP
AFP

Biden, federal kurumları, toksik emisyonları azaltma, yatırımları yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirme ve elektrikli otomobil üretme politikalarıyla tutarlı olacak şekilde düzenlemelerini gözden geçirmeye yönlendiren bir dizi idari emir yayınladı.

İklim meselesinde bilimsel uzlaşının takip edildiğini vurgulayan Biden, yönetimini bu konuda politika geliştirme konusunda bilimsel uzmanlığa sahip olanların yardımına başvurmaya çağırdı.

Biden yönetimi, karbonsuz bir enerji sektörüne ulaşmak ve 2050 yılında emisyonları sıfıra indirmek için 2035 yılını hedef olarak belirledi.

Demokrat Parti'nin tutumunun özü, küresel ısınma olgusunun insanlığı tehdit eden yakın tehlike duygusu ve bu tehlikeyle yüzleşmek için dünya ülkeleri arasında kolektif eyleme duyulan inançtır.

İklim ifadelerine siyasi ilgi

Buradaki önemli soru şudur: Cumhuriyetçiler ve Demokratlar seçim kampanyalarında oy kazanmak için politikalarını ve ideolojilerini ABD kamuoyuna nasıl sunuyorlar?

Kavramları her bir partinin ideolojisine hizmet edecek anlamlı ifadelere dönüştüren dilbilimcilerin ve anketörlerin rolü burada devreye giriyor. Burada sadece Cumhuriyetçi Parti üzerinden örnek vermekle yetineceğim.

Yazının başında, çabalarını Cumhuriyetçi Parti'ye ve onun politikacılarına hizmet etmeye adayan Frank Luntz'dan bahsetmiştim. Luntz 1962 yılında doğdu. Pensilvanya Üniversitesi'nde lisans düzeyinde tarih ve siyaset bilimi okudu, ardından Oxford Üniversitesi’nde siyaset alanında doktora derecesi aldı. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile aynı dönemde Oxford’dalardı. Doktora tezi ‘seçim kampanyaları’ ile ilgiliydi ve 1988'de ‘Adaylar, Danışmanlar ve Kampanyalar: Amerikan Seçimlerinin Tarzı ve Özü’ (Candidates, Consultants and Campaigns: The Style and Substance of American Electioneering) başlığıyla yayınladığı bir kitabın temelini oluşturuyordu. Luntz, söz konusu tezinde siyasetçileri, kitleler üzerinde daha fazla etki sahibi olabilmek için kampanyaları sırasında kullandıkları ifadelere dikkat etmeye çağırıyordu.

Onun Cumhuriyetçi Parti için formüle ettiği ifadeler arasında en öne çıkanları ‘emlak vergisi’ yerine ‘ölüm vergisi’, ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ve ‘vergi indirimi’ (Tax Cut) yerine ‘verginin acısını hafifletmek’ (Tax Relief) ifadeleridir.

Luntz, çalışma alanını “müvekkillerinin bir konu veya aday hakkındaki kamuoyunu değiştirmesine veya ürünlerini satmasına yardımcı olacak kelimeler bulmak” olarak tanımlıyor. Luntz, Cumhuriyetçi Parti'nin politikasını üzerine inşa ettiği bazı değerlere inanması nedeniyle ifadelerini Cumhuriyetçi Parti'nin değerleri doğrultusunda formüle ediyor. Bu değerler arasında ‘bireysel ve kişisel özgürlük’, ‘sınırlı hükümet müdahalesi’, ‘ekonomik büyümenin teşvik edilmesi’ ve ‘özel teşebbüsün teşvik edilip vergilerin azaltılması’ yer alıyor.

Onun Cumhuriyetçi Parti için formüle ettiği ifadeler arasında en öne çıkanları ‘emlak vergisi’ yerine ‘ölüm vergisi’, ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ve ‘vergi indirimi’ (Tax Cut) yerine ‘verginin acısını hafifletmek’ (Tax Relief) ifadeleridir.

Bu değerlerin ışığında parti, küresel ısınma krizinin nedeninin insan faaliyetleri olduğu fikrini kabul etmeyi reddediyor. Ayrıca bilimin, gezegenimizin şu anda karşı karşıya olduğu fırtına, kasırga, sel ve yangın gibi felaketlerin çoğu bilim insanının söylediği gibi iklim değişikliğinin sonucu olduğu yönündeki görüşünü de reddediyor.

İklim krizine ilişkin bu şüpheci tutum, Cumhuriyetçi Partili siyasetçilerin sorunun aciliyetini ve ciddiyetini küçümsemesine yol açıyor. Bu aynı zamanda onları, otomobillerde yakıt tüketimine ilişkin standartlar koymak gibi belirli politikaları dayatmayı reddetmeye de sevk ediyor. Çünkü bu, onların bakış açısına göre, kişisel özgürlüklere bir müdahaledir.

Parti, bu değerlerden yola çıkarak fosil yakıtlara yatırımı da teşvik ediyor. Çünkü bu, iş fırsatlarını ve ekonomik büyümeyi artırıyor ve özel şirketlerin önünü açıyor.

(foto altı) 15 Kasım 2023'te Vietnam'ın merkezindeki Hue şehrinde sel suları park halindeki arabaları sular altında bıraktı. (AFP)
15 Kasım 2023'te Vietnam'ın merkezindeki Hue şehrinde sel suları park halindeki arabaları sular altında bıraktı. (AFP)

Gizli ‘iklimsel-dilsel’ not

2001 yılında Luntz, Cumhuriyetçi Parti'ye gizli bir not yazdı ve bu not daha sonra ortaya çıktı. Burada partinin “çevre konusundaki iletişim savaşını kaybettiğini” ve yeni Cumhuriyetçi Başkan George Bush'un savunmasız olduğunu kabul etti. Oliver Burkeman'ın Guardian gazetesinde 4 Mart 2003 tarihli yazısında bildirdiğine göre, Luntz, parti politikacılarını ‘sera gazlarının tehlikeleri konusunda bilimsel bir fikir birliğinin olmadığı’ fikrini yaymaya çağırdı.

Notta Luntz, Cumhuriyetçilere iklimle ilgili bilimsel kesinliğin olmadığı fikrini tartışmalarının temel fikri haline getirmeleri ve böylece bunun kamuoyunun zihninde sağlam bir şekilde yerleşmesi çağrısında bulundu. Zira Cumhuriyetçiler için hâlâ bilime meydan okuma fırsatı vardı.

Beyaz Saray'ın, bilim insanları daha fazla araştırma yapana kadar Kyoto Protokolü'nün gerektirdiği zorunlu emisyon kısıtlamalarını uygulamayı reddetme pozisyonuna uygun olarak, “yalnızca tüm gerçekler mevcutsa harekete geçmenin” önemini vurgulamalarını istedi.

Peki ya Luntz neden ‘küresel ısınma’ yerine ‘iklim değişikliği’ ifadesini seçti?

Daha sonra Luntz, partiye ve politikacılarına ‘küresel ısınma’ (global warming) terimini bırakıp ‘iklim değişikliği’ (climate change) terimini kullanmalarını tavsiye etti.

Peki Luntz'u bu tavsiyeyi vermeye iten iki terim arasındaki temel fark nedir?

İngilizce'de ‘global warming’ (küresel ısınma) ifadesi, Dünya sıcaklıklarının fiili olarak artmasıyla temsil edilen bir iklim olgusunun varlığına işaret ediyor. Bu iklim olgusu yerel bir olgu değil, sonuçları dünya çapında pek çok farklı ülkeyi etkileyen küresel bir olgudur.

Cumhuriyetçi Parti'nin, petrol ve doğal gaz alanında faaliyet gösteren büyük şirketlerin çıkarlarını korumak ve fosil yakıt kullanımının azaltılmasıyla zarar görebilecek ekonomik büyümeyi sürdürmek amacıyla ABD kamuoyunun zihnine şüphe tohumları ekmeye yönelik politikalarında aradığı şey budur.

Bu noktada Luntz, kamuoyunda yüksek sıcaklıklar ve bunun yol açabileceği yangınlar imajını uyandırmayan, aksine iklim meselesini özünden uzaklaştıran yeni bir ifadeyle karşımıza çıktı.

Partiyi, politikalarını ‘çevreci’ (environmentalist) yerine ‘çevreyi koruyucu’ (conservationist) olarak tanımlamaya çağırdı. Çünkü çoğu insan çevrecilerin ‘aşırı’ olduğunu düşünüyor.

Cumhuriyetçi Parti'nin eski siyasi danışmanı Frank Luntz

ABD kamuoyu ‘iklim değişikliği’ (climate change) tabirini duyduğunda aklında herhangi bir iklim olgusunun somut bir resmini çizemeyecektir. Çünkü ifadede kullanılan ‘iklim’ kelimesi genel, soyut bir kelimedir. Ayrıca ‘değişim’ kelimesi, bu değişikliğin türü hakkında bir şey söylemediği için spesifik değildir. Cumhuriyetçiler bu ifadeyi kullanarak, bu zekice ifadeyle etkisiz hale getirilen soğuk bir tepkiyi garanti altına almış olacaklar.

Ayrıca partiyi, politikalarını ‘çevreci’ (environmentalist) yerine ‘çevreyi koruyucu’ (conservationist) olarak tanımlamaya çağırdı. Çünkü çoğu insan çevrecilerin ‘aşırı’ olduğunu düşünüyor. Luntz, kamuoyunun Cumhuriyetçi Parti’nin niyetlerinden şüphelenmemesi için mümkün olduğunca iş sektörü hakkında konuşmaktan kaçınmalarını tavsiye etti.

Luntz onları, Cumhuriyetçilerin ABD’liler arasındaki ortak imajının, “sahiplerinin yalnızca kârı umursadığı büyük şirketlerin etkisine tabi oldukları” yönünde olduğu konusunda uyarmıştı.

Luntz notunda, “Gerçeklere dayanmasa bile her durum ikna edici olabilir. Ancak gerçekler kuru bir şekilde anlatılmak yerine duygulara dayanırsa daha ikna edici olacaktır” diye belirtiyor. Guardian makalesinde belirtildiği gibi, Cumhuriyetçi Parti stratejistleri Luntz'un sözlerini memnuniyetle karşıladılar.

‘Küresel ısınma’ terimi 2001'de bir süre Bush'un konuşmalarında yer almaya devam etti, ardından 2002'de Luntz’un notunun yayınlanmasının ardından neredeyse tamamen ortadan kalkana kadar azaldı.

Luntz'ın pişmanlığı ve bilimin bir erdem olarak kabul edilmesi

Frank Luntz, evine yaklaşan alevlerle bizzat yüzleşene kadar iklim meselesindeki tutumunu sürdürdü. Luntz o dönemde yıkıcı iklim olaylarının göz ardı edilemeyecek karşı konulmaz bir gerçek haline geldiğini hissediyordu.

2019'da ABD Senatosu önündeki ifadesinde olanları şöyle anlattı: “Cesur Los Angeles itfaiyecileri evimi kurtardı, ancak diğerleri o kadar şanslı değildi. Deniz seviyeleri yükseliyor, buzullar eriyor ve kasırgalar eskisinden daha şiddetli hale geliyor.”

Luntz, ABD Temsilciler Meclisi İklim Komitesi’ne şunları söyledi: “2001'de yanılmışım. Umarım 18 yıl önce yazdığım bir şeyi kullanmayı bırakırsınız. Çünkü artık o zaman yazdıklarım doğru değil.”

‘İklim değişikliği’ terimini icat etmekten duyduğu üzüntüyü kabul eden Luntz, Mayıs 2021'de İngiliz gazetesi The Times’a verdiği röportajda “Sadece yanlış yapmakla kalmadım, şimdi yanlışımı düzeltmek de istiyorum” dedi.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir