Ukrayna'nın bazı bölgelerini ilhak etmekle Rusya ne elde edecek?

Luhansk'ta referandum sonuçlarının açıklanması ardından evinin önüne Rus bayrağı diken bir kadın (AP)
Luhansk'ta referandum sonuçlarının açıklanması ardından evinin önüne Rus bayrağı diken bir kadın (AP)
TT

Ukrayna'nın bazı bölgelerini ilhak etmekle Rusya ne elde edecek?

Luhansk'ta referandum sonuçlarının açıklanması ardından evinin önüne Rus bayrağı diken bir kadın (AP)
Luhansk'ta referandum sonuçlarının açıklanması ardından evinin önüne Rus bayrağı diken bir kadın (AP)

Rusya, Ukrayna’nın büyük bir kısmını ilhak etme kararını açıklamak üzere. Dolayısıyla ilhak kararının bugün Kremlin için özel bir önem arz eden tarihi ve stratejik boyutlarına ilişkin soru işaretleri mevcut. Pek çok soru ve şüpheyle çevrili referandumların kaydedildiği dört bölgeyi incelemeden önce, Donbass bölgesi ve çevresini Ukrayna'daki Rus savaşının ana odak noktası haline getiren tarihi ve coğrafi boyutlar üzerinde durmak gerekiyor.
Mevcut çatışmanın tarihsel boyutlarına bakıldığında, Rusya Başkanı Vladimir Putin’in ısrarla çarların ihtişamını geri kazanmaya çalıştığı anlaşılıyor. 2014 yılında Kırım'ı ilhak etmesi ardından, tarihsel konumunu 18. yüzyılda Kırım’ı Osmanlı İmparatorluğu'nun elinden alan Çariçe 2. Katerina’ya adamıştı. Ukrayna'nın doğu ve güney kısımlarındaki mevcut çatışma, Rus İmparatorluğu'nun ihtişamının gerçek kurucusu meşhur Çar Büyük Petro'nun saltanatı sırasındaki Rusya tarihini, bilhassa İsveç İmparatorluğu'na ve günümüz Ukrayna topraklarındaki diğer Batılı güçlere karşı yürütülen Kuzey Savaşları’nı hatırlatıyor. Demirbaş Şarl olarak anılan İsveç Kralı 12. Charles’ın yenildiği Poltava Muharebesi, komşuları ve muhaliflerinin korktuğu büyük bir devletin inşası savaşlarında önemli bir dönüm noktasını teşkil etmişti. Zaporijya yakınlarında yer alan Poltava’nın eski kalesi şuan hala tarihe şahitlik ediyor.
Tarihten alınan dersler, Ukrayna'nın ele geçirdiği bölgelerin stratejik önemini pekiştiren bir başka çerçeveye ışık tutuyor. Zirâ Azak Havzası ve Karadeniz'deki güney şeritlerinin kontrolünü tamamıyla garanti eden bir coğrafi genişleme ve Kırım ile istikrarlı bir kara bağlantısı olmaksızın Ukrayna'nın batı sınırlarının güvenliğinin sağlanmasından bahsetmek mümkün değil. Ancak Ukrayna savaşının patlak vermesiyle birlikte Kırım kısa süre içerisinde daha zayıf hale geldi.
Bu nedenle mevcut savaşın başlangıcından bu yana, Donetsk ve Luhansk bölgeleri üzerinde mutlak kontrolün önemine, yarımadayı ülkenin geri kalanına kara yoluyla bağlayan Herson şehri üzerinde benzer bir kontrolün dayatılmasına odaklanılıyor.
Moskova, bu bölgelerin Rusya sınırları içinde kalmasını sağlayarak - Batı ülkeleri Dinyeper Nehri'nin batı kıyısındaki askeri varlığını pekiştirse dahi- güvenlik alanını artıracak geniş bir coğrafi kuşağa sahip olacak. Ancak Kremlin'in tehlikeli kararı ardında yalnızca bu tarihi ve coğrafi boyutlar yatmıyor. Bu noktada büyüklüklerine, zenginliklerine ve demografik özelliklerine göre söz konusu dört bölgeye kısaca göz atmak yeterli olacaktır:

Donetsk ve Luhansk
Donetsk ve komşusu Luhansk, Rusya'nın müttefiki Aleksandr Zaharçenko’nın iktidardan uzaklaştırıldığı gösterilerin sonrasında Moskova'nın Ukrayna makamlarını cezalandırmak için 2014'te silahlı bir isyanı teşvik etmesi ardından mevcut çatışmanın başlangıcını teşkil etmişti. Söz konusu iki bölge, Doğu Avrupa Platosu’nun güneyinde kalıyor. Şuan üç Birleşmiş Milletler ülkesinin (Rusya, Suriye ve Kuzey Kore) yanısıra Güney Osetya ve Abhazya tarafından tanınmaktalar.
Söz konusu iki cumhuriyet, uzun ortak sınırlara sahip. Donetsk, Ukrayna'nın Dnipropetrovsk, Zaporijya ve Harkov bölgeleri ile Rusya'nın güneyde Azak Denizi'ne bakan Rostov bölgesi ile sınır komşusu sayılıyor. Denize erişimi olmayan Luhansk ise Ukrayna'da Harkov, Rusya'da Belgorod, Voronej ve Rostov bölgeleri ile sınır komşusu konumunda.
Donetsk'te ayrılıkçıların hazırladığı anayasaya göre, cumhuriyete bağlı olduğu ilan edilen 26,52 bin kilometrekarelik bir alan mevcut. Dolayısıyla Donetsk, yüzölçümü bakımından Ukrayna'nın 24 bölgesi arasında 11. sırada yer alıyor. Bu noktada 2014 yılındaki savaş öncesi Ukrayna dağılımına göre idari sınırlarından bahsedildiğine dikkat etmek gerek. Ancak sahaya bakıldığında ise mevcut gerçek, ayrılıkçıların bölge alanının yarısından fazlasını kontrol etmediğini gösteriyor. Nitekim Rusya'nın ilhak kararı, topraklarının yaklaşık yarısını ‘Ukrayna tarafından işgal edilmiş topraklar’ olarak sınıflandıracak. İstatistiklere göre Donetsk'te yaklaşık 2,2 milyon insan yaşıyor. Ayrılıkçı yetkililerin kaydettiği bu rakamda savaş sırasında yerinden edilme nedeniyle meydana gelen değişiklikler hesaba katılmıyor.
Aynı durum, Ukrayna idari dağılımına göre 26,68 bin kilometrekarelik bir alana sahip olan Luhansk için de geçerli. Luhansk, daha önce Ukrayna bölgelerinin coğrafi büyüklüğü bakımından sıralandığı listede 10. sırada yer almıştı. Luhansk'ta yaklaşık 1,4 milyon nüfus bulunuyor, bu rakam zamanda savaş öncesi nüfusu yansıtmıyor. Önceki tahminler, Donetsk ve Luhansk bölgelerinde daha önce en az 5 milyon nüfusun yaşadığına işaret ediyor.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, iki bölgedeki demografik dağılıma dair ikilem, Rus milliyetçiliği ile Rusça konuşan halk arasında önemli bir fark olduğu gerçeğinde yatıyor. Nitekim şuanki yüzyılın başlarında Donetsk nüfusundan Rusça konuşan insan sayısı yüzde 80 oranında iken kökleri Rusya’ya uzananların oranı ise yüzde 40’ı geçmiyor. Aynısı Luhansk için de geçerli; Sakinlerinin yüze 70’i ana dilinin Rusça olduğunu söylerken nüfusun yalnızca yüzde 40’ı Rus kökenli.
Donetsk ve Luhansk, ekonomik açıdan da önem teşkil ediyor; zirâ Ukrayna'daki en büyük kömür, demir ve çelik madenleri bu bölgede bulunuyor. Ülkenin en önemli ihracat limanlarından biri olan Mariupol şehri, Donetsk idari sınırları içerisinde yer alıyor. Savaş öncesi istatistikler, Ukrayna devrimlerinin yaklaşık yüzde 70'inin ülkenin bu bölgesinde yoğunlaştığına işaret ediyor. Burası aynı zamanda ülke ihracatının Karadeniz, Ortadoğu ve diğer ülkelere yöneltildiği kara ve deniz ulaşım ağı için de önemli bir nokta sayılıyor.

Zaporijya ve Herson
Doğu Avrupa Platosu'nda yer alan Zaporijya ve Herson bölgeleri ortak sınırlara sahip. Ukrayna'nın Dnipropetrovsk bölgesi sınırında yer alan Zaporijya, doğudan Donetsk, güneyden ise Azak Denizi ile sınır komşusu. Diğer yandan Dnipropetrovsk ve Mykolaiv ile aynı sınırları paylaşan Herson ise güneyde Kırım ile komşu konumda. Aynı zamanda güneybatıda Karadeniz'e ve güneydoğuda ise Azak Denizi'ne bakıyor.
27,18 bin kilometrelik alanı ile söz konusu listede dokuzuncu sırada yer alan Zaporijya’da Berdyansk, Melitopol, Polohy, Vasylivka ve Zaporizkyi olmak üzere beş bölge ve 14 şehir bulunuyor. Rusya’nın Yanındayız Hareketi Lideri Vladimir Rogov, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada, Rusya'nın kurduğu askeri-sivil yönetimin mevcut beş bölgeyi dağıtmayı, idari 20 bölgeye bölmeyi planladığını açıklamıştı. Şuanda Rusya’nın eyalet topraklarının yalnızca üçte ikisini kontrol etmesi dolayısıyla, ‘kurtarılmış’ bölgenin merkezi Melitopol sayılıyor. Ukrayna Devlet İstatistik Servisi verilerine göre, geçtiğimiz Şubat ayında Zaporijya bölgesi nüfusu 1 milyon 636 bine ulaşmıştı. Bu rakamın yüzde 43’ü şuan bölgede ikamet ediyor. Nüfusun yüzde 71’inin Ukraynalı, en fazla yüzde 24’ünün ise Rus olması dolayısıyla buradaki coğrafi bölünmenin Moskova'nın zararına olduğu anlaşılıyor.
28,46 bin kilometrelik (listede yedinci sırada) bir alanda yer alan Herson ise Ukrayna'nın 2015 ila 2020'deki bölgesel idari reformu mucibince, şuan çoğu Rusya tarafından kontrol edilen beş bölgeye ayrılmış durumda. Moskova yanlısı yetkililer, geçtiğimiz Ağustos ayında Ukrayna'dan ayrılmaya ve Rusya'ya katılmaya hazırlık amacıyla idari bölünme kapsamında 18 bölge belirlemişti. Ukrayna Devlet İstatistik Servisi verilerine göre, geçtiğimiz Şubat ayında Herson’da 1 milyona yakın nüfusun bulunduğu kaydedildi. Şuan bu nüfusun yaklaşık dörtte biri Herson’da ikamet ediyor.



Askeri göstergeler, Güney Lübnan'da uzun sürecek bir çatışmaya işaret ediyor

 İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Askeri göstergeler, Güney Lübnan'da uzun sürecek bir çatışmaya işaret ediyor

 İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İsrail'in Güney Lübnan'daki savaşın hedeflerine ilişkin açıklamalarına, savaşın süresinin uzun olacağına işaret eden askeri önlemler eşlik ediyor. Uzmanlara göre İsrail; demografik yapıyı değiştirmeyi, köyleri haritadan silmeyi ve gelecekteki işgal gerçeğine zemin hazırlamayı hedeflerken; Hizbullah ise savaş araçlarını geliştirerek uzun vadeli bir yıpratma savaşına hazırlandığının işaretlerini veriyor.

İsrail içinde, "yıpratma savaşından" kaçınmak amacıyla Litani Nehri'nin güneyinin ötesine geçme niyetine dair tartışmalar sürerken; askeri operasyonların sınırdan 30 kilometre uzaklıktaki Nebatiye ve Sur’a bağlı köylere kadar genişlemesi dikkat çekiyor. Beyrut’ta bu durum, Lübnan devletine ve Hizbullah tabanına yönelik bir baskı aracı olarak değerlendiriliyor.

"Sarı Hat": Uzun vadeli bir çekilme mi?

Askeri durumu değerlendiren Emekli Tuğgeneral Said Kazha Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail'in Güney Lübnan'da "Sarı Hat" olarak bilinen tampon bölgeden çekilmesinin kolay olmayacağını vurguladı. Kazha, bu çekilmenin ancak taraflar arasındaki saha düzenlemelerini garanti altına alan ve geçmişteki mütareke anlaşmalarına benzeyen net güvenlik mutabakatlarına bağlı olabileceğini belirtti.

Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), İsrail ve Lübnan arasındaki sınır yakınlarında Lübnan topraklarına doğru bakıyorlar (Reuters).Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), İsrail ve Lübnan arasındaki sınır yakınlarında Lübnan topraklarına doğru bakıyorlar (Reuters).

Kazha, "İsrail bu bölgeden karşılıksız vazgeçmeyecek ve burayı Lübnan hükümetine karşı bir baskı kozu olarak kullanmaya çalışacaktır" diyerek, asıl hedefin askeri boyutun ötesine geçip Lübnan devletiyle nihai bir anlaşma imzalamak ve Hizbullah’ı silah bırakmaya zorlamak olduğunu savundu.

Sahadaki durumun gerilime gebe olduğunu belirten Kazha, "Mevcut göreceli sakinlik kalıcı değil. Herhangi bir doğrudan müzakere süreci sahadaki gerilimi tetikleyebilir. Küçük bir güvenlik olayı bile cepheyi yeniden alevlendirebilir" uyarısında bulundu.

Yeni savaş araçları ve bölgesel etki

Teknolojik gelişmelerin, özellikle de dron kullanımının savaş sahasını karmaşıklaştırdığını ifade eden Kazha, sınır ötesi operasyonların geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme riskine dikkat çekti.

Çatışmanın sadece Lübnan ile sınırlı kalmayabileceğini belirten emekli general, "İran ve ABD arasındaki olası bir gerginlik doğrudan Güney cephesine yansıyacaktır," dedi.

İsrail'in tampon bölgedeki varlığının siyasi mutabakatlara bağlı kalacağını söyleyen Kazha, İsrail'in kuzeyinin güvenliği garanti edilmeden hızlı bir çekilme beklemediğini, bu durumun 2000 yılı öncesindeki dönemi hatırlatan bir süreci başlatabileceğini ifade etti.

Yıkımın ötesinde gerçekleri yeniden şekillendirmeyi amaçlayan hedefler

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail'in hedeflerine ilişkin daha ayrıntılı bir perspektif sundu. Melaib, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun açıklamalarının, ABD'nin açık desteğiyle güç kullanma niyetini net bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, "Sadece yıkımla sınırlı bir durumla karşı karşıya değiliz. 'Sarı Hat' içerisindeki faaliyetler, Hizbullah ile hesaplaşmanın yanı sıra üç ana hedefi barındırıyor," diyerek şunları sıraladı:

Deniz yetki alanları: Sarı Hat'ın sadece karada değil, denizden Nakura açıklarına kadar uzatılması hedefleniyor. Bu, Lübnan’ın Kana sahasındaki haklarını ve 2022 Deniz Sınırı Anlaşması'nı fiilen geçersiz kılarak, İsrail'in bölgede tek taraflı sondaj yapmasına olanak tanıyacaktır.

Litani suları: Sınıra 2-3 kilometre mesafedeki bazı köylerin bombalanması, İsrail'in uzun süredir devam eden Litani Nehri sularını kontrol etme hedefini yeniden canlandırabilir.

Genişletilmiş güvenlik hattı: Netanyahu'nun "denizden Cebel-i Şeyh'e" (Hermon Dağı) söylemi, Hizbullah’ın güçlü olmadığı ve doğrudan çatışmalara sahne olmayan bölgeleri de kapsayan, Golan’dan Akdeniz’e kadar uzanan bir alanı İsrail güvenlik kontrolü altına alma projesidir.

 İsrail'e ait bir askeri araç, Lübnan toprakları içindeki yıkılmış binaların yanından geçiyor (Reuters).İsrail'e ait bir askeri araç, Lübnan toprakları içindeki yıkılmış binaların yanından geçiyor (Reuters).

Demografik kaygılar

Melaib, gerçekleştirilen yıkımın askeri bir gereklilik olmadığını, çünkü birkaç kilometrelik bir alanın tahrip edilmesinin İsrail'in kuzeyini füze ve dronlardan korumaya yetmeyeceğini savundu. Melaib'e göre, asıl amaç köyleri ortadan kaldırarak demografik yapıyı değiştirmek ve gelecekteki bir işgal için zemin hazırlamak.

ABD'nin rolüne de değinen Melaib, "ABD Büyükelçiliği'nin Lübnan’ın egemenliği ve yeniden imar hakkındaki açıklamaları şartlıdır. Washington, herhangi bir müzakere sonucunu, İran ile savaşın bitmesine ve Hizbullah üzerinden Lübnan’a müdahalesinin kesilmesine bağlıyor" dedi.


Sudan ordusu, Etiyopya sınırında Mavi Nil bölgesindeki varlığını güçlendiriyor

Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
TT

Sudan ordusu, Etiyopya sınırında Mavi Nil bölgesindeki varlığını güçlendiriyor

Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Yasir el-Atta, ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil Eyaleti’nde güvenlik ve askerî konuşlanmayı güçlendirmek amacıyla bölgeye ilave birlikler ve askerî sevkiyat gönderileceğini açıkladı. Söz konusu adım, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında, Etiyopya sınırına komşu stratejik bölgede kontrol sağlama mücadelesinin sürdüğü bir dönemde geldi.

El-Atta, perşembe günü eyaletin başkenti ed-Damazin’de incelemelerde bulunarak Mavi Nil Valisi Ahmed el-Umde ile görüştü. Görüşmede, Kurmuk, Kaysan ve Bav bölgelerinin HDK ve müttefiklerinden geri alınmasına yönelik askerî ve güvenlik düzenlemeleri ele alındı. Vali el-Umde’nin açıklamasına göre el-Atta, son günlerde eyaletin çeşitli bölgelerine düzenlenen saldırılara karşı koyan 4. Piyade Tümeni ve destek birliklerinin direnişini övdü. Ayrıca ordunun eyalete tam destek verme taahhüdünü yineleyerek, sivillerin korunması ve bölge genelinde güvenliğin sağlanması için yeni askerî birliklerin sevk edilmesi talimatını verdi.

Korgeneral Yasser Al-Atta, Mavi Nil bölgesi valisiyle yaptığı görüşme sırasında (Facebook)Korgeneral Yasser Al-Atta, Mavi Nil bölgesi valisiyle yaptığı görüşme sırasında (Facebook)

El-Umde, sosyal medya platformu Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, sahadaki gelişmelere ilişkin ayrıntılı bilgi sunduğunu, özellikle Etiyopya sınırına yakın bölgelerdeki güvenlik zorluklarına dikkat çektiğini belirtti. Geçtiğimiz hafta HDK’nin, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (lideri Abdülaziz el-Hilu) ile iş birliği içinde Mavi Nil’deki el-Kili bölgesinin kontrolünü ele geçirdiği bildirilmişti.

El-Ubeyd'in bombalanması

Öte yandan yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, HDK’ne ait bir insansız hava aracının (İHA) dün el-Ubeyd kentinde bulunan devlet radyo-televizyon binasını hedef aldığını belirtti. Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti olan kentteki saldırının, yerleşim alanları içinde bulunan binada ciddi hasara yol açtığı belirtildi. Son dönemde el-Ubeyd’in, HDK tarafından düzenlenen tekrarlanan hava ve roket saldırılarına maruz kaldığı ifade ediliyor. Sudan ordusundan saldırıya ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

Sosyal medyada geniş yankı uyandıran bir görüntüde, Kuzey Kurdufan'daki el-Ubeyd şehrinde bulunan televizyon binasının yıkımı görülüyor.Sosyal medyada geniş yankı uyandıran bir görüntüde, Kuzey Kurdufan'daki el-Ubeyd şehrinde bulunan televizyon binasının yıkımı görülüyor.

Karşılıklı İHA saldırılarının arttığı süreçte, HDK’nin perşembe ve cuma günleri arasında Cebel Evliya bölgesine iki gün içinde ikinci kez saldırı düzenlediği bildirildi. Ayrıca Omdurman’ın güneyindeki es-Salha bölgesinde bir askerî aracın hedef alındığı ve tamamen yandığı kaydedildi. Son günlerde Kosti ve Rabak kentleri ile Güney Kurdufan eyaletindeki Kadugli ve Dilling bölgelerine yönelik saldırıların arttığı, bu saldırılarda siviller arasında can kayıpları ve maddi hasar meydana geldiği belirtildi.

"Kuruluş" para birimini yasaklıyor

Siyasi ve ekonomik gelişmeler kapsamında ise, Nyala merkezli paralel hükümetin başkanı Muhammed et-Taşı, Haziran 2024’ten sonra basılan ve Sudan Merkez Bankası Başkanı Berri es-Sıddık Ali Ahmed imzasını taşıyan kâğıt paraların kullanımını derhal ve tamamen yasaklayan bir karar yayımladı. Karara göre, yalnızca eski başkan Hüseyin Yahya Cengul döneminde basılan paralar geçerli sayılacak. Yasaklı paraların kullanımının “ekonomik suç” ve “ulusal güvenliğe tehdit” olarak değerlendirileceği belirtilirken, ihlaller için para müsaderesi, varlıkların dondurulması ve derhal cezai işlem uygulanması öngörülüyor. Ayrıca bankalar ve güvenlik birimlerine kararı derhâl uygulama talimatı verildi.


Trump neden Zeydi’ye gülümsüyor?

Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmak üzere seçildiği toplantıdan (Koordinasyon Çerçevesi)
Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmak üzere seçildiği toplantıdan (Koordinasyon Çerçevesi)
TT

Trump neden Zeydi’ye gülümsüyor?

Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmak üzere seçildiği toplantıdan (Koordinasyon Çerçevesi)
Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmak üzere seçildiği toplantıdan (Koordinasyon Çerçevesi)

Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi ittifakı, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden adaylığına yönelik ABD’nin rahatsız edici vetosundan, Başkan Donald Trump’ın görevlendirilen isim Ali ez-Zeydi’ye gönderdiği dikkat çekici tebrik mesajına uzanan çarpıcı bir süreçten geçti.

27 Ocak 2026’da Trump, Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi halinde Irak’a verilen desteği kesmekle tehdit etmişti. Bu tarihten 93 gün sonra ise Washington, Bağdat’taki Şii siyasi güçleri şaşırtarak genç aday Zeydi’yi tebrik etti, ondan ‘terörden arındırılmış bir hükümet’ kurmasını istedi ve ardından Washington’a davet etti. Tahran ise bu gelişmelere henüz resmi bir tepki vermedi.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın salı günü Zeydi ile yaptığı telefon görüşmesi, Trump’ın doğrudan temasının ön hazırlığı olarak değerlendirildi. Bu temas, Şii blokların üzerinde uzlaştığı bir isim olan Zeydi’yi, muhtemel ancak içeriği belirsiz bir anlaşmanın vitrini haline getirdi.

Normal şartlarda İran’a yakın Iraklı grupların, ABD ile bu tür dostane temaslara sert tepkiler vermesi ve kamuoyunda Washington ile normalleşmeye karşı yoğun eleştiriler yürütmesi beklenirdi. Ancak Trump’ın tebrik mesajının üzerinden 24 saat geçmesine rağmen bu yönde bir tepki görülmedi.

Aksine, ‘direniş ekseni’ olarak bilinen çevrelerin önde gelen isimleri, kamuoyunda Zeydi’ye hükümetine ‘güçlü isimler’ dahil etmesi yönünde tavsiyelerde bulunmakla yetindi ve medya üzerinden çok sayıda öneri sundu.

Zeydi, isminin ilk kez sızdırılmasından sadece iki saat sonra Bağdat’taki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda göreve atandı. İsmin, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat ziyaretiyle ilgili haberlerden kısa süre sonra aniden gündeme gelmesi dikkat çekti. Bu süreçte İran’ın şartlarını dayatıp dayatmadığı ya da kendi iradesi dışında bir uzlaşıya mı razı olduğu ise belirsizliğini koruyor.

Zeydi’ye hükümeti kurma görevinin verilmesi, Washington ile Tahran arasında sıkışmış bir ülke olan Irak’ta, iki gücün Bağdat üzerindeki etkisini sürdürme mücadelesinin ortasında gerçekleşti. Bu gelişme, taraflardan birinin üstünlük sağlamasının işareti olabileceği gibi, uzun süredir rekabet halindeki iki güç arasında bir uzlaşının sonucu olarak da değerlendiriliyor.

ABD ile İran arasında yaşanan gerilim ve sonrasındaki zorlu müzakere süreci öncesinde, Şii siyasi gruplar kabul edilebilir bir başbakan üzerinde uzlaşmakta zorlanıyordu. Washington’un Maliki’ye yönelik vetosu, ittifakın seçeneklerini daraltarak tarafları yeni arayışlara itti.

Son gelişmeler ışığında Ali ez-Zeydi ismi, bu çıkmazdan bir çıkış yolu olarak öne sürülse de, onu bu noktaya taşıyan olası anlaşmanın niteliği hâlâ soru işaretleri barındırıyor.

Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmakla görevlendirilmesinden bu yana Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar azaldı.Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmakla görevlendirilmesinden bu yana Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar azaldı.

Küçük bir kapı anahtarı

Siyasi kulislerde yürütülen tartışmalara katılan birçok kişi, Zeydi’nin ‘daha geniş bir anlaşmanın küçük kapısını açan anahtar’ olduğu görüşüne eğilim gösteriyor. Bu değerlendirmelere göre Trump, Bağdat’taki etkili bir aktörden gelen ve açık bir Amerikan taahhüdü olmaksızın beklemeye değer görülen bir tekliften haberdar olmuş olabilir.

Kaynaklar, Zeydi’nin Koordinasyon Çerçevesi içindeki karar mekanizmasına sonradan dahil olmadığını, aksine uzun süredir ‘etkili tarafların masasındaki kazanan kartlardan biri’ olarak varlığını sürdürdüğünü belirtiyor.

Siyasi çevrelerde, Zeydi’nin başbakanlıkla görevlendirilmesinin akıbetine ilişkin iki temel senaryo öne çıkıyor. İlkine göre, kurulacak hükümet Irak parlamentosundan güvenoyu alamazsa, ittifak bu süreçte siyasi tıkanıklığı aşmak için zaman kazanmış olacak ve alternatif isimleri devreye sokacak. Bu yaklaşım, görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin daha önce izlediği taktiklerin devamı olarak değerlendiriliyor.

İkinci senaryoda ise Zeydi’nin parlamentodan güvenoyu alarak iki yıl ya da daha kısa süreli bir geçiş hükümeti kurması öngörülüyor. Bu durumda erken seçim ihtimali gündeme gelse de Mukteda es-Sadr ile örtük bir uzlaşı olmadan bunun gerçekleşmesinin zor olduğu ifade ediliyor.

Bu senaryonun hayata geçmesi için Bağdat yönetiminin bazı silahlı grupları ‘günah keçisi’ olarak feda etmesi gerektiği ve bunun da Sadr için olumlu bir gelişme olacağı yorumları yapılıyor.

Öte yandan, Zeydi’nin göreve geliş biçimi ve bölgesel aktörlerden hızlı destek alması, üçüncü bir ihtimali de gündeme taşıyor. Buna göre, ABD ile önceden hazırlanmış bir anlaşma söz konusu olabilir. Bu çerçevede, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın rolü öne çıkarken, kulislerde Çin’in bölgedeki etkisinin sınırlandırılmasına yönelik planlar konuşuluyor.

Bu senaryoya göre, Trump’ın dikkat çekici tebrik mesajını teşvik eden anlaşma kapsamında Washington’un Bağdat’ta önemli kazanımlar elde etmiş olabileceği, buna karşılık İran üzerindeki baskıyı görece azaltmış olabileceği değerlendiriliyor. Alternatif olarak ise Tahran’ın etkisinin zayıfladığı ve Bağdat’taki güçlü aktörlerin ekonomik yaptırımları önlemek, Irak’ın uluslararası izolasyonunu derinleştirmemek ve İran’ın daha fazla kuşatılmasını engellemek amacıyla harekete geçtiği ifade ediliyor.