Salih Müslim Şarku’l Avsat’a konuştu: Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki ‘zoraki evliliğin’ kaçınılmaz akıbeti ‘boşanma’

PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
TT

Salih Müslim Şarku’l Avsat’a konuştu: Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki ‘zoraki evliliğin’ kaçınılmaz akıbeti ‘boşanma’

PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)

Suriye’deki Kürt partilerinden Demokratik Birlik Partisi (PYD)’nin eş başkanı Salih Müslim, partisinin PKK ile ‘organik veya örgütsel olarak’ ilişkisi olmadığını ancak ‘ortak bir felsefenin’ onları birleştirdiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Müslim, Suriye rejimi ile Türkiye arasında yaşanan görüşmeleri ‘zoraki evlilik’ olarak nitelendirerek, tarafların bunun uzun sürmeyeceğini ve kaçınılmaz akıbetinin ‘boşanma’ olduğunu bildiklerini öne sürdü.
2003 yılında kurulan PYD, Suriye savaşının başlamasıyla birlikte Arap, Hristiyan ve Kürt partilerle ülkenin kuzeydoğusunda Kürt nüfusun çoğunluğu oluşturduğu üç bölgede ‘özerk yönetimler’ kurmasıyla ortaya çıktı.
2014’te Ayn el-Arab (Kobani) savaşından sonra PYD’ye bağlı Halk Savunma Birlikleri (YPG), DEAŞ’a karşı ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyonun desteğini aldı. 2017 yılında Suriye alanının üçte biri olduğu tahmin edilen dört bölgede kontrolü sağladı
Ancak Türkiye, YPG’ye karşı (Fırat Kalkanı 2016), (Zeytin Dalı 2018) ve (Barış Pınarı 2019) olmak üzere üç askeri operasyon gerçekleştirdi ve birkaç büyük şehri aldı.
Salih Müslim, PYD ile PKK arasındaki ilişkiler, Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme, Suriye muhalefeti ve Kürt Ulusal Konseyi’ne yönelik tutumları ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi temsilcileri ve Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümetindeki yetkililer arasında gerçekleşen görüşmeler hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu.

-PYD ve PKK arasındaki ilişki nedir?
Bu soru, Türkiye’nin uyguladığı çok sayıda propaganda ve Kürt sorununa çözüm istemeyen çevreler nedeniyle bir klasik haline geldi. Partimizin (PYD) PKK’ya bağlı olduğunu söyleyerek terörle suçluyorlar. Biz PKK’nın terör örgütü olmadığına, Türkiye’nin talep ve baskılarına dayanarak terör listesine alındığına inanıyoruz. PYD’yi PKK ile ilişkilendirmeye gelince, amaçları onunla savaşmaya hazırlık olarak terör örgütü olarak göstermektir.

-2012-2015 yılları arasında Türkiye’ye birçok kez seyahat ettiniz. O ziyaretlerde neler yaşandı?
Evet, Türkiye’yi birkaç kez ziyaret ettim. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililerle görüştüm. Toplantılar, aramızda ilişkiler kurmaya yönelik girişimlerdi. 2012 yılında Mısır’ın başkenti Kahire’de Türkiye’nin Şam Büyükelçisi ile ilk görüşmeme başladım. Temasların gelişmesi için Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından resmi olarak davet edildim. Görüşmelerimiz, başta PYD ve onun askeri güçleri olan YPG’nin önce Kürt Ulusal Konsey saflarına, daha sonra da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’na (SMDK) katılmasına odaklandı. SMDK’daki yetkililerle görüştüm ve onlardan doğrudan siyasi programlarına Kürt sorununun adil, Suriye’nin toprak ve halk birliği çerçevesinde çözülmesini yazmalarını istedim. Ama Kürt meselesinin varlığından bahsetmeyi bile reddettiler ve bence bu ret kararı Türkiye’nin baskısıyla oldu.

-Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki normalleşme yolunun başladığını düşünüyor musunuz?
Suriye rejimi ile Türkiye arasında yaşanan görüşmeleri zorla evliliğe benzetiyorum. Bu evliliği tamamlamak isteyen taraflar ister Rusya ister İran olsun, bunun sürmeyeceğini ve kaçınılmaz akıbetinin boşanma olduğunu biliyorlar. Tabi bu yakınlaşma siyasi bir çözüme ulaşırsa ve bu savaşa son verirse memnuniyetle karşılanır. Ancak Suriye ile Türkiye arasındaki büyük çelişkiler ve farklılıklar nedeniyle bu normalleşmenin 2011 öncesi gibi gelişeceğini ve dostane ilişkiler şeklini alacağını düşünmüyorum.

-Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi temsilcileri, Şam’da rejimin yetkilileriyle doğrudan görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin sonuncusu ne zaman gerçekleşti ve neler ele alındı?
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile düzenli güçler arasında Rus güçlerinin himayesinde yapılan doğrudan askeri ve güvenlik görüşmeleri dışında, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi yaklaşık iki yıldır rejim yetkilileriyle herhangi bir görüşme yapmıyor. Evet, bu konuda Rus girişimleri oldu ama rejim, ortak komiteler kurmayı ve bu tartışmaları geliştirmeyi reddetti. Mahalli İdareler Kanunu’nun (107) geliştirilmesi ile ilgili önerilenler sadece medyada yer aldı ve rejimle doğrudan görüşmelerimizde bu konuları tartışmadık. Rejimle olan farklılıklarımız hizmet veya hukuki olmaktan çok siyasi, mahalli idare hukuku ve idari mevzuattır. Bu bir anayasa maddesi değildir ve görevleri hizmet boyutuyla sınırlıdır, ancak rejim kanunun ruhunu uygulamayı reddediyor. Merkez tarafından verilen siyasi karar alma süreçlerine yurttaş katılımı ilkesi sağlanmadığı takdirde Suriye halkı hiçbir çözümden memnun olmayacaktır. Siyasi katılımın olmaması Suriye krizinin alevlenmesine neden oldu.

-ABD ordusu ve Rus kuvvetlerinin konuşlandığı bölgeleri yönetiyorsunuz ve bunlar iki rakip güç. Bu nasıl oluyor?
Biz kimseyi ne ABD’lileri ne de Rusları davet etmedik. 2014’te Ayn el-Arap (Kobani) savaşında DEAŞ ile savaşmak için Suriye ve Irak’ta Uluslararası Koalisyon kuruldu. Şehri savunan YPG için bize iş birliği ve destek teklif ettiler. Uluslararası Koalisyon ayrıca diğer Suriyeli ortakları da istedi, kamplar kurdu ve muhalif grupları eğitti. Silahlanıp Suriye’ye girdikten sonra bu unsurlar ya bugün Heyetu Tahrir’uş Şam olarak bilinen Nusra Cephesi’ne ya da terör örgütü DEAŞ’a katıldı. Yani biz şehrimizi ve topraklarımızı savunurken gerçek bir ortak bulamadılar, bize DEAŞ ile mücadelede iş birliği ve ortaklık teklif ettiler. Burada Uluslararası Koalisyon güçlerinin varlığının istikrarı destekleme operasyonlarına yardımcı olduğunu ve gelecekte siyasi çözümlerin desteklenmesinde büyük rol oynayacağını belirtmek isterim. Rus kuvvetleri ise 2015’ten beri Suriye hükümetinin resmi daveti üzerine oradalar. Suriye’nin kuzeydoğusundaki varlığı ise, Türk operasyonları ve Kürt bölgelerimizin işgalinden sonra geldi.

-Neden muhalefet çerçevesinin dışındasınız?
PYD partisinin ilkeleri ve amaçları değişmedi. Muhalefette ortak arıyorduk ve devrimin başlamasıyla iki seçeneğimiz vardı. Bunlardan ilki Şam Deklarasyonu’ydu. 2005 yılında kurulan ve Müslüman Kardeşler tarafından desteklenen bu deklarasyondan haberdardık. O zaman biz de bu muhalefet çerçevesine katılmaya ve onun bir parçası olmaya çalıştık. Ancak deklarasyona hâkim olan ve Türkiye’de bulunan bir grubun kabul etmemesi nedeniyle bizi reddettiler. İkinci seçeneğe gelince, o da Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi’ydi. Partimiz onun kurucularından biriydi, rejime karşı barışçıl protestoların başlamasından sonra devrimin siyasi liderlere ihtiyacı vardı. Komiteyi kuran partiler muhalefet çevreleri tarafından biliniyordu. Pozisyonları iktidar rejimine karşıydı. Onlarla ittifak yaptık ve 2011 sonlarında komiteyi kurduk.

-Ancak komitede uzun kalmadınız. Neden çekildiniz?
Koordinasyon Kurulu başkan yardımcısıydım ve 2014 yılına kadar kaldık. Daha açık söylemek gerekirse, bu çerçevede varlığımız dikkate alındığında, muhalefetin Arap şovenist zihniyetinden kurtulamadığı ve komitenin PYD’yi ayrılıkçı olarak gördüğü söylenebilir. Dr. Abdulaziz el-Hayr ve Raca Nasır gibi komite liderlerinin tutuklanması ve Türkiye’de resmi bir ofis açılmasının ardından komitenin bazı liderleri Türk eksenine kaydı ve kendimizi yabancılaşmış hissettik. Bardağı taşıran damla ise komite liderlerinin, Özerk Yönetim temsilcilerinin 2015 sonundaki Riyad Konferansı’na katılmamasını şart koşan bazı ülkelere boyun eğmesi oldu. Komite heyetinde Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni temsil edecek 3 isim belirledik ve kendilerine isim listesinde herhangi bir değişikliği kabul etmeyeceğimizi, bunun aramızdaki ortaklığı ve ittifakı yok edeceğini söyledik. Konferans yapıldı ve aday gösterdiğimiz isimlerin davetleri iptal edildi, biz de çekilme kararı aldık.

-SMDK ile yaptığınız görüşmelere dönersek, ona katılma konusunu tartışmadınız mı?
SMDK ile doğrudan diyaloğa girmedik, ancak liderlerinin çoğuyla birçok kez görüştük. Koalisyona katılmamız da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştük. Ancak tüm bu görüşmeler gizli yapıldı. Koalisyon saflarına katılma isteğimizi dile getirdik ama onlar Türkiye’nin reddedeceği bahanesiyle bunu kabul etmediler.

-PYD, Kürt Ulusal Konseyi ile görüşmelere başladı. Ancak, ABD’nin çabalarına rağmen kısa sürede bocaladı. Neden?
Soruyu şöyle düzelteyim: Kürt Ulusal Konseyi ile doğrudan diyaloga giren sadece PYD değildir. Biz Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) ittifakının bir parçasıyız ve 2003 yılında partimizin kuruluşundan bu yana Kürt sınıfının birliği için çalıştık, birlikte hareket ettik. 2011 baharında Suriye devriminin başlamasıyla birlikte, o zamanlar 11 Kürt partisini içeren bir ittifakın Nisan 2011’de ilan edilmesiyle sonuçlanan Kürt Evi’ni düzenlemek için çaba sarf ettik. Suriye krizine ve Kürt meselesine siyasi çözüme yönelik ortak bir bildiri ve Kürt vizyonuna imza attık. Ancak Kürt Ulusal Konseyi’nin amacı bir Kürt anlaşması yapmak değildi. Bunun nedeni, bugüne kadar Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrolündeki alanlar için İç Güvenlik Güçleri’nin (Asayiş) korumasını tanımamalarıdır. Ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi kurumlarını, yasalarını ve idari yapılarını da tanımıyorlar. Konsey ofisleri, Devrimci Gençlik Hareketi tarafından bazı saldırılara maruz kalınca kendilerine “Karargahınızı korumak için İç Güvenlik Güçleri’ne gidin’ dedik. Bize onları tanımadıklarını söylediler. Konsey, Türkiye’nin bağrında olduğu için Kürt partileri arasındaki diyalogların engellenmesine katlanıyor.

-Suriye Kürtleri bugün ne durumda?
Kurumlarımızı ve askeri yeteneklerimizi güçlendirmek ve desteklemek için çalışıyoruz. Kaderimiz burada yaşayan bileşenlere bağlı ve projemiz bölge halkları arasındaki uçurumları kapatmak ve ayrımcılığı önlemeye yönelik. Biz saflarımızı birleştirmeye çalışırken her kim bize saldırırsa kendimizi savunacağımızı göreceksiniz. Bu meşru bir haktır. Özerk Yönetim projesinin Suriye’nin geri kalanında uygulamaya uygun olduğunu düşünüyoruz. Suveyda halkı sivil bir öz yönetim talep ediyor. Dera halkı ise en uygun çözümün ademi merkeziyetçi bir yönetim olmasını talep etti. Bunu Suriye çevresindeki insanlardan ve iç valiliklerden duyduk. Bu proje, Suriye toprağı ve halkının birliği çerçevesinde geliyor.



İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.


SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
TT

SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)

Şam ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından dün yapılan, Suriye'nin doğusundaki askeri, güvenlik ve idari kurum ve güçlerin Suriye devletine "sıralı entegrasyon süreci" başlatılmasına yönelik "kapsamlı" bir anlaşmanın duyurulması, bölgesel ve uluslararası alanda geniş bir onay gördü.

Yeni anlaşma, "Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugaydan oluşan bir tümenin kurulmasının yanı sıra, Halep Valiliği'ne bağlı bir tümen içinde Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın kurulmasını" da içeriyor.

Anlaşma ayrıca, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ve Kamışlı merkezlerinde "askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesini ve İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin girmesini" de içeriyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu kapsamlı anlaşmanın Suriye'nin barış, güvenlik ve istikrar yolunda ilerlemesine katkıda bulunacağı umudu dile getirilirken, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmayı Suriye'nin ulusal uzlaşma, birlik ve istikrar yolculuğunda bir "kilometre taşı" olarak değerlendirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise ülkesinin "istikrar, adalet ve yeniden yapılanma yolunda Suriye'yi ve Suriye halkını desteklemeye devam edeceğini" teyit etti.


Kordofan'da "HDK" tarafından büyük çaplı İHA saldırısı

Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
TT

Kordofan'da "HDK" tarafından büyük çaplı İHA saldırısı

Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)
Sudan'ın batısındaki Heglig bölgesinden yerinden edilmiş insanlar, el-Kadarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında insani yardım bekliyor (AFP)

Sudan'ın batısındaki Kordofan bölgesinin en büyük şehri el Ubeyd, dün Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından gerçekleştirildiğine inanılan ve askeri ve hükümet binalarını hedef alan en büyük insansız hava aracı (İHA) saldırılarından birine maruz kaldı.

Yerel tanıklara göre iki saatten fazla süren saldırılar, bir askeri üssü, polis merkezini, bölgesel parlamentoyu, telekomünikasyon şirketi ofislerini ve belediye stadyumunun çevresini hedef aldı.

Şehir, ordunun kontrolü altında kalmaya devam ederken, HDK de şehri aylardır kuşatma altında tutuyor. El Ubeyd, stratejik bir ticaret yolu üzerinde yer alıyor ve önemli askeri tesisler içeriyor.

Yerel kaynaklar Şarku’l Avwsat'a, "uçaksavar savunmasının intihar dronlarının saldırısını püskürttüğünü ve birçoğunu düşürdüğünü" söyledi.

Hızlı Destek Kuvvetleri'ne ait İHA’lar son aylarda el Ubeyd şehrindeki askeri ve sivil tesisleri defalarca hedef alarak hem askeri personel hem de siviller arasında onlarca ölüm ve yaralanmaya neden oldu. Bu arada, Sudan Başbakanı Kamil Idris'in, Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi'nin (IGAD) mevcut başkanı Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Gulle ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, görüşmede Sudan'ın örgüte ve Afrika Birliği'ne geri dönmesinin gerekliliğinin ele alındığı belirtildi.