Salih Müslim Şarku’l Avsat’a konuştu: Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki ‘zoraki evliliğin’ kaçınılmaz akıbeti ‘boşanma’

PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
TT

Salih Müslim Şarku’l Avsat’a konuştu: Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki ‘zoraki evliliğin’ kaçınılmaz akıbeti ‘boşanma’

PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)

Suriye’deki Kürt partilerinden Demokratik Birlik Partisi (PYD)’nin eş başkanı Salih Müslim, partisinin PKK ile ‘organik veya örgütsel olarak’ ilişkisi olmadığını ancak ‘ortak bir felsefenin’ onları birleştirdiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Müslim, Suriye rejimi ile Türkiye arasında yaşanan görüşmeleri ‘zoraki evlilik’ olarak nitelendirerek, tarafların bunun uzun sürmeyeceğini ve kaçınılmaz akıbetinin ‘boşanma’ olduğunu bildiklerini öne sürdü.
2003 yılında kurulan PYD, Suriye savaşının başlamasıyla birlikte Arap, Hristiyan ve Kürt partilerle ülkenin kuzeydoğusunda Kürt nüfusun çoğunluğu oluşturduğu üç bölgede ‘özerk yönetimler’ kurmasıyla ortaya çıktı.
2014’te Ayn el-Arab (Kobani) savaşından sonra PYD’ye bağlı Halk Savunma Birlikleri (YPG), DEAŞ’a karşı ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyonun desteğini aldı. 2017 yılında Suriye alanının üçte biri olduğu tahmin edilen dört bölgede kontrolü sağladı
Ancak Türkiye, YPG’ye karşı (Fırat Kalkanı 2016), (Zeytin Dalı 2018) ve (Barış Pınarı 2019) olmak üzere üç askeri operasyon gerçekleştirdi ve birkaç büyük şehri aldı.
Salih Müslim, PYD ile PKK arasındaki ilişkiler, Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme, Suriye muhalefeti ve Kürt Ulusal Konseyi’ne yönelik tutumları ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi temsilcileri ve Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümetindeki yetkililer arasında gerçekleşen görüşmeler hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu.

-PYD ve PKK arasındaki ilişki nedir?
Bu soru, Türkiye’nin uyguladığı çok sayıda propaganda ve Kürt sorununa çözüm istemeyen çevreler nedeniyle bir klasik haline geldi. Partimizin (PYD) PKK’ya bağlı olduğunu söyleyerek terörle suçluyorlar. Biz PKK’nın terör örgütü olmadığına, Türkiye’nin talep ve baskılarına dayanarak terör listesine alındığına inanıyoruz. PYD’yi PKK ile ilişkilendirmeye gelince, amaçları onunla savaşmaya hazırlık olarak terör örgütü olarak göstermektir.

-2012-2015 yılları arasında Türkiye’ye birçok kez seyahat ettiniz. O ziyaretlerde neler yaşandı?
Evet, Türkiye’yi birkaç kez ziyaret ettim. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililerle görüştüm. Toplantılar, aramızda ilişkiler kurmaya yönelik girişimlerdi. 2012 yılında Mısır’ın başkenti Kahire’de Türkiye’nin Şam Büyükelçisi ile ilk görüşmeme başladım. Temasların gelişmesi için Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından resmi olarak davet edildim. Görüşmelerimiz, başta PYD ve onun askeri güçleri olan YPG’nin önce Kürt Ulusal Konsey saflarına, daha sonra da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’na (SMDK) katılmasına odaklandı. SMDK’daki yetkililerle görüştüm ve onlardan doğrudan siyasi programlarına Kürt sorununun adil, Suriye’nin toprak ve halk birliği çerçevesinde çözülmesini yazmalarını istedim. Ama Kürt meselesinin varlığından bahsetmeyi bile reddettiler ve bence bu ret kararı Türkiye’nin baskısıyla oldu.

-Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki normalleşme yolunun başladığını düşünüyor musunuz?
Suriye rejimi ile Türkiye arasında yaşanan görüşmeleri zorla evliliğe benzetiyorum. Bu evliliği tamamlamak isteyen taraflar ister Rusya ister İran olsun, bunun sürmeyeceğini ve kaçınılmaz akıbetinin boşanma olduğunu biliyorlar. Tabi bu yakınlaşma siyasi bir çözüme ulaşırsa ve bu savaşa son verirse memnuniyetle karşılanır. Ancak Suriye ile Türkiye arasındaki büyük çelişkiler ve farklılıklar nedeniyle bu normalleşmenin 2011 öncesi gibi gelişeceğini ve dostane ilişkiler şeklini alacağını düşünmüyorum.

-Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi temsilcileri, Şam’da rejimin yetkilileriyle doğrudan görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin sonuncusu ne zaman gerçekleşti ve neler ele alındı?
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile düzenli güçler arasında Rus güçlerinin himayesinde yapılan doğrudan askeri ve güvenlik görüşmeleri dışında, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi yaklaşık iki yıldır rejim yetkilileriyle herhangi bir görüşme yapmıyor. Evet, bu konuda Rus girişimleri oldu ama rejim, ortak komiteler kurmayı ve bu tartışmaları geliştirmeyi reddetti. Mahalli İdareler Kanunu’nun (107) geliştirilmesi ile ilgili önerilenler sadece medyada yer aldı ve rejimle doğrudan görüşmelerimizde bu konuları tartışmadık. Rejimle olan farklılıklarımız hizmet veya hukuki olmaktan çok siyasi, mahalli idare hukuku ve idari mevzuattır. Bu bir anayasa maddesi değildir ve görevleri hizmet boyutuyla sınırlıdır, ancak rejim kanunun ruhunu uygulamayı reddediyor. Merkez tarafından verilen siyasi karar alma süreçlerine yurttaş katılımı ilkesi sağlanmadığı takdirde Suriye halkı hiçbir çözümden memnun olmayacaktır. Siyasi katılımın olmaması Suriye krizinin alevlenmesine neden oldu.

-ABD ordusu ve Rus kuvvetlerinin konuşlandığı bölgeleri yönetiyorsunuz ve bunlar iki rakip güç. Bu nasıl oluyor?
Biz kimseyi ne ABD’lileri ne de Rusları davet etmedik. 2014’te Ayn el-Arap (Kobani) savaşında DEAŞ ile savaşmak için Suriye ve Irak’ta Uluslararası Koalisyon kuruldu. Şehri savunan YPG için bize iş birliği ve destek teklif ettiler. Uluslararası Koalisyon ayrıca diğer Suriyeli ortakları da istedi, kamplar kurdu ve muhalif grupları eğitti. Silahlanıp Suriye’ye girdikten sonra bu unsurlar ya bugün Heyetu Tahrir’uş Şam olarak bilinen Nusra Cephesi’ne ya da terör örgütü DEAŞ’a katıldı. Yani biz şehrimizi ve topraklarımızı savunurken gerçek bir ortak bulamadılar, bize DEAŞ ile mücadelede iş birliği ve ortaklık teklif ettiler. Burada Uluslararası Koalisyon güçlerinin varlığının istikrarı destekleme operasyonlarına yardımcı olduğunu ve gelecekte siyasi çözümlerin desteklenmesinde büyük rol oynayacağını belirtmek isterim. Rus kuvvetleri ise 2015’ten beri Suriye hükümetinin resmi daveti üzerine oradalar. Suriye’nin kuzeydoğusundaki varlığı ise, Türk operasyonları ve Kürt bölgelerimizin işgalinden sonra geldi.

-Neden muhalefet çerçevesinin dışındasınız?
PYD partisinin ilkeleri ve amaçları değişmedi. Muhalefette ortak arıyorduk ve devrimin başlamasıyla iki seçeneğimiz vardı. Bunlardan ilki Şam Deklarasyonu’ydu. 2005 yılında kurulan ve Müslüman Kardeşler tarafından desteklenen bu deklarasyondan haberdardık. O zaman biz de bu muhalefet çerçevesine katılmaya ve onun bir parçası olmaya çalıştık. Ancak deklarasyona hâkim olan ve Türkiye’de bulunan bir grubun kabul etmemesi nedeniyle bizi reddettiler. İkinci seçeneğe gelince, o da Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi’ydi. Partimiz onun kurucularından biriydi, rejime karşı barışçıl protestoların başlamasından sonra devrimin siyasi liderlere ihtiyacı vardı. Komiteyi kuran partiler muhalefet çevreleri tarafından biliniyordu. Pozisyonları iktidar rejimine karşıydı. Onlarla ittifak yaptık ve 2011 sonlarında komiteyi kurduk.

-Ancak komitede uzun kalmadınız. Neden çekildiniz?
Koordinasyon Kurulu başkan yardımcısıydım ve 2014 yılına kadar kaldık. Daha açık söylemek gerekirse, bu çerçevede varlığımız dikkate alındığında, muhalefetin Arap şovenist zihniyetinden kurtulamadığı ve komitenin PYD’yi ayrılıkçı olarak gördüğü söylenebilir. Dr. Abdulaziz el-Hayr ve Raca Nasır gibi komite liderlerinin tutuklanması ve Türkiye’de resmi bir ofis açılmasının ardından komitenin bazı liderleri Türk eksenine kaydı ve kendimizi yabancılaşmış hissettik. Bardağı taşıran damla ise komite liderlerinin, Özerk Yönetim temsilcilerinin 2015 sonundaki Riyad Konferansı’na katılmamasını şart koşan bazı ülkelere boyun eğmesi oldu. Komite heyetinde Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni temsil edecek 3 isim belirledik ve kendilerine isim listesinde herhangi bir değişikliği kabul etmeyeceğimizi, bunun aramızdaki ortaklığı ve ittifakı yok edeceğini söyledik. Konferans yapıldı ve aday gösterdiğimiz isimlerin davetleri iptal edildi, biz de çekilme kararı aldık.

-SMDK ile yaptığınız görüşmelere dönersek, ona katılma konusunu tartışmadınız mı?
SMDK ile doğrudan diyaloğa girmedik, ancak liderlerinin çoğuyla birçok kez görüştük. Koalisyona katılmamız da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştük. Ancak tüm bu görüşmeler gizli yapıldı. Koalisyon saflarına katılma isteğimizi dile getirdik ama onlar Türkiye’nin reddedeceği bahanesiyle bunu kabul etmediler.

-PYD, Kürt Ulusal Konseyi ile görüşmelere başladı. Ancak, ABD’nin çabalarına rağmen kısa sürede bocaladı. Neden?
Soruyu şöyle düzelteyim: Kürt Ulusal Konseyi ile doğrudan diyaloga giren sadece PYD değildir. Biz Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) ittifakının bir parçasıyız ve 2003 yılında partimizin kuruluşundan bu yana Kürt sınıfının birliği için çalıştık, birlikte hareket ettik. 2011 baharında Suriye devriminin başlamasıyla birlikte, o zamanlar 11 Kürt partisini içeren bir ittifakın Nisan 2011’de ilan edilmesiyle sonuçlanan Kürt Evi’ni düzenlemek için çaba sarf ettik. Suriye krizine ve Kürt meselesine siyasi çözüme yönelik ortak bir bildiri ve Kürt vizyonuna imza attık. Ancak Kürt Ulusal Konseyi’nin amacı bir Kürt anlaşması yapmak değildi. Bunun nedeni, bugüne kadar Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrolündeki alanlar için İç Güvenlik Güçleri’nin (Asayiş) korumasını tanımamalarıdır. Ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi kurumlarını, yasalarını ve idari yapılarını da tanımıyorlar. Konsey ofisleri, Devrimci Gençlik Hareketi tarafından bazı saldırılara maruz kalınca kendilerine “Karargahınızı korumak için İç Güvenlik Güçleri’ne gidin’ dedik. Bize onları tanımadıklarını söylediler. Konsey, Türkiye’nin bağrında olduğu için Kürt partileri arasındaki diyalogların engellenmesine katlanıyor.

-Suriye Kürtleri bugün ne durumda?
Kurumlarımızı ve askeri yeteneklerimizi güçlendirmek ve desteklemek için çalışıyoruz. Kaderimiz burada yaşayan bileşenlere bağlı ve projemiz bölge halkları arasındaki uçurumları kapatmak ve ayrımcılığı önlemeye yönelik. Biz saflarımızı birleştirmeye çalışırken her kim bize saldırırsa kendimizi savunacağımızı göreceksiniz. Bu meşru bir haktır. Özerk Yönetim projesinin Suriye’nin geri kalanında uygulamaya uygun olduğunu düşünüyoruz. Suveyda halkı sivil bir öz yönetim talep ediyor. Dera halkı ise en uygun çözümün ademi merkeziyetçi bir yönetim olmasını talep etti. Bunu Suriye çevresindeki insanlardan ve iç valiliklerden duyduk. Bu proje, Suriye toprağı ve halkının birliği çerçevesinde geliyor.



Lübnan: İsrail hava saldırıları Kfar Rumman ve Ali el-Tahir'i hedef aldı, güneydeki köylerde evler bombalanarak yıkıldı

İsrail tanklarının Vadi es-Seluki bölgesindeki bir binayı bombalamasının ardından yükselen dumanlar... (Görüntü, Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden alındı) (EPA)
İsrail tanklarının Vadi es-Seluki bölgesindeki bir binayı bombalamasının ardından yükselen dumanlar... (Görüntü, Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden alındı) (EPA)
TT

Lübnan: İsrail hava saldırıları Kfar Rumman ve Ali el-Tahir'i hedef aldı, güneydeki köylerde evler bombalanarak yıkıldı

İsrail tanklarının Vadi es-Seluki bölgesindeki bir binayı bombalamasının ardından yükselen dumanlar... (Görüntü, Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden alındı) (EPA)
İsrail tanklarının Vadi es-Seluki bölgesindeki bir binayı bombalamasının ardından yükselen dumanlar... (Görüntü, Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden alındı) (EPA)

İsrail savaş uçakları bugün sabah saatlerinde Lübnan'ın güneyindeki Dohat Kefr Rumman'a bir dizi hava saldırısı düzenlerken, Ali el-Tahir Tepeleri çevresine de bir hava saldırısı gerçekleştirdi.

Gece saatlerinde ise Lübnan'ın güneyindeki el-Mansuri beldesi, Buyut es-Siyad beldesi çevresi ve Mecdil Zun etekleri yoğun İsrail topçu ateşine maruz kaldı.

İsrail ordusu güneye yönelik saldırılarını sürdürerek gece boyunca el-Mansuri, Mecdil Zun ve Buyut es-Siyad köy ve beldelerinde ayakta tek bir ev dahi bırakmayacak şekilde geniş çaplı saldırı operasyonları gerçekleştirdi.

Hadada, Yarin ve Ayta el-Cebel beldeleri de benzer saldırı operasyonlarına sahne olurken, bu operasyonlara batı ve orta kesimlerdeki köy ve beldelerin semalarında kesintisiz uçuş yapan İHA'ların eşliğinde bitişik vadilere yönelik makineli tüfek atışları eşlik etti.

İsrail savaş uçakları dün akşam saatlerinde de Lübnan'ın güneyindeki bölgelere bir dizi hava saldırısı düzenleyerek; Ali Tahir tepesini, Nebatiye el-Fevka'daki Ed-Deyr mahallesini ve Ed-Debşe bölgesini hedef aldı.


Hizbullah'a yönelik yaptırımlar Lübnan devletini test ederken

Lübnan'da bir okuldaki yıkımın boyutu, (Ulusal İnsan Hakları Komisyonu)
Lübnan'da bir okuldaki yıkımın boyutu, (Ulusal İnsan Hakları Komisyonu)
TT

Hizbullah'a yönelik yaptırımlar Lübnan devletini test ederken

Lübnan'da bir okuldaki yıkımın boyutu, (Ulusal İnsan Hakları Komisyonu)
Lübnan'da bir okuldaki yıkımın boyutu, (Ulusal İnsan Hakları Komisyonu)

ABD'nin Hizbullah'a yönelik yeni yaptırımları, milyonlarca doları örgüte aktarmakla suçlanan bir ağı hedef almasının ardından, Lübnan devletini ve kurumlarını hassas bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Söz konusu adım, Washington'un Hizbullah'ın doğasına ve devletle ilişkisine yönelik yeni yaklaşımı çerçevesinde atılırken; finansal, güvenlik ve adli kurumlara para transferlerini kontrol etme ve iç krizi derinleştirmeden yükümlülükleri yerine getirme konusunda zorluklar yüklüyor.

Güneyde ise Başbakan Nevvaf Selam, devletin otoritesini yeniden tesis etmesini sadece askerî konuşlanmayı aşan bir süreçle ilişkilendirerek, güneyin "tek otorite altında" olması gerektiğini vurguladı ve "Güvenlik açısından yeniden kazandığımız egemenliği, ekonomik ve sosyal alanlarda da pekiştirmeliyiz" ifadelerini kullandı.

"Devletin dönüşü", toparlanma programları, okulların yeniden açılması, çiftçilere destek ve zarar gören ailelere yardım projeleriyle ilerliyor; ancak bu süreç, hasarın boyutu ile mevcut finansman arasındaki büyük uçurumla karşılaşıyor. Öte yandan hükümet, güneyde kurumlarının ve hizmetlerinin varlığını güvence altına almak ve yeniden imar çalışmalarını yürütmek için çalışmalarını sürdürüyor.


Irak Başbakanı: Gruplarla askeri çatışmaya girme niyetimiz yok

Irak'taki "El-Nuceba" hareketi mensupları Bağdat'taki bir toplantıda (Arşiv- AFP)
Irak'taki "El-Nuceba" hareketi mensupları Bağdat'taki bir toplantıda (Arşiv- AFP)
TT

Irak Başbakanı: Gruplarla askeri çatışmaya girme niyetimiz yok

Irak'taki "El-Nuceba" hareketi mensupları Bağdat'taki bir toplantıda (Arşiv- AFP)
Irak'taki "El-Nuceba" hareketi mensupları Bağdat'taki bir toplantıda (Arşiv- AFP)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi dün yaptığı açıklamada, gruplarla (silahlı fraksiyonlarla) askeri bir çatışmaya girme niyetlerinin olmadığını belirterek, silahların kontrolü planının bütün siyasi güçlerin desteğini aldığını vurguladı.

Zeydi, "direniş" gruplarıyla doğrudan ve çeşitli kanallar aracılığıyla diyalog yürütüldüğünü, ilgili tarafların çoğunun silahları teslim etme konusunda ikna olduğunu, ancak anlaşmazlığın mekanizma konusunda yaşandığını ifade etti.

Başbakan, silahların devlete bağlanması planının üç aşamadan oluştuğunu açıkladı: Grubun askeri faaliyetleri bırakacağını ilan etmesi, silahların hükümete teslim edilmesi ve bağlantıların koparılması.

Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, 30 Eylül'ün ABD güçlerinin Irak'tan çekilme tarihi olduğunu, bunun grupların silahlarını teslim etmesi için son süre olmadığını belirtti.

İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi Sıddık Han ise Irak'taki kontrolsüz silahların Avrupa güvenliği için tehdit oluşturduğu uyarısında bulunarak, hükümetin planına karşı çıkan grupların komşu bir ülkenin (İran'ı kastederek) desteğini aldığını kaydetti.