Salih Müslim Şarku’l Avsat’a konuştu: Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki ‘zoraki evliliğin’ kaçınılmaz akıbeti ‘boşanma’

PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
TT

Salih Müslim Şarku’l Avsat’a konuştu: Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki ‘zoraki evliliğin’ kaçınılmaz akıbeti ‘boşanma’

PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)
PYD eş başkanı Salih Müslim (Reuters)

Suriye’deki Kürt partilerinden Demokratik Birlik Partisi (PYD)’nin eş başkanı Salih Müslim, partisinin PKK ile ‘organik veya örgütsel olarak’ ilişkisi olmadığını ancak ‘ortak bir felsefenin’ onları birleştirdiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Müslim, Suriye rejimi ile Türkiye arasında yaşanan görüşmeleri ‘zoraki evlilik’ olarak nitelendirerek, tarafların bunun uzun sürmeyeceğini ve kaçınılmaz akıbetinin ‘boşanma’ olduğunu bildiklerini öne sürdü.
2003 yılında kurulan PYD, Suriye savaşının başlamasıyla birlikte Arap, Hristiyan ve Kürt partilerle ülkenin kuzeydoğusunda Kürt nüfusun çoğunluğu oluşturduğu üç bölgede ‘özerk yönetimler’ kurmasıyla ortaya çıktı.
2014’te Ayn el-Arab (Kobani) savaşından sonra PYD’ye bağlı Halk Savunma Birlikleri (YPG), DEAŞ’a karşı ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyonun desteğini aldı. 2017 yılında Suriye alanının üçte biri olduğu tahmin edilen dört bölgede kontrolü sağladı
Ancak Türkiye, YPG’ye karşı (Fırat Kalkanı 2016), (Zeytin Dalı 2018) ve (Barış Pınarı 2019) olmak üzere üç askeri operasyon gerçekleştirdi ve birkaç büyük şehri aldı.
Salih Müslim, PYD ile PKK arasındaki ilişkiler, Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme, Suriye muhalefeti ve Kürt Ulusal Konseyi’ne yönelik tutumları ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi temsilcileri ve Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümetindeki yetkililer arasında gerçekleşen görüşmeler hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu.

-PYD ve PKK arasındaki ilişki nedir?
Bu soru, Türkiye’nin uyguladığı çok sayıda propaganda ve Kürt sorununa çözüm istemeyen çevreler nedeniyle bir klasik haline geldi. Partimizin (PYD) PKK’ya bağlı olduğunu söyleyerek terörle suçluyorlar. Biz PKK’nın terör örgütü olmadığına, Türkiye’nin talep ve baskılarına dayanarak terör listesine alındığına inanıyoruz. PYD’yi PKK ile ilişkilendirmeye gelince, amaçları onunla savaşmaya hazırlık olarak terör örgütü olarak göstermektir.

-2012-2015 yılları arasında Türkiye’ye birçok kez seyahat ettiniz. O ziyaretlerde neler yaşandı?
Evet, Türkiye’yi birkaç kez ziyaret ettim. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililerle görüştüm. Toplantılar, aramızda ilişkiler kurmaya yönelik girişimlerdi. 2012 yılında Mısır’ın başkenti Kahire’de Türkiye’nin Şam Büyükelçisi ile ilk görüşmeme başladım. Temasların gelişmesi için Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından resmi olarak davet edildim. Görüşmelerimiz, başta PYD ve onun askeri güçleri olan YPG’nin önce Kürt Ulusal Konsey saflarına, daha sonra da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’na (SMDK) katılmasına odaklandı. SMDK’daki yetkililerle görüştüm ve onlardan doğrudan siyasi programlarına Kürt sorununun adil, Suriye’nin toprak ve halk birliği çerçevesinde çözülmesini yazmalarını istedim. Ama Kürt meselesinin varlığından bahsetmeyi bile reddettiler ve bence bu ret kararı Türkiye’nin baskısıyla oldu.

-Suriye rejimi ile Türkiye arasındaki normalleşme yolunun başladığını düşünüyor musunuz?
Suriye rejimi ile Türkiye arasında yaşanan görüşmeleri zorla evliliğe benzetiyorum. Bu evliliği tamamlamak isteyen taraflar ister Rusya ister İran olsun, bunun sürmeyeceğini ve kaçınılmaz akıbetinin boşanma olduğunu biliyorlar. Tabi bu yakınlaşma siyasi bir çözüme ulaşırsa ve bu savaşa son verirse memnuniyetle karşılanır. Ancak Suriye ile Türkiye arasındaki büyük çelişkiler ve farklılıklar nedeniyle bu normalleşmenin 2011 öncesi gibi gelişeceğini ve dostane ilişkiler şeklini alacağını düşünmüyorum.

-Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi temsilcileri, Şam’da rejimin yetkilileriyle doğrudan görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin sonuncusu ne zaman gerçekleşti ve neler ele alındı?
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile düzenli güçler arasında Rus güçlerinin himayesinde yapılan doğrudan askeri ve güvenlik görüşmeleri dışında, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi yaklaşık iki yıldır rejim yetkilileriyle herhangi bir görüşme yapmıyor. Evet, bu konuda Rus girişimleri oldu ama rejim, ortak komiteler kurmayı ve bu tartışmaları geliştirmeyi reddetti. Mahalli İdareler Kanunu’nun (107) geliştirilmesi ile ilgili önerilenler sadece medyada yer aldı ve rejimle doğrudan görüşmelerimizde bu konuları tartışmadık. Rejimle olan farklılıklarımız hizmet veya hukuki olmaktan çok siyasi, mahalli idare hukuku ve idari mevzuattır. Bu bir anayasa maddesi değildir ve görevleri hizmet boyutuyla sınırlıdır, ancak rejim kanunun ruhunu uygulamayı reddediyor. Merkez tarafından verilen siyasi karar alma süreçlerine yurttaş katılımı ilkesi sağlanmadığı takdirde Suriye halkı hiçbir çözümden memnun olmayacaktır. Siyasi katılımın olmaması Suriye krizinin alevlenmesine neden oldu.

-ABD ordusu ve Rus kuvvetlerinin konuşlandığı bölgeleri yönetiyorsunuz ve bunlar iki rakip güç. Bu nasıl oluyor?
Biz kimseyi ne ABD’lileri ne de Rusları davet etmedik. 2014’te Ayn el-Arap (Kobani) savaşında DEAŞ ile savaşmak için Suriye ve Irak’ta Uluslararası Koalisyon kuruldu. Şehri savunan YPG için bize iş birliği ve destek teklif ettiler. Uluslararası Koalisyon ayrıca diğer Suriyeli ortakları da istedi, kamplar kurdu ve muhalif grupları eğitti. Silahlanıp Suriye’ye girdikten sonra bu unsurlar ya bugün Heyetu Tahrir’uş Şam olarak bilinen Nusra Cephesi’ne ya da terör örgütü DEAŞ’a katıldı. Yani biz şehrimizi ve topraklarımızı savunurken gerçek bir ortak bulamadılar, bize DEAŞ ile mücadelede iş birliği ve ortaklık teklif ettiler. Burada Uluslararası Koalisyon güçlerinin varlığının istikrarı destekleme operasyonlarına yardımcı olduğunu ve gelecekte siyasi çözümlerin desteklenmesinde büyük rol oynayacağını belirtmek isterim. Rus kuvvetleri ise 2015’ten beri Suriye hükümetinin resmi daveti üzerine oradalar. Suriye’nin kuzeydoğusundaki varlığı ise, Türk operasyonları ve Kürt bölgelerimizin işgalinden sonra geldi.

-Neden muhalefet çerçevesinin dışındasınız?
PYD partisinin ilkeleri ve amaçları değişmedi. Muhalefette ortak arıyorduk ve devrimin başlamasıyla iki seçeneğimiz vardı. Bunlardan ilki Şam Deklarasyonu’ydu. 2005 yılında kurulan ve Müslüman Kardeşler tarafından desteklenen bu deklarasyondan haberdardık. O zaman biz de bu muhalefet çerçevesine katılmaya ve onun bir parçası olmaya çalıştık. Ancak deklarasyona hâkim olan ve Türkiye’de bulunan bir grubun kabul etmemesi nedeniyle bizi reddettiler. İkinci seçeneğe gelince, o da Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi’ydi. Partimiz onun kurucularından biriydi, rejime karşı barışçıl protestoların başlamasından sonra devrimin siyasi liderlere ihtiyacı vardı. Komiteyi kuran partiler muhalefet çevreleri tarafından biliniyordu. Pozisyonları iktidar rejimine karşıydı. Onlarla ittifak yaptık ve 2011 sonlarında komiteyi kurduk.

-Ancak komitede uzun kalmadınız. Neden çekildiniz?
Koordinasyon Kurulu başkan yardımcısıydım ve 2014 yılına kadar kaldık. Daha açık söylemek gerekirse, bu çerçevede varlığımız dikkate alındığında, muhalefetin Arap şovenist zihniyetinden kurtulamadığı ve komitenin PYD’yi ayrılıkçı olarak gördüğü söylenebilir. Dr. Abdulaziz el-Hayr ve Raca Nasır gibi komite liderlerinin tutuklanması ve Türkiye’de resmi bir ofis açılmasının ardından komitenin bazı liderleri Türk eksenine kaydı ve kendimizi yabancılaşmış hissettik. Bardağı taşıran damla ise komite liderlerinin, Özerk Yönetim temsilcilerinin 2015 sonundaki Riyad Konferansı’na katılmamasını şart koşan bazı ülkelere boyun eğmesi oldu. Komite heyetinde Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni temsil edecek 3 isim belirledik ve kendilerine isim listesinde herhangi bir değişikliği kabul etmeyeceğimizi, bunun aramızdaki ortaklığı ve ittifakı yok edeceğini söyledik. Konferans yapıldı ve aday gösterdiğimiz isimlerin davetleri iptal edildi, biz de çekilme kararı aldık.

-SMDK ile yaptığınız görüşmelere dönersek, ona katılma konusunu tartışmadınız mı?
SMDK ile doğrudan diyaloğa girmedik, ancak liderlerinin çoğuyla birçok kez görüştük. Koalisyona katılmamız da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştük. Ancak tüm bu görüşmeler gizli yapıldı. Koalisyon saflarına katılma isteğimizi dile getirdik ama onlar Türkiye’nin reddedeceği bahanesiyle bunu kabul etmediler.

-PYD, Kürt Ulusal Konseyi ile görüşmelere başladı. Ancak, ABD’nin çabalarına rağmen kısa sürede bocaladı. Neden?
Soruyu şöyle düzelteyim: Kürt Ulusal Konseyi ile doğrudan diyaloga giren sadece PYD değildir. Biz Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) ittifakının bir parçasıyız ve 2003 yılında partimizin kuruluşundan bu yana Kürt sınıfının birliği için çalıştık, birlikte hareket ettik. 2011 baharında Suriye devriminin başlamasıyla birlikte, o zamanlar 11 Kürt partisini içeren bir ittifakın Nisan 2011’de ilan edilmesiyle sonuçlanan Kürt Evi’ni düzenlemek için çaba sarf ettik. Suriye krizine ve Kürt meselesine siyasi çözüme yönelik ortak bir bildiri ve Kürt vizyonuna imza attık. Ancak Kürt Ulusal Konseyi’nin amacı bir Kürt anlaşması yapmak değildi. Bunun nedeni, bugüne kadar Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrolündeki alanlar için İç Güvenlik Güçleri’nin (Asayiş) korumasını tanımamalarıdır. Ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi kurumlarını, yasalarını ve idari yapılarını da tanımıyorlar. Konsey ofisleri, Devrimci Gençlik Hareketi tarafından bazı saldırılara maruz kalınca kendilerine “Karargahınızı korumak için İç Güvenlik Güçleri’ne gidin’ dedik. Bize onları tanımadıklarını söylediler. Konsey, Türkiye’nin bağrında olduğu için Kürt partileri arasındaki diyalogların engellenmesine katlanıyor.

-Suriye Kürtleri bugün ne durumda?
Kurumlarımızı ve askeri yeteneklerimizi güçlendirmek ve desteklemek için çalışıyoruz. Kaderimiz burada yaşayan bileşenlere bağlı ve projemiz bölge halkları arasındaki uçurumları kapatmak ve ayrımcılığı önlemeye yönelik. Biz saflarımızı birleştirmeye çalışırken her kim bize saldırırsa kendimizi savunacağımızı göreceksiniz. Bu meşru bir haktır. Özerk Yönetim projesinin Suriye’nin geri kalanında uygulamaya uygun olduğunu düşünüyoruz. Suveyda halkı sivil bir öz yönetim talep ediyor. Dera halkı ise en uygun çözümün ademi merkeziyetçi bir yönetim olmasını talep etti. Bunu Suriye çevresindeki insanlardan ve iç valiliklerden duyduk. Bu proje, Suriye toprağı ve halkının birliği çerçevesinde geliyor.



Husiler: ABD ile İngiltere'nin düzenlediği saldırıda 2 balıkçı öldü

Fotoğraf: AA_Arşiv
Fotoğraf: AA_Arşiv
TT

Husiler: ABD ile İngiltere'nin düzenlediği saldırıda 2 balıkçı öldü

Fotoğraf: AA_Arşiv
Fotoğraf: AA_Arşiv

Yemen'de İran destekli Husiler, ABD ile İngiltere'nin, ülkenin batısındaki El-Meha kenti açıklarında düzenlediği saldırıda 2 balıkçının öldüğünü duyurdu.

Husilere bağlı Kızıldeniz Balıkçılık Genel Kurumundan yapılan yazılı açıklamada, ABD ile İngiltere'nin 1 Mart'ta Meha sahilleri açıklarında balıkçıları hedef aldığı bildirildi.

Saldırıda 2 balıkçının hayatını kaybettiği, bazılarının kaybolduğu belirtildi ancak sayı verilmedi.

Açıklamada, ABD ile İngiltere'nin, Kızıldeniz'deki varlığının binlerce Yemenli balıkçının hayatını tehdit ettiği kaydedildi.

ABD ile İngiltere'den konuya ilişkin henüz açıklama yapılmadı.

- Kızıldeniz'deki durum

Yemen'deki İran destekli Husiler, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023'te Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.

ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen'den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.

Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz'deki seferlerini durdurma kararı aldı.

ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023'te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı "Refah Muhafızı Operasyonu" adında çok uluslu "deniz görev gücü" oluşturulduğunu açıkladı.

Kızıldeniz'de 31 Aralık 2023'te İsrail ile bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi, ABD helikopterlerince ateş altına alındı.

Husiler, 10 Ocak'ta da İsrail'e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz'de ABD'ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11 Ocak'ta ABD ve Japonya tarafından sunulan, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının acilen sonlandırılmasının istendiği kararı kabul etti.

Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'si, Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.


İsrail, tüm uyarılara rağmen Refah'a yönelik saldırılarını sürdürüyor

Fotoğraf: Jehad Alshrafi/AA
Fotoğraf: Jehad Alshrafi/AA
TT

İsrail, tüm uyarılara rağmen Refah'a yönelik saldırılarını sürdürüyor

Fotoğraf: Jehad Alshrafi/AA
Fotoğraf: Jehad Alshrafi/AA

İsrail, "güvenli olduğu" iddiasıyla Filistinlileri sürdüğü Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'a saldırmaya devam ediyor.

Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, İsrail ordusu, Refah'ta Mısır sınırı yakınlarında boş arazilere bir dizi hava saldırısı düzenledi.

Saldırılarda yerinden edilen Filistinlilerden yaralananlar oldu.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi Genel Müdürü İsmail es-Sevabite, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail'in, uluslararası toplumdan gelen tüm uyarılara rağmen Refah'ı yoğun şekilde bombalamayı sürdürdüğünü belirtti.

İsrail ordusunun, Refah'taki BAE Doğum Hastanesi yakınlarında yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı çadırlara düzenlediği saldırıyı hatırlatan Sevabite, "İsrail, kasıtlı olarak yerinden edilenleri hedef alıyor ve Gazze halkını tehcir etmek istiyor. Bu suç cezasız kalamaz. İsrail, işlediği suçlarla '(Gazze'de) güvenli bir yer olmadığı ve Refah'ın ateş altında olduğu' mesajını veriyor." diye konuştu.

Sevabite, dünya ülkelerini, Filistin halkına karşı yürütülen soykırım ve saldırıların durması için İsrail'e baskı yapmaya çağırdı.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, Refah'taki BAE Doğum Hastanesi yakınlarına düzenlenen saldırıda 2'si sağlık personeli 11 kişinin hayatını kaybettiği, 50 kişinin yaralandığı belirtilmişti.


İsrail ordusu Gazze'nin Han Yunus kentine hava saldırılarını sürdürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail ordusu Gazze'nin Han Yunus kentine hava saldırılarını sürdürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrine hava saldırılarına devam ederken, kente karadan da baskınlar düzenledi.

Görgü tanıklarının AA'ya verdiği bilgilere göre, İsrail askerlerinin şehre karadan saldırılarında patlama ve ağır makineli tüfek sesleri duyuldu.

Hava bombardımanının yanı sıra İsrail askeri araçları Han Yunus'un kuzey ve batısından şehrin içine doğru ilerleyişini sürdürdü.

Saldırılar sonucunda meydana gelen can ve mal kaybına ilişkin henüz bilgi edinilemedi.

Bu saldırılar, İsrail ordusunun dün akşam Han Yunus kentindeki bir binada patlamalar meydana gelmesi sonucu 3 askerin öldüğünü ve 5'i ağır olmak üzere 14 askerin yaralandığını duyurmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

- İsrail'in Gazze'yi işgalinde 7 Ekim sonrası

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, "Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme" gerekçesiyle İsrail'e 7 Ekim 2023'te kapsamlı saldırı düzenledi.

İsrail, 7 Ekim'deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230'u çocuk, 8 bin 860'ı kadın olmak üzere 30 bin 320 Filistinli öldürüldü, 71 bin 533 kişi yaralandı.

Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ne saldırılarının başladığı 7 Ekim'den bu yana 245'i karadan işgal sürecinde olmak üzere 585 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım 2023'te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan "insani ara"da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeyi sürdürdü.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 419 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim'den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 219 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.


Hamas: İsrail’in taleplerimize yanıt vermesi halinde 24 veya 48 saat içinde ateşkes anlaşması mümkün

İsrail askerleri Gazze Şeridi sınırında (Reuters)
İsrail askerleri Gazze Şeridi sınırında (Reuters)
TT

Hamas: İsrail’in taleplerimize yanıt vermesi halinde 24 veya 48 saat içinde ateşkes anlaşması mümkün

İsrail askerleri Gazze Şeridi sınırında (Reuters)
İsrail askerleri Gazze Şeridi sınırında (Reuters)

Hamas hareketinden üst düzey bir kaynak, İsrail’in devam eden görüşmelerde hareketin taleplerini kabul etmesi halinde, Gazze Şeridi’nde ateşkesin ‘24 ila 48 saat içinde’ sağlanabileceğini söyledi. 

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre, isminin gizli kalmasını isteyen kaynak, “Bugün Kahire’de bir müzakere turu başlayacak. İsrail, yerinden edilmiş Filistinlilerin Gazze’nin kuzeyine dönmesi ve insani yardımın arttırılmasını içeren Hamas’ın taleplerini kabul ederse, önümüzdeki 24 veya 48 saat içinde bir ateşkes anlaşmasının yolu açılacaktır” diye ekledi.

Öte yandan ABD’li bir yetkili, İsrail’in ateşkes anlaşmasının genel hatlarını büyük ölçüde kabul etmesinin ardından, Gazze’de önerilen ateşkesin kaderinin, Hamas’ın ‘belirli bir kategorideki rehineleri’ serbest bırakmayı kabul etmesine bağlı olduğunu söyledi.

İsminin gizli kalmasını isteyen yetkili dün AFP’ye yaptığı açıklamada, “İsrailliler prensipte anlaşmanın şartlarını kabul etti. Top artık Hamas’ın sahasında. Hamas’ın risk altındaki belirli bir grup rehineyi serbest bırakmayı kabul etmesi halinde Gazze’de altı haftalık ateşkes bugün başlayabilir” dedi.

Savaş, Hamas’ın 7 Ekim’de başlattığı, çoğu sivil en az bin 160 kişinin ölümüne neden olan saldırının ardından başladı.

İsrail, Hamas’ı ‘ortadan kaldırma’ amacıyla Gazze’ye yoğun saldırılar düzenledi ve 27 Ekim’de karadan askeri operasyonlar başlattı.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail’in saldırıları sonucu şu ana kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin 320 kişi hayatını kaybetti.


İsrail ordusu Refah'ta bir ailenin evini bombaladı, 6'sı çocuk 14 kişi öldü

İsrail ordusu Refah'ta bir ailenin evini bombaladı, 6'sı çocuk 14 kişi öldü
TT

İsrail ordusu Refah'ta bir ailenin evini bombaladı, 6'sı çocuk 14 kişi öldü

İsrail ordusu Refah'ta bir ailenin evini bombaladı, 6'sı çocuk 14 kişi öldü

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentinde bir eve düzenlediği bombalı saldırıda aynı aileden 6'sı çocuk 14 kişi öldürüldü.Filistin resmi ajansı WAFA'nın haberine göre, İsrail savaş uçakları Refah kentinin doğusundaki Es-Selam Mahallesi'nde Ebu Anze ailesine ait üç katlı evi bombaladı.Sağlık kaynakları, saldırıda aynı aileden 6'sı çocuk 14 kişinin yaşamını yitirdiğini aktardı.

Enkaz altında hâlen ölü ve yaralılar olduğu ifade edildi.
İsrail ordusu Gazze'nin Han Yunus kentine hava saldırılarını sürdürdü
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrine hava saldırılarına devam ederken, kente karadan da baskınlar düzenledi.

gvrftbg
Fotoğraf: AA

Görgü tanıklarının AA'ya verdiği bilgilere göre, İsrail askerlerinin şehre karadan saldırılarında patlama ve ağır makineli tüfek sesleri duyuldu.

Hava bombardımanının yanı sıra İsrail askeri araçları Han Yunus'un kuzey ve batısından şehrin içine doğru ilerleyişini sürdürdü.

Saldırılar sonucunda meydana gelen can ve mal kaybına ilişkin henüz bilgi edinilemedi.

Bu saldırılar, İsrail ordusunun dün akşam Han Yunus kentindeki bir binada patlamalar meydana gelmesi sonucu 3 askerin öldüğünü ve 5'i ağır olmak üzere 14 askerin yaralandığını duyurmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

İsrail'in 149 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 30 bin 410'a çıktı
İsrail ordusunun, halkı zorla aç ve susuz bıraktığı abluka altındaki Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda can kaybı son 24 saatte 90 artarak 30 bin 410'a yükseldi.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne 149 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi.

İsrail güçlerinin son 24 saatte Gazze Şeridi'nde 90 Filistinliyi daha öldürdüğü ve toplam can kaybının 30 bin 410'a yükseldiği aktarıldı.

Son saldırılarda İsrail güçlerinin 177 Filistinliyi daha yaraladığı ve Gazze Şeridi'nde toplam yaralı sayısının 71 bin 700'e ulaştığı bildirildi.

Açıklamada ayrıca İsrail'in son 24 saatte "9 katliam" gerçekleştirdiği, enkaz altında ve yol kenarlarında hâlâ ölülerin bulunduğu ancak İsrail güçlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı vurgulandı.


Haşdi Şabi liderinin Anbar ziyareti ‘Sünni bölge ilan etme’ konusunda tartışmalara yol açtı

Halbusi Anbar’ın batısında destekçileriyle birlikte (Arşiv - X)
Halbusi Anbar’ın batısında destekçileriyle birlikte (Arşiv - X)
TT

Haşdi Şabi liderinin Anbar ziyareti ‘Sünni bölge ilan etme’ konusunda tartışmalara yol açtı

Halbusi Anbar’ın batısında destekçileriyle birlikte (Arşiv - X)
Halbusi Anbar’ın batısında destekçileriyle birlikte (Arşiv - X)

Irak’ta Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) grubu lideri Falih el Feyyad ile ülkedeki en güçlü Sünni aşiret liderlerinden Ali Hatem Süleyman arasında Cuma günü Anbar’da yapılan toplantı ülkede tartışmalara yol açtı.

Feyyad, yıllardır görevde kalmasına itiraz eden siyasi partilerin sert eleştirilerine maruz kaldı.

Haşdi Şabi liderine yöneltilen eleştirilerin çoğu, DEAŞ’ın 2014’ün başlarında Anbar’a girmesiyle ilgili önceki tutumları göz önüne alındığında, yakın zamana kadar ‘terör’ suçlamasıyla aranan Süleyman’la görüşmesine neden olan ‘yeni gelişmeye’ odaklandı.

Süleyman, Haşdi Şabi güçlerinin DEAŞ’a saldırı amacıyla bu şehre girmesine de ilk başta açıkça karşı çıkmıştı.

dcbgrf
Feyyad Cuma günü Anbar’da yaptıkları toplantıda Süleyman’la el sıkışırken (X)

Haşdi Şabi Medya Ofisi tarafından yapılan açıklamada, Ali Hatem Süleyman ile yapılan görüşmenin önceden planlandığı ve bu ziyaretin doğrudan Başbakan Muhammed Şiya Es Sudani’nin direktifi altında gerçekleştiğini vurgulandı.

Açıklamada, “Anbar’a ziyaretin amacı, kurtarılmış bölgelerdeki güvenlik gelişmelerini takip etmek ve Irak’ın birliğini, bölünmesini öngören projelerden korumaya yönelik kararlılığı teyit etmekti” denildi.

Sünni bölge planını baltalamak

Söz konusu açıklamada, “Anbar’daki taraflar, devletin egemenliğine ve birliğine meydan okuyan ‘Sünni bir bölge ilan etme’ isteklerini dile getirirken, Feyyad ve Haşdi Şabi Güçleri ulusal birlik ve egemenliği korumaya çalışıyor” ifadelerine yer verildi.

Bu bağlamda, ‘Sünni bölge ilan etme planını baltalamayı’ amaçlayan ziyaretin amacının açıkça ifade edildiği belirtildi.

Süleyman ise, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada şunları yazdı;

Kapılarımız açık. Ülkenin istikrarı ve Anbar halkının çıkarları adına siyasi, sosyal ve hükümet yetkililerinden herkesi kabul ediyoruz.

Sünni bölge meselesi, Anbar’da haftalardır tartışmalara yol açıyor ve Bağdat’taki siyasi ve hatta yargı salonlarında geniş yankı uyandırıyor.

Şii güçlerin çoğu projeye karşı çıkıyor.

Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan iki hafta önce yaptığı açıklamada, her ne kadar ülkenin anayasası belirli ve karmaşık olmayan koşullar altında bölgeler oluşturma yetkisini veriyorsa da, Irak’ın ‘birliğinin parçalandığı’ bahanesiyle Sünni bir bölgenin kurulmasına şiddetle karşı çıktığını söyledi.

Söz konusu anayasaya göre herhangi bir bölgenin meclis üyelerinin üçte birinin veya seçmen sayısının yüzde 10’unun oyu bölgenin kurulması için yeterli.

Şii kaygısı

Görevden alınan Meclis Başkanı Muhammed el Halbusi’nin liderliğindeki Tekaddum Partisi’nin Aralık ayında yapılan yerel seçimlerde Anbar Konseyi’ni kazanmasıyla, Şiilerin Anbar’da Sünni bölgesinin kurulacağına yönelik korkusu arttı.

Partinin, vali ve il meclisi başkanı pozisyonundaki kontrolü, söz konusu bölgeyi oluşturma adımlarına başlamasının önünü açabilir.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Halbusi’ye yönelik Sünni-Şii rekabeti nedeniyle ‘ülkeyi bölmek’ istediği yönündeki kışkırtma ve suçlamalara rağmen, kendisine yakın çevreler bunu reddediyor.

Ayrıca, Sunni bölgelerin kurulması meselesinin yasal olduğunu ve ülkenin daimi anayasası hükümlerine aykırı olmadığını belirtiyorlar.

Gözlemciler, Feyyad’ın ziyaretinin ve Süleyman’ın yanı sıra Anbar’daki diğer aşiretlerin liderleriyle görüşmesinin, ‘Halbusi’nin partisinin etkisine karşı koymak için yeni siyasi partiler yaratma’ amacı taşıdığını öne sürdü.

Yazar Falah el-Mishaal, ziyaretin normal bir bağlamda gerçekleştiğine inandığını söyleyerek, “Çünkü siyasette kalıcı bir düşmanlık yoktur, kalıcı çıkarlar vardır” dedi.

Mishaal, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü;

İktidardaki çerçeve partilerinin yönelimi, Süleyman da dahil olmak üzere Anbar şeyhleri ​​başta olmak üzere pek çok Sünni şahsın üzerinde çalıştığı bölge projesine karşı hale geldi. Bu eğilimin ortadan kaldırılması ve şeyhlerin maddi ve manevi olarak kazanılması için talimatlar verildi. Feyyad’ın yaptığı da bu çerçeveye giriyor.

Sadr hareketine bağlı bir analist olan Issam Hüseyin, sosyal medya platformunda Feyyad ve Süleyman’ın görüşmesine değindi.

Hüseyin,” Feyyad’a gelen öfkeli tepkiler, Koordinasyon çerçevesi liderlerinin ABD Büyükelçisi ile toplantılarının varlığı nedeniyle abartılıyor. Herhangi bir ihanet ya da gizli anlaşma suçlaması görmedik” dedi.


İsrail, Gazze Şeridi’ndeki aşiretlerin sivil yönetimi devralma planını test ediyor

ABD’nin Gazze’ye havadan yardım sürecinden bir kesit (ABD Savunma Bakanlığı-AFP)
ABD’nin Gazze’ye havadan yardım sürecinden bir kesit (ABD Savunma Bakanlığı-AFP)
TT

İsrail, Gazze Şeridi’ndeki aşiretlerin sivil yönetimi devralma planını test ediyor

ABD’nin Gazze’ye havadan yardım sürecinden bir kesit (ABD Savunma Bakanlığı-AFP)
ABD’nin Gazze’ye havadan yardım sürecinden bir kesit (ABD Savunma Bakanlığı-AFP)

ABD dün Gazze’ye havadan yardım yapan ülkeler listesine katılırken, İsrail, Hamas hükümetine alternatif bir yönetim kurmak amacıyla Gazze Şeridi’ndeki aşiretlerin sivil yönetimi devralma planını test etmek üzere sahada adımlar atmaya başladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre, Arapçayı akıcı bir şekilde konuşabilen Dürzi İsrailli subay Ghassan Alyan’ın başkanlık ettiği İsrail Hükümeti’nin (işgal altındaki) Filistin Topraklarındaki Faaliyetleri Koordinatörlüğü Ofisi, Gazze Şeridi’nde Hamas ile anlaşmazlık içerisinde olan aşiretlerden bazı kişilerle iletişim kurdu.

Kaynaklar konuya ilişkin açıklamalarında şunları söyledi;

Birçok aşiret, güvenliği sağlama, durumu kontrol etme ve hatta Hamas unsurlarının geri kalan kesimleriyle yüzleşme bahanesi altında, belirli bölgeleri korumak için İsrail’in silahlı gruplar oluşturma önerisini reddetti. Ancak büyük bir aşiret kabul etti ve bir diğer aşiret de hala müzakerelerde bulunuyor.

Westobserver sitesine göre, Şarku’l Avsat’a konuşan bu kaynaklar ayrıca şunları ekledi;

“İletişim artık Gazze’nin güneybatısı ve doğusunda yoğunlaşan büyük bir aşiret üzerinde yoğunlaşıyor. Silahlı bir aşiret olan bu aşiret, savaş sırasında Hamas hareketinin silahlı kanadı olan İzzeddin El Kassam Tugayları’nın birçok üyesinin El Sabra mahallesinde öldürülmesi de dahil olmak üzere ciddi olaylara neden oldu. Bu aşiretin üyeleri, Hamas’ın ortadan kaldırılması halinde, bu işbirliğinin devam etmesi ve aşiretin bulunduğu bölgedeki Gazzelilere hizmet sağlanması koşuluyla işbirliğine hazır olduklarını İsrail’e bildirdi.”

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu, İsrail’deki güvenlik yetkililerinin, Gazze Şeridi’ne giren insani yardım tırlarına yönelik yağma ve soygunu önlemek amacıyla Gazze’de yerel halk ve Hamas dışındaki aşiretlerde silahlı grupların olması fikrini dayatmaya çalıştığını bildirdi.

Hamas’taki kaynaklar ise Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin aşiretlerle gerçekleşen temaslar hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu, aynı zamanda silahlı kişiler tarafından kaos ve sabotaj amacıyla gerçekleştirilen tüm ihlalleri dikkatle izlediğini açıkladı.

Kaynaklar, Hamas liderliğinin bu olaylardan söz konusu aşiretleri sorumlu tutma kararı aldığını ve eylemlerinin bedelini daha sonra ödeyeceklerini dile getirdi.

Hamas’tan kaynaklar ayrıca, “İşgalcilerle iş birliği yapanlar ve direnişçilerin öldürülmesine sebep olanlar hesap vermekten kurtulamayacaklardır” diye konuştu.

Hamas’ın Gazze Şeridi’ni kontrol altına aldıktan sonra bazı aşiretlere saldırıp silahlarına el koyduğu büyük bir operasyon başlatmasının ardından, Hamas ile bazı aşiretler arasında bir ‘intikam’ olarak tanımlanabilecek bir durum söz konusu.

Öte yandan ABD, Gazze Şeridi’ne havadan insani yardım gönderen ülkelere katıldı ve Ürdün Hava Kuvvetleri ile koordineli olarak üç askeri nakliye uçağı ile Gazze’ye 38 bin öğünlük gıda içeren yardım ulaştırdı.

Diplomatik olarak Kahire, bugün yeni bir ateşkes müzakerelerine ev sahipliği yapıyor.

Birkaç gün içinde Ramazan ayı başlamadan önce bir anlaşma beklendiğinden, bu müzakere turunun belirleyici olacağına inanılıyor.


Han Yunus'ta bubi tuzaklı bir binanın bombalanması sonucu 3 İsrail askeri öldü, 14 asker de yaralandı

Gazze Şeridi'nde devam eden kara operasyonu sırasında bir İsrail askeri. (AFP)
Gazze Şeridi'nde devam eden kara operasyonu sırasında bir İsrail askeri. (AFP)
TT

Han Yunus'ta bubi tuzaklı bir binanın bombalanması sonucu 3 İsrail askeri öldü, 14 asker de yaralandı

Gazze Şeridi'nde devam eden kara operasyonu sırasında bir İsrail askeri. (AFP)
Gazze Şeridi'nde devam eden kara operasyonu sırasında bir İsrail askeri. (AFP)

Gazze Şeridi'nde yaşanan çatışmalarda üç İsrail askerinin öldüğünü, altısı kritik olmak üzere 14 askerin de yaralandığını bildirdi. İsrail ordusunun Gazze'ye yönelik kara harekatının başlamasından bu yana ölen askerlerin sayısı 245'e yükseldi.

Times of Israel’in Arap Dünyası Haber Ajansı'ndan (AWP) aktardığı habere göre Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bubi tuzaklı bir binanın bombalanması sonucu ölüm ve yaralanmalar meydana geldi.

Times of Israel, İsrail ordusunun ön soruşturmasında, Hamas güçlerinin içeriden ve dışarıdan bubi tuzağıyla korunan bir binaya baskın düzenlediğini, bunun da binanın yıkılması ve askerlerin ölümüne ve yaralanmasına yol açtığını aktardı.

Savaş, 7 Ekim'de Hamas güçlerinin Gazze ile İsrail'in güneyi arasındaki sınıra düzenlediği saldırıyla başladı. Söz konusu saldırı, çoğu sivil en az bin 160 kişinin ölümüyle sonuçlandı.

Buna karşılık İsrail, Hamas'ı ‘ortadan kaldırmakla’ tehdit etti ve Gazze'ye hava harekâtı başlattı. Ardından 27 Ekim'de karadan askeri operasyonlar düzenledi. Gazze Şeridi'ndeki Sağlık Bakanlığı'na göre söz konusu saldırılar şu ana kadar çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 30 bin 320 kişinin ölümüyle sonuçlandı.


UNICEF: Gazze'de iki yaşın altındaki her altı çocuktan biri akut yetersiz beslenmeden mustarip

Refah'taki bir çocuk hastanesinde tedavi gören Filistinli çocuk. (DPA)
Refah'taki bir çocuk hastanesinde tedavi gören Filistinli çocuk. (DPA)
TT

UNICEF: Gazze'de iki yaşın altındaki her altı çocuktan biri akut yetersiz beslenmeden mustarip

Refah'taki bir çocuk hastanesinde tedavi gören Filistinli çocuk. (DPA)
Refah'taki bir çocuk hastanesinde tedavi gören Filistinli çocuk. (DPA)

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell, dün (Cumartesi) yaptığı açıklamada, Gazze'de iki yaşın altındaki her altı çocuktan birinin akut yetersiz beslenmeden mustarip olduğu konusunda uyardı.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı'ndan (AWP) aktardığı habere göre Russell, Gazze'de şu ana kadar en az 10 çocuğun yetersiz beslenme ve susuzluk nedeniyle öldüğü yönündeki haberleri ‘korkunç’ olarak nitelendirdi.

Russell, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Ciddi yetersiz beslenme çocuklarda ölüme yol açabilir veya bilişsel ve fiziksel engellere neden olabilir. Gazzeli çocuklar için beslenme, su, sağlık hizmeti, kurşun ve bombalardan korunma açısından her dakika önemli.”

Russell bu konunun ‘derhal ateşkes gerektirdiğini’ vurguladı.


Libya'nın Zaviye kentinde çatışmalar: Ölen ve yaralananların olduğu bildirildi

UBH’ye bağlı güçler, Zaviye kentinin çeşitli mahallelerinde sıkı güvenlik önlemleri aldı (Arşiv - AFP)
UBH’ye bağlı güçler, Zaviye kentinin çeşitli mahallelerinde sıkı güvenlik önlemleri aldı (Arşiv - AFP)
TT

Libya'nın Zaviye kentinde çatışmalar: Ölen ve yaralananların olduğu bildirildi

UBH’ye bağlı güçler, Zaviye kentinin çeşitli mahallelerinde sıkı güvenlik önlemleri aldı (Arşiv - AFP)
UBH’ye bağlı güçler, Zaviye kentinin çeşitli mahallelerinde sıkı güvenlik önlemleri aldı (Arşiv - AFP)

Libya merkezli Al Masar TV dün, Libya'nın kuzeybatısında yer alan Zaviye kentinde silahlı gruplar arasında çatışmaların yaşandığını ve bu çatışmalar sonucunda çok sayıda ölü ve yaralı olduğunu bildirdi.

Televizyon kanalının X platformundan aktarılan haberde, kentteki silahlı grupların isimlerine yer verilmezken çatışmaların kentin Harşa bölgesinden iki kişinin yaralanması üzerine başladığı belirtildi.

Londra merkezli Arap Dünyası Haber Ajansı’nın (AWP) Al Masar TV’den aktardığına göre Acil Durum ve Hızlı Müdahale Ekibi, Zaviye sahil yolunda devam eden çatışmalar nedeniyle sivilleri ‘dikkatli olmaları’ yönünde uyardı.

Acil Durum ve Hızlı Müdahale Ekibi Sözcüsü Usame Ali, kentteki çatışmaların durdurulması için Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) İçişleri Bakanlığı'na duruma müdahale etmesi çağrısında bulunurken, sahil yolunu kullanmak isteyenlere yan yolları kullanmalarını tavsiye etti.