Eski zaman politikalarıyla ‘yeni dünya’ savaşı

NATO'nun Rusya ile doğrudan çatışmadan ne kadar uzak kalabileceğini kimse bilmiyor. Ancak herkes dünyanın gerçekten değiştiğinin farkında.

Başkan Biden ve Avrupalı ​​liderler, Rusya’nın ‘stratejik bir yenilgiye’ uğraması üzerine bahis oynuyorlar. Ancak Batı'nın karşı karşıya olduğu meydan okuma çok daha büyük hale geldi. (AFP)
Başkan Biden ve Avrupalı ​​liderler, Rusya’nın ‘stratejik bir yenilgiye’ uğraması üzerine bahis oynuyorlar. Ancak Batı'nın karşı karşıya olduğu meydan okuma çok daha büyük hale geldi. (AFP)
TT

Eski zaman politikalarıyla ‘yeni dünya’ savaşı

Başkan Biden ve Avrupalı ​​liderler, Rusya’nın ‘stratejik bir yenilgiye’ uğraması üzerine bahis oynuyorlar. Ancak Batı'nın karşı karşıya olduğu meydan okuma çok daha büyük hale geldi. (AFP)
Başkan Biden ve Avrupalı ​​liderler, Rusya’nın ‘stratejik bir yenilgiye’ uğraması üzerine bahis oynuyorlar. Ancak Batı'nın karşı karşıya olduğu meydan okuma çok daha büyük hale geldi. (AFP)

Refik Huri
Başkan Eisenhower, "Bir sorunu çözmek için onu büyütün” der. Başkan Vladimir Putin'in öğrendiği derslerden biri de bu gibi görünüyor. Kendi adamı olan eski Ukrayna cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç'in Kiev'deki ‘Meydan’ devrimi ile devrilmesi, onu Ukraynalıları cezalandırmak için Donbass'ta silahlı bir isyanı tetiklemeye sevk etti. İsyancıların Donbass'ın tam kontrolünü ele geçirememesi, başta Rusça konuşan isyancıları ‘korumak’ ve bölgeyi ‘neo-Nazi teröründen kurtarmak’ olmak üzere çeşitli başlıklar altında onu Ukrayna savaşını başlatmaya itti. Rus ordusunun Harkov bölgesindeki yenilgisine, formalite referandumlar, Luhansk, Donetsk, Herson ve Zaporijya'nın Rusya'ya ilhak edilmesiyle karşılık verdi. Onu askeri olarak köşeye sıkıştıran zorlu Batı silahlarına, Ukrayna topraklarının en zengin yüzde 20'sini ilhak ederek Ukrayna ve Batı'yı keskin bir jeopolitik köşeye sıkıştırmayla yanıt verdi. ‘Batı ile savaş’ denilen şey ‘Batı'ya karşı savaş’ oldu. İran'ın ‘Büyük Şeytan’ söylemine benzer bir şekilde Putin'in son konuşmasına göre Batı'da siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal kötülükten başka bir şey yok. Ukrayna'nın bazı bölgelerinin Rusya'ya ilhakının uluslararası meşruiyet ve uluslararası hukuk çerçevesinde olduğunu iddia etmesi ise biraz ironik.
Putin'in Batı'ya yönelik bazı eleştirilerinde haklı olduğu doğru ancak ne uluslararası ilişkilerde güç kullanımı, ne de muhaliflerinden önce kendisine bağlı olanların bile farklı görüşte olmalarına tahammül etmeyen güçlü tek adam sistemi ile Rusya Devlet Başkanı'nın ‘Batı sonrası dünya’ başlığı altında sunduğu alternatifin çekici olmadığı da doğru. Paradoksal olarak, İran liderliğindeki ‘direniş ekseni’ Rusya'nın Ukrayna'nın bazı kısımlarını kontrol etmesini desteklerken İsrail'in Filistin ve Golan üzerindeki kontrolünü reddediyor ve onunla savaşıyor. Putin mafyavari bir çerçeve içerisinde bir tür kapitalist ‘çete rejimini’ yönetirken, bölgemizdeki solun Sovyetler Birliği yaşıyor ve Putin de sosyalist deneyi reforme ediyor gibi davranması garip.
Rusya Federasyonu'nun eksikliği ne daha fazla toprak ne de Azak Denizi'ne stratejik bir koridora ihtiyacı var. Putin sorunları Sovyetler Birliği'nin çöküşüne dayandırıyor ve onu hayata döndürmeyi reddediyorsa da jeopolitik olarak Rus çarlarının emellerini uyguluyor. Askeri olarak Sovyetler Birliği liderlerinin girişmedikleri şeylere girişiyor. Kruşçev'in Küba füze krizi ve Berlin krizinde Kennedy ile karşı karşıya geldiğinde tehdit olarak kullanmayı reddettiği nükleer silahlarla tehdit ederek askeri risk alıyor. Putin'in Batı'nın ‘Rusya Federasyonu'nu parçalamak ve onu birbirleri ile savaşan halklara dönüştürmek’ ve hatta Rusya'yı sona erdirmek istediğinden bahsetmesi komik bir ‘propaganda.” Avrasya’da Rusya gibi tarihi kökleri olan büyük bir ülkeyi kimse sona erdiremez. Buna karşılık Putin, pratikte Ukrayna'nın varlığını inkar ve bazı kısımlarını ilhak edebileceğini söylüyor.
Bir savaşta ne kadar çok bahis oynanıyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Vlademir Zelenskiy, ‘Ukrayna'nın yeniden doğuşuna’  ve NATO’ya katılımının kabul edilmesine bahis oynuyor ki bu çok zor. Putin sadece ‘yeni bir Rusya’ üzerine değil, aynı zamanda Amerikan tek kutupluluğuna karşı savaşta Moskova'nın eliyle ‘yeni bir dünya’nın doğuşuna bahse giriyor. Başkan Joe Biden ve Avrupalı ​​liderler, Rusya’nın Putin'i Kremlin'den çıkaracak bir ‘stratejik yenilgiye’ uğraması üzerine bahis oynuyorlar. Ancak Batı'nın karşı karşıya olduğu meydan okuma çok daha büyük hale geldi. Başkan Barack Obama, Putin'in Kırım'ı ilhak etmesinin ardından, yardımcılarına Meksika nasıl ki ABD için bir nüfuz alanı ise Kırım’ın da Rusya için öyle olduğunu söyleyerek kayda değer bir şey yapmamıştı. Batı'nın dört Ukrayna bölgesinin ilhakına tepkisi, topraklarını savunması için Ukrayna ordusuna silah ve para desteği sınırları içinde kalırsa, Putin Batı ile daha fazla alay edecek. Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in tekrarladığı gibi; NATO’nun doğrudan çatışmadan ne ölçüde uzak kalabileceğini kimse bilmiyor. Keza Putin'in bu bölgelerin ilhakını müzakere ve savaşı bitirmek için bir fırsat yoksa Batı'nın dolaylı rolünü sürdürmesini zorlaştıracak savaşın daha tehlikeli bir aşamasının başlangıcı olarak mı gördüğünü de kimse bilmiyor. Gelgelim dünyanın savaşan tarafların hayal ettiğinden daha fazla değiştiğini herkes biliyor.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



İran ve “umutsuzların” ayaklanması

Tahran merkezinde protestocular, 29 Aralık 2025 (AP)
Tahran merkezinde protestocular, 29 Aralık 2025 (AP)
TT

İran ve “umutsuzların” ayaklanması

Tahran merkezinde protestocular, 29 Aralık 2025 (AP)
Tahran merkezinde protestocular, 29 Aralık 2025 (AP)

Rustem Mahmud

İran'da halk protestoları çeşitli şehirlere, bölgelere ve sosyal sınıflara yayılırken ABD Başkanı Donald Trump'ın “Sivil halk baskıya maruz kalırsa ABD İranlı protestocuları korumaya hazır” açıklaması ve İranlı yetkililerin tepkileri, olaylarda bir dönüm noktası haline geldi. Olaylar İran sınırlarının ötesine uzanan boyutlar ve etkiler kazandı.

“Tüm umudumuzu kaybettik”

Al Majalla, farklı bölgelerden birçok genç İranlı ile iletişime geçti. Gençler, protestolarının ana nedeninin, zaman geçtikçe giderek zorlaşan günlük yaşamlarındaki sorunların giderek artması olduğunu söylediler. Birçok İran şehrinde yaz aylarında içme suyu sıkıntısı yaşanıyor, kirlilik seviyeleri zirveye ulaşıyor, kış aylarında elektrik ve yakıt kesintileri yaşanıyor ve iki mevsim arasında eğitim, sağlık hizmetleri ve kamusal özgürlükler geriliyor. Bu durum, İranlıların ufukta herhangi bir değişiklik umudu veya vaadi olmadığı bir dönemde yaşanıyor. İktidardakiler, onlarca yıldır politikalarını ve stratejik yönelimlerini değiştirmediler ve ülkenin tüm krizlerinin temel nedeni olan yöneliminde herhangi bir gerçek değişikliğin rejimin devrilmesine yol açacağına dair sağlam bir inanca sahipler.

Son protestolar, başkent Tahran’ın merkezindeki Büyük Tahran Çarşısı’nda patlak verdi. Son birkaç hafta içinde yerel para biriminin hızla değer kaybetmesi ve bir ABD dolarının şu anda 1,5 milyon İran riyali değerinde olması üzerine başladı. Aynı zamanda, emtia fiyatları olağanüstü seviyelere yükseldi ve büyük tüccarlar, saat başı değer kaybeden ulusal para birimiyle satış yapmayı reddederek dükkanlarını ve depolarını kapatmaya başladı. Enflasyon aralık ayında yüzde 48'i aştı. Ancak protestolar kısa sürede açıkça siyasi bir nitelik kazandı ve muhalefet radikalleşti. “Diktatöre ölüm” ve İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'e atıfta bulunarak “Sonun geldi Ali” sloganları atıldı.

Kumaş ve hazır giyim dükkanlarının sıralandığı Abdalabad Çarşısı’nda faaliyet gösteren İranlı tüccar Aziz Haşremi, Al-Majalla’ya, enflasyon ve ulusal para biriminin değer kaybı nedeniyle tüccarların, iş sahiplerinin ve İran toplumunun genel olarak karşılaştığı zorlukları anlattı.

Haşremi, şunları söyledi:

“Yaklaşık üç ay önce Türkiye'den ithal ettiğim ve şu anda dükkanımda ve depomda bulunan malların toplam değeri 800 bin doları aşıyor. Ancak bunları şimdi yerel fiyatlardan satarsam, bu miktarın dörtte birini bile alamam. Aynı durum, perakendecilerle olan hesaplarımdaki para için de geçerli. Borç defterimin toplam değeri şu anda beş hafta öncesinin yarısından az ve durum böyle devam ederse, üçte birine düşebilir.”

sxdfgt
İran'ın güneyindeki Fasa kentinde protestocular bir hükümet binasını taşlarken, 31 Aralık 2025 (AFP)

Haşremi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önümüzdeki günlerde hükümet yetkililerinin iki paralel önlem almasını bekliyoruz. Bir yandan sokaklarda ve meydanlarda protestoculara sert müdahalede bulunacak diğer yandan bazı genel kararlar alacak ve bazı yerel yetkilileri değiştirecekler. Ancak bu uzun sürmeyecek ve her şey eski haline dönecek. 2006' yılından bu yana aynı durumu yaşıyoruz. Yetkililer, ekonomik ve idari konularda profesyonellerden çok, sadık kişileri tercih ediyor ve ülkemize uygulanan uluslararası yaptırımlar kaldırılana kadar askeri ve güvenlik yaklaşımlarını değiştirmek istemiyorlar. Bu iki faktör yıllardır herhangi bir değişiklik yapılmasını engelliyor. Her İranlı bu gerçeği biliyor ve artık büyük vaatlere güvenmiyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın bugün verdiği sözler, eski cumhurbaşkanları İbrahim Reisi, Hasan Ruhani ve Mahmud Ahmedinejad tarafından da verilmişti ve hiçbir şey değişmedi.”

‘Yeşil Devrim’in devamı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yurtdışında yaşayan İranlı araştırmacı Ronni Askar, İran'da bugün yaşananların, 2009 yılında yaşananların doğal bir devamı olduğuna inanıyor. İranlı yetkililer, 2009 yılında seçimlerde hile yapıldığını ve Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanı olarak yeniden seçilmesini reddeden ‘büyük halk devrimini’ bastırmış ve başarısız olmuştu. Askar Al Majalla’ya verdiği uzun röportajda “İran'ın modern tarihinde, 1905 anayasal devriminden günümüze kadar, İran'daki tüm protestolar siyasi kökenli. Uzun imparatorluk ve devlet tarihleri boyunca İranlılar, ülkenin krizlerine net çözümler bulmanın tek yolunun siyaset olduğunu bilirler, çünkü krizlerin nedeni genellikle siyasettir. İran toplumu, 1979 yılında başlayan yeni rejim döneminde, yetkililerin Irak'ın onlara dayattığı savaş nedeniyle olduğunu söylediklerinde, neredeyse on beş yıl boyunca sessiz kalmayı kabul etti. Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, 1997 yılında iktidara geldiğinde, İran toplumu ülkede bir değişim olabileceğini hissetti, ancak vaat ettiği tüm radikal değişiklikler buharlaşıp 2005'ten sonra Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanlığı döneminde yeniden demir yumrukla yönetilmeye başlayınca şok oldu. 2009 yılında yetkililer ile İran toplumu arasında yaşanan çatışma belirleyici oldu, çünkü o dönemde ‘Yeşil Devrim’in bastırılması, güvenlik kontrolünün pekiştirilmesi ve siyasetin İran toplumundan tamamen çekilmesi, onu yönetişim ve kamu işlerinden uzaklaştırılması anlamına geliyordu. Devlet kurumları, toplumun dışında kapalı bir aygıt haline geldi ve sonraki krizlere de bu durum yol açtı. Bugün İranlılar, tek çözümün siyaset yoluyla olacağına inanıyor.

İran'daki son halk protestoları, İran ve siyasi sistemine baskı uygulayan bir siyasi ve askeri ortamda gerçekleşiyor.

İranlı araştırmacı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün her İranlının kendine sorduğu bir soru var: İranlı yetkililer, 2017-2018 yıllarında aylarca süren ve iktidar rejimine karşı politik olarak radikal olmayan ekonomik protestoların ardından göstericilerin taleplerine neden cevap veremediler? Yetkililer, onlarca protestocuyu öldürmek ve halk protestolarının her bir parçasını bastırmak yerine, o dönemde ülkeyi sarsan olaylara stratejik bir yanıt verebilirdi. Ancak, çeşitli koşullar ve jeopolitik ortamın birleşimi nedeniyle, özellikle de onları domine eden sürdürülebilir istikrar takıntısı nedeniyle, bunu yapamadıkları açıktı. Siyasi sistemin temellerini sarsan protestolar, neredeyse aynı nedenlerle bir yıl sonra, yetkililerin 2019 kasımında akaryakıt fiyatlarını artırmasıyla yeniden patlak verdi, ancak bu kez iktidarın sembol isimlerini hedef aldılar ve siyasi değişim talep ettiler. İki yıldan az bir süre sonra, su ve enerji krizi patlak verdi ve yetkililerin, gösterilerin başladığı ülkenin en zengin bölgesi olan ve nüfusunun çoğunluğu Araplardan oluşan Huzistan eyaletinde bile en temel kamu hizmetlerini yerine getiremediklerini gösterdi. Ancak, 2022-2023 protestoları ya da ‘Mahsa Amini Ayaklanması’ olarak adlandırılan olaylar, İran'da yetkililer ile toplum arasındaki sembolik, kültürel ve manevi uçurumu ortaya çıkardı. Asgari düzeyde haysiyet ve özel alanda kişisel özgürlükler hakkı talepleriyle bu talepleri bastırmak için ülkeyi izole etmekten ve toplu tutuklamalar ve infazlar gerçekleştirmekten çekinmeyen baskıcı otorite arasında geniş bir uçurum vardı. İranlı protestocular, İran toplumu ve duyarlılıklarının iktidarın merkezine nüfuz etme, onu etkileme ve onunla ortaklık kurma yeteneğine sahip olduğu yeni bir siyasi gerçeklik olmadan gerçek bir değişimin sağlanamayacağını biliyorlar. Bu da iktidarda olanlar için tamamen kabul edilemez bir durum gibi görünüyor.”

Jeopolitik karmaşıklıklar

İran'daki son halk protestoları, İran ve siyasi sistemine baskı uygulayan bir siyasi ve askeri ortamda gerçekleşiyor. Bu protestolar, İran ile İsrail arasında geniş kapsamlı bir savaşın yaşanmasından sadece birkaç hafta sonra patlak verdi. Bu savaşta İsrail, İran'ın askeri altyapısının büyük bir kısmını yok etti, günlerce hava sahasını kontrol etti, nükleer tesislerini bombaladı ve İran'daki yüzlerce işbirlikçiyi ifşa etti. Protestolar ayrıca, İran'ın bölgedeki güvenlik rolü ve bölgesel etkisinin azaldığı bir dönemde ortaya çıktı. Gazze'deki uzun soluklu savaş Hamas Hareketi’nin askeri yeteneklerini yok etti ve Lübnan'daki savaş, İran yanlısı Lübnan Hizbullahı'nın temel kapasitesini yok etti. Bu olaylar, Suriye rejiminin yaklaşık bir yıl önce düşmesi ve Yemen'deki İran destekli Husilerin ağır darbeler almasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

ABD ile Çin arasında yapılacak herhangi bir ekonomik anlaşma, İran'ın Çin'e petrol ihracatı yapmaya devam etme olasılığını ortadan kaldıracak ve böylece kamu hazinesi gelirlerini en az yüzde 30 oranında azaltacak.

ABD ile Çin arasında yapılacak herhangi bir ekonomik anlaşma, İran'ın Çin'e petrol ihracatı yapmaya devam etme olasılığını ortadan kaldıracak ve böylece kamu hazinesi gelirlerini en az yüzde 30 oranında azaltacak.

dfrgt
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Tahran'da, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani'nin suikastının yıl dönümünde düzenlenen anma töreninde bir konuşma yaptı, 1 Ocak 2026 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’da yaşanan son olaylarla ilgili olarak yaptığı açıklamada “İranlı yetkililer daha önce yaptıkları gibi barışçıl protestocuları vurup öldürürlerse, ABD onlara yardım edecek. Tamamen tetikteyiz ve harekete geçmeye hazırız” dedi. Bu açıklama, İranlı yetkililerin şiddetli tepkisiyle karşılandı. İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri ve iktidardaki rejimin en güçlü isimlerinden biri olarak kabul edilen Ali Laricani, "İsrailli yetkililer ve Trump'ın açıklamalarıyla, perde arkasında neler olup bittiği açıkça ortaya çıktı. Protestocu tüccarların tutumuyla yıkıcı unsurların tutumunu birbirinden ayırıyoruz. ABD'nin bu iç meseleye müdahalesi, tüm bölgenin istikrarını bozmak ve Amerikan çıkarlarını zedelemek anlamına gelir” açıklamasında bulundu. Burada bir ABD başkanının İran'daki iç protestolara ilk kez bu şekilde bir yorum yaptığının altını çizmekte fayda var.


Kuzey Kore lideri, balistik füze denemelerini "son jeopolitik kriz" gerekçesiyle savundu

Kim Jong Un, yeri açıklanmayan bir taktik güdümlü silah fabrikasını ziyaret ederken (Kore Haber Ajansı - AFP)
Kim Jong Un, yeri açıklanmayan bir taktik güdümlü silah fabrikasını ziyaret ederken (Kore Haber Ajansı - AFP)
TT

Kuzey Kore lideri, balistik füze denemelerini "son jeopolitik kriz" gerekçesiyle savundu

Kim Jong Un, yeri açıklanmayan bir taktik güdümlü silah fabrikasını ziyaret ederken (Kore Haber Ajansı - AFP)
Kim Jong Un, yeri açıklanmayan bir taktik güdümlü silah fabrikasını ziyaret ederken (Kore Haber Ajansı - AFP)

Kuzey Kore resmi haber ajansı KCNA'nın bugün bildirdiğine göre, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu gözaltına almasından iki gün sonra, ülkenin ilk balistik füze fırlatmasını "son jeopolitik kriz"e atıfta bulunarak savundu.

Pyongyang, on yıllardır Washington'u benzer bir şekilde hükümetini devirmeye çalışmakla suçluyor ve askeri ve nükleer programlarının caydırıcı bir unsur olarak hizmet ettiğini savunuyor.

Ülke, 2026 yılının ilk füze denemesini dün gerçekleştirdi. Kore Merkezi Haber Ajansı'nın "yeni ve gelişmiş" bir silah sistemi olarak tanımladığı ve ilk kez ekim ayında test edilen hipersonik füzeler kullanıldı.

fgthy
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, çeşitli roketatar üreten bir fabrikayı ziyaret ederken (Arşiv KCNA - AFP)

Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığına göre Kim, dün yaptığı açıklamada, tatbikatı değerlendirirken, "Son jeopolitik kriz ve karmaşık uluslararası olaylar bunun neden gerekli olduğunu açıklıyor" dedi.

Kuzey Kore'nin nükleer güçlerinin "gerçek bir savaşa" hazırlanmasında "nihayet önemli ilerleme kaydedildiğini" ifade etti.

Kuzey Kore, devlet medyasına göre dün, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu tutuklamasını "Venezuela'nın egemenliğine bir ihlal" olarak nitelendirerek kınadı.

cdfvgthy
Kuzey Kore liderinin stratejik seyir füzesi denemesini denetlediği sırada fırlatılan bir füze (Arşiv-Reuters)

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Merkezi Haber Ajansı'nın (KCNA) yayınladığı bir açıklamada, "Bu olay, Amerika Birleşik Devletleri'nin haydut ve acımasız doğasını bir kez daha açıkça teyit eden bir başka örnektir" ifadelerini kullandı.

Ajans, dün fırlatılan füze sayısını belirtmedi ancak bunların Japon Denizi'nde "1000 kilometre uzaklıktaki hedefleri vurduğunu" ifade etti.

Füze fırlatmaları, Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung'un Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmek üzere Pekin'e yapacağı ziyaretin başlamasından saatler önce gerçekleşti; görüşmelerde Koreler arası ilişkilerin de ele alınması bekleniyor.


Küba, Maduro'yu yakalama operasyonu sırasında 32 vatandaşının öldüğünü açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasının ardından paylaştığı fotoğraf (Truth Social)
ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasının ardından paylaştığı fotoğraf (Truth Social)
TT

Küba, Maduro'yu yakalama operasyonu sırasında 32 vatandaşının öldüğünü açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasının ardından paylaştığı fotoğraf (Truth Social)
ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasının ardından paylaştığı fotoğraf (Truth Social)

Küba hükümeti dün yaptığı açıklamada, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu ABD'de yargılanmak üzere yakalamak için düzenlediği saldırıda 32 Küba vatandaşının öldürüldüğünü bildirdi.

Küba, 5 ve 6 Ocak tarihlerini iki günlük yas ilan etti ve cenaze töreniyle ilgili ayrıntıların daha sonra açıklanacağını belirtti.