Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Uzaydaki uydu çöplüğü insanlığı dünyaya hapsedebilir. Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye dur demesi gerektiğini söyledi

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"
TT

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Dünya'nın yakın yörüngesinde, birikmiş uzay çöpleri insanlık için tehlikeye işaret ediyor.
Sürekli uzaya uydu gönderilmesi gündeme geliyor. Ancak göz ardı edilen bir gerçek var ki, uzaydaki uydu çöplüğü önümüzdeki dönemlerde insanlığı dünyaya hapsedebilir.
Independent Türkçe'de yer alan haber göre sanal gerçeklik (VR) uygulamaları ile çevre sorunlarına dikkat çeken Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye "dur" demesi gerektiğini söyledi.

Pasifik okyanusundaki çöp adaları deniz kirliliğinin en görülebilen hali oluyor. Çöplerden oluşan bu adalar, insanların kullanıp attığı ürünlerden oluşuyor.  Devasa boyuttaki bu adalar, okyanusun akıntılarıyla toplanıyor. 
İnsanların okyanusa etkisini görülebilir şekilde gözler önüne seriyor.  Bunun yanı sıra, okyanustaki kirliliğin görünmeyen tehlikeleri olan mikro plastikler var. O plastiklerin çok küçük parçaya dönüşmüş halleri balıkların sindirim sistemine geçiyor.
Daha sonra o balıkları insanlar yediğinde, mikro plastikler insanlarin sindirim sistemine aktarılıyor. Bu durumun ne kadar tehlikeli boyutta olduğuna dikkat çeken Samancı, "Bedenimizde çok ciddi miktarda plastik var" uyarısında bulundu. 

Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı

Yapay gübre yosun patlamasına neden oluyor
"İnsan popülasyonu arttığı için hızla bizim besin ihtiyacımız da artıyor" diyen Samancı, "Fakat dünyanın üzerinde hepimize yetecek kadar protein üretmek kolay değil. O yüzden aşırı miktarda besin üretimine ihtiyacımız var. Bu üretimi yapabilmek için de aşırı miktarda yapay gübre ve tarım ilacı kullanıyoruz. Yağmurlarla bu yapay gübreler ve kimyasallar okyanusa taşınıyor ve yosun patlaması dediğimiz okyanusun üstünü kapatan gelişmeler oluyor veya yapay gübrenin içindeki kimyasallar okyanusa karışıyor" şeklinde konuştu. 

Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için de bir yaşama şansı kalmıyor
Samancı, "İnsanlar, 'Okyanus çok büyük bir şey olmaz' diye düşünüyor. İnsan etkisinden kirlenmeyeceği düşüncesiyle hareket ediyor. Plastik adası işin en görülebilen kısmı yani buzdağının görünen kısmı. Aslında çok daha göz önünde olmayan derin problemler var. Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için bir yaşama şansı kalmıyor" dedi. 

Okyanusu kirlettiğimiz gibi uzayı da kirletiyoruz
Etkileşimli sanat yapmak için, yeni bulunan teknolojiler kullanılıyor. Bunlar arasında sanal gerçeklik ve bilgisayar kodları bulunuyor. 
Bu sanat dalını çevreyle ilgili konulara karşı insanlarda oluşan direnci kırmak için yaptığını söyleyen Dr. Özge Samancı, sözlerine şöyle devam etti:
"İnsanlar şöyle düşünüyor; 'Ben bir tane insanım, ne yapabilirim? Bütün herkes yapıyor. Ben pet şişeden su içmesem ne olacak?' O düşünce biçimi hepimizin içinde devam ediyor. O direnci kırmak için artık insanlara yeni metotlarla ulaşmak gerekiyor. "
Sanal gerçeklik ve yansıtma sanatı denilen geniş bir galeride yansıtarak gerçekleştirdiği Devasa Atık (VastWaste) adındaki çalışma hakkında  Dr. Samancı, "Bu işin içinde sanal gerçeklikte gördüğünüz iki tane sahne var. Birinci sahnede uzay boşluğunun içindesiniz, ikinci sahnede önce okyanusun üzerindesiniz, sonra okyanusun içine gömülüyorsunuz. Burada, okyanus kirliliği ve uzay kirliliği arasında bir bağ var. Birçok insan uzay kirliliği konusundan da haberdar olmayabilir. Biz okyanusu sınırsız büyük bir varlık olarak düşünüp, kirlettiğimiz gibi uzayı da uçsuz bucaksız bir alan olarak düşünüyoruz. Ama aslında öyle değil. Yer çekiminden dolayı bizim uzaya fırlattığımız her şey gidip evrenin sonsuzluğunda kaybolmuyor. Dünyanın etrafındaki yörüngede takılı kalıyor" ifadelerini kullandı.
1960 yıllardan bu yana uzay araştırmaları yapmak ve uydu yerleştirmek için çeşitli uzay araçları gönderiliyor.
Bu uzay araçları işleri bitse de yörüngede kalıyor. Bu ölü uydular, roket başlıkları, önceki kırılmalardan olan parçacıklar da birbirleriyle çarpışıp patladığı zaman parçacık miktarı artıyor.
İşin ilginç kısmı parça büyüklüğünün hiçbir önemi yok. Parça sayısının önemi var. Çünkü uzayda bir sürtünme kuvveti olmadığı için her şey saatte 25 bin  kilometre gibi akıl almaz bir hızla ilerliyor. Adeta bir mermi gibi.
Bu nedenle 10 santimetre civarında bir parça bile büyük bir uydu için tehlike teşkil edebiliyor. 

"Okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanıyoruz"
"Tıpkı okyanusu kirlettiğimiz gibi şimdi de Dünya'nın etrafındaki yörüngeyi kirletiyoruz" diyen Samancı, "Bu iki davranış biçimi arasındaki paralellikten bahsetmek istedim. Sanal gerçeklikte olan bu iş veri ile çalışıyor, okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanarak, bu iş için modellenmiş üç boyutlu uydu modellerini hareket ettiriyoruz. Sistemimiz veriye dayalı olduğu için kodladığımız yazılım internetten ilgili veriyi işin içine getiriyor ve verinin değerine göre animasyonları ve görselleri değiştiriyor. Müzik de her seferinde veriye bağlı olarak değişiyor. Seyirci bu işi deneyimlediğinde her seferinde başka bir versiyonunu görüyor. Yani aynı versiyonu iki kere görmek mümkün değil. Boş bir uzaydan başlıyor, uydular geliyor ve uydular birbirleriyle çarpışarak patlıyorlar. Süre geçtikçe etraftaki kırılan uydu miktarı artıyor, daha sonra bu uydu parçaları okyanusa gömülüyor" diye anlattı.  
Bu işin en ilginç yanlarından bir tanesi de okyanus kirliliğini ve uzay kirliliğin, birlikte ele alması. Gerçek hayatta kimi zaman görevi biten uydular sonunda Pasifik okyanusuna gömülüyor.
Dr. Samancı, bu durum için, "İki tane kirlettiğimiz alan, sonunda okyanusta birleşiyor. Bu bana, inanılmaz geliyor. Bu alanlar, sonsuz alanlar değil" şeklinde konuştu. 

Elon Musk insanlığı Dünya'ya mı hapsedecek?
Şu an uzay kirliliğini azaltabilecek herhangi bir teknoloji olmadığını vurgulayan Samancı, şu noktalara dikkat çekti:
"Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency) ve NASA, en büyük uzayla ilgili kurumlar, bu sorunun üstünde çalışıyorlar ama henüz uzay kirliliğini azaltabilecek bir teknoloji yok. Şu anda işlemde olan uydu sayısı 4 bin 500 civarında ve şu anda var olan uzay kirliliği öyle bir seviyedeki var olan bütün parçacıkları, çöpleri takip etmek zorundalar. O çöplerden biri işlemde olan bir uyduya çarpacak gibiyse işlemde olan uyduyu yukarı aşağı sağa sola şeklinde manevra yaptırıyorlar ki çarpışma gerçekleşmesin. 4 bin 500 uyduyla iş o kadar sıkışık bir hale gelmiş durumda.  Herkesin bayıldığı Elon Musk'ın Starlink diye bir projesi var, işleme koydu ve ilerliyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde uydu sayısını 40 bine çıkarmayı planlıyor. Henüz uzay çöpü ile ilgili bir çözümümüz yok, 4 bin 500 uyduyla aşılmak üzere ve bu rakam 40 bine çıkacak. Okyanusta olan sorunun aynısı dünyanın yörüngesinde de devam ediyor."

"Önlem alınmadan uydu fırlatılmaya devam ederlerse Dünya'ya hapsolabiliriz"
Dünya'nın etrafındaki uzay araçlarının zincirleme çarpışmaları tetikleyecek seviyeye ulaşması olarak bilinen Kessler Etkisi, bu çarpışmaların çok sayıda yeni parçacık oluşmasına neden olabileceği konusunu ele alıyor. 
Dr. Samancı, bu çarpışmaların ulaşabileceği bir eşik noktası olduğuna dikkat çekerek, "Bu eşik noktasına ulaştığımız zaman birbirini tetikleyen, durdurulamaz çarpışmalar olacak. O eşik geçildiği zaman artık bizim uzaya herhangi bir uzay aracı göndermemiz mümkün olmayacak. Eğer uzay çöpünü azaltacak bir çözüm bulamazsak, uyduların hayatlarımıza sağladığı bütün kolaylıklardan vazgeçilmesi gerekecek" şeklinde hatırlatmada bulundu.  

"Okyanusun derinlerinden gelen internetinizi köpek balıkları diş izleriyle kesebilir"
Fiber Optik Okyanus (Fiber Optic Ocean) isimli çalışmada Samancı, sanal gerçeklikle okyanusun dibinden giden fiberoptik kablolardan söz ediyor. 
Bugün kullandığımız internetin, belki çoğunun uydular aracılığıyla sağlandığı düşünülebilir. Ama aslında günümüzde var olan internetin altyapısı okyanusun altından giden kablolara dayalı ve bu kabloların aslında deniz ekosistemi üstünde etkisi var.
Sanal gerçekliği kullanma amacının, insanlara sorunları başka bir şekilde hissettirmek olduğunu kaydeden Dr. Samancı, "Köpek balıkları, bu fiberoptik kablolara çekiliyorlar.  Neden kabloları ısırmak istediklerinin nedeni tam olarak bilinmiyor ama köpek balıkları epey diş izi bırakarak, kabloları kırıyorlar. Bu durum şirketlere çok büyük maddi zararlara mal oluyor. Okyanusun dibinde kırığı bulup, tamir ediyorlar. Bu canavar gibi yaratık insanların yarattığı çizgi gibi bir teknolojiye saldırıyor. Bu doğa ile teknoloji arasındaki mücadelenin neredeyse bir grafik tasarım şeklinde dışavurumu ve gerçek olamayacak kadar absürt bir an" diye anlattı.  
 
Köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri müziği ve görselleri belirliyor
Bu çalışmada sanal gerçekliğin içinde okyanusun derinliğinde, fiberoptik kabloların içine takılı kalmış köpek balığı iskeletleri var.
VR gözlükleri ile ortamın içindeyken, kendinizi okyanusun altında fiber optik kablolarının ve köpek balığı iskeletlerinin arasında buluyorsunuz. Fakat fiberoptik kablolar farklı renklerde yanıp söylüyorlar.
Bu işe eşlik eden müzik ve kabloların yanıp sönmesi, veriye dayalı olarak değişiyor. Bu değişimi köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri belirliyor.  
"Köpek balıklarına GPS takarak, hareketlerini takip eden ocearch.org  isimli sitenin verilerini kullanıyoruz" diyen Samancı, "O sistem sayesinde köpek balıklarının okyanustaki var olan hızını hesaplayabiliyoruz. O hızı ve insanların interneti kullanma hızını kullanarak, bu işi yaptık. Bir anlamda doğanın hızı ve insanın hızlı şeklinde iki veri bir araya geliyor" dedi.  

Beyin dalgalarınızla okyanus dalgalarını nasıl yönetirsiniz?
Beyin dalgalarını kullanarak yaptığı Sen Okyanussun (You are the Ocean)  isimli çalışmasında Samancı, "Katılımcıya beyin dalgası ölçen sensör takıyoruz. Sanat galerisinin duvarına ise, gerçekçi bir okyanus yansıtıyoruz. Bu okyanus kamerayla çekilmiş bir video değil. Bilgisayar koduyla yaptığımız, tamamen koda dayalı bir okyanus ama gerçekçi bir sunum. Eğer etkileşen kişi kafasında bir problem çözmeye çalışıyorsa fırtınalı ve son derece dalgalı bir okyanus oluşuyor. Eğer daha kaygısız, anın içinde var olan bir düşünce modundaysa beyin dalgaları güneşli, sakin, dalgasız bir okyanus oluşturuyor. Aradaki geçişler de son derece yumuşak bir şekilde gerçekleşiyor" ifadeleriyle anlattı.

Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız
Dr. Samancı, son olarak, çalışmanın amacını şu sözlerle anlattı:
"Pek çok insan, 'Ben insanım ve var olan bütün varlıklar benim için yaratıldı' diye düşünebiliyor. Ama belki de buna şöyle bakabiliriz; bir evren ve bir Dünya var, insan da bunun uzantısı, parçası yani faydalanmak şeklinde değil. Her ekosistemin eşit olduğu, insanın diğer ekosistemlerden daha üstün olmadığı, bizim her şeyin bir parçası ve uzantısı olduğumuz bir düşünme biçimi. Eğer kendimizi ustun görmezsek, dünyayı ve kaynakları da kendi çıkarımız için kullanmayız, diğer varlıkları da düşünürüz. Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız gibi bir düşünce biçimi. Bu iş insanlar üzerine o bağı hissetme anlamında gerçekten çok etkili oldu."



İnternet güvenliğine yapay zeka darbesi: Google kritik programı durdurdu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İnternet güvenliğine yapay zeka darbesi: Google kritik programı durdurdu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yapay zeka, güvenlik araştırmacılarının interneti ve teknolojimizi güvende tutmak için kullandığı temel yöntemlerden birini sekteye uğratıyor.

Google, yapay zeka nedeniyle artık sürdürülemediği için kritik güvenlik programlarından birini geçici olarak kapatacağını geçen hafta duyurdu.

Şirket, açık kaynaklı yazılımlardaki kritik güvenlik açıklarını tespit etmeye odaklanan "Güvenlik Açığı Ödül Programları"ndan birini askıya aldığını açıkladı. Genellikle "hata ödül programları" (bug bounty) diye bilinen bu programlar, hackerları yazılımlardaki sorunları şirketlere bildirmeye teşvik ediyor. Amaç, güvenlik açıklarını hackerlar bunlardan yararlanmadan önce gidermek.

Bu programlar, siber güvenlik araştırmacılarının çalışmaları karşılığında ödüllendirilmesinin önemli bir yolunu sunuyor. Ayrıca onları, buldukları hataları kendi saldırılarını düzenlemek için kullanmak yerine güvenlik sorunlarının giderilmesine yardımcı olmaya teşvik ediyor. Çoğu büyük teknoloji şirketi, yazılımlarını ve platformlarını korumadaki önemini göz önünde bulundurarak bu tür hata ödül programlarını kendileri yürütüyor.

Ancak Google, yapay zekanın rapor göndermeyi kolaylaştırması nedeniyle bu programlardan birini geçici olarak donduracağını açıkladı. Şirket, X'te paylaştığı gönderide "Bu duraklama, büyük çoğunluğu geçerli olmayan otomatik gönderimlerde yaşanan kayda değer artıştan kaynaklanıyor" diye yazdı.

Bu haber, yapay zekanın çevrimiçi güvenliği ciddi tehlikeye atabileceğine dair endişelerin giderek arttığı bir dönemde geldi. Bu endişelerin büyük kısmı, güçlü ve yeni modellerin yazılımdaki güvenlik açıklarını bulmayı kolaylaştırması ve bu açıkların daha sonra hackerler tarafından suiistimal edilebilmesine odaklanıyor. Ancak Google'ın açıklaması, yapay zekanın yaygınlaşmasının başka zararlı etkileri de olabileceğini gösteriyor.

Google, hata ödül programını askıya alan tek şirket değil. Çünkü çok az çaba gerektiren ve genellikle hatalı raporların sayısında yaşanan fırlama, mühendislerin gerçek sorunları bulup düzeltemeyecek kadar yük altında kalmasına yol açıyor. Linux'ın kurucusu Linus Torvalds önceki aylarda, "ardı arkası kesilmeyen yapay zeka raporlarının" güvenlik çalışmalarını "neredeyse yönetilemez" hale getirdiğini söylemişti. Intel ise geçen ay, hata bildirimleri için 100 bin dolara kadar ödül veren benzer bir programı kapatmış gibi görünüyordu. Ancak şirket, gerekçe olarak yapay zekayı açıkça belirtmemişti.

Independent Türkçe


ChatGPT artık daha fazla reklam gösterecek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ChatGPT artık daha fazla reklam gösterecek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ChatGPT kullanıcıları yakında çok daha fazla reklamla karşılaşabilir.

OpenAI, bu yıl ChatGPT içinde reklam göstermeyi denemeye başlamış, başlangıçta kapsamı sınırlı tutsa da zamanla daha fazla bölgede daha fazla kullanıcıya ulaşacak şekilde genişletmişti. Şirket, ücretsiz hizmetlerini sürdürmek için gereken altyapı ve yatırım maliyetlerini karşılamak adına reklam göstermenin gerekli olduğunu defalarca öne sürdü.

Reklamlar, verilen yanıtın altında ve yanıt içeriğinden ayrı bir şekilde gösteriliyor. Ancak şirket artık ChatGPT resim oluşturduğunda devreye girecek yeni bir görsel formatla bu uygulamayı genişlettiğini belirtiyor.

Reklamlar ilk aşamada ABD'de sınırlı sayıda reklam verenle denenmeye başlanacak. Bununla birlikte ChatGPT, reklamların zamanla diğer ülkelere ve reklam verenlere yayılacağını, sadece görsel oluşturma süreçlerinde değil, başka alanlarda da karşımıza çıkabileceğini ima etti.

Şirket reklamların açıkça etiketleneceğini, oluşturulan görselden ayrı tutulacağını ve ChatGPT'nin verdiği yanıtları etkilemeyeceğini vurguladı. Ayrıca ChatGPT'nin reklamların "duygusal açıdan savunmasız, hassas veya başka nedenlerle uygunsuz bağlamlar" gibi sakıncalı durumlarda görünmesini engelleyen bir dizi güvenlik önlemine sahip olduğunu da belirtti.

OpenAI, reklamlar için yeni görsel formatı duyururken, daha fazla reklam türü ve formatının da yolda olduğunun sinyalini verdi. Şirket, "İşletmelerin müşterilere yararlı ve ilgili yollarla ulaşmasına yardımcı olmak, her ölçekten işletmeye büyüme ve gelişme fırsatları sunmak amacıyla reklam platformumuzu yeni format ve yeteneklerle geliştirmeye devam edeceğiz" açıklamasında bulundu.

OpenAI, daha fazla kişinin yapay zeka araçlarına erişimini finanse etmenin bir yolu olarak reklamlarını öne çıkardı ve bu sayede insanların abonelik ücreti ödemeden sistemlerine erişebildiğini savundu. Yapay zeka sistemleriyle görsel üretmek, şu anda özellikle maliyetli bir işlem.

Öte yandan bu hamle, şirketin planlanan halka arz süreciyle ve ürünlerinin (ki bunların işletilmesi şirkete her yıl onlarca milyar dolara mal oluyor) geniş çaplı kullanımını kâra dönüştürüp dönüştüremeyeceğine dair soru işaretleri gündemdeyken geldi.

Independent Türkçe


Wikipedia'daki kesintinin nedeni OpenAI botları çıktı

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Wikipedia'daki kesintinin nedeni OpenAI botları çıktı

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Wikipedia'yı bünyesinde barındıran Wikimedia Vakfı, çevrimiçi ansiklopedide mayısta yaşanan kesintinin, "kontrolden çıkmış" OpenAI ajanlarından gelen milyonlarca otomatik veri talebinin de dahil olduğu yoğun trafikten kaynaklandığını açıkladı.

Wikimedia pazartesi günü yaptığı açıklamada 7 Mayıs'taki kısmi kesintinin, milyonlarca sayfayı ziyaret eden ve yüzbinlerce veri talebinde bulunan yapay zeka ajanları tarafından tetiklendiğini belirtti.

Vakıf, "OpenAI'ın işlettiğini düşündüğümüz ajanlar, Wikimedia projelerindeki bilgilere erişmek için halka açık API'larımıza milyonlarca otomatik istek gönderdi, milyonlarca sayfayı taradı ve Vikiveri Sorgu Hizmeti'ne yüzbinlerce veri talebinde bulundu" ifadelerini kullandı.

'Kontrolden çıkmış' yapay zeka ajanlarının, bizimki gibi platformlar üzerinde yaratacağı etkiden derin endişe duyuyoruz.

Vakıf, OpenAI ajanlarının Wikipedia sitelerinde izinsiz değişiklikler bile yaptığını ve bunlar arasında, atıf yapma aracı Etherpad'e yönelik "potansiyel olarak kötü niyetli düzenlemelerin" de yer aldığını ifade etti.

Wikimedia, "neler yaşanmış olabileceği, bu faaliyeti soruşturup kaynağını belirlemenin zorluğu ve bunun için gereken çabanın yanı sıra genel olarak platformlarımızdaki ajan tabanlı yapay zeka faaliyetlerinin artan risklerine dair endişe duyduğunu" belirtti.

Vakıf, "Bu davranışın, bunu sürdüren kişiler veya kuruluşlar için 'yeni normal' haline gelmesine izin vermemeliyiz" diye ekledi.

Yapay zeka sektörü son aylarda birden fazla ciddi güvenlik olayıyla sarsılırken, bunların ilki olan Hugging Face ihlalinde OpenAI ajanları temmuzda kendi başlarına başka bir yapay zeka şirketini hacklemişti.

Aynı ayın ilerleyen günlerinde Anthropic, yapay zeka modellerinin testler sırasında üç başka kuruluşu hacklediğini açıklamıştı.

Daha yakın zamanda ise OpenAI, ajanlarının Amerikan hükümetine ait birkaç internet sitesiyle beklenmedik şekillerde etkileşime girdiğini tespit ettiğini eylülde duyurmuştu.

OpenAI, kontrolden çıkmış yapay zeka ajanlarından birinin haziranda Avustralya hükümetine ait internet sitelerine izinsiz erişim sağlamasının ardından salı günü yaptığı açıklamada, eylemlerinin "yeterince iyi olmadığını" kabul etti.

Şirketin strateji başkanı Jason Kwon, "Özür dileriz ve Avustralya halkının güvenini yeniden kazanmak için yapacak çok işimiz olduğunu biliyoruz. Bu işi yapmaya kararlıyız" dedi.

Bu olaylar üzerine sektör uzmanları, yapay zeka güvenlik açıklarına yönelik daha fazla araştırma yapılması ve bu teknolojideki hızlı gelişimin yavaşlatılması çağrısında bulundu.

İhlallerin ardından OpenAI, önceki modellerine kıyasla "daha yüksek düzeyde aldatma" sergilediğini iddia ettiği en yeni yapay zeka modelinin çıkışını erteledi.

Şirket, kayıtlarını ay ay gözden geçirerek "çoktan tespit ettikleri vakaların dışında olası istem dışı faaliyetleri araştırmak" için günde yarım milyon dolardan fazla harcama yaptığını açıklamıştı.

OpenAI, Wikimedia'nın 7 Mayıs'taki olayla ilgili "ayrıntılı bulgularını" takdir ettiğini ve kuruluşla birlikte çalışarak botlarının faaliyetlerini incelediğini belirtti.

Şirketin sözcüsü Drew Pusateri, "Bu çalışma ilerledikçe konuyla ilgili bilgileri paylaşmaya devam edeceğiz" dedi.

Wikimedia yaptığı açıklamada, "Yapay zeka şirketleri, sistemlerinin güvenliğini sağlamak ve neden oldukları zararlardan kamuoyunu korumak için yeterince çaba göstermiyor" diyerek "bu yükün, daha küçük kuruluşlar da dahil diğer herkesin omuzlarına bindiği" uyarısında bulundu.

Altyapımız üzerindeki bu yoğun baskı, sadece sunucular ve insan gücü maliyetlerini artırmakla kalmıyor, önlem alınmaması halinde sistemleri aşırı yükleyip kesintilere yol açarak kullanıcıların erişimini de engelleyebiliyor.

Kurum, "Bunun gibi olaylar ve geçmişte ortaya çıkarılan ve hâlâ ortaya çıkarılan pek çok diğer olay, yapay zeka ajanlarının kaynakları nasıl tüketip sunucuları çökertebileceğini ve güvenilir bilgilerin bütünlüğünü bozmaya çalışabileceğini gösteriyor" uyarısında bulunarak OpenAI'ı, "bu riskleri izleyip önleme sorumluluğunu kabul etmeye" çağırdı.

Independent Türkçe