Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Uzaydaki uydu çöplüğü insanlığı dünyaya hapsedebilir. Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye dur demesi gerektiğini söyledi

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"
TT

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Dünya'nın yakın yörüngesinde, birikmiş uzay çöpleri insanlık için tehlikeye işaret ediyor.
Sürekli uzaya uydu gönderilmesi gündeme geliyor. Ancak göz ardı edilen bir gerçek var ki, uzaydaki uydu çöplüğü önümüzdeki dönemlerde insanlığı dünyaya hapsedebilir.
Independent Türkçe'de yer alan haber göre sanal gerçeklik (VR) uygulamaları ile çevre sorunlarına dikkat çeken Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye "dur" demesi gerektiğini söyledi.

Pasifik okyanusundaki çöp adaları deniz kirliliğinin en görülebilen hali oluyor. Çöplerden oluşan bu adalar, insanların kullanıp attığı ürünlerden oluşuyor.  Devasa boyuttaki bu adalar, okyanusun akıntılarıyla toplanıyor. 
İnsanların okyanusa etkisini görülebilir şekilde gözler önüne seriyor.  Bunun yanı sıra, okyanustaki kirliliğin görünmeyen tehlikeleri olan mikro plastikler var. O plastiklerin çok küçük parçaya dönüşmüş halleri balıkların sindirim sistemine geçiyor.
Daha sonra o balıkları insanlar yediğinde, mikro plastikler insanlarin sindirim sistemine aktarılıyor. Bu durumun ne kadar tehlikeli boyutta olduğuna dikkat çeken Samancı, "Bedenimizde çok ciddi miktarda plastik var" uyarısında bulundu. 

Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı

Yapay gübre yosun patlamasına neden oluyor
"İnsan popülasyonu arttığı için hızla bizim besin ihtiyacımız da artıyor" diyen Samancı, "Fakat dünyanın üzerinde hepimize yetecek kadar protein üretmek kolay değil. O yüzden aşırı miktarda besin üretimine ihtiyacımız var. Bu üretimi yapabilmek için de aşırı miktarda yapay gübre ve tarım ilacı kullanıyoruz. Yağmurlarla bu yapay gübreler ve kimyasallar okyanusa taşınıyor ve yosun patlaması dediğimiz okyanusun üstünü kapatan gelişmeler oluyor veya yapay gübrenin içindeki kimyasallar okyanusa karışıyor" şeklinde konuştu. 

Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için de bir yaşama şansı kalmıyor
Samancı, "İnsanlar, 'Okyanus çok büyük bir şey olmaz' diye düşünüyor. İnsan etkisinden kirlenmeyeceği düşüncesiyle hareket ediyor. Plastik adası işin en görülebilen kısmı yani buzdağının görünen kısmı. Aslında çok daha göz önünde olmayan derin problemler var. Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için bir yaşama şansı kalmıyor" dedi. 

Okyanusu kirlettiğimiz gibi uzayı da kirletiyoruz
Etkileşimli sanat yapmak için, yeni bulunan teknolojiler kullanılıyor. Bunlar arasında sanal gerçeklik ve bilgisayar kodları bulunuyor. 
Bu sanat dalını çevreyle ilgili konulara karşı insanlarda oluşan direnci kırmak için yaptığını söyleyen Dr. Özge Samancı, sözlerine şöyle devam etti:
"İnsanlar şöyle düşünüyor; 'Ben bir tane insanım, ne yapabilirim? Bütün herkes yapıyor. Ben pet şişeden su içmesem ne olacak?' O düşünce biçimi hepimizin içinde devam ediyor. O direnci kırmak için artık insanlara yeni metotlarla ulaşmak gerekiyor. "
Sanal gerçeklik ve yansıtma sanatı denilen geniş bir galeride yansıtarak gerçekleştirdiği Devasa Atık (VastWaste) adındaki çalışma hakkında  Dr. Samancı, "Bu işin içinde sanal gerçeklikte gördüğünüz iki tane sahne var. Birinci sahnede uzay boşluğunun içindesiniz, ikinci sahnede önce okyanusun üzerindesiniz, sonra okyanusun içine gömülüyorsunuz. Burada, okyanus kirliliği ve uzay kirliliği arasında bir bağ var. Birçok insan uzay kirliliği konusundan da haberdar olmayabilir. Biz okyanusu sınırsız büyük bir varlık olarak düşünüp, kirlettiğimiz gibi uzayı da uçsuz bucaksız bir alan olarak düşünüyoruz. Ama aslında öyle değil. Yer çekiminden dolayı bizim uzaya fırlattığımız her şey gidip evrenin sonsuzluğunda kaybolmuyor. Dünyanın etrafındaki yörüngede takılı kalıyor" ifadelerini kullandı.
1960 yıllardan bu yana uzay araştırmaları yapmak ve uydu yerleştirmek için çeşitli uzay araçları gönderiliyor.
Bu uzay araçları işleri bitse de yörüngede kalıyor. Bu ölü uydular, roket başlıkları, önceki kırılmalardan olan parçacıklar da birbirleriyle çarpışıp patladığı zaman parçacık miktarı artıyor.
İşin ilginç kısmı parça büyüklüğünün hiçbir önemi yok. Parça sayısının önemi var. Çünkü uzayda bir sürtünme kuvveti olmadığı için her şey saatte 25 bin  kilometre gibi akıl almaz bir hızla ilerliyor. Adeta bir mermi gibi.
Bu nedenle 10 santimetre civarında bir parça bile büyük bir uydu için tehlike teşkil edebiliyor. 

"Okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanıyoruz"
"Tıpkı okyanusu kirlettiğimiz gibi şimdi de Dünya'nın etrafındaki yörüngeyi kirletiyoruz" diyen Samancı, "Bu iki davranış biçimi arasındaki paralellikten bahsetmek istedim. Sanal gerçeklikte olan bu iş veri ile çalışıyor, okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanarak, bu iş için modellenmiş üç boyutlu uydu modellerini hareket ettiriyoruz. Sistemimiz veriye dayalı olduğu için kodladığımız yazılım internetten ilgili veriyi işin içine getiriyor ve verinin değerine göre animasyonları ve görselleri değiştiriyor. Müzik de her seferinde veriye bağlı olarak değişiyor. Seyirci bu işi deneyimlediğinde her seferinde başka bir versiyonunu görüyor. Yani aynı versiyonu iki kere görmek mümkün değil. Boş bir uzaydan başlıyor, uydular geliyor ve uydular birbirleriyle çarpışarak patlıyorlar. Süre geçtikçe etraftaki kırılan uydu miktarı artıyor, daha sonra bu uydu parçaları okyanusa gömülüyor" diye anlattı.  
Bu işin en ilginç yanlarından bir tanesi de okyanus kirliliğini ve uzay kirliliğin, birlikte ele alması. Gerçek hayatta kimi zaman görevi biten uydular sonunda Pasifik okyanusuna gömülüyor.
Dr. Samancı, bu durum için, "İki tane kirlettiğimiz alan, sonunda okyanusta birleşiyor. Bu bana, inanılmaz geliyor. Bu alanlar, sonsuz alanlar değil" şeklinde konuştu. 

Elon Musk insanlığı Dünya'ya mı hapsedecek?
Şu an uzay kirliliğini azaltabilecek herhangi bir teknoloji olmadığını vurgulayan Samancı, şu noktalara dikkat çekti:
"Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency) ve NASA, en büyük uzayla ilgili kurumlar, bu sorunun üstünde çalışıyorlar ama henüz uzay kirliliğini azaltabilecek bir teknoloji yok. Şu anda işlemde olan uydu sayısı 4 bin 500 civarında ve şu anda var olan uzay kirliliği öyle bir seviyedeki var olan bütün parçacıkları, çöpleri takip etmek zorundalar. O çöplerden biri işlemde olan bir uyduya çarpacak gibiyse işlemde olan uyduyu yukarı aşağı sağa sola şeklinde manevra yaptırıyorlar ki çarpışma gerçekleşmesin. 4 bin 500 uyduyla iş o kadar sıkışık bir hale gelmiş durumda.  Herkesin bayıldığı Elon Musk'ın Starlink diye bir projesi var, işleme koydu ve ilerliyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde uydu sayısını 40 bine çıkarmayı planlıyor. Henüz uzay çöpü ile ilgili bir çözümümüz yok, 4 bin 500 uyduyla aşılmak üzere ve bu rakam 40 bine çıkacak. Okyanusta olan sorunun aynısı dünyanın yörüngesinde de devam ediyor."

"Önlem alınmadan uydu fırlatılmaya devam ederlerse Dünya'ya hapsolabiliriz"
Dünya'nın etrafındaki uzay araçlarının zincirleme çarpışmaları tetikleyecek seviyeye ulaşması olarak bilinen Kessler Etkisi, bu çarpışmaların çok sayıda yeni parçacık oluşmasına neden olabileceği konusunu ele alıyor. 
Dr. Samancı, bu çarpışmaların ulaşabileceği bir eşik noktası olduğuna dikkat çekerek, "Bu eşik noktasına ulaştığımız zaman birbirini tetikleyen, durdurulamaz çarpışmalar olacak. O eşik geçildiği zaman artık bizim uzaya herhangi bir uzay aracı göndermemiz mümkün olmayacak. Eğer uzay çöpünü azaltacak bir çözüm bulamazsak, uyduların hayatlarımıza sağladığı bütün kolaylıklardan vazgeçilmesi gerekecek" şeklinde hatırlatmada bulundu.  

"Okyanusun derinlerinden gelen internetinizi köpek balıkları diş izleriyle kesebilir"
Fiber Optik Okyanus (Fiber Optic Ocean) isimli çalışmada Samancı, sanal gerçeklikle okyanusun dibinden giden fiberoptik kablolardan söz ediyor. 
Bugün kullandığımız internetin, belki çoğunun uydular aracılığıyla sağlandığı düşünülebilir. Ama aslında günümüzde var olan internetin altyapısı okyanusun altından giden kablolara dayalı ve bu kabloların aslında deniz ekosistemi üstünde etkisi var.
Sanal gerçekliği kullanma amacının, insanlara sorunları başka bir şekilde hissettirmek olduğunu kaydeden Dr. Samancı, "Köpek balıkları, bu fiberoptik kablolara çekiliyorlar.  Neden kabloları ısırmak istediklerinin nedeni tam olarak bilinmiyor ama köpek balıkları epey diş izi bırakarak, kabloları kırıyorlar. Bu durum şirketlere çok büyük maddi zararlara mal oluyor. Okyanusun dibinde kırığı bulup, tamir ediyorlar. Bu canavar gibi yaratık insanların yarattığı çizgi gibi bir teknolojiye saldırıyor. Bu doğa ile teknoloji arasındaki mücadelenin neredeyse bir grafik tasarım şeklinde dışavurumu ve gerçek olamayacak kadar absürt bir an" diye anlattı.  
 
Köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri müziği ve görselleri belirliyor
Bu çalışmada sanal gerçekliğin içinde okyanusun derinliğinde, fiberoptik kabloların içine takılı kalmış köpek balığı iskeletleri var.
VR gözlükleri ile ortamın içindeyken, kendinizi okyanusun altında fiber optik kablolarının ve köpek balığı iskeletlerinin arasında buluyorsunuz. Fakat fiberoptik kablolar farklı renklerde yanıp söylüyorlar.
Bu işe eşlik eden müzik ve kabloların yanıp sönmesi, veriye dayalı olarak değişiyor. Bu değişimi köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri belirliyor.  
"Köpek balıklarına GPS takarak, hareketlerini takip eden ocearch.org  isimli sitenin verilerini kullanıyoruz" diyen Samancı, "O sistem sayesinde köpek balıklarının okyanustaki var olan hızını hesaplayabiliyoruz. O hızı ve insanların interneti kullanma hızını kullanarak, bu işi yaptık. Bir anlamda doğanın hızı ve insanın hızlı şeklinde iki veri bir araya geliyor" dedi.  

Beyin dalgalarınızla okyanus dalgalarını nasıl yönetirsiniz?
Beyin dalgalarını kullanarak yaptığı Sen Okyanussun (You are the Ocean)  isimli çalışmasında Samancı, "Katılımcıya beyin dalgası ölçen sensör takıyoruz. Sanat galerisinin duvarına ise, gerçekçi bir okyanus yansıtıyoruz. Bu okyanus kamerayla çekilmiş bir video değil. Bilgisayar koduyla yaptığımız, tamamen koda dayalı bir okyanus ama gerçekçi bir sunum. Eğer etkileşen kişi kafasında bir problem çözmeye çalışıyorsa fırtınalı ve son derece dalgalı bir okyanus oluşuyor. Eğer daha kaygısız, anın içinde var olan bir düşünce modundaysa beyin dalgaları güneşli, sakin, dalgasız bir okyanus oluşturuyor. Aradaki geçişler de son derece yumuşak bir şekilde gerçekleşiyor" ifadeleriyle anlattı.

Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız
Dr. Samancı, son olarak, çalışmanın amacını şu sözlerle anlattı:
"Pek çok insan, 'Ben insanım ve var olan bütün varlıklar benim için yaratıldı' diye düşünebiliyor. Ama belki de buna şöyle bakabiliriz; bir evren ve bir Dünya var, insan da bunun uzantısı, parçası yani faydalanmak şeklinde değil. Her ekosistemin eşit olduğu, insanın diğer ekosistemlerden daha üstün olmadığı, bizim her şeyin bir parçası ve uzantısı olduğumuz bir düşünme biçimi. Eğer kendimizi ustun görmezsek, dünyayı ve kaynakları da kendi çıkarımız için kullanmayız, diğer varlıkları da düşünürüz. Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız gibi bir düşünce biçimi. Bu iş insanlar üzerine o bağı hissetme anlamında gerçekten çok etkili oldu."



OpenAI ve Google "kara listedeki" Çinli devlerle iş yapıyor

Çinli şirketlerin düşük maliyetli ve yüksek performanslı yapay zeka modelleri, son dönemde ABD'li devlere karşı alternatif olarak öne çıkıyor (AP)
Çinli şirketlerin düşük maliyetli ve yüksek performanslı yapay zeka modelleri, son dönemde ABD'li devlere karşı alternatif olarak öne çıkıyor (AP)
TT

OpenAI ve Google "kara listedeki" Çinli devlerle iş yapıyor

Çinli şirketlerin düşük maliyetli ve yüksek performanslı yapay zeka modelleri, son dönemde ABD'li devlere karşı alternatif olarak öne çıkıyor (AP)
Çinli şirketlerin düşük maliyetli ve yüksek performanslı yapay zeka modelleri, son dönemde ABD'li devlere karşı alternatif olarak öne çıkıyor (AP)

OpenAI ve Google'ın, Pentagon'un kara listesindeki Çinli teknoloji devlerine gelişmiş yapay zeka modelleri sattığı ortaya çıktı.

Financial Times (FT), irtibata geçtiği OpenAI ve Google'ın, ABD tarafından Çin ordusuyla işbirliği yapmakla suçlanan Alibaba, Baidu ve Tencent'in Singapur merkezli iştiraklerine yapay zeka hizmetleri sağladıklarını doğruladığını aktarıyor.

OpenAI'dan bir yetkili, modellerin yasadışı şekilde kullanılması endişesiyle geçen ay Alibaba'yla bağlantılı geliştiricilerin yapay zeka modellerine uzaktan erişimini askıya aldıklarını belirtiyor.

Google da yapay zeka hizmetlerinin kullanım şartlarına tabi olmak kaydıyla Hong Kong ve Singapur'da erişime açık olduğunu bildirdi.

Haberde, ABD'li firmaların yapay zeka hizmetlerini bu şirketlere satmasının yasadışı olmadığı vurgulanıyor.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), bazı Çinli firmaları Çin Halk Kurtuluş Ordusu'yla (ÇHKO) bağlantılı oldukları gerekçesiyle kara listeye alıyor. Apple'ın da bu listedeki Çinli çip üreticileri CXMT ve YMTC'yle iş yapmanın yollarını aradığı aktarılmıştı.

Diğer yandan ABD ulusal güvenliğini tehdit edebilecek şirketlerin yer aldığı "1260H" diye bilinen bu listenin herhangi bir hukuki bağlayıcılığı yok.

Buna rağmen bazı kesimler Beyaz Saray'ın, Pekin'le yarı iletken ticaretine uyguladığına benzer sınırlamaları yapay zeka modelleri için de devreye sokmasını istiyor.

ABD'li düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nden teknoloji ve güvenlik uzmanı Chris McGuire şu yorumu yapıyor:

Trump yönetimi sürekli yapay zeka alanında Çin'i geride bırakmamız gerektiğini söylüyor. Ancak sorun şu ki Çin'i yavaşlatmak için elimizdeki asıl araç olan ihracat kontrolü hakkında hiçbir adım atmadılar.

ChatGPT'nin yaratıcısı OpenAI, modellerine Çin'den erişilmesine izin verilmediğini bildiriyor. Ancak Çin sermayeli veya genel merkezi Çin'de yer alan bazı şirketlerin belirli koruma önlemleri dahilinde yapay zeka hizmetlerini kullanabildiğini aktarıyor.

Pentagon'la yaşadığı anlaşmazlıkla gündem olan Anthropic'in, Alibaba'yı yapay zeka modelinin yeteneklerini yasadışı şekilde kopyalamakla suçlaması da dikkat çekmişti.

ABD'li teknoloji devinden geçen ay yapılan açıklamada, Anthropic'in Claude modeline erişim için Alibaba'nın 25 bin sahte hesap oluşturduğu öne sürülmüştü.

Alibaba da çalışanlarının Claude'u kullanmasını yasaklamış, bu modeli "yüksek riskli yazılım" listesine almıştı.

Independent Türkçe, Financial Times, CNBC, China Daily


Liseli Japon, ChatGPT destekli siber saldırıyla 46 bin hesabı birden sildi

ChatGPT uygulamasının logosu bir akıllı telefon ekranında görülüyor (AFP)
ChatGPT uygulamasının logosu bir akıllı telefon ekranında görülüyor (AFP)
TT

Liseli Japon, ChatGPT destekli siber saldırıyla 46 bin hesabı birden sildi

ChatGPT uygulamasının logosu bir akıllı telefon ekranında görülüyor (AFP)
ChatGPT uygulamasının logosu bir akıllı telefon ekranında görülüyor (AFP)

Japonya'da 15 yaşındaki bir erkek çocuk, yapay zeka kullanarak bir anime yayın platformundaki onbinlerce hesabı zorla silen bir program geliştirdiği gerekçesiyle gözaltına alındı.

Polis, olayı bir ay boyunca hizmet kesintisine neden olan kasıtlı ve süregelen bir siber saldırı diye niteledi.

Tokyo yakınlarındaki Tokorozawa'da yaşayan lise öğrencisi, Japonya'nın en büyük oyuncak üreticisi Bandai Namco Holdings'in alt şirketi Bandai Namco Filmworks'ün sunucularına 4 Kasım 2025'te sahte komutlar göndererek hile yoluyla iş faaliyetlerini engellemekle suçlandı.

Tokyo Metropoliten Polis Teşkilatı saldırının, şirketin Bandai Channel yayın platformundaki 46 bin 812 hesabın kullanıcıların bilgisi veya rızası olmadan topluca silinmesine yol açtığını belirtti.

İddiaları kabul eden öğrenci, ilk kaynak kodunu kendisinin yazdığını ve daha sonra bunu iyileştirip tamamlamak için ChatGPT'ye başvurduğunu dedektiflere söyledi.

Asahi Shimbun'a göre öğrenci, dedektiflere, "Kayıt silme işlemi için kaynak kodunu kendim oluşturdum. İşlem uzun sürdüğü için ChatGPT'ye danıştım ve farklı bir programlama dilinde tamamladım" dedi.

Şirkete karşı herhangi bir kin beslemediğini söyleyen öğrenci, sadece giriş yapabileceği çok sayıda hesap olması nedeniyle onları hedef aldığını açıkladı.

Bandai Namco Filmworks önlemler alarak erişimini engelledikten sonra bile öğrencinin, IP adresini 30 kez değiştirerek sahte komutlar göndermeyi sürdürdüğü iddia ediliyor.

Şirket, hizmetlerini bir aydan uzun süre askıya almak ve etkilenen üyelere para iadesi yapmak zorunda kaldı.

Ertesi ay Bandai Namco Filmworks, yaklaşık 1,36 milyon hesabın e-posta adresleri, hesap bakiyeleri ve ödeme yöntemleri gibi kişisel bilgilerinin sızdırılmış olabileceğini duyurdu.

Şirket, verilerin internette yayımlanması gibi ikincil bir zararın doğrulanmadığını ifade etti.

Japon basınına göre şirket, "Bu durumu çok ciddiye alıyoruz ve düzenli kontroller yapmaya devam ederek böyle bir olayın tekrarlanmasını önlemek için çaba göstereceğiz" dedi.

İlkokuldayken kendi kendine kod yazmayı öğrenen öğrenci, dedektiflere ağ iletişimini analiz etmekten keyif aldığını söyledi.

Haziranda başka bir üyenin hesabını kullanarak yayın platformuna giriş yaptığı şüphesiyle gözaltına alınmasının ardından dedektifler daha geniş çaplı saldırıyı ortaya çıkardı.

Metropoliten Polis Teşkilatı'ndan üst düzey bir dedektif, gözaltı kararının ardından bir uyarı yayımladı.

Dedektif, "Siber uzay son derece anonim bir ortam ve insanlar kolayca suç işlemeye yönelebilir ancak bu eylemler ciddi sonuçlara yol açabilir" dedi.

Japonya'daki bir siber saldırıda üretken yapay zekanın araç olarak kullanıldığı ilk vakalardan biri olan bu olay, bu tür teknolojinin çevrimiçi suç faaliyetlerindeki engelleri ne kadar kolay aşabileceğine dair yeni soruları gündeme getiriyor.

Independent Türkçe


"Uzaylı bulduğunu" sanan yapay zeka nasıl kolayca kandırıldı?

Yapay zekanın yaşam işaretlerini yanlış yorumlaması, sunduğu verilerin insan kontrolünden geçmesi gerektiğini vurguluyor (Unsplash)
Yapay zekanın yaşam işaretlerini yanlış yorumlaması, sunduğu verilerin insan kontrolünden geçmesi gerektiğini vurguluyor (Unsplash)
TT

"Uzaylı bulduğunu" sanan yapay zeka nasıl kolayca kandırıldı?

Yapay zekanın yaşam işaretlerini yanlış yorumlaması, sunduğu verilerin insan kontrolünden geçmesi gerektiğini vurguluyor (Unsplash)
Yapay zekanın yaşam işaretlerini yanlış yorumlaması, sunduğu verilerin insan kontrolünden geçmesi gerektiğini vurguluyor (Unsplash)

Yapay zekanın eğitim sürecinde başarılı olsa bile cansız yapıları çok yüksek oranda uzaylı yaşam formu sanabildiği tespit edildi.

Nöral ağlardan oluşan yapay zeka modelleri, tekrarlayan örüntüleri tespit etmede başarılı olduğu için genetik ve uzay çalışmaları gibi alanlarda sıkça kullanılıyor.

Dünya çapındaki gökbilimciler de başka gezegenlerdeki yaşam arayışlarında bu teknolojinin muazzam miktarda veriyi işleyerek çalışmalarını kolaylaştırmasını umuyor.

Yaşamın varlığını kesin olarak doğrulayan tek bir biyoimza yok ancak gökbilimciler, yaşamın bilgiyi kodlaması gerektiğini söylüyor. Kendilerini kopyalayabilen DNA gibi zincir benzeri moleküller buna örnek verilebilir.

Michigan Eyalet Üniversitesi'nden Ankit Gupta ve Christoph Adami, yapay zekanın bu yaşam işaretlerini ne kadar iyi saptayabildiğini anlamak için sanal ortamda bir çalışma yürüttü.

Araştırmacılar Avida isimli bir program kullanarak bilgisayar koduyla yazılmış dijital organizmalar üretti. Bu dijital canlılar, sanal ortamda tekrar tekrar kendilerini kopyalıyor.

Bilim insanları her kopyalama işleminin kusurlu olduğunu ve tıpkı gerçek organizmaların genetik kodunun üreme sırasında mutasyona uğraması gibi, bilgisayar kodlarının da değiştiğini belirtiyor.

Adami, bu tür dijital yaşam formlarının evrim araştırmalarında onlarca yıldır kullanıldığını söylüyor.

Çalışma kapsamında, kendilerini kopyalama bilgisine sahip olan ve olmayan onbinlerce dijital organizma üreten ekip, bir yapay zeka modelini bunlarla eğitti. Eğitim süresince yapay zeka hangi organizmaların "canlı" olup olmadığını yüzde 99,97 oranında doğru tespit etti.

Ancak model, daha önce görmediği organizmalarla test edilince pek iyi bir performans sergilemedi.

Bulguları Kanada'da düzenlenen 2026 Yapay Yaşam Konferansı'nda sunulan çalışmada ekip ilk olarak yapay zekaya dijital cansız yapıları sundu ve model bunun cansız olduğunu saptadı.

Ancak araştırmacılar daha sonra organizmanın bilgisayar kodunu yavaş yavaş değiştirdi.Sadece 150 değişikliğin ardından organizma artık kendini kopyalayama niteliğini kaybetse bile yapay zeka modeli onu canlı sanmaya devam etti.

Gupta, "Hangi komut dizisiyle başlarsak başlayalım, yapay zekayı yüzde 100 oranında kandırmayı başardık" diyor.

Bu tür hatalı tahminler, başka gezegenlerde yaşam bulunduğunun sanılıp daha sonra yapay zekanın yanıldığının ortaya çıkmasına yol açabilir. Ayrıca yapay zeka sağlık gibi çeşitli alanlarda da kullanıldığı için bu sorunun daha geniş çaplı yansımaları olabilir. 

Çalışma, eğitim sürecinin başarılı geçmesinin bile bu modellere güvenmek için yeterli olmayacağını gösteriyor.

Araştırmacılar bu nedenle verilerin sürekli insanlar tarafından kontrol edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Yapay zekanın örüntüleri yanlış sınıflandırmak gibi bir "zayıf noktası" olduğuna dikkat çeken Adami şöyle diyor:

Karar sürecinde mutlaka bir insan yer almalı.

Araştırmacılar bundan sonraki çalışmalarında yapay zekayı dijital yerine gerçek yaşam verisiyle test etmeyi planlıyor.

Independent Türkçe, Phys.org, IFLScience