Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Uzaydaki uydu çöplüğü insanlığı dünyaya hapsedebilir. Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye dur demesi gerektiğini söyledi

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"
TT

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Dünya'nın yakın yörüngesinde, birikmiş uzay çöpleri insanlık için tehlikeye işaret ediyor.
Sürekli uzaya uydu gönderilmesi gündeme geliyor. Ancak göz ardı edilen bir gerçek var ki, uzaydaki uydu çöplüğü önümüzdeki dönemlerde insanlığı dünyaya hapsedebilir.
Independent Türkçe'de yer alan haber göre sanal gerçeklik (VR) uygulamaları ile çevre sorunlarına dikkat çeken Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye "dur" demesi gerektiğini söyledi.

Pasifik okyanusundaki çöp adaları deniz kirliliğinin en görülebilen hali oluyor. Çöplerden oluşan bu adalar, insanların kullanıp attığı ürünlerden oluşuyor.  Devasa boyuttaki bu adalar, okyanusun akıntılarıyla toplanıyor. 
İnsanların okyanusa etkisini görülebilir şekilde gözler önüne seriyor.  Bunun yanı sıra, okyanustaki kirliliğin görünmeyen tehlikeleri olan mikro plastikler var. O plastiklerin çok küçük parçaya dönüşmüş halleri balıkların sindirim sistemine geçiyor.
Daha sonra o balıkları insanlar yediğinde, mikro plastikler insanlarin sindirim sistemine aktarılıyor. Bu durumun ne kadar tehlikeli boyutta olduğuna dikkat çeken Samancı, "Bedenimizde çok ciddi miktarda plastik var" uyarısında bulundu. 

Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı

Yapay gübre yosun patlamasına neden oluyor
"İnsan popülasyonu arttığı için hızla bizim besin ihtiyacımız da artıyor" diyen Samancı, "Fakat dünyanın üzerinde hepimize yetecek kadar protein üretmek kolay değil. O yüzden aşırı miktarda besin üretimine ihtiyacımız var. Bu üretimi yapabilmek için de aşırı miktarda yapay gübre ve tarım ilacı kullanıyoruz. Yağmurlarla bu yapay gübreler ve kimyasallar okyanusa taşınıyor ve yosun patlaması dediğimiz okyanusun üstünü kapatan gelişmeler oluyor veya yapay gübrenin içindeki kimyasallar okyanusa karışıyor" şeklinde konuştu. 

Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için de bir yaşama şansı kalmıyor
Samancı, "İnsanlar, 'Okyanus çok büyük bir şey olmaz' diye düşünüyor. İnsan etkisinden kirlenmeyeceği düşüncesiyle hareket ediyor. Plastik adası işin en görülebilen kısmı yani buzdağının görünen kısmı. Aslında çok daha göz önünde olmayan derin problemler var. Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için bir yaşama şansı kalmıyor" dedi. 

Okyanusu kirlettiğimiz gibi uzayı da kirletiyoruz
Etkileşimli sanat yapmak için, yeni bulunan teknolojiler kullanılıyor. Bunlar arasında sanal gerçeklik ve bilgisayar kodları bulunuyor. 
Bu sanat dalını çevreyle ilgili konulara karşı insanlarda oluşan direnci kırmak için yaptığını söyleyen Dr. Özge Samancı, sözlerine şöyle devam etti:
"İnsanlar şöyle düşünüyor; 'Ben bir tane insanım, ne yapabilirim? Bütün herkes yapıyor. Ben pet şişeden su içmesem ne olacak?' O düşünce biçimi hepimizin içinde devam ediyor. O direnci kırmak için artık insanlara yeni metotlarla ulaşmak gerekiyor. "
Sanal gerçeklik ve yansıtma sanatı denilen geniş bir galeride yansıtarak gerçekleştirdiği Devasa Atık (VastWaste) adındaki çalışma hakkında  Dr. Samancı, "Bu işin içinde sanal gerçeklikte gördüğünüz iki tane sahne var. Birinci sahnede uzay boşluğunun içindesiniz, ikinci sahnede önce okyanusun üzerindesiniz, sonra okyanusun içine gömülüyorsunuz. Burada, okyanus kirliliği ve uzay kirliliği arasında bir bağ var. Birçok insan uzay kirliliği konusundan da haberdar olmayabilir. Biz okyanusu sınırsız büyük bir varlık olarak düşünüp, kirlettiğimiz gibi uzayı da uçsuz bucaksız bir alan olarak düşünüyoruz. Ama aslında öyle değil. Yer çekiminden dolayı bizim uzaya fırlattığımız her şey gidip evrenin sonsuzluğunda kaybolmuyor. Dünyanın etrafındaki yörüngede takılı kalıyor" ifadelerini kullandı.
1960 yıllardan bu yana uzay araştırmaları yapmak ve uydu yerleştirmek için çeşitli uzay araçları gönderiliyor.
Bu uzay araçları işleri bitse de yörüngede kalıyor. Bu ölü uydular, roket başlıkları, önceki kırılmalardan olan parçacıklar da birbirleriyle çarpışıp patladığı zaman parçacık miktarı artıyor.
İşin ilginç kısmı parça büyüklüğünün hiçbir önemi yok. Parça sayısının önemi var. Çünkü uzayda bir sürtünme kuvveti olmadığı için her şey saatte 25 bin  kilometre gibi akıl almaz bir hızla ilerliyor. Adeta bir mermi gibi.
Bu nedenle 10 santimetre civarında bir parça bile büyük bir uydu için tehlike teşkil edebiliyor. 

"Okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanıyoruz"
"Tıpkı okyanusu kirlettiğimiz gibi şimdi de Dünya'nın etrafındaki yörüngeyi kirletiyoruz" diyen Samancı, "Bu iki davranış biçimi arasındaki paralellikten bahsetmek istedim. Sanal gerçeklikte olan bu iş veri ile çalışıyor, okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanarak, bu iş için modellenmiş üç boyutlu uydu modellerini hareket ettiriyoruz. Sistemimiz veriye dayalı olduğu için kodladığımız yazılım internetten ilgili veriyi işin içine getiriyor ve verinin değerine göre animasyonları ve görselleri değiştiriyor. Müzik de her seferinde veriye bağlı olarak değişiyor. Seyirci bu işi deneyimlediğinde her seferinde başka bir versiyonunu görüyor. Yani aynı versiyonu iki kere görmek mümkün değil. Boş bir uzaydan başlıyor, uydular geliyor ve uydular birbirleriyle çarpışarak patlıyorlar. Süre geçtikçe etraftaki kırılan uydu miktarı artıyor, daha sonra bu uydu parçaları okyanusa gömülüyor" diye anlattı.  
Bu işin en ilginç yanlarından bir tanesi de okyanus kirliliğini ve uzay kirliliğin, birlikte ele alması. Gerçek hayatta kimi zaman görevi biten uydular sonunda Pasifik okyanusuna gömülüyor.
Dr. Samancı, bu durum için, "İki tane kirlettiğimiz alan, sonunda okyanusta birleşiyor. Bu bana, inanılmaz geliyor. Bu alanlar, sonsuz alanlar değil" şeklinde konuştu. 

Elon Musk insanlığı Dünya'ya mı hapsedecek?
Şu an uzay kirliliğini azaltabilecek herhangi bir teknoloji olmadığını vurgulayan Samancı, şu noktalara dikkat çekti:
"Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency) ve NASA, en büyük uzayla ilgili kurumlar, bu sorunun üstünde çalışıyorlar ama henüz uzay kirliliğini azaltabilecek bir teknoloji yok. Şu anda işlemde olan uydu sayısı 4 bin 500 civarında ve şu anda var olan uzay kirliliği öyle bir seviyedeki var olan bütün parçacıkları, çöpleri takip etmek zorundalar. O çöplerden biri işlemde olan bir uyduya çarpacak gibiyse işlemde olan uyduyu yukarı aşağı sağa sola şeklinde manevra yaptırıyorlar ki çarpışma gerçekleşmesin. 4 bin 500 uyduyla iş o kadar sıkışık bir hale gelmiş durumda.  Herkesin bayıldığı Elon Musk'ın Starlink diye bir projesi var, işleme koydu ve ilerliyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde uydu sayısını 40 bine çıkarmayı planlıyor. Henüz uzay çöpü ile ilgili bir çözümümüz yok, 4 bin 500 uyduyla aşılmak üzere ve bu rakam 40 bine çıkacak. Okyanusta olan sorunun aynısı dünyanın yörüngesinde de devam ediyor."

"Önlem alınmadan uydu fırlatılmaya devam ederlerse Dünya'ya hapsolabiliriz"
Dünya'nın etrafındaki uzay araçlarının zincirleme çarpışmaları tetikleyecek seviyeye ulaşması olarak bilinen Kessler Etkisi, bu çarpışmaların çok sayıda yeni parçacık oluşmasına neden olabileceği konusunu ele alıyor. 
Dr. Samancı, bu çarpışmaların ulaşabileceği bir eşik noktası olduğuna dikkat çekerek, "Bu eşik noktasına ulaştığımız zaman birbirini tetikleyen, durdurulamaz çarpışmalar olacak. O eşik geçildiği zaman artık bizim uzaya herhangi bir uzay aracı göndermemiz mümkün olmayacak. Eğer uzay çöpünü azaltacak bir çözüm bulamazsak, uyduların hayatlarımıza sağladığı bütün kolaylıklardan vazgeçilmesi gerekecek" şeklinde hatırlatmada bulundu.  

"Okyanusun derinlerinden gelen internetinizi köpek balıkları diş izleriyle kesebilir"
Fiber Optik Okyanus (Fiber Optic Ocean) isimli çalışmada Samancı, sanal gerçeklikle okyanusun dibinden giden fiberoptik kablolardan söz ediyor. 
Bugün kullandığımız internetin, belki çoğunun uydular aracılığıyla sağlandığı düşünülebilir. Ama aslında günümüzde var olan internetin altyapısı okyanusun altından giden kablolara dayalı ve bu kabloların aslında deniz ekosistemi üstünde etkisi var.
Sanal gerçekliği kullanma amacının, insanlara sorunları başka bir şekilde hissettirmek olduğunu kaydeden Dr. Samancı, "Köpek balıkları, bu fiberoptik kablolara çekiliyorlar.  Neden kabloları ısırmak istediklerinin nedeni tam olarak bilinmiyor ama köpek balıkları epey diş izi bırakarak, kabloları kırıyorlar. Bu durum şirketlere çok büyük maddi zararlara mal oluyor. Okyanusun dibinde kırığı bulup, tamir ediyorlar. Bu canavar gibi yaratık insanların yarattığı çizgi gibi bir teknolojiye saldırıyor. Bu doğa ile teknoloji arasındaki mücadelenin neredeyse bir grafik tasarım şeklinde dışavurumu ve gerçek olamayacak kadar absürt bir an" diye anlattı.  
 
Köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri müziği ve görselleri belirliyor
Bu çalışmada sanal gerçekliğin içinde okyanusun derinliğinde, fiberoptik kabloların içine takılı kalmış köpek balığı iskeletleri var.
VR gözlükleri ile ortamın içindeyken, kendinizi okyanusun altında fiber optik kablolarının ve köpek balığı iskeletlerinin arasında buluyorsunuz. Fakat fiberoptik kablolar farklı renklerde yanıp söylüyorlar.
Bu işe eşlik eden müzik ve kabloların yanıp sönmesi, veriye dayalı olarak değişiyor. Bu değişimi köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri belirliyor.  
"Köpek balıklarına GPS takarak, hareketlerini takip eden ocearch.org  isimli sitenin verilerini kullanıyoruz" diyen Samancı, "O sistem sayesinde köpek balıklarının okyanustaki var olan hızını hesaplayabiliyoruz. O hızı ve insanların interneti kullanma hızını kullanarak, bu işi yaptık. Bir anlamda doğanın hızı ve insanın hızlı şeklinde iki veri bir araya geliyor" dedi.  

Beyin dalgalarınızla okyanus dalgalarını nasıl yönetirsiniz?
Beyin dalgalarını kullanarak yaptığı Sen Okyanussun (You are the Ocean)  isimli çalışmasında Samancı, "Katılımcıya beyin dalgası ölçen sensör takıyoruz. Sanat galerisinin duvarına ise, gerçekçi bir okyanus yansıtıyoruz. Bu okyanus kamerayla çekilmiş bir video değil. Bilgisayar koduyla yaptığımız, tamamen koda dayalı bir okyanus ama gerçekçi bir sunum. Eğer etkileşen kişi kafasında bir problem çözmeye çalışıyorsa fırtınalı ve son derece dalgalı bir okyanus oluşuyor. Eğer daha kaygısız, anın içinde var olan bir düşünce modundaysa beyin dalgaları güneşli, sakin, dalgasız bir okyanus oluşturuyor. Aradaki geçişler de son derece yumuşak bir şekilde gerçekleşiyor" ifadeleriyle anlattı.

Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız
Dr. Samancı, son olarak, çalışmanın amacını şu sözlerle anlattı:
"Pek çok insan, 'Ben insanım ve var olan bütün varlıklar benim için yaratıldı' diye düşünebiliyor. Ama belki de buna şöyle bakabiliriz; bir evren ve bir Dünya var, insan da bunun uzantısı, parçası yani faydalanmak şeklinde değil. Her ekosistemin eşit olduğu, insanın diğer ekosistemlerden daha üstün olmadığı, bizim her şeyin bir parçası ve uzantısı olduğumuz bir düşünme biçimi. Eğer kendimizi ustun görmezsek, dünyayı ve kaynakları da kendi çıkarımız için kullanmayız, diğer varlıkları da düşünürüz. Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız gibi bir düşünce biçimi. Bu iş insanlar üzerine o bağı hissetme anlamında gerçekten çok etkili oldu."



Washington yapay zekâ kartlarını yeniden dağıtıyor... Trump Yapay Zeka Gücü kuruyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Washington yapay zekâ kartlarını yeniden dağıtıyor... Trump Yapay Zeka Gücü kuruyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Teknoloji sektöründe yapay zekâ yarışının ve bunun güvenlik alanındaki sonuçlarının doğurabileceği risklere ilişkin uyarılar artarken ABD Başkanı Donald Trump, bir Yapay Zekâ Gücü kurma ve teknoloji dosyasından sorumlu üst düzey bir yetkili atama niyetini açıkladı. Kurumsal yapısı ve yetkilerinin sınırları henüz netleşmeyen bu adım, yapay zekânın ABD'nin ekonomik ve güvenlik politikalarındaki öneminin giderek arttığını gösteriyor.

Trump, cumartesi günü Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, ilk başkanlık döneminde kurduğu Uzay Gücü’ne benzer şekilde bir AI Force oluşturacağını ve yakında bir Yapay Zekâ Çarı ((Güvenlik Sorumlusunu) atayacağını söyledi. ABD Başkanı, gücün ne zaman kurulacağını, bütçesinin ne olacağını veya hangi kuruma bağlı olacağını belirtmedi. Ayrıca yeni yapının yeni bir sivil kurum mu olacağı yoksa mevcut bir hükümet yapısının parçası mı olacağı konusunda da açıklama yapmadı.

Bu açıklama, halihazırda yapay zekâ dosyasıyla ilgilenen birçok devlet kurumunun bulunduğu bir dönemde geldi. Bunlar arasında Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi, Ticaret Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı'nın yanı sıra Pentagon bünyesinde dijitalleşme ve yapay zekâ alanlarından sorumlu başlıca bir birim bulunuyor. Bu nedenle yeni gücün mevcut kurumlara ne gibi bir rol ekleyeceği konusunda soru işaretleri ortaya çıkıyor.

Ancak Trump'ın açıklamasının taşıdığı siyasi mesaj, kurumsal ayrıntılardan daha netti. Trump, yönetiminin yapay zekâ sektörünün büyümesini engellemeyeceğini aksine sektörü destekleyeceğini ve gelişimini izleyeceğini belirtti. Yapay zekâyı gelecek sanayi devrimi veya bundan daha büyük bir gelişme olarak nitelendiren Trump, teknolojinin etkisinin kendi tahminine göre ABD gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 25'ine ulaşabileceğini söyledi. Trump ayrıca ABD'nin bu alanda Çin karşısında liderliğini koruması gerektiğini vurguladı.

cdfrgthy
Trump, Nisan 2025'te yürürlüğe girecek yeni gümrük vergilerini duyuran bir etkinlikte konuşuyor (AP)

Bu yaklaşım, yapay zekâyı ABD ile Çin arasındaki rekabetin merkezine yerleştiriyor. Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında yapılması beklenen görüşmede teknoloji dosyasının da gündeme gelmesi bekleniyor. Rekabet yalnızca ticari kapasiteyle sınırlı değil. Yarış aynı zamanda çipler, veri merkezleri, askeri uygulamalar ve siber güvenlik alanlarındaki üstünlükle de bağlantılı.

Gelişmeyi hızlandırma... Denetimi artırma

Yapay Zekâ Gücü açıklaması, daha ileri yapay zekâ teknolojilerinin yol açabileceği riskler konusunda teknoloji şirketleri ve ABD hükümeti üzerindeki baskının arttığı bir dönemde geldi.

Anthropic Üst Yöneticisi Dario Amodei, gelişmiş yapay zekâ modellerinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulundu. Amodei, daha fazla uluslararası koordinasyon ve modellerin güvenliğinin bağımsız biçimde değerlendirilmesini de içeren önlemler önerdi.

OpenAI Üst Yöneticisi Sam Altman da gelişmenin hızlanmasının son derece kötü sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Altman aynı zamanda gelişmiş yapay zekâ için ortak güvenlik gereklilikleri belirleyen federal bir çerçeve oluşturulması çağrısı yaptı. Elon Musk da sektör üzerindeki denetimlerin artırılmasına yönelik tavsiyeleri destekledi.

İngiltere'de ise farklı partilerden milletvekilleri, Parlamentonun Ortak İnsan Hakları Komitesi'nin mevcut yasaların teknolojinin gelişme hızına tamamen ayak uyduramadığı sonucuna varmasının ardından yeni bir yasal düzenleme yapılması çağrısında bulundu.

ghju
Pittsburgh'da 17 Eylül 2026'da Bakery Square'de düzenlenen Yapay Zeka Zirvesi (AFP)

Sektördeki bazı araştırmacıların gelişmiş modellerin kontrol edilmesi zor seviyelere ulaşabileceği yönündeki uyarılarının ardından endişeler de arttı. Anthropic'in eski araştırmacısı Jacob Coxon, kontrol edilmesi giderek zorlaşabilecek sistemler geliştirmek için şirketler arasındaki rekabete ilişkin endişeleri nedeniyle sektörden ayrıldığını söyledi.

Trump ise bu endişelerin sektörün yavaşlatılmasını gerektirdiğini düşünmüyor. Daha önce yapay zekânın kontrolden çıkabileceğine yönelik uyarıları aldatmaca olarak nitelendiren Trump, son paylaşımında teknolojinin kötüye kullanımına karşı mevcut ceza ve hukuk sistemlerinin kullanılabileceğini, bunun yerine geniş kapsamlı yeni bir düzenleme sistemi getirilmesine gerek olmadığını belirtti.

David Sacks'ın ayrılmasının ardından yeni Çar

Yapay Zekâ Çarı atanması, Trump yönetimindeki bu türden ikinci atama olacak. Yatırımcı David Sacks daha önce yapay zekâ ve kripto para dosyalarını birlikte yürüten bir görevi üstlenmişti. Sacks daha sonra bu görevden ayrılarak Başkan'ın Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi'nde üst düzey bir göreve geçti.

Yeni açıklama, yönetim içinde sektörün ne ölçüde denetlenmesi gerektiğine ilişkin görüş ayrılıklarının yaşandığı bir dönemde geldi. Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal'den aktardığı habere  göre danışmanlar, gelişmiş modellerin yetenekleri ve siber saldırı risklerine odaklanan bir ekip ile ABD şirketlerinin Çin'le rekabetinde yavaşlamasını önlemek için asgari düzeyde düzenleme yapılmasını savunan bir başka ekip arasında bölünmüş durumda.

Bu görüş ayrılığı, yeni yetkiliye verilecek görevin önemini artırıyor. Özellikle amaç ABD'nin yapay zekâ politikasını koordine etmekse bu durum daha da önem kazanıyor. Zira hükümete bağlı çok sayıda kurum halihazırda dosyanın farklı boyutları üzerinde çalışıyor.

Veri merkezleri yeni bir cephe açıyor

Baskılar yalnızca teknolojik risklerle sınırlı değil. Yapay zekâ şirketlerinin modelleri çalıştırmak için ihtiyaç duyduğu veri merkezleri, yüksek enerji ve su tüketimleri ile elektrik şebekeleri ve yerel topluluklar üzerindeki etkileri nedeniyle ABD'de giderek daha hassas bir konu haline geliyor.

Gallup tarafından mayıs ayında yayımlanan verilere göre her 10 Amerikalıdan 7'si kendi bölgelerinde yapay zekâ veri merkezi kurulmasına karşı çıkıyor. Bunların yüzde 48'i ise buna kesinlikle karşı olduğunu belirtiyor.

cvghju
Bu görselde yapay zekâ ifadesi, robot görseli ve Avrupa Birliği bayrağı yer alıyor (Reuters)

New York Times ve Siena tarafından eylül ayında 1.503 potansiyel seçmenle gerçekleştirilen daha yeni bir ankette de katılımcıların yüzde 61'i yapay zekâ veri merkezlerinin kurulmasına karşı çıktı. Yüzde 14'lük kesim ise bu tür merkezlerin kurulmasını güçlü biçimde destekledi.

Trump ise bu yatırımları savunarak veri merkezlerini büyüme ve istihdam kaynağı olarak nitelendirdi. Bu açıklama, veri merkezlerinin kaynak tüketimi ve bunlarla bağlantılı enerji maliyetlerine yönelik yerel itirazların arttığı bir dönemde geldi.

Böylece Yapay Zekâ Gücü, üç farklı sürecin kesiştiği bir dönemde gündeme geliyor: Washington'ın Çin karşısındaki teknolojik üstünlüğünü koruma isteği, yapay zekâ şirketlerinin güvenlik konusunda kurallar veya standartlar oluşturulması yönündeki baskıları ve sektörün büyümesi için gerekli altyapıya yönelik artan itirazlar.

Yeni gücün yapısı, Yapay Zekâ Çarı’nın yetkileri ve girişimin finansmanına ilişkin resmi ayrıntıların bulunmadığı mevcut durumda açıklama, şimdilik faal bir hükümet kurumundan ziyade siyasi bir çerçeve niteliği taşıyor. Bununla birlikte açıklamanın zamanlaması, yapay zekânın teknoloji sektörünün sınırlarını aşarak ABD'nin ekonomik, güvenlik ve stratejik hesaplamalarında öncelikli bir konuma yükseldiğine işaret ediyor.


Çığır açıcı keşif: İnsan beyni aslında iki ayrı organ

Son araştırmada, beynin iki ayrı organ gibi çalıştığı tespit edildi (Pexels)
Son araştırmada, beynin iki ayrı organ gibi çalıştığı tespit edildi (Pexels)
TT

Çığır açıcı keşif: İnsan beyni aslında iki ayrı organ

Son araştırmada, beynin iki ayrı organ gibi çalıştığı tespit edildi (Pexels)
Son araştırmada, beynin iki ayrı organ gibi çalıştığı tespit edildi (Pexels)

Suha Kidwai 

Çığır açıcı yeni bir araştırmaya göre insan beyni tek bir organ değil, birbirinden bağımsız olarak evrimleşip daha sonra birleşen iki ayrı sistem.

Stanford Üniversitesi'nden bilim insanları, uzun süredir gizemini koruyan bir laboratuvar sorununu çözmeye çalışırken bu keşfi yaptı: Beynin arka kısmına ait hücreleri petri kabında yetiştirmek neredeyse imkansızken, ön kısmına ait hücreler neden kolayca üretilebiliyordu?

Ekip, beynin en erken aşamalarında nasıl oluştuğunu inceleyerek organın ön ve arka bölümlerinin birbirinden tamamen farklı öncül hücrelerden geliştiğini keşfetti.

Daha önce, beynin tamamının tek bir ana öncül hücreden geliştiği düşünülüyordu.

Ancak Stanford ekibi, gastrulasyon (basit bir hücre kümesinin gerçek vücut yapılarına dönüşmeye başladığı kritik gelişim aşaması) sırasında embriyoları gözlemleyerek iki farklı hücre grubu tespit etti.

Bir hücre grubu yalnızca beynin ön kısmını oluşturmak üzere programlanmışken, diğeriyse sadece arka kısmını oluşturmaya adanmıştı. Daha ileri analizler, bu iki grup içindeki genetik talimatların tamamen farklı şekillerde gruplandığını ve böylece birbirleriyle asla kesişmeyen ayrı yollara yönlendirildiklerini gösterdi.

Stanford Üniversitesi'nde gelişim biyolojisi alanından Doç. Dr. Kyle Loh şöyle diyor: 

Beynin tek bir organ olması muhtemelen daha verimli olurdu ancak beyni iki ayrı parça halinde üreten bu kadim yönteme bağımlıyız.

Araştırmacılar, tıpkı denizanasının vücudunun farklı bölgelerinde ayrı sinir ağları bulunması gibi, uzak evrimsel tarihte bu iki sistemin, ilkel hayvanlarda ayrı fiziksel konumlarda var olduğuna inanıyor.

Kafatasının tabanında yer alan arka beyin, vücudun otomatik kontrol merkezi görevini üstleniyor ve kalp atış hızı, solunum ve uyku döngüleri gibi hayati fonksiyonları yönetiyor.

Orta beyin ve ön beyin ise dil, mantık ve soyut muhakeme gibi üst düzey düşünme süreçlerini yürütüyor.

Ayrı kökenlere sahip olmalarına rağmen bu iki sistem mükemmel bir uyum içinde entegre olarak günlük görevleri yerine getiriyor.

Araştırmacıların, insanlarla uzak bir ortak ataya sahip deniz canlıları Enteropneusta'da da aynı ikili sistem yapısını saptaması, bu iki parçalı tasarımın en az 500 milyon yıl öncesine dayandığına işaret ediyor.

Nature Neuroscience'ta yayımlanan bulgular, tıbbi araştırmalar açısından önemli bir dönüm noktası.

Arka beyin hücrelerinin nasıl benzersiz bir şekilde oluştuğuna dair bilgiyle donanan ekip, laboratuvarda ilk kez insan kök hücrelerini işlevsel arka beyin motor nöronlarına dönüştürmeyi başardı.

Bu özel sinir hücrelerinin üretilebilmesinin, özellikle arka beyindeki motor nöronları hedef alıp yok eden amyotrofik lateral skleroz (ALS) ve spinal musküler atrofi (SMA) gibi ölümcül nörodejeneratif hastalıklara yönelik araştırmaları büyük ölçüde hızlandırması bekleniyor.

Jokhai, "Petri kabında kök hücrelerden çok sayıda insan arka beyin motor nöronu yaratabilmemiz, bu hastalıkların modellenmesinde yeni bir yaklaşım sunuyor" diyor.

Bir gün çok sayıdaki nörodejeneratif hastalıktan etkilenen kişilere rejeneratif tedaviler sunabilmeyi umuyoruz.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Yapay zeka tartışmasına Amazon da katıldı: "Güçlü önlemlere ihtiyaç var"

9 Aralık 2024'te Almanya'nın batısındaki Horn-Bad Meinberg'de, çevrimiçi perakende devi Amazon'un bir dağıtım merkezinin önünde "Dur" yazılı trafik tabelası görülüyor (AFP)
9 Aralık 2024'te Almanya'nın batısındaki Horn-Bad Meinberg'de, çevrimiçi perakende devi Amazon'un bir dağıtım merkezinin önünde "Dur" yazılı trafik tabelası görülüyor (AFP)
TT

Yapay zeka tartışmasına Amazon da katıldı: "Güçlü önlemlere ihtiyaç var"

9 Aralık 2024'te Almanya'nın batısındaki Horn-Bad Meinberg'de, çevrimiçi perakende devi Amazon'un bir dağıtım merkezinin önünde "Dur" yazılı trafik tabelası görülüyor (AFP)
9 Aralık 2024'te Almanya'nın batısındaki Horn-Bad Meinberg'de, çevrimiçi perakende devi Amazon'un bir dağıtım merkezinin önünde "Dur" yazılı trafik tabelası görülüyor (AFP)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

Amazon, yapay zeka modellerinin yeterli güvenlik önlemleri alınmadan kamuya sunulmaması gerektiğini belirtti.

Çevrimiçi perakende devi, yapay zeka araştırmacılarının son günlerde dikkat çektiği türden zararları önlemek için "titiz testler ve sağlam güvenlik önlemleri" hayata geçirme çağrısında bulundu.

Anthropic CEO'su Dario Amodei ve OpenAI CEO'su Sam Altman da dahil, yapay zeka sektörünün önde gelen isimleri, deneysel modellerin diğer şirketlere saldırılar düzenlemesinin ardından bu alandaki çalışmaların yavaşlatılması çağrısı yapıyor.

Bir Amazon sözcüsü de yapay zeka geliştirme çalışmalarını tamamen durdurmadan uygun koruma önlemlerinin belirlenip uygulanması gerektiğini söyledi.

Amazon sözcüsü, "Bunu ilerlemeyle güvenlik arasında yapılacak bir seçim olarak görmüyoruz. Modeller, kullanıma hazır ve güvenli olduklarında piyasaya sürülmeli; bu da titiz testler ve güçlü güvenlik önlemleriyle sağlanabilir" dedi.

Bu adımlar hep birlikte atılmazsa riskler ortaya çıkar ve sektör olarak hükümetle işbirliği içinde doğru koruma önlemlerini alacağımıza inanıyoruz.

Yapay zeka halihazırda müşterilere gerçek bir değer katıyor, bu yüzden bu meseleyi doğru düzgün yürütmek önem arz ediyor.

Anthropic'te çalışan bir araştırmacının geçen hafta şirketten istifa ederek "Yapay zekayı geliştirenler, bu teknolojinin 2030'a kadar hepimizi öldürebileceğine içtenlikle inanıyor" uyarısında bulunmasının ardından, yapay zeka şirketleri ürünleriyle ilgili giderek daha çok mercek altına alınıyor.

Araştırmacı, "Başka hiçbir insan faaliyeti bu düzeyde bir tehlike yaratmıyor" diye eklemişti.

Sivil eylem grubu PauseAI UK'in 16 Eylül 2026'da Londra'nın merkezindeki Downing Street önünde düzenlediği bir "acil durum protestosuna" katılanlar pankartlar ve bir afiş tutuyor (AFP)
Sivil eylem grubu PauseAI UK'in 16 Eylül 2026'da Londra'nın merkezindeki Downing Street önünde düzenlediği bir "acil durum protestosuna" katılanlar pankartlar ve bir afiş tutuyor (AFP)

Anthropic'in mevcut yapay zeka güvenliği sorumlusu Evan Hubinger da bu iddiaları destekleyerek yüzde 10 ihtimalle yapay zekanın önümüzdeki 10 yıl içinde "tüm insanları öldürebileceğini" düşündüğünü belirtmişti.

Buna yanıt olarak Anthropic'ten Dario Amodei, "İlerlemeyi yavaşlatmalıyız" başlıklı bir makale yayımlamıştı.

Amodei, "Yapay zeka birtakım riskleri beraberinde getiriyor ve son derece güçlü bir teknoloji olduğu için bu riskler ciddi" diye yazmıştı.

Bunlar arasında yapay zeka sistemleri üzerindeki kontrolün kaybedilmesi riski, siber saldırılar ve biyoterörizm amacıyla yapay zekanın kötüye kullanılması ve ciddi ekonomik aksaklıklar yer alıyor. Ticari teşviklerin körüklediği bir dibe doğru yarış, bu riskleri daha da artırabilir.

Yavaşlama çağrıları sektörde geniş destek bulsa da ABD Başkanı Donald Trump'ın direnişiyle karşılaşmıştı. Trump, her türlü düzenleyici güvenlik kuralının ABD'nin yapay zeka yarışında Çin'in gerisine düşmesine yol açacağını savunmuştu.

Independent Türkçe,independent.co.uk/tech