Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Uzaydaki uydu çöplüğü insanlığı dünyaya hapsedebilir. Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye dur demesi gerektiğini söyledi

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"
TT

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Dünya'nın yakın yörüngesinde, birikmiş uzay çöpleri insanlık için tehlikeye işaret ediyor.
Sürekli uzaya uydu gönderilmesi gündeme geliyor. Ancak göz ardı edilen bir gerçek var ki, uzaydaki uydu çöplüğü önümüzdeki dönemlerde insanlığı dünyaya hapsedebilir.
Independent Türkçe'de yer alan haber göre sanal gerçeklik (VR) uygulamaları ile çevre sorunlarına dikkat çeken Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye "dur" demesi gerektiğini söyledi.

Pasifik okyanusundaki çöp adaları deniz kirliliğinin en görülebilen hali oluyor. Çöplerden oluşan bu adalar, insanların kullanıp attığı ürünlerden oluşuyor.  Devasa boyuttaki bu adalar, okyanusun akıntılarıyla toplanıyor. 
İnsanların okyanusa etkisini görülebilir şekilde gözler önüne seriyor.  Bunun yanı sıra, okyanustaki kirliliğin görünmeyen tehlikeleri olan mikro plastikler var. O plastiklerin çok küçük parçaya dönüşmüş halleri balıkların sindirim sistemine geçiyor.
Daha sonra o balıkları insanlar yediğinde, mikro plastikler insanlarin sindirim sistemine aktarılıyor. Bu durumun ne kadar tehlikeli boyutta olduğuna dikkat çeken Samancı, "Bedenimizde çok ciddi miktarda plastik var" uyarısında bulundu. 

Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı

Yapay gübre yosun patlamasına neden oluyor
"İnsan popülasyonu arttığı için hızla bizim besin ihtiyacımız da artıyor" diyen Samancı, "Fakat dünyanın üzerinde hepimize yetecek kadar protein üretmek kolay değil. O yüzden aşırı miktarda besin üretimine ihtiyacımız var. Bu üretimi yapabilmek için de aşırı miktarda yapay gübre ve tarım ilacı kullanıyoruz. Yağmurlarla bu yapay gübreler ve kimyasallar okyanusa taşınıyor ve yosun patlaması dediğimiz okyanusun üstünü kapatan gelişmeler oluyor veya yapay gübrenin içindeki kimyasallar okyanusa karışıyor" şeklinde konuştu. 

Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için de bir yaşama şansı kalmıyor
Samancı, "İnsanlar, 'Okyanus çok büyük bir şey olmaz' diye düşünüyor. İnsan etkisinden kirlenmeyeceği düşüncesiyle hareket ediyor. Plastik adası işin en görülebilen kısmı yani buzdağının görünen kısmı. Aslında çok daha göz önünde olmayan derin problemler var. Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için bir yaşama şansı kalmıyor" dedi. 

Okyanusu kirlettiğimiz gibi uzayı da kirletiyoruz
Etkileşimli sanat yapmak için, yeni bulunan teknolojiler kullanılıyor. Bunlar arasında sanal gerçeklik ve bilgisayar kodları bulunuyor. 
Bu sanat dalını çevreyle ilgili konulara karşı insanlarda oluşan direnci kırmak için yaptığını söyleyen Dr. Özge Samancı, sözlerine şöyle devam etti:
"İnsanlar şöyle düşünüyor; 'Ben bir tane insanım, ne yapabilirim? Bütün herkes yapıyor. Ben pet şişeden su içmesem ne olacak?' O düşünce biçimi hepimizin içinde devam ediyor. O direnci kırmak için artık insanlara yeni metotlarla ulaşmak gerekiyor. "
Sanal gerçeklik ve yansıtma sanatı denilen geniş bir galeride yansıtarak gerçekleştirdiği Devasa Atık (VastWaste) adındaki çalışma hakkında  Dr. Samancı, "Bu işin içinde sanal gerçeklikte gördüğünüz iki tane sahne var. Birinci sahnede uzay boşluğunun içindesiniz, ikinci sahnede önce okyanusun üzerindesiniz, sonra okyanusun içine gömülüyorsunuz. Burada, okyanus kirliliği ve uzay kirliliği arasında bir bağ var. Birçok insan uzay kirliliği konusundan da haberdar olmayabilir. Biz okyanusu sınırsız büyük bir varlık olarak düşünüp, kirlettiğimiz gibi uzayı da uçsuz bucaksız bir alan olarak düşünüyoruz. Ama aslında öyle değil. Yer çekiminden dolayı bizim uzaya fırlattığımız her şey gidip evrenin sonsuzluğunda kaybolmuyor. Dünyanın etrafındaki yörüngede takılı kalıyor" ifadelerini kullandı.
1960 yıllardan bu yana uzay araştırmaları yapmak ve uydu yerleştirmek için çeşitli uzay araçları gönderiliyor.
Bu uzay araçları işleri bitse de yörüngede kalıyor. Bu ölü uydular, roket başlıkları, önceki kırılmalardan olan parçacıklar da birbirleriyle çarpışıp patladığı zaman parçacık miktarı artıyor.
İşin ilginç kısmı parça büyüklüğünün hiçbir önemi yok. Parça sayısının önemi var. Çünkü uzayda bir sürtünme kuvveti olmadığı için her şey saatte 25 bin  kilometre gibi akıl almaz bir hızla ilerliyor. Adeta bir mermi gibi.
Bu nedenle 10 santimetre civarında bir parça bile büyük bir uydu için tehlike teşkil edebiliyor. 

"Okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanıyoruz"
"Tıpkı okyanusu kirlettiğimiz gibi şimdi de Dünya'nın etrafındaki yörüngeyi kirletiyoruz" diyen Samancı, "Bu iki davranış biçimi arasındaki paralellikten bahsetmek istedim. Sanal gerçeklikte olan bu iş veri ile çalışıyor, okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanarak, bu iş için modellenmiş üç boyutlu uydu modellerini hareket ettiriyoruz. Sistemimiz veriye dayalı olduğu için kodladığımız yazılım internetten ilgili veriyi işin içine getiriyor ve verinin değerine göre animasyonları ve görselleri değiştiriyor. Müzik de her seferinde veriye bağlı olarak değişiyor. Seyirci bu işi deneyimlediğinde her seferinde başka bir versiyonunu görüyor. Yani aynı versiyonu iki kere görmek mümkün değil. Boş bir uzaydan başlıyor, uydular geliyor ve uydular birbirleriyle çarpışarak patlıyorlar. Süre geçtikçe etraftaki kırılan uydu miktarı artıyor, daha sonra bu uydu parçaları okyanusa gömülüyor" diye anlattı.  
Bu işin en ilginç yanlarından bir tanesi de okyanus kirliliğini ve uzay kirliliğin, birlikte ele alması. Gerçek hayatta kimi zaman görevi biten uydular sonunda Pasifik okyanusuna gömülüyor.
Dr. Samancı, bu durum için, "İki tane kirlettiğimiz alan, sonunda okyanusta birleşiyor. Bu bana, inanılmaz geliyor. Bu alanlar, sonsuz alanlar değil" şeklinde konuştu. 

Elon Musk insanlığı Dünya'ya mı hapsedecek?
Şu an uzay kirliliğini azaltabilecek herhangi bir teknoloji olmadığını vurgulayan Samancı, şu noktalara dikkat çekti:
"Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency) ve NASA, en büyük uzayla ilgili kurumlar, bu sorunun üstünde çalışıyorlar ama henüz uzay kirliliğini azaltabilecek bir teknoloji yok. Şu anda işlemde olan uydu sayısı 4 bin 500 civarında ve şu anda var olan uzay kirliliği öyle bir seviyedeki var olan bütün parçacıkları, çöpleri takip etmek zorundalar. O çöplerden biri işlemde olan bir uyduya çarpacak gibiyse işlemde olan uyduyu yukarı aşağı sağa sola şeklinde manevra yaptırıyorlar ki çarpışma gerçekleşmesin. 4 bin 500 uyduyla iş o kadar sıkışık bir hale gelmiş durumda.  Herkesin bayıldığı Elon Musk'ın Starlink diye bir projesi var, işleme koydu ve ilerliyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde uydu sayısını 40 bine çıkarmayı planlıyor. Henüz uzay çöpü ile ilgili bir çözümümüz yok, 4 bin 500 uyduyla aşılmak üzere ve bu rakam 40 bine çıkacak. Okyanusta olan sorunun aynısı dünyanın yörüngesinde de devam ediyor."

"Önlem alınmadan uydu fırlatılmaya devam ederlerse Dünya'ya hapsolabiliriz"
Dünya'nın etrafındaki uzay araçlarının zincirleme çarpışmaları tetikleyecek seviyeye ulaşması olarak bilinen Kessler Etkisi, bu çarpışmaların çok sayıda yeni parçacık oluşmasına neden olabileceği konusunu ele alıyor. 
Dr. Samancı, bu çarpışmaların ulaşabileceği bir eşik noktası olduğuna dikkat çekerek, "Bu eşik noktasına ulaştığımız zaman birbirini tetikleyen, durdurulamaz çarpışmalar olacak. O eşik geçildiği zaman artık bizim uzaya herhangi bir uzay aracı göndermemiz mümkün olmayacak. Eğer uzay çöpünü azaltacak bir çözüm bulamazsak, uyduların hayatlarımıza sağladığı bütün kolaylıklardan vazgeçilmesi gerekecek" şeklinde hatırlatmada bulundu.  

"Okyanusun derinlerinden gelen internetinizi köpek balıkları diş izleriyle kesebilir"
Fiber Optik Okyanus (Fiber Optic Ocean) isimli çalışmada Samancı, sanal gerçeklikle okyanusun dibinden giden fiberoptik kablolardan söz ediyor. 
Bugün kullandığımız internetin, belki çoğunun uydular aracılığıyla sağlandığı düşünülebilir. Ama aslında günümüzde var olan internetin altyapısı okyanusun altından giden kablolara dayalı ve bu kabloların aslında deniz ekosistemi üstünde etkisi var.
Sanal gerçekliği kullanma amacının, insanlara sorunları başka bir şekilde hissettirmek olduğunu kaydeden Dr. Samancı, "Köpek balıkları, bu fiberoptik kablolara çekiliyorlar.  Neden kabloları ısırmak istediklerinin nedeni tam olarak bilinmiyor ama köpek balıkları epey diş izi bırakarak, kabloları kırıyorlar. Bu durum şirketlere çok büyük maddi zararlara mal oluyor. Okyanusun dibinde kırığı bulup, tamir ediyorlar. Bu canavar gibi yaratık insanların yarattığı çizgi gibi bir teknolojiye saldırıyor. Bu doğa ile teknoloji arasındaki mücadelenin neredeyse bir grafik tasarım şeklinde dışavurumu ve gerçek olamayacak kadar absürt bir an" diye anlattı.  
 
Köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri müziği ve görselleri belirliyor
Bu çalışmada sanal gerçekliğin içinde okyanusun derinliğinde, fiberoptik kabloların içine takılı kalmış köpek balığı iskeletleri var.
VR gözlükleri ile ortamın içindeyken, kendinizi okyanusun altında fiber optik kablolarının ve köpek balığı iskeletlerinin arasında buluyorsunuz. Fakat fiberoptik kablolar farklı renklerde yanıp söylüyorlar.
Bu işe eşlik eden müzik ve kabloların yanıp sönmesi, veriye dayalı olarak değişiyor. Bu değişimi köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri belirliyor.  
"Köpek balıklarına GPS takarak, hareketlerini takip eden ocearch.org  isimli sitenin verilerini kullanıyoruz" diyen Samancı, "O sistem sayesinde köpek balıklarının okyanustaki var olan hızını hesaplayabiliyoruz. O hızı ve insanların interneti kullanma hızını kullanarak, bu işi yaptık. Bir anlamda doğanın hızı ve insanın hızlı şeklinde iki veri bir araya geliyor" dedi.  

Beyin dalgalarınızla okyanus dalgalarını nasıl yönetirsiniz?
Beyin dalgalarını kullanarak yaptığı Sen Okyanussun (You are the Ocean)  isimli çalışmasında Samancı, "Katılımcıya beyin dalgası ölçen sensör takıyoruz. Sanat galerisinin duvarına ise, gerçekçi bir okyanus yansıtıyoruz. Bu okyanus kamerayla çekilmiş bir video değil. Bilgisayar koduyla yaptığımız, tamamen koda dayalı bir okyanus ama gerçekçi bir sunum. Eğer etkileşen kişi kafasında bir problem çözmeye çalışıyorsa fırtınalı ve son derece dalgalı bir okyanus oluşuyor. Eğer daha kaygısız, anın içinde var olan bir düşünce modundaysa beyin dalgaları güneşli, sakin, dalgasız bir okyanus oluşturuyor. Aradaki geçişler de son derece yumuşak bir şekilde gerçekleşiyor" ifadeleriyle anlattı.

Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız
Dr. Samancı, son olarak, çalışmanın amacını şu sözlerle anlattı:
"Pek çok insan, 'Ben insanım ve var olan bütün varlıklar benim için yaratıldı' diye düşünebiliyor. Ama belki de buna şöyle bakabiliriz; bir evren ve bir Dünya var, insan da bunun uzantısı, parçası yani faydalanmak şeklinde değil. Her ekosistemin eşit olduğu, insanın diğer ekosistemlerden daha üstün olmadığı, bizim her şeyin bir parçası ve uzantısı olduğumuz bir düşünme biçimi. Eğer kendimizi ustun görmezsek, dünyayı ve kaynakları da kendi çıkarımız için kullanmayız, diğer varlıkları da düşünürüz. Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız gibi bir düşünce biçimi. Bu iş insanlar üzerine o bağı hissetme anlamında gerçekten çok etkili oldu."



Google, AI üretimli kritik güvenlik açığını tespit etti

Google Tehdit İstihbarat Grubu, yeni ve endişe verici yeni bir yapay zeka trendi tespit etti (Reuters)
Google Tehdit İstihbarat Grubu, yeni ve endişe verici yeni bir yapay zeka trendi tespit etti (Reuters)
TT

Google, AI üretimli kritik güvenlik açığını tespit etti

Google Tehdit İstihbarat Grubu, yeni ve endişe verici yeni bir yapay zeka trendi tespit etti (Reuters)
Google Tehdit İstihbarat Grubu, yeni ve endişe verici yeni bir yapay zeka trendi tespit etti (Reuters)

Google'daki araştırmacılar, siber suçluların yapay zeka kullanarak en ciddi türdeki siber güvenlik açığını yarattığına dair ilk kanıtı bulduklarını açıkladı.

Google Tehdit İstihbarat Grubu'ndan (GTIG) bir ekip, siber suçluların sıfır-gün açığı diye bilinen bir güvenlik açığını keşfetmek için yapay zeka kullandığını bildirdi.

Yazılım geliştiricilerinin varlığından haberdar olmadığı, yani ona karşı korunma yolu bulmak için ellerinde sıfır gün olduğu bu tür açıklar bilhassa endişe veriyor.

Araştırmacılar pazartesi günü yayımlanan raporda, "GTIG, yapay zekayla geliştirildiğine inandığımız bir sıfır-gün istismarını kullanan bir tehdit aktörünü ilk kez tespit etti" diye yazdı.

Suçlu tehdit aktörü bunu kitlesel bir istismar olayında kullanmayı planlıyordu ancak proaktif karşı-keşfimiz bunun kullanımını önlemiş olabilir.

Araştırmacılar, Çin ve Kuzey Kore'yle bağlantılı hackerların sıfır-gün açıklarını bulmak için yapay zeka geliştirmeye "ciddi bir ilgi" gösterdiğini belirtti.

Siber suçluları cesaretlendiren yeni yapay zeka araçlarının ortaya çıkması, 2026'da rekor düzeyde siber saldırı gerçekleştirilmesine katkı sağladı.

Yakın zamanda yayımlanan bir raporda, yapay zeka bot saldırılarının son bir yılda 10 kattan fazla artarak küresel çapta 2 milyondan 25 milyona çıktığı tespit edilmişti.

Olaylardaki artış, Anthropic ve OpenAI gibi önde gelen yapay zeka şirketlerinin, güvenlik açıklarını herhangi bir insandan daha etkili bir şekilde tespit edebilen araçlar geliştirdiği dönemde yaşanıyor.

sdvdsfvf

Anthropic'in kısa süre önce tanıttığı Mythos modeli, dünyanın tüm büyük işletim sistemleri ve internet tarayıcılarındaki yazılım açıklarını ortaya çıkardığı için "korkutucu bir süper hacker" diye tanımlanıyor.

Anthropic, yalnızca sınırlı sayıda teknoloji ve finans kuruluşuna sunulan modelin, bu kurumların siber savunmalarını güçlendirmeye katkı sağlayabileceğini iddia ediyor.

Google araştırmacıları, bu yeni modellerin potansiyel saldırılara karşı savunmaya yardımcı olabileceğini ancak siber suçluların bunları endişe verici ölçekte saldırılar gerçekleştirmek için suiistimal ettiğini belirtti.

Araştırmacılar son raporda, "Tehdit aktörleri kullanım sınırlarını yasadışı bir şekilde aşmak için artık profesyonelleştirilmiş ara yazılımlar ve otomatik kayıt işlem hatları aracılığıyla modellere anonim ve üst düzey erişim sağlamaya çalışıyor" uyarısında bulundu.

Bu altyapı, deneme sürümlerinin suiistimal edilmesi ve programlı hesap döngüleri yoluyla operasyonları finanse ederken, hizmetlerin büyük ölçekte kötüye kullanılmasını mümkün kılıyor.

Independent Türkçe


Lazer silahları... Geliştirme konusunda küresel bir yarış

Lazer sistemleri giderek daha karmaşık hale geliyor
Lazer sistemleri giderek daha karmaşık hale geliyor
TT

Lazer silahları... Geliştirme konusunda küresel bir yarış

Lazer sistemleri giderek daha karmaşık hale geliyor
Lazer sistemleri giderek daha karmaşık hale geliyor

Geçtiğimiz eylül ayında, lazer silahları alanında dünyanın bir dönüm noktasına yaklaştığını yazmıştım. Bu değerlendirme, Çin’in Pekin’de düzenlenen bir askerî geçit töreninde LY-1 adlı deniz konuşlu lazer silahını tanıtmasının, ABD’nin lazerle donatılmış ilk muharebe araçlarını Amerikan ordusuna teslim etmesinin, Fransa’nın insansız hava araçlarına (İHA) karşı kullanılmak üzere yeni bir lazer prototipi talep etmesinin ve Hindistan’ın yönlendirilmiş enerji bileşeni içeren entegre hava savunma sistemini test etmesinin ardından gelmişti. Bu gelişmeleri Jared Keller da kaleme almıştı. Sonuç olarak şu nötr değerlendirmeye varmıştım: Küresel lazer silahları yarışının kazananı, teknolojik üstünlüğe kimin sahip olduğuyla değil, yönlendirilmiş enerji alanındaki hedeflerini gerçeğe dönüştürmek için gerekli siyasi iradeyi kimin göstereceğiyle belirlenecek.

Askeri lazer sistemleri

Askerî alanda lazer sistemlerinin kullanımına ilişkin çok sayıda rapor da giderek artıyor. Bunlar arasında İsrail’in yüksek enerjili lazer silahı Demir Işın (Iron Beam) öne çıkıyor; söz konusu sistemin 100 kilowatt güce sahip olduğu belirtiliyor. Diğer yandan The Defence Blog adlı internet sitesinde yer alan haberde, Çin yapımı bir lazer silahının havaalanı savunması amacıyla bir araca entegre edilmiş şekilde tespit edildiği bildirildi. Bu sistemin, ilk kez 2022 yılında Zhuhai kentinde gerçekleşen Çin Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda tanıtılan Guangjian-21A sistemiyle büyük ölçüde örtüştüğü ifade edildi.

sxd vcdv
Askeri gemide bulunan bir lazer silah sistemi

ABD ise düşük hızda, sabit konuşlu ve küçük boyutlu İHA’lara karşı geliştirilen lazer karşıtı sistemleri pazarlıyor. ABD Savunma Bakanlığı tarafından kullanılan bu sistemler Entegre İnsansız Hava Aracı İmha Sistemleri (FS-LIDS) olarak biliniyor. Böylece bugün lazer silahları alanındaki küresel yarış, giderek büyüyen rekabetçi bir pazara dönüşmüş durumda. Bu pazarda, rakip güçlere ait sistemler giderek aynı envanterlerde ve hatta aynı operasyon sahalarında birlikte varlık gösteriyor.

Hızlanan geliştirme süreci

Nisan ve mayıs ayları boyunca, lazer silahlarının küresel ölçekte gelişim hızı, o dönüm noktasına ilişkin analizimde görmediğim bir seviyeye ulaştı; hatta bu hızın artık daha da artmış olabileceği değerlendiriliyor.

Almanya ve Avustralya

* Geliştirme süreçleri – Almanya: Geçtiğimiz 10 Nisan’da Alman ordusu Bundeswehr, WTD 91 test sahasında (Meppen) yürütülen lazer silahı testlerine ilişkin bir rapor yayımladı. Raporda, farklı olgunluk seviyelerinde dört ayrı sistem detaylandırıldı. Bunlar arasında, Almanya-Hollanda ortak yapımı Jupiter sistemi de yer aldı; bu sistem Boxer muharebe aracına entegre edilmiş durumda. Ayrıca, 2029 yılına kadar operasyonel olarak konuşlandırılması planlanan Sachsen firkateyni üzerinde test edilen deneysel bir deniz platformu da raporda yer aldı.

* Avustralya planları: 21 Nisan’da Avustralya hükümeti, İHA’larla mücadele kabiliyetlerini güçlendirmek için yatırımlarını önümüzdeki on yılda 7 milyar dolara çıkarma planını açıkladı. Bu kapsamda, AIM Defence şirketine ait yüksek enerjili taşınabilir Fractl sisteminin geliştirilmesi için 21,3 milyon dolarlık başlangıç sözleşmesi imzalandı. Bir hafta sonra Avustralya Savunma Sanayii Bakanı Pat Conroy, Avustralya ordusunun 300 adet Bushmaster aracının yeni üretim partisinde lazer silahları entegre etmeyi planladığını duyurdu.

Çin ve Güney Kore

* Çin silahları: 22 Nisan’da Army Recognition adlı internet sitesi, Çinli Novasky Technology şirketinin 3 kilowatt gücündeki NI-L3K adlı lazer silahını Malezya’da düzenlenen Defence Services Asia 2026 savunma fuarında tanıttığını bildirdi. Kamyona monte edilen sistemin, özellikle İHA’lara karşı son savunma hattı olarak tasarlandığı ve ihracat amacıyla geliştirildiği belirtildi. Bu gelişme, Pekin’in yönlendirilmiş enerji silahları ticaretine artan şekilde dahil olmasıyla birlikte son haftalarda görülen ikinci benzer sistem oldu.

* Güney Kore planları: 24 Nisan’da Seoul Economic Daily, kaynaklara dayandırdığı haberinde Güney Kore’nin Cheongwang adlı 20 kilowatt gücündeki ikinci lazer silahını Seul yakınlarında konuşlandırmayı planladığını yazdı. Sistem, Kuzey Kore’ye ait İHA’ları düşürmeyi hedefliyor. Ayrıca yetkililerin, 2027 yılına kadar nükleer santraller, havaalanları ve limanlar gibi kritik altyapıyı kapsayacak şekilde savunma ağının genişletilmesini hızlandırmayı planladığı aktarıldı.

Rusya ve Türkiye

* Rusya hava savunma sistemleri: 1 Mayıs’ta Rusya’nın resmi haber ajansı TASS, hükümetin İHA’lara karşı lazer silahlarını ülkenin hava sahası sınırlarını koruyan operasyonel sistemler arasına dahil eden bir kararname yayımladığını bildirdi. Rus lazer silahlarının kapasitesine ilişkin doğrulanmış veriler ile propaganda iddiaları arasındaki belirsizlik sürerken, söz konusu kararın Moskova’nın bu sistemleri ‘deneysel’ aşamadan ‘aktif kullanım’ kategorisine taşıdığına işaret ettiği değerlendiriliyor.

* Türk lazer silahları: 5 Mayıs’ta Türkiye, yeni lazer silahlarını İstanbul’da düzenlenen SAHA 2026 savunma fuarında tanıttı. ASELSAN tarafından geliştirilen 10 kilowatt gücündeki GÖKBERK 10 ile TÜBİTAK üretimi 20 kilowatt gücündeki YGLS sistemleri (80 kilowatta kadar ölçeklenebilir olduğu belirtiliyor) öne çıktı. Her iki sistemin de ülkenin Çelik Kubbe konseptine katkı sağladığı, bu konseptin ise füze sistemleri, radar, elektronik harp ve yönlendirilmiş enerji unsurlarını tek bir ulusal hava savunma ağı altında birleştirmeyi hedefleyen entegre bir komuta-kontrol yapısı öngördüğü ifade edildi.

Amerikan lazer kubbesi

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere 6 Mayıs’ta ABD, Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı Ortak Kurumlar Arası Görev Gücü 401’in İHA’larına karşı yönlendirilmiş enerji kullanımıyla mücadeleye yönelik bir pilot program için beş askerî tesis seçtiğini açıkladı. Bu adım, stratejik varlıklar ve kritik altyapının korunmasına yönelik ‘lazer kalkanı’ benzeri bir ulusal savunma konseptinin oluşturulması yolunda önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor. Operasyonların, tesis komutanlarıyla birlikte yürütülecek konuşlanma planlarının 180 gün içinde tamamlanmasının ardından, yılın ilerleyen dönemlerinde başlaması bekleniyor.

Ukrayna’nın lazer kompleksi

7 Mayıs’ta Ukraynalı şirket Celera Tech, Tryzub adlı lazer kompleksinin mobil bir platforma, römorka monte edilecek şekilde entegre edildiğini ve nihai testlerin ardından kamuoyuna tanıtılmak üzere hazırlandığını açıkladı. Sistem ilk kez 2024 yılında Ukrayna’nın İnsansız Sistemler Kuvvetleri Komutanı tarafından kamuoyuna duyurulmuş, 2025 yılında ise sergilenmişti. Şirketin açıklamasına göre sistemin etkin menzili keşif amaçlı İHA’lara karşı bin 500 metreye (0,9 mil), FPV tipi İHA’lara karşı ise 800 ila 900 metreye (0,5 mil) ulaşıyor. Ayrıca sistemin, Şahid tipi İHA’lara karşı 5 kilometreye (3,1 mil) kadar etkili olduğu iddia ediliyor. En son geliştirme aşamasında ise yapay zekâ destekli hedefleme ve radar entegrasyonunun sisteme dahil edildiği belirtildi.


Sert eleştiriler alan Apple tasarım değişikliğine gidiyor

20 Eylül 2024'te New York'taki Apple Store'da düzenlenen lansman sırasında sergilenen Apple iPhone 16 telefonları (AFP)
20 Eylül 2024'te New York'taki Apple Store'da düzenlenen lansman sırasında sergilenen Apple iPhone 16 telefonları (AFP)
TT

Sert eleştiriler alan Apple tasarım değişikliğine gidiyor

20 Eylül 2024'te New York'taki Apple Store'da düzenlenen lansman sırasında sergilenen Apple iPhone 16 telefonları (AFP)
20 Eylül 2024'te New York'taki Apple Store'da düzenlenen lansman sırasında sergilenen Apple iPhone 16 telefonları (AFP)

Yeni haberlere göre Apple, işletim sisteminin tartışmalı yeni görünümünde bazı küçük değişiklikler yapmaya hazırlanıyor ancak bu tasarımdan tamamen vazgeçmeyecek.

Eylülde yeni iPhone 17 modelleriyle birlikte Apple, cihazlarında çalışan tüm yazılımlar için yeni bir görünüm olan "Sıvı Cam"ı tanıtmıştı.

Apple, bunun cihazlarının tek parça camdan oluştuğu fikrini yansıtmak ve insanların izledikleri içeriğe odaklanmasını sağlamak için tasarlandığını söylemişti. Ancak tasarımı eleştirenler, telefon kullanımını zorlaştırdığı ve önemli bilgileri gizlediği gerekçesiyle değişikliği sert biçimde eleştirmişti.

Apple daha sonra kullanıcılara en çok tartışılan şeffaflık efektlerinden bazılarını kapatma seçeneği sunmak da dahil olmak üzere tasarımda bir dizi küçük değişiklik yaptı. Ayrıca, değişikliğe öncülük eden ve kamuoyuna duyuran tasarımcı Alan Dye da şirketten ayrıldı.

Bu durum şirketin güncellemeyi tamamen terk etmeyi veya görünümünde önemli değişiklikler yapmayı planladığı yönünde bazı spekülasyonlara yol açtı.

Şimdiyse yeni bir habere göre Apple, iPhone'un görünümünde değişiklikler yapacak. Ancak Apple'daki değişiklikleri kamuoyuna açıklanmadan önce haberleştirme konusunda güçlü bir sicili olan Bloomberg'den Mark Gurman'a göre, değişiklikler özellikle yeni görünümün "gölge ve şeffaflıkla" ilgili pürüzlere odaklanacak.

Gurman, değişikliklerin özellikle macOS'ta yeni görünümün uygulanmasına odaklanacağını bildirdi. Bu sorunlar, Mac'lerin daha büyük ekranlarında belirgin olduğu için özellikle eleştirilmişti.

Gurman, bu eleştirilerin bir kısmının, Apple'ın yeni görünümü iPhone ve diğer Apple cihazlarındaki OLED ekranlarda kullanılmak üzere tasarlamış olmasından kaynaklanabileceğini öne sürdü. MacBook'larda henüz bu ekran teknolojisi yok ancak yakında piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Gurman, yeni görünümün dışında Apple'ın yazılımının sonraki sürümleri için performans ve pil iyileştirmeleri üzerinde çalıştığını da bildirdi. Ayrıca Apple'ın yıllardır yeni yapay zeka teknolojisiyle geliştirmeyi vaat ettiği ancak henüz piyasaya sürülmemiş olan Siri'nin güncellenmiş bir sürümünü de getirmesi bekleniyor.

Apple'ın, tüm yeni değişiklikleri 8 Haziran'da yapılması planlanan yıllık yazılım etkinliği Dünya Geliştiriciler Konferansı'nda açıklaması bekleniyor.

Independent Türkçe