Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Uzaydaki uydu çöplüğü insanlığı dünyaya hapsedebilir. Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye dur demesi gerektiğini söyledi

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"
TT

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöp adaları ve uzay çöpleri insanlığın sonunu mu getirecek?.. "Önlem alınmazsa Dünya'ya hapsolabiliriz"

Çöplerden oluşan okyanus adaları insanlık için alarm veriyor. Dünya'nın yakın yörüngesinde, birikmiş uzay çöpleri insanlık için tehlikeye işaret ediyor.
Sürekli uzaya uydu gönderilmesi gündeme geliyor. Ancak göz ardı edilen bir gerçek var ki, uzaydaki uydu çöplüğü önümüzdeki dönemlerde insanlığı dünyaya hapsedebilir.
Independent Türkçe'de yer alan haber göre sanal gerçeklik (VR) uygulamaları ile çevre sorunlarına dikkat çeken Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı, insanlığın bu kirlenmeye "dur" demesi gerektiğini söyledi.

Pasifik okyanusundaki çöp adaları deniz kirliliğinin en görülebilen hali oluyor. Çöplerden oluşan bu adalar, insanların kullanıp attığı ürünlerden oluşuyor.  Devasa boyuttaki bu adalar, okyanusun akıntılarıyla toplanıyor. 
İnsanların okyanusa etkisini görülebilir şekilde gözler önüne seriyor.  Bunun yanı sıra, okyanustaki kirliliğin görünmeyen tehlikeleri olan mikro plastikler var. O plastiklerin çok küçük parçaya dönüşmüş halleri balıkların sindirim sistemine geçiyor.
Daha sonra o balıkları insanlar yediğinde, mikro plastikler insanlarin sindirim sistemine aktarılıyor. Bu durumun ne kadar tehlikeli boyutta olduğuna dikkat çeken Samancı, "Bedenimizde çok ciddi miktarda plastik var" uyarısında bulundu. 

Northwestern Üniversitesi'nden Dr. Özge Samancı

Yapay gübre yosun patlamasına neden oluyor
"İnsan popülasyonu arttığı için hızla bizim besin ihtiyacımız da artıyor" diyen Samancı, "Fakat dünyanın üzerinde hepimize yetecek kadar protein üretmek kolay değil. O yüzden aşırı miktarda besin üretimine ihtiyacımız var. Bu üretimi yapabilmek için de aşırı miktarda yapay gübre ve tarım ilacı kullanıyoruz. Yağmurlarla bu yapay gübreler ve kimyasallar okyanusa taşınıyor ve yosun patlaması dediğimiz okyanusun üstünü kapatan gelişmeler oluyor veya yapay gübrenin içindeki kimyasallar okyanusa karışıyor" şeklinde konuştu. 

Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için de bir yaşama şansı kalmıyor
Samancı, "İnsanlar, 'Okyanus çok büyük bir şey olmaz' diye düşünüyor. İnsan etkisinden kirlenmeyeceği düşüncesiyle hareket ediyor. Plastik adası işin en görülebilen kısmı yani buzdağının görünen kısmı. Aslında çok daha göz önünde olmayan derin problemler var. Okyanusta hayat bittiği zaman, bizim için bir yaşama şansı kalmıyor" dedi. 

Okyanusu kirlettiğimiz gibi uzayı da kirletiyoruz
Etkileşimli sanat yapmak için, yeni bulunan teknolojiler kullanılıyor. Bunlar arasında sanal gerçeklik ve bilgisayar kodları bulunuyor. 
Bu sanat dalını çevreyle ilgili konulara karşı insanlarda oluşan direnci kırmak için yaptığını söyleyen Dr. Özge Samancı, sözlerine şöyle devam etti:
"İnsanlar şöyle düşünüyor; 'Ben bir tane insanım, ne yapabilirim? Bütün herkes yapıyor. Ben pet şişeden su içmesem ne olacak?' O düşünce biçimi hepimizin içinde devam ediyor. O direnci kırmak için artık insanlara yeni metotlarla ulaşmak gerekiyor. "
Sanal gerçeklik ve yansıtma sanatı denilen geniş bir galeride yansıtarak gerçekleştirdiği Devasa Atık (VastWaste) adındaki çalışma hakkında  Dr. Samancı, "Bu işin içinde sanal gerçeklikte gördüğünüz iki tane sahne var. Birinci sahnede uzay boşluğunun içindesiniz, ikinci sahnede önce okyanusun üzerindesiniz, sonra okyanusun içine gömülüyorsunuz. Burada, okyanus kirliliği ve uzay kirliliği arasında bir bağ var. Birçok insan uzay kirliliği konusundan da haberdar olmayabilir. Biz okyanusu sınırsız büyük bir varlık olarak düşünüp, kirlettiğimiz gibi uzayı da uçsuz bucaksız bir alan olarak düşünüyoruz. Ama aslında öyle değil. Yer çekiminden dolayı bizim uzaya fırlattığımız her şey gidip evrenin sonsuzluğunda kaybolmuyor. Dünyanın etrafındaki yörüngede takılı kalıyor" ifadelerini kullandı.
1960 yıllardan bu yana uzay araştırmaları yapmak ve uydu yerleştirmek için çeşitli uzay araçları gönderiliyor.
Bu uzay araçları işleri bitse de yörüngede kalıyor. Bu ölü uydular, roket başlıkları, önceki kırılmalardan olan parçacıklar da birbirleriyle çarpışıp patladığı zaman parçacık miktarı artıyor.
İşin ilginç kısmı parça büyüklüğünün hiçbir önemi yok. Parça sayısının önemi var. Çünkü uzayda bir sürtünme kuvveti olmadığı için her şey saatte 25 bin  kilometre gibi akıl almaz bir hızla ilerliyor. Adeta bir mermi gibi.
Bu nedenle 10 santimetre civarında bir parça bile büyük bir uydu için tehlike teşkil edebiliyor. 

"Okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanıyoruz"
"Tıpkı okyanusu kirlettiğimiz gibi şimdi de Dünya'nın etrafındaki yörüngeyi kirletiyoruz" diyen Samancı, "Bu iki davranış biçimi arasındaki paralellikten bahsetmek istedim. Sanal gerçeklikte olan bu iş veri ile çalışıyor, okyanustaki plastiklerin hızını ve uydu kullanma yoğunluğu verisini kullanarak, bu iş için modellenmiş üç boyutlu uydu modellerini hareket ettiriyoruz. Sistemimiz veriye dayalı olduğu için kodladığımız yazılım internetten ilgili veriyi işin içine getiriyor ve verinin değerine göre animasyonları ve görselleri değiştiriyor. Müzik de her seferinde veriye bağlı olarak değişiyor. Seyirci bu işi deneyimlediğinde her seferinde başka bir versiyonunu görüyor. Yani aynı versiyonu iki kere görmek mümkün değil. Boş bir uzaydan başlıyor, uydular geliyor ve uydular birbirleriyle çarpışarak patlıyorlar. Süre geçtikçe etraftaki kırılan uydu miktarı artıyor, daha sonra bu uydu parçaları okyanusa gömülüyor" diye anlattı.  
Bu işin en ilginç yanlarından bir tanesi de okyanus kirliliğini ve uzay kirliliğin, birlikte ele alması. Gerçek hayatta kimi zaman görevi biten uydular sonunda Pasifik okyanusuna gömülüyor.
Dr. Samancı, bu durum için, "İki tane kirlettiğimiz alan, sonunda okyanusta birleşiyor. Bu bana, inanılmaz geliyor. Bu alanlar, sonsuz alanlar değil" şeklinde konuştu. 

Elon Musk insanlığı Dünya'ya mı hapsedecek?
Şu an uzay kirliliğini azaltabilecek herhangi bir teknoloji olmadığını vurgulayan Samancı, şu noktalara dikkat çekti:
"Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency) ve NASA, en büyük uzayla ilgili kurumlar, bu sorunun üstünde çalışıyorlar ama henüz uzay kirliliğini azaltabilecek bir teknoloji yok. Şu anda işlemde olan uydu sayısı 4 bin 500 civarında ve şu anda var olan uzay kirliliği öyle bir seviyedeki var olan bütün parçacıkları, çöpleri takip etmek zorundalar. O çöplerden biri işlemde olan bir uyduya çarpacak gibiyse işlemde olan uyduyu yukarı aşağı sağa sola şeklinde manevra yaptırıyorlar ki çarpışma gerçekleşmesin. 4 bin 500 uyduyla iş o kadar sıkışık bir hale gelmiş durumda.  Herkesin bayıldığı Elon Musk'ın Starlink diye bir projesi var, işleme koydu ve ilerliyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde uydu sayısını 40 bine çıkarmayı planlıyor. Henüz uzay çöpü ile ilgili bir çözümümüz yok, 4 bin 500 uyduyla aşılmak üzere ve bu rakam 40 bine çıkacak. Okyanusta olan sorunun aynısı dünyanın yörüngesinde de devam ediyor."

"Önlem alınmadan uydu fırlatılmaya devam ederlerse Dünya'ya hapsolabiliriz"
Dünya'nın etrafındaki uzay araçlarının zincirleme çarpışmaları tetikleyecek seviyeye ulaşması olarak bilinen Kessler Etkisi, bu çarpışmaların çok sayıda yeni parçacık oluşmasına neden olabileceği konusunu ele alıyor. 
Dr. Samancı, bu çarpışmaların ulaşabileceği bir eşik noktası olduğuna dikkat çekerek, "Bu eşik noktasına ulaştığımız zaman birbirini tetikleyen, durdurulamaz çarpışmalar olacak. O eşik geçildiği zaman artık bizim uzaya herhangi bir uzay aracı göndermemiz mümkün olmayacak. Eğer uzay çöpünü azaltacak bir çözüm bulamazsak, uyduların hayatlarımıza sağladığı bütün kolaylıklardan vazgeçilmesi gerekecek" şeklinde hatırlatmada bulundu.  

"Okyanusun derinlerinden gelen internetinizi köpek balıkları diş izleriyle kesebilir"
Fiber Optik Okyanus (Fiber Optic Ocean) isimli çalışmada Samancı, sanal gerçeklikle okyanusun dibinden giden fiberoptik kablolardan söz ediyor. 
Bugün kullandığımız internetin, belki çoğunun uydular aracılığıyla sağlandığı düşünülebilir. Ama aslında günümüzde var olan internetin altyapısı okyanusun altından giden kablolara dayalı ve bu kabloların aslında deniz ekosistemi üstünde etkisi var.
Sanal gerçekliği kullanma amacının, insanlara sorunları başka bir şekilde hissettirmek olduğunu kaydeden Dr. Samancı, "Köpek balıkları, bu fiberoptik kablolara çekiliyorlar.  Neden kabloları ısırmak istediklerinin nedeni tam olarak bilinmiyor ama köpek balıkları epey diş izi bırakarak, kabloları kırıyorlar. Bu durum şirketlere çok büyük maddi zararlara mal oluyor. Okyanusun dibinde kırığı bulup, tamir ediyorlar. Bu canavar gibi yaratık insanların yarattığı çizgi gibi bir teknolojiye saldırıyor. Bu doğa ile teknoloji arasındaki mücadelenin neredeyse bir grafik tasarım şeklinde dışavurumu ve gerçek olamayacak kadar absürt bir an" diye anlattı.  
 
Köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri müziği ve görselleri belirliyor
Bu çalışmada sanal gerçekliğin içinde okyanusun derinliğinde, fiberoptik kabloların içine takılı kalmış köpek balığı iskeletleri var.
VR gözlükleri ile ortamın içindeyken, kendinizi okyanusun altında fiber optik kablolarının ve köpek balığı iskeletlerinin arasında buluyorsunuz. Fakat fiberoptik kablolar farklı renklerde yanıp söylüyorlar.
Bu işe eşlik eden müzik ve kabloların yanıp sönmesi, veriye dayalı olarak değişiyor. Bu değişimi köpek balıklarının okyanusta yüzme hızından elde edilen veri belirliyor.  
"Köpek balıklarına GPS takarak, hareketlerini takip eden ocearch.org  isimli sitenin verilerini kullanıyoruz" diyen Samancı, "O sistem sayesinde köpek balıklarının okyanustaki var olan hızını hesaplayabiliyoruz. O hızı ve insanların interneti kullanma hızını kullanarak, bu işi yaptık. Bir anlamda doğanın hızı ve insanın hızlı şeklinde iki veri bir araya geliyor" dedi.  

Beyin dalgalarınızla okyanus dalgalarını nasıl yönetirsiniz?
Beyin dalgalarını kullanarak yaptığı Sen Okyanussun (You are the Ocean)  isimli çalışmasında Samancı, "Katılımcıya beyin dalgası ölçen sensör takıyoruz. Sanat galerisinin duvarına ise, gerçekçi bir okyanus yansıtıyoruz. Bu okyanus kamerayla çekilmiş bir video değil. Bilgisayar koduyla yaptığımız, tamamen koda dayalı bir okyanus ama gerçekçi bir sunum. Eğer etkileşen kişi kafasında bir problem çözmeye çalışıyorsa fırtınalı ve son derece dalgalı bir okyanus oluşuyor. Eğer daha kaygısız, anın içinde var olan bir düşünce modundaysa beyin dalgaları güneşli, sakin, dalgasız bir okyanus oluşturuyor. Aradaki geçişler de son derece yumuşak bir şekilde gerçekleşiyor" ifadeleriyle anlattı.

Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız
Dr. Samancı, son olarak, çalışmanın amacını şu sözlerle anlattı:
"Pek çok insan, 'Ben insanım ve var olan bütün varlıklar benim için yaratıldı' diye düşünebiliyor. Ama belki de buna şöyle bakabiliriz; bir evren ve bir Dünya var, insan da bunun uzantısı, parçası yani faydalanmak şeklinde değil. Her ekosistemin eşit olduğu, insanın diğer ekosistemlerden daha üstün olmadığı, bizim her şeyin bir parçası ve uzantısı olduğumuz bir düşünme biçimi. Eğer kendimizi ustun görmezsek, dünyayı ve kaynakları da kendi çıkarımız için kullanmayız, diğer varlıkları da düşünürüz. Biz Dünya'nın aynası, Dünya da bizim aynamız gibi bir düşünce biçimi. Bu iş insanlar üzerine o bağı hissetme anlamında gerçekten çok etkili oldu."



Cook’un mirası ile Ternus’un hırsı arasında... Apple’ın geleceğini belirleyecek 7 kritik konu

 Manhattan’daki bir binada yer alan Apple logosu (DPA)
Manhattan’daki bir binada yer alan Apple logosu (DPA)
TT

Cook’un mirası ile Ternus’un hırsı arasında... Apple’ın geleceğini belirleyecek 7 kritik konu

 Manhattan’daki bir binada yer alan Apple logosu (DPA)
Manhattan’daki bir binada yer alan Apple logosu (DPA)

Küresel teknoloji sektörünün dengelerini değiştirebilecek kritik bir gelişmede, Apple bugün yaptığı resmî açıklamayla, Tim Cook’un yıl içinde CEO görevinden ayrılacağını duyurdu. Cook’un, yönetimden tamamen çekilmek yerine şirket içinde İcra Kurulu Başkanı görevine geçeceği belirtildi. Şirketin yeni CEO’su ise son yıllarda Apple’ın ürün mühendisliğindeki dönüşümünde kilit rol oynayan John Ternus olacak. Ternus’un, 1 Eylül itibarıyla görevi devralacağı açıklandı. Bu değişimle birlikte Apple, trilyonlarca dolarlık piyasa değerini yöneten yeni bir liderlik dönemine girerken, şirketin özellikle yapay zekâ, donanım rekabeti ve küresel regülasyon baskıları gibi alanlarda ciddi stratejik sınamalarla karşı karşıya olduğu değerlendiriliyor.

grtbgb
Tim Cook, ocak ayında Los Angeles’ta düzenlenen Amerikan Film Enstitüsü Ödülleri etkinliğine katıldı. (Reuters)

Tim Cook’un mirası ve ‘sahneye çıkışının’ zamanlaması

Wall Street’teki analistler, Tim Cook’un bu dönemde görevden ayrılmasını ‘hesaplanmış bir dönüşüm’ olarak değerlendiriyor. Cook’un on yılı aşkın liderliği boyunca şirketi dünyanın en büyük finansal teknoloji devine dönüştürdüğüne dikkat çeken uzmanlar, Apple’ın aynı zamanda yapay zekâ stratejisi açısından kritik bir yeniden yapılanma sürecinden geçtiğini vurguladı. Analistlere göre Cook’un ayrılığı, şirketin bu zorlu dönüşüm döneminde yeni bir vizyon ve ivme arayışının parçası. Artan rekabet ve yapay zekâ alanında net bir stratejik çerçeve sunma baskısının, yönetimde ‘yeni kan’ ihtiyacını hızlandıran temel etken olduğu ifade ediliyor.

gbgb
John Ternus, Apple’ın her yıl düzenlediği Dünya Geliştiriciler Konferansı’nda konuşuyor. (Arşiv – Reuters)

Ternus’un tahtı kurtarmak için izlediği yol haritası

Ternus’un piyasalardaki şüpheleri giderebilmesi ve hızlı bir şekilde güven inşa edebilmesi için, kısa sürede çözmesi gereken yedi kritik ve tartışmalı başlık bulunduğu ifade ediliyor:

1- Yapay zekâ ikilemi: ‘Takip eden’ konumdan ‘egemenlik’ aşamasına geçiş

En acil ve öncelikli görev, Apple Intelligence sistemini kullanıcıların satın alma kararlarında belirleyici bir faktör haline getirmek olarak görülüyor. Ternus, Apple ile Google arasında yürütülen stratejik iş birliği kapsamında Gemini modelinin Apple sistemlerine entegre edilmesi için yıllık yaklaşık 1 milyar dolarlık anlaşmayı sürdürürken, şirketin aynı zamanda kendi yapay zekâ altyapısını geliştirmek zorunda olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre Ternus’tan beklenen asıl dönüşüm, dışa bağımlılığı azaltarak ‘sistem egemenliği’ oluşturması ve Siri’yi yalnızca bir sesli asistan olmaktan çıkarıp, yüz milyonlarca kullanıcının günlük yaşamında aktif rol oynayan kapsamlı bir dijital merkez haline getirmesi.

2- ‘Geleceğin cihazı’ inovasyonu… iPhone dönemi sona mı eriyor?

Ternus, ‘bir sonraki büyük ürünü’ ortaya koyma konusunda ciddi bir baskı altında bulunuyor. Apple için özellikle, eski tasarımcısı Jonathan Ive ile bağlantılı ekiplerin OpenAI bünyesinde yeni donanım girişimlerine yönelmesi, rekabeti daha da görünür hale getiriyor. Bu tablo, Ternus’u klasik akıllı telefon konseptini aşan, tamamen yeni bir cihaz geliştirme zorunluluğuyla karşı karşıya bırakıyor. Sektörde beklentiler, yalnızca katlanabilir bir iPhone’un ötesine geçen, kullanıcı alışkanlıklarını yeniden tanımlayacak radikal bir ürün üzerinde yoğunlaşıyor.

3- İş gücünde yeniden yapılanma

Teknoloji devlerinde görülen yeniden yapılanma dalgasına paralel olarak, Ternus’un Apple içinde de kapsamlı bir organizasyon değişikliğine gitmesi bekleniyor. Amazon, Meta ve Oracle gibi şirketlerin uyguladığı iş gücü azaltma politikalarına benzer şekilde, Apple’ın da 160 binden fazla çalışanı arasında özellikle geleneksel departmanlarda küçülmeye gidebileceği değerlendiriliyor. Bu tür bir yeniden yapılandırmanın, kaynakların yapay zekâ ve büyüme odaklı alanlara kaydırılması amacı taşıdığı ve yatırımcılar tarafından kârlılığı artıracak bir adım olarak görüldüğü ifade ediliyor.

4- Apple TV+ için stratejik karar aşaması

Apple TV+, 2019’dan bu yana içerik üretimine yaklaşık 30 milyar dolar yatırım yaptı. Buna rağmen platformun, büyük ses getiren yapımlar üretme konusunda sınırlı başarı elde ettiği değerlendiriliyor. Yeni yönetimin önündeki kritik soru ise net: Apple, Netflix ve Amazon ile rekabet etmek için büyük içerik satın almaları ve agresif büyüme stratejileri mi izleyecek, yoksa bu alandan kademeli olarak çekilerek maliyetleri mi azaltacak?

5- ‘Üst yönetim mutfağının’ yeniden kurulması

Ternus’un, göreve gelmesinin ardından kendi yönetim ekibini oluşturması bekleniyor. Apple’da CEO değişiklikleri genellikle üst düzey departman başkanlıklarında da zincirleme değişimleri beraberinde getiriyor. Yatırımcılar, yeni ekipte genç, yenilikçi ve özellikle yazılım ile yapay zekâ odaklı isimlerin öne çıkmasını bekliyor. Bu beklenti, şirketin uzun yıllardır sürdürdüğü donanım ve tasarım merkezli yaklaşımın yerini daha teknoloji ve algoritma ağırlıklı bir stratejiye bırakacağı yönündeki öngörülerle de örtüşüyor.

6- Beyaz Saray diplomasisi

Tim Cook, Washington’daki siyasi dalgalanmalarla başa çıkma konusunda güçlü bir diplomasi geliştirmiş ve Donald Trump ile yakın ilişkiler kurarak Apple’ı gümrük vergileri gibi risklerden korumayı başarmıştı. Ancak Ternus için bu alanda benzer bir deneyim bulunmuyor. Bu nedenle yeni CEO’nun, ABD yönetimiyle hızlı şekilde doğrudan ilişkiler kurarak şirketin küresel tedarik zincirlerini etkileyebilecek siyasi riskleri en aza indirmesi gerektiği ifade ediliyor.

frbfgrb
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz ağustos ayında Beyaz Saray’da Tim Cook ile tokalaşıyor. (AFP)

7- ‘Omaha’nın bilge yatırımcılarının’ güvenini kazanmak

Berkshire Hathaway, yaklaşık 62 milyar dolarlık payıyla Apple’ın en büyük hissedarı konumunda bulunuyor. Şirketin yönetiminde Warren Buffett’ın ardından Greg Abel’in öne çıkmasıyla birlikte, yeni dönemde Ternus’un bu yatırım çevresiyle güçlü bir ilişki kurması kritik görülüyor. Analistlere göre bu ilişki, Apple hisselerinin kriz dönemlerinde tarihsel olarak sahip olduğu istikrarın korunması açısından önemli bir unsur olacak. Yatırımcı güveninin sürdürülebilmesi için Ternus’un hem finansal çevrelerle hem de şirketin uzun vadeli stratejik ortaklarıyla uyumlu bir iletişim geliştirmesi gerektiği ifade ediliyor.

Sonuç olarak Ternus, yalnızca bir donanım mühendisi olarak yükselen bir isim değil; aynı zamanda yoğun bir teknolojik dönüşüm sürecinde küresel ölçekte dev bir şirketi yönetecek lider konumunda bulunuyor. Başarısı, Apple’ın tasarım geleneğini yazılım ve yapay zekâ devrimiyle birleştirme kapasitesine bağlı görülürken, piyasanın bu dönüşüm için fazla zaman tanımayacağı değerlendiriliyor.


Yapay zeka ile fotoğraf düzenlemede en iyi 10 program

Yapay zeka ile fotoğraf düzenlemede en iyi 10 program
TT

Yapay zeka ile fotoğraf düzenlemede en iyi 10 program

Yapay zeka ile fotoğraf düzenlemede en iyi 10 program

Geçmişte bulanık görüntüler, kötü aydınlatma ve arka plandaki rastgele unsurlar tek bir anlama geliyordu: kötü fotoğraflar. Bugün ise yapay zekâ destekli fotoğraf düzenleme araçları bu gerçeği değiştirdi. Tek bir tıklamayla (hatta basit bir metin komutuyla) ışığı ayarlamak, yüz netliğini artırmak, dikkat dağıtan unsurları kaldırmak ve hatta fotoğrafın eksik kısımlarını yeniden oluşturmak mümkün.

“Akıllı” fotoğraf düzenleme rehberi

Şarku’l Avsat eWeek’te yayımlanan Aminu Abdullah’ın hazırladığı değerlendirme çerçevesinde kötü fotoğrafları yalnızca iyileştirmekle kalmayıp gerçekten onarabilen en iyi 10 yapay zekâ destekli aracı inceliyor. Bu araçların bazıları profesyonellere yönelikken, bazıları hızlı kullanım için tasarlandı. Bir kısmı ise artık sohbet botları gibi çalışıyor: fotoğrafı yüklüyor, sorunu tarif ediyorsunuz ve gerisini yapay zekâ hallediyor.

2026’da iyi bir yapay zekâ fotoğraf düzenleme aracı neyi ifade eder? Her “yapay zekâ destekli” olduğunu iddia eden araç buna değmez. En iyi araçlar bazı ortak özellikler taşır: Fotoğrafı düzenlemeden önce analiz eder, yüzleri, ışık koşullarını ve arka planı tanır. Tüm görüntüye aynı filtreyi uygulamak yerine hedefli düzenlemeler yapar; gölgeleri aydınlatırken parlak alanları bozmaz, cildi yapay görünmeden yumuşatır, istenmeyen nesneleri kaldırırken sahneyi doğal biçimde yeniden oluşturur.

Ayrıca bu araçlar zaman kazandırır. Arka plan kaldırma, toplu düzenleme ve gürültü azaltma gibi işlemler artık saniyeler içinde tamamlanır. Yapay zekâ, tekrarlayan işleri üstlenerek kullanıcının sonuca odaklanmasını sağlar.

1. Adobe Photoshop AI

Profesyonel düzenlemeler için en iyi seçenek

Yapay zekâ özellikleriyle Photoshop hâlâ en güçlü araçlardan biri. “Generative Fill” gibi özelliklerle istenmeyen unsurlar kaldırılabilir, eksik alanlar yeniden oluşturulabilir.

Öne çıkanlar:

Hassas pozlama ve renk dengesi

Sorunsuz nesne kaldırma

Kayıp detayları yeniden oluşturma

Dezavantajı ise öğrenme eğrisinin yüksek olmasıdır.

2. Nano Banana 2

Komut tabanlı düzenleme için en iyi araç

Metin komutlarıyla çalışır. Fotoğrafı yükleyip ne istediğinizi yazmanız yeterlidir.

Örnek: “Yüzdeki ışığı düzelt” veya “arka plandaki arabayı kaldır”.

3. ChatGPT

Etkileşimli düzenleme deneyimi için

Fotoğraf yükleyip sorunları analiz ettirebilir, ardından düzeltme isteyebilirsiniz. Basit düzenlemelerde oldukça etkilidir.

4. Luminar Neo

Hız ve manuel kontrol dengesi

Fotoğrafı analiz ederek otomatik ayarlamalar yapar.

Gökyüzü değiştirme

Nesne silme

Görüntü genişletme

5. Grok Imagine

Hızlı düzenleme ve paylaşım için

X içinde entegre çalışır. Komutla düzenleme yapıp doğrudan paylaşabilirsiniz.

6. Canva Magic Studio

Pazarlama içerikleri için ideal

Sosyal medya ve görsel içerik üretimi için güçlüdür.

7. Pixlr AI

Tarayıcı üzerinden hızlı düzenleme

Kurulum gerektirmez, hızlı çözümler sunar.

8. Topaz Photo AI

Teknik kalite sorunları için

Gürültü, bulanıklık ve düşük çözünürlük sorunlarına odaklanır.

9. Freepik AI Photo Editor

Kapsamlı düzenleme çözümü

Tek platformda birçok yapay zekâ özelliğini bir araya getirir.

10. Remini

Düşük kaliteli fotoğraflar için en iyi seçenek

Bulanık ve düşük çözünürlüklü görüntüleri netleştirme konusunda uzmanlaşmıştır.

Sonuç olarak, yapay zekâ destekli fotoğraf düzenleme araçları artık sadece iyileştirme değil, gerçek anlamda “onarım” yapabiliyor. Doğru aracı seçmek ise kullanım amacına


NASA'dan Voyager 1'i kurtarmak için sıradışı plan

NASA'nın Voyager 1 uydusunun sanatçı tarafından yapılmış tasviri (NASA)
NASA'nın Voyager 1 uydusunun sanatçı tarafından yapılmış tasviri (NASA)
TT

NASA'dan Voyager 1'i kurtarmak için sıradışı plan

NASA'nın Voyager 1 uydusunun sanatçı tarafından yapılmış tasviri (NASA)
NASA'nın Voyager 1 uydusunun sanatçı tarafından yapılmış tasviri (NASA)

NASA, ilk yıldızlararası uzay aracının enerjisinin tükenmesini önleyecek bir çözüm bulmak için acele ediyor.

1977'de fırlatılan Voyager 1'in enerji seviyesindeki düşüş, görev operatörlerini geçici bir çözüm olarak araçtaki cihazlardan birini kapatmaya zorladı.

ABD uzay ajansı, aracın ömrünü uzatmak ve yeniden tam işlevine kavuşturmak için halihazırda "sıradışı bir plan" üzerinde çalıştığını açıkladı.

2012'de Güneş Sistemi'nden ayrılan ilk sonda olan Voyager 1, en uzaktaki insan yapımı nesne konumunda.

Araç, plütonyumun bozunmasıyla elektrik üreten bir radyoizotop termoelektrik jeneratörle çalışıyor. Bu enerji sistemi, yılda 4 watt güç kaybına neden oluyor.

Beklenmedik bir düşük güç sorunu ilk olarak 27 Şubat'ta, planlı bir dönüş manevrası sırasında tespit edilmiş ve görevin mühendisleri, fazladan herhangi bir enerji düşüşünün, sondadaki bileşenleri kapatacak bir koruma sistemini tetikleyeceği uyarısında da bulunmuştu.

NASA, daha kalıcı bir çözüm üzerinde çalışırken başka sorunların ortaya çıkmasını önlemek için, halihazırda Dünya'dan 25 milyar kilometreden daha uzaktaki Voyager 1 aracındaki bir cihazı kapattığını açıkladı.

Voyager görev yöneticisi Kareem Badaruddin, "Bir bilimsel cihazı kapatmak kimsenin tercihi olmasa da elimizdeki en iyi seçenek bu" diyor.

Voyager 1'de çalışmaya devam eden iki bilimsel cihaz kaldı: Biri plazma dalgalarını dinliyor, diğeriyse manyetik alanları ölçüyor. Bu cihazlar hâlâ mükemmel çalışıyor ve insan yapımı başka hiçbir aracın ulaşmadığı bir uzay bölgesinden veri gönderiyor.

Düşük Enerjili Yüklü Parçacıklar Deneyi (LECP) adlı cihaz, 49 yıldır neredeyse kesintisiz çalışıyor ve Samanyolu'ndan gelen kozmik ışınlar gibi düşük enerjili yüklü parçacıkları ölçüyor.

NASA yayımladığı güncellemede, "Nükleer enerjili uzay aracının gücü azalıyor ve LECP'yi kapatmanın, insanlığın ilk yıldızlararası keşif aracını çalışır durumda tutmanın en iyi yolu olduğu düşünülüyor" ifadelerini kullanıyor.

Bu cihaz, yıldızlararası ortamın yapısı hakkında kritik veriler sağladı ve helyosferimizin ötesindeki uzayda basınç cephelerini ve değişken parçacık yoğunluğuna sahip bölgeleri tespit etti. Voyager ikiz araçları dışında bu bilgileri sağlayabilecek kadar Dünya'dan uzak bir uzay aracı yok.

Independent Türkçe