Afrika kabilelerinin eski bir geleneği: Eşleri miras almak

Bu gelenek, çocukları ve aile mallarını korumak için devam ettiriliyor.

Araştırmacılar, Afrika'daki sosyal geleneklerin bu tür bir birlikteliği teşvik ettiğini ve böyle bir evliliği kabul etmenin toplumda güzel ahlakı ifade ettiğini ortaya koyuyor. (AFP)
Araştırmacılar, Afrika'daki sosyal geleneklerin bu tür bir birlikteliği teşvik ettiğini ve böyle bir evliliği kabul etmenin toplumda güzel ahlakı ifade ettiğini ortaya koyuyor. (AFP)
TT

Afrika kabilelerinin eski bir geleneği: Eşleri miras almak

Araştırmacılar, Afrika'daki sosyal geleneklerin bu tür bir birlikteliği teşvik ettiğini ve böyle bir evliliği kabul etmenin toplumda güzel ahlakı ifade ettiğini ortaya koyuyor. (AFP)
Araştırmacılar, Afrika'daki sosyal geleneklerin bu tür bir birlikteliği teşvik ettiğini ve böyle bir evliliği kabul etmenin toplumda güzel ahlakı ifade ettiğini ortaya koyuyor. (AFP)

Hatice et-Tayyib (Batı Afrika Uzmanı Moritanyalı gazeteci)
Afrika toplumları binlerce yıl öncesinden miras kalan, ailenin ve kabilenin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde hareket etmeyi ve kamu çıkarını kendi çıkarlarına tercih etmeyi gerektiren bir dizi kadim değerler ve gelenekler tarafından yönetiliyor. Kadim değerler önemli olmasına rağmen bazı geleneksel kurallar, gençlerin mutluluğunu, yaşamdaki seçimlerini ve bireyin toplumla etkileşimini olumsuz yönde etkiliyor.
Bu adetlerin en önemlilerinden biri, ölen kişinin ailesinin sorumluluğunun üstlenilmesi, çocuklarının ve eşinin tüm ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Gelenekler, ailenin bütünlüğünü korumak ve çocukları ailenin bakımı altında tutmak için genç erkek ya da evli adama, erkek kardeşi, amcası veya dayısının dul eşiyle evlenmesini emrediyor.
 Bu, Afrika toplumlarındaki en tuhaf geleneklerden biri ve yaşanan modern gelişmelere rağmen bu gelenek hala genç erkeği ve dul kadını bu evliliği kabul etmeye ve ailelerinin arzusuna ve kabile kökenlerine saygı göstermeye mecbur bırakıyor.

Afrikalıların hayatlarını şekillendiren sosyal normlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre birçok Afrika toplumunda meydana gelen değişikliklerle birlikte Batı ve Orta Afrika'da eş mirası, uzun süredir devam eden bir sosyal gelenek olduğundan dolayı halen yaygın halde. Bunda, dul bir kadının mütevazı olmasını ve kocasının ölümünden sonra aile üyeleri arasından kendisi için doğru koca seçilinceye kadar evliliğe ilgi duymamasını veya yeniden evlenme arzusunu göstermemesini gerektiren toplumsal kuralların büyük katkısı var.
Ganalı bir iş kadını olan Sara Bambiri, konuya dair şunları söyledi:
"Geleneksel toplum bunu çocukları korumanın ve aile içinde tutmanın en iyi yolu olarak görüyor. Çünkü aile, çocukların ailenin sorumluluğunda kalması için, eşin aile erkekleri arasından miras olarak alınması seçeneğini teşvik ediyor. Bunlar, eski çağlardan beri nesiller boyu aktarılan asil değerlerdir ve amacı, insanların sevdikleriyle bağ kurma arzusunu kontrol etmek değil, aileyi güçlendirmek ve birlik içinde tutmaktır."
Sara, The Independent Arabia ile gerçekleştirdiği röportajda, eşlerin mirasının, ailenin parasını, arazisini ve mülkünü erkeklerin elinde tutmak için tamamen maddi bir amacı olduğuna karşı çıkarak şunları söyledi:
"Ölen kişi ister zengin ister fakir olsun, aile dul kadına, aileden çocuklara bakabilecek, karısına büyük saygı duyacak ve kendisinden büyük de olsa duygularını küçümsemeyecek bir koca seçer. Bazı gençlerin yeni bir aile kurma arzusuyla yaşça daha büyük veya birkaç çocuğu olan kişilerle ilişki kurmayı reddettiği için, meselenin zaman zaman geleneksel toplumla bir çatışma haline gelebiliyor. Dulların, ailenin kendileri için seçtiği kişilerle evlenmeyi reddetmesi nadir görülen bir durum.”

Gençlerin seçimine müdahale
Araştırmacılar, Afrika'daki sosyal geleneklerin bu tür bir birlikteliği teşvik ettiği görüşünde. Böyle bir evliliğin kabul edilmesinin, toplumda ahlakın yumuşaklığını ve Afrika toplumlarının derinliklerinde kök salmış gelenek ve göreneklere özel saygıyı ifade ettiğini vurguluyorlar.
Sosyal bilimler alanında araştırmalar yürüten Senegalli Abdo Kay Bah şu değerlendirmede bulundu:
"Afrikalılar geleneklere saygıyı, bir kişinin ahlakının derecesini ve büyüdüğü çevrenin iyiliğini bilmenin bir ölçüsü olarak görüyorlar. Afrika toplumları halen üyelerinin davranışlarını, geleneklerini ve değerlerini kontrol eden Bedevi hayatı yaşıyor. Bazı Afrika toplumlarının modern sistemlere ve çağdaş değerlere ayak uyduramaması, bireylerin yaşamlarına olumsuz olarak yansımış ve çağımızda çoğu reddedilse de bu, geleneklere karşı hayranlık duygusunu da beraberinde getiriyor. Gençlik, özgürlükleri baskı altına alan ve kişisel tercihlerin gerçekleştirilmesini yasaklama ve kınama cezası altında engelleyen bu tür toplumsal normların tahakkümünden mustariptir ve gençlere göre, gelecekte örf ve adet kuralları oluşturmaya devam etmenin kişisel hayatı kontrol edeceğini ve onun otoritesine ve sosyal egemenliğine tabi kılacağını gösteriyor."
Araştırmacı, bazılarının bu geleneklere saygı göstermesine ve onları bırakmayı reddetmesine rağmen bu geleneklerin ‘özellikle kadın ve genç grupları arasında toplumun gelişimini engellediğine’ inanıyor. Ancak bu tür adetleri kötü davranış veya ahlak olarak tanımlasalar da kabilelerde görülen geleneksel sosyal kontrolleri ihlal ederek reddeden önemli bir yüzde var.
Batı Afrika'da yaygın olan sınıf temelli toplumlarda baba ya da yaşlı kişi ailenin çocukları arasından kocayı seçiyor ve akrabasının dul eşiyle evlenmeye teşvik ediyor. Bu adetlerin önemi şiir, nesir ve müzikte kendini göstermiştir. Bazı Afrika toplumları, geleneksel kültür olarak, masallara ve efsanelere göre, eşleri kötü ruhlardan korumak için, düğün töreninde ritmik bir büyünün okunması da dahil olmak üzere bir dizi ritüel ile bu geleneği yüceltmiş ve korumuş halde.
Bu gelenekler köylerde ve kırsal alanlarda daha yaygın görünüyor, ancak şehirlerde ve yakın bölgelerde de aileler hala akrabalık bağlarını desteklemek ve evlilikte istikrar ve başarı aramak için çocuklarını genel olarak akrabalarıyla bağ kurmaya teşvik ediyor.
Erkekler çoğu zaman, başka bir kişiyle bağlantı kurma planından, engeller ve zorluklarla karşılaşmamak için vazgeçiyor ve ailesinin arzusuna boyun eğiyor. Afrika toplumları, bir yabancının evlilik yoluyla içlerine girmelerinden pek hoşlanmıyorlar. Onlara göre aile, kendisi ve yabancı arasındaki uyum ve iletişim eksikliği nedeniyle içlerinde yaşanan olaylardan fazlasıyla etkilenebilir ve o yüzden iki taraf arasındaki ilişki daima gergin olabilir. Bu konu ise eşler ayrılana kadar uzayabilir.



Ankara, Somali'de Afrika Boynuzu'na adım attı

Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
TT

Ankara, Somali'de Afrika Boynuzu'na adım attı

Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)
Somali, karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve doğalgaz rezervine sahip olabilir (AFP)

Mahmud Ebu Bekir

Türkiye-Somali ilişkileri son dönemde, özellikle askeri ve güvenlik alanındaki iş birliği ile petrol arama yatırımları konusunda kayda değer bir gelişme gösterdi. Bu durum, genel olarak Afrika Boynuzu bölgesinde ve özel olarak Somali’de Türkiye’nin projesine ilişkin birçok soruyu gündeme getiriyor. Bu projenin sadece ikili iş birliğiyle sınırlı mı olduğu, yoksa Aden Körfezi ve Kızıldeniz bölgelerindeki gerginliklerle ilgili daha kapsamlı bir bakış açısı çerçevesinde Türkiye'nin rolünün yeniden düzenlenmesiyle mi bağlantılı olduğu merak uyandırıyor. Bu durum, özellikle Husi hareketinin ABD-İsrail-İran çatışmasına dahil olması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz veya Aden Körfezi'nde bir deniz çıkışı kurma projesini açıklamasından sonra bölgeyi saran gerilimler göz önüne alındığında daha da önem kazanmıştır. Ankara, Etiyopya'nın ayrılıkçı Somaliland bölgesi hükümetiyle imzaladığı "Mutabakat Zaptı"nın dondurulmasında kilit rol oynamıştır. Bu mutabakat zaptı, Addis Ababa'ya Somali kıyılarına erişim izni verilmesi karşılığında kuzey Somali bölgesinin bağımsızlığının tanınmasını amaçlamış ve Mogadişu ile Addis Ababa arasında diplomatik bir krize yol açmıştır.

Askeri görüşmeler

Bu bağlamda, Somali Kara Kuvvetleri Komutanı General Sahal Abdullah Ömer, iki ülke arasındaki askeri iş birliğini güçlendirmek amacıyla üst düzey bir ikili toplantıda Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ile bir araya geldi.

Görüşmeler sırasında iki askeri yetkili, Aden Körfezi bölgesinde ortak operasyonel koordinasyonun güçlendirilmesi, Somali Ulusal Ordusu'nun kapasitesinin geliştirilmesi, strateji ve savunma planlaması alanlarında iş birliği çabalarının yoğunlaştırılması gibi birçok önemli konuya odaklandı.

Bir Somali haber sitesi, görüşmelerin özellikle Somali ordusu için devam eden eğitim programlarının hızlandırılmasına, ordunun hazırlık durumunun iyileştirilmesine ve Aden Körfezi ile Kızıldeniz'in güney kesimindeki mevcut güvenlik sorunlarına daha iyi yanıt verebilmek için askeri prosedürlerin güncellenmesine odaklandığını belirtti.

Petrol yatırımları

Bu gelişme, Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Arslan Bayraktar’ın, Türk sondaj gemisi Çağrı Bey’in cuma günü Somali’ye vararak ilk açık deniz sondaj çalışmalarına başlayacağını duyurmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Bakan Bayraktar, Somali'den çıkarılan petrolün Somali, Doğu Afrika ve Türkiye'ye büyük fayda sağlayacak bir projede kullanılacağını ifade etti.

Peki Türk varlığı, Afrika Boynuzu bölgesinde ve Babu’l-Mendeb Boğazı girişlerinde bir istikrar faktörü oluşturuyor mu? Bu varlık, bağımsız olarak mı, yoksa İran ve Arap Körfezi bölgesinde devam eden savaş kapsamında daha fazla çatışmaya sahne olmaya aday bu bölgedeki uluslararası güvenlik dinamiklerinin bir parçası olarak mı değerlendirilmeli?

Çok yönlü iş birliği

Afrika Boynuzu işleri uzmanı Abdurrahman Ebu Haşim, Somali-Türkiye ilişkilerinin ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarını kapsayan ve birbiriyle iç içe geçmiş çok yönlü iş birliğinin Afrika Boynuzu bölgesindeki en önemli örneklerinden biri olduğunu belirtti.

Ebu Haşim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Somali'nin başkenti Mogadişu'ya yaptığı ziyaretin, on yıllardır Mogadişu'ya yapılan ve cumhurbaşkanı düzeyinde Afrika’ya yapılan ilk ziyaret olduğunu, bu adımın Türkiye'nin Somali'ye olan ilgisinin arttığını yansıttığını belirtti.

Güvenlik alanında ise Türkiye'nin Mogadişu'da açtığı Somali-Türk Görev Kuvveti (TÜRKSOM) askeri eğitim üssünün, ordunun yeniden inşasını amaçlayan uzun vadeli programlar kapsamında Somali Silahlı Kuvvetleri’nin eğitimini denetlediğini belirten Ebu Haşim, son dönemde Türk Donanması'nın Somali'nin bölgesel sularının güvenliğini desteklemeye katılmasıyla iş birliğinin daha da güçlendiğini söyledi.

Ekonomik düzeyde ise iş birliğinin büyük bir büyüme kaydettiğini belirten Ebu Haşim, Türk şirketleri altyapı ve yeniden inşa projelerine katılıyor, ticaret hacmi artıyor ve petrol arama dahil olmak üzere enerji sektörüne olan ilgi giderek yoğunlaşıyor. Eğitim alanında ise Türk üniversitelerinin, iki ülke arasındaki kültürel ve bilgi bağlarını güçlendirmek amacıyla burs programları aracılığıyla Somalili öğrencilere geniş fırsatlar sunduğunu ifade etti.

Karmaşık bir bölgesel bağlam

Türkiye-Somali ortaklığının karmaşık bir bölgesel bağlamda ortaya çıktığını söyleyen Ebu Haşim’e göre Somali, özellikle bazı uluslararası aktörlerin Mogadişu'daki federal hükümetle koordinasyon kurmadan Somaliland bölgesi ile doğrudan ilişkilerini güçlendirme yönündeki hamleleri nedeniyle, toprak bütünlüğüyle ilgili zorluklarla karşı karşıya.

Ayrıca Etiyopya hem sınır gerilimleri hem de bazı Somali bölgelerine dolaylı olarak verdiği destek yoluyla sahnede etkili bir rol oynuyor. Bu durum, Mogadişu’yu bölgesel güçlerle, en önemlisi de Ankara ile diplomatik ve stratejik ilişkilerini güçlendirmeye itti.

Bu çabanın temel amacının, Mogadişu'nun egemenliğini pekiştirmek ve Somali'nin çeşitli bölgelerindeki varlığını güçlendirmek olduğunu belirten yazar, bu nedenle Türk desteğinin stratejisinin temel dayanaklarından biri olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Afrika Boynuzu'ndaki jeopolitik rekabetin göz ardı edilemeyeceğini belirten Ebu Haşim, bir yandan İsrail, Etiyopya ve diğerleri gibi bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiğini, diğer yandan ise Somali hükümetinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik çabalarını desteklemeye çalışan Türkiye, Mısır ve diğer ülkelerin olduğunu, bunun da Türkiye-Somali hareketlerinin hızlanmasını açıkladığını söyledi.

Bölgesel denge faktörü

Somali siyasi analisti Muhammed Abdi ise Ankara ile Mogadişu arasındaki ilişkilerde yaşanan bu atılımın, bölge genelinde karşılaşılan zorluklara dair ortak bir anlayıştan kaynaklandığını düşünüyor. Abdi, iş birliği alanlarının belirli bir sektörle sınırlı kalmayıp, ekonomik ve yatırım alanlarının yanı sıra askeri ve güvenlik gibi konularda çeşitlilik gösterdiğine dikkat çekiyor.

Abdi, Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin Türkiye'nin yardımıyla Etiyopya ile Somaliland hükümeti arasında imzalanan mutabakat metnini boşa çıkarmayı başardığını ve Türk başkentinde Mogadişu ile Addis Ababa arasında imzalanan ‘Ankara Deklarasyonu’nun ‘son dört yılda elde edilen en önemli başarılardan biri olduğunu düşünüyor.

Etiyopya'nın Somali'nin egemenlik sınırlarını tanıması açısından, bu anlaşmaya varılmasının Türkiye-Somali ikili iş birliğinin meyvelerinden biri olduğunu açıklayan Somalili analist, Türkiye’nin Somali’deki varlığının, ayrılıkçı girişimler ya da federal devlet çerçevesinin dışındaki güvenlik düzenlemeleri yoluyla Somali’nin birliğini zedeleyebilecek her türlü tek taraflı girişime karşı bir denge unsuru olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Bu dinamiklerin ikili çerçevenin ötesine geçerek Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgelerindeki güvenlik ve istikrar dengelerini doğrudan etkilediğine dikkati çeken Abdi, çünkü Türkiye'nin Somali'deki varlığının, Kızıldeniz çevresindeki mevcut gerilimlerden ayrı olarak değerlendirilemeyeceğini ve bu rolün, bölgesel ve uluslararası güçler arasında büyük bir rekabetin yaşandığı bölgede, güç dengesinin yeniden düzenlenmesine katkıda bulunacağını vurguladı.

Çıkarların korunması

Ankara ile Mogadişu arasında 2024 yılının şubat ayında imzalanan ekonomik ve askeri iş birliği anlaşmasının, Türkiye'nin Somali'ye, egemenliğine yönelik yabancı müdahale dahil olmak üzere her türlü acil tehdide karşı karasularını savunmasında yardım etme yükümlülüğünü öngördüğünü, ayrıca korsanlık ve kaçakçılıkla ilgili zorlukların üstesinden gelinmesini de kapsadığını belirten Abdi, buna Türkiye’nin anlaşma hükümleri uyarınca Somali Deniz Kuvvetleri'ni eğitme ve yeniden yapılandırma taahhüdünün yanı sıra Somali Donanması'nın aralarında fırkateynlerin de olduğu Türk yapımı silahlarla donatılmasının dahil olduğunu vurguladı.

Abdi, taraflar arasında imzalanan anlaşmaların Ankara’ya stratejik çıkarlar sağladığını ve bunların arasında Somali’nin karasularında, Aden Körfezi’nde ve Bab’ul-Mendeb Boğazı’nın girişlerinde etki alanını genişletmenin de yer aldığını belirtiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu durum, Afrika kıtasına ihraç edilen Türk ürünleriyle yüklü ticari gemilerinin güvenliğini garanti altına alıyor, Özellikle Kızıldeniz'de yaşanan güvenlik sorunları nedeniyle, Ankara'nın Cibuti'de bulunan Avrupa güçlerine güvenmek yerine bu bölgedeki askeri varlığını güçlendirmesi kaçınılmaz hale geliyor.

Ekonomik getiriler

Türkiye ile Somali arasındaki iş birliğinin sadece güvenlik ve askeri alanlarla sınırlı olmadığını, Türkiye’nin bazı araştırma raporlarında tahmin edildiği üzere Somali’nin petrol ve doğalgaz kaynaklarını çıkarmayı amaçladığı önemli ve umut verici ekonomik anlaşmaların da mevcut olduğunu belirten Somalili analiste göre bunlardan biri, Somali'nin karasularında 30 milyar varilden fazla petrol ve gaz rezervine sahip olabileceğini belirten ABD hükümetine bağlı bir rapor. Bu durum, Ankara'yı bu önemli alanda yatırım yapmak üzere münhasır anlaşmalar imzalamaya teşvik etti ve bu anlaşmalar kapsamında ekonomik getirilerin yaklaşık yüzde 30'unu elde etmesini sağladı.

Türkiye’nin Somali’deki petrol ve doğalgaz çıkarımı konusundaki başarısının, mevcut ittifakları yeniden düzenleyeceğini ve Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel dengeleri yeniden şekillendireceğini değerlendiren Abdi, enerji keşiflerinin, bölgedeki çatışmaların gerekçesini azaltacağını ve özellikle komşu ülke Etiyopya ile olan gerginliği hafifleteceğini öngörüyor. Çünkü bu, Etiyopya'nın dünyanın diğer bölgelerinden Cibuti Limanı üzerinden ithalat yapmak yerine, sınırlarına yakın enerji kaynaklarına bağımlı hale gelmesi için geniş alanlar açacak, bu da kara ile çevrili bir ülke olarak üstlendiği ithalat ve transit masraflarını azaltacaktır.

Abdi yaptığı değerlendirmede, Ankara ile Mogadişu arasında var olan siyasi, askeri ve ekonomik bağların, Somali'nin birliği ve egemenliğiyle ilgili zorlukları önlemek amacıyla kısa sürede oluşturulan bir stratejik ittifak olarak tanımlanabileceğini, buna karşın uluslararası deniz trafiğinin en önemli koridorlarından biri olan bu bölgede Türkiye'nin etkin ve güçlü bir varlığa sahip olmasını sağladığını belirterek sözlerini noktaladı.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Nijerya ordusu: Kilise saldırısının ardından 31 rehine kurtarıldı

Nijerya ordusu (Reuters - Arşiv)
Nijerya ordusu (Reuters - Arşiv)
TT

Nijerya ordusu: Kilise saldırısının ardından 31 rehine kurtarıldı

Nijerya ordusu (Reuters - Arşiv)
Nijerya ordusu (Reuters - Arşiv)

Nijerya ordusu dün, ülkenin kuzeybatısındaki Kaduna eyaletinde bir kiliseye düzenlenen saldırı sırasında rehin alınan 31 sivilin kurtarıldığını ve olay yerinde beş cesedin bulunduğunu açıkladı.

Ordu, saldırının Kachia bölgesindeki Ariko köyünde Paskalya ayinleri sırasında gerçekleştiğini ve birliklerin failleri takip ettiğini belirtti.

Kaduna Eyaleti'ndeki Nijerya Hristiyan Birliği Başkanı Caleb Maji, dün Ariko köyünde iki kiliseye saldırı düzenlendiğini doğruladı. 7 kişinin öldürüldüğünü ve saldırganların bilinmeyen sayıda kişiyi rehin aldığını ifade etti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Maji, "Arama çalışmalarının hala devam ettiğini" belirtti.

Nijerya'nın kuzeybatısı yıllardır şiddet olaylarıyla boğuşuyor; bu olaylar arasında fidye için toplu adam kaçırmalar ve köylere baskınlar yer alıyor. Silahlı gruplar bölgedeki geniş ormanlardaki saklanma imkanlarından faydalanarak faaliyet gösteriyor.


Nijerya'nın orta kesimindeki bir köye düzenlenen silahlı saldırıda 17 kişi öldü

Mart ayı sonunda Plateau eyaletinde çok sayıda kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının yaşandığı yerde bulunan Nijerya Kızılhaç'ına ait bir araç (Arşiv-Reuters)
Mart ayı sonunda Plateau eyaletinde çok sayıda kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının yaşandığı yerde bulunan Nijerya Kızılhaç'ına ait bir araç (Arşiv-Reuters)
TT

Nijerya'nın orta kesimindeki bir köye düzenlenen silahlı saldırıda 17 kişi öldü

Mart ayı sonunda Plateau eyaletinde çok sayıda kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının yaşandığı yerde bulunan Nijerya Kızılhaç'ına ait bir araç (Arşiv-Reuters)
Mart ayı sonunda Plateau eyaletinde çok sayıda kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının yaşandığı yerde bulunan Nijerya Kızılhaç'ına ait bir araç (Arşiv-Reuters)

Yetkililer ve yerel halkın dün yaptığı açıklamaya göre, silahlı kişiler dün Nijerya'nın orta kesimindeki Benue eyaletinde bir köye saldırdı ve çok sayıda insanı öldürdü.

Benue Eyaleti, verimli topraklar ve doğal kaynaklar konusunda çiftçiler ve çobanlar arasında süregelen çatışmaların yanı sıra, "haydutlar" olarak bilinen yerel silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilen fidye için adam kaçırma olaylarıyla boğuşan bir bölgede yer almaktadır.

Benue Eyaleti hükümeti sözcüsü Tirso Kola, Gwer Doğu bölgesindeki Mbalom köyündeki saldırıyı doğrulayarak, "Kesinlikle kayıplar var" dedi, ancak henüz kesin rakamlara sahip olmadığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre bölge sakini Tersir Ngoutor, "17 kişinin öldürüldüğünü doğrulayabilirim" dedi.

Şöyle devam etti: "Saldırganlar (...) cumartesi günü saat 17:00 civarında geldiler ve her yöne ateş açtılar. Ben uzaktaydım ve onlar gittikten sonra sevdiklerimizi aramaya başladık."

Bir başka bölge sakini olan Gbadi John, 17 kişinin öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Benue Eyalet Valisi Hyacinth Alia, saldırıdan şüpheli silahlı çobanları sorumlu tutarak, eylemlerini "barbarca" olarak nitelendirdi.