FKÖ Sekreteri Şeyh’in Washington temasları, Ramallah’taki etkisini güçlendiriyor

Abbas sonrası muhtemel Devlet Başkanı olarak görülen FKÖ Sekreteri Şeyh’in Washington temasları, Ramallah’taki etkisini güçlendiriyor

Biden’ın Temmuz ayında Ramallah’ı ziyareti, Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistinli yetkililer ve Hüseyin eş-Şeyh (sağdan ikinci) ile görüşmesi (Şarku’l Avsat)
Biden’ın Temmuz ayında Ramallah’ı ziyareti, Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistinli yetkililer ve Hüseyin eş-Şeyh (sağdan ikinci) ile görüşmesi (Şarku’l Avsat)
TT

FKÖ Sekreteri Şeyh’in Washington temasları, Ramallah’taki etkisini güçlendiriyor

Biden’ın Temmuz ayında Ramallah’ı ziyareti, Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistinli yetkililer ve Hüseyin eş-Şeyh (sağdan ikinci) ile görüşmesi (Şarku’l Avsat)
Biden’ın Temmuz ayında Ramallah’ı ziyareti, Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistinli yetkililer ve Hüseyin eş-Şeyh (sağdan ikinci) ile görüşmesi (Şarku’l Avsat)

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi Sekreteri Hüseyin eş-Şeyh, iki gün boyunca Washington’da bir araya geldiği ABD’li yetkililere çeşitli talepler sundu. Talepler, siyasi, güvenlik ve güncel gerçeklik ve bu tünelden çıkmak için ne yapılması gerektiği konusunda otoritenin bakış açısını da yansıtıyor.
Görüşmeleri takip eden bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Şeyh’in Washington’da birçok konuyu gündeme getirdiğini söyledi. Kaynağa göre Filistinli yetkili, İsrail’i barış müzakerelerini başlatmaya zorlamak için daha net bir ABD eylemine ihtiyaç duyulduğunu, İsrail’in mevcut gerginliğine son verilmesi, anlaşmalara ve sahada bir Filistin Otoritesi’nin varlığına saygı duyulması için baskı yapılması gerektiğini söyledi. Ayrıca Kudüs’teki ABD Konsolosluğu’nun yeniden açılması, Washington’daki FKÖ ofisinin yeniden açılması ve örgütün terör listelerinden kesin olarak çıkarılması çağrısı yapan Hüseyin eş-Şeyh, Ramallah yönetimine mali ve güvenlik desteğini yoğunlaştırma yollarını ve gerekliliğini ele aldı.
Kaynağa göre görüşmede ayrıca Filistin ekonomisini destekleme yolları ve kısa ve uzun vadede otoriteye sağlanması gereken kolaylıkların niteliği de masaya yatırıldı. Şeyh, geçen salı günü Washington’da ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk, ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, ABD'nin Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Yael Lambert ve Filistin ve İsrail İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Hadi Amr ile de görüştüğünü belirtti.
Şeyh, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Bu toplantılarda son gelişmeler, iki devletli çözümün korunması, siyasi bir ufkun başlatılması ve bu çözümü yok eden tüm tek taraflı önlemlerin durdurulması gerekliliğine dair kapsamlı bir görüşme yapıldı. Filistin- ABD ikili ilişkilerindeki çeşitli konular da ele alındı” ifadelerine yer verdi.
Hüseyin eş-Şeyh, 2017’den bu yana Washington’da ABD’li yetkililerle resmi görüşmeler yapan ilk Filistinli yetkili oldu. Gerçekleştirilen görüşmeler, barış çabalarının ilerletilmesiyle ilgili ana konularda önemli ilerlemeler sağlamadı. Bu başarısızlık, Washington’un gelecek ayın başlarında yapılması planlanan seçimlerin ardından İsrail hükümeti kurulmadan hiçbir adım atılamayacağı inancından kaynaklanıyor. Ancak bu ziyaret, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın olası halefi olan Şeyh’in bir Filistinli olarak etkisini güçlendirdi.
Şeyh’in ziyareti, ABD Başkanı Joe Biden’in geçen Temmuz ayında Beytüllahim’i ziyaretinden kısa bir süre sonra kararlaştırıldı. İsrail gazetesi Haaretz’e konuşan Filistinli yetkililer, Şeyh’in ziyaretinin ABD yönetimi tarafından ‘meşruiyet’ sağladığı anlamına geldiğini ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın yakın çevresindeki etkisinin ek bir göstergesi olduğunu belirtti.
Geçen Şubat ayında Hüseyin eş-Şeyh, Saib Ureykat yerine Fetih Hareketi’nin merkezi bir üyesi olarak şeçildi. Bu konum, FKÖ Yürütme Komitesi’ndeki en önemli pozisyon olan ‘otorite başkanlığına’ hazırlık için en önemli adım sayılıyor.
Fetih anlayışına göre Filistin Devlet Başkanı, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Başkanı ve FKÖ Yürütme Komitesi Başkanı da olmalı. Herhangi bir nedenle başkanlık boşluğu oluşursa Şeyh, Azzam el-Ahmed ile birlikte bu iki komiteyi birleştiren tek kişiler olacak.
Mayıs ayı sonunda Abbas, Şeyh’e doğru ikinci adımı atarak, Şeyh’i FKÖ Yürütme Konseyi Genel Sekreterliği görevine atayan bir karar yayınladı. Devlet Başkanı Abbas, hareket tarafından Başkan Yaser Arafat’ın halefi olarak aday olarak seçilmeden önce, Yürütme Komitesi’nin merkezi bir üyesi ve sekreteriydi.
Şeyh, iki intifada döneminde hareketin kadrolarından biri olarak Fetih hareketindeki hayatına başladı. İkinci İntifada sırasında hareketin Ramallah’taki sekreteri de dahil olmak üzere çeşitli konumlarda bulundu. Daha sonra Sivil İşler Bakanı olarak üst düzey görevlere yükseldi. Bu pozisyon, Filistinlilerle ilgili sivil ilişkilerde İsrail ile en çok temas halinde olan kanal. Kendisi aynı zamanda Fetih hareketinin merkezi komitesinin bir üyesiydi.
Hüseyin eş-Şeyh, Abbas’a en yakın isimlerden biri olarak kabul ediliyor ve son iki yılda Abbas’ın mutlak güvenini kazandı. Filistin siyasetinde önemli bir rol oynadı ve çeşitli diplomatik görevler üstlendi. Sık sık ABD’li ve Avrupalı diplomatlarla bir araya geldi. Abbas’a en önemli toplantılarında ve yurt dışı seyahatlerinde eşlik etti.
Şeyh, sonuna kadar Abbas’ın halefi olarak öne itilmesi halinde, 86 yaşına ulaşmış bir adamın halefi olarak üst düzey isimlerle rekabete girecek. Abbas’ın güveninin yanı sıra Hüseyin eş-Şeyh, İsrailliler, ABD’liler ve bölge ile iyi ilişkilere sahip.
Yönetimin İsrail ile siyasi ve güvenlik anlaşmalarına bağlı olduğu, ABD, Avrupa Birliği (AB) ve bölge ülkelerinden destek aldığı göz önüne alındığında tarafların Filistin’in bir sonraki devlet başkanının kim olacağı konusunda önemli bir görüşü olduğu biliniyor. Öte yandan muhalifler ise Şeyh’in hiçbir meşruiyete sahip olmadığına ve hiçbir zaman yüksek bir göreve seçilmediğine inanıyor.
Ama günün sonunda Şeyh’e yakın isimler, olası bir devlet başkanının doğrudan bir oylama ile seçileceğini söylüyor. Bu da herhangi bir yetkili, devlet veya partinin değil, Filistin halkının karar vereceği bir şey.



İsrail'in saldırıları, Lübnan halkının günlük hayatını felç ediyor

Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
TT

İsrail'in saldırıları, Lübnan halkının günlük hayatını felç ediyor

Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)

Lübnanlılar, hayatlarını kritik bir dönemeçte kısıtlayan bir belirsizlik dönemi yaşıyor. Genel ruh halleri iki tarihte birleşiyor. Bunlardan birincisi dün başlayan ve 2 Aralık 2025'te sona erecek olan Papa XIV. Leo'nun Beyrut ziyareti, ikincisi yıl sonuna kadar Hizbullah'ın silahlarını teslim etmesi sorununu çözmek için ABD tarafından verilen sürenin dolduğu son tarih.

Bu iki uç nokta arasında, bölgeler, mezhepler ve sınıflar arasında ortak bir endişe hali hakim. Bu durum, yurtdışında yaşayanlar ve yerel halkın ifadeleriyle de açıkça görülüyor. Artık siyasi takvimler, seyahatten işe ve kutlamalara, günlük planlara kadar kişisel kararların ritmini belirliyor.

Psikolog Dr. Davud Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Lübnan halkı, belirleyici anlar olarak gördükleri iki takvimle meşgulken şu anda savaş kaygısının doruk noktasını yaşıyor” diyerek durumu kendi yorumuyla açıklıyor.

Dr. Ferec, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Genel olarak, kararın halkın elinde olmadığı, halkın kararı etkileme gücünün olmadığı, halkı koruyacak önleyici planların olmadığı ve halkın güvenlik hissi verecek psikolojik alternatiflerin olmadığı kanısı var. Bu yüzden beklemek bir yaşam biçimi haline geliyor.”


Şara, Suriye’nin yeniden inşasını Halep'ten başlattı

Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
TT

Şara, Suriye’nin yeniden inşasını Halep'ten başlattı

Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)

Suriye’de Beşşar Esed rejiminin düşmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçerken Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün, hükümetinin güvenlik ve siyasi konularda giderek çoğalan zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, ‘Suriye'yi sıfırdan yeniden inşa etme’ misyonunun başlatıldığını duyurdu.

Şara dün, Halep Kalesi'nde yaptığı konuşmada, “Halep, Suriye'nin tamamına açılan kapımızdı. Bugün sadece Halep için bir kutlama değil, Suriye ve tüm bölgenin tarihinde yeni bir başlangıçtır” ifadelerini kullandı.

Suriye Cumhurbaşkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Halep'i kurtarmakla yetinmeyeceğiz. Yolculuk, Halep'in kurtarıldığı anda başladı ve hepimiz Suriye'yi yeniden inşa etmek için çok çalışacağız.”

Cumhurbaşkanı Şara, bu açıklamalarda bulunurken hükümeti hem içerde güvenlik istikrarsızlığı ve çeşitli düzeylerde sokaklarda yaşanan bölünmelerle, hem de dışarda İsrail'in Suriye topraklarına yönelik devam eden saldırıları ve işgalleriyle son derece karmaşık zorluklarla karşı karşıya.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani dün İsrail'in saldırılarını kınayarak, bu saldırıların sadece Suriye'yi hedef almadığını, aynı zamanda bölgedeki istikrarı baltaladığını ve siyasi süreci tehdit ettiğini belirtti.

Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa ise yaptığı açıklamada, Suriye'nin ‘İsrail'in provokasyonlarına boyun eğmeyeceğini’ belirterek, İsrail'in bölünmüş ve zayıf bir Suriye istediğini, mevcut hükümeti de bir tehdit olarak gördüğünü ifade etti.


Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
TT

Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016

Kemal Allam

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump ve “ABD'yi Yeniden Harika Yap” (MAGA) hareketinin yakın çevresinde İsrail'i çevreleyen yoğun tartışma hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Zira şu anda ABD, Trump yönetiminin İsrail'e verdiği sarsılmaz desteğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir tepkiye sahne oluyor.

Bu tartışma genellikle olduğu gibi Bernie Sanders destekçileri veya radikal sol tarafından değil, ABD'nin güneyindeki muhafazakar Hristiyan çevrelerin kalbi tarafından yönetiliyor. Bu hareketin büyük bir kısmına, tartışmasız Trump'ın yakın çevresindeki en önemli ve etkili isim olan Tucker Carlson öncülük ediyor.

Suriye'deki savaşın ve özellikle Suriyeli Hristiyanların içinde bulunduğu kötü durumun, Tucker'ın Fox News'deki tavrını değiştirmesine neden olduğunu söylemek abartı olmaz. Buna ilave olarak, Arap Hristiyanları tekrar gündeme getirmek ve Amerikan medyasında seslerini duyurmak için uzun bir yolculuk başladı. Amerikalı Hristiyan gruplar da Suriye'yi yavaş yavaş Hristiyanlığın kalbi olarak görür hale geldiler.

Doğu Hristiyanlığının kalbi Suriye

Suriye, 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemine kadar giden uzun bir süre boyunca, Amerikalı Hristiyanlar için her zaman özel bir yere sahip oldu. O zamanlar Suriye Antakyası olarak bilinen ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan Hatay’a yapılan hac yolculuklarında, Amerikalı hacılar Antakya ve Tarsus'tan Şam'a, ardından güneye doğru ilerleyerek Kudüs'te hac yolculuklarını tamamlarlardı.

Suriyeli rahipler Aramice ve Süryanice öğretiyor ve burada çeşitli Amerikan kolejleri kuruluyordu. Ünlü Amerikan Beyrut Üniversitesi bile 1863 yılında öncelikle Suriye Protestan Koleji adıyla açılmıştı. “Suriye” kelimesi ilk Hristiyanlarla yakından ilişkilendirilmiş ve hatta ders kitaplarında Kudüs, Güney Suriye'nin bir parçası olarak kabul edilmişti. Bu, elbette Filistin'in ve özellikle Kudüs'ün Büyük Suriye'nin bir parçası olarak kabul edildiği klasik Arapçadaki “Biladüş-Şam” terimiyle de örtüşüyor. Buna göre Hristiyanlığın beşiği Antakya'dan Şam'a ve Kudüs'e kadar uzanıyordu.

Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okumuş, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürerek, ABD'nin şimdi İsrail'de ne yaptığını ve Arap Hristiyanları neden görmezden geldiğini sormuştu

Suriye'deki savaşın, Irak'tan Filistin'e kadar Doğu Hristiyanlığına yönelik baskıyı tartışmasız bir şekilde ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, Amerikalılar bir kez daha Suriye'yi Doğu Hristiyanlığının kalbi olarak görmeye başladılar. Bu aynı zamanda Arap Hristiyanların önemine ilişkin algı ve anlatıda bir değişime yol açtı.

Suriye'deki savaş tüm Suriyelilerin hayatlarını derinden etkiledi. Ancak komşu Irak ve Lübnan'da olduğu gibi, Suriye'deki Hristiyanlar da inançları nedeniyle radikal grupların hedefi haline gelerek ağır bir yük taşıdılar. 2016 yılında, Suriye ve Ortadoğu'daki savaşta Hristiyanların öldürülmesi, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği ile Papa Francis arasında 1000 yıl aradan sonra ilk görüşmenin gerçekleşmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı bir röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)

Suriye, Carlson ve Amerikalıların dikkatini çekiyor

Bu yılın başlarında, muhafazakâr Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson, Washington'un İsrail'in Filistinli Hristiyanları öldürmesine ve onlara zulmetmesine verdiği desteği sorgulayarak, İsrail lobisini ve Hristiyan Siyonist ideolojinin savunucularını kızdırmıştı. Carlson, Beytüllahimli bir papaz olan Evanjelik Lüteriyen Kilisesi'nden Rahip Munther Isaac ile röportaj yaptı. Isaac, ABD'de kutsal topraklardaki Hristiyanlara yönelik muamele konusunda süregelen farkındalık eksikliğini gösteren bir kayıt sundu. O dönemde Fox News sunucusu olan Carlson, 2018'de ana akım Amerikan medyasında Suriyeli Hristiyanların geniş çapta öldürülmesiyle ilgili bir tartışma başlattı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD'nin Ortadoğu'daki Hristiyanları hedef alan örgütlere verdiği desteği sürekli sorguladı. Ardından Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okudu, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürdü. Cruz'a İncil'in temelleri hakkında sorular sordu. ABD'nin İsrail'deki mevcut eylemlerinin ve Arap Hristiyanlara karşı duyarsızlığının doğru yol olduğunun bu kitabın neresinde söylendiğini sordu.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi

Carlson, ABD'deki muhafazakârları harekete geçiren ve Suriyeli Hristiyanların önemini vurgulayan bir kampanyaya öncülük etti. Brad Hough ve Zachary Wingard, Suriyeli Hristiyanların çektiği acıları ve bunun Doğu Hristiyanlığı üzerindeki etkisini belgeleyen, bu konunun Amerikalı Hristiyanların dikkatini nasıl çekmeye başladığını ayrıntılarıyla anlatan “Çarmıha Gerilen Suriye” adlı ortak bir kitap yazdılar. Suriye'de görev yapmış bir ABD Deniz Piyadeleri gazisi olan Brad Hough, ABD genelinde bir tura çıkarak okullarda ve kiliselerde Arap Hristiyanlar ve Amerikan Hristiyanlığının Huckabee ve Cruz gibi Evanjeliklerin tek taraflı bakış açısından kurtulmasının önemi hakkında konuşmalar yaptı. Şimdi de eskiden “Madam Maga” olarak bilinen ABD’li Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin, İsrail'i destekleyen egemen Hristiyan akımdan koptuğunu görüyoruz. Önde gelen muhafazakâr bir talk-show sunucusu olan Megyn Kelly, Hristiyanların Arap Hristiyanlara olanları nasıl görmezden gelebildiğini sorguluyor.

Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)

Arap Hristiyanlar ön planda

Tucker Carlson'ın Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki Hristiyan din adamlarına bir platform sunma hareketine liderlik etmesiyle birlikte, diğer Arap Hristiyanlar da öne çıkmaya başladı. Hem Trump yönetimi içinde hem de Washington’daki siyasi çevrelerde, önde gelen Arap Hristiyanların siyasete liderlik etmesinde kademeli, ancak önemli bir değişim yaşandı. Trump'ın avukatı ve yakın arkadaşı Alina Habba, Keldani ve Irak kökenli. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve şu anki ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz'un eşi Julia Nesheiwat, Ürdünlü tanınmış bir Hristiyan aileden geliyor. Nesheiwat, Waltz'un eşi olmasının yanı sıra orduda, Beyaz Saray'da ve diğer resmi görevlerde de bulunmuş. Trump'ın kızı da Arap oylarını Trump'a çekmede aktif rol oynayan ve Amerikan siyasetine daha geniş bir Arap Hristiyan tabanı kazandırmaya yardımcı olan tanınmış bir Lübnanlı Hristiyan aileden birisiyle evli. Ayman Abdel Nour, Washington'daki önde gelen Hristiyan seslerden biri ve Capitol Hill'deki Suriye politikasında etkili bir isim. Mısır asıllı Hristiyan Dr. Marty Makary, şu anda Gıda ve İlaç Dairesi Komiseri ve Trump'ın baş tıbbi danışmanı.

Tüm bunların zirve noktası, Hollywood’ın Hz. İsa'yı her zaman sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir ederken, şu anda en popüler televizyon dizisi olan The Chosen’un kadrosunda, Hz. İsa'yı canlandıran Mısır-Suriye asıllı Arap-Amerikalı aktör Jonathan Roumi'nin de yer almasıdır.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.