Ukrayna’nın doğu ve güneydeki zaferleri ‘kontrolsüz çatışma’ senaryosunu gündeme getirdi

İki Rus askeri Donetsk’te Ukrayna mevzisine doğru atış yapıyor (AP)
İki Rus askeri Donetsk’te Ukrayna mevzisine doğru atış yapıyor (AP)
TT

Ukrayna’nın doğu ve güneydeki zaferleri ‘kontrolsüz çatışma’ senaryosunu gündeme getirdi

İki Rus askeri Donetsk’te Ukrayna mevzisine doğru atış yapıyor (AP)
İki Rus askeri Donetsk’te Ukrayna mevzisine doğru atış yapıyor (AP)

Ukrayna’nın doğu ve güney bölgelerinde kapsamlı ilerleme kaydetmeye devam ettiğine ilişkin Kiev’den gelen haberler, savaşın kapsamını genişletmek ve Rus yetkililerin son günlerde uyardığı ‘kontrolsüz çatışma’ senaryosunu gündeme getirmek için bir sebep oldu.
Moskova, son birkaç gün içinde, çatışmayı genişletmeme tercihine göndermeler yapan ve sadece Ukrayna bölgelerini ilhak etme kararının dayattığı ‘yeni gerçekliği’ teyit eden birden fazla mesaj gönderdi.
Bu, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Rusya’nın Avrupa’ya enerji arzının istikrarını sağlama arzusuna yaptığı göndermeler ve Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi’nin, Moskova’nın savaşın başlamasından önce Batı’dan talep ettiği, ‘güvenlik garantileri belgesinin hala masada’ olduğuna dair açıklamalarla kanıtlandı.
Ancak bununla birlikte, özellikle Kiev’e askeri yardımın yoğunlaşması hakkında Batılı haberler artarken, görünüşe göre Ukrayna’nın Putin tarafından yakın zamanda ilhak edilen bölgelerde geri alınan alanı genişletmeye devam etmesi, Kremlin’in önüne sınırlı seçenekler koyuyor.
Burada dikkat çekici olan, ‘daha avantajlı konumları’ işgal etmek için stratejik Lyman kentinden askerlerin çekildiğini duyurmak gibi nadir durumlar dışında, Rus askeri raporlarının Ukrayna’nın ilerlediği bölgelerin ayrıntılarını açıklamaması ve Ukrayna’nın ilerleyişinin hızını kabul etmekten kaçınması oldu.
Bunun yerine, Rusya’dan gelen askeri açıklamalar, Ukrayna’daki sivil bölgelerin hedef alındığından bahsetmeye devam ediyor.
Ancak aynı zamanda, sahadaki gelişmeler, Moskova’nın Donbas bölgesinde gönüllü birlikler konuşlandırıldığının duyurulması ve Moskova neredeyse tüm Ukrayna şehirlerini hedef alan yoğun ve büyük saldırılar başlatmadan önce Belarus’tan gelen ağır bombardıman uçaklarının saha hattına girdiğine dair raporlar da dahil olmak üzere, geniş çaplı bir tersine operasyon hazırladığına dair işaretler taşıyor.
Son olarak, General Sergey Surovikin’in Ukrayna’daki operasyonları komuta etmek üzere atanması, ihtilafın yeni aşaması için devam eden hazırlıkların güçlü bir göstergesi oldu.
General Surovikin’in atanması, ‘belirleyici savaşın’ temposunu hızlandırmak ve taktik nükleer silah kullanma olasılığı da dahil olmak üzere bunu başarmak için mümkün olan tüm askeri araçları kullanmak için çağrıda bulunan ‘şahinler’ kampı arasında bir rahatlama sağladı.
Bunlardan biri olan Çeçenistan lideri Ramazan Kadirov, Surovikin’in savaştaki liderliğinin belirleyici sonuçlar getireceğine olan güvenini ifade etti.
Bu arka plana karşı, Ukrayna Geçici İşgal Altındaki Toprakların Yeniden Entegrasyonu Bakanlığı, Ukrayna ordusunun geçtiğimiz ay 75’i son derece stratejik Herson bölgesinde olmak üzere, 600’den fazla bölgeyi Rus işgalinden kurtardığını bildirdi.
Bakanlık dün geç saatlerde yaptığı açıklamada, Ukrayna kuvvetlerinin geçen ay Rus hatlarının derinliklerine ilerlediği Harkov bölgesinde yaklaşık 502 yerleşim yerini kurtarıldığı bilgisini verdi.
Açıklamada, Donetsk bölgesinde 43, Luhansk bölgesinde 7 yerleşim bölgesinin kurtarıldığı belirtilerek, “Kurtarılan Ukrayna toprakları önemli ölçüde arttı” denildi.
Bu haberlerin ciddiyetini artıran şey, Rusya’nın Ukrayna ile olan sınır şeridindeki güvenlik durumunun son haftalarda büyük bir ölçüde bozulması oldu.
Rusya’nın Ukrayna sınırındaki Belgorod Bölgesi Valisi Vyacheslav Gladkov, füze parçalarının demiryolu hattının yakınına düşmesi nedeniyle Novyi Oskol kasabası yakınlarındaki tren faaliyetlerinin bugün erken saatlerde askıya alındığını bildirdi.
Vali Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, Ukrayna sınırının 90 kilometre kuzeyinde yer alan, yaklaşık 18 bin nüfusa sahip Novyi Oskol yakınlarında uçaksavar füze sistemlerinin söz konusu füzeleri vurduğunu belirtti.
Gladkov, “Elektrik hatları hasar gördü. Trenler geçici olarak durduruldu” diyerek, can kaybı olmadığını ekledi.
Herson’un Kırım ile ana kara bağlantısı olarak stratejik önemine ek olarak, Putin’in Rusya’ya ‘sonsuza dek’ katılan iki bölgeyi savunma vaadi karşısında, Donetsk ve Herson bölgelerine sürekli saldırılar Rusya için en tehlikeli durum olabilir.
Bu, Ukrayna kuvvetlerinin kendi bölgelerindeki kontrolü genişletmesinin, Moskova’nın yarımadadaki kuvvetlerini tehdit edeceği ve burayı kuşatma altına alacağı anlamına geliyor. Ayrıca bu, bölgeye Rus askeri tedarikini durdurmakla tehdit ediyor.
Bu gerçek karşısında, askeri tırmanış olasılıkları ve savaş alanını genişletme çabaları, Ukrayna’nın ilerleyişini durdurmanın ve büyük çaplı geri dönüşler düzenlemenin tek yolu gibi görünüyor.
Ukrayna’nın güneyindeki çatışmalarda güçleri kilit rol oynayan Kadirov’a göre, Moskova’nın Herson’da büyük savaşın başlamasına hazırlık olarak bölge sakinlerinin tahliyesi de dahil olmak üzere üzerinde çalıştığı düzenlemelere ek olarak ‘belirleyici an’ yaklaşıyor.
Birkaç gün önce Moskova, çocuklar, refakatçileri ve yaşlı grupların Rusya’nın derinliklerindeki tatil yerlerine transferinin başladığını duyurdu.
Bunu, bölgedeki ayrılıkçı yetkililerin ‘güçlerin görevlerini kolaylaştırmak’ için tüm sakinlere Rus bölgelerine taşınmaları yönündeki çağrısı izledi.
Ancak savaş alanını genişletmek, iki olası gelişmeyle karşı karşıya.
Bunlardan ilki Batılı tarafların, özellikle NATO’nun çatışmaya artan katılımı, ikincisi ise Belarus’un askeri operasyonlara resmi olarak katılmasıdır.
Ukrayna’nın ilerleyişini konvansiyonel silahlarla durduramaması, Kremlin’in askeri ve diplomatik kurumlardaki ‘şahinlerin’ savaşı taktik nükleer silahlar kullanarak çözme çağrılarına yanıt verme riskini artırıyor.
Avrupa Birliği (AB) Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell dün Moskova'yı uyararak, Putin’in Ukrayna’ya karşı nükleer silah kullanması durumunda Rus ordusunun imha edileceği güçlü bir askeri yanıt verileceğini söyledi ve bu konudaki tartışmaları alevlendirdi.
Belçika’da AB Diplomasi Akademisi’nin açılışında konuşan Borrell şunları söyledi;
“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, blöf yapmadığını söylüyor. Putin, blöf yapmayı göze alamaz. Ukrayna’yı destekleyenler, AB, AB ülkeleri, ABD ve NATO da blöf yapmıyor. Ukrayna’ya karşı herhangi bir nükleer saldırının bir yanıtı olacaktır. Nükleer bir yanıt olmayacak ancak Rus ordusunun imha edileceği güçlü bir askeri yanıtı olacak. Putin, blöf yapıyor olmamalı.”
Moskova’nın her zamanki gibi Borrell’in tehdidi hakkında yorum yapmak için acele etmemesi de dikkat çekiciydi.
Şarku'l Avsat'ın  DPA’dan aktardığı habere göre diplomatlar, AB büyükelçilerinin bugün oybirliğiyle Ukrayna silahlı kuvvetlerinden yaklaşık 15 bin asker için bir askeri eğitim misyonunu onayladıklarını söyledi.
Borrell, Ağustos ayında Ukraynalı askerleri eğitmek için yeni bir girişim fikrini ortaya attı.
DPA’nın bildirdiğine göre, bu misyon lojistik ve nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlara karşı koruma gibi alanlarda eğitim içerebilir.
ABD’ye üye 27 ülkenin büyükelçilerinin bugün aldığı bu kararın, Pazartesi günü Lüksemburg’da AB diplomasisi başkanları tarafından resmen onaylanması gerekiyor.
Bu çatışmada Kremlin’in en yakın ve tek müttefiki haline gelen Belarus ise, savaşın bir sonraki aşamasına hazırlanıyor gibi görünüyor.
Belarus Dışişleri Bakanı Vladimir Makei, ülkede terörle mücadele operasyon rejimi ilan edildiğini bildirerek, silahlı kuvvetler ve özel servislerinin komşu ülkelerden gelecek her türlü provokasyona yanıt vermeye hazır olduğunu söyledi.
Makei Izvestia gazetesine yaptığı açıklamada şunları söyledi;
“Devlet Başkanımız güvenlik güçleriyle bir dizi görüşme yaptı ve bir terörle mücadele operasyon rejimi ilan edildi. Bazı komşu ülkelerin Belarus’un belirli bölgelerinin ele geçirilmesini de içeren provokasyonlar planladığı bilgisi elimize geçti.”
Belarus Devlet Başkanı Alexander Lukaşenko ise, Polonya, Litvanya ve Ukrayna’nın radikal Belaruslular arasındaki militanları sabotaj, terör saldırıları ve askeri isyan organize etmek için eğitilmeye başladığını öne sürdü.
Belarus Devlet Güvenlik Komitesi (KGB) Başkanı İvan Tertel de, “Batı, Rusya’nın kaynaklarını ara sıra ortaya çıkan görevleri çözmeye yönlendirmek için ‘ikinci bir cephe’ açmaya çalışıyor. Bölgedeki durumun kötüleşmesini bekliyoruz” dedi.
Bu koşullar altında rakiplerinin kullanacağı araçlardan birinin muhalifler olduğuna vurgu yapan Tertel, “Yurt dışına kaçan bu insanları, onları kimin ve hangi amaçla tuttuğunu çok iyi biliyoruz. Bu nedenle, şimdi her şey Belarus’a yönelik müdahaleye hazırlanmaya odaklandı. Ukrayna topraklarında, çeşitli nedenlerle ülkeden kaçanların katıldığı bir dizi yasadışı silahlı grup kuruldu” diye konuştu.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.