ABD OPEC’e karşı cephe mi alıyor?

OPEC grubunun Viyana’daki merkezi (AFP)
OPEC grubunun Viyana’daki merkezi (AFP)
TT

ABD OPEC’e karşı cephe mi alıyor?

OPEC grubunun Viyana’daki merkezi (AFP)
OPEC grubunun Viyana’daki merkezi (AFP)

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ grubu, geçtiğimiz Çarşamba günü Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaptığı toplantıda günlük petrol üretimini 2 milyon varil azaltma kararı aldı.
Buna dair haberler ABD ve Batı basınında hala yerini koruyor.
Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, OPEC ve OPEC+’ın günlük petrol üretimini Kasım ayından itibaren 2 milyon varil azaltma kararını ‘Rusya ile aynı safta’ olduklarının bir göstergesi olarak nitelendirdi.
ABD’de Demokrat Parti’den bazı siyasetçiler de karara tepki gösterdi.
Bu konudaki eleştiriler OPEC ve OPEC+ grubunun en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan ve Rusya’ya odaklandı.
Bir kesim, bu kararın Riyad ve Moskova’nın Washington’a karşı bir ittifak biçimi olduğunu dile getirirken, bir diğer kesim ise uzun süredir enflasyon ve çeşitli krizlerle boğuşan ABD ekonomisinin hedef alındığını öne sürdü.
Birçok uzman, ABD yönetimi veya Demokrat partiden gelen tepkilerin, ‘ABD ekonomisini hedef almakla ilgili keyfi suçlamalarda bulunarak ve OPEC + kararını siyasi bir kalıba sokmada ısrar etmek’ olarak yorumladı.
Gruptaki birçok ülke, oybirliği ile alınan kararın piyasa istikrarını hedefleyen ekonomik bir karar olduğunu teyit etti.
Birleşik Arap Emirlikleri Enerji ve Altyapı Bakanı Suheyl el-Mezrui, OPEC ve OPEC+’da alınan petrol üretimini düşürme kararının teknik bir karar olduğunu ve üye ülkelerin tümünün ortak onayıyla alındığını belirtti.
Cezayir Enerji ve Madenler Bakanı Muhammed Arkab ile OPEC Genel Sekreteri Heysem el-Gays, Pazar günü Cezayir’de yaptıkları görüşmede kararı memnuniyetle karşıladılar.
Cezayirli bakan yerel basına verdiği röportajda, OPEC + kararının tarihi öneme sahip olduğunu ve piyasaların istikrarı üzerinde olumlu bir etkisi olacağını söyledi.
Bahreyn, Kuveyt, Umman ve Irak, OPEC+’ın ekonomik içeriğini ve önceki grubun kararlarıyla tutarlılığını vurgulayarak, karara övgüde bulundu ve bu kararın tüm grup ülkeleri arasında oybirliğiyle alındığını belirtti.
ABD’nin özellikle Suudi Arabistan’a yönelik eleştirilerinin artmasıyla birlikte, Riyad pozisyonunu savunmaya ve gerçekleri ortaya çıkarmaya devam etti.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, ABD yönetiminin OPEC+ grubunun aldığı petrol üretimini düşürme kararının bir ay ertelenmesini istediğini ancak bu ertelemenin ‘olumsuz ekonomik sonuçları’ olacağını belirtti.
ABD’nin bu adımı, ülke içinde bu talebin nedenleri hakkında soruları gündeme getirdi.
Cumhuriyetçiler, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’den ‘ABD yönetiminin üretim kesintisi kararının bir ay ertelenmesini istemesi’ konusunun araştırılmasını talep etti.
Bunun ardından ülkede yeni bir siyasi kriz patlak verdi ve bu talebin doğrulanması halinde, bunun ABD yönetiminin 8 Kasım’daki ara seçimleri etkileme girişimi olabileceği vurgulandı.
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, konuya ilişkin Twitter hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;
“Ukrayna-Rusya savaşında Suudi Arabistan’ın Moskova’nın yanında yer almakla suçlanmasına şaşırdık. Bu asılsız suçlamaların Ukrayna hükümetinden gelmediğini belirtmekte fayda var. OPEC+ grubunun kararı tamamen ekonomik gerekçelerle alınmış olsa da, bazıları Suudi Arabistan’ı Rusya’nın yanında yer almakla suçladı. İran da OPEC üyesi, yani bu Suudi Arabistan’ın aynı şekilde İran’ın yanında yer aldığı anlamına mı geliyor?”
Prens Halid bin Selman’ın bu ifadeleri, ülkesinin Ukrayna’ya 400 milyon dolarlık yardım paketi sağladığına dair haberlerin ardından geldi.
Söz konusu yardım, Suudi Arabistan’ın Ukrayna’ya karşı Rusya ile ittifak yapmadığının başka bir göstergesi oldu.
ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer, “Suudi Arabistan’ın (Rusya Devlet Bakanı Vladimir) Putin’in Ukrayna’ya karşı savaşını sürdürmesine yardımı ABD tarafından unutulmayacak. NOPEC (Petrol Üreten ve İhraç Eden Kartellerin Yasaklanması) tasarısı dahil olmak üzere tüm yasama araçlarını değerlendiriyoruz” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Washington’ın ABD ve Batı kamuoyunu harekete geçirerek, dünya petrol üretiminin yaklaşık yarısını ve dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin üçte ikisini oluşturan OPEC’in meşruiyeti ve güvenilirliğini hedef almaya çalışabileceğini söyledi.
ABD’nin bu adımı, OPEC'in ABD ekonomisinin çıkarına değil, küresel enerji piyasalarının istikrarı için çalışmasına rağmen, enerji piyasalarının doğrudan ve dolaylı kontrolünü ve yönetimini elde etmek için atabileceğini de ifade ettiler.
Siyasi analist Nidal Saba, “ABD’nin kendisini taraf olarak gördüğü dünyadaki çatışmalar, Washington’ın bu küçümseyici görüşünün sürdürülmesine katkıda bulundu. Bu da, herhangi bir ABD yönetiminin herhangi bir ülke veya kuruluşun ve aynı zamanda en önemli enerji kuruluşu olan OPEC’in işlerine müdahale etmesine izin veriyor” dedi.
Saba konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı;
“ABD dünyanın en güçlü ülkesi olmasına rağmen, kendi lehlerine olan ve dünyadaki birçok ülkenin çıkarlarıyla çatışan veya zarar veren kararlar alabilmek için birçok durumda Birleşmiş Milletler (BM) ve BM Güvenlik Konseyi (BMGK) gibi önemli uluslararası örgütleri kontrol etmek amacıyla Batılı güçler üzerindeki etkisini kullandı. Bu nedenle, örgütün bağımsızlığı ve ABD yönetimlerinin doğrudan etkisine maruz kalmaması nedeniyle OPEC’e bu tür girişimlerin dayatılması şaşırtıcı olmayacaktır.”
Enerji analisti Anas Hajji, OPEC’e yapılan saldırının neredeyse 50 yıldır sürdüğünü, ancak son on yıllar boyunca birkaç kez yoğunlaştığını söyledi.
Hajji görüşlerine ilişkin açıklamasına şöyle devam etti;
“Bu son saldırıyı farklı kılan, bir yandan Suudi Arabistan’a odaklanmış olması, bir yandan da etkisi çok sınırlı olan ve geçmişle kıyaslanamayacak bir üretim kesintisi duyurusundan kaynaklanıyor olması. Küresel petrol arzındaki fiili azalmanın etkisi varsa çok basittir ve bu nedenle ekonomik veya siyasi yansımaları yoktur, ancak (ABD Başkanı Joe) Biden yönetimi konuyu ekonomik ve siyasi olarak abartmaya karar verdi.”
NOPEC tasarısına değinen Hajji şunları söyledi;
“Eskimiş bu tasarı, Kongre ve Senato’dan iki kez geçmiş, ancak eski Başkanlar George W. Bush ve Barack Obama tarafından göz ardı edilmiştir. Bu nedenle yasa haline gelmedi ve şimdi onu geçirmek için başka girişimler var, oylanır ve kabul edilirse Başkan Biden imzalayabilir ve yasa haline gelir. Biden, Adalet Bakanlığı’ndan OPEC ülkelerinin şirketlerini soruşturmasını ve kovuşturmasını isteyerek yasayı etkinleştirebilir veya konuyu tamamen görmezden gelip rafa kaldırabilir. Ama bu gergin atmosferde yasayı geçirme olasılığı yüksek.”
Washington, OPEC ve üye devletlerinin taleplerine yanıt vermemesi üzerine birçok kez tehdit yöntemine başvurdu, ancak OPEC her fırsatta piyasaların istikrarını ve üreticilerin ve tüketicilerin çıkarlarını garanti eden politikalara bağlı kalmakta ısrar etti.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal