ABD OPEC’e karşı cephe mi alıyor?

OPEC grubunun Viyana’daki merkezi (AFP)
OPEC grubunun Viyana’daki merkezi (AFP)
TT

ABD OPEC’e karşı cephe mi alıyor?

OPEC grubunun Viyana’daki merkezi (AFP)
OPEC grubunun Viyana’daki merkezi (AFP)

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ grubu, geçtiğimiz Çarşamba günü Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaptığı toplantıda günlük petrol üretimini 2 milyon varil azaltma kararı aldı.
Buna dair haberler ABD ve Batı basınında hala yerini koruyor.
Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, OPEC ve OPEC+’ın günlük petrol üretimini Kasım ayından itibaren 2 milyon varil azaltma kararını ‘Rusya ile aynı safta’ olduklarının bir göstergesi olarak nitelendirdi.
ABD’de Demokrat Parti’den bazı siyasetçiler de karara tepki gösterdi.
Bu konudaki eleştiriler OPEC ve OPEC+ grubunun en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan ve Rusya’ya odaklandı.
Bir kesim, bu kararın Riyad ve Moskova’nın Washington’a karşı bir ittifak biçimi olduğunu dile getirirken, bir diğer kesim ise uzun süredir enflasyon ve çeşitli krizlerle boğuşan ABD ekonomisinin hedef alındığını öne sürdü.
Birçok uzman, ABD yönetimi veya Demokrat partiden gelen tepkilerin, ‘ABD ekonomisini hedef almakla ilgili keyfi suçlamalarda bulunarak ve OPEC + kararını siyasi bir kalıba sokmada ısrar etmek’ olarak yorumladı.
Gruptaki birçok ülke, oybirliği ile alınan kararın piyasa istikrarını hedefleyen ekonomik bir karar olduğunu teyit etti.
Birleşik Arap Emirlikleri Enerji ve Altyapı Bakanı Suheyl el-Mezrui, OPEC ve OPEC+’da alınan petrol üretimini düşürme kararının teknik bir karar olduğunu ve üye ülkelerin tümünün ortak onayıyla alındığını belirtti.
Cezayir Enerji ve Madenler Bakanı Muhammed Arkab ile OPEC Genel Sekreteri Heysem el-Gays, Pazar günü Cezayir’de yaptıkları görüşmede kararı memnuniyetle karşıladılar.
Cezayirli bakan yerel basına verdiği röportajda, OPEC + kararının tarihi öneme sahip olduğunu ve piyasaların istikrarı üzerinde olumlu bir etkisi olacağını söyledi.
Bahreyn, Kuveyt, Umman ve Irak, OPEC+’ın ekonomik içeriğini ve önceki grubun kararlarıyla tutarlılığını vurgulayarak, karara övgüde bulundu ve bu kararın tüm grup ülkeleri arasında oybirliğiyle alındığını belirtti.
ABD’nin özellikle Suudi Arabistan’a yönelik eleştirilerinin artmasıyla birlikte, Riyad pozisyonunu savunmaya ve gerçekleri ortaya çıkarmaya devam etti.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, ABD yönetiminin OPEC+ grubunun aldığı petrol üretimini düşürme kararının bir ay ertelenmesini istediğini ancak bu ertelemenin ‘olumsuz ekonomik sonuçları’ olacağını belirtti.
ABD’nin bu adımı, ülke içinde bu talebin nedenleri hakkında soruları gündeme getirdi.
Cumhuriyetçiler, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’den ‘ABD yönetiminin üretim kesintisi kararının bir ay ertelenmesini istemesi’ konusunun araştırılmasını talep etti.
Bunun ardından ülkede yeni bir siyasi kriz patlak verdi ve bu talebin doğrulanması halinde, bunun ABD yönetiminin 8 Kasım’daki ara seçimleri etkileme girişimi olabileceği vurgulandı.
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, konuya ilişkin Twitter hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;
“Ukrayna-Rusya savaşında Suudi Arabistan’ın Moskova’nın yanında yer almakla suçlanmasına şaşırdık. Bu asılsız suçlamaların Ukrayna hükümetinden gelmediğini belirtmekte fayda var. OPEC+ grubunun kararı tamamen ekonomik gerekçelerle alınmış olsa da, bazıları Suudi Arabistan’ı Rusya’nın yanında yer almakla suçladı. İran da OPEC üyesi, yani bu Suudi Arabistan’ın aynı şekilde İran’ın yanında yer aldığı anlamına mı geliyor?”
Prens Halid bin Selman’ın bu ifadeleri, ülkesinin Ukrayna’ya 400 milyon dolarlık yardım paketi sağladığına dair haberlerin ardından geldi.
Söz konusu yardım, Suudi Arabistan’ın Ukrayna’ya karşı Rusya ile ittifak yapmadığının başka bir göstergesi oldu.
ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer, “Suudi Arabistan’ın (Rusya Devlet Bakanı Vladimir) Putin’in Ukrayna’ya karşı savaşını sürdürmesine yardımı ABD tarafından unutulmayacak. NOPEC (Petrol Üreten ve İhraç Eden Kartellerin Yasaklanması) tasarısı dahil olmak üzere tüm yasama araçlarını değerlendiriyoruz” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Washington’ın ABD ve Batı kamuoyunu harekete geçirerek, dünya petrol üretiminin yaklaşık yarısını ve dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin üçte ikisini oluşturan OPEC’in meşruiyeti ve güvenilirliğini hedef almaya çalışabileceğini söyledi.
ABD’nin bu adımı, OPEC'in ABD ekonomisinin çıkarına değil, küresel enerji piyasalarının istikrarı için çalışmasına rağmen, enerji piyasalarının doğrudan ve dolaylı kontrolünü ve yönetimini elde etmek için atabileceğini de ifade ettiler.
Siyasi analist Nidal Saba, “ABD’nin kendisini taraf olarak gördüğü dünyadaki çatışmalar, Washington’ın bu küçümseyici görüşünün sürdürülmesine katkıda bulundu. Bu da, herhangi bir ABD yönetiminin herhangi bir ülke veya kuruluşun ve aynı zamanda en önemli enerji kuruluşu olan OPEC’in işlerine müdahale etmesine izin veriyor” dedi.
Saba konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı;
“ABD dünyanın en güçlü ülkesi olmasına rağmen, kendi lehlerine olan ve dünyadaki birçok ülkenin çıkarlarıyla çatışan veya zarar veren kararlar alabilmek için birçok durumda Birleşmiş Milletler (BM) ve BM Güvenlik Konseyi (BMGK) gibi önemli uluslararası örgütleri kontrol etmek amacıyla Batılı güçler üzerindeki etkisini kullandı. Bu nedenle, örgütün bağımsızlığı ve ABD yönetimlerinin doğrudan etkisine maruz kalmaması nedeniyle OPEC’e bu tür girişimlerin dayatılması şaşırtıcı olmayacaktır.”
Enerji analisti Anas Hajji, OPEC’e yapılan saldırının neredeyse 50 yıldır sürdüğünü, ancak son on yıllar boyunca birkaç kez yoğunlaştığını söyledi.
Hajji görüşlerine ilişkin açıklamasına şöyle devam etti;
“Bu son saldırıyı farklı kılan, bir yandan Suudi Arabistan’a odaklanmış olması, bir yandan da etkisi çok sınırlı olan ve geçmişle kıyaslanamayacak bir üretim kesintisi duyurusundan kaynaklanıyor olması. Küresel petrol arzındaki fiili azalmanın etkisi varsa çok basittir ve bu nedenle ekonomik veya siyasi yansımaları yoktur, ancak (ABD Başkanı Joe) Biden yönetimi konuyu ekonomik ve siyasi olarak abartmaya karar verdi.”
NOPEC tasarısına değinen Hajji şunları söyledi;
“Eskimiş bu tasarı, Kongre ve Senato’dan iki kez geçmiş, ancak eski Başkanlar George W. Bush ve Barack Obama tarafından göz ardı edilmiştir. Bu nedenle yasa haline gelmedi ve şimdi onu geçirmek için başka girişimler var, oylanır ve kabul edilirse Başkan Biden imzalayabilir ve yasa haline gelir. Biden, Adalet Bakanlığı’ndan OPEC ülkelerinin şirketlerini soruşturmasını ve kovuşturmasını isteyerek yasayı etkinleştirebilir veya konuyu tamamen görmezden gelip rafa kaldırabilir. Ama bu gergin atmosferde yasayı geçirme olasılığı yüksek.”
Washington, OPEC ve üye devletlerinin taleplerine yanıt vermemesi üzerine birçok kez tehdit yöntemine başvurdu, ancak OPEC her fırsatta piyasaların istikrarını ve üreticilerin ve tüketicilerin çıkarlarını garanti eden politikalara bağlı kalmakta ısrar etti.



İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
TT

İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)

İsrail medyasında bugün yer alan habere göre, İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etmeyi’ planladığını açıkladı.

Smotrich, dün akşam kendi partisi olan Dini Siyonizm Partisi tarafından düzenlenen etkinlikte, “Bir Arap terör devleti kurma fikrini ortadan kaldıracağız” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Smotrich, “Nihayet Oslo anlaşmalarını hem resmi hem de fiilen iptal edeceğiz. Egemenliğe doğru ilerlerken Gazze Şeridi ve Batı Şeria’dan göçü teşvik edeceğiz” dedi.

Smotrich ayrıca, “Başka uzun vadeli bir çözüm yok” vurgusunda da bulundu.

İsrail güvenlik kabinesi, geçen haftadan itibaren Batı Şeria üzerindeki kontrolü sıkılaştırmayı hedefleyen bir dizi önlemi onayladı. Bu önlemler, aşırı sağcı bakanlar tarafından destekleniyor ve Oslo anlaşmaları çerçevesinde Filistin Yönetimi’nin yetki sahibi olduğu bölgeleri de kapsıyor.

85 ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki misyonları dün bu adımları kınadı. Eleştirmenler, alınan önlemleri Filistin topraklarının fiili ilhakı olarak nitelendiriyor.


İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.