Afganistan Hükümet Sözcüsü Mücahid: Kürt meselesine dahil olmak istemiyoruz!

Afganistan İslam Emirliği ve Taliban Sözcüsü Mevlevi Zebihullah Mücahid, Independent Türkçe için Gülbahar Altaş'ın sorularını yanıtladı
Afganistan İslam Emirliği ve Taliban Sözcüsü Mevlevi Zebihullah Mücahid, Independent Türkçe için Gülbahar Altaş'ın sorularını yanıtladı
TT

Afganistan Hükümet Sözcüsü Mücahid: Kürt meselesine dahil olmak istemiyoruz!

Afganistan İslam Emirliği ve Taliban Sözcüsü Mevlevi Zebihullah Mücahid, Independent Türkçe için Gülbahar Altaş'ın sorularını yanıtladı
Afganistan İslam Emirliği ve Taliban Sözcüsü Mevlevi Zebihullah Mücahid, Independent Türkçe için Gülbahar Altaş'ın sorularını yanıtladı

Diyarbakır'da "7'nci Alimler Buluşması" Alimler ve Medreseler Birliği (İttihad-ul Ulema) öncülüğünde 15-16 Ekim tarihleri arasında düzenlendi. Konferans 4 oturum ve mülahazalar şeklinde gerçekleşti. 
Dünya Alimler Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ali Muhyiddin Karadaği, Afganistan İslam Emirliği ve Taliban Sözcüsü Mevlevi Zebihullah Mücahid, Suriye alim ve müderris Şeyh Zahid El-Haznevi, Araştırmacı Yazar Prof. Dr. Yusuf Kaplan, Libya Müftülüğü Araştırma Heyeti Genel Sekreteri Dr. Sami Saidi, Davet ve Islah Cemaati Alimler Birliği Başkanı Dr. Resul Ebu'l Muhammedi, Dünya Alimler Birliği Erbil Temsilcisi Prof. Dr. Ahmed Abdulvahap Pêncwinî, Şeyh Esad El-Çokreşi Medresesinden Mehmet Fırat, Batman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şemsettin Dursun, Jiyar Enstitüleri Erbil Sorumlusu ve Koya Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Süleyman Selim İbrahim'in de aralarında olduğu Türkiye, Afganistan, Suriye, Irak Kürdistan Bölgesi (IKB), İran, Lübnan, Libya, Ürdün olmak üzere konferansa farklı ülkelerden katılım oldu.

Fotoğraf: Gülbahar Altaş/Independent Türkçe

"Kürt meselesi bölge ülkelerinin meselesi bizler biraz daha uzağız"
Konferansta, "Afganistan'ın Kurtuluş ve Kalkınmasında Ulemanın Rolü" konulu bir konuşma yapan Afganistan İslam Emirliği ve Taliban Sözcüsü Mevlevi Zebihullah Mücahid, konferansın ikinci günü Independent Türkçe'ye konuştu.
"Konferans, İslam aleminin mevcut durumunda ortak bir mesaj verebilecek durumda mıdır?" sorusuna Mevlevi Zebihullah Mücahid, "Burada yapılan program ilmi ağırlıklı bir programdır. Ulema ve din adamları arasında gerçekleştirilen bu program Müslümanların yaşadığı problemler konuşulup çözüm yolları bulunmaya çalışıyor. Bu kapsamda da önemli ve değerli bir çalışmadır" yanıtını verdi.
Kürt meselesi konusuna dair ise Mücahid, "Bu mesele bölge ülkelerinin meselesi ve bizler biraz daha uzağız, bu meseleye dahil olmak istemiyoruz" diyerek, konferansın ilk günü "Kürdistan sorununun sadece Kürtlerin değil İslam devletlerinin bir sorunu olduğunu ve Kürdistanı tanıdıkları" açıklamasının aksine çekinceli yanıtla karşılık verdi.
"Bildiğimiz kadarıyla Afganistan'da da Kürtler var. Bu sorunu bu bağlamda da değindim aslında…" ifademe karşı Mücahid, "Afganistan'da Kürtlerin varlığına dair bir bilgiye sahip değilim" demekle yetindi.

"Türkiye ile yakın ilişkilere sahibiz"
Türkiye ile ilişkilere değinen Mücahid, "Türkiye ile tarihi, kültürel ve dini ilişkilere sahip dost ülkeleriz. İki ülke arasında bu bağlar var. Onlarla (Türkiye) hem bakışımız çok iyi hem iyi ilişkilere sahibiz. Türkiye halkıyla yakından dostuz" dedi.
Hükümetlerinin mevcut durumu ve hedefledikleri aşamada olup olmadıklarını sorduğumda, şunları söyledi:
"Hayır, daha çok yol kat etmemiz gerekiyor. Daha yeni savaştan çıktık. Ekonomik ve toplumsal olarak, devlet organlarının tümüne yönelik çalışıyoruz yani önümüzde kat etmemiz gereken bir mesafe var."
"Afganistan olarak Türkiye ve bölge ülkelerinden iyi ilişkilere sahip olmak istiyoruz" diyen Mücahid, "Bizim hedefimiz bölge ülkeleri ve Müslüman ülkelerle iyi ilişkilere sahip olmak ve iyi ilişkiler geliştirmek" sözlerini kullandı.
"İran'da son yaşanan gösterilerin Afganistan'a yansımasından endişe ediyor musunuz?" sorusuna da Mücahid, "Hayır! Öyle bir beklenti ve endişemiz yok. Bu durum İran'ın iç işlerinde yaşanan bir durumdur" şeklinde cevap verdi.
Mücahid ayrıca, "Sizin aracılığınızla, şu mesajı vermek istiyorum. Afganistan olarak iyi ilişkilere ihtiyacımız var. İktisadi, sermaye ve yatırımlara yönelik ihtiyacımız var. Afganistan'da diğer ülkelere karşı herhangi bir durumun yaşanmasına müsaade etmiyoruz. Güvenlikli bir ortama sahibiz ve tüm tarafların, ülkelerin gelip ülkemizde yatırım yapmaya çağırıyoruz" diye konuştu. 
"İslam Emirliğinin kadınların, kızların eğitimini engelliyor diye sözler sarf ediliyor" diyen Mücahid, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu tür sözler düşmanın propagandası ve yalanıdır. Bizden önce ülkenin yüzde 30'unda öğretim vardı. Yani yüzde 70'i eğitimden mahrumdu oysa son bir yılda ülkede eğitim yayılmış durumda ve kadınlarda erkekler de eğitim görüyorlar ancak kadınların İslami şartlara göre yapılıyor. 6'ncı ve 12'nci sınıflarda kız öğrencilerin örtünme ve bazı İslam kuralları gereği donduruldu bu konuyu yeniden ele alıyoruz ve tekrar başlayacaktır."

"Afganistan 3 kez işgal edildi"
Ülkesinin İngiltere, Rusya ve ABD tarafından tarihte üç kez "işgal" edildiğini anımsatan Mücahid, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Alimler Afganistan'da etkindi.  Alimler cihat safını yönettiler. Mücahitler arasında ihtilaf oluşmasın diye mücadele ettiler. O zamana kadar cihat saflarında bir ayrılık olmadı. Bu da âlimler sayesinde oldu. Afganlar çoğunlukla ehli sünnet olup Hanifi mezhebindendir. İmam Hanifi, bir kişinin haksız yere tekfir edilmesini kabul etmez. Bu mezhep çok ihtiyatlı bir mezheptir. İfrat ve tefritçi değiliz. Aynı şekilde alimlerin belirttiği kaynak ve yol üzerindeyiz.  Afganistan'da birçok sorun vardı. İnsanlar cehalete yönlendiriliyordu. Bu da işgal zamanında oldu. Âlimler bütün bu meseleleri çözdüler. İdari ve ahlaki ifsat en düşük seviyeye düşürüldü. Gizliden günahlar işleniyor olabilir fakat açıktan yapılanı ise ülkemizde kalmamıştır. Bu da âlimleri vesilesiyle olmuştur."
"Afganistan İslam Emirliği"nin halen batılı ülkeler tarafından tanınmadığını dile getiren Mücahid, bunun İslami bir yönetim olduğunu şayet rejimi tanımaları halinde İslamiyet'i de tanımış olacaklarını ancak sorunlarının İslam ile olması nedeniyle kabul edilmediklerini savunarak, farklı ülkeden katılımcılardan ülkelerine baskı yaparak Afganistan İslam Emirliğinin tanınmasını talep etti.
Mevlevi Zebihullah Mücahid, "Maaşlar her ay ödeniyor ve bunları kendi kaynaklarımızdan ödüyoruz. Bu da şu anlama geliyor alimler bir millete rehberlik edebilecek durumdadır" dedi.

Konferansa IKB ulema ve alimlerinden yüksek katılım 
Kürt coğrafyası başta olmak üzere İslam ülkelerinden seçkin ulemanın katılımıyla yapılan konferansta özellikle Irak Kürdistan Bölgesi'nden (IKB) konuşmacı ve davetlilerin sayısı da yüksekti.

 Araştırmacı, yazar Yusuf Kaplan

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, konferans afişinde IKB'den katılan katılımcıların ülke katılım yerinde "Kürdistan" yazılmasına itiraz ederek, konuşmasına başlamadan önce konferansa katılması nedeniyle özellikle sosyal medyada kendisini "bölücü" diye itham edildiğini savundu:
"Sitemimin şu, çok küçük bir şey. Yani bu gözden kaçmış olabilir, İnşallah öyledir. Ülkelere göre isimler kaydedilmiş. İşte Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye, Yemen vs. Bir yerde de Irak'tan, Suriye'den İran'dan gelen Kürt kardeşlerimiz için de Kürdistan diye yazılmış. Bu bizim için problem çıkarabilir. Biraz dikkat edin, mantıkta bir problem var.  Irak Kürdistanı'ndan gelen kardeşlerimize Irak diye yazabiliriz. Suriye Kürdistanı'ndan gelen kardeşimize Suriye diye yazabiliriz. Suriye bizim ülkemiz, Suriye bizim kardeşimiz, Irak bizim kardeşimiz. Suriye, Irak da Afganistan da Bosna da bizim. O yüzden bu ayırımlara gitmemek gerekiyordu diye düşünüyorum."
Kaplan'ın bu sözleri konferansın ilk gününe damgasını vurmuş oldu.

Dr. İmad Goyeni: Kürt'üz ve Kürdistan diye bir yerdeyiz. Anadilimiz de Kürtçe
Independent Türkçe'ye konuşan IKB heyetinden din adamı Dr. İmad Goyeni, konferansın önemi ve İslam'ın ırkçılıkla bağdaşmadığına dikkat çekerek, şöyle dedi:
"Uzak mesafelerin ön yargılara da neden olabilir. Bu tür etkinlikler özellikle İslam aleminin yakınlaşmasına, empatiye ve karşılıklı bağ kurmaya vesile oluyor. Türkiye, Irak, Suriye ve İran'daki Kürt kardeşlerimizle bu tür etkinlikte bulunmakta ayrıca büyük önem taşıyor. Şu bir gerçek öyle bir grup var ki oldukça ön yargılıdır. Bununla birlikte bizlere (IKB Kürtlerine) nasıl ön yargıyla yaklaşan katılımcıyı da gördük, broşürde Kürdistan adına yer verildiği için tepkisine tanık olduk. Oysaki bu çok doğal bir durumdu. Kürt'üz ve Kürdistan diye bir yerdeyiz. Kürtler olarak anadilimiz Kürtçe ile elbette konuşuruz ve bunun içinde kimseye hesap verme durumumuz yok tıpkı diğer uluslar gibi…Bu Allah C.C. bizlere takdiridir. Ben Kürt olarak doğdum bunu hiç kimse değiştiremez. Kanımca bu organizasyonun diğer organizasyonlardan büyük farkı var ve Kürt sorununu İslami çerçevede gerçekçi bir şekilde ortaya koymasıdır. Neticede halkımızın kaderini belirlemede yeni bakış açıları ve değerlendirmelere vesile olmasıdır."

IKB heyetinden din adamı Dr. İmad Goyeni
Türklerin, Kürtlerden korkmasına anlam veremediğini dile getiren Dr. Goyeni, "Yer yüzünde, Ortadoğu'da Allah'ın yarattıkları içerisinde bizler birlikte güzeliz ve karşılıklı faydalanabiliriz. Bu tür konferanslar ırkçılıktan uzak, karşılıklı toleranslar sağlamasına vesile olduğu inancındayım" ifadelerini kullandı.
İslam dininin içeriğinde sorun olmadığını ancak yorumlanmasında sorunların yaşandığını vurgulayan Dr. Goyeni, "İslam'da ırkçılık her şekliyle yasaktır. Hepimiz Adem'in çocuklarıyız. Bir anne ve babadanız. Ayrıca ırkçılık sadece Türklerin içinde değil, Arap, Ürdünlü ve Kürtler'de de farklı şekillerde olabilir ancak önemli olan adaletten taviz vermeden haklarımıza saygı gösterilmesidir. Bizler huzurlu bir şekilde bölgede yaşamak istiyorsak ki komşuluk ilişkilerimizde malum birbirimize saygı göstermek zorundayız. Bir millet başka bir millete baskı kuramaz, baskın olamaz…Bu İslam'ın, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in vermek istediği mesajdır" dedi.

"İslam dini birleştiricidir, din adamları ve alimleri bu mesajı verdi"
Din adamı ve vaaz hocası Şuwan Salih Abdullah ise, toplantılarda İslam alemine yönelik tehdit ve ön yargıların olduğunu özellikle dört ülkedeki (İran, Irak, Suriye, Türkiye) hâkim olan ayrıştırıcı dilin ortada kaldırmanın din adamları ve alimlerinin tartıştığını söyledi. 

Şuwan Salih Abdullah
Abdullah, "Toplantı ve konuşmalarımızın ana teması Irak, Suriye, İran ve Türkiye'de mevcut sorun ve engellerin karşısında din adamı ve alimlerinin farklı yorumlardan uzak tek ses olup çözüm odaklı birlikte çalışarak ortak kaynakların oluşturulması amaçlandı" şeklinde konuştu.
İslam'da "ırkçılığın" hiçbir şekilde olmadığını ayetlerde de açık bir şekilde belirtmesine rağmen "kendilerini Müslüman olarak tanımlayın bazı kulların ırkçılık yaptığından şüphe olmadığını" söyleyen Abdullah, "Allah katında, zenci-beyaz, Kürt-Türk-Arap vb. tanımlarla kullar cennet veya cehenneme gideceğine yer verilmiyor. Peki kullar nasıl farklı etnik ve ırka sahip olanlara ırkçı yaklaşma hakkını kendinde buluyor. İslam dini birleştiricidir ve burada din adamları ve alimleri olarak bu mesaj verildi" dedi. 

"Evlatlarımız, İslam'dan uzaklaştırılıyor, İslam'a düşman ediliyor"
Alimler ve Medreseler Birliği Genel Başkanı Molla Enver Kılıçaslan da konuşmasında medreselerin önemine değinerek, "Bizden öncekilerin tecrübeleri göstermiştir ki medreseler irşat vazifesi üstlendiğinde halk, ıslah olmuş, medreseler talebe bulmakta rahatlamışlardır" dedi.

Molla Enver Kılıçaslan
"Mürşit ve arif âlimler olmasaydı onlara karşı, Selâhaddîn-i Eyyûbî Hazretleri gibi bir kahraman yetişmezdi. Fakih İsa el-Hakkârî gibi bir âlim olmasaydı Selâhaddin elbette yalnız kalırdı" diyen Kılıçaslan, sözlerine şunları ekledi:
"Selâhaddin de sadece asker yetiştirmemiş, sadece kılıç bilememiş aynı zamanda elde ettiği ya da fethettiği bütün şehirleri medreselerle donatmıştır. Geldiğimiz noktada İslam âleminin ezici çoğunluğu elbette fiili istila altında değil ama maalesef ki İslam âleminin büyük bir zihni istila altındadır. Biz, o bakımdan bugün tarihimizin en büyük istilası ile karşı karşıyayız. İdeolojiler üzerinden evlatlarımızın inançları ile oynanıyor. Evlatlarımız, İslam'dan uzaklaştırılıyor, İslam'a düşman ediliyor. İmanlarını ideolojilerin şerrinden koruyan evlatlarımızın bu kez ahlaklarıyla oynanıyor. Onların iman -salih amel-takva bütünlüğüne ulaşmamaları için önlerine bir engel konuyor."

"İslam ülkeleri! Afganistan'daki kardeşlerimizle siyasi, askeri ilişkilerinizi geliştirin"
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu da; "Çağdaş Firavunlar, yeni bir dünya düzeni kurmak istiyor. Yeni beşerî bir din ihdas etmek için hedeflerine dini koymuşlar. Allah'ın sadece O'na kulluk etsinler diye yarattığı insanları kendilerine köle yapmak için dini kendi önlerinde engel olarak görüyorlar. Diğer semavi dinlerin müntesipleri buna itiraz etmiyor. Küreselcilerin önündeki tek engel olarak İslam kalmıştır. Tek ciddi itiraz şuurlu Müslümanlardan yükseliyor. Bu nedenle küresel şer güçler hem Müslümanlarla hem de İslam'la uğraşıyorlar, düşmanlık yapıyorlar" ifadelerini kullandı. 

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu
Müslümanların, inançlarından ama özellikle de ahlaklarından uzaklaştırılmaya çalışıldığını belirten Yapıcıoğlu, "İfsad projelerini özellikle kadınlarımız ve gençlerimiz üzerinden yürütüyorlar. Böylece Müslüman toplulukların yeni nesillerini/evlatlarını İslam inancından koparmaya çalışıyorlar.  Arayış içinde olan gençlerimizi sırat-ı müstakimden uzaklaştırmak için yanıltıcı yön tabelaları ve işaretler üretip yerleştiriyorlar işaretçiler yetiştirip görevlendiriyorlar. Müslümanca düşünmemizi, İslam'ı yaşamamızı, inancımızı gelecek nesillerimize aktarmamızı engellemek istiyorlar" dedi.
Afganistan'da Taliban yönetimine de değinen Yapıcıoğlu, "Afgan kardeşlerimizin zaferini bir kez daha tebrik ediyorum. Bu zafer sabrın sonucunda gelmiştir ve Allah'ın lütfudur. Yeni yönetimi resmen tanıma konusunda İslam ülkeleri isteksiz ve ürkek davranıyor. Buradan İslam ülkelerinin idarecilerine bir kez daha sesleniyorum: Afganistan'daki kardeşlerinizin elinden tutun, onlarla siyasi, iktisadi, kültürel, askeri ilişkilerinizi geliştirin" diye konuştu.

"Kürtlerin doğal ve meşru hakları ırkçıları tarafından verilmedi"
Konferansın dikkat çeken başka bir konuşmacı ise Alimler ve Medreseler Birliğinden Abdussamed Yalçın oldu.
Kürtlerin, bölgede İslam'ın yaygınlaşmışında büyük rolü olduğunu ifade eden Yalçın, "Elbette Kürtler, İslam aleminde Müslümanlar arasındaki sınırları hiçbir zaman tanımamışlardır. Ondan dolayı Kürtler, falan ülke filan ülke diye bir tabir kullanmayıp 'sınırın üstü-sınırın altı' gibi tanımlarda bulunmuştur" dedi.

Alimler ve Medreseler Birliğinden Abdussamed Yalçın 
"İslam düşmanlarının, Kürtleri İslam'dan uzaklaştırmak istediğini" savunan Yalçın, "Kürtler maalesef asimile edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu vakit dediler ki ‘bir milletten bir ulus çıkardık. Daha sonra dediler ki Türkiye sadece Türklerindir, hiç kimsenin değildir.' Siyasi olarak da bunu oturttular. Türkiye'de 20-25'e yakın ırk var fakat bu sözle birlikte hiçbiri tanınmadı. Türklerin dışında kalan diğer ırklar nedir diye sorulduğunda onlar da Türk'tür şeklinde cevap verdiler. Bu şekilde bir asimile çalışmasının içerisine girdiler. Kürtlerin doğal ve meşru hakları ırkçıları tarafından verilmedi" diye konuştu.
"Mürted örgüt PKK'nin Kürtlere maliyeti en az 50 bin insanın ölümü ve 500 milyar dolar zarar olmuştur" diyen Yalçın, sözlerine şunları ekledi:
"Irak Kürdistanı'ndaki hükümet her ne kadar PKK, savaşmak istediyse de Kürdistan yönetimi onlarla savaşmadı. Kürtlerin en büyük problemi PKK'dir. Bu konuda Müslüman Türk kardeşlerimize önemli bir görev düşüyor. Çünkü bazı Türk kardeşlerimiz, Kürtleri gerçekten tam manasıyla bir kardeş olarak görmüyor."
Şeyh Sait, İslam için mücadele etti çünkü ancak İslam hareketi, Türkleri ve Kürtleri yan yana getirebilirdi. Her ne kadar bazıları ona İngiliz ajanı ve hain de dese onun amacı İslam halifeliğini getirmek ve bu konuda mücadele etmekti. Kürtler arasındaki sıkıntılar ümmetin meseleleridir. Ümmetin meseleleri de alimlerin çözmesi gereken meselelerdir. Kürtlerle kavga eden, Kürtlere savaş açan bir zihniyet var. Bazı kesimler Marksist, sosyalist laik dahi de olsa Kürtlerin bir devleti olsun diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir şey bizden uzaktır.
Seküler ve ırkçılar, 'Diğer milletlerle beraber ve bir olmaları Kürtler için bir köleliktir. Bağımsız olmamız gerekiyor.' diyorlar. Biz de diyoruz ki hayır! Biz bir ümmetiz. Peki bu nasıl olacak? Her dönem Selahaddin-i Eyyubilerin çıkması gerekiyor. Selahaddin Eyyubilerin çıkması demek İbn-i Esirlerin, ilim ve medeniyetin yeniden çıkması ve hükmetmesi demektir.
Merkezi Diyarbakır'da bulunan ve Türkiye'nin birçok ilinde İslami ilimler ve sosyal komisyonlarıyla faaliyet yürüten İttihad-ul Ulema'nın iki günlük 7'nci Alimler Buluşması 18 maddelik sonuç bildirgesiyle sona erdi.
18 maddeden oluşan bildirge ise şöyle:
1. Ulema Peygamberlerin (aleyhimüsselam) varisleridir. Peygamberliğin diliyle konuşur, Peygamberlerin ahlakıyla ahlaklanır ve davalarını ayakta tutarlar.
2. Ümmetin dirilişi, insanlığın medeniyetle yeniden buluşması, Müslümanların ve bütün dünyanın hürriyet, refah ve saadeti için ilme yönelmek, Rabbanî âlimler yetiştirmek; bu hedef doğrultusunda ilmi müfredatı hem fikrî ve ilmî sahada hem teknolojik gelişmeleri takip yönünden güncellemek zorundayız.
3. Müslümanları ihya edecek, küfür ve zulümden kurtaracak siyasî ve fikrî liderler yetiştirmek için âlimlerimizin yeniliğe her daim açık olma ihtiyacı vardır. Aynı şekilde insanın haysiyet, değer, saygı ve kişiliğini geri kazanmasında; hayat, bilinç ve vakıayı anlamamızda rehberlik etmeleri için, gerekli bütün ilimler ve yüksek kabiliyetlerle donatılmış önder âlimler yetiştirmek durumundayız.
4. Müfredat ve programını, gayri İslâmî herhangi bir yapının tesiri altında kalmadan, İslam'ın emir ve maslahatları doğrultusunda belirleyen Şer'i medreseler ve onların başında bulunan ulema, medreselerimizin tesis vesilesi olan sabitelerden ve üzerinde yol aldığı esas yapıdan uzaklaştırılmadan desteklenmeli ve güçlendirilmelidir.
5. Medrese müfredat ve programları, çağımız hastalık ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde yapılanmalıdır. Ulema, davetçi yetiştirmeyi öncelikli görevi addetmelidir.
6.Müspet fikrî ve teknolojik gelişmelere uyum sağlamak ve öncülük rolünü hakkıyla yerine getirmek için medrese programına gerekli dersler eklenmelidir.
7. Ulema, sadece ihtiyaç halinde insanların kendilerine başvuracakları ve soru soracakları makamlar değildir. Varisi oldukları Hz. Peygamber salallahü aleyhi vesellem gibi halk ile iç içe, aktif, gündemi takip eden ve belirleyen, hiçbir zaman irşattan ve ümmete rehberlik etmekten kaçınmayan önderler olmalıdır. Ümmetin ilim ile kalkınması için ulema ile halk arasında sıkı ve güçlü bir diyalog olmalıdır.
8. İslam medeniyetinde âlimler her zaman umerayı gözlemiş, idarecileri yönlendirmiş ve yanlış yaptıklarında uyarmışlardır. Ulemanın bu vazifesi adil yöneticilere güç verdiği gibi, ehil olmayan zâlim yöneticilerin verdiği zararları da asgariye indirmiştir. Âlimlerin bu işlevi icra etmesine en çok ihtiyaç duyulan bir zamanda yaşıyoruz. Âlimler her şartta uyarıcı ve yönlendirici sorumluluğunu yerine getirmeye devam etmelidir.
9. İnsan hak ve hukukuyla ve insanî değerlerle ilgili her sorun, âlimlerin sorunudur. Âlimler, insanlık ve Ümmetin sorunları hakkında konuşmaktan ve inisiyatif almaktan kaçınmamalıdır. Hiçbir engel, ulemayı Kürt meselesine müdahil olup bu hususta sorumluluk almaktan alıkoymamalıdır. Bu konuda hak ve adaleti muhafaza ettikleri ölçüde kendilerinden beklenen önderlik vazifesini yapar ve Peygamberlik emanetini de eda etmiş olurlar.
10. Irkçılık; özünde şeytani, günümüz anlamında şekil bulma bakımından Batı menşeli fikrî bir hastalıktır, dinen ve maslahatça savunulacak bir tarafı yoktur. Çünkü özünde İslam akidesine aykırı, tatbikatında ise ümmetin maslahatına düşmandır; ümmetin düşmanlarına hizmetkârdır. Müslüman kavimleri bir arada tutan İslam'dır.
11. Her ne pahasına olursa olsun ulema İslam kardeşliği ilkesini muhafaza etmekle sorumludur. Âlim, Hz. Peygamberin varisi olması hasebiyle kavimler üstü bir duruş sergilemekle yükümlüdür. Ne Müslümanların haklarının gasp edilmesine ne de ırkçılığa sapmasına rıza gösterir. Ulema ümmetten yanadır, elinin uzanabildiği her noktada ümmetin sorunlarıyla ilgilenir.
12. Afganistan İslam Emirliği öncülüğünde uzun yıllar boyunca verilen halk kurtuluş savaşı sonucu Amerika'nın işgaline son verilerek yeniden İslami bir devlet kurulmuştur. Bu durum tüm İslam Ümmeti için bir iftihar vesilesi olmuştur. Bu bağlamda İslam ülkelerinin, Afganistan İslam Emirliği ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerini geliştirilmesi ve Emirliğin tüm Müslüman ülkeler tarafından tanınması için ulema önemli bir rol üstlenmelidir.
13. Afganistan zaferinden sonra istilacı kâfirlerin yol açtığı sorunlardan oluşan ekonomik koşullar, ulemaya da sorumluluklar getirmektedir. Afganistan'daki kardeşlerimiz iktisadî yetkinliğe ulaşıncaya kadar, Müslümanları onlara yardım etmeye sevk etmede ulemanın üsteleneceği önemli vazifeler vardır.
14. İslam toplumlarının ifsat edilmesi için uzun vadeli programlar yapılmaktadır. İnsanlarımızı bu ifsat şebekelerinin şerrinden korumak için ulema sorumluluk almalı ve ümmeti uyandırmaya yönelik kısa ve uzun vadeli programlar yapılmalıdır.
15. İdeolojiler üzerinden evlatlarımızın inançları ile oynanıyor, evlatlarımız, İslam'dan uzaklaştırılıyor, İslam'a düşman hâle getiriliyor. Bu çağın âlimleri, koşullarının getirdiği sorumluluklara muhataptırlar. Bizden öncekiler, krizleri aşıp İslam için zaferlerin kapısını nasıl açtıysa günümüz âlimleri de sorunlarımızı fırsata çevirecek potansiyele sahiptirler.
16. Dış güçlerin program ve stratejileri doğrultusunda yeni nesillerimizin dünyevileştirilmesi ve haz peşinde koşturulup heba edilmesi, Ümmetin yaşadığı en büyük güncel sorunlardan biridir. Âlimlerimiz, ümmetin önündeki bu büyük tehlike karşısında sorumluluk almalıdır.
17. Emperyalistler, ifsat projelerinde kadın hak ve hukukunu suiistimal etmektedirler. Küresel emperyalistlerin kadın ve aile konusunda yaptıkları ifsat faaliyetleri iyi takip edilmeli, kadınların hak ve hukuku korunarak İslam toplumunu muhafaza için mücadele güçlendirilmelidir.
18. Toplumların çekirdeği ailedir. Aile, küresel sömürgeci güçlere karşı güçlü bir kalemizdir. Ümmetin uleması, aile kurumunun korunması için seferber olmalıdır. Ailenin yıkılması için sapkınlıkların, kanuni güvence altına alındığı bir dönemde, sapkın fikirler gibi, sapkın davranışların engellenmesi konusunda da ulema öne geçmeli ve topluma rehberlik etmelidir.
 



Afganistan’a yönelik hava saldırılarının ardından konuşan Pakistan Başbakanı Şerif: Ordu tehditlere karşı tam operasyonel kapasiteye sahip

27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
TT

Afganistan’a yönelik hava saldırılarının ardından konuşan Pakistan Başbakanı Şerif: Ordu tehditlere karşı tam operasyonel kapasiteye sahip

27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Afganistan’a yönelik hava harekâtı sonrasında yaptığı açıklamada, Pakistan ordusunun bölgesel tehditlere karşı “tam operasyonel kapasiteye” sahip olduğunu ve gerektiğinde sert karşılık vereceğini kaydetti.

Şahbaz Şerif, cuma günü yaptığı açıklamada, komşu Afganistan’a düzenlenen hava saldırılarının ardından Pakistan güçlerinin her türlü saldırganlığa karşı koyabilecek güçte olduğunu ifade etti.

Şerif, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Silahlı kuvvetlerimiz herhangi bir saldırgan niyeti ezme konusunda tam kapasiteye sahiptir. Halkımız Pakistan silahlı kuvvetleriyle omuz omuzadır” ifadelerini kullandı.

Afgan hükümeti perşembe günü yaptığı açıklamada, Pakistan’ın birkaç gün önce kendi topraklarına düzenlediği hava saldırılarına karşılık olarak sınır noktalarına yönelik düzenlenen saldırıda çok sayıda Pakistan askerinin öldürüldüğünü ve esir alındığını duyurdu.

Buna karşılık Pakistan hükümeti, cuma günü Afgan tarafının sınırdaki askeri tesislere yönelik saldırısının ardından Kabil ve Kandahar şehirlerine yönelik operasyonlar düzenlediğini açıkladı.

Pakistan Savunma Bakanı Havace Muhammed  Asıf, Afgan hükümetine karşı “açık savaş” ilan ettiklerini belirtti. Asıf, “X” üzerinden yaptığı açıklamada, “Sabrımız tükendi. Artık bu, bizimle sizin aranızda açık bir savaşa dönüştü” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı’nın Afganistan Özel Temsilcisi ve Rusya Dışişleri Bakanı Danışmanı Zamir Kabulov, Afganistan ve Pakistan’a karşılıklı saldırılara en kısa sürede son verme ve anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözme çağrısında bulundu.

Kabulov, Rus haber ajansı Sputnik’e yaptığı açıklamada, “Karşılıklı saldırıların mümkün olan en kısa sürede durdurulmasını ve anlaşmazlıkların diplomatik çözümüne ulaşılmasını destekliyoruz” dedi. Kabulov ayrıca, tarafların talep etmesi halinde Rusya’nın arabuluculuk hizmeti sunma ihtimalini değerlendireceğini kaydetti.


İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği tepkinin sınırları

Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
TT

İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği tepkinin sınırları

Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)

Hüda Rauf

İran ile ABD arasındaki nükleer anlaşma konulu müzakerelerin üçüncü turu Cenevre'de başladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, yaptırımların kaldırılması ve nükleer dosyaya ilişkin olası bir anlaşmanın unsurlarını Umman tarafına sunmak üzere bir araya geldi.

ABD Bakanı Donald Trump görüşme öncesinde, ABD Kongresi'nde yaptığı iki saatlik yıllık ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında İran'a değinerek, füze ve nükleer programlar ile ülkedeki son dönemdeki karışıklıklardan bahsetti. Trump, “İran ile müzakere ediyoruz. Onlar bir anlaşma istiyorlar, ancak ‘Asla nükleer silaha sahip olmayacağız’ şeklindeki kutsal sözleri henüz duymadık” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, müzakerelerin ana konusunun İran'ın nükleer silah üretememesi olması halinde, bunun İran Dini Lideri’nin fetvası ve İran'ın savunma doktrini ile uyumlu olacağını belirterek acil bir anlaşmanın yapılabileceğini söyledi.

İran, nükleer silah elde edilmesini yasaklayan Dini Lider'in eski bir fetvasını nükleer silah üretmediğine dair kanıt olarak sunuyor, ancak mesele nükleer silahlardan ziyade, İran'ın nükleer bomba elde etmenin eşiğindeki bir devlet haline gelmesi durumunda güç dengesini değiştirecek nükleer kapasiteler. Trump'ın açıklamaları çelişkili. Bir yandan, İranlıların da kabul ettiği nükleer silaha sahip olmamaktan bahsederken diğer yandan Tahran'ın karşı çıktığı balistik füzeler ve bölgedeki vekil ağlarıyla tehdit ediyor. Trump yine de müzakerelere girdi ve Cenevre'de üçüncü tur müzakereler yapıldı.

ABD’li yetkililer son günlerde İran'a yönelik açıklamaları daha çaresiz ve hayal kırıklığına uğramış bir tonda yaptı. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Washington'ın Tahran'ın nükleer silah üretmeye çalıştığına dair kanıtları olduğunu söyledi. ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ise İran'ın nükleer silaha sahip olmaya bir hafta uzaklıkta olduğunu belirtti. Tüm bu açıklamalar, Trump'ın geçtiğimiz yıl İran'ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırdığını duyurmasıyla çelişiyor. Ancak bu açıklamalar, savaşı desteklemeyen Amerikan halkına savaş fikrini kabul ettirmek için bir girişim olarak yorumlanabilir.

İran, ABD veya İsrail saldırılarına hazırlık yaparken müzakerelere giriyor. Bölgedeki gergin atmosferde, İran askeri çevrelerinde senaryolardan biri olarak büyük çaplı konvansiyonel bir savaştan ziyade, ABD gemilerinin Arap Körfezi'nde İran'ın füze, insansız hava aracı (İHA) ve istihbarat ağlarıyla karşı karşıya kalacağı, sınırlı ama son derece yoğun bir deniz çatışması tartışılıyor. Tahran, büyük savaş gemilerinin güvenliği konusundaki geleneksel kavramı sorgulamak istiyor.

İran, önümüzdeki haftalarda askeri harekat olasılığının yüzde 90 olduğunu ve ABD'nin askeri yığınak yapmasının birkaç hafta sürecek bir askeri harekata yol açacağını tahmin ediyor. Dolayısıyla İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, ülkesinin saldırıya uğraması halinde karşılık vereceği tehdidinde bulunurken, amacı geleneksel olmayan askeri yeteneklere güvenmekti. İran'ın çok sayıda balistik ve hipersonik füze fırlatma kabiliyeti göz önüne alındığında, bölgedeki ABD üsleri ve hatta Arap Körfezi'nde saldırı menzilinde bulunan uçak gemileri hedef haline gelebilir. Bu yüzden İran, ABD üslerine saldırı ve daha da önemlisi, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçişini engelleyecek ve küresel enerji piyasasını etkileyecek olan Hürmüz Boğazı'nın kapatılması gibi çeşitli alanları içeren bir karşılık verecektir. Bunun yanında Husilerin de katılarak Kızıldeniz ve Bab’ul-Mendeb'de deniz trafiğini durdurma olasılığı da bulunuyor.

Bu saldırılar ile diğerleri arasındaki fark, İran'ın eskiden saldırıları absorbe etme doktrinine dayanmasıydı. Ancak, dış tehditlerin, iç istikrarsızlığın ve rejimi tehdit eden unsurların bir araya geldiği bu aşamada, rejim değişikliği fikirleri ve rejim içinden bile aday arayışları ile İran, askeri yeteneklerini kullanarak stratejik caydırıcılık kaybını telafi etmeye çalışacaktır. Stratejik caydırıcılık kapasitesinin büyük bir kısmını kaybeden İran, hayatta kalmak için tüm gücünü kullanarak tüm gücüyle karşılık verecektir. Fakat İran'a karşı bir askerî harekât başlatılırsa, bunun Tahran, Washington veya bölge ülkelerinin çıkarlarına değil, bölgedeki saldırılardan yararlanmaya çalışabilecek İsrail'in çıkarlarına olacağı kesin.


Silahlanma yarışı: Hindistan, jeopolitik değişimlere ayak uydurmak için askeri kapasitesini artırıyor

Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
TT

Silahlanma yarışı: Hindistan, jeopolitik değişimlere ayak uydurmak için askeri kapasitesini artırıyor

Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)

Şakir Hüseyin

Hindistan'ın son dönemde askeri bütçesini artırması, uzun vadeli bir güvenlik vizyonu ve Çin ve Pakistan ile stratejik rekabeti yakından takip ederek silah satın alma konusundaki kararlılığını gösteriyor. 2026-2027 mali yılı için ulusal bütçede savunmaya 7,8 trilyon rupi (86,7 milyar dolar) ayrıldı. Bu rakam, 2025-2026 mali yılına göre yüzde 15, 2024-2025 mali yılında ayrılan bütçeye kıyasla yüzde 25'lik bir artış anlamına geliyor.

Hindistan'ın savunma alanında yaptığı harcamalardaki bu artış, sınırları ötesinde askeri operasyonlar yürütme kabiliyetini güçlendirme hedefi çerçevesinde personel sayısı 1,5 milyonu bulan silahlı kuvvetlerini muhafaza etmek ve silah sistemlerini, lojistiğini ve altyapısını modernize etmeyi amaçlıyor. Bu amaçla Hindistan, on iki yıl içinde savunma bütçesini üç katına çıkarmış ve ABD, Çin ve Rusya'dan sonra dünyanın dördüncü büyük savunma bütçesine sahip ülke haline geldi.

Hindistan'ın nükleer komşuları, ülkenin güvenlik hesaplamalarında merkezi bir yer tutmaktadır, ancak stratejik planlaması Pakistan ve Çin ile rekabetin ötesine geçiyor. Yeni Delhi, ekonomik ve demografik ağırlığı ve genişleyen stratejik hedefleri doğrultusunda, dünya meselelerinde hak ettiği yeri almaya çalışıyor.

Yeni Delhi, Rusya, Avrupa Birliği (AB), ABD ve İsrail'den gelişmiş silahlar için milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Askeri modernizasyon uzun vadeli bir proje olduğundan, ‘Atmanirbhar Bharat’ yani ‘Kendi kendine yeten Hindistan’ sloganı altında yerli üretimi artırmak öncelikli hedef olmaya devam ediyor. Hindistan bunu başarmak için, en yeni silahlara ve teknolojilere olan ihtiyacını karşılamak üzere dış tedarik konusunda çeşitlendirilmiş bir yaklaşım benimsedi. Modi'nin İsrail ziyareti, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini de yansıtıyor. Hindistan, İsrail silahlarının dünyanın en büyük ithalatçısıdır ve iş birliği, insansız hava araçları (İHA), füze savunma sistemleri ve istihbarat alanlarını kapsıyor.

frv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara Netanyahu, Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion Havalimanı'nda düzenlenen resepsiyonda Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile birlikte, 25 Şubat 2026

Hindistan, Rusya ile iş birliği içinde AK-203 Kalaşnikof saldırı tüfeğini yerel olarak üretiyor. Fransız havacılık ve uzay ekipmanı üreticisi Safran, uçak motorlarının geliştirilmesinde yer almaktadır. Hindistan ayrıca elektrikli gemi motorları alanında Birleşik Krallık ile iş birliği yapıyor ve ABD ile ortak üretim girişimleri başlatıyor.

Hindistan şu anda askeri teçhizatının yaklaşık yüzde 65'ini yerel olarak üretmekte ve savunma üretim değerini 2023-2024'te yaklaşık 14 milyar dolardan 2029'da 33,1 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Savunma bütçesindeki son artış, geçtiğimiz yılın mayıs ayında Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan askeri çatışmanın ardından yapıldı. Dört gün süren çatışmada savaş uçakları, füzeler ve insansız hava araçları kullanıldı ve bu durum, Güney Asya'nın nükleer bir tırmanışa sürüklenebileceği yönündeki küresel endişeleri artırdı.

Hindistan şu anda askeri teçhizatının yaklaşık yüzde 65'ini yerel olarak üretiyor.

O dönemde, ilk gece 72 Hint ve 42 Pakistan uçağının çatışmaya katıldığı ve bunun İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bu türden en şiddetli hava çatışması olduğu bildirildi. Bu kez, Keşmir bölgesini bölen Kontrol Hattı boyunca zaman zaman meydana gelen çatışmalardan farklı olarak, tanınmış uluslararası sınır ciddi şekilde ihlal edildi.

Hindistan, geçtiğimiz yıl ağustos ayında 2035 yılına kadar tamamlanması beklenen çok katmanlı bir hava savunma kalkanı olan Sudarshan Chakra Misyonu’nun başlatıldığını duyurdu. Proje, adını Hindu mitolojisinden alıyor ve Hindistan hava sahasını geçilmez hale getirmeyi amaçlıyor. 2020 Haziran ayında Çin ile Galwan Vadisi'nde yaşanan çatışma, Hint askeri planlamacılarının hafızalarında hala tazeliğini koruyor. Çatışma, sınır çatışmaları sırasında kararlaştırılan angajman kurallarına uygun olarak, bomba veya mermi kullanılmadan Gerçek Kontrol Hattı boyunca gerçekleşti. Ancak göğüs göğüse çarpışmalar her iki tarafta da çok sayıda zayiatla sonuçlandı.

Sınır bölgelerinde daha sonra Ladakh’ın doğu bölgesinde yoğun asker ve ağır silah konuşlandırılmasına tanık olundu. Karşılıklı olarak atılan bazı adımlar, Çin-Hindistan ilişkilerinde iyileşmeye yol açtı, ancak Hindistan'a göre 3 bin 488 kilometre uzunluğundaki Fiili Kontrol Hattı ile ilgili temel sorunlar çözülmedi. Çin ise bu hattın yaklaşık 2 bin kilometre daha kısa olduğunu düşünüyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre  Hindistan'ın savunma harcamaları sistemi ve insan kaynakları, tehditlerin iç içe geçmesi ve güç dengelerinin değişmesini dikkate alan stratejik bir vizyon çerçevesinde, gelecekte birçok cephede karşılaşılabilecek zorlukların üstesinden gelinebilmesi için tasarlandı.

Aktif görevdeki personelin maliyeti 2026-2027 mali yılı için 40,3 milyar dolar olarak tahmin edilirken, emeklilik tahsisatı yaklaşık 19 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır, bu da savunma yapısında insan kaynaklarının ağırlığını yansıtıyor.

Silah alımı ve altyapı geliştirme için ayrılan sermaye harcamaları, 2026-2027 bütçesinde 2,19 trilyon rupiye, yani 24,1 milyar dolara ulaşarak önceki mali yıla göre yüzde 21,8 artış gösterdi. Bu tutarın 20,4 milyar doları, savaş uçakları, füzeler, gemiler ve denizaltılar dahil olmak üzere askeri varlıkların satın alınması için ayrılacak. Bu tutar önceki mali yıla kıyasla yüzde 24 daha yüksek.

Hükümet, balistik füzeler, topçular ve radar sistemleri dahil olmak üzere çok çeşitli projeler yürüten Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü'ne (DRDO) 3,2 milyar dolar ayırırken, tedarik için ayrılan fonların yüzde 75'i yerli sanayiye gidecek. Savunma sektöründe faaliyet gösteren devlet şirketleri, toplam yerli savunma üretiminin yüzde 77'sini oluştururken, geri kalan kısmı özel sektör oluşturuyor. Bu durum, özel şirketlerin rolünün kademeli olarak artmasına rağmen kamu sektörünün hakimiyetinin devam ettiğini gösteriyor.

2026-2027 bütçesinde silah alımı ve altyapı geliştirme için ayrılan sermaye harcamaları 2,19 trilyon rupi, yani 24,1 milyar dolar olarak belirlendi.

Geçtiğimiz yıl ortaya çıkan satın alma eğilimlerinin 2026 yılında da devam etmesi bekleniyor. Hükümet tarafından aralık ayında yayınlanan bir açıklamaya göre destroyerler, fırkateynler ve denizaltılar dahil olmak üzere 51 adet büyük deniz aracı, yaklaşık 10 milyar dolarlık bir maliyetle Hindistan Donanması için şu anda inşa ediliyor. Hint donanmasından bir komutan, geçtiğimiz kasım ayında, bu gemilerin iki ila üç yıl içinde teslim edileceğini açıkladı. Donanmanın 2026 ve 2027 yıllarında filosuna 32 gemi eklemesi bekleniyor. Ayrıca, 69 ek gemi ve altı denizaltının inşası için ‘zorunluluk kabulü’ olarak bilinen ön resmi onayı da verdi.

Hindistan, 2035 yılına kadar 175 savaş gemisine sahip olmayı hedefliyor. Çin ise şu anda yaklaşık 370 gemi ve denizaltı işletiyor.

Bu da Çin'in deniz gücünü hızla artırdığına ve Hindistan'ın karşı karşıya olduğu kısıtlamalara ilişkin farkındalığı yansıtıyor. Pakistan donanmasının genişlemesi ve Çin ve Türkiye ile iş birliği, Hindistan'ın planlarına daha fazla aciliyet katıyor.

Hindistan donanmasının güçlendirilmesine hız kazandırılması, 7 bin 500 kilometrelik kıyı şeridini (adalar dahil 11 bin kilometre) korumaktan öte, Hint ve Pasifik Okyanuslarında güç gösterme gibi daha geniş bir hedefe dayalı bir vizyona dayanıyor. Zira burası Güneydoğu Asya, Aden Körfezi ve Arap Körfezi'nin ticaret rotalarına yakın ve Afrika ve Avustralya'ya kadar uzanan bir bölge. Hindistan bu sayede sınırlarının ötesindeki olaylara katkıda bulunmayı ve bunları etkilemeyi amaçlıyor.

dfgt
Hindistan Hava Kuvvetleri akrobasi ekibinin, Bengaluru'daki Yellankayao Hava Üssü'nde düzenlediği bir gösteriden, 13 Şubat 2025 (Reuters)

Stratejik yetenekler alanında Hindistan, füzelerinin menzilini genişletmek için çalışıyor. Ocak ayında, Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü uzun menzilli gemi savar hipersonik füzesini tanıttı. Savunma Bakanlığı, bu silahın Mach 10'dan başlayan ve ortalama Mach 5,0 hızını koruyan, çoklu sıçramalı hipersonik hızlarda yarı balistik bir yörünge izlediğini belirtti.

Agni-5 nükleer füzesinin menzili 5 bin kilometre. Bu menzil, Pakistan ve Çin'in yanı sıra Suudi Arabistan ve Avrupa, Afrika ve Rusya'nın bazı bölgelerine uzanıyor.

Hindistan, bu füzeyi çoklu savaş başlıklarıyla test ederek, Çin ve Pakistan da dahil olmak üzere, çoklu bağımsız hedefleme özelliğine sahip yeniden giriş aracı teknolojisine sahip seçkin ülkeler grubuna katıldı.

DRDO geçtiğimiz yıl, Stratejik Kuvvetler Komutanlığı ile iş birliği içinde, 2 bin kilometre menzilli Agni-Prime (Agni-P) füzesini raylar üzerine monte edilmiş mobil bir fırlatma rampasından fırlattı. Hindistan'a stratejik silahlarını fırlatmak ve operasyonel esnekliğini artırmak için son derece hareketli seçenekler sundu.

Bu gelişmeler, Hindistan'ın artan askeri hırslarını ve yeteneklerini ve bunun Arap Körfezi bölgesi ve Güneydoğu Asya dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki güç dengesi üzerinde somut etkilerini açıkça ortaya koyuyor.

Hindistan'ın başka ülkelerle olan ortaklıkları, niteliksel ve niceliksel etkileri nedeniyle özellikle önem taşıyor.

Hindistan'ın başka ülkelerle olan ortaklıkları, niteliksel ve niceliksel etkileri nedeniyle özellikle önem taşıyor. Onlarca yıldır Rusya'ya büyük ölçüde bağımlı olan Hindistan, savunma sanayisini yeniden yapılandırma sürecinde Batılı şirketlere kapılarını açmıştır. Yerel özel şirketlerle bir dizi ortak girişim kurmuş olan Hindistan, başka projeler de hazırlanıyor.

Bu konuda Avrupa Hava Savunma ve Uzay Şirketi (EADS), Hindistan'ın Tata Advanced Systems şirketi ile iş birliği yaparak, Hindistan Hava Kuvvetleri için C295 orta taktik nakliye uçağı üretmek ve monte etmek üzere 2024 yılının ekim ayında Gujarat'ta bir tesis açtı. Hindistan Hava Kuvvetleri, eskiyen Afro-748 uçak filosunu yenilemek için bu modelden 56 uçak satın almayı taahhüt etti.

Savunma ve havacılık endüstrilerinde uzmanlaşmış ve eski adıyla Finmeccanica olarak bilinen İtalyan şirketi Leonardo da şubat ayında Gujarat merkezli Adani Enterprises Group'un bir yan kuruluşu olan Adani Aerospace ile bir ortak girişim başlattı. Bu ortak girişim, Hindistan ordusunun önümüzdeki on yıl içinde binden fazla helikopter talebini karşılamak için entegre bir helikopter üretim sistemi kurmayı amaçlıyor.

Bu gelişme, on yıldan fazla bir süre önce Hindistan'da, VIP taşımacılığı için 12 helikopter tedarik etmek üzere imzalanan 560 milyon avroluk sözleşmeyle ilgili yolsuzluk iddiaları nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalan İtalyan şirketi için özellikle önem taşıyor. Yetkililer, 2010 yılında imzalanan sözleşmeyi dört yıl sonra iptal etti ve Finmeccanica ile iştiraki AgustaWestland'ın yeni anlaşmalar yapmasını yasakladı. Hindistan, bu yasağı 2021 yılında kaldırdı.

Hindistan ile Fransa'nın Dassault Aviation şirketi arasındaki savunma ilişkileri ivme kazanıyor ve Mirage 2000 uçakları ve Scorpene sınıfı denizaltılar da dahil olmak üzere Fransız sistemlerinin uzun yıllara dayanan kullanım tarihi devam ediyor.

Hindistan, geçtiğimiz yıl uçak gemisini donatmak için 26 adet Rafale model savaş uçağı satın almak üzere 7,4 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Hindistan Hava Kuvvetleri daha önce bu modelden 36 uçak hizmete sokmuştu ve bunların bir kısmı Mayıs 2025'te meydana gelen askeri çatışmaya katıldı. Bu çatışma, birçok ülkenin ilgisini çekmeye başlayan Pakistan'ın JF-17 Thunder uçağını da öne çıkardı.

Hindistan şu anda 114 adet Rafale uçağı daha satın almayı planlıyor. Bu uçakların çoğu Fransız desteği ile yerel olarak üretilecek. Hindistan Savunma Bakanlığı, 12 Şubat'ta kara saldırı füzeleri, gemi savar füzeleri ve P-8I deniz devriye uçaklarını da içeren 39,7 milyar dolarlık bir tedarik paketinin parçası olarak anlaşmaya ön onay verdi.

Bu askeri güçlenme, Hindistan ve nükleer silaha sahip olan komşularının, bölgesel hesaplarının küresel hırslarla örtüştüğü, tırmanan bir silahlanma yarışına dahil olduklarını açıkça yansıtıyor.