Çin'de onlarca yıl süren ayrımcı politikalar sonucunda milyonlarca insan ötekileştirildi

Çin'in tarım işçilerine yatırım yapmaması ekonomiye zarar veriyor mu?

Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
TT

Çin'de onlarca yıl süren ayrımcı politikalar sonucunda milyonlarca insan ötekileştirildi

Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)
Pekin'in eteklerinde göçmenlerin yoğun olduğu bölgede kaldırımda yatan bir çocuk, Ağustos 2017 (Reuters)

Scott Rozelle & Matthew Boswell
Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) ‘yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtardığı’ için sık sık övündüğü duyulur. ÇKP’nin bu tarihi başarıdan dolayı övülmeyi hak ettiği inkar edilemez. Fakat ülkenin kırsal kesimlerinde yaşayan ve ilerleme umutları yok olmanın eşiğine gelen yüz milyonlarca düşük gelirli Çinlinin içinde bulunduğu kötü duruma çok az ilgi gösterdiği de su götürmez bir gerçek. Çin’in kırsal kesimlerinde yaşayanlar, yalnızca yoksulluk içinde yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda medeni usul kanunu ve kısıtlayıcı konut izni sistemi hukou nedeniyle sosyal düzeylerini iyileştirmelerinde ya da herhangi bir ilerleme kaydetmelerinde neredeyse hiçbir çıkar yolları da bulunmuyor.
Nüfusun büyük bir parçasını oluşturan bu alt sınıf, Çin'in devam eden ekonomik büyümesi karşısında sıfır Kovid-19 politikası, düzenleyicilik adı altındaki baskılar ve artan borçlar gibi iyi bilinen faktörlerin yanı sıra uzun vadeli ve önemli bir engel oluşturuyor. Düşük vasıflı tarım işçileri, bir zamanlar Çin'in muazzam yükselişine yol açan sanayileşme ve inşaat alanındaki sıçramayı desteklediler. Buna karşın Pekin’in onlarca yıllık ayrımcı politikaları, eğitim ve istihdam fırsatlarından mahrum bırakılan yüz milyonları kırsal alanlara hapsetti.
Bu durum, ÇKP için siyasi bir ikilem yaratıyor. Düşük vasıflı tarım işçileri büyük şehirlere daha kolay taşınabilseler bile, daha düşük eğitim almaları nedeniyle şehirlerdeki işgücü piyasalarında rekabet etmekte zorlanacaklar. Eğitime daha fazla harcama yaparak kırsal kesimlerde güvenilir bir vasıflı işçi havuzu oluşturmak, özellikle ÇKP için tehlikeli olabilecek ekonomik yeniden dağılım biçimleri gerektireceğinden uzun zaman alacaktır. Çin'in önümüzdeki on yıllar boyunca ülkenin büyüme beklentilerini etkilemesi muhtemel kırsal kesim insanları için sermaye sorununa verebileceği basit bir cevabı bulunmuyor.

Doğuştan kısıtlanan insanlar
Tüm dünyada neredeyse hiç duyulmamış bir politikayı benimseyen Çin, halkını doğuştan ‘kırsal nüfus ve kentsel nüfus’ diye iki kategoriye ayırıyor. İkamet izninde yazılı olan bu sınıflandırmaya ‘hukou’ deniyor. Bu sınıflandırmayı bireyler genellikle ömür boyu taşırlar. Alabilecekleri eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerin türünü de bu sınıflandırma belirler. Çinli liderler 21. yüzyıla kadar, vergilendirme ve zorunlu askerliğe yardımcı olmak için hane kayıt sistemlerini kullandılar. Ancak bu sistem, çağdaş haliyle sanayideki gelişimin hızla kentleşmeye yol açmasından ve ÇKP’nin ülkenin gıda arzının istikrarı konusunda endişe duymaya başlamasından on yıl sonra 1958 yılında ortaya çıktı. Sistem, işgücünün ve diğer kaynakların Çin'in tarım sektöründen uzaklaşmasını önlemek için tasarlanmış olsa da, hükümet, hukou sınıfındakilerin belirli eğitim türlerine ve devletin refah hizmetlerine erişimlerin hızla kısıtladı. Kentsel ve kırsal nüfus arasındaki eşitsizlikler giderek arttı. Çin'de şu an yaklaşık 800 milyon kişi, kırsal sınıflandırmaya tabi oturma iznine sahip.
Çin ekonomisi ilk kez 1980'li yıllarda yükselişe geçtiğinde, vasıfsız tarım işçilerinin sınırsız varlığı, farklı bir avantajı temsil ediyordu. Çinli liderlerin uçsuz bucaksız ve yoksul olan ülkelerini orta gelirli bir ülkeye dönüştürme çabaları, sayısal olarak okuryazar ve disiplinli bir işgücü oluşturulmasını gerektiriyordu. Bununla birlikte yine 1980'lerde ilk ve orta okulların sayısındaki büyük artış, ülkedeki işgücüne giren gençlerin çoğunun temel aritmetik ve okuma becerilerin yanı sıra katı bir disipline sahip olmalarını sağladı. İlkel bir müfredatı olan bu eğitim, yüz milyonlarca işçinin, çağın gelişen sanayi ve inşaat alanlarında düşük ücretli, düşük vasıflı işler bulmasını sağlayarak Çin'i ‘dünyanın fabrikası’ haline getirdi.
Ancak 2000’li yılların başlarında, kırsal kesimden gelen düşük ücretli işçi sayısı azalmaya başladı ve işçilere verilen ücretler giderek yükseldi. Üreticiler, düşük vasıflı işleri yurt dışına taşıdı ve otomasyona yatırım yaptı. Bu arada Çin, 2010’lu yılların başlarına gelindiğinde ihtiyacı olan otoyolların, demiryollarının, limanların ve diğer büyük altyapı projelerinin çoğunu inşa etmişti. Çin hükümeti tarafından 2013 yılından bu yana yayınlanan veriler, imalat ve inşaat sektörlerindeki istihdamın değişmediğini gösteriyor.
O halde düşük vasıflı Çinli işçiler nereye gidiyorlar? Resmi veriler, Çin ekonomisinin son on yılda en hızlı büyüyen sektörünün kayıt dışı hizmet sektörü olduğuna işaret ediyor. Bugün, Çin'in tarım dışı işgücünün yaklaşık yüzde 60'ı kayıt dışı sektördeyken, bu oran 2005 yılında sadece yüzde 40’lardaydı. Bunlar da kargo işçileri, bebek bakıcıları, seyyar satıcılar, büfe çalışanları ve bisiklet bakım işçileriydi. Çin Başbakanı Li Keçiang, 2020 yılında yaptığı bir konuşmada, Çin'de yaklaşık 600 milyon insanın ayda bin yuandan (günde yaklaşık 5 dolar) daha az kazandığını açıkça belirtti. Bu da Çin’i üst-orta gelirli ülkeler için Dünya Bankası tarafından belirlenen yoksulluk sınırının altına itiyor. Resmi veriler, Kovid-19 salgını, kayıt dışı hizmet sektörünü mahvedene kadar kayıt dışı çalışanlar için ücret artışının önemli ölçüde yavaşladığını ve salgın sırasında ücretlerin net bir şekilde düştüğünü gösterdi.
Çinli liderler, uzun vadeli büyümeyi sürdürme arayışlarında haklı olarak, düşüşte olan yatırıma dayalı büyüme yerine tüketime dayalı büyümeye geçilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Ancak ücretlerin durgun olduğu büyük bir kayıt dışı işgücünün varlığı bu vizyonla ters düşüyor. Bu durum iki nedene bağlanıyor. Bunlardan birincisi ve en bariz olanı, ücret artışındaki yavaşlığın insanlar için sınırlı harcanabilir gelirle sonuçlanması. Kayıtlı çalışanlara yönelik sosyal yardım ve sosyal koruma olmadan kayıt dışı çalışanlar, iş kayıplarından ya da sağlıkla ilgili acil durumlardan kaynaklanan gelir şoklarının risklerini dengelemek için para biriktirmek zorundalar. İkinci neden ise Çin'in tasarruf oranı, ülkenin zayıf sosyal güvenlik ağı nedeniyle uluslararası standartlara göre zaten yüksek olması. Çin'in işgücünün yarısı kadarı hiçbir güvencesi olmayan kayıt dışı işlerde çalışırken, hükümetin talebi teşvik etme seçenekleri de sınırlı kalıyor.
“Çin ekonomisi ilk kez yükselişe geçtiğinde, vasıfsız tarım işçilerinin sınırsız varlığı, farklı bir avantajı temsil ediyordu”
Çin'in düşük vasıflı işçileri yüksek vasıflı işler bulmaları, ülkenin ekonomik kalkınma hedeflerine doğru ilerlemesine yardımcı olacaktır. Ancak ne yazık ki, kırsal kesim insanlarına onlarca yıldır yetersiz yatırım yapılması, Çin'de çok sayıda tarım işçisini modern işgücü piyasasında rekabet etmek için ihtiyaç duydukları becerilerden yoksun bıraktı. Bunun yanında Çin'de ortalama eğitim düzeyi uluslararası standartlara göre düşük. Bu da neredeyse tamamen kırsal kesimdekilerin geri kalmış performansından kaynaklanıyor. 2014 yılında yapılan önemli bir araştırmaya göre tarım işçilerinin yüzde 89'u lise diplomasına sahip değil.
Hükümet son yıllarda kırsal bölgelerde orta öğretime erişim imkanlarını genişletmiş olsa da, öğrenci başına yapılan harcama kenttekilere kıyasla çok geride kalıyor. Bunun kırsal bölgelerdeki öğrencilerin aldıkları eğitimin kalitesi üzerinde de etkileri var. Örneğin, 2015 yılında, onlarca ülkede öğrencilerin okuduğunu anlama becerilerini test eden Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Araştırması (PIRLS), Çin'in kırsal kesimlerindeki öğrencilerin dünya genelindeki diğer kırsal kesimlerde yaşayan öğrencilere kıyasla en düşük not ortalamasına sahip olduğunu ortaya çıkardı.
Kırsal kesimde eğitim önemli. Çünkü Çin’in şehirlerinde onlarca yıl devam eden düşük doğurganlık oranları sayesinde bugün Çin'deki çocukların yüzde 70'inden fazlası kırsal bölgelerde yaşıyor. Esasen ebeveynlerin çoğu, çalışmak amacıyla şehirlere taşınsa da resmi istihdam olmadan, çocuklarını yüksek kaliteli şehir okullarına kaydettirmek için ihtiyaç duydukları hukou iznini almaları pek mümkün değil. Özellikle, Çin'de kayıt dışı istihdamdaki artışın, yalnızca devletin sosyal refah hizmetlerine sınırlı erişimi olan kayıt dışı çalışanlar için bazı sonuçlar doğurmakla kalmıyor, yüksek vasıflı işlerde başarılı olmak için gereken akademik becerileri edinmenin zor olduğu kırsal kesimdeki okullara kaydolan çocukları için de terk edilmek gibi bir takım sonuçları oluyor.
Bu sonuçların belki de en endişe verici olanı ise kırsal kesimdeki okul çocuklarının, tedavi edilemediği takdirde öğrenme yetilerini etkileyebilecek olan kansızlık, görme sorunları ve bağırsak solucanları gibi gelişimsel gecikmelere ve diğer sağlık sorunlarına sahip olma olasılıklarının kentteki akranlarına kıyasla çok daha fazla olmasıdır. Çin'in kırsal kesiminin ekonomik geleceğine ilişkin son veriler, kırsal kesimde yaşayan ailelerin koronavirüs (Kovid-19) pandemisi nedeniyle artan ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalabileceğine işaret ediyor.


Çin'in “Kuşak-Yol” Projesi, bocalayan ekonomi ve borç dalgasının ortasında uygulama zorluklarıyla karşı karşıya (AFP)

Ayrıca, geçmişte benzer ekonomik gelişmişlik seviyelerine ulaşmış diğer ülkelerin ekonomileriyle karşılaştırılması da dikkat çekicidir. Bu bağlamda, İrlanda, İsrail, Güney Kore ve Tayvan'da 1970'lerden 1990'lara kadar yapılan araştırmalar, orta gelirli ülkeler oldukları dönemde bu ülkelerdeki ortaokul başarı oranlarının bugüne kıyasla nispeten yüksek olduğunu gösteriyor. Yüksek gelirli bir ekonominin temelini oluşturan yüksek vasıflı teknik ve büro işleri için lise ve üniversite eğitimi genellikle büyük önem taşıyor. Çin'de ortalama eğitim düzeyi artsa da, kişi başına düşen gelir düzeyinde benzer oranlara sahip diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Çin’de kişi başına düşen gelir halen daha düşük. Eğer Çinli işçiler düşük vasıflı işlerden yüksek vasıflı işlere geçişte zorluk çekmeye devam ederse, bunun Çin'in yüksek gelirli ve yüksek vasıflı bir ekonomiye geçişini baltalaması kaçınılmaz olur.

Çin’in kırsal kesiminde becerilerin geliştirilmesi
Şarku'l Avsat'ın Foreign Affairs'ten aktardığı analize göre, ÇKP'nin ülkedeki yoksulluğu ortadan kaldırılması ve kırsal kesimin yeniden canlandırılması politikaları bu zorlukların üstesinden gelmekte başarılı olamadı. Çin’in 2020 yılında sona eren ‘yoksullukla mücadele’ kampanyası, devletin sübvansiyonlar, vergi indirimleri, yeniden yerleşim ve nakit transferleri yoluyla yoksul vatandaşlara önemli ödemeler yaptığı bir kampanyaydı. Ancak Çin'in kayıtlı ekonomisinden giderek daha fazla tecrit edilen yüz milyonlarca kırsal kesim sakininin çoğu esasen yoksulluk içinde yaşamıyor ve bu tür önlemler, giderek modernleşen bir ekonomide daha rekabetçi olmalarına pek yardımcı olmayacak.
Çin yönetiminin düşük gelirli bu büyük nüfusun sorunlarını ele almak amacıyla farklı bir yaklaşım benimsediğine dair birtakım işaretler var. Bunlardan biri, devletin 2014 yılında hukou kısıtlamalarını gevşetmesiydi. Bu sayede daha fazla kırsal kesim sakini şehirlere yasal olarak yerleşebildi.
Ancak sorun şu ki, kırsal kesimde yaşayanlar, daha fazla dinamizm ve ekonomik fırsat, daha kaliteli eğitim ve sağlık gibi sosyal hizmetleri ve genel olarak daha parlak bir gelecek olduğu için işlerin daha fazla getirisi olduğu Pekin, Şanghay ve Shenzhen gibi büyük ve gelişen şehirlere halen giremiyorlar. Milyonlarca düşük vasıflı işçi, daha az işe, eğitim kalitesi daha düşük okullara ve daha zayıf sağlık hizmetlerine sahip daha küçük, daha az iş getirisi olan şehirlerde toplanırsa, onların varlığı bu toplumlardaki gelişmeyi daha da yavaşlatabilir.
ÇKP, düşük gelirli insanları daha az tasarruf etmeye ve daha fazla harcamaya teşvik etmek için sosyal güvenlik alanının kapsamını genişletmeye karar verebilir. Ancak kırsal kesimde yaşayanlar ile kentte yaşayanlar arasındaki eşitsizlikleri gerçekten ele almak, düşük gelirli sınıf için önemli harcamalar gerektirir. Buna, kentlerde yaşayanların halihazırda yararlandığı faydalarda görülecek azalmalar eşlik edebilir. Bu faydaları bu ölçekte genişletmek, yavaş büyüme ve yüksek borç yüklerinin olduğu bir çağda büyük bir zorluk getirecektir. Uygulamadaki birçok yeniden dağıtım politikasında olduğu gibi, kentli orta ve üst sınıfların tercihli muamelesini kısıtlamak siyasi açıdan istenmeyen bir durum olabilir. Son tahlilde, kent sakinleri ÇKP’nin ana bileşenini oluşturuyor. ÇKP, Kovid-19 salgını sırasında büyük şehirleri ciddi şekilde kapatmaya hazırlandığında, herkes bunların kriz zamanında alınan kısa vadeli önlemler olduğunu biliyordu. Gerçekte kentlerdeki çıkarları ve ayrıcalıkları kırsal kesimde yaşayanlara aktaran yeniden dağıtımcı politikalar uygulamak, Çin hükümeti için siyasi olarak imkansız.
Basit çözümlerin yokluğu
Çin'in kırsal kesimlerinde büyüyen işsizlik sorununa bulunabilecek kolay çözümler yok. Dünyadaki her dokuz kişiden birinin Çin kırsalında yaşadığı biliniyor. Bu insanlar arasındaki eğitim, sağlık, üretkenlik ve istihdam sonuçları birçok insanın düşündüğünden çok daha düşük. Sorunu çözmeye yönelik önlemler de karmaşık ve maliyetli. Yarın başarıyla uygulanmaya başlansa bile uzun yıllar meyve vermeyecek. Bunun yanında kırsal kesim insan sermayesi sorununun boyutunu ve Çin'in bu insan sermayesini azaltma çabalarını değerlendirmeden Çin'in büyüme beklentileriyle ilgili hiçbir analiz tamamlanmış sayılmaz.
ÇKP'nin sorunu çözmede fazla ilerleme kaydedemeyeceğini düşünürsek iki ayrıca Çin devleti var olmaya devam edecek. Bunlardan biri birkaç kıyı ilindeki büyük şehirlerden oluşan nispeten canlı bir devlet, diğer de geçimlerini güvence altına almak için büyük ölçüde merkezi hükümetten elde edilen gelirlere bağlı olan içerideki geniş kırsalda geri kalmış bir devlet. Tek fark, ileriye dönük olarak ekonomik zenginliğin eskisi gibi gelişmeyecek ve muhtemelen hızlı büyüme günlerinin sona erecek olması. Büyümenin yavaşladığı bir çağda, Çin'in giderek artan işsiz kırsal kesim sakinleri arasında gerçek geçim kaynakları oluşturma özlemlerini gerçekleştirmesi de giderek zorlaşıyor. Bu kırsal kesim nüfusunu yönetmek, işçilere istihdam sağlamak için merkezi hükümetin para transferlerinin ve pasif yatırımlarının yanı sıra herkese boyun eğdirmek için devletin zorlayıcı gücünün maliyetli bir şekilde genişletilmesini gerektirecek.
Bu istenmeyen yük, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in yeni nesil çığır açan teknolojilerde ABD'yi alt etmek ve Çin'in dünyanın geri kalanına olan bağımlılığını azaltırken dünyanın Çin'in endüstriyel ve teknolojik yeteneklerine olan bağımlılığını artırmak için iddialı bir girişim başlatmasıyla birlikte geldi. Bu, en iyi koşullarda bile zor bir iştir. Çinli liderlerin, büyümenin yavaş olduğu bir çağda bu girişimi gerçekleştirmek için ülkenin tüm kaynaklarını mümkün olduğunca verimli bir şekilde seferber etmeleri gerekiyor. Önümüzdeki 20-30 yıl içinde işsiz sayısının birkaç yüz milyonu bulacak olması başarı olasılığını azaltıyor. Çünkü toplumun bu kesimine refah getirmek ve bunu kontrol etmek, kıt kaynakları Şi'nin iddialı gündemini ilerletmesi için gerekli dinamik sektörlerden başka yönlere çevirecek. Bir zamanlar Çin'in ekonomik bir süper güç olarak ortaya çıkışını sağlayan milyonlarca kırsal kesim sakini, Şi'nin vizyonunun gerçekleşmesini süresiz olarak geciktirebilir.
*Scott Rozelle: Stanford Üniversitesi Freeman Spogli Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü kıdemli üyesi ve Helen F. Farnsworth Kürsüsü Profesörü. Stanford Çin Ekonomisi ve Kurumları Merkezi eş başkanı.
*Matthew Boswell: Stanford Çin Ekonomisi ve Kurumları Merkezi dış ilişkiler direktör yardımcısı
Foreign Affairs, 5 Ekim 2022



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.