İran rejiminin hedefinde yurt dışından Farsça yayın yapan kanallar var

İran, gösterileri kışkırtmakla suçlananlar listesine yurt dışında Farsça yayın yapan medyayı da ekledi

Tahran'daki protestolardan yeni bir fotoğraf (AP)
Tahran'daki protestolardan yeni bir fotoğraf (AP)
TT

İran rejiminin hedefinde yurt dışından Farsça yayın yapan kanallar var

Tahran'daki protestolardan yeni bir fotoğraf (AP)
Tahran'daki protestolardan yeni bir fotoğraf (AP)

İran rejiminin lideri Ayetullah Ali Hamaney, "İran'daki protesto fotoğraflarının photoshopla üretildiğini ve değiştirildiğini söyleyenler, şimdi tehlikeleri konusunda uyarıyorlar" diyerek, "İran'a silahlarını neden şu ya da bu tarafa sattığını sorarak hesap sormak istiyorlar” sözlerine dikkat çekti.
Şarku’l Avsat’ın İran haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Hamaney'in Çarşamba sabahı İmam Humeyni Camii'nde “genç seçkinler ve üst düzey bilimsel yeteneklerden oluşan bir kalabalığı” kabul ederken yaptığı açıklamada:      “Nükleer silah edinme peşinde değiliz, ancak nükleer endüstrinin gelişimi bizim için önemli ve bu alanda önemli başarılar elde ettik” diye belirtti.
Hamaney'in nükleer çalışmalar üzerine konuşması, İranlıların sosyal, finansal, ekonomik, hizmet ve kültürel düzeylerde maruz kaldıkları kötü koşulları iki aydır protesto ettikleri bir zamana denk geliyor.
Tahran'daki bir üniversitede çok sayıda öğrenci İran hükümet sözcüsünü üniversiteye ziyareti sırasında protesto etti. Resmi IRNA haber ajansı, Allame Tabatabai Üniversitesi Hukuk Fakültesi binasının önünde "yaklaşık 90" öğrencinin toplandığını, Ali Bahadıri Cehrumi'nin ise o sırada amfi salonlarından birinde meslektaşlarının önünde konuşma yaptığını bildirdi. Haber ajansı, protestonun niteliğini veya neden yapıldığını belirtmeden öğrencilerin "uygunsuz ve ahlaksız sloganlar" attığını da aktardı. Salondaki konuşmasından sonra Cehrumi protesto yapan öğrencilerin yanına gitti ve onlarla konuştu.
İranlı yetkililer daha önce, ABD liderliğindeki İslam Cumhuriyeti'nin "düşmanlarını", Eylül ortasından bu yana yaşanan "isyanlara" karışmakla suçlamıştı. Şimdi ise hükümet sözcüsü, Tahran'a "baskı yapmaya çalışma" suçlamasına, İran'ın kendisine "düşman" olarak gördüğü "İran dışındaki Farsça yayın yapan televizyon kanallarını" da ekledi.
 Hükümet sözcüsü, "Farsça tek kelime bilmeyen bazı ülkeler, Farsça yayın yapan bir medya kurmak için kendi ceplerinden ödeme yaparak bize baskı kurmaya çalışıyor" dedi.
İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi ise Suudi Arabistan'ı bu televizyon kanallarından bazılarını desteklemekle suçladı. Vahidi, protestolar sırasında tutuklananların birçoğunun "sosyal medya ve televizyon kanallarının, özellikle Suudi Arabistan ve Batı ülkeleri de dahil olmak üzere bölgesel hareketlerle bağlantılı olan ülke ve kurumların yarattığı yanlış havanın etkisi altına girdiklerini söylediğini" belirtti.
Pazartesi günü, Devrim Muhafızları komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, Suudi Arabistan'ı İran'la bağlantılı medya organları aracılığıyla İran'ın iç işlerine "müdahale etmeye" karşı uyardı. Muhafızların internet sitesi "Saba News" tarafından bildirilenlere göre açıklamada, "Uyarılanlar bu seferlik bağışlandı. Medya aracılığıyla iç işlerimize müdahale ettiniz. Sizi dikkatli olmanız konusunda uyarıyoruz” ifadeleri yer aldı.

İsviçre ve yaptırımlar
İsviçre, Tahran'ın 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin öldürülmesiyle patlak veren protestolara yönelik baskılarının ardından İran'a daha sert Avrupa Birliği yaptırımları uygulayıp uygulamama konusunda bir karar aşamasında.
İsviçre Ekonomik İşler, Eğitim ve Araştırma Bakanlığı, Avrupa Birliği'nin yaptırımları, Mahsa Amini'nin ölümüyle ve göstericileri baskılamayla bağlantılı 11 kişi ve dört kuruluşu kapsayacak şekilde genişlettiğini belirtti. Bakanlık Reuters'e yaptığı açıklamada, "Şu anda ileriki adımları gözden geçirdiğini" ifade etti. Bakanlık, bazı AB dışişleri bakanlarının Pazartesi günü, Tahran'ın Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşına karıştığı kanıtlanırsa İran'a yeni yaptırımlar uygulama fikrinin masaya geleceğini belirterek, "bu adım" İsviçre tarafından da yakından takip edilecek" dedi.
İsviçre, kararını netleştirmek için herhangi bir zaman dilimi belirlemedi. İsviçre Ekonomik İşler, Eğitim ve Araştırma Bakanlığı, AB yaptırımlarını değerlendireceğini söyledi. Karar, Ekonomik İşler Bakanı Guy Parmelin tarafından tek başına veya İsviçre hükümetiyle birlikte verilebilir. İsviçre, nükleer faaliyetleri ve insan hakları ihlalleri nedeniyle İran'a uygulanan Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği yaptırımlarından bazılarını zaten kabul etti. Mevcut önlemlere göre İsviçre, silah, nükleer malzeme ve gözetleme ekipmanı ihracatını yasakladı ve hükümet ve Devrim Muhafızları ile bağlantılı bazı İranlıların finansal varlıklarını dondurdu.
Avrupa Birliği dışişleri bakanları, Amini'nin ölümünden sonra protestoları bastırmadaki rolleri nedeniyle "ahlak polisi" başkanı de dahil olmak üzere 11 İranlı ve dört kurumu seyahat yasakları ve mal varlıklarının dondurulması listesine eklemişti.

İranlı sporcunun dönüşü
Öte yandan İranlı kaya tırmanışçısı Elnaz Rakabi, Güney Kore'de düzenlenen Asya Kaya Tırmanma Şampiyonasına başörtüsüz katılmasının getirdiği büyük sesin ardından Çarşamba günü İran'a dönüşünde onlarca vatandaş tarafından bir kahraman gibi karşılandı.
Instagram paylaşımında ve havalimanındaki açıklamalarında, sebep olduğu "endişe" için özür dileyen Rekabi, başı açık bir şekilde yarışmaya katılmasının "kasti" olmadığını vurguladı. Ancak eylemciler, Rekabi'ni açıklamalarının İranlı yetkililerin baskısı altında yapıldığını düşünüyorlar.
Geçen Pazar günü yapılan final yarışında Rekabi, Amini'nin ölümünün ardından İran'da bir aydır devam eden protestolara destek olarak yorumlanan bir hareketle kafasına bandaj koymakla yetindi. Rekabi'nin bu hareketi, İranlı kadınların uluslararası yarışmalara katılırken başlarını tamamen örtmeleri de dahil olmak üzere uymaları gereken kıyafet kurallarının ihlali anlamına geliyordu. Çarşamba günü Tahran'da "İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı" önünde toplanan onlarca destekçi, "Elnaz bir kahraman" sloganları atarak bu anı cep telefonlarıyla kayıt altına aldı.
Reformist Şark Gazetesinin yayınladığı bir videoda, gelen yolcu salonunun dışında toplanan düzinelerce insan, sloganlar atıp alkış tuttular. Eylemciler, Rekabi'nin ve diğer sporcu ekibin de içinde olduğunu düşündükleri bir minibüs ve bir arabanın etrafını sardılar.  Eylemciler arasındaki kadınların bir kısmı başörtüsü takmamıştı.
New York merkezli İran İnsan Hakları Örgütü, yaptığı açıklamada şöyle dedi: "Kahrama, başörtü takmayan kadınlar tarafından karşılandı. onun güvenliğiyle ilgili endişe devam ediyor".
Rekabi, siyah bir kapüşonlu ve şapkayla havaalanı binasında görüldü. Ailesi tarafından karşılandıktan sonra resmi basına açıklamalarda bulunan Rekabi,"Yarışma finalindeki atmosfer ve yarışmaya başlamam için beklenmeyen çağrı nedeniyle teknik donanımımla kafam karıştı ve bu da takmam gereken başörtüsünü unutmama neden oldu” dedi.
Rekabi, "İran'a güvenli, sağlıklı ve planlanan programıma uygun olarak döndüm. Yarattığım gerilim için İran halkından özür dilerim" dedi ve "milli takımdan ayrılmaya niyeti olmadığını" vurguladı.
Rekabi'nin açıklamaları, Salı günü Instagram'da paylaştığı ve neden olduğu "endişe" için özür dileyip dış görünüşünün "kasti" bir mana içermediğini vurguladığı yorumlarına benziyordu. Uluslararası Af Örgütü’nün Birleşik Krallık’taki büyükelçisi olan İran asıllı İngiliz aktris Nazanin Boniadi, paylaştığı bir tweetinde "Rekabi’nin, televizyonda yayınlanan itirafları kullanan yetkililer tarafından bu açıklamayı yapmaya zorlandığı açıktır" dedi.
Sürgünde yaşayan önde gelen İranlı gazeteci Maziar Bahari ise havaalanındaki yolcuların yorumlarını "zorla itiraf" olarak nitelendirerek "Gözlerindeki korkuyu görebiliyorsunuz. Kendilerinden söylemeleri istenen şeyleri tekrarlıyorlar" dedi.



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety