Şam ve Beyrut sınır çizgisine ilişkin ‘kafa karışıklığını’ kontrol altına almaya çalışıyor

Deniz anlaşmazlığının alanı 750 km’nin üzerinde.

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’daki görevinin sona ermesi münasebetiyle Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali’ye Ulusal Sedir Nişanı takdim etti. (Dalati ve Nahra)
Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’daki görevinin sona ermesi münasebetiyle Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali’ye Ulusal Sedir Nişanı takdim etti. (Dalati ve Nahra)
TT

Şam ve Beyrut sınır çizgisine ilişkin ‘kafa karışıklığını’ kontrol altına almaya çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’daki görevinin sona ermesi münasebetiyle Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali’ye Ulusal Sedir Nişanı takdim etti. (Dalati ve Nahra)
Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’daki görevinin sona ermesi münasebetiyle Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali’ye Ulusal Sedir Nişanı takdim etti. (Dalati ve Nahra)

Lübnan ve Suriye, Lübnanlı bir heyetin Suriye ile deniz sınırı çizilmesini görüşmek üzere Şam’a yapacağı ziyaretin tarihinin ertelendiğinin açıklanmasının ardından ortaya çıkan kafa karışıklığını kontrol altına almaya çalışıyor. Bölge, yaklaşık elli yıldır Lübnan ile askıda kalmış sınır dosyalarına eklenen yeni bir anlaşmazlık başlığı olarak ön plana çıkıyor. Ayrıca İsrail ile sınır üçgeninde Lübnan’ın güneydoğusundaki Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri’ne yönelik çatışmanın yanı sıra iç içe girmiş coğrafi noktalardaki 20’den fazla kara sınırı da tartışmalara neden oluyor.
Lübnan, bugün resmi bir heyetin Suriye’yi ziyaret edeceğini duyurmuştu. Lübnanlı bir diplomatik kaynağın geçen pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre Suriye hükümeti, Lübnan Dışişleri Bakanlığı’na Şam’ın özür dilediğini ve önceden bağlantıların var olduğunu belirten bir mektup gönderdi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bu durum, Lübnan heyeti için tarih belirleme konusunda kafa karışıklığına neden oldu. Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali Abdulkerim Ali, 25 Ekim’de Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile bir araya gelmesinin ardından ziyaretin iptal edilmediğini ancak tarihinin daha sonra kararlaştırılacağını bildirdi. Daha önce çarşamba günü olarak belirlenen tarihte Suriye’deki programın dolu olduğunu dile getirdi. Karışıklıkların önemsiz olduğunu vurgulayan Abdulkerim Ali, “İki ülke arasında bir kardeşlik ve işbirliği anlaşması var. Suriye, her zaman kolay olması için askıda olan konularda bile bu kardeşliğe her zaman bağlı” dedi. Avn da Büyükelçi’ye Beyrut’taki diplomatik görevlerinin sona ermesi münasebetiyle kıdemli subay rütbesi ile Sedir Ulusal Nişanı’nı takdim etti.
Diğer yandan Lübnan Parlamentosu üyeleri, Şam’ın bir sınırın çizilmesini istemediğini bildirdi. Güçlü Cumhuriyet bloğu üyesi milletvekili Fadi Kerem şu açıklamada bulundu:
“Suriye rejimi, 2014’te Birleşmiş Milletler’e (BM) Lübnan’ın 2011’de kuzey deniz sınırlarının çizmesine itiraz etti. Lübnan’ın talebine cevaben Şeba Çiftlikleri’nin Lübnan’ın olduğunu teyit edecek bir belge göndermiyor. Sınırları çizmeyi reddediyor. Lübnan’ın egemenliğini tanımıyor. Kaçakçılığı durdurmuyor ve yerinden edilmişleri geri almıyor.” 
2011 yılında Lübnan münhasır ekonomik bölgesini tanımlayan ve bu bölgenin sınırlarının üç taraftan (güney, batı ve kuzey) coğrafi noktalarının koordinat listelerini içeren bir kararname yayınlandığında kuzeyde bir sınır çatışmasının belirtileri ortaya çıktı.
Lübnan, tek taraflı olarak 6 numaralı sınır noktasını belirleyerek, 2010 yılında BM’ye gönderdi. 2011 yılında 7 numaralı  noktayı tespit ederek düzeltti. Ardından bunlar, 23 numaralı güney deniz noktasının belirlenmesiyle birlikte BM’ye bildirildi. Lübnan’ın tek taraflı ve geçici olarak kuzey münhasır ekonomik bölgesinin sınırlarını çizmesinden sonra Suriye, Lübnan’a ait münhasır ekonomik bölgenin bir kısmının mülkiyeti üzerinde hak iddia ederek aynı hamleleri yapmaya devam etti. Şam, 2014 yılında BM’ye bir protesto mektubu gönderdi ve Lübnan’ın kuzeydeki münhasır ekonomik bölgesini tek taraflı sınırlamasına itiraz etti.
Konuyu yakından takip eden Lübnanlı kaynaklara göre Lübnan ile Suriye arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığı 750 km’den fazla bir alanda yaşanıyor. Kaynaklar tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Lübnan’ın kuzeyinde Lübnanlılar sınır çizgisini tamamlarken, Suriyeliler sahilden batıya yatay olarak uzanan bir ilk sınır çizgisi çizdiler. Lübnan’ın itiraz ettiği şey de bu. Bu durum, anlaşmazlığın denizde yaklaşık bin kilometrekareye ulaşmasını sağladı.”
Suriye Petrol Bakanlığı ve Rus ‘Capital’ şirketinin ‘Suriye devletinin Rus şirketine Suriye’nin Akdeniz’de Tartus vilayeti kıyılarındaki Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde, 1 numaralı blokta petrol arama ve geliştirme konusunda münhasır hak tanıdığı’ bir sözleşme imzaladığında sorun 2021’de daha da kötüleşti. Blok, Suriye- Lübnan deniz sınırına kadar 2 bin 250 kilometrekarelik bir alana sahip. 1 numaralı Suriye bloğu, 1 ve 2 numaralı Lübnan blokları ile çakışırken, bunun sonucunda da net bir sınır anlaşmazlığı ortaya çıkıyor.
1970’lerde kara sınırlarının çizilmesi için ortak komiteler aracılığıyla yapılan girişimlere rağmen Suriye ile sınırın çizilmesi konusu çözülmemiş bir tarihi sorun olarak kaldı. Söz konusu dönemde deniz sınırlarının çizilmesi için hiçbir girişimde bulunulmadı.
1975 - 1990 yılları arasındaki Lübnan savaşı döneminde tüm çabalar durdurulurken, savaştan sonra sınırların çizilmesi için resmi bir ortak komite oluşturulmadı. Lübnan ile Suriye arasındaki kara sınırının belirlenmesi meselesi ilk kez Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin iki ülke arasındaki 357 kilometrelik ortak sınırı belirlemek için 2006 baharında parlamentoda düzenlediği diyalog masasında gündeme getirildi. Dönemin Başbakanı Saad Hariri’nin 2010 yılında Şam’ı ziyaret etmesinin ardından sınırın çizilmesi için görevlendirilen ortak bir komite kurulmasına rağmen, mesele askıya alındı.
Lübnan, söz konusu dönemde Bakan Jean Oghassabian’ın gözetiminde bir siyasi güvenlik komitesi kurmak için girişimde bulundu. Hava sahası ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere belgeler ve haritalar sağlandı. Bunlar, iki ülke arasındaki sınırların kapsamlı bir araştırmasını içeriyordu. Ancak Şam, Lübnan Sınırların Çizilmesi Komitesi’ne ayak uyduramadı. Nihayetinde Lübnanlı yetkililer, Suriyeli yetkililerin Ürdün sınırını çizmekle meşgul olduklarını bildirdi.
Söz konusu tıkanıklık noktalarının yanı sıra İsrail işgali altındaki Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri siyasi ve coğrafi bir ikilemi temsil ediyor. Sınır belirleme girişimlerine eşlik eden Lübnanlı yetkililer, Şam’ın Lübnan’ın 2010 yılında Lübnan’ın çiftliklerinin tespit edilmesi için harita ve belgeler sağlama talebine yanıt vermediğini belirtiyor.



Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
TT

Barrack, Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığında uzlaşma sürecini hızlandırıyor

Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)
Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026’da Erbil’de ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la görüştü (Kürdistan Bölgesi Hükümeti Medyası)

Kürt siyasetçiler, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geçen hafta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e yaptığı ziyarette Bağdat ile Erbil arasındaki petrol anlaşmazlığının çözüm imkânlarını ele aldığını belirtti. Ancak aynı kaynaklar, ülkenin içinde bulunduğu ağır mali krizin doğal kaynakların yönetimini kalıcı biçimde düzenleyecek federal bir yasanın çıkarılmasını sağlayacağı konusunda iyimser değil.

Federal hükümetin dönemin Başbakanı Nuri al-Maliki liderliğinde ilk petrol ve doğal gaz yasa taslağını sunduğu Mart 2007’den bu yana, Irak Parlamentosu’nun farklı dönemleri boyunca doğal kaynakların üretimi ve gelir dağılımını düzenlemesi beklenen yasa bir türlü kabul edilemedi. Bunun yerine siyasi aktörler, kırılgan siyasi uzlaşmalarla süreci yönetmeyi tercih etti.

Petrol ve doğal gaz yasası yeniden gündeme, Barrack’ın 16 Haziran 2026’da Erbil’e yaptığı ziyaretin ardından geldi. ABD’li temsilci burada bölgesel hükümet yetkilileri ve iki büyük Kürt partisiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Yerel kaynaklar, Barrack’ın Başbakan Ali ez-Zeydi’nin Bağdat ile Erbil arasındaki geleneksel anlaşmazlıkları çözebileceği konusunda iyimser olduğunu aktardı.

Eski Irak Kürt milletvekili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Barrack’ın Erbil temaslarında ABD-Irak enerji iş birliğinin güçlendirilmesini görüştüğünü söyledi. Görüşmelerde hem Bağdat hem de Erbil ile enerji alanındaki ortaklıkların yanı sıra, Irak petrolünün Suriye üzerinden Akdeniz’e taşınmasını sağlayan Kerkük-Baniyas boru hattının modernizasyonu da ele alındı.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar ise Bağdat-Erbil petrol anlaşmazlığının “durgunluk aşamasından ciddi müzakere aşamasına geçtiğini” ifade etti.

Neccar, son haftalarda iki taraf arasındaki temasların belirgin biçimde hız kazandığını, üst düzey ziyaretler ve görüşmelerin yeniden petrol ihracatının başlatılması, mali dosyaların çözümü ve petrol-doğal gaz yasasının çıkarılması için uygun zeminin hazırlanmasına odaklandığını belirtti.

Anlaşmazlığın kökeni

Gözlemcilere göre petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılamamasının temel nedeni siyasi anlaşmazlıklar oldu. Bunun yanında, Irak Anayasası’nın özellikle IKBY’nin yetkileriyle ilgili maddelerinin farklı yorumlanması da bugüne kadar çözülemeyen sorunlar arasında yer alıyor.

Taraflar arasında hâlen şu temel konularda görüş ayrılığı bulunuyor:

  • IKBY’nin yabancı şirketlerle doğrudan sözleşme yapma hakkına sahip olup olmadığı,
  • Bölgesel yönetimin bağımsız petrol projeleri yürütüp yürütemeyeceği,
  • Federal hükümetin anayasa ve yasalar gereği tek yetkili makam olup olmadığı,
  • Keşfedilen sahaların statüsü,
  • Hizmet sözleşmeleri ile üretim paylaşımı anlaşmaları arasındaki hukuki farklılıklar.

IKBY, Ağustos 2007’de kendi petrol ve doğal gaz yasasını çıkararak hukuki boşluğu doldurmaya çalıştı. Ancak Bağdat’taki Federal Yüksek Mahkeme, Şubat 2022’de aldığı kararla bu yasanın meşruiyetini reddetti ve uygulanmasını geçersiz kıldı.

Milletvekili  Macid Şengali, yakın gelecekte petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda umutlu olmadığını belirterek, bunun nedenini Bağdat’ın bölgedeki petrol kaynakları üzerinde tam ve merkezi kontrol kurma eğilimine bağladı.

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi olan Şengali, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin parlamentodaki siyasi bloklar arasında uzlaşma sağlanmadan yasayı geçirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mevcut parlamentonun, Erbil, Bağdat ve petrol üreten vilayetler arasında kabul görecek ortak bir formül geliştiremediğini belirten Şankali, 20 yılı aşkın süredir devam eden anlaşmazlıkların sona erdirilemediğini vurguladı.

sfrgthy
Mesud Barzani ve yanında Mazlum Abdi, Erbil'de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv fotoğrafı – Kürdistan Demokrat Partisi)

Şengali’ye göre siyasi güçler, geçmişte olduğu gibi krizi geçici anlaşmalarla yönetmeye devam edecek. Bu çerçevede, Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti döneminde kabul edilen üç yıllık bütçe yasasına temel oluşturan son anlaşmanın uygulanması sürecek.

Haziran 2023’te Bağdat’taki siyasi güçler, özellikle Koordinasyon Çerçevesi ile Kürdistan Demokrat Partisi arasında yapılan uzlaşı kapsamında, IKBY’nin yerel tüketim payı düşüldükten sonra günlük 250 bin varil petrolü federal hükümete teslim etmesi kararlaştırılmıştı. Buna karşılık Kerkük petrolünün bölgesel boru hattı üzerinden Türkiye’deki Ceyhan Limanı’na taşınmasına izin verilmiş, federal hükümet de bölgenin bütçe payını ödeme taahhüdünde bulunmuştu.

Şengali, mevcut mali kriz nedeniyle tüm tarafların yeni bir uzlaşma arayışında olduğunu ve önümüzdeki dönemde bu anlaşmanın daha da geliştirilebileceğini söyledi.

Olumlu işaretler

Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Subhi el-Mendelavi, Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasından bu yana olumlu gelişmeler gözlemlediklerini belirtti.

Mendelavi’ye göre yeni Irak hükümeti, görevinin ilk dönemlerinden itibaren iç siyasi çevrelerle ve Erbil ile ilişkiler gibi ihtilaflı dosyalarla yapıcı bir şekilde ilgilenmeye başladı. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani yönetimi de bu gelişmeleri olumlu değerlendiriyor.

Bununla birlikte Mendelavi, Bağdat ile Erbil arasındaki sorunların çözüm sürecinin özellikle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumun baskıları sayesinde hız kazanacağını düşünüyor.

Kürdistan Demokrat Partisi’nin tüm yeni hükümetlerle petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması konusunda iş birliği yaptığını belirten Mendelavi, mevcut yasama döneminde de yasanın kabul edilmesini umduğunu söyledi. Ancak geçmişte yasaya karşı çıkan siyasi güçlerin bugün de süreci engellemek için çalışacağını ifade etti.

Eski milletvekili Miyade en-Neccar da güvenlik ve ekonomi alanlarında artan koordinasyonun anlaşmazlıkların sona erdirilmesi için umut verici işaretler sunduğunu söyledi.

Haziran 2026’nın ortalarında, Irak Genelkurmay Başkanı Abdülemir Reşid Yarallah başkanlığındaki askeri heyet Erbil’de çeşitli temaslarda bulundu ve bazı petrol sahalarını ziyaret etti. Heyet, güvenlik durumunu değerlendirdi ve tesisler ile çalışanların korunmasına yönelik önlemleri görüştü.

Siyasi temasların hız kazanmasıyla birlikte Neccar, petrol anlaşmazlığında gerçek ve kesin bir ilerlemenin ancak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile Başbakan Ali ez-Zeydi arasında petrol ve doğal gaz krizini tamamen çözecek kapsamlı bir anlaşmanın resmen ilan edilmesiyle mümkün olacağını belirtti.


El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
TT

El-Kaide neden saldırılarını Afrika Sahel'inin kırsal kesimlerinden başkentlerine kaydırdı?

Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)
Fotoğraf: Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesi, örgütün askeri gücünün artmasına katkıda bulundu (Reuters)

Sağir el-Hidri

El-Kaide'nin Sahel kolu olan Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin’in (CNIM) Nijer'in başkenti Niamey'e düzenlediği saldırı, örgütün savaşlarını uzak kasaba ve şehirlerden başkentlere kaydırmasının nedenleri hakkında ciddi soruları gündeme getirdi.

Bu saldırıdan önce, örgüt Mali'nin başkenti Bamako'yu kuşatarak ve yakıt tedarikini durdurarak şehri adeta boğmuş, ardından da ayrılıkçı Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) ile başkente, Kidal ve Gao gibi diğer şehirlere karşı koordineli bir saldırı başlatarak hükümet güçlerine ağır kayıplar verdirmişti.

Afrika'nın Sahel bölgesindeki siyasi ve istihbarat çevreleri, el-Kaide'nin son aylarda sahada önemli ölçüde etki kazanma gücü konusunda uyarıyor. Zira bu durum, örgütün hükümet binalarının bulunduğu başkentleri tehdit etmesine olanak tanıdı. Nitekim örneğin Nijer hükümeti, örgütün saldırıları nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ve Başbakanlık Ofisi’nin çevresindeki yolları kapatmak zorunda kaldı.

Tehlikeli sonuçlar

Sahel'deki Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütünün lideri İyad Ag Ghali, el-Zallaqa platformunda sürekli olarak askeri darbelerle iktidara gelen hükümetlerin devrilmesini savunan videolar yayınlıyor. Ayrıca, son yıllarda bölgeye yaklaşık 2 bin paralı asker konuşlandıran Rusya'yı kovma sözü de veriyor.

Ag Ghali, hem Nijer hem de Mali'deki geçiş dönemi yetkilileri tarafından her zamankinden daha çok aranıyor ve yakalanmasını veya öldürülmesini sağlayacak bilgiler verenler için önemli ödüller koyuldu.

Afrika işleri uzmanı siyasi analist Muhammed Turşin, “Sahel'de Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin örgütü tarafından düzenlenen saldırının şüphesiz ilk veya son olmayacağına” inandığını söyledi. “Aylardır Niamey Uluslararası Havalimanı'nı ve içindeki bir askeri üssü hedef alıyor. Bence bu eylem, Mali ordusunun Rus-Afrika Lejyonu unsurlarıyla koordineli olarak örgüte karşı başlattığı büyük saldırının ardından bir mesaj gönderme amacı taşıyordu” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Turşin şunları da söyledi: “Nijer başkentine birden fazla kez saldırmanın ardındaki mesaj, örgütün hâlâ önemli sayıda savaşçıya ve savaşın yerini değiştirebilecek ve silahlı çatışmaların kapsamını genişletebilecek kapasiteye sahip olduğudur.”

Askeri sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenle, doğrudan gerilla savaşına veya ulusal ordulara karşı çok yönlü stratejilere dayanan bu yaklaşıma güvenmek, özellikle örgütün önemli askeri yeteneklere sahip olması nedeniyle, Sahel ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını etkileyecek çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.”

 Turşin, “Burkina Faso, Nijer ve Mali'nin güçlerinin el-Kaide'ye karşı çabalarını birleştirememesinin, örgütün askeri gücünün artmasına önemli ölçüde katkıda bulunduğunu” değerlendiriyor. “Bu nedenle, Niamey, Bamako ve hatta Vagadugu gibi başkentleri başarıyla tehdit etme şansı artık çok yüksek” diyor.

Yönetme hırsı

El-Kaide, Nijer, Mali ve Burkina Faso'da siyasi bir rol oynama arzusunu gizlemiyor; bu nedenle gözlemciler, bu başkentler üzerindeki baskısının, orada iktidarda olan rejimler ile müzakere pozisyonunu iyileştirmeyi amaçladığına inanıyor.

Afrika işleri konusunda uzman siyasi ve güvenlik araştırmacısı Abdul Sido, “gerçekte, el Kaide saldırıları son haftalarda Sahel bölgesinde benzeri görülmemiş bir ivme kazandı. Örgüt, örneğin Mali Cumhurbaşkanı Assimi Goïta'nın da kabul ettiği gibi, önemli hükümet binalarının ve önde gelen askeri kurumların bulunduğu başkentleri tehdit etmek için güvenlik açıklarından yararlanıyor” dedi.

Özel bir açıklamada Sido, “örgüt, başkentlere saldırarak çeşitli mesajlar vermeye çalışıyor. Birincisi, iktidardaki askeri cuntaların prestijini zayıflatmayı ve onları rejimlerini ve çevrelerini koruyamayacak biçimde göstermeyi, böylece iç ve dış dünyada onları zor durumda bırakmayı amaçlıyor” diye açıkladı.

“İkincisi, bu saldırıların amacı, askeri cuntaları örgütle müzakerelere başlamayı ve onu hükümete entegre etmeyi düşünmeye zorlamaktır. Askeri cuntalar, özellikle Mali'de, örgütün iktidara ortak olma hırsının farkındalar ve yabancı yatırımları, başkentleri ve diğer bölgeleri tehdit etme gücünden korkuyorlar” diye belirtti.

Yine Sido, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri cuntaların el-Kaide ile gerçekten başa çıkamayacak durumda olmalarının gölgesinde, bugün bir “yol ayrımında” olduklarını vurguladı.

Zor bir pozisyon

El-Kaide'nin düzenlediği saldırılar, özellikle bu örgütün ayrılıkçılarla alışılmadık ittifaklar kurarak sahadaki etkisini güçlendirmesine olanak sağlaması nedeniyle, iktidardaki rejimlerin kaderi hakkında endişelere yol açtı.

 Turşin, “İktidardaki rejimlerin zor bir durumda olduğunu ve Rusya ile ittifaklarına rağmen şu anda örgütle başa çıkamayacak durumda olduklarını” düşünüyor. “Sahel'de el-Kaide'nin aşırıcılık ve benzeri ideolojilere dayalı unsurları kendisine çeken bir örgüt olmadığına, aksine tarihsel uzantıları olan, etnik ve ırksal olarak iç içe geçmiş toplumlardan kendisine üye topladığına” işaret etti.

“El-Kaide'ye katılanlar, bunun yaşadıkları tarihsel haksızlıkları gidermelerine olanak sağlayacağına inanıyorlar. Bu nedenle, bence çözüm, bölgedeki tarihsel adaletsizlikleri ve dışlanma sorunlarını ele alan gerçek bir uzlaşmaya ulaşmaktan geçiyor” tespitinde bulundu.


Aden kendisiyle yüzleşirken Güney Geçiş Konseyi çöküş ile kaosu körükleme arasında bocalıyor

Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Aden kendisiyle yüzleşirken Güney Geçiş Konseyi çöküş ile kaosu körükleme arasında bocalıyor

Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Yemen'in Aden kentinde, GGK Genel Merkezi önünde nöbet tutan bir asker, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi (GGK), geçtiğimiz cuma günü Yemen'in güneyindeki Aden, Mukella ve Seyyun şehirlerinde ‘vesayeti reddetmek ve işgale karşı çıkmak’ adını verdiği ‘milyonluk gösteri’ aracılığıyla Yemen sahnesinde yeniden boy gösterme girişimini bir kez daha tekrarladı.

Riyad önderliğindeki Arap koalisyonunun desteklediği meşru Yemen hükümeti yetkilileri, gösterilerin içindeki kargaşa, şiddet olayları ve saldırılara karşın ‘barışçıl’ gösterilere müdahale etmedi. Pek çok aktivist tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülere göre polis ve güvenlik kuvvetleri, göstericileri dağıtmak ve onlarla hükümeti destekleyen kalabalıklar arasındaki çatışmaları sona erdirmek amacıyla yalnızca havaya uyarı ateşi açmakla yetindi.

GGK yanlılarının gösterileri, GGK Başkanı İdris ez-Zubeydî'nin fotoğraflarının yanı sıra Yemen hükümetine ve Suudi Arabistan'a yönelik karşıt sloganlar taşıdı. Bu sloganlar, Riyad önderliğindeki koalisyonun Yemen meşruiyetine verdiği destek ile koalisyonun Yemen'in güney vilayetlerinde siyasi ve güvenlik normalleşmesini yeniden sağlamak için gösterdiği büyük çabayı reddediyordu. GGK, bu çabalar kapsamında hükümet bütçelerini güçlendirmek, temel hizmetleri desteklemek ve özellikle çöl ve sahil bölgelerindeki o kavurucu yaz aylarında su ve elektrik hizmetlerini ayakta tutmak amacıyla cömert mali ve ayni yardımlar sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre GGK aktivistleri, Hadramut ve diğer bölgelerde hükümeti ve Riyad önderliğindeki Arap Koalisyonu’nu destekleyen karşı gösterileri de engellemeye çalıştı. Öte yandan bazı karşı taraf üyeleri Zubeydî'nin fotoğraflarını ve GGK bayraklarını indirip yırttı ve yaktı.

Geçtiğimiz cuma günü Aden ve Hadramut'taki GGK gösterilerinde hâkim olan coşkuya ve GGK’nın rakiplerinin bunları küçümseme girişimlerine karşın bu gelişmeler, girişimin tekrarlanmasının ardındaki güdü, bunu finanse eden taraf ve başlatıldığı zamanlama konusunda gerçek sorular doğurdu.

Yemen'in kuzeyinden ayrılmayı talep eden GGK gösterileri, kuzeyde İran bağlantılı darbeci Husilerin fiili iktidarının uygulamalarını kınayan herhangi bir içerik taşımıyordu. Bununla birlikte bu değerlendirme, Yemen’in kuzeyinde ve güneyinde yaşananlar arasındaki bağlantıya ilişkin belgelenmiş kanıtlar olduğunu varsaymak yerine bu olayların eş zamanlılığını, siyasi ve toplumsal etki girişiminin ötesine geçerek orta ve uzun vadede bölgesel çıkarlara hizmet eden jeopolitik bir gerçeklik yaratmayı hedefleyen dış müdahalelerin sürdüğünün göstergesi olarak ele alıyor.

GGK başkanlık kurulu, 9 Ocak 2026 Cuma günü Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan ‘GGK’nın ve tüm ana ile alt kurul ve organlarının feshedildiğini’ açıklamıştı. Kurulun açıklaması ayrıca yurt içi ve yurt dışındaki tüm konsey ofislerinin kapatıldığını ve Suudi Arabistan himayesinde kapsamlı bir güney-güney konferansı düzenlenmesine hazırlık yapılarak ‘adil güney hedefini’ gerçekleştirme yolunda çalışmalara başlandığını duyuruyordu.

Pek çok uzman ve hukukçu, GGK’nın kamuoyunda yeniden boy göstermesinin hem daha önce ilan ettiği ‘fesih’ kararından geri adım atması hem de ‘adil güney hedefine’ hizmet edecek yeni bir çerçeve içinde faaliyet sürdüreceğine dair taahhüdünün ihlali niteliği taşıdığını değerlendiriyor. Söz konusu hedef üzerinde, aylardır büyük çoğunluğu Riyad'da bulunan temsilcilerine karşın Riyad’da umut edilen güney-güney konferansını bir türlü toplayamayan güney siyasi, toplumsal ve aşiret güçlerinin büyük bölümünün birbirinden ayrışan görüş ve tasarımları bulunuyor.

Bir kesim, GGK'nın iç ve dış tüm kurumlarını ve ofislerini kapatacağını duyurmasının GGK’yı o tarihten itibaren ‘yasaklanmış bir yapı’ statüsüne soktuğunu ve geçmiş on yıl boyunca meşru hükümet bünyesinde bulunurken bu hükümete karşı ‘silahlı isyan’ yürütmesinden dolayı hesap vermesi gerektiğini savunmuştu. GGK Başkanı Zubeydi, hükümetin en yüksek kurumu olan Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin üyesi olmuş, GGK üyelerinin büyük çoğunluğu ise art arda kurulan hükümetlerde bakanlık koltuklarının büyük bölümünü ele geçirmiş, taraftarları da yurt içindeki atamalarda ve üst düzey makamlar ile yurt dışındaki büyükelçiliklerde aslan payını almıştı.

cd89l9
Yemen hükümetine bağlı askerler, Husiler tarafından yıllardır Taiz kentine uygulanan kuşatmanın sona erdirilmesini talep eden protesto gösterisinde Aden'de Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin fotoğrafının yer aldığı bir pano önünde nöbet tutarken, 25 Mayıs 2022 (AFP)

Yemen'in kuzeyinden ayrılmayı talep eden GGK gösterileri, kuzeyde İran bağlantılı Husi darbeci fiili iktidarının uygulamalarını kınayan herhangi bir içerik taşımıyordu.

Yemen hükümeti, (feshedilen) GGK’nın başkanını ‘yolsuzluk, milyarlarca dolara el koyma ile başta Aden şehri olmak üzere kamu arazileri ve devlet binalarını gasp etmekle’ ciddi biçimde suçlamış ve tüm bu para ile mülkleri geri almak için onu yargıya sevk edeceğine söz vermişti. Ancak bu yönde atılan tek adım medyaya yansıyan açıklama ve haberlerden ibaret kaldı. Bir kesim bu durumun GGK'yı iç kesimlerindeki bazı taraftarları ve destekçileri meşru hükümete meydan okumaya ve geçici başkent Aden'deki cumhurbaşkanlığı sarayındaki varlığına yönelik tehdit söyleminin dozunu artırmaya sevk ettiğini değerlendiriyor. Üstelik bu tırmanma, hükümetteki kuzey liderliğine hakaret yağdırılması ve üzerlerindeki dini ibareler ve sembolik değerleri bir yana, destekçi komşu ülkelerin bayraklarının yakılmasına kadar vardı.

Tepkiler

Yemen'in iç kamuoyunun güney vilayetlerinde yaşanan olaylara tepkisi her zamanki gibi farklılık gösterdi. Bir kesim bu olayları meşru bulurken pek çoğu olayların ‘yapay’ olduğunu ve Yemen'in geleceği ile güneyin bu gelecekteki yerini tartışacak bir güney-güney konferansına hazırlık sürecinde güney sakinlerinin gerçek bir siyasi mağduriyetini yansıtmadığını öne sürdü. ‘Yasaklı’ GGK’nın gösterilerini başlı başına derin bölünmeler ve güney illerinin büyük çoğunluğunu ağır biçimde etkileyen geçim krizleri nedeniyle ‘zaten gergin olan toplumsal barışı daha da bozmaya yönelik bir girişim’ olarak nitelendiren başka kesimler de oldu. Pek çok kişi ise özellikle GGK aktivistlerinin bu krizi insanları ‘evlerindeki yüksek sıcaklıktan kaçmak için’ ve serinletme amacıyla klima çalıştıracak elektrik olmadığı için meydanlara çıkmaya davet ederek istismar etmeye çalıştığı bir dönemde elektrik santralleri ve su istasyonlarını çalıştırmak için büyük miktarda petrol ve motorin göndererek bölgelerine yardım koşan Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları kınayarak reddetti.

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Hadramut'un Mukella şehrindeki son protestolarda yaşanan ‘kayıplara duyduğu kaygıyı’ dile getirerek BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) sunduğu brifingde bu kayıpların koşullarının soruşturulması çağrısında bulundu. Grundberg, bu zorlu koşulların aşılması için ‘Yemen'in güneyindeki halklar arasında ortak bir anlayışa’ varılması gerektiğini vurgulayarak bazı Yemen taraflarının ‘bölgesel gelişmelere’ bahis oynamasının ‘kimsenin hâkim olamayacağı bir fırtınaya bahis oynamak’ anlamına geldiğine de işaret etti. Bu ifadenin, görünürde son ABD-İsrail-İran savaşında Husilerin İsrail'e yönelik sonuçsuz saldırılarına gönderme yaptığı değerlendiriliyor.

7klı98l
GGK destekçileri, Yemen’in Aden kentinde düzenlenen bir yürüyüş sırasında Güney Yemen bayraklarını dalgalandırırken, 2 Ocak 2026 (AP)

GGK, daha önce Aden'i kaybetmesinin ardından Hadramut ve Mehre'yi de kaybetti. Aden'i tüm Yemen için hatta yalnızca güney için bile çekici bir model haline getirmeyi başaramadı; bu başarısızlık sonunda kendisini de kaybetmesine yol açtı.

Yine başa dönüldü

GGK’ya bağlı güçler geçtiğimiz yılın aralık ayında Yemen'in doğusundaki Hadramut ve Mehre vilayetlerine saldırdı. Bu hamle, GGK Başkanı İdris ez-Zubeydi'nin bu iki ilin Suudi Arabistan ile olan karmaşık sosyal ve siyasi iç içe geçmişliğini ağır biçimde yanlış değerlendirmesi olarak nitelendirildi. Suudi Arabistan bu iki ilin en büyük ve en yakın komşusuydu. Zubeydi, bu hatanın bedelini bizzat ödedi ve GGK’daki bazı yoldaşlarıyla birlikte ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Taraftarlarına ‘Mehre-Hadramut seferinin Yemen'den İngiltere'nin ardından ikinci bağımsızlığın ilanına ramak kaldığını ilan ettiği güney’ anlamına geleceğini vaat etmiş olan GGK’nın hayalleri ve özlemleri yerle bir oldu. GGK’nın bazı taraftarları, Suudi Arabistan'ı ‘gerekçesiz’ ve Yemen hükümetiyle koordinasyon sağlanmaksızın başlatılan bu saldırı karşısında yerel güçleri destekleyerek araya girmek suretiyle bu hayali suya düşürmekle suçladı.

GGK böylece daha önce Aden'i kaybetmesinin ardından Hadramut ve Mehre'yi de yitirdi. Aden'i tüm Yemen ya da en azından güney için çekici bir model haline getirmeyi başaramadı; bu başarısızlık sonunda kendisini de kaybetmesiyle noktalandı. Gerçek şu ki GGK liderliğinin büyük bölümü eski konumlarını, çıkarlarını ve ayrıcalıklarını yitirdi. Bu durumun onların hoşuna gitmemesi ya da seyirci kalması beklenemez.

Bugün tüm bunlar karşısında yapılması gereken en doğru hareket GGK liderliğinin geçmişteki düşünce biçimi ve çalışma tarzı konusunda sorumlu bir özeleştiri yapması olur. Yemen hükümetinin de gerçekçi ve akılcı çözüm yollarına yönelmesi gerekiyor. Hepsinden önemlisi herkesin, ‘herhangi bir devletin, ne başka savaşlar doğuran savaşlarla ne de yalnızca nefret kültürü, öç alma ve intikam güdüleri bırakan siyasi şiddetle ne de coğrafi haritaları ve tarihin gerçeklerini hiçbir koşulda değiştiremeyecek olan kaosu körüklemekle yeniden inşa edilemeyeceğini’ anlaması gerekiyor.