Şam ve Beyrut sınır çizgisine ilişkin ‘kafa karışıklığını’ kontrol altına almaya çalışıyor

Deniz anlaşmazlığının alanı 750 km’nin üzerinde.

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’daki görevinin sona ermesi münasebetiyle Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali’ye Ulusal Sedir Nişanı takdim etti. (Dalati ve Nahra)
Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’daki görevinin sona ermesi münasebetiyle Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali’ye Ulusal Sedir Nişanı takdim etti. (Dalati ve Nahra)
TT

Şam ve Beyrut sınır çizgisine ilişkin ‘kafa karışıklığını’ kontrol altına almaya çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’daki görevinin sona ermesi münasebetiyle Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali’ye Ulusal Sedir Nişanı takdim etti. (Dalati ve Nahra)
Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’daki görevinin sona ermesi münasebetiyle Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali’ye Ulusal Sedir Nişanı takdim etti. (Dalati ve Nahra)

Lübnan ve Suriye, Lübnanlı bir heyetin Suriye ile deniz sınırı çizilmesini görüşmek üzere Şam’a yapacağı ziyaretin tarihinin ertelendiğinin açıklanmasının ardından ortaya çıkan kafa karışıklığını kontrol altına almaya çalışıyor. Bölge, yaklaşık elli yıldır Lübnan ile askıda kalmış sınır dosyalarına eklenen yeni bir anlaşmazlık başlığı olarak ön plana çıkıyor. Ayrıca İsrail ile sınır üçgeninde Lübnan’ın güneydoğusundaki Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri’ne yönelik çatışmanın yanı sıra iç içe girmiş coğrafi noktalardaki 20’den fazla kara sınırı da tartışmalara neden oluyor.
Lübnan, bugün resmi bir heyetin Suriye’yi ziyaret edeceğini duyurmuştu. Lübnanlı bir diplomatik kaynağın geçen pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre Suriye hükümeti, Lübnan Dışişleri Bakanlığı’na Şam’ın özür dilediğini ve önceden bağlantıların var olduğunu belirten bir mektup gönderdi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bu durum, Lübnan heyeti için tarih belirleme konusunda kafa karışıklığına neden oldu. Suriye’nin Beyrut Büyükelçisi Ali Abdulkerim Ali, 25 Ekim’de Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn ile bir araya gelmesinin ardından ziyaretin iptal edilmediğini ancak tarihinin daha sonra kararlaştırılacağını bildirdi. Daha önce çarşamba günü olarak belirlenen tarihte Suriye’deki programın dolu olduğunu dile getirdi. Karışıklıkların önemsiz olduğunu vurgulayan Abdulkerim Ali, “İki ülke arasında bir kardeşlik ve işbirliği anlaşması var. Suriye, her zaman kolay olması için askıda olan konularda bile bu kardeşliğe her zaman bağlı” dedi. Avn da Büyükelçi’ye Beyrut’taki diplomatik görevlerinin sona ermesi münasebetiyle kıdemli subay rütbesi ile Sedir Ulusal Nişanı’nı takdim etti.
Diğer yandan Lübnan Parlamentosu üyeleri, Şam’ın bir sınırın çizilmesini istemediğini bildirdi. Güçlü Cumhuriyet bloğu üyesi milletvekili Fadi Kerem şu açıklamada bulundu:
“Suriye rejimi, 2014’te Birleşmiş Milletler’e (BM) Lübnan’ın 2011’de kuzey deniz sınırlarının çizmesine itiraz etti. Lübnan’ın talebine cevaben Şeba Çiftlikleri’nin Lübnan’ın olduğunu teyit edecek bir belge göndermiyor. Sınırları çizmeyi reddediyor. Lübnan’ın egemenliğini tanımıyor. Kaçakçılığı durdurmuyor ve yerinden edilmişleri geri almıyor.” 
2011 yılında Lübnan münhasır ekonomik bölgesini tanımlayan ve bu bölgenin sınırlarının üç taraftan (güney, batı ve kuzey) coğrafi noktalarının koordinat listelerini içeren bir kararname yayınlandığında kuzeyde bir sınır çatışmasının belirtileri ortaya çıktı.
Lübnan, tek taraflı olarak 6 numaralı sınır noktasını belirleyerek, 2010 yılında BM’ye gönderdi. 2011 yılında 7 numaralı  noktayı tespit ederek düzeltti. Ardından bunlar, 23 numaralı güney deniz noktasının belirlenmesiyle birlikte BM’ye bildirildi. Lübnan’ın tek taraflı ve geçici olarak kuzey münhasır ekonomik bölgesinin sınırlarını çizmesinden sonra Suriye, Lübnan’a ait münhasır ekonomik bölgenin bir kısmının mülkiyeti üzerinde hak iddia ederek aynı hamleleri yapmaya devam etti. Şam, 2014 yılında BM’ye bir protesto mektubu gönderdi ve Lübnan’ın kuzeydeki münhasır ekonomik bölgesini tek taraflı sınırlamasına itiraz etti.
Konuyu yakından takip eden Lübnanlı kaynaklara göre Lübnan ile Suriye arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığı 750 km’den fazla bir alanda yaşanıyor. Kaynaklar tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Lübnan’ın kuzeyinde Lübnanlılar sınır çizgisini tamamlarken, Suriyeliler sahilden batıya yatay olarak uzanan bir ilk sınır çizgisi çizdiler. Lübnan’ın itiraz ettiği şey de bu. Bu durum, anlaşmazlığın denizde yaklaşık bin kilometrekareye ulaşmasını sağladı.”
Suriye Petrol Bakanlığı ve Rus ‘Capital’ şirketinin ‘Suriye devletinin Rus şirketine Suriye’nin Akdeniz’de Tartus vilayeti kıyılarındaki Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde, 1 numaralı blokta petrol arama ve geliştirme konusunda münhasır hak tanıdığı’ bir sözleşme imzaladığında sorun 2021’de daha da kötüleşti. Blok, Suriye- Lübnan deniz sınırına kadar 2 bin 250 kilometrekarelik bir alana sahip. 1 numaralı Suriye bloğu, 1 ve 2 numaralı Lübnan blokları ile çakışırken, bunun sonucunda da net bir sınır anlaşmazlığı ortaya çıkıyor.
1970’lerde kara sınırlarının çizilmesi için ortak komiteler aracılığıyla yapılan girişimlere rağmen Suriye ile sınırın çizilmesi konusu çözülmemiş bir tarihi sorun olarak kaldı. Söz konusu dönemde deniz sınırlarının çizilmesi için hiçbir girişimde bulunulmadı.
1975 - 1990 yılları arasındaki Lübnan savaşı döneminde tüm çabalar durdurulurken, savaştan sonra sınırların çizilmesi için resmi bir ortak komite oluşturulmadı. Lübnan ile Suriye arasındaki kara sınırının belirlenmesi meselesi ilk kez Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin iki ülke arasındaki 357 kilometrelik ortak sınırı belirlemek için 2006 baharında parlamentoda düzenlediği diyalog masasında gündeme getirildi. Dönemin Başbakanı Saad Hariri’nin 2010 yılında Şam’ı ziyaret etmesinin ardından sınırın çizilmesi için görevlendirilen ortak bir komite kurulmasına rağmen, mesele askıya alındı.
Lübnan, söz konusu dönemde Bakan Jean Oghassabian’ın gözetiminde bir siyasi güvenlik komitesi kurmak için girişimde bulundu. Hava sahası ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere belgeler ve haritalar sağlandı. Bunlar, iki ülke arasındaki sınırların kapsamlı bir araştırmasını içeriyordu. Ancak Şam, Lübnan Sınırların Çizilmesi Komitesi’ne ayak uyduramadı. Nihayetinde Lübnanlı yetkililer, Suriyeli yetkililerin Ürdün sınırını çizmekle meşgul olduklarını bildirdi.
Söz konusu tıkanıklık noktalarının yanı sıra İsrail işgali altındaki Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri siyasi ve coğrafi bir ikilemi temsil ediyor. Sınır belirleme girişimlerine eşlik eden Lübnanlı yetkililer, Şam’ın Lübnan’ın 2010 yılında Lübnan’ın çiftliklerinin tespit edilmesi için harita ve belgeler sağlama talebine yanıt vermediğini belirtiyor.



Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, ABD’nin Başkanlık Konseyi başkanlığının Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’e devredilmesi ‘önerisi’ nedeniyle beklenen ‘siyaset sahnesinden dışlanma’ riskine karşı bir önlem niteliğinde görülen bir hamleyle son iki hafta boyunca farklı siyasi ve toplumsal kesimlerle görüşmelerini sıklaştırdı.

Menfi, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Massad Boulos tarafından sunulduğu belirtilen önerinin açıklanmasından bu yana, alışılmadık bir şekilde askeri yetkililer, siyasetçiler ve silahlı grupların liderleriyle görüşmeler yapmaya başladı. Gözlemciler Menfi’nin bu hamlesini, ‘iktidarda kalmasını destekleyecek bir muhalefet cephesi oluşturma çabası’ olarak yorumladı.

Öneriye göre Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in geçmesi öngörülürken Abdulhamid ed-Dibeybe, Geçici Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) başbakanı olarak kalacak. Ancak bu öneri, Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantısında DYK Başkanı Muhammed Tekale ve üyelerinin çoğunluğu tarafından reddedildi.

Dibeybe ile Menfi arasındaki uçurumun genişlemesi bağlamında, Menfi pazar akşamı Trablus'ta Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamlarıyla ‘önemli’ olarak nitelendirilen bir görüşme gerçekleştirdi. Başkanlık Konseyi Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamaya göre toplantıda ‘güncel bir dizi ulusal mesele’ ele alındı.

gfb
Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamları, pazar günü Menfi ile bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)

Açıklamada, toplantıya katılanların, özellikle yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık ile iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi konularında, Menfi’nin çeşitli alanlarda yürüttüğü çabalara tam destek verdiklerini vurguladıkları belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca, ‘kurumsal reformlara devam edilmesinin ve hesap verebilirlik ilkelerinin pekiştirilmesi gerektiğini’ vurguladılar.

Dibeybe’nin memleketi olan Misrata, Trablus ve Bingazi'den sonra Libya'nın üçüncü büyük şehri. Şehir, hem Dibeybe’yi destekleyenlerin hem de lideri olduğu UBH’nin görevden alınmasını talep edenler arasında ideoloji ve siyasi eğilimler açısından büyük farklılıklar barındırıyor.

Menfi’nin ofisi, Misrata'nın önde gelen isimlerinden oluşan heyetin, ‘yasal ve anayasal çerçeveler dışında yapılan herhangi bir düzenleme veya mutabakatı kesin olarak reddettiklerini’ aktardı. Bu hamle, ABD’nin Menfi’yi mevcut siyasi sahneden ‘dışlayacağı’ düşünülen önerisine bir gönderme niteliğindeydi. Bu tür uygulamaların istikrar sürecine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu ve devlet inşasının temellerini sarsacağını belirten Misratalı heyet, ‘ülkenin birliğini ve kurumlarının korunmasını garanti eden meşru süreçlere sıkı sıkıya bağlı kalınması’ çağrısında bulundu.

Misrata’nın önde gelenleri, ABD'nin önerisine, ‘devletin askerileştirilmesi’ olarak nitelendirdikleri durumdan duydukları endişe ve ‘totaliter yönetimi reddetmeleri’ sebebiyle karşı çıkıyorlar. Bunun yanında dışarıdan dayatılan herhangi bir siyasi süreç veya uzlaşmaya karşı çıkarken, anayasal ve seçim yoluna bağlı kalınıyor.

Batı Libya'dan bir siyasi kaynak, önde gelen isimlerin tutumunu, Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini reddetmelerine bağlıyor. Çünkü bunu özellikle LUO’nun 2019 yılının nisan ayında başkent Trablus'a düzenlediği saldırının yıldönümünde sivil devletin ihmal edilmesi ve ordunun güçlendirilmesi olarak görüyorlar.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynak, Dibeybe’nin ‘müttefiklerini, hassasiyetleri önlemek ve muhalifleri ikna etmek amacıyla, yeni Başkanlık Konseyi'nin merkezinin Trablus değil, Bingazi'de olması şartıyla, önerilen görevi üstlenmesi için Saddam'ı kabul etmeye ikna etmeye çalıştığını’ söyledi.

Misrata'nın önde gelenleri, bu haftanın başlarında yayınladıkları bir bildiride, 17 Şubat Devrimi ruhundan ve Libya halkının taleplerinden kaynaklanmayan hiçbir uzlaşmanın meşruiyetini yitirdiğini vurguladılar.

Bildiride referanduma gidilerek halka danışılması, adil parlamento seçimleri yoluyla meşruiyetin yenilenmesi ve ‘geçiş dönemi adaleti temellerine dayanan sivil devlet seçeneğine’ bağlı kalınması gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca Misrata'nın ‘halkının fedakarlıklarını küçümseyen veya 17 Şubat Devrimi ilkelerinden ödün veren hiçbir anlaşmanın tarafı olmayacağının’ altı çizildi.

UBH ve Başkanlık Konseyi, Menfi ve yardımcıları Musa el-Koni ile Abdullah el-Lafi'nin önderliğinde, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Cenevre'de düzenlenen Libya Diyalog Forumu tarafından seçildikten sonra 5 Şubat 2021'de yürütme iktidarının başına geçti.

Menfi, özellikle Dibeybe’nin muhalifleri olarak görülen siyasetçiler, toplum liderleri, askeri yetkililer ve silahlı grupların komutanlarıyla bir araya geldi. Gözlemciler, Menfi’nin bu hamlesini ‘kendisini iktidardan uzaklaştırıp yerine Hafter'i getirecek öneriye karşı bir muhalefet cephesi oluşturmak’ olarak değerlendirdi.

Sudanlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerle iktidardaki varlığını pekiştiren Menfi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından Hindistan-Afrika Zirvesi'ne katılmak üzere davet edildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Menfi’nin dün sabah Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından önümüzdeki mayıs ayı sonlarında başkent Yeni Delhi’de düzenlenmesi planlanan 4. Hindistan-Afrika Forumu Zirvesi’ne katılmak üzere resmi bir davet aldığı açıklandı. Davet, Hindistan’ın Trablus Büyükelçisi Muhammed Hafızurrahman tarafından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’na iletildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada bu davet, ‘uluslararası platformlarda Libya'nın varlığını güçlendirme ve özellikle Afrika ve Asya'daki uluslararası ortaklarla işbirliği bağlarını pekiştirme, böylece kalkınma çabalarını destekleme ve stratejik ortaklıkların ufkunu genişletme’ olarak değerlendirildi.

Menfi, pazar akşamı başkent Trablus'taki Konsey Başkanlığı merkezinde, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed ve ona eşlik eden resmi heyeti, Sudan'daki Trablus Büyükelçisi Fevzi Boumriz'in de hazır bulunduğu bir toplantıda kabul etmişti.

ewfd
Libya Başkanlık Konseyi Menfi pazar akşamı, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed’i kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Toplantıda, Libya'daki Sudanlı topluluğun durumu ve Sudan'daki mevcut krizin etkileri altında kalan Sudanlı mültecilerin durumu ele alınırken Sudanlı bakan, Libya devletinin tutumunun yanı sıra Sudanlılara sağladığı insani yardım ve destek için takdirlerini ifade etti.


İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
TT

İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istediğini belirtti. Açıklama, iki ülke yetkilileri arasında Washington’da yapılması planlanan doğrudan görüşmeler öncesinde geldi.

Saar, basın toplantısında “Lübnan devletiyle barış ve normalleşmeye ulaşmak istiyoruz... İsrail ile Lübnan arasında büyük bir anlaşmazlık yok. Sorun Hizbullah” ifadelerini kullandı.

Lübnan ile İsrail, bugün ABD arabuluculuğunda onlarca yıllık çatışma geçmişini aşmayı hedefleyen diplomatik bir sürece giriyor. Bu kapsamda, ABD’de Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ile İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter arasında yüz yüze bir ön görüşme yapılması planlanıyor. Bu temasların, ilerleyen aşamada Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilebilecek müzakerelere zemin hazırlaması bekleniyor.

Washington’da yürütülen yoğun temaslarda, Lübnan-İsrail hattının ABD-İran dosyasından ayrıştırılması hedefleniyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimini temsilen arabuluculuk sürecinde, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ile Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Ofisi Direktörü Michael Needham görev alıyor. Needham’ın, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya yakın bir isim olduğu ve daha önce Rubio’nun Senato’daki görevleri sırasında uzun yıllar danışmanlığını yaptığı belirtiliyor.

Tarafların müzakere şartlarında ise önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Beyrut yönetimi, önceliğin kapsamlı bir ateşkes sağlanması, İsrail’in güneyde işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Lübnan ordusunun çatışma alanlarına konuşlandırılması olduğunu vurgularken, ardından siyasi sürece geçilmesini savunuyor. İsrail ise müzakerelerin çatışmalar sürerken yürütülmesini ve ilk adım olarak Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Bu durumun, görüşmeler başlamadan sürecin çıkmaza girebileceği yönünde değerlendirmelere yol açtığı ifade ediliyor.


Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
TT

Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)

Hizbullah dün, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan görüşmelerin iptal edilmesi çağrısında bulundu. Genel Sekreter Naim Kasım, bu tür görüşmeleri "faydasız" olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kasım televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Gaspçı İsrail varlığıyla müzakereleri reddediyoruz. Bu müzakereler faydasızdır" diyerek "bu müzakere toplantısının iptal edilmesini" istedi.

Lübnan ve İsrail'in ABD büyükelçilerinin bugün ABD yönetiminin himayesinde bir araya gelmesi planlanıyor.

Kasım, İsrail ile doğrudan müzakerelere başlamadan önce "Lübnan'ın içeride anlaşması ve uzlaşması" gerektiğinin altını çizerek, "Hiç kimsenin, ülkenin çeşitli bileşenleri arasında iç uzlaşma olmadan Lübnan'ı bu yola sokma hakkı yoktur ve bu da gerçekleşmemiştir" uyarısında bulundu.

Lübnan yetkilileri, bu görüşmelerin öncelikle 2 Mart'tan beri devam eden savaşta ateşkes sağlamayı amaçladığını söylüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu iki şart öne sürdü: Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve gerçek bir barış anlaşmasının sağlanması.

Savaş, Hizbullah'ın İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in suikastına misilleme olarak İsrail'e roket fırlatmasının ardından patlak verdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, İsrail hava saldırılarında o zamandan beri 2 bin 89 kişi öldü.

Kasım ayrıca, “Direnişteki kararımız dinlenmemek, durmamak, teslim olmamaktır ve savaş alanının kendisi konuşacaktır” dedi.

“Biz teslim olmayacağız” ve “Son nefesimize kadar sahada kalacağız” diye belirtti. Bu sözler, Hizbullah savaşçılarının İsrail ordusuyla çatışmalar içinde olduğu ve İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgelerine ilerlediği bir dönemde geldi.