Harap evler: Yeniden yapılanma ve bakımsızlık arasında kaybolan Bağdat

Bağdat'ın tarihi alanları, simge yapılarının çirkinleştirilmesine tanık oldu: "Modern mimari, politik gerçekliğin bir tercümesidir"

Tarihin büyüleyici rüyalarından gürültüye, sefalete ve harap binalara uyanmak (AFP)
Tarihin büyüleyici rüyalarından gürültüye, sefalete ve harap binalara uyanmak (AFP)
TT

Harap evler: Yeniden yapılanma ve bakımsızlık arasında kaybolan Bağdat

Tarihin büyüleyici rüyalarından gürültüye, sefalete ve harap binalara uyanmak (AFP)
Tarihin büyüleyici rüyalarından gürültüye, sefalete ve harap binalara uyanmak (AFP)

Harap evler neredeyse yıkılmak üzere, dükkânlar müşterilerle dolu ve eski dükkanlar kamu güvenliği şartlarından yoksun…
Bağdat'ın eski bölgelerindeki evlerin ve dükkanların çoğu bakımsızlıktan ve tarihi geçmişleri dikkate alınmadan onlarca yıldır yapılan rastgele inşaat çalışmalarından dolayı böyle görünüyor.
Irak'ın başkenti Bağdat, tarihi yerlerle dolu, ancak yıllar içinde tarihi mirasa ilgi duyulmamış ve bu yerler, ayırt edici mimari özelliklere sahip simge yapılarında değişikliklere tanık olmuş.
Buna karşılık Irak makamları, Bağdat'ın eski bölgelerinin tarihi eserlerini korumaya çalışıyor, ancak girişimleri her yıl yenilenen inşaat projeleri sebebiyle sonuçsuz kalıyor.

Acıyla inleyen duvarlar
Iraklı araştırmacı Salih Lefte, başkent Bağdat'ın savaşlar ve istilalar görmüş, ardı ardına imparatorluklara ev sahipliği yapmış herhangi bir antik kent gibi olduğunu, bu nedenle farklı dönemlere uzanan tarihi alanları içerdiğini ve Irak'ın tüm kentleri gibi bu kentin de ihmalden muzdarip olduğunu söylüyor. Tarihi mekanların korunması ve bakımının yapılması çalışmalarına dahi yolsuzluğun bulaşması veya anlaşmalı şirketlerin bu tarihi sitelerin bakımını yapma konusunda deneyimlerinin olmaması, yapıların çirkinleştirilmesine yol açıyor.
Lefte, "Sitelerin şehrin tarihini sergileyen turistik alanlar olması mümkündü, ancak Irak'taki tüm bu karışıklık ve ihmaller dolayısıyla dikkatler bu alanlara odaklanmayacak. Zaten tarihi yerler unutulmaya yüz tutmuş ve bazıları yavaş yavaş çöp alanına ya da köpek barınağına dönüşmüş durumda" diyor.
Ekonomi araştırmacısı Bassam Raad, tarih boyunca Bağdat'ın  Irak'ın başkenti ve şehirlerinin anası olduğuna ve kültürel, ekonomik ve ticari alandaki temel rolünün yanı sıra insanları etkileyen ve tarihte önemli bir yere sahip olan ebedi şehir olduğuna inanıyor.
Raad, "Tarihi eserler her zaman medeniyetin en iyi göstergesidir ve Osmanlı ve İngiliz işgali dönemleri, inşa edildikleri yerin turistik olarak değerini artıran cami, bina, saray ve köprülerin izlerini bırakmıştır. Ancak tarihi yüzlerce yıl öncesine dayanan, ihmal ve yok olmaya yüz tutmuş olan müzeler, kütüphaneler, okullar, meydanlar ve eski Bağdadi binaları gibi tarihi yerlerin korunması için turizm yasalarına yönelik politika ve düzenlemelerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, Bağdadi mirasını korumak ve eski Bağdat'ın alanlarını ve anıtlarını restore etmek için gerekli fonları tahsis etmek ve ardından festivaller ve mevsimlik etkinlikler gibi kültürel faaliyetleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan ekonomik ve sosyal kalkınmayı yeniden canlandırmak için turizm politikaları geliştirilmelidir.

Tarihin aksi
Mezopotamya şehirleri birçok tarihi mimari ile doludur, ancak bugün gördüğümüz, Irak'ın tarihi ve kültürüyle ilgisi olmayan ev ve binalardır ve eski yapılardan tamamen farklıdır.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Iraklı mimar ve akademisyen Vinus Süleyman, krizin hemen hemen tüm devlet kurumlarını kapsadığına inanıyor ve şöyle diyor: “Tarihi yapılar, çağlar boyunca mimarisiyle ülkenin kimliğini şekillendiren hazineler olarak kabul ediliyor. Örneğin Bağdat'ın tarihi merkezinde bütünleşik bir kolaj olan bir pano görüyoruz ve içindeki her parça siyasi, sosyal, ekonomik ve diğer boyutlarıyla ülke tarihinin bir bölümünü anlatıyor. Bu pano, modern mimarinin çok nadir mirasını dahi içeriyor. Özellikle geçen yüzyılın altmışlı, yetmişli ve hatta seksenli yıllarında Bağdat'taki mimarlığın kimliğini şekillendirmede önemli bir etkisi olan bütün bir Iraklı mimar kuşağının mimarisini gözler önüne seriyor".
Süleyman şöyle sorguluyor: "Biz bu zengin mirasın neresindeyiz? Tüm bu mirasın ciddi bir şekilde ihmal edildiğine tanık olmak çok üzücü ve işler bu şekilde devam ederse korkarım büyük bir kısmının yok olacağı bir aşamaya geleceğiz".
Iraklı Mimar Süleyman sözlerine şöyle devam ediyor: "Reşid Caddesi'nden Abdullah İhsan Kamil ve Rif'a Cadirci tarafından tasarlanan yuvarlak beyaz Abbud binası yönüne yürüyüp, tarihi Mercan Camii ve solundaki Rafidin Bank binasının yanından geçtiğimde, her biri koca bir tarihe tanıklık eden binalar önümde sıralanıyor. Hepsi tüm siyasi, sosyal ve ekonomik detaylarıyla Irak'taki yaşamın bir dönemini özetliyor... İçimi bir hüzün kaplıyor ve bu binalar korunup yatırım yapılsa ne olur diye düşünmeye başlıyorum. Eski kafeler ve dükkanlar; el-Kabbanci, Nazım el-Gazali ve Selime Paşa'nın seslerini kulağıma fısıldıyor. Çay arabaları ve özgün kokularıyla yöresel yemek mekanları görüyorum ve yabancı turistlerin bu tarihin ve tarihimizin tadını çıkardığını, gençlerimizin tarihiyle övündüğünü hayal ediyorum. Ölümsüz Dicle Nehri'nden, hepimizi Binbir Gece Masalları'ndan yeni bir hikayeye taşımak için bir esinti geçiyor, sonra hayalimden otobüslerin sesiyle uyanıyorum ve çöp yığınlarına takılıp tökezliyorum ve ihmal sonucu öldürülen harap binaları görmek için başımı kaldırıyorum”.
Süleyman, sorunu şöyle açıklıyor: "Tarihi mekanları kurtarmak için yapılanlar bile aslında kelimenin tam anlamıyla bir yıkım, çünkü uzman olmayanlar tarafından rastgele yapılıyor. Bu alan, mimar, tarihçi, sosyolog ve diğerleri dahil olmak üzere farklı alanlarda özel yetkinlikler gerektirdiğinden, herhangi bir mimarın tarihi binaları restore edebileceğini düşünmek bile çok tehlikelidir”.

Köklere yolculuk
Çağdaş mimariye gelince, Süleyman bu konuda "Ne yazık ki, durumu zengin mimari mirasın durumundan daha az üzücü değil. Mimarlık şu anda çağdaş yerel mimari oluşturmak için gerekli temellerden yoksundur. Bunun sebepleri çoktur elbette, ancak en önemlileri bu konudaki mevzuat ve kanunların uygulanması ile ilgilidir” diyor.
Mimar Süleyman şöyle devam ediyor: "Çağdaş yerel mimarinin sorunu, kimliğini oluşturacak her şeyini kaybetmiş olmasıdır. Örneğin sıkı kumaşlara, Bağdadi sokaklarına ve orta avlulu muhteşem görünümlü evlere gelecek olursak, sanatsal zenginliklerine rağmen, onların iki temel kriterden doğduklarını görürüz. Birincisi yerel iklim ortamı, ikincisi ise toplum yapısı içindeki sosyal ve dini inançtır ve bu iki kriter temelinde şehirler, oturmuş bir mimari tarzı, zenginlik ve çeşitlilik üzerine inşa edilmiştir".
Iraklı mimar, "Şu anda gerekli olan, geçmişin mimarisinden biçimsel özelliklerin kopyalanıp yapıştırılması değil. Çünkü bu, biçimsel olarak ayrı bir parça değil, kapsamlı bir sistemin tamamlayıcısı olan bir mimari unsurdu ve varlığı bu sistem içindeki temel işlevi için bir zorunluluktu. Bu nedenle çözüm, geçmişin mimarisinden rastgele koparılan ve çağdaş mimariye yeniden entegre edilen biçimsel unsurları tekrarlamamaktır” diyerek yeni bir mimari üslup yaratmanın önemine dikkat çekiyor.
Iraklı mimar, "Çözüm, çağdaş yerel mimarlığın kimliğini oluşturmak için temel kriterleri netleştirecek her şeyi yeniden düşünmek ve geçmişin mimarisindeki başarılı mimari oluşumların mekanizmalarından ders çıkarmaktır. Bütün bunlar ülkedeki siyasi boyutla ilgilidir. Mimarlık aslında bir bağlamda da siyasi gerçekliğin bir tercümesidir. Siyasi otoritelerde net ve bilinçli bir vizyon oluştuğunda, geçmişin deneyimlerini ve köklerimizin mimarisini dikkate alarak Bağdat ve Irak'ta çağdaş yerel mimarinin kimliğini oluşturmaya yönelik olumlu bir adım atabiliriz" diyerek sözlerini noktalıyor.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.