İsrail'deki aşırı sağcı Milletvekili Ben-Gvir'in popülerliği sanılanın aksine Netanyahu'yu rahatlatıyor

Itamar Ben-Gvir (AFP
Itamar Ben-Gvir (AFP
TT

İsrail'deki aşırı sağcı Milletvekili Ben-Gvir'in popülerliği sanılanın aksine Netanyahu'yu rahatlatıyor

Itamar Ben-Gvir (AFP
Itamar Ben-Gvir (AFP

İsrail'de aşırı sağın öne çıkan ismi Milletvekili Itamar Ben-Gvir'in, 1 Kasım’daki seçimlerde ittifak kurduğu eski Başbakan Binyamin Netanyahu blokunun zaferle çıkması durumunda, hükümette bakan olarak yer alması ihtimali pek çok kesimi endişelendirirken, bu durumun Netanyahu tarafından memnuniyetle karşılandığı değerlendiriliyor.
İsrail'de salı günü yapılacak seçimlerin ardından kurulacak hükümette ve bakanlıklarda yer alacak isimlere ilişkin siyasi arenada farklı beklentiler dile getiriliyor.
Ülkede 15 yıl başbakanlık yapan Netanyahu, iktidara yeniden dönmek istiyor. Bu dönüşün anahtarının da yeni hükümetteki bakanlık beklentisi endişeye yol açan Otzma Yahudit lideri aşırı sağcı Milletvekili Ben-Gvir'de olduğu basında sıkça yer alıyor.
Otzma Yahudit lideri Ben-Gvir'in ittifak kurduğu Dini Siyonizm Partisi, İsrail'de 1 Kasım Salı günü yapılacak genel seçimlerin anketlerinde, Netanyahu'nun partisi Likud ve Başbakan Yair Lapid liderliğindeki Gelecek Var Partisi'nden sonra üçüncü sırada geliyor.
Ben-Gvir, görevlendirilmek istediği bakanlığa ilişkin bilgi vermezken, Dini Siyonizm Partisi lideri Bezalel Smotrich, savunma ya da iç güvenlik bakanlıklarını istediğini kaydetti.
Netanyahu, geçen hafta seçimlere ilişkin yaptığı bir açıklamada, oluşturacağı hükümette hangisi olduğunu belirtmeksizin Ben-Gvir'in bakanlığına "mani bir durum olmadığını" ifade etti.
İsrail'de Netanyahu karşıtı blok, Netanyahu başbakanlığında Ben-Gvir ve Smotrich'in de yer aldığı bir hükümetin kurulmasını engellemek için seçmenleri oy kullanmaya teşvik etmeye çalışıyor.
Gelecek Var Partisi, seçim için gönderdiği telefon mesajlarında, "kendileri lehine oy kullanmanın, liberal demokratik bir hükümetin kurulmasını sağlayacağını ve Ben-Gvir ile Smotrich liderliğindeki aşırılık yanlısı bir hükümetin kurulmasını önleyeceğini" ifade ediyor.
Sol görüşlü Meretz Partisi de İsraillileri, Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich'in yer alacağı bir hükümetin kurulmasını önlemek için oy kullanmaya çağırıyor.

Uluslararası boykot çağrısı
Dini Siyonizm Partisi'nin istikrarlı şekilde büyümesi, İsrail basınındaki değerlendirmelere göre, İsrail seçmeninin "sağdan-daha aşırı sağa" eğilimini yansıtıyor.
İsrail parlamentosundaki Arap Milletvekili Ahmed et-Tıybi, Anadolu Ajansı (AA) muhabirine yaptığı açıklamada, "her Arap'ı bölücü olarak tanımlama ve İsrail'in sağcı kesiminin etkilerinin, Ben-Gvir figürünün oluşmasına katkı sağladığını" söyledi.
En önemli etkenin de Netanyahu'nun Ben-Gvir'e "kucak açması ve onu meşrulaştırması" olduğunu ifade eden Tıybi, İsrail Yüksek Mahkemesinin de benzer şekilde davrandığını ve Ben-Gvir'in seçimlere katılmasına izin verdiğini belirtti.
Tıybi, Ben-Gvir'in Netanyahu hükümetinde bakanlık üstlenmesini "tehlikeli bir gelişme" olarak değerlendirdi.
Arap milletvekili, "Eğer Ben-Gvir bakan olursa zamanında neo-faşist Jörg Haider ve (aşırı sağcı) Özgürlük Partisi koalisyona katıldığında (2000) İsrail'in Avusturya hükümetini boykot etmesi gibi uluslararası toplum da İsrail hükümetini boykot etmeli" ifadelerini kullandı.

ABD Kongre üyesinden tepkili açıklama
Ben-Gvir'in hükümete katılmasına ilişkin endişeler bölgeyle sınırlı kalmadı; ABD Kongresi'ne kadar ulaştı.
Kongre üyesi Brad Sherman, 4 Ekim'de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, her kesimden İsrailli lider ve siyasetçiyi, Itamar Ben-Gvir gibi aşırılıkçılardan uzak durmaya çağırdı.
Sherman, bu aşırılık yanlılarının görüşlerinin, demokratik ve Yahudi bir devletin kurulması şeklinde açıklanan İsrail'in temel ilkeleriyle çeliştiğini ve ABD-İsrail ilişkisini baltaladığını kaydetti.
Times of Israel'in haberine göre, Demokrat Partili Senatör Robert Menendez de benzer uyarılarda bulundu.
Buna karşın Netanyahu, İsrail'in "Kol BaRama" radyosuna verdiği demeçte, ABD milletvekillerine boyun eğmeyeceğini ifade etti.
Demokratik bir devlet olduklarını, bir sonraki hükümette kimin yer alacağına kendilerinin karar vereceğini söyleyen Netanyahu, kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini ve yeteneğinin, gerektiğinde "hayır demek olduğunu" aktardı.

Netanyahu, Ben-Gvir ile sahneye çıkmadı
Netanyahu'nun, Ben-Gvir'i savunan açıklamalarına rağmen seçime günler kala katıldığı bir etkinlikte aşırı sağcı milletvekili ile sahneye çıkmayı reddettiği bildirildi.
Haaretz'in haberine göre, olay Ultra Ortodoks cemaatinin yoğun katılım gösterdiği 17 Ekim'deki Hakafot Shniyot kutlamalarında gerçekleşti.
Netanyahu karşıtı bloktaki Savunma Bakanı Benny Gantz ve seçimlerdeki müttefiki Adalet Bakanı Gideon Sa'ar da aynı sahnedeydi.
Haberde, Itamar Ben-Gvir sahnedeyken Netanyahu'nun etkinlik alanına geldiği anonsunun yapıldığı kaydedildi.
Paylaşılan görüntülerde, etkinlik yetkililerinin ve Likud'dan isimlerin Ben-Gvir'in sahneden ayrılması için kendisiyle konuştuğu görüldü.
Gazeteye konuşan kaynaklar, Netanyahu'nun sahneye çıkması için Ben-Gvir'in sahneden inmesini talep ettiğini aktardı. Netanyahu, Ben-Gvir etkinlik alanından ayrıldıktan bir süre sonra sahneden kalabalığa hitap etti.
İsrail basınındaki yorumlarda, Netanyahu'nun Ben-Gvir ile sahnede beraber görünmek istemediği, bugüne kadar beraber fotoğraf vermediğine işaret edilirken, Netanyahu'nun bu hareketi, merkez sağdaki seçmenlerini küstürmek istememesi ve gelecekte Benny Gantz ile olası bir ittifak kurma ihtimaliyle ilişkilendirildi.
Buna karşın, iki tarafa yakın kaynaklar basına, Netanyahu ve Ben-Gvir'in seçim yarışında yakın koordinasyon halinde olduğunu aktardı.

İsrail'de aşırı sağın öne çıkan ismi Ben-Gvir
Filistinlilere karşı ırkçı, provokatif söylemi ve eylemleriyle tanınan aşırı sağcı Milletvekili Itamar Ben-Gvir ve müttefiki Bezalel Smotrich'in, anketlere göre 1 Kasım'daki erken genel seçimlerde oylarını artırması bekleniyor.
Ben-Gvir, fanatik Yahudi yerleşimcilerle Mescid-i Aksa baskını, Filistinlilere karşı silah çekme, hakkında evinden zorla çıkarma kararı olan Filistinlinin evinin önüne çadır kurma gibi çok sayıda tartışmalı eyleme imza atmıştı.
İşgal altındaki Kudüs'te 1976 yılında dünyaya gelen Ben-Gvir, Batı Şeria'nın güneyinde yer alan El Halil kentindeki Kiryat Arba yerleşim biriminde yaşıyor.
ABD'nin son dönemde Yabancı Terör Örgütü listesinden çıkardığı silahlı saldırılarla anılan "Kah Hareketi" destekçisi olarak tanınan Ben-Gvir, 6 Nisan 2021'de Binyamin Netanyahu'nun liderlik ettiği Likud'un desteğiyle aşırı sağcı partiden milletvekili seçildi.

Milletvekili Ben-Gvir, bir bebeğin yandığı saldırının sanıklarının da avukatı
Devabişe ailesinin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki Duma beldesinde bulunan evi, 31 Temmuz 2015 sabahı fanatik Yahudi yerleşimciler tarafından ateşe verilmişti.
Olayda ailenin 18 aylık bebeği Ali Devabişe evde yanarak hayatını kaybetmiş, anne, baba ve 4 yaşındaki Ahmed ise ağır yaralanmıştı. Ağır yaralanan anne-baba da hayatını kaybederken, Devabişe ailesinden geriye 4 yaşındaki Ahmed kalmıştı.
Haaretz gazetesi, Nisan 2018'de, Ben-Gvir'in Devabişe'nin evine saldıran suçluların da aralarında olduğu radikal yerleşimci grupların davalarını savunmak için avukat olarak görev aldığını aktarmıştı.
Gazete, Ben-Gvir'i ülkedeki "fanatik Yahudiler yasal sorunlarla karşılaştığında çalınacak kapı" diye tanımlayarak Ben-Gvir'in müvekkil listesinin "ülkedeki Yahudi terör olayları ve nefret suçlarının kartvizitliği" gibi göründüğü yorumunu yapmıştı.



İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Dr. Ali Rıza İnayeti Şarku’l Avsat’a konuştu: İran ile Suudi Arabistan arasında bölgeyi savaştan uzak tutma konusunda mutabakat var

İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Şarku’l Avsat)
İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Şarku’l Avsat)
TT

İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Dr. Ali Rıza İnayeti Şarku’l Avsat’a konuştu: İran ile Suudi Arabistan arasında bölgeyi savaştan uzak tutma konusunda mutabakat var

İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Şarku’l Avsat)
İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Şarku’l Avsat)

İranlı diplomat, Tahran’ın ABD ile yürütülen nükleer müzakereler konusunda başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle istişarelerde bulunduğunu açıkladı. İran’ın Riyad’ın diyalog sürecine verdiği destek ile önceki turlarda varılan anlaşmalara yönelik tutumunu takdirle karşıladığını ifade etti.

İran’ın Riyad Büyükelçisi Dr. Ali Rıza İnayeti, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile son bölgesel gelişmeleri ele aldığını belirtti. İnayeti, iki tarafın da “bölgede güvenlik ve barışın sağlanması ve savaştan kaçınılması gerekliliğini” vurguladığını söyledi.

fvfdvfr
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (SPA)

İnayeti, İran Dışişleri Bakanı’nın da Suudi mevkidaşıyla bir dizi telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve bu temaslarda nükleer dosyadaki son gelişmeler hakkında bilgi verdiğini kaydetti.

İran ile ABD arasında Cenevre’de yapılan üçüncü tur nükleer müzakereler, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi’nin arabuluculuğunda “müzakere sürecinde kayda değer ilerleme” sağlanmasının ardından perşembe günü sona erdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile iki aşamalı doğrudan ve dolaylı görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılar perşembe sabahı başladı ve yaklaşık 3 saat sürdü. Ardından istişareler için ara verildi. Müzakereler akşam yeniden başladı ve yaklaşık bir buçuk saat sonra tamamlandı.

İnayeti, Umman Sultanlığı’nın “etkin ve etkili” rolünü memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, bunun “bölge meselelerinin bilgelik ve diplomasiyle, adil bir diyalog yoluyla ele alınmasına yönelik ortak bir vizyondan” kaynaklandığını ifade etti.

Ciddi müzakereler

Dr. İnayeti, Tahran’ın perşembe günü nükleer müzakerelere “tam bir ciddiyetle” katıldığını ve bunun “diyaloğa öncelik verilmesi” ilkesine dayandığını söyledi. İran’ın nükleer dosyada diplomatik çözümü tercih ettiğini defalarca dile getirdiğini hatırlatan İnayeti, bu dosyanın “İran’ın belirli bir seviyeye kadar uranyum zenginleştirme hakkı, nükleer silah edinmeme taahhüdü ve yaptırımların kaldırılması” gibi temel başlıkları içerdiğini kaydetti.

vfr
İranlı müzakere heyeti, Cenevre’de görüşmelere ev sahipliği yapan Umman Konsolosluğu’na varışından önce (İran Dışişleri Bakanlığı)

Cenevre’de yaklaşık 7 saat süren görüşmeler sırasında Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin tarafların görüşlerini aktardığını belirten İnayeti, hem nükleer başlıklar hem de yaptırımlar dosyası konusunda anlaşmanın içeriğine dair ciddi müzakereler yürütüldüğünü söyledi.

İnayeti, İran Dışişleri Bakanı’nın görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamaya atıfla, “bazı konularda mutabakata varıldığını” ve teknik ekiplerin pazartesi günü UAEA’nın merkezi olan Viyana’da teknik incelemelere başlayacağını aktardı. Bu toplantıların, “bazı teknik meselelerin ele alınmasına yönelik bir çalışma çerçevesi ve metodolojisi belirlemeye” odaklanacağını ifade etti.

Körfez ülkeleriyle istişare

Büyükelçi İnayeti, bölge ülkelerinin güvenlik ve barışı sağlamak ve savaşı önlemek için ortak çaba sarf ettiğini vurgulayarak, Tahran’ın nükleer müzakereler konusunda Suudi Arabistan dahil Körfez ülkeleriyle istişarelerde bulunduğunu yineledi.

İran Cumhurbaşkanı’nın son bölgesel gelişmeleri Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüştüğünü ve iki tarafın bölgede güvenlik ve barışın sağlanması ile savaştan kaçınılması gerektiğini teyit ettiğini belirten İnayeti, İran Dışişleri Bakanı’nın da Suudi mevkidaşıyla yaptığı temaslarda nükleer dosyadaki gelişmeleri aktardığını söyledi.

İnayeti ayrıca, İran’ın Suudi Arabistan’ın diyalog sürecine verdiği destek ile önceki müzakere turlarında varılan anlaşmalara yönelik yaklaşımını takdir ettiğini ifade etti.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili ise Washington’ın “nükleer ve nükleer olmayan konuları” birbirinden ayırması halinde tarafların bir nükleer anlaşma için çerçeve üzerinde uzlaşabileceğini söyledi. Yetkili, kalan anlaşmazlıkların Cenevre’deki üçüncü tur görüşmelerde daraltılması gerektiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen durdurulması, balistik füze programının ve Tahran’ın bölgesel silahlı gruplara verdiği desteğin müzakere gündemine alınması yönünde baskı yapıyor. İran ise müzakerelerin yalnızca nükleer konularla sınırlı kalması gerektiğinde ısrar ederek, programının tamamen barışçıl amaçlara hizmet ettiğini savunuyor.

Askerî tırmanma endişesi

Müzakerelerin başarısız olması halinde olası bir ABD saldırısının zamanlamasına ilişkin belirsizlik sürüyor. Muhtemel askerî adımın amacı İran’ı nükleer müzakerelerde taviz vermeye zorlamaksa, sınırlı saldırıların bu hedefe ulaşıp ulaşamayacağı net değil.

Amaç İran yönetimini ortadan kaldırmaksa, ABD’nin daha geniş ve uzun süreli bir askerî kampanyaya yönelmesi muhtemel görünüyor. Ancak bu senaryonun ardından ne olacağına, özellikle de İran’da olası bir kaos ihtimaline ilişkin kamuoyuna yansıyan herhangi bir planlama işareti bulunmuyor.


Trump’ın dostu Graham, Ruanda’yı yaptırımlardan nasıl kurtardı?

KDC ve Ruanda arasında 30 yıldır çeşitli şekillerde devam eden çatışmalar, özellikle 2022'de tekrar alevlenmişti (Reuters)
KDC ve Ruanda arasında 30 yıldır çeşitli şekillerde devam eden çatışmalar, özellikle 2022'de tekrar alevlenmişti (Reuters)
TT

Trump’ın dostu Graham, Ruanda’yı yaptırımlardan nasıl kurtardı?

KDC ve Ruanda arasında 30 yıldır çeşitli şekillerde devam eden çatışmalar, özellikle 2022'de tekrar alevlenmişti (Reuters)
KDC ve Ruanda arasında 30 yıldır çeşitli şekillerde devam eden çatışmalar, özellikle 2022'de tekrar alevlenmişti (Reuters)

Ruanda'ya uygulanacak ABD yaptırımlarının, Afrika ülkesinin liderinin Senatör Lindsey Graham'a ricada bulunmasıyla askıya alındığı ortaya çıktı.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame'nin, Cumhuriyetçi Senatör Graham'ı ocak ayı sonlarında arayarak yaptırımları engellemesini istediği belirtiliyor.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla konuşan yetkililer, Ruanda'nın ABD'nin güvenilir bir ortağı olduğunu ve yaptırımların bu ilişkiyi bozabileceğini öne süren Graham'in Kagame'nin talebini Beyaz Saray'a kabul ettirdiğini savunuyor.

Ruanda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) arasında yıllardır süren savaşta, geçen sene haziranda ABD arabuluculuğunda ateşkese varılmıştı. Kagame ve KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, ABD Başkanı Donald Trump'ın davetiyle Aralık 2025'te Washington'da bir araya gelerek barış anlaşması imzalamıştı.

Ancak mutabakattan kısa süre sonra Kongo'daki M23 örgütü, KDC'ye tekrar saldırmış, Beyaz Saray da anlaşmayı bozduğu gerekçesiyle Kagame yönetimini eleştirerek yaptırım uygulama tehdidi savurmuştu.

WSJ'nin aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı, bu gelişmelerin ardından M23 ve Ruanda yönetiminden üst düzey isimleri kapsayan bir yaptırım paketi hazırladı.

Ancak Beyaz Saray'ın Doğu ve Orta Afrika'daki önemli müttefiklerinden Ruanda'nın liderinin, Trump'a yakın Graham'la iletişime geçerek süreci durdurmasını istediği ifade ediliyor.

Kagame'yle telefon görüşmesinin ardından senatör, Başkan Yardımcısı JD Vance'in ofisiyle temasa geçmiş. Ruanda'nın ABD'ye kritik mineralleri tedarik etme sözünü tuttuğunu ve Washington için bölgede stratejik bir müttefik olduğunu vurgulayarak yaptırımların rafa kaldırılmasını istemiş.

Öte yandan Graham'ın ofisinden yapılan açıklamada, senatörün böyle bir talepte bulunmadığı savunuluyor.

ABD ve Birleşmiş Milletler, Ruanda yönetimini Kagame'nin kabilesi Tutsilerden savaşçıların ağırlıkta olduğu M23'ü fonlayıp silahlandırmakla suçluyor. Kagame ise bu iddiaları defalarca yalanlamıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Guardian


ABD istihbaratı, Trump’ın İran iddialarını yalanladı

ABD ve İran arasındaki görüşmeler sürerken, Ortadoğu'da uzun vadeli bir savaşın patlak vermesinden endişeleniliyor (Reuters)
ABD ve İran arasındaki görüşmeler sürerken, Ortadoğu'da uzun vadeli bir savaşın patlak vermesinden endişeleniliyor (Reuters)
TT

ABD istihbaratı, Trump’ın İran iddialarını yalanladı

ABD ve İran arasındaki görüşmeler sürerken, Ortadoğu'da uzun vadeli bir savaşın patlak vermesinden endişeleniliyor (Reuters)
ABD ve İran arasındaki görüşmeler sürerken, Ortadoğu'da uzun vadeli bir savaşın patlak vermesinden endişeleniliyor (Reuters)

İran'ın ABD topraklarını vurabilecek füzeler geliştirdiğini savunan Donald Trump'ın bu iddialarının Amerikan istihbaratı raporlarına dayanmadığı ortaya çıktı.

Trump, Kongre'de salı günü yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında, Tahran yönetiminin "yakında ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirdiğini" öne sürmüştü.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ertesi günkü açıklamasında, İran'ın "gelecekte ABD anakarasına ulaşabilecek silahlar geliştirme yolunda" olduğunu savunmuştu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise aynı gün yaptığı açıklamada, füze kapasitesini genişlettiklerine yönelik iddiaları reddederek, "Uzun menzilli füzeler geliştirmiyoruz. Menzilimizi kasıtlı olarak 2 bin kilometrenin altında tuttuk. Bunları sadece kendimizi savunmak için kullanıyoruz" demişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan üst düzey yetkililer, Beyaz Saray'ın açıklamalarının istihbarat raporlarına dayanmadığına dikkat çekiyor.

Kaynaklardan biri, Çin veya Kuzey Kore'nin teknolojik destek sağlaması halinde bile İran'ın kullanılabilir bir kıtalararası balistik füze üretmesinin en az 8 yıl alacağını savunuyor.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı'nın geçen yılki raporunda da İran'ın böyle bir füzeyi 2035'ten önce üretemeyeceği öngörüsü paylaşılmıştı.

Trump, konuşmasında Tahran'ın nükleer programını yeniden başlattığını ve günler içinde nükleer bomba yapacak materyale sahip olduğunu da iddia etmişti.

Kimliklerinin gizli tutulması kaydıyla New York Times'a konuşan yetkililer, bu yönde herhangi bir istihbarat raporu ya da delil olmadığını söylüyor.

İran'ın zenginleştirdiği uranyumların, geçen yıl haziranda İsrail ve ABD'nin düzenlediği saldırılar sonucunda tesislerin altında gömülü kaldığına dikkat çekiyorlar.

ABD, 22 Haziran'da Fordo, İsfahan ve Natanz'daki üç nükleer tesise hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 adet "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı. Trump, B-2 uçaklarıyla düzenlenen saldırıda İran'ın nükleer tesislerinin "tamamen imha edildiğini" öne sürmüştü.

Yetkililer, Tahran'ın Ortadoğu'daki İsrail ve ABD üslerini vuracak menzilde füzelere sahip olmasına rağmen ABD anakarasını hedef alabilecek bir füze üretmesinin yıllar süreceğini vurguluyor.

ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi Üyesi Demokrat Jim Himes, Rubio'yla salı günü kapalı kapılar ardında yaptığı görüşmeden sonra, "Ortadoğu'daki savaşlar başkanlar ve ülke için iyi sonuçlanmıyor. Ortadoğu'da yeni bir savaş başlatmak için tek bir iyi neden yok" demişti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise Washington Post'ta yayımlanan son demecinde, İran'a saldırı düzenleseler dahi ülkelerinin "Ortadoğu'da yıllarca sürecek bir savaşın içine sürüklenmeyeceğini" savundu.

İran ve ABD arasında 6 Şubat'ta Umman'da başlayan nükleer müzakerelerin sonuncusu 26 Şubat'ta İsviçre'de yapıldı. Taraflar henüz anlaşmaya varamazken, Washington yönetimi Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırmayı sürdürüyor.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times, Washington Post