İran rejimi baskıyı artırıyor... BM raportörü bağımsız soruşturma çağrısında bulundu

Mahabad'da 3 protestocu öldürüldü, Tahran Alman büyükelçisini çağırdı, Paris yeni yaptırımlar sözü verdi.

Dünden önceki gün Tahran'da gece protestolarından bir görüntü (Twitter)
Dünden önceki gün Tahran'da gece protestolarından bir görüntü (Twitter)
TT

İran rejimi baskıyı artırıyor... BM raportörü bağımsız soruşturma çağrısında bulundu

Dünden önceki gün Tahran'da gece protestolarından bir görüntü (Twitter)
Dünden önceki gün Tahran'da gece protestolarından bir görüntü (Twitter)

İranlı güvenlik görevlileri, Mahsa Amini'nin gözaltında öldürülmesi üzerine başlayan halk gösterilerinin ardından, son protestoların 41. gününde Tahran'da ve birçok İran kentinde göstericilere saldırdı. Bunun üzerine birçok kişi öldü ve yaranladı.
BM'nin İran İnsan Hakları Özel Raportörü Cavid Rahman, Amini’nin ölümünden ve protestolardaki ölümlerden sorumlu olanların uluslararası mahkemelerde yargılanması gerektiğini belirtti.
Luristan eyaletinin merkezi olan Hürremabad kenti, katıldığı protestoda kaybolduktan sonra öldüğü açıklanan 16 yaşındaki genç kız Nika Shakarami’nin (Nikâ Şâkerâmî) ölümünün 40. gününün anılması sırasında göstericilerle güvenlik güçleri arasında şiddetli çatışmalara sahne oldu.
Sosyal ağlarda dolaşıma giren videolara göre, güvenlik güçleri, Hürremabad'da Shakarami'nin kırkıncı günü için düzenlenen törene katılan kalabalığı dağıtmak için gerçek mermi ve göz yaşartıcı gaz kullandı.
Şii kültüründe vefattan 40 gün sonra kişi için “Erbain yas törenleri” düzenlenmesi önemli bir gelenek.
ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), Twitter'da "Öldüreceğim, öldüreceğim, kız kardeşimi öldüreni öldüreceğim" sloganlarının duyulduğu bir video yayınladı.
Perşembe günü, İran'ın kuzeybatısındaki Kürt şehri Mahabad'da durum daha da kötüleşti. Göstericiler, öldürülen İsmail Mevludi'nin cenaze törenine katıldıktan sonra valilik binasının etrafını kuşattı.
Muhalif Iran Wire haber sitesindeki bir kayıt, protestocuların valilik ofisini ateşe verdiğini gösteriyor.
Kürdistan'daki insan hakları ihlallerini izleyen He Ngao örgütü, İran güvenlik güçlerinin protestoculara ateş açması sonucu en az bir gencin öldürüldüğünü bildirdi. Daha sonra devlet televizyonu Mahabad'da üç kişinin öldüğünü aktardı.
Norveç merkezli örgüt Twitter'da "Bir Kürt genci İran güvenlik güçlerinin doğrudan ateşiyle öldürüldü" diyerek, gencin "alnından" vurulduğunu da sözlerine ekledi. Göstericiler, "Gençlerimizin ahı yrde kalmamalı, intikamlarını almalıyız" sloganları attı. He Ngao'ya göre, birçoğu İran Devrim Muhafızları'nın ateşinden kaçmak için Sakkız'daki bir kışlaya sığındı.
He Ngao'ya göre, göstericiler Kürdistan eyaletindeki Dehklan şehrinde açılan ateşe karşı korunma istediler.
Örgüte göre göstericiler Senendec'deki Besic kuvvetlerinin üssünün etrafını kuşatarak binayı ateşe verdi ve güvenlik güçlerini geri çekilmeye zorladı.
Kürt asıllı 22 yaşındaki İranlı Mahsa Amini, erkek kardeşiyle birlikte Tahran'a yaptığı ziyarette ahlak polisi tarafından başörtüsü kötü takıldığı gerekçesiyle tutuklandıktan üç gün sonra, 16 Eylül'de ölmüştü.
Amini'nin ölümü, İran'da üç yıldır benzeri görülmemiş protestolara yol açtı. Çoğu başörtülerini yakan genç kadınlar ve öğrenciler tarafından yönetilen gösteriler ülke genelinde devam ediyor.
Amini'nin ölümünden yaklaşık altı hafta sonra, protesto hareketi, diğer genç kadın ve kızları hedef alan güvenlik baskısına karşı halkın öfkesiyle şiddetlenirken, gösteriler hiçbir azalma belirtisi göstermiyor.
Sıkı güvenlik önlemlerine rağmen, çok sayıda insan Çarşamba günü Amini'nin Kürdistan Eyaleti'ndeki memleketi Sakkız'a giderek 40 günlük yas sürecinin sonunda onu mezarının önünde andı.
Güvenlik güçleri kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı. İranlı insan hakları grupları, Amini ailesinin bazı üyelerinin ev hapsinde tutulduğuna dair haberlere atıfta bulundu.

Zendegî ve Azâdî (Özgürlük ve Yaşam) Hareketi
Perşembe günü İran'ın çeşitli şehirlerinde, özellikle Tahran, Kum, Kerec, Babil ve Zahedan'daki üniversitelerde yürüyüşler ve protesto gösterileri yenilendi.
Öğrenci Birlikleri Koordinasyon Kurulu, yetkililerin Çarşamba günkü yürüyüşlerin ardından onlarca öğrenciyi tutukladığını söyledi.
İsfahan'da doktorlar, Tahran'daki doktor gösterilerine yapılan saldırıyı kınamak için toplandı.
Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan edindiği bilgilere göre, güvenlik güçleri Tahran'daki gösteriye saldıp 15 doktoru tutukladı.
Güvenlik güçleri İsfahan Meydanı'ndaki doktorların gösterisine saldırdı. Tahran'da bir metro istasyonunda onlarca kişi Zen, Zendegî, Azâdî (Kadın, Yaşam, Özgürlük) sloganı attı.
Sosyal ağlardaki video kayıtları, Perşembe günü sabaha kadar 40'tan fazla İran şehrinde protesto gösterisi gerçekleştiğini gösterdi.
Eski Milletvekili Barvane Sulhşuri güvenlik güçlerine seslenerek, "Gücünüzü halka karşı kullanıyorsunuz, yani insanlara ekmeğiniz olmasa da güvenliğiniz var demeye getiriyorsunuz, keşke bu DEAŞ zulmünü hiç görmeseydik" dedi ve ekledi: “Gücünüzü zorlu hayat şartlarından yakınan insanları bastırmak için kullandınız, ama sizin ülke içinde bir türbeyi korumaya bile gücünüz yetmez”.
Eski reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemî, toplumun özgürlüğe doğru gittiğini söyledi ve Şiraz'da bir türbeye yapılan saldırıyı kınarken protestolara müdahaleye işaret ederek "Şiddet uygulayanlarla yüzleşmenin gerekli olmasına rağmen şiddete şiddetle karşılık verilemez” dedi.
Hatemî, "Hükümetler iyi yönetim standartlarına uymalı, haksız da olsa eleştiri ve protestoların sesine kulak vermeli ve halkı maddi ve manevi olarak memnun etmelidir" dedi. Resmi IRNA haber ajansı, adını yıllarca zikretmemiş olmasına rağmen, Twitter hesabında Hatemi'nin açıklamasından bir alıntı yayınladı.

Devrim Muhafızlarından ölenler
Devrim Muhafızları, Hamedan eyaletine bağlı Melayer kentinde subaylarından önemli bir ismin öldürüldüğünü duyurdu ve Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı, Çarşamba akşamı Tahran'da Sitarhan Caddesi'ndeki çatışmalarda Besic üyelerinden birinin öldürüldüğünü bildirdi.
Devrim Muhafızları, Salı günü ülkenin güneydoğusundaki Zahedan'da kimliği belirsiz kişilerce vurularak öldürülen Besic milislerinden birinin ve daha sonra öldürülen diğer subayların cenaze törenini duyurdu.
Hrana haber ajansının bu haftanın başlarında paylaştığı bir gönderide, ayaklanmalarda 36'sı çocuk olmak üzere en az 252 protestocunun öldürüldüğünü bildirdi.
Ajans, Çarşamba günü 122 il ve kasaba ile 109 üniversitede düzenlenen protestolarda 30 güvenlik görevlisinin öldürüldüğünü ve 13.800'den fazla kişinin tutuklandığını kaydetti.

Uluslararası sorumluluk
BM'nin İran İnsan Hakları Özel Raportörü Cavid Rahman, Mahsa Amini'nin ölümünden önce ve sonraki süreçte İran'daki tüm insan hakları ihlalleri vakaları hakkında bağımsız bir soruşturma mekanizması kurulması çağrısında bulundu.
Rahman, New York'ta düzenlediği basın toplantısında, İran'da adaleti sağlayan iç mekanizmaların eksikliğini göz önünde bulundurarak "Uluslararası toplum Mahsa Amini ve diğerlerinin öldürülmesinin faillerini cezalandırma sorumluluğunu taşıyor" dedi ve İranlı yetkililerin “kronik dokunulmazlığını” eleştirdi.
Rahman, İran'daki mevcut protestoların "adaleti sağlamayı ve hükümet yetkililerini sorumlu tutmayı amaçladığını" belirterek, "Amini'nin hükümet şiddetinin kurbanı olduğunu" vurguladı.
Rahman, "Maalesef Amini ne ilk ne de son kurban. Başka kadınların ve hatta çocukların öldürüldüğünü görüyoruz" dedi ve istatistiklerin 27 çocuğun öldürüldüğünü gösterdiğine dikkat çekti.
İran'da zorunlu başörtüsü yasası hakkında yorum yapan Rahman, bunun "kadınların temel hakları ve onurunun ihlali" olduğunu söyledi.
Rahman, "Bu nedenle İran'daki protestolarda kadınlar ve kızlar ön planda" dedi ve İbrahim Reisi hükümetini kadınlara baskı yapmakla suçladı.
BM raportörü İran'da etnik azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığına da dikkat çekti ve “Kürdistan halkı, geçmişte ve günümüzde temel haklarından mahrumdur” dedi.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bakıri Kunnni, Alman yetkililerin protestoları desteklediğini düşündüğü için Alman büyükelçisi Hans-Ado Mutzel'i çağırdı.
IRNA, Bakıri'nin Almanya'nın tutumlarının "sorumsuz" ve "iki ülke arasındaki alışılmış ilişkiler ile tutarsızlık" arzettiğini söylediğini aktardı.
Ajansa göre Bakıri Almanya'yla ilgili olarak, "Terör ve nefretle mücadelede uluslararası yasalara tezat olarak, terör örgütleri ve şiddeti körükleyen medya için bir sığınak haline geldiler” dedi.
Bakıri, DAEŞ'in üstlendiği Şiraz saldırısını "bazı Avrupa ülkeleri tarafından desteklenen ve teşvik edilen şiddet eylemlerinin devamı" olarak değerlendirdi.
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, İranlı yetkililerin protestoculara karşı tutumu nedeniyle İran ile ilişkileri kısıtlamaya devam etme niyetini açıkladı.
Perşembe günü, bir dizi Besic üyesi öğrenci, Tahran'daki İngiliz Büyükelçiliği önünde toplandı.
Londra'daki Lordlar Kamarası, gündeminde İran protestolarının olacağını duyurdu.
Lordlar Kamarası üyeleri, İran makamlarına baskı yapma taleplerinin ardından İran'daki protestoları görüşmeyi planlıyor.
AB Perşembe günü Tahran'ın AB'nin İran protestolarına yönelik baskılara katılan yetkililere uyguladığı cezai önlemlere yanıt olarak Avrupalı ​​milletvekilleri ve gazetecilere uygulamaya karar verdiği yaptırımların siyasi niteliğini kınadı.
AB Dış Politika Sorumlusu Josep Borrell'in Sözcüsü Peter Stano, "Bu yaptırımları siyasi kaynaklı oldukları için reddediyoruz. Avrupa'da alınan önlemler, insan hakları ihlallerine ve bunların yargısal gerekçelerine yanıt olarak kararlaştırıldı" dedi.
Fransa Dışişleri Bakanlığı Perşembe günü yaptığı açıklamada, Sakkız kentinde dün düzenlenen yürüyüşler ve Mahsa Amini'nin ölümünü anma törenleri sırasında İran'ın “şiddetli baskı ve temel hak ve özgürlükleri ihlal etme eylemlerine devam ettiğini” açıkladı ve Farsça yayın yapan Radio France International da dahil olmak üzere özgür medyaya uygulanan yaptırımların da bunu kanıtladığını ifade etti.
Bakanlık, "Baskıların devam etmesini kınıyoruz ve uyguladıkları baskı ve şiddet nedeniyle İranlı yetkilileri hedef alan yeni yaptırımları incelemek de dahil olmak üzere Avrupalı ​​ortaklarımızla birlikte çalışmaya devam edeceğiz" dedi.
Çarşamba günü, Beyaz Saray, Moskova'nın İran'a protestolarla nasıl başa çıkılacağı konusunda tavsiyelerde bulunduğundan endişe duyduğunu ve muhalifleri bastırma konusundaki geniş deneyimini İran ile paylaşmasının olası tehlikelerine değindi.



Bir insan hakları örgütü, İsrail ordusunun Filistinli bir bebeğin öldürülmesiyle ilgili açıklamalarını yalanladı

Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
TT

Bir insan hakları örgütü, İsrail ordusunun Filistinli bir bebeğin öldürülmesiyle ilgili açıklamalarını yalanladı

Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)

İsrail merkezli insan hakları kuruluşu B'Tselem tarafından dün akşam yayımlanan yeni bir video, birkaç gün önce El Halil'de Filistinlilerin bulunduğu sivil bir araca İsrail askerleri tarafından ateş açıldığı anları ortaya koydu. Olayda, annesinin kucağındaki 7 aylık Sam Ebu Heykel hayatını kaybederken, askerlerin ateş açtıktan sonra yaralılara herhangi bir yardımda bulunmadığı belirtildi.

Görüntüler, cuma günü meydana gelen olayla ilgili İsrail ordusunun ilk açıklamasındaki iddialarla çelişiyor. Ordu, askerlerin kendilerine doğru hızla ilerleyen bir aracı fark etmeleri üzerine ateş açtığını öne sürmüştü. Ancak B'Tselem tarafından yayımlanan görüntülerde aracın, iki İsrail askerine yaklaşırken hızını düşürdüğü ve durduğu görülüyor.

B'Tselem, videonun El Halil'in Tel Rümeyde Mahallesi'nde aile ziyaretinden dönen Ebu Heykel ailesine ateş açıldığı anları belgelediğini belirtti.

Kuruluşa göre olay, aile reisinin yol üzerinde bekleyen askerleri fark ederek aracın hızını yavaşlatması ve durmaya hazırlanması sırasında meydana geldi. O sırada annesinin arka koltukta kucağında bulunan bebek Sam, başından vuruldu ve kısa süre sonra hayatını kaybetti. Açılan ateş sonucu bebeğin babası ve annesi de yaralandı. Anne halen hastanede tedavi görüyor.

B'Tselem açıklamasında, "Ateş açılmasının ardından silahı kullanan asker ve yanındaki diğer asker olay yerinden ayrıldı. Aracı kontrol etmediler ve ağır yaralanan bebeğe ya da annesine herhangi bir ilk yardım sağlamadılar" ifadelerine yer verdi.

Fahd Ebu Heykel, telefonunda İsrail işgal askerleri tarafından el Halil’de (Hebron) öldürülen 7 aylık oğlu Sam'in fotoğrafını gösteriyor (AP).Fahd Ebu Heykel, telefonunda İsrail işgal askerleri tarafından el Halil’de (Hebron) öldürülen 7 aylık oğlu Sam'in fotoğrafını gösteriyor (AP).

Yayımlanan görüntülerde, İsrail askerinin ateş açtığı sırada aracın yavaşladığı ve durmak üzere olduğu görülüyor. Aracın askerlerden belirli bir mesafede bulunduğu ve onlara yönelik herhangi bir tehdit oluşturmadığı iddia ediliyor. Görüntülerin devamında ise babanın, başından yaralanan bebeğini kucağına alarak kanamayı durdurmaya çalıştığı görülüyor.

Videoda ayrıca, oğlunu kucağında taşırken yaralanan annenin de aracın yanında yol kenarında oturduğu görülüyor.

Olayda İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu baba ve anne yaralanırken, 7 aylık Sam Ebu Heykel yaşamını yitirdi.

Kardeşimi öldürdüler

Olayın ardından konuşan bebeğin büyükannesi Feryal Ebu Heykel, "Bize doğrudan ateş açtılar. Herhangi bir tehlike ya da bunu gerektirecek bir durum yoktu" dedi.

Gelininin "Oğlum, oğlum!" diye bağırdığını anlatan büyükanne, bebeğin kanlar içinde kaldığını söyledi.

Ailenin her zamanki gibi yolda ilerlediğini belirten Feryal Ebu Heykel, "Yavaş gidiyorduk. Yaklaşık 10 metre ileride askerleri gördüm. Ön koltukta oturuyordum ve her şeyi gördüm. Bir anda silah sesi duyuldu. Bunun bize durmamız yönünde yapılmış bir uyarı atışı olduğunu düşündüm" ifadelerini kullandı.

Yedi aylık Sam Fahd Ebu Heykel, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan el Halil’de, içinde bulundukları araca İsrail askerinin ateş açmasından birkaç dakika sonra babasının kollarında görülüyor (B'Tselem videosu- Reuters)Yedi aylık Sam Fahd Ebu Heykel, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan el Halil’de, içinde bulundukları araca İsrail askerinin ateş açmasından birkaç dakika sonra babasının kollarında görülüyor (B'Tselem videosu- Reuters)

Daha sonra sürücü koltuğundaki oğlunun ellerini kaldırarak herhangi bir tehdit oluşturmadığını göstermeye çalıştığını söyleyen büyükanne, "Ancak kurşun eline isabet etti, elini delip aracın içine girdi. Ardından gelinimin çığlığını duydum. Büyük bir şok yaşadık. Araçtan inerek yardım istemeye başladım. Askerler olay yerinden ayrıldı ve bize hiçbir yardımda bulunmadı. Takviye ekipler gelip bizi hastaneye götürene kadar orada yalnız kaldık" dedi.

Feryal Ebu Heykel, 11 yaşındaki torununun daha sonra kendisine, "Babaanne, küçük kardeşimi öldürdüler" dediğini ifade etti.

Feryal Ebu Heykel, el Halil’de İsrail işgal askerleri tarafından öldürülen 7 aylık torunu Sam'e veda ediyor (AP)Feryal Ebu Heykel, el Halil’de İsrail işgal askerleri tarafından öldürülen 7 aylık torunu Sam'e veda ediyor (AP)

Olayın ardından İsrail ordu sözcülüğü tarafından yapılan açıklamada, ilk incelemenin yaralanan kişilerin siviller olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.

Açıklamada, "İlk soruşturma, yaralananların olayla ilgisi olmayan siviller olduğunu göstermiştir. Olay incelenmektedir ve sonuçlar değerlendirilmek üzere ilgili makamlara sunulacaktır. İsrail ordusu masum kişilerin zarar görmesinden üzüntü duymaktadır" denildi.

B'Tselem Genel Direktörü Yuli Novak ise yaptığı açıklamada, "Son iki buçuk yıl içinde İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da 20 binden fazla çocuğun ölümüne neden oldu" ifadelerini kullandı.

Novak, uluslararası toplumun İsrail'e sağladığı cezasızlık ortamının ve İsrail sisteminin askerler ile yerleşimcilere tanıdığı dokunulmazlığın, Filistinlilere yönelik öldürücü eylemlerin normalleşmesine yol açtığını savundu.

Filistinlilerin İsrail kontrolü altındaki yaşamlarının tamamen değersizleştirildiğini öne süren Novak, bunun yedi aylık bir bebeğin hayatını kaybettiği bu olayda da görüldüğünü söyledi.


Rapor: Casuslukla suçlanan şahsın firarı, İsrail-Hizbullah arasındaki gölge savaşı gündeme getirdi

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
TT

Rapor: Casuslukla suçlanan şahsın firarı, İsrail-Hizbullah arasındaki gölge savaşı gündeme getirdi

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)

İsrail'in geçen mart ayında Beyrut'un güney banliyölerine yönelik askeri saldırılarının yoğunlaştığı günlerde, bölge sakinleri panik içinde kaçışırken, bir kişi Lübnan'ın en hassas güvenlik dosyalarından birinde kaderini değiştirecek bir fırsat yakaladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre kaos ortamından yararlanan şüpheli, Hizbullah'a bağlı bir hücrede tutulduğu yerden kaçmayı başardı. Ardından başkente hâkim tepeler üzerinden ilerleyerek Beyrut'un diplomatik bölgesi olan Baabda'ya ulaştı. İddialara göre burada Ukrayna Büyükelçiliği binasına girdi ve o andan sonra izini tamamen kaybettirdi.

O tarihten bu yana şüphelinin nerede olduğu bilinmiyor. Lübnan güvenlik çevrelerinde dosya, yerel, bölgesel ve uluslararası unsurların iç içe geçtiği açık bir istihbarat mücadelesinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte Hizbullah'ın, İsrail bağlantılı olduğu öne sürülen casusluk ağlarını takip etme çabalarını artırdığı belirtiliyor.

Lübnan makamlarının Halid el-Aidi olarak tanıdığı kişinin, Suriye kökenli Filistinli bir mülteci olduğu ve aynı zamanda Ukrayna vatandaşlığı taşıdığı ifade ediliyor. Lübnan güvenlik güçleri tarafından daha önce gözaltına alınan Aidi'nin, İsrail bağlantılı olduğu şüphelenilen bir istihbarat planına dahil olmakla suçlandığı, söz konusu planın ülke içinde bombalı saldırılar ve suikastlar gerçekleştirmeyi hedeflediğinin öne sürüldüğü bildirildi.

Üst düzey Lübnanlı yargı ve güvenlik kaynaklarına göre, kaçışın ayrıntıları ve askeri mahkemedeki dava süreci dar bir çevrede ele alındı. Hizbullah'ın siyasi yetkilileri dosyaya ilişkin bazı bilgileri paylaşırken, diğer resmî kurumlar sessiz kalmayı tercih etti.

Aidi'nin ortadan kaybolması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. Ülkeden çıkışında herhangi bir kolaylaştırma ya da iş birliği olduğunun kanıtlanması halinde, olayın Lübnan hükümeti üzerinde siyasi sonuçlar doğurabileceği ve Hizbullah'ın tabanında tepkiye yol açabileceği belirtiliyor. Bu durumun, zaten karmaşık bir siyasi atmosferden geçen ülkede yeni gerilimlere neden olabileceği değerlendiriliyor.

Bu arada resmi bir Lübnan belgesine göre, Ukrayna Büyükelçiliği mart ayında Aidi'nin kaçışının ardından ülkeden ayrılmasının kolaylaştırılmasını talep etti. Ancak Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü, hakkında çıkarılan yargı kararlı yakalama emrini gerekçe göstererek bu talebi reddetti. Olayla ilgili olarak ne Ukrayna tarafından ne de İsrail dış istihbarat servisi Mossad'dan herhangi bir açıklama yapıldı.

Konuya yakın bir Ukraynalı yetkili ise Aidi'nin Beyrut'taki büyükelçilikte bulunmadığını söyledi. Ancak Kiev'in ülkeden çıkış sürecine müdahil olup olmadığı veya kendisine herhangi bir destek sağlayıp sağlamadığı konusunda yorum yapmadı.

Karmaşık istihbarat ağları

Gelişmeler, İsrail adına faaliyet gösterdiği düşünülen geniş çaplı casusluk ağlarına ilişkin tartışmaların arttığı bir dönemde yaşanıyor. Uzmanlar, bu ağların insan kaynakları ve gelişmiş gözetleme teknolojileri sayesinde hassas güvenlik çevrelerine sızabildiğini belirtiyor.

Güvenlik raporlarına göre İsrail, son yıllarda Hizbullah'a karşı bir dizi dikkat çekici operasyon gerçekleştirdi. Bunlar arasında örgütün tedarik zincirine sızılması ve Eylül 2024'te uzaktan patlatılan tuzaklı haberleşme cihazlarının örgüte ulaştırılması da bulunuyor. Söz konusu saldırılarda onlarca kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Bundan önce de Hizbullah'ın üst düzey isimlerini hedef alan hava saldırıları düzenlenmişti.

Uzmanlara göre bu operasyonların birikimli etkisi, örgütün yapısı içinde derin bir istihbarat sızmasına işaret ediyor. Hizbullah üzerine çalışan araştırmacılar da bu değerlendirmeyi destekleyerek, söz konusu sızmaların İsrail'e üst düzey yöneticileri yüksek hassasiyetle hedef alma imkânı verdiğini ifade ediyor.

Lübnan'da karşı operasyonlar

Buna karşılık Hizbullah ve Lübnan makamları son dönemde şüpheli casusluk ağlarına yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail'le iş birliği yapmakla suçlanan onlarca kişi hakkında hüküm verilirken, başka dosyalar ise askeri yargı önünde soruşturulmaya devam ediyor.

Yargı kaynaklarına göre bazı sanıklar, Hizbullah'a ait tesisler ve konumlar hakkında hassas bilgiler vermeleri karşılığında para aldı. Bazılarının ise sosyal medya üzerinden devşirildiği öne sürülüyor.

Mahkemelerde görülen davalar arasında, daha sonra hedef alınan bazı noktalara ait koordinatları İsrail tarafına ilettikleri iddia edilen önemli sanıkların dosyaları da bulunuyor. Bu durum, güvenlik sızmasının boyutuna ilişkin iç tartışmaları daha da alevlendirmiş durumda.

Kayboluş, tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor

Aidi'nin akıbetine ilişkin anlatımlar farklılık gösterse de Lübnanlı güvenlik kaynakları, onun ülkeyi terk etmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendiriyor. Ancak nihai varış noktası veya Suriye'ye ya da başka bir ülkeye gidip gitmediği henüz doğrulanmış değil.

Bu gelişme, Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasında savaş ve İsrail'le yürütülen müzakere dosyaları konusunda görüş ayrılıklarının yaşandığı son derece hassas bir dönemde meydana geldi. Bu nedenle olayın, ülkedeki siyasi bölünmeyi daha da derinleştirebileceği belirtiliyor.

Gözlemcilere göre soruşturma kapsamında ortaya çıkabilecek yeni bilgiler; ister dış destekle ister içeriden yardım alınarak gerçekleştirildiği iddia edilen kaçış senaryolarını doğrulasın, Lübnan'ın siyasi ve güvenlik ortamını doğrudan etkileyebilir ve devlet ile Hizbullah arasındaki ilişkileri daha da karmaşık hale getirebilir.


İran ve Lübnan: Ortadoğu çatışmasında birbirine bağlı iki cephe

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İran ve Lübnan: Ortadoğu çatışmasında birbirine bağlı iki cephe

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran ve Lübnan'la yürütülen müzakere süreçlerini birbirinden ayırmaya çalışıyor. Ancak analistlere göre Tahran'ın iki dosyanın birbirine bağlı olduğu yönündeki ısrarı, iç içe geçmiş çatışmaları kontrol altına alma çabalarını zorlaştırırken, Washington bu konuda şu ana kadar sınırlı başarı elde edebildi.

İran'la savaş, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in ortak saldırısıyla başladı. Ardından Lübnan'daki Hizbullah'ın İsrail'e yönelik saldırıları, İsrail'in Lübnan'a karşı geniş çaplı bir askerî harekât başlatmasına yol açtı.

Trump yönetimi bir yandan İran'la anlaşmaya varmayı, bölgesel savaşın genişlemesini önlemeyi, enerji piyasalarında istikrarı sağlamayı ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimi kontrol altında tutmayı hedeflerken, diğer yandan İsrail Lübnan'daki askeri operasyonlarını sürdürüyor.

Buna karşılık Tahran, İsrail ve ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik herhangi bir anlaşmada Lübnan dosyasının da yer almasını talep ediyor.

İran ile İsrail arasında hafta sonu yeniden çatışmalar yaşandı. Her ne kadar sınırlı ölçekte gerçekleşse de bu gelişme, 8 Nisan'da yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin ardından dikkat çekti. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ın kalesi olarak görülen Beyrut'un güney banliyölerine düzenlediği saldırılara karşılık verdiğini açıkladı.

Trump'ın, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaların sekteye uğramaması için İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu karşılık vermemeye çağırdığı belirtildi. Trump son günlerde savaşın sona ermesine yönelik anlaşmanın yakın olduğunu ifade etmişti. Ancak buna rağmen İsrail karşı saldırılar düzenledi.

Lübnan, 2 Mart'ta Hizbullah'ın İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine tepki olarak İsrail'e roket saldırıları düzenlemesiyle bölgesel savaşın içine çekildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre o tarihten bu yana İsrail'in Lübnan'a yönelik yoğun bombardımanlarında 3 bin 600'den fazla kişi hayatını kaybetti. İsrail ayrıca ülkenin güneyindeki geniş alanları da kontrol altına aldı.

Dış İlişkiler Konseyi'nden Elisa Ewers, Trump'ın iki müzakere sürecini birbirinden ayırma girişiminin "büyük ölçüde başarılı olmadığını" söyledi.

Ewers, "İran, Lübnan'ın herhangi bir ön müzakere sürecinin parçası olması yönündeki talebini sürdürerek Başkan Trump'ın kararlılığını test ediyor" dedi. Ayrıca Tahran'ın, Trump'ın İsrail saldırılarına desteğini sürdürüp sürdürmeyeceğini de görmek istediğini belirtti.

İran'ın aynı zamanda Hizbullah'ın askeri ve siyasi kapasitesini mümkün olduğunca korumaya çalıştığını ifade etti.

Çelişki

Washington, İsrail ile Lübnan arasında dört tur görüşmeye ev sahipliği yaptı. Bu görüşmeler, iki ülke arasında onlarca yıl sonra gerçekleştirilen ilk doğrudan müzakereler oldu.

ABD yönetimi başından itibaren İran ve Lübnan dosyalarının birbirinden ayrı tutulmasında ısrar etti. Ancak ilan edilen ateşkes anlaşmalarının kısa sürede ihlal edilmesi veya reddedilmesi nedeniyle görüşmeler şu ana kadar savaşı sona erdirmeyi başaramadı.

Analist Trita Parsi'ye göre Tahran, "bölgesel istikrarın İran'ın ve müttefiklerinin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini" göstermeye çalışıyor.

Öte yandan Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının da giderek belirginleştiği ifade ediliyor. İki liderin öncelikleri arasında farklılıklar bulunduğu belirtiliyor.

Dış İlişkiler Konseyi'nin eski başkanı Richard Haas ise mevcut tabloda bir "paradoks" bulunduğunu belirterek, ortaya çıkabilecek bir anlaşmanın Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılıklarına yol açabileceğini söyledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Mona Yacubyan ise İran ve Lübnan dosyalarının birbiriyle bağlantılı olmasına rağmen ayrı kanallardan ilerlemeye devam edeceğini öngördü.

Yacubyan'a göre bu bağlantı, karşılıklı gerilimin azalmasından çok, bir cephede başlayan gerginliğin başka bir cepheye sıçramasına ve beklenmedik gerilimlere yol açma potansiyeli taşıyor.