Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Mısır’da yapılacak COP27 İklim Konferansı sırasında protesto gösterilerini kışkırtmaya, kaos yaymaya ve istikrarı sarsmaya dahil oldukları gerekçesiyle İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
TT

Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)

Kahire, Libya ile ilgili uygulamalarına devam etmesi ve politikalarını değiştirmemesi nedeniyle Ankara ile bozulan ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik istikşafi görüşmelerin askıya alındığını duyurdu. Öte yandan Türk yetkililer, iki taraf arasındaki müzakerelerin çok yavaş ilerlemesine rağmen gözlemcilerin Mısır ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda ne kadar ciddi olduklarının bir göstergesi olarak değerlendirilen bir adım attılar.
Türkiye'deki Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimin) yakın sayfaların ve hesapların yanı sıra İhvan’a bağlı kanallarda çalışan gazeteciler, Türk yetkililerin Müslüman Kardeşler üyesi 34 kişiyi gözaltına aldıklarını aktardılar. Bu kişiler, 6-18 Kasım tarihlerinde Mısır’ın Şarm El-Şeyh bölgesinde yapılması planlanan COP27 İklim Konferansı sırasında istikrarı bozmak ve kaosu yaymak amacıyla 11 Kasım'da Mısır'da gösteri düzenlenmesi çağrılarına destek vermişlerdi.
Söz konusu sayfalar ve hesaplarda yazılanlara göre Mısır'da protestoları, şiddet eylemlerini, sabotajları koordine etmek ve kaos yaratmak amacıyla Telegram uygulaması üzerinden ‘Sarh’ adlı yeni bir kanal açmaya hazırlanan bu kişiler, kamu güvenliğini ciddi bir şekilde tehlikeye sokacağı değerlendirilen yabancılar hakkında G-87 tahdit kodu ile Türkiye'den sınır dışı edilenler listelerine alındı. Bu kişilerin aynı zamanda, Müslüman Kardeşler’in geçtiğimiz haftalarda sadece eş-Şark ve el-Vatan kanallarının kaldığı Türkiye'deki kısıtlamaları telafi etmek için Türkiye dışında kurmaya başladığı ve aralarında ‘Şuub'(Al-Shoob) adlı kanalın da yer aldığı diğer televizyon kanallarıyla bağlantı kurmaya da hazırlandıkları belirtildi. ‘Mekameleen’ adlı televizyon kanalı ise Londra'ya taşındı. Eş-Şark ve Mekameleen kanallarında çalışan bazı sunucuların da söz konusu çalışmalarına devam etmeleri engellendi.
Müslüman Kardeşler medyasının resmi Twitter hesabından, Eş-Şark eski Genel Yayın Yönetmeni Hüsam el-Gamri’nin  (cumayı cumartesiye bağlayan gece), Türk güvenlik güçleri tarafından evinde gözaltına alındığı duyurulmuştu. Gamri’nin sınır dışı edildiğine dair haberler olduğu belirtilirken, Gamri’nin nereye gideceği ise açıklanmadı.
Gamri, son zamanlarda bir yandan 11 Kasım’da Mısır’da protesto gösterilerinin başlaması, diğer yandan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin iktidarına karşı şiddetli protesto gösterileri düzenlenmesi için provokatif çağrılarda bulunuyordu. Gamri, son olarak provokatif çağrılarını ulaştırmak amacıyla El-Ahly ile Zamalek futbol takımları arasında cuma akşamı Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) el-Ayn şehrinde oynanan Mısır Süper Kupası maçının ardından, halkın maçı izlemek için Kahire ve ülke genelindeki kafelerde toplanmalarından yararlandı. Ancak İhvan ile bağlantılı bazı sayfalar Gamri’nin gözaltına alınmasının nedeninin bu olmadığını, 8 yılı aşkın bir süredir yaşadığı Türkiye'de yasal ikamet koşullarını ihlal etmesinden kaynaklandığını öne sürdüler.
Öte yandan İstanbul'da İhvan üyelerinin gözaltına alınmlarıyla ilgili gelişmeleri takip eden kaynaklar, Gamri’nin sınır dışı edileceği iddialarını reddettiler.
Gamri, gözaltına alınmasından önce, Mısır’da, Mühendislik Fakültesi'nde son sınıf öğrencisi olan en büyük oğlu Yusuf’un, 11 Kasım'da yapılması planlanan protestolar için yapılan çağrılarda aktif olması nedeniyle Ulusal Güvenlik tarafından gözaltına alındığı açıklamıştı.
Eş-Şark kanalı, Ghamri'nin sunduğu ‘Vizyon’ programını daha önce Türk yetkililerin talebi üzerine askıya almış ve Mısırlı liderlere karşı kışkırtma ve saldırıyı durdurma talimatına uymadığı için kanalın İstanbul'dan yaptığı yayınlar engellenmişti. Buna karşın kanal, sosyal medya hesaplarından talimatlara uymadan yayın yapmaya devam etti.
Ankara Kahire ile yakınlaşması çerçevesinde, Merhum Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarının devrilmesinden sonra İstanbul’un 2013 yılından bu yana ev sahipliği yaptığı İhvan'ın kanallarından ve medya platformlarından gelen yoğun saldırıyı durdurmaya çalıştı. Aralarında Mutaz Matar, Muhammed Nasır, Hamza Zuba ve eski oyuncu Hişam Abdullah'ın da bulunduğu çok sayıda medya profesyonelinin programları askıya alındı. Müslüman Kardeşler kanallarını talimatların ihlal edilmemesi konusunda uyaran Türk yetkililer, Mekameleen kanalının yayınını durdurmaya karar verdi. Kanal İstanbul'dan Londra'ya taşındı. Ancak Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Kahire, bu adımın yeterli olduğunu ve taleplerini tam olarak karşıladığını düşünmüyor. Ankara, Mısır mahkemeleri tarafından terör eylemlerine karışmakla yargılanan ve haklarında verilen kararlardan kaçan Müslüman Kardeşler liderleri ve üyelerini uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde teslim etmeyi ve bölge ülkelerinin işlerine karışmayı durdurmayı halen reddediyor.
Müslüman Kardeşler üyeleri ve İstanbul'da bulunan İhvan yanlısı bazı aktivistler, Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkilerin aralıksız düşmanlık ya da daim dostluk ile karakterize edilmediğinden, yurtdışındaki Mısır muhalefetinin ve kanallarının artık feda edildiği göz önüne alındığında Gamri'nin gözaltına alınmasının Türkiye'nin Mısır'a yönelik politikasındaki son değişikliğe bağladılar. Bunun yanında Müslüman Kardeşler içindeki bölünmeyi, hiçbir projesinin olmayışını ve İstanbul'da cephelere bölünmüşlüğüne yansıyan örgüt saflarındaki rekabeti kınadılar. Ayrıca İhvan’ın birden fazla cepheye (Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi, Değişim Hareketi ve geleneksel liderlerle çatışan diğer genç gruplar ve İbrahim Münir liderliğindeki Londra Cephesi) bölünmesiyle iç çatışmaların Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı muhalefete olan güvenini etkileyen kanallar, sayfalar ve açıklamalar aracılığıyla gün yüzüne çıkmasını eleştirdiler.
Mısır ile Türkiye arasındaki görüşmeler şu anda istihbarat servisleri düzeyinde devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay,  ‘Mısır ile görüşmelerin daha üst bir seviyeye çıkarılmasını umduğunu’ ifade etti.
Libya'da kara, deniz ve hava üslerinin yanı sıra binlerce asker bulunduran ve ülkeye paralı askerler getiren Türkiye, geçtiğimiz salı günü, Abdulhamid Dibeybe’nin başbakanı olduğu Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile iki anlaşma imzaladı. Bunlardan biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac arasında 27 Kasım 2019 tarihinde İstanbul'da Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası çerçevesindeki ek protokolleri içeriyor. Üç hafta önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Libyalı mevkidaşı Necle el-Menguş arasında Trablus'ta, 2019 yılında İstanbul’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın uygulanması çerçevesinde Akdeniz'de ve Libya kıyılarında hidrokarbon (petrol ve doğal gaz) kaynaklarının ortak keşif çalışmaları yapılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalandı. Türkiye’den Cumhurbaşkanlığının yanı sıra Dışişleri, Savunma, Enerji ve Doğal Kaynaklar bakanlıkları yetkililerinin yer aldığı üst düzey bir heyetin 3 Ekim'de Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında imzalanan mutabakat zaptı, Libya Temsilciler Meclisi (TM), TM’nin desteklediği İstikrar Hükümeti ve DYK’nın bazı üyelerinin tepkisini çekti. Mısır, Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) ve ABD’den de itirazlar geldi. Çünkü imzaya taraf olan Dibeybe hükümetinin görev süresi, Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun (LSDF) yayınladığı yol haritasına göre 24 Aralık 2021 tarihinde sona erdi ve bu yüzden herhangi bir mutabakat zaptı ya da anlaşma imzalama yetkisi yok.



Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan’dan iş birliği ve ortaklığı güçlendirme hamlesi

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan’dan iş birliği ve ortaklığı güçlendirme hamlesi

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Katar dışişleri bakanları, 20 Mart'ta Riyad'da düzenlenen dörtlü toplantıda bir arada. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Kahire, Washington ile Tahran arasında şubat sonu başlayan savaşı durdurmaya yönelik mutabakat zaptının şekillenmesinden birkaç gün sonra; Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanlarının katılacağı dörtlü bir toplantıya ev sahipliği yapıyor.

Mısır resmi haber ajansı MENA’nın Perşembe akşamı aktardığı bilgilere göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, Pazar günü Kahire’de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirecek. Toplantının ardından ortak bir basın toplantısı düzenlenecek.

Şarku'l Avsat’a konuşan eski bir Mısırlı diplomat, zirvenin "bölgesel iş birliğini pekiştirme, ortaklığı derinleştirme ve bölgesel konularda koordinasyonu sağlama" amacını taşıdığını belirtti. Diplomata göre görüşmelerde, bölgede sükuneti kalıcı hale getirme çabalarının sürdürülmesi ve Washington ile Tahran arasında önümüzdeki 60 gün boyunca yürütülecek müzakerelerde ortak bir zemin oluşturulması hedefleniyor.

İran savaşını durduran dörtlü mekanizma

"Dörtlü mekanizma", birkaç gün önce Washington ile Tahran arasında varılan anlaşmada kritik bir rol oynadı. Grubun çalışmaları resmi olarak ilk kez geçtiğimiz Mart ayında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki toplantıyla başlamış, ardından İran’daki savaşı durdurma çabaları kapsamında İslamabad ve Antalya’da iki toplantı daha gerçekleştirilmişti.

Bu kritik zirve, İsviçre hükümetinin Cuma günü yapılması planlanan ABD-İran müzakerelerini, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ziyaretinin iptal edilmesinin ardından süresiz olarak ertelediğini duyurmasından iki gün sonra gerçekleşiyor.

xvfbghy
Mısır Dışişleri Bakanı, Eylül 2025'te Kahire'de İranlı mevkidaşını ağırlarken. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Perşembe günü yaptığı açıklamada, bazı çekinceleri olmasına rağmen Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptını onayladığını duyurdu. ABD güçleri de Çarşamba günü iki ülke başkanlarının mutabakatı imzalamasının ardından İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı.

Stratejik dönüşüm ve bölgesel güvenlik arayışı

Mısır Dışişleri Konseyi Üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi, Şarku'l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu dörtlü toplantının Orta Doğu’da derin stratejik dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde bölgesel istişareler açısından oldukça önemli bir adım olduğunu vurguladı. Hicazi, özellikle ABD ile İran arasındaki askeri çatışmanın durdurulması, ateşkesin sağlanması, Gazze’deki savaşın sürmesi ve bunun bölgesel güvenlik üzerindeki yansımalarının masada olduğunu ifade etti.

Büyükelçi Hicazi, bölgenin etkin aktörlerinden oluşan bu "İstişari Dörtlü"nün, krizlerin çözümünde, bölge ülkeleri ve küresel güçlerle koordinasyon içinde gerilimi düşürmede etkili bir bölgesel ve uluslararası mekanizma olduğunu kanıtladığını belirtti.

Hicazi’ye göre zirvede; Washington-Tahran anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi, müzakerelerin tamamlanması, Gazze ve Lübnan dosyalarının ele alınarak bölgede sürdürülebilir bir barışın desteklenmesi planlanıyor.

Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi

Toplantının, Dörtlü arasındaki ortaklığı derinleştireceğini belirten Hicazi, gelecekte Ortadoğu’da Güvenlik ve İş Birliği başlığı altında bölgesel veya uluslararası bir konferans düzenlenmesinin önünün açılabileceğini ifade etti. Diğer bölgelerdeki başarılı örneklerden yola çıkılarak;

Bölgesel ilişkileri düzenleyecek bir ilkeler bildgesinin kaleme alınması,

Diyalog ve kurumsal uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının kurulması,

Ekonomik, güvenlik ve insani iş birliğinin geliştirilmesi hedefleniyor.

Yoğun diplomasi trafiği

Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan Cuma günü yapılan açıklamada, Bakan Bedir Abdülati’nin, ABD-İran mutabakatının ardından bölgesel gelişmeleri ele almak üzere Pakistanlı mevkidaşı Muhammed İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdiği bildirildi.

Resmi açıklamaya göre, Mısırlı ve Pakistanlı bakanlar, mutabakat zaptının uygulanmasını sağlamak ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten, diplomatik çözümleri teşvik eden kalıcı bir nihai anlaşmaya varmak için önümüzdeki süreçte koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Bakan Abdülati, İranlı mevkidaşı Arakçi ile yaptığı görüşmede ise bu mutabakatın bölge güvenliği ve istikrarı için önemli bir dönüm noktası olmasını, tüm sorunların diyalog yoluyla çözülmesine katkı sağlamasını temenni ettiğini dile getirdi.

Kriz yönetiminden istikrarlı kalkınmaya

Büyükelçi Hicazi, bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri gelecekte yönetecek bölgesel sistemin şekli konusunda, ana bölgesel güçler arasında ciddi bir diyaloğun sürdürülmesinin şart olduğunu vurguladı. Hicazi, bölgenin sürekli tekrarlanan krizleri yönetme mantığından sıyrılarak; güvenlik, iş birliği ve kalkınmaya dayalı istikrarlı bir sisteme geçmesi gerektiğini belirtti.

Mevcut sürecin, Basra Körfezi’nin güvenliği konusunda İran ile karşılıklı anlayış birliğine varılmasını zorunlu kıldığını ifade eden Hicazi; bunun tüm taraflara güvence vereceğini, iyi komşuluk ilişkileri, ortak çıkarlar ve güç kullanmama ilkelerine dayalı normal ilişkilerin temelini atacağını sözlerine ekledi.


Kadıköy Sabiha Gökçen metro treni raydan çıktı

Marmaray metro treni (Arşiv- Reuters)
Marmaray metro treni (Arşiv- Reuters)
TT

Kadıköy Sabiha Gökçen metro treni raydan çıktı

Marmaray metro treni (Arşiv- Reuters)
Marmaray metro treni (Arşiv- Reuters)

İstanbul'da Kadıköy–Sabiha Gökçen Havalimanı Metro Hattı'nda bir tren, makas arızası nedeniyle dün akşam saatlerindeki yoğunluk sırasında raydan çıktı.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, yolcular trenden tahliye edilerek tünel içerisinden yürüyerek yakındaki otobüs duraklarına yönlendirildi. Olay yerine acil sağlık ekipleri sevk edildi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre sosyal medya platformlarında paylaşılan görüntülerde, yolcuların raydan çıkan metro vagonlarından inmelerine birbirlerine yardım ettikleri görüldü. Bazı yolcuların ise arkadaşları ve aileleriyle telefonla iletişim kurmaya çalıştığı kaydedildi.


CHP liderliğinin tasfiyesi: Yargısal bir süreç mi, siyaset mühendisliği mi?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
TT

CHP liderliğinin tasfiyesi: Yargısal bir süreç mi, siyaset mühendisliği mi?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)

Ömer Önhon

Küresel jeopolitiğin büyük bir dönüşüm geçirdiği, Türkiye'nin hemen kapı komşuları Suriye'den Ukrayna'ya ve İran'a uzanan savaş ve krizlerin yaşandığı bir dönemde, Ankara siyasi yaşamının özünü derinden etkileyen iç bir çalkantıyla meşgul görünüyor.

Başta Genel Başkan Özgür Özel olmak üzere ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) lider kadrosu kısa bir süre önce tasfiye edildi. Özel, 2023 yılındaki parti kongresinde genel başkanlığa seçilmişti. Ancak yargı, o kongreyi iptal ederek önceki duruma dönülmesine hükmetti. Bu kararla birlikte eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, 13 yıllık genel başkanlığı süresince girdiği 11 seçimin tamamında yenilgiye uğramasına karşın eski ekibiyle birlikte yeniden CHP liderliğine geri döndü.

Özel'in genel başkanlığı döneminde ise 2002'den bu yana girdiği her seçimi kazanan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), 2024 yerel seçimlerinde tarihinin en ağır seçim yenilgisini tattı. CHP, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere tüm büyükşehirlerde galip geldi.

O tarihten bu yana CHP'nin sıkıntıları birbiri ardına gelmeye devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en güçlü rakibi olarak değerlendirilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz yıl mart ayından bu yana yolsuzluk suçlamasıyla tutuklu olarak yargılanıyor. Cumhurbaşkanlığına aday olabilmenin ön koşulu olan üniversite diploması iptal edilen İmamoğlu hakkında bir de siyasi casusluk iddiasıyla ayrı bir dava açıldı.

Son iki yılda İmamoğlu'nun yanı sıra CHP'li yaklaşık 50 belediye başkanı da yolsuzluk suçlamalarıyla görevden uzaklaştırıldı. Bir kısmı tutuklandı, bir kısmının yerine ise hükümet tarafından kayyum atandı.

Yargı kararıyla göreve dönen Kılıçdaroğlu, şu an itiraz aşamasındaki mahkeme kararının kesinleşmesinin ardından parti kurultayı düzenleyeceğini ve genel başkanlık seçimlerine gidileceğini açıkladı.

Özgür Özel'in destekçileri, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP liderliğine dönüşünün parti tabanının iradesiyle değil, yargı kararıyla gerçekleştiğini öne sürerek bu yapıyı ‘atanmış CHP’ olarak nitelendiriyor. Bu kesime göre yeni liderlik, Özel ve ekibinin yeniden öne çıkabileceği iç seçimlere kapı aralamak bir yana, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine dek mevcut konumunu korumaya çalışacak.

CHP tabanının ve sempatizanlarının büyük çoğunluğu Özel'in yanında saf tutarken yargı kararları Kılıçdaroğlu'na hukuki üstünlük tanıyor.

Bu aşamada taraflardan hiçbiri geri adım atmaya hazır görünmüyor. CHP içindeki iki rakip kanat arasındaki bu çekişme ise iktidar partisinin işine yarıyor.

AK Parti hükümeti, yaşananların muhalefeti zayıflatmak ve parçalamak amacıyla yargı ve kolluk kuvvetleri başta olmak üzere devlet kurumlarının araçsallaştırıldığı, planlı bir projenin parçası olduğu yönündeki iddiaları reddediyor.

AK Parti lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan bu çalkantılı sürecin CHP'nin kendi içindeki çatışmalardan ve bazı yetkililerinin işlediği hukuki ihlallerden kaynaklandığı açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümetin yaşananlarla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını ve bağımsız yargının yalnızca görevini yerine getirdiğini vurgularken CHP ve diğer muhalefet temsilcileri Türkiye'de yargı bağımsızlığının artık kalmadığını savunuyor.

Türkiye yıllardır yüksek enflasyonla boğuşuyor. Hayat pahalılığı, Türk kamuoyunun en büyük derdi olmaya devam ediyor. Resmi rakamlara göre yaklaşık yüzde 120'ye ulaştıktan sonra yüzde 33'e gerileyen enflasyon, hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor.

CHP, AK Parti’ye yakınlığıyla bilinen eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek'in Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yakın zamanda Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından Türk hükümetini yargıyı CHP'yi zayıflatmak ve tasfiye etmek amacıyla kullanmakla görevlendirmekle suçluyor.

Muhalefet, tüm bunların arkasındaki daha büyük hedefin olduğunu ve mevcut anayasanın izin vermediği üçüncü bir cumhurbaşkanlığı dönemine aday olabilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hukuki, siyasi ve parlamenter zemin hazırlamak ve ardından yaklaşan seçimleri kazanmasının amaçlandığını öne sürüyor.

Seçimlerin 2028 mayısında yapılması öngörülüyor. Ancak tarihin 2027'nin son çeyreğine alınabileceğine ilişkin görüşler de gündemde. Bunun yanı sıra AK Parti’nin seçim dengelerinin kendi lehine döndüğünü değerlendirmesi halinde birkaç ay içinde erken seçime gidebileceği ihtimali de konuşuluyor.

bghy
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk savunma sanayii şirketi Baykar'ın Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve şirketin İcra Kurulu Başkanı Haluk Bayraktar ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra, İstanbul'da düzenlenen SAHA Uluslararası Savunma ve Havacılık Fuarı'nın kapanış töreninde (Reuters)

Bu bağlamda AK Parti'nin seçim tarihini belirlerken göz önünde bulundurduğu dört temel başlık öne çıkıyor:

Ana muhalefet partisinin zayıflatılması

CHP'nin ve özellikle Ekrem İmamoğlu'nun yükselen popülaritesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iktidar partisinde ciddi kaygılara yol açtı. Her iki taraf da elindeki tüm araçları kullanarak bu tehdidi etkisiz kılmaya çalışıyor.

Parlamenter dengelerin değiştirilmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden cumhurbaşkanlığına aday olmasına ve diğer yasal reformların hayata geçirilmesine olanak tanıyacak anayasa değişikliklerini geçirebilmek için 600 sandalyeli Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 400 milletvekiline ihtiyaç var. Bunu sağlamanın yolu ya diğer partilerden milletvekillerinin AK Parti’ye transfer olmasından ya da başka bir siyasi partinin desteğinden geçiyor. Bu noktada gerçek anlamda ağırlıklı bir seçenek olarak yalnızca Kürt yanlısı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) görünüyor.

"Terörden arınmış Türkiye" projesinin tamamlanması

AK Parti, PKK terörünün kalıcı biçimde sona erdirilmesinin ve Kürt meselesinin çözüme kavuşturulmasının Kürt yanlısı DEM Parti’nin desteğini garantileyebileceğini ve seçimlerde en azından bir kesim Kürt seçmeni partiye çekebileceğini hesaplıyor. Ne var ki Türk toplumu son derece hassas olan bu karmaşık meseleye ilişkin derin gerilimler barındırıyor. İşler planlandığı gibi gitmezse AK Parti, oy kazanmaya çalışırken oy kaybedebilir.

Ekonomik güçlüklerin aşılması

Türkiye yıllardır yüksek enflasyonla boğuşuyor. Hayat pahalılığı, Türk kamuoyunun en büyük derdi olmaya devam ediyor. Resmi rakamlara göre yaklaşık yüzde 120'ye ulaştıktan sonra yüzde 33'e gerileyen enflasyon, hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Yabancı yatırımcılara sunulan devlet teşvik paketleri de beklenen sonuçları vermedi. Faiz oranları, ulusal paranın aşırı değerlenmesi ve işsizlik rakamları ise hükümetin arzu ettiği tablonun tam tersini yansıtıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin meselesi ve İran savaşı nedeniyle İsrail'i sert bir dille kınamasına karşın ABD'ye yönelik her türlü eleştiriden kaçınmaya devam etmesi, Trump'ın Türkiye'ye yönelik politikalarını olumlu değerlendirmesine ve Cumhurbaşkanı’nın ABD Başkanı ile kurduğu iyi ilişkiyi riske atmak istememesine bağlanıyor.

Hükümet, istediği siyasi ve ekonomik koşulları oluşturabilmek için olumlu bir iç ortama ihtiyaç duyuyor. Ancak Türk siyasetini sarsan olumsuz gelişmelerin yakında son bulacağına dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Aksine mevcut ayrışmaların derinleşeceğine ve yeni kırılmaların ortaya çıkacağına ilişkin göstergeler ağır basıyor.

Ankara'da 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek ve aralarında ABD Başkanı Donald Trump'ın da bulunduğu NATO üyesi ülkelerin liderlerini bir araya getirecek NATO Zirvesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından büyük önem taşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveye ev sahipliği yapmanın kazandırdığı prestijin yanı sıra vizyonunu uluslararası kamuoyuna en geniş platformda sunma ve Trump'ı ağırlama fırsatı da bulacak.

Pek çok analist, NATO Zirvesi'nin ardından muhalefete yönelik yeni adımların atılacağını öngörüyor. Bu adımların Özgür Özel dahil bazı CHP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını ve tutuklanmalarını kapsayabileceği belirtiliyor. Hükümetin muhalefet üzerindeki baskıyı artırmayı sürdürmesi halinde ise Türkiye'nin giderek demokrasiden uzaklaşan bir yönetim anlayışına sürüklendiği iddialarını güçlendirme riskiyle yüz yüze geleceği vurgulanıyor.

İç gündem bu gelişmelerle meşgulken Türkiye'nin iç siyasi hesapları, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler, Ortadoğu ve İsrail meseleleri başta olmak üzere dış politika dosyalarıyla iç içe geçiyor.

Türkiye-ABD ilişkileri, Trump döneminde kayda değer bir iyileşme kaydetse de Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılması dahil olmak üzere ikili pek çok sorun halen çözüm bekliyor.

xscd
Türkiye'nin ana muhalefet partisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara'daki parti genel merkezinde konuşma yaparken, 30 Mayıs 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ankara ayrıca Trump'ın Suriye politikasını ve Washington'ın Kürt Halk Koruma Birlikleri'ne (YPG) verdiği desteği durdurma ya da en azından bu desteği yeniden yapılandırma kararını memnuniyetle karşıladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin meselesi ve İran savaşı nedeniyle İsrail'i sert bir dille kınamasına karşın ABD'ye yönelik her türlü eleştiriden kaçınmaya devam etmesi, Trump'ın Türkiye'ye yönelik politikalarını olumlu değerlendirmesine ve Cumhurbaşkanı’nın ABD Başkanı ile kurduğu iyi ilişkiyi riske atmak istememesine bağlanıyor.

Türkiye-İsrail ilişkileri ise son derece gergin bir seyir izliyor ve iki ülke arasında sık sık sözlü tartışmalar yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'i soykırım uygulayan bir devlet olarak nitelendiriyor ve Netanyahu karşıtı cephenin ön saflarında yer alıyor.

Öte yandan İsrail, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin geleneksel rakipleri olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile koordinasyon kuruyor, Suriye'nin egemenliğini ihlal ediyor ve Washington'ı Ankara üzerinde baskı kurmaya yönlendirmek amacıyla Kongre ve yönetim nezdinde ABD'deki lobi faaliyetlerini yoğunlaştırıyor.

Sert açıklamalara rağmen hem Türkiye hem de İsrail, gerilimin silahlı çatışmaya dönüşmemesi konusunda hemfikir.

Bazı analistler, Trump olmasaydı siyasi gerginliklerin silahlı çatışmaya dönüşme riskinin daha da artacağını öne sürerken diğerleri Türkiye ve İsrail'in sert söyleme karşın gerilimin silahlı çatışma boyutuna taşınmaması konusunda özenli davrandığına dikkati çekiyor.

Türkiye-AB cephesinde de sorunlar tırmanabilir. Avrupa Parlamentosu üyelerinin bazıları, Türkiye'deki son iç siyasi gelişmeleri gerekçe göstererek AB Konseyi'ni Türkiye'ye karşı harekete geçmeye zorlamak için girişim başlatacaklarını açıkladı.

fvbghj
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı Süleymaniye kentinde düzenlenen törenle PKK üyeleri silahlarını  bırakırken, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Öte yandan Türkiye uzun süredir AB üyeliğine aday ülke konumunda olsa da her iki taraf da savunma, enerji ve düzensiz göç gibi sınırlı iş birliği alanları dışında bu süreç için gerçek bir istek sergilemiyor.

Eğer Türkiye'deki iç çalkantılar dizginlenemezse daha da ağırlaşabilir ve etkileri yalnızca iç siyasetle sınırlı kalmayıp uluslararası meselelere de sıçrayabilir.