Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Mısır’da yapılacak COP27 İklim Konferansı sırasında protesto gösterilerini kışkırtmaya, kaos yaymaya ve istikrarı sarsmaya dahil oldukları gerekçesiyle İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
TT

Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)

Kahire, Libya ile ilgili uygulamalarına devam etmesi ve politikalarını değiştirmemesi nedeniyle Ankara ile bozulan ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik istikşafi görüşmelerin askıya alındığını duyurdu. Öte yandan Türk yetkililer, iki taraf arasındaki müzakerelerin çok yavaş ilerlemesine rağmen gözlemcilerin Mısır ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda ne kadar ciddi olduklarının bir göstergesi olarak değerlendirilen bir adım attılar.
Türkiye'deki Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimin) yakın sayfaların ve hesapların yanı sıra İhvan’a bağlı kanallarda çalışan gazeteciler, Türk yetkililerin Müslüman Kardeşler üyesi 34 kişiyi gözaltına aldıklarını aktardılar. Bu kişiler, 6-18 Kasım tarihlerinde Mısır’ın Şarm El-Şeyh bölgesinde yapılması planlanan COP27 İklim Konferansı sırasında istikrarı bozmak ve kaosu yaymak amacıyla 11 Kasım'da Mısır'da gösteri düzenlenmesi çağrılarına destek vermişlerdi.
Söz konusu sayfalar ve hesaplarda yazılanlara göre Mısır'da protestoları, şiddet eylemlerini, sabotajları koordine etmek ve kaos yaratmak amacıyla Telegram uygulaması üzerinden ‘Sarh’ adlı yeni bir kanal açmaya hazırlanan bu kişiler, kamu güvenliğini ciddi bir şekilde tehlikeye sokacağı değerlendirilen yabancılar hakkında G-87 tahdit kodu ile Türkiye'den sınır dışı edilenler listelerine alındı. Bu kişilerin aynı zamanda, Müslüman Kardeşler’in geçtiğimiz haftalarda sadece eş-Şark ve el-Vatan kanallarının kaldığı Türkiye'deki kısıtlamaları telafi etmek için Türkiye dışında kurmaya başladığı ve aralarında ‘Şuub'(Al-Shoob) adlı kanalın da yer aldığı diğer televizyon kanallarıyla bağlantı kurmaya da hazırlandıkları belirtildi. ‘Mekameleen’ adlı televizyon kanalı ise Londra'ya taşındı. Eş-Şark ve Mekameleen kanallarında çalışan bazı sunucuların da söz konusu çalışmalarına devam etmeleri engellendi.
Müslüman Kardeşler medyasının resmi Twitter hesabından, Eş-Şark eski Genel Yayın Yönetmeni Hüsam el-Gamri’nin  (cumayı cumartesiye bağlayan gece), Türk güvenlik güçleri tarafından evinde gözaltına alındığı duyurulmuştu. Gamri’nin sınır dışı edildiğine dair haberler olduğu belirtilirken, Gamri’nin nereye gideceği ise açıklanmadı.
Gamri, son zamanlarda bir yandan 11 Kasım’da Mısır’da protesto gösterilerinin başlaması, diğer yandan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin iktidarına karşı şiddetli protesto gösterileri düzenlenmesi için provokatif çağrılarda bulunuyordu. Gamri, son olarak provokatif çağrılarını ulaştırmak amacıyla El-Ahly ile Zamalek futbol takımları arasında cuma akşamı Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) el-Ayn şehrinde oynanan Mısır Süper Kupası maçının ardından, halkın maçı izlemek için Kahire ve ülke genelindeki kafelerde toplanmalarından yararlandı. Ancak İhvan ile bağlantılı bazı sayfalar Gamri’nin gözaltına alınmasının nedeninin bu olmadığını, 8 yılı aşkın bir süredir yaşadığı Türkiye'de yasal ikamet koşullarını ihlal etmesinden kaynaklandığını öne sürdüler.
Öte yandan İstanbul'da İhvan üyelerinin gözaltına alınmlarıyla ilgili gelişmeleri takip eden kaynaklar, Gamri’nin sınır dışı edileceği iddialarını reddettiler.
Gamri, gözaltına alınmasından önce, Mısır’da, Mühendislik Fakültesi'nde son sınıf öğrencisi olan en büyük oğlu Yusuf’un, 11 Kasım'da yapılması planlanan protestolar için yapılan çağrılarda aktif olması nedeniyle Ulusal Güvenlik tarafından gözaltına alındığı açıklamıştı.
Eş-Şark kanalı, Ghamri'nin sunduğu ‘Vizyon’ programını daha önce Türk yetkililerin talebi üzerine askıya almış ve Mısırlı liderlere karşı kışkırtma ve saldırıyı durdurma talimatına uymadığı için kanalın İstanbul'dan yaptığı yayınlar engellenmişti. Buna karşın kanal, sosyal medya hesaplarından talimatlara uymadan yayın yapmaya devam etti.
Ankara Kahire ile yakınlaşması çerçevesinde, Merhum Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarının devrilmesinden sonra İstanbul’un 2013 yılından bu yana ev sahipliği yaptığı İhvan'ın kanallarından ve medya platformlarından gelen yoğun saldırıyı durdurmaya çalıştı. Aralarında Mutaz Matar, Muhammed Nasır, Hamza Zuba ve eski oyuncu Hişam Abdullah'ın da bulunduğu çok sayıda medya profesyonelinin programları askıya alındı. Müslüman Kardeşler kanallarını talimatların ihlal edilmemesi konusunda uyaran Türk yetkililer, Mekameleen kanalının yayınını durdurmaya karar verdi. Kanal İstanbul'dan Londra'ya taşındı. Ancak Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Kahire, bu adımın yeterli olduğunu ve taleplerini tam olarak karşıladığını düşünmüyor. Ankara, Mısır mahkemeleri tarafından terör eylemlerine karışmakla yargılanan ve haklarında verilen kararlardan kaçan Müslüman Kardeşler liderleri ve üyelerini uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde teslim etmeyi ve bölge ülkelerinin işlerine karışmayı durdurmayı halen reddediyor.
Müslüman Kardeşler üyeleri ve İstanbul'da bulunan İhvan yanlısı bazı aktivistler, Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkilerin aralıksız düşmanlık ya da daim dostluk ile karakterize edilmediğinden, yurtdışındaki Mısır muhalefetinin ve kanallarının artık feda edildiği göz önüne alındığında Gamri'nin gözaltına alınmasının Türkiye'nin Mısır'a yönelik politikasındaki son değişikliğe bağladılar. Bunun yanında Müslüman Kardeşler içindeki bölünmeyi, hiçbir projesinin olmayışını ve İstanbul'da cephelere bölünmüşlüğüne yansıyan örgüt saflarındaki rekabeti kınadılar. Ayrıca İhvan’ın birden fazla cepheye (Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi, Değişim Hareketi ve geleneksel liderlerle çatışan diğer genç gruplar ve İbrahim Münir liderliğindeki Londra Cephesi) bölünmesiyle iç çatışmaların Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı muhalefete olan güvenini etkileyen kanallar, sayfalar ve açıklamalar aracılığıyla gün yüzüne çıkmasını eleştirdiler.
Mısır ile Türkiye arasındaki görüşmeler şu anda istihbarat servisleri düzeyinde devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay,  ‘Mısır ile görüşmelerin daha üst bir seviyeye çıkarılmasını umduğunu’ ifade etti.
Libya'da kara, deniz ve hava üslerinin yanı sıra binlerce asker bulunduran ve ülkeye paralı askerler getiren Türkiye, geçtiğimiz salı günü, Abdulhamid Dibeybe’nin başbakanı olduğu Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile iki anlaşma imzaladı. Bunlardan biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac arasında 27 Kasım 2019 tarihinde İstanbul'da Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası çerçevesindeki ek protokolleri içeriyor. Üç hafta önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Libyalı mevkidaşı Necle el-Menguş arasında Trablus'ta, 2019 yılında İstanbul’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın uygulanması çerçevesinde Akdeniz'de ve Libya kıyılarında hidrokarbon (petrol ve doğal gaz) kaynaklarının ortak keşif çalışmaları yapılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalandı. Türkiye’den Cumhurbaşkanlığının yanı sıra Dışişleri, Savunma, Enerji ve Doğal Kaynaklar bakanlıkları yetkililerinin yer aldığı üst düzey bir heyetin 3 Ekim'de Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında imzalanan mutabakat zaptı, Libya Temsilciler Meclisi (TM), TM’nin desteklediği İstikrar Hükümeti ve DYK’nın bazı üyelerinin tepkisini çekti. Mısır, Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) ve ABD’den de itirazlar geldi. Çünkü imzaya taraf olan Dibeybe hükümetinin görev süresi, Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun (LSDF) yayınladığı yol haritasına göre 24 Aralık 2021 tarihinde sona erdi ve bu yüzden herhangi bir mutabakat zaptı ya da anlaşma imzalama yetkisi yok.



Türkiye ve Batı ülkelerinden Somali'deki siyasi düğümü çözmek için arabuluculuk

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
TT

Türkiye ve Batı ülkelerinden Somali'deki siyasi düğümü çözmek için arabuluculuk

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Uluslararası arabulucular, iki aydan kısa bir süre içinde ikinci kez Somali'deki siyasi taraflar arasında yeni bir arabuluculuk turu başlattı. Bu süreç, doğrudan seçimler ve cumhurbaşkanının görev süresini 2027'ye uzatan yeni anayasanın uygulanması konusundaki emsalsiz çatışma ve görüş ayrılıkları ortamında yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Afrika işleri uzmanına göre Türkiye'nin, Batılı ülke büyükelçileri ile Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletlerin (BM) arabuluculuğunu üstlendiği bu tur, Somali'deki siyasi düğümün çözülmesi için fırsatlar taşıyor. Uzman, biri başlıca anlaşmazlıklar etrafındaki uzlaşıyı yeniden tesis edecek kapsamlı bir siyasi anlaşmaya ulaşılması olmak üzere üç senaryo öngörüyor.

Haber sitesi Al-Somal Al-Jadid’in haberine göre başkent Mogadişu, seçimlerin nasıl yapılacağını, anayasanın tamamlanmasını ve gözden geçirilmesini ile ülkedeki siyasi geçiş döneminin nasıl yönetileceğini kapsayan bir gündemle Federal Hükümet ile muhalif ittifak Mustakbel (Gelecek) Konseyi arasındaki hassas siyasi görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Somalili bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin dün de sürdüğünü ve federal hükümete muhalif Jubaland ile Puntland eyaletlerinin bugün müzakerelere katılmasının beklendiğini belirtti. Bu gelişme, çeşitli Batılı ülkelerin büyükelçileri ile AB ve BM temsilcilerinin hazır bulunacağı kapanış oturumuyla eş zamanlı gerçekleşecek.

Afrika işleri uzmanı Ali Mahmud Kelni, söz konusu görüşmeleri ‘geçtiğimiz bir buçuk yılda siyasi tabloyu kilitleyen anlaşmazlıklı dosyalar etrafındaki uzlaşıyı canlandırma girişimi’ olarak değerlendirdi. Görüşmelerin başta Eş-Şebab Hareketi’ne karşı sürdürülen savaş olmak üzere, anayasa değişiklikleri, seçim sisteminin şekli ve federal hükümet ile eyaletler arasındaki yetki dağılımına ilişkin iç siyasi çatışmalarla aynı anda yaşanan eş zamanlı zorluklarla gölgelendiğini de vurguladı.

Bu turda öne çıkan gelişme olarak Türkiye'nin bu düzeyde ilk kez arabuluculuk sürecine dahil olmasını ve diyalogda arabulucu ve garantör olarak yer almasını vurgulayan Kelni, bu gelişmenin ‘Ankara'nın yıllara yayılan askeri, ekonomik ve kalkınma alanındaki varlığının ardından Somali'deki rolünün genişlemesini yansıttığını ve Batılı ortakların Somalili taraflar arasında siyasi bir uzlaşıya ulaşma çabalarına verdiği desteği pekiştirdiğini’ belirtti.

Görüşmelerin yaklaşan seçimlerin geleceği, anayasa değişiklikleri etrafındaki anlaşmazlığın çözüme kavuşturulması ve federal hükümet, eyaletler ile muhalefet güçleri arasında daha fazla bölünmüşlüğü engelleyecek biçimde önümüzdeki siyasi aşamayı yönetmek için uzlaşıya dayalı bir çerçevenin belirlenmesi olmak üzere üç ana dosya üzerinde yoğunlaşması bekleniyor.

dfrgth
Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud, siyasi krizin ele alınmasına yönelik istişare oturumlarına katılmak üzere Mustakbel Konseyi yetkilileriyle bir araya geldiği önceki bir toplantıya katıldığı sırada (SONNA)

Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud geçtiğimiz mayıs ayında liderliğindeki Federal Hükümet ile muhalefet arasında üç gün süren diyalog turu, Batılı ve BM arabuluculuğuna rağmen herhangi bir anlaşmayla sonuçlanamadı.

Anlaşmazlıkların özünde muhalefet aşiret sistemine bağlılığını korurken doğrudan seçimlerin yapılmasını reddetmesi yatıyor. Bunun yanı sıra muhalefet, eyaletlerin yetkilerini kısıtlayan ve cumhurbaşkanlığını bu yıl yerine 15 Mayıs 2027'de sona erecek şekilde bir yıl uzatan anayasa maddelerine itiraz ederek anayasanın uygulanmasını reddediyor.

Somali muhalefeti Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un meşruiyetini tanımadığını ilan ederek geçen Haziran'da haftalık protesto gösterileri çağrısında bulundu; bu gösterilerin bir kısmında hükümet ve muhalefet yanlıları arasında daha önce görülmemiş silahlı çatışmalar yaşandı.

Yeni diyalog turuna eşlik eden olumlu havaya karşın siyasi bir kırılım sağlanması, tarafların özellikle parlamentonun mart ayında anayasa değişikliklerini onaylamasının ardından muhalefet güçleri ve bazı bölgesel yönetimlerin geniş çaplı itirazlarıyla gündeme gelen tartışmalı konularda karşılıklı taviz verme kapasitesine bağlı olmayı sürdürüyor.

Bu kez Türkiye'nin arabuluculuğa dahil olmasının, Somalili farklı taraflarla kurduğu ilişkiler sayesinde müzakerelere ek bir ivme kazandırdığı değerlendiriliyor. Ancak Kelni, başarının siyasi güçlerin kutuplaşmayı sürdürmek yerine uzlaşı seçeneğini ön plana çıkarmaya ne ölçüde hazır olduğuna bağlı kalacağına dikkati çekti.

Kelni görüşmelerin üç ana senaryo doğurabileceğini öngörüyor. Birinci senaryoda seçimler ve anayasal süreçler etrafındaki uzlaşıyı yeniden tesis eden ve yaklaşık 18 aydır süren krizin sona ermesinin önünü açan kapsamlı bir siyasi anlaşmaya ulaşılıyor. İkinci senaryoda diyaloğu canlı tutmakla birlikte anlaşmazlığın kökenine inmeden en karmaşık meseleleri sonraki turlara erteleyen kısmi mutabakatlar gerçekleşiyor. Üçüncü senaryoda ise müzakereler tökezliyor ve siyasi bölünmüşlük sürüyor. Bu da terörle mücadele çabalarını olumsuz etkileyebilir ve devlet kurumlarının inşa sürecini geciktirebilir.

Kelni, değerlendirmesinin sonunda “Bu turun çıktıları, siyasi güçlerin görüş ayrılıklarını aşma ve ülkenin iç istikrar gereksinimleri ile güvenlik baskıları arasında denge kuran ulusal uzlaşıyı yeniden üretme kapasitesinin belirleyici bir sınavı olmaya devam edecek. Somali hızlanan siyasi ve güvenlik yükümlülükleriyle karşı karşıya” ifadelerini kullandı.


Erdoğan: İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin F-35 savaş uçağı alımına karşı çıkmasının benim dünyamda yeri yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
TT

Erdoğan: İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin F-35 savaş uçağı alımına karşı çıkmasının benim dünyamda yeri yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,yaptığı açıklamada Türkiye'nin uçak ve askeri teçhizat satın alma hakkına sahip olduğunu belirterek, bu konuda görüşmeler yürütüldüğünü söyledi, (Reuters)

Erdoğan, "İsrail ve Yunanistan'ın Türkiye'nin F-35 uçaklarını satın almasına karşı çıkmasının benim dünyamda yeri yok" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump ise Türkiye'ye F-35 savaş uçaklarının satılıp satılmayacağı konusunda henüz karar vermediğini, ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ittifakın ne kadar güçlü olduğunu değerlendirdiğini söyledi.

Trump, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin ardından düzenlediği basın toplantısında, "Nihai kararımı henüz vermedim. Ancak şunu söyleme eğilimindeyim: Bakın, o elinden gelen her şeyi yaptı, bize birçok farklı şekilde yardımcı oldu" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre İsrailli bir kaynak, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in, Türkiye'ye olası F-35 savaş uçağı satışı konusunu görüşmek üzere dün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yapması planlanan toplantıyı iptal ettiğini açıkladı.

Söz konusu nitelikte bir anlaşmanın İsrailli yetkililer arasında rahatsızlık yaratması bekleniyor. Hassasiyet nedeniyle isminin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, Hegseth'in İsrail ziyareti kapsamında İsrail Savunma Bakanı Yısrael Katz ile de görüşmesinin planlandığını, görüşmelerde İran savaşı konusunun da ele alınacağını belirtti.


NATO ve Körfez ülkeleri güvenlik durumunu ele aldı ve iş birliğinin güçlendirilmesini teşvik etti

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısından (Dışişleri Bakanlığı)
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısından (Dışişleri Bakanlığı)
TT

NATO ve Körfez ülkeleri güvenlik durumunu ele aldı ve iş birliğinin güçlendirilmesini teşvik etti

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısından (Dışişleri Bakanlığı)
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısından (Dışişleri Bakanlığı)

NATO üyesi ülkelerin dışişleri bakanları ile İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları, İran savaşının ortaya çıkardığı güvenlik sınamaları karşısında iş birliğinin güçlendirilmesi konusunda mutabakata vardı.

Salıyı çarşambaya bağlayan gece, Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen toplantıda, bölgedeki güvenlik gelişmeleri, deniz ulaşım yollarının güvenliği ve İstanbul İşbirliği Girişimi kapsamındaki ülkeler ile NATO arasındaki ortaklığın geliştirilmesi ele alındı.

(foto altı) Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısında (Dışişleri Bakanlığı)

Toplantı, 36. NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Türkiye’nin, İran savaşı ile bunun bölge ve dünya üzerindeki etkilerini değerlendirme girişimi çerçevesinde düzenlendi.

Görüşme, ABD ile İran arasında geçici bir barış anlaşmasına varılmış olmasına rağmen, Hürmüz Boğazı’nda haftalardır devam eden gerginliğin ardından gerçekleştirildi.

İş birliğini güçlendirmek

Toplantı öncesinde açıklamalarda bulunan Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, ABD ve İsrail ile yaşanan savaş sırasında İran saldırılarına maruz kalan Körfez ülkelerinin istikrarının Avrupa’nın istikrarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Konunun, Avrupa’nın enerji güvenliği açısından büyük önem taşıyan Hürmüz Boğazı’nın ötesine geçtiğini vurgulayan Prevot, bölgesel istikrarın Avrupa güvenliği açısından stratejik önem taşıdığını ifade etti.

Toplantıya katılan Körfez ülkelerinin temsilcileri de NATO ile iş birliğinin daha da güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

VGBHYJU
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed es-Sabah’ın Ankara’daki Dışişleri Bakanlığı binasında gerçekleşen görüşmesinden (Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul İşbirliği Girişimi’nin ev sahibi ülkesi olan Kuveyt’i toplantıda Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed temsil etti. El-Ahmed, NATO Zirvesi’nin başlamasından bir gün önce (pazartesi) Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeleri ele aldı.

Bahreyn heyetine ise Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Genel Müdürü Şeyh Abdullah bin Ali Al Halife başkanlık etti.

Katar heyetinin başkanı Muhammed el-Huleyfi toplantıda yaptığı açıklamada, ülkesi ile NATO’nun ayrıntıları henüz açıklanmayan bir ortaklık programı üzerinde anlaşmaya vardığını duyurdu. El-Huleyfi, söz konusu programın iki taraf arasındaki sivil ve askerî iş birliğinin düzenlenmesi ve yönlendirilmesi için kapsamlı stratejik çerçeveyi oluşturacağını söyledi.

XSDVFBHYTJ
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen İstanbul İşbirliği Girişimi toplantısına katılan Körfez heyetleri (Dışişleri Bakanlığı)

Katar’ın İstanbul İşbirliği Girişimi kapsamında NATO ile iş birliğinin geliştirilmesine büyük önem verdiğini belirten el-Huleyfi, NATO himayesinde Katar’da kurulacak Bölgesel Barış Destek Operasyonları Merkezi’nin kuruluş sürecinde son aşamaya yaklaşıldığını açıkladı.

Ankara’daki toplantının, güvenlik ve siyasi tehditlerin giderek daha fazla iç içe geçtiği, uluslararası çıkarların ise daha yoğun şekilde kesiştiği kritik bir dönemde yapıldığına dikkat çeken el-Huleyfi, Ortadoğu ülkelerinin güvenliğini etkileyen ve bölgesel ile uluslararası istikrarın temellerini tehdit eden sorunlarla mücadelede çabaların birleştirilmesi ve koordinasyonun güçlendirilmesinin zorunlu hale geldiğini ifade etti.

İstanbul İşbirliği Girişimi ve İran savaşı

Bölgede art arda yaşanan krizler nedeniyle uzun süre askıda kalan İstanbul İşbirliği Girişimi, son gelişmeler ve ABD, İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın ardından yeniden önem kazandı. Türkiye ise girişimin, bölgesel istikrarsızlığın yükünü taşıyan ülkelerle iş birliği içinde daha etkin bir mekanizmaya dönüştürülmesini savunuyor.

NATO liderleri, İstanbul İşbirliği Girişimi’ni 28 Haziran 2004’te İstanbul’da düzenlenen zirvede, terörle mücadele, enerji güvenliği, hava savunması ve ortak askerî tatbikatlar gibi alanlarda pratik iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan bir ortaklık çerçevesi olarak hayata geçirdi. Girişimin oluşturulmasında, 11 Eylül 2001’de ABD’ye düzenlenen terör saldırılarının ardından NATO’nun kuruluş anlaşmasının 5. maddesini tarihinde ilk kez yürürlüğe koyması belirleyici rol oynadı. Sınır aşan ve ortak müdahale gerektiren terör tehdidinin ortaya çıkardığı yeni güvenlik ortamı, NATO’nun bölgesel ortaklarıyla siyasi ve operasyonel iş birliğini güçlendirmesini zorunlu kıldı.

SCDFRGTY6
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katılan NATO dışişleri bakanları ile Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısında (Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul İşbirliği Girişimi, NATO’nun 1994 yılında başlattığı Akdeniz Diyaloğu ile Kuzey Afrika ülkeleriyle ortaklığını derinleştirme adımının devamı niteliğinde hayata geçirildi.

Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 2005 yılında Körfez bölgesinden başlanarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da geniş kapsamlı bir iş birliği çerçevesi olarak uygulamaya konulan İstanbul İşbirliği Girişimi’ne katıldı. Suudi Arabistan ile Umman ise girişime resmen katılmayarak yalnızca belirli faaliyetlerde yer almayı tercih etti.

Girişimin hedefleri

İstanbul İşbirliği Girişimi, başta Körfez bölgesi olmak üzere katılım göstermeye istekli Ortadoğu ülkeleriyle ikili ve uygulamaya dönük ortaklıklar kurarak bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesini amaçlıyor.

Girişim kapsamında, NATO ile ortak ülkeler arasındaki ilişkileri yürütmek üzere NATO üyesi ülkelerin siyasi danışmanlarından oluşan İstanbul İşbirliği Girişimi Grubu kuruldu. Daha sonra bu yapı, NATO’nun tüm ortaklık ilişkilerinden sorumlu olan Siyasi Ortaklıklar Komitesi ile değiştirildi.

DFGRTHY
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve dört Körfez ülkesinin temsilcileri Ankara’daki İstanbul İşbirliği Girişimi toplantısında (NATO internet sitesi)

İstanbul İşbirliği Girişimi Bölgesel Merkezi, Ocak 2017’de Kuveyt’te kuruldu. Merkez, NATO ile girişime üye Körfez ülkeleri arasındaki eğitim, öğretim ve operasyonel ortaklığın geliştirilmesinde temel bir platform olarak faaliyet gösteriyor. NATO’nun eski Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de girişimin kuruluşunun 20. yılı dolayısıyla 2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen toplantılara katılmıştı.

NATO Genel Sekreteri, ittifakın Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesindeki ortaklarla yürüttüğü iş birliğini koordine etmek üzere Güney Komşuluğu Özel Temsilcisi atadı. Bu görev kapsamında, İstanbul İşbirliği Girişimi ortaklarıyla savunma planlaması, savunma bütçesi ve kapasite geliştirme ile sivil-asker ilişkileri gibi alanlarda, her ülkenin kendine özgü koşulları dikkate alınarak iş birliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu çerçevede, NATO kuvvetleri ile ortak ülkelerin silahlı kuvvetleri arasında koordineli operasyonların yürütülmesine imkân sağlayacak iş birliği mekanizmalarının oluşturulması ve ortak ülkelerin NATO tatbikatlarına katılımının kolaylaştırılması amaçlanıyor.

Özel temsilci ayrıca belirli askerî tatbikat programlarının koordinasyonu, istihbarat paylaşımı yoluyla terörle mücadele, kitle imha silahları ve bunların taşıma sistemlerinin yayılmasının önlenmesi ile sınır güvenliği alanlarında da koordinasyon görevini yürütüyor. Çalışmalar; terörle mücadele, hafif silahların kontrolsüz yayılmasının önlenmesi, kaçakçılıkla mücadele ve doğal afetlere müdahale amacıyla sivil acil durum eylem planlarının hazırlanmasına odaklanıyor.