Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Mısır’da yapılacak COP27 İklim Konferansı sırasında protesto gösterilerini kışkırtmaya, kaos yaymaya ve istikrarı sarsmaya dahil oldukları gerekçesiyle İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
TT

Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)

Kahire, Libya ile ilgili uygulamalarına devam etmesi ve politikalarını değiştirmemesi nedeniyle Ankara ile bozulan ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik istikşafi görüşmelerin askıya alındığını duyurdu. Öte yandan Türk yetkililer, iki taraf arasındaki müzakerelerin çok yavaş ilerlemesine rağmen gözlemcilerin Mısır ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda ne kadar ciddi olduklarının bir göstergesi olarak değerlendirilen bir adım attılar.
Türkiye'deki Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimin) yakın sayfaların ve hesapların yanı sıra İhvan’a bağlı kanallarda çalışan gazeteciler, Türk yetkililerin Müslüman Kardeşler üyesi 34 kişiyi gözaltına aldıklarını aktardılar. Bu kişiler, 6-18 Kasım tarihlerinde Mısır’ın Şarm El-Şeyh bölgesinde yapılması planlanan COP27 İklim Konferansı sırasında istikrarı bozmak ve kaosu yaymak amacıyla 11 Kasım'da Mısır'da gösteri düzenlenmesi çağrılarına destek vermişlerdi.
Söz konusu sayfalar ve hesaplarda yazılanlara göre Mısır'da protestoları, şiddet eylemlerini, sabotajları koordine etmek ve kaos yaratmak amacıyla Telegram uygulaması üzerinden ‘Sarh’ adlı yeni bir kanal açmaya hazırlanan bu kişiler, kamu güvenliğini ciddi bir şekilde tehlikeye sokacağı değerlendirilen yabancılar hakkında G-87 tahdit kodu ile Türkiye'den sınır dışı edilenler listelerine alındı. Bu kişilerin aynı zamanda, Müslüman Kardeşler’in geçtiğimiz haftalarda sadece eş-Şark ve el-Vatan kanallarının kaldığı Türkiye'deki kısıtlamaları telafi etmek için Türkiye dışında kurmaya başladığı ve aralarında ‘Şuub'(Al-Shoob) adlı kanalın da yer aldığı diğer televizyon kanallarıyla bağlantı kurmaya da hazırlandıkları belirtildi. ‘Mekameleen’ adlı televizyon kanalı ise Londra'ya taşındı. Eş-Şark ve Mekameleen kanallarında çalışan bazı sunucuların da söz konusu çalışmalarına devam etmeleri engellendi.
Müslüman Kardeşler medyasının resmi Twitter hesabından, Eş-Şark eski Genel Yayın Yönetmeni Hüsam el-Gamri’nin  (cumayı cumartesiye bağlayan gece), Türk güvenlik güçleri tarafından evinde gözaltına alındığı duyurulmuştu. Gamri’nin sınır dışı edildiğine dair haberler olduğu belirtilirken, Gamri’nin nereye gideceği ise açıklanmadı.
Gamri, son zamanlarda bir yandan 11 Kasım’da Mısır’da protesto gösterilerinin başlaması, diğer yandan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin iktidarına karşı şiddetli protesto gösterileri düzenlenmesi için provokatif çağrılarda bulunuyordu. Gamri, son olarak provokatif çağrılarını ulaştırmak amacıyla El-Ahly ile Zamalek futbol takımları arasında cuma akşamı Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) el-Ayn şehrinde oynanan Mısır Süper Kupası maçının ardından, halkın maçı izlemek için Kahire ve ülke genelindeki kafelerde toplanmalarından yararlandı. Ancak İhvan ile bağlantılı bazı sayfalar Gamri’nin gözaltına alınmasının nedeninin bu olmadığını, 8 yılı aşkın bir süredir yaşadığı Türkiye'de yasal ikamet koşullarını ihlal etmesinden kaynaklandığını öne sürdüler.
Öte yandan İstanbul'da İhvan üyelerinin gözaltına alınmlarıyla ilgili gelişmeleri takip eden kaynaklar, Gamri’nin sınır dışı edileceği iddialarını reddettiler.
Gamri, gözaltına alınmasından önce, Mısır’da, Mühendislik Fakültesi'nde son sınıf öğrencisi olan en büyük oğlu Yusuf’un, 11 Kasım'da yapılması planlanan protestolar için yapılan çağrılarda aktif olması nedeniyle Ulusal Güvenlik tarafından gözaltına alındığı açıklamıştı.
Eş-Şark kanalı, Ghamri'nin sunduğu ‘Vizyon’ programını daha önce Türk yetkililerin talebi üzerine askıya almış ve Mısırlı liderlere karşı kışkırtma ve saldırıyı durdurma talimatına uymadığı için kanalın İstanbul'dan yaptığı yayınlar engellenmişti. Buna karşın kanal, sosyal medya hesaplarından talimatlara uymadan yayın yapmaya devam etti.
Ankara Kahire ile yakınlaşması çerçevesinde, Merhum Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarının devrilmesinden sonra İstanbul’un 2013 yılından bu yana ev sahipliği yaptığı İhvan'ın kanallarından ve medya platformlarından gelen yoğun saldırıyı durdurmaya çalıştı. Aralarında Mutaz Matar, Muhammed Nasır, Hamza Zuba ve eski oyuncu Hişam Abdullah'ın da bulunduğu çok sayıda medya profesyonelinin programları askıya alındı. Müslüman Kardeşler kanallarını talimatların ihlal edilmemesi konusunda uyaran Türk yetkililer, Mekameleen kanalının yayınını durdurmaya karar verdi. Kanal İstanbul'dan Londra'ya taşındı. Ancak Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Kahire, bu adımın yeterli olduğunu ve taleplerini tam olarak karşıladığını düşünmüyor. Ankara, Mısır mahkemeleri tarafından terör eylemlerine karışmakla yargılanan ve haklarında verilen kararlardan kaçan Müslüman Kardeşler liderleri ve üyelerini uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde teslim etmeyi ve bölge ülkelerinin işlerine karışmayı durdurmayı halen reddediyor.
Müslüman Kardeşler üyeleri ve İstanbul'da bulunan İhvan yanlısı bazı aktivistler, Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkilerin aralıksız düşmanlık ya da daim dostluk ile karakterize edilmediğinden, yurtdışındaki Mısır muhalefetinin ve kanallarının artık feda edildiği göz önüne alındığında Gamri'nin gözaltına alınmasının Türkiye'nin Mısır'a yönelik politikasındaki son değişikliğe bağladılar. Bunun yanında Müslüman Kardeşler içindeki bölünmeyi, hiçbir projesinin olmayışını ve İstanbul'da cephelere bölünmüşlüğüne yansıyan örgüt saflarındaki rekabeti kınadılar. Ayrıca İhvan’ın birden fazla cepheye (Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi, Değişim Hareketi ve geleneksel liderlerle çatışan diğer genç gruplar ve İbrahim Münir liderliğindeki Londra Cephesi) bölünmesiyle iç çatışmaların Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı muhalefete olan güvenini etkileyen kanallar, sayfalar ve açıklamalar aracılığıyla gün yüzüne çıkmasını eleştirdiler.
Mısır ile Türkiye arasındaki görüşmeler şu anda istihbarat servisleri düzeyinde devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay,  ‘Mısır ile görüşmelerin daha üst bir seviyeye çıkarılmasını umduğunu’ ifade etti.
Libya'da kara, deniz ve hava üslerinin yanı sıra binlerce asker bulunduran ve ülkeye paralı askerler getiren Türkiye, geçtiğimiz salı günü, Abdulhamid Dibeybe’nin başbakanı olduğu Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile iki anlaşma imzaladı. Bunlardan biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac arasında 27 Kasım 2019 tarihinde İstanbul'da Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası çerçevesindeki ek protokolleri içeriyor. Üç hafta önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Libyalı mevkidaşı Necle el-Menguş arasında Trablus'ta, 2019 yılında İstanbul’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın uygulanması çerçevesinde Akdeniz'de ve Libya kıyılarında hidrokarbon (petrol ve doğal gaz) kaynaklarının ortak keşif çalışmaları yapılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalandı. Türkiye’den Cumhurbaşkanlığının yanı sıra Dışişleri, Savunma, Enerji ve Doğal Kaynaklar bakanlıkları yetkililerinin yer aldığı üst düzey bir heyetin 3 Ekim'de Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında imzalanan mutabakat zaptı, Libya Temsilciler Meclisi (TM), TM’nin desteklediği İstikrar Hükümeti ve DYK’nın bazı üyelerinin tepkisini çekti. Mısır, Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) ve ABD’den de itirazlar geldi. Çünkü imzaya taraf olan Dibeybe hükümetinin görev süresi, Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun (LSDF) yayınladığı yol haritasına göre 24 Aralık 2021 tarihinde sona erdi ve bu yüzden herhangi bir mutabakat zaptı ya da anlaşma imzalama yetkisi yok.



Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM'ye sunuldu

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke Anlaşması’nın imza töreninin ardından (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke Anlaşması’nın imza töreninin ardından (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM'ye sunuldu

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke Anlaşması’nın imza töreninin ardından (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke Anlaşması’nın imza töreninin ardından (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili kanun teklifi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un imzasıyla TBMM'ye sunuldu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın onayına ilişkin kanun teklifinin parlamentoya sunulmasının, üç kardeş ülke arasındaki stratejik iş birliğinin pekiştirilmesi yolunda önemli bir adım olduğunu belirtti.

Duran, söz konusu stratejik ortaklığın kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi, ortak savunma kapasitesini artırmayı ve bölgede güvenlik ile istikrarı korumayı amaçladığını ifade etti.

Duran, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, bölge ülkelerinin bölgesel meselelerde sorumluluk üstlenmesi ilkesine dayanan Mekke Anlaşması’nın, güvenlik ve dayanışmaya öncelik veren ortak bir iradeyi yansıttığını kaydetti.

Duran, “Anlaşmanın parlamentoda onay sürecinin ülkemiz ve kardeş ülkeler Suudi Arabistan ile Pakistan için hayırlı olmasını temenni ediyor, bu sürece katkı sağlayacak tüm siyasi partilere ve milletvekillerine şimdiden teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

vfghy
Hakan Fidan ve Faysal bin Ferhan, pazartesi günü yaptıkları telefon görüşmesinde bölgesel meseleleri ve Husilerin saldırılarını ele aldı (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Parlamento kaynakları, şu anda çalışma ziyareti için Kırgızistan’da bulunan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Türkiye’ye dönüşünün ardından kanun teklifini, eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki Dışişleri Komisyonu’na sevk edeceğini bildirdi. Teklif, komisyonda ele alınmasının ardından onaylanmak üzere Genel Kurul’a sunulacak.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, imzacı ülkelerden herhangi birine yönelik saldırının üç ülkeye yapılmış bir saldırı sayılması gibi önemli hükümler içeriyor. Bu düzenleme, NATO Antlaşması’nın 5. maddesini andırıyor.

Anlaşmada ayrıca ortak silah üretimi, savunma sanayisi şirketleri arasında teknoloji paylaşımı, askerî eğitim ve ortak tatbikatlar, uzman askerî personelin yetiştirilmesi, istihbarat paylaşımı ve terörle mücadele alanlarında iş birliğine ilişkin hükümler bulunuyor.

Kanun teklifinin parlamentoya sunulmasından bir gün önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile bölgesel güvenlik meselelerini görüştü.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre pazartesi günü telefonla gerçekleştirilen görüşmede iki bakan, Husilerin Suudi Arabistan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırılarına odaklandı.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Husilerin saldırılarını sert bir dille kınadı. Erdoğan, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırının aralarında umrecilerin de bulunduğu çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine ve yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açtığını söyledi.

csdfghy
Erdoğan, pazartesi akşamı Türkiye’de köy muhtarlarıyla yaptığı toplantıda konuşurken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, pazartesi gecesi ile salıyı bağlayan saatlerde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde köy muhtarlarıyla yaptığı toplantıda konuştu. Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırıların bölgedeki gerilimi ciddi ölçüde artırdığını belirten Erdoğan, Suudi Arabistan’ı “dost ve kardeş ülke” olarak nitelendirdi.


Türk yönetmen Çatak Şarku’l Avsat konuştu: Politik sinema dünyanın bilincini uyandırıyor

Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
TT

Türk yönetmen Çatak Şarku’l Avsat konuştu: Politik sinema dünyanın bilincini uyandırıyor

Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).

Türk yönetmen İlker Çatak, Sarı Zarflar filminin başrol oyuncusu Özgü Namal ile sanatsal iş birliğinin, henüz 15 yaşındayken annesiyle birlikte İstanbul’da izlediği bir tiyatro oyununa dayandığını söyledi. O dönem Namal’ın sahnedeki varlığından çok etkilendiğini anlatan Çatak, genç bir oyuncu olmasına rağmen sahnede herkesten daha güçlü bir etki bıraktığını belirtti. Gösterinin ardından annesiyle uzun süre Namal’ın yeteneği hakkında konuştuğunu aktaran yönetmen, oyuncunun sonraki yıllarda yıldızlaşma sürecini de yakından takip ettiğini ifade etti.

Çatak, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Sarı Zarflar filminin hazırlıkları sırasında oyuncu seçimi direktörünün Özgü Namal’ı önermesiyle eski anısının yeniden aklına geldiğini söyledi. Namal’ın oyunculuğu bırakmış olabileceğini düşündüğünü belirten yönetmen, oyuncunun İstanbul’dan uzakta, kırsal bir bölgede yaşadığını ancak projeyi görüşmek üzere kendisiyle buluşmaya geldiğini anlattı. Bu görüşmenin Namal’ın yeniden oyunculuğa dönme isteğiyle aynı döneme denk geldiğini kaydeden Çatak, yıllardır performansının izini taşıdığı bir oyuncuyla çalışma fırsatı bulduğunu dile getirdi.

Sarı Zarflar, El Gouna Film Festivali kapsamında gösteriliyor. Film, Türkiye’de sanatla uğraşan Derya ve Aziz adlı evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Tiyatro oyunlarının açılışında yaşanan bir olayın ardından hayatları altüst olan çift, devletin hedefi haline geliyor. İnançlarından ödün vermeden ayakta kalmaya çalışırken günlük hayatın gerekliliklerini de karşılamak zorunda kalan ikilinin evliliği giderek artan baskılarla karşı karşıya kalıyor. Ergenlik çağındaki kızları ise babasının geri adım atmayı reddeden tutumuyla annesinin ailenin geleceğini güvence altına alma çabası arasında sıkışıp kalıyor.

Türk yönetmen, Özgü Namal ve Türk oyuncu Tansu Biçer’i seçmesinde ikisinin de tiyatro geçmişine sahip olmasının önemli rol oynadığını belirtti. İstanbul’da küçük bir tiyatro işleten Biçer’in sahne konusunda geniş deneyime sahip olduğunu vurgulayan Çatak, ortak seçmeler sırasında iki oyuncunun birbirleriyle kurduğu uyumun kısa sürede ortaya çıktığını söyledi. İkilinin birlikte sergilediği performansta aradığı ilişkiyi gördüğünü kaydeden yönetmen, oyuncuların birbirlerine doğal biçimde karşılık verebildiklerini ve böylece evlilik sahnelerinin senaryodaki diyalogların ötesinde bir canlılık kazandığını ifade etti.

cd vdf
Yönetmen, politik temalı filmler yapmayı tercih ediyor (Yapım şirketi)

Çatak, başrol oyuncularına diyalogları şekillendirme konusunda geniş özgürlük tanıdığını, kelimeleri değiştirmelerine ve kendi ifadelerini kullanmalarına izin verdiğini anlattı. Oyuncuların deneyimlerinin, sahnenin anlamını koruyarak bunu başarabileceklerine dair kendisine güven verdiğini belirten yönetmen, onlarla çalışmayı Lionel Messi gibi bir futbolcuyla sözleşme yapmaya benzetti.

Çatak, bu düzeyde bir yeteneğe sahip olmanın yönetmene de sorumluluk yüklediğini belirterek oyuncuların kendilerini ortaya koyabilecekleri koşulları sağlamanın önemine dikkat çekti. Herkesin önceden belirlenmiş bir yaklaşımın dışına çıkmaktan çekinmeden konuşabildiği ve öneriler sunabildiği bir çalışma ortamı oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Bu güvenin kendi çalışma biçimini de etkilediğini söyleyen Çatak, oyuncuların çalışma sırasında ortaya koyduklarını dinlemeye ve farklı önerilere daha açık hale geldiğini dile getirdi. Oyuncunun duygusuna nasıl ulaştığını çözümlemesine ya da kullandığı yöntemleri açıklamasını istemesine gerek duymadığını belirten yönetmen, kamera karşısında ikna edici bir sonuç elde edilmesini yeterli bulduğunu ifade etti.

Başrol oyuncularının hayatlarını oyunculuğa adadıklarını ve mesleklerine ilişkin önemli bir birikim edindiklerini kaydeden Çatak, bu nedenle performanslarına ilişkin kararları kendilerinin verebilmesi için onlara gerçek bir alan açılması gerektiğini söyledi. Yönetmene göre oyuncunun özgürlüğü, öncelikle senaryonun sağlamlığına dayanıyor. Karakterin neyi savunduğunu ve neyin peşinde olduğunu açıkça bilen oyuncu, sahnenin bütünlüğünü bozmadan kendi kelimeleriyle kendini ifade edebiliyor.

Filmlerinde yıldız oyunculara yer verme konusuna da değinen Çatak, tanınmış isimlerle çalışmayı bir zorunluluk olarak görmediğini ancak bu isimlerin filmin daha geniş kitlelere ulaşma ihtimalini artırdığının farkında olduğunu söyledi. Batı toplumlarında izleyicilerin belirli oyuncuları tanıyabildiğini, buna karşılık başka ülkelerdeki önemli yeteneklerin yıllarca ortaya koydukları eserlere ve mesleklerine yaptıkları katkılara rağmen yeterince bilinmeyebildiğini belirtti.

Geçen yıl Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan filmin çekim sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çatak, önceki filmi Öğretmenler Odası ile Oscar yarışına ilişkin kampanya sona erdikten sonra çekimlere başladığını anlattı. Bu süreçte enerjisinin büyük bölümünü tükettiğini hissettiğini belirten yönetmen, aynı zamanda kariyerinin en büyük prodüksiyonuna hazırlanıyordu.

cd
Türk yönetmen İlker Çatak (Yapım şirketi)

Filmde diyaloglu rollerde yaklaşık 60 oyuncunun yer almasının geniş kapsamlı bir organizasyon gerektirdiğini vurgulayan Çatak, çok sayıda ayrıntıyı takip etmek zorunda kaldığını söyledi. Bunun yanı sıra kamera önünde olup bitenlere, sahnelere ve karakterlere odaklanması gerektiğini belirten yönetmen, yoğun iş yükünün çekim sürecini daha da zorlaştırdığını ifade etti.

Alman ekip ile Türk oyuncuların bir arada çalışmasının da süreci güçleştirdiğini anlatan Çatak, iki dili konuşabilen sınırlı sayıdaki kişiden biri olduğu için çeviri yapmak ve talimatları aktarmak gibi sorumlulukların önemli bölümünü üstlendiğini kaydetti.

Çatak, Öğretmenler Odası filmini tamamlamadan önceki dönemi de hatırlatarak kariyerinde hangi filmlere yer vermek istediğini ve yıllar sonra geriye dönüp baktığında nasıl bir filmografiye sahip olmayı arzuladığını düşünmeye başladığını söyledi.

Bazı sanatsal tercihlerin bir izleyici tarafından başarılı bulunurken bir başkasını rahatsız edebileceğini belirten Çatak, bir filmin nasıl karşılanacağını yapım aşamasında kesin olarak bilmenin mümkün olmadığını ifade etti. Bununla birlikte politik bir duruş taşıyan filmler yapmayı tercih ettiğini vurgulayan yönetmen, yaşadığımız dünyada toplumsal bilince ihtiyaç duyulduğunu düşündüğünü söyledi. Çatak, her sanatçının kendi eserlerinin niteliğini belirleme hakkına da saygı duyduğunu dile getirdi.

Çalışmaları sırasında bu özgürlük alanını aradığını ve filmleri hakkında farklı görüşlerin ortaya çıkmasını doğal karşıladığını belirten Çatak, yeni bir fikri denemenin onun reddedilmesi ihtimalini de göze almayı gerektirdiğini söyledi. Yönetmen, risk alma isteğinin Sarı Zarflar filmindeki sanatsal kararlarının ardındaki temel motivasyonlardan biri olduğunu sözlerine ekledi.