Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Mısır’da yapılacak COP27 İklim Konferansı sırasında protesto gösterilerini kışkırtmaya, kaos yaymaya ve istikrarı sarsmaya dahil oldukları gerekçesiyle İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
TT

Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)

Kahire, Libya ile ilgili uygulamalarına devam etmesi ve politikalarını değiştirmemesi nedeniyle Ankara ile bozulan ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik istikşafi görüşmelerin askıya alındığını duyurdu. Öte yandan Türk yetkililer, iki taraf arasındaki müzakerelerin çok yavaş ilerlemesine rağmen gözlemcilerin Mısır ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda ne kadar ciddi olduklarının bir göstergesi olarak değerlendirilen bir adım attılar.
Türkiye'deki Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimin) yakın sayfaların ve hesapların yanı sıra İhvan’a bağlı kanallarda çalışan gazeteciler, Türk yetkililerin Müslüman Kardeşler üyesi 34 kişiyi gözaltına aldıklarını aktardılar. Bu kişiler, 6-18 Kasım tarihlerinde Mısır’ın Şarm El-Şeyh bölgesinde yapılması planlanan COP27 İklim Konferansı sırasında istikrarı bozmak ve kaosu yaymak amacıyla 11 Kasım'da Mısır'da gösteri düzenlenmesi çağrılarına destek vermişlerdi.
Söz konusu sayfalar ve hesaplarda yazılanlara göre Mısır'da protestoları, şiddet eylemlerini, sabotajları koordine etmek ve kaos yaratmak amacıyla Telegram uygulaması üzerinden ‘Sarh’ adlı yeni bir kanal açmaya hazırlanan bu kişiler, kamu güvenliğini ciddi bir şekilde tehlikeye sokacağı değerlendirilen yabancılar hakkında G-87 tahdit kodu ile Türkiye'den sınır dışı edilenler listelerine alındı. Bu kişilerin aynı zamanda, Müslüman Kardeşler’in geçtiğimiz haftalarda sadece eş-Şark ve el-Vatan kanallarının kaldığı Türkiye'deki kısıtlamaları telafi etmek için Türkiye dışında kurmaya başladığı ve aralarında ‘Şuub'(Al-Shoob) adlı kanalın da yer aldığı diğer televizyon kanallarıyla bağlantı kurmaya da hazırlandıkları belirtildi. ‘Mekameleen’ adlı televizyon kanalı ise Londra'ya taşındı. Eş-Şark ve Mekameleen kanallarında çalışan bazı sunucuların da söz konusu çalışmalarına devam etmeleri engellendi.
Müslüman Kardeşler medyasının resmi Twitter hesabından, Eş-Şark eski Genel Yayın Yönetmeni Hüsam el-Gamri’nin  (cumayı cumartesiye bağlayan gece), Türk güvenlik güçleri tarafından evinde gözaltına alındığı duyurulmuştu. Gamri’nin sınır dışı edildiğine dair haberler olduğu belirtilirken, Gamri’nin nereye gideceği ise açıklanmadı.
Gamri, son zamanlarda bir yandan 11 Kasım’da Mısır’da protesto gösterilerinin başlaması, diğer yandan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin iktidarına karşı şiddetli protesto gösterileri düzenlenmesi için provokatif çağrılarda bulunuyordu. Gamri, son olarak provokatif çağrılarını ulaştırmak amacıyla El-Ahly ile Zamalek futbol takımları arasında cuma akşamı Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) el-Ayn şehrinde oynanan Mısır Süper Kupası maçının ardından, halkın maçı izlemek için Kahire ve ülke genelindeki kafelerde toplanmalarından yararlandı. Ancak İhvan ile bağlantılı bazı sayfalar Gamri’nin gözaltına alınmasının nedeninin bu olmadığını, 8 yılı aşkın bir süredir yaşadığı Türkiye'de yasal ikamet koşullarını ihlal etmesinden kaynaklandığını öne sürdüler.
Öte yandan İstanbul'da İhvan üyelerinin gözaltına alınmlarıyla ilgili gelişmeleri takip eden kaynaklar, Gamri’nin sınır dışı edileceği iddialarını reddettiler.
Gamri, gözaltına alınmasından önce, Mısır’da, Mühendislik Fakültesi'nde son sınıf öğrencisi olan en büyük oğlu Yusuf’un, 11 Kasım'da yapılması planlanan protestolar için yapılan çağrılarda aktif olması nedeniyle Ulusal Güvenlik tarafından gözaltına alındığı açıklamıştı.
Eş-Şark kanalı, Ghamri'nin sunduğu ‘Vizyon’ programını daha önce Türk yetkililerin talebi üzerine askıya almış ve Mısırlı liderlere karşı kışkırtma ve saldırıyı durdurma talimatına uymadığı için kanalın İstanbul'dan yaptığı yayınlar engellenmişti. Buna karşın kanal, sosyal medya hesaplarından talimatlara uymadan yayın yapmaya devam etti.
Ankara Kahire ile yakınlaşması çerçevesinde, Merhum Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarının devrilmesinden sonra İstanbul’un 2013 yılından bu yana ev sahipliği yaptığı İhvan'ın kanallarından ve medya platformlarından gelen yoğun saldırıyı durdurmaya çalıştı. Aralarında Mutaz Matar, Muhammed Nasır, Hamza Zuba ve eski oyuncu Hişam Abdullah'ın da bulunduğu çok sayıda medya profesyonelinin programları askıya alındı. Müslüman Kardeşler kanallarını talimatların ihlal edilmemesi konusunda uyaran Türk yetkililer, Mekameleen kanalının yayınını durdurmaya karar verdi. Kanal İstanbul'dan Londra'ya taşındı. Ancak Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Kahire, bu adımın yeterli olduğunu ve taleplerini tam olarak karşıladığını düşünmüyor. Ankara, Mısır mahkemeleri tarafından terör eylemlerine karışmakla yargılanan ve haklarında verilen kararlardan kaçan Müslüman Kardeşler liderleri ve üyelerini uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde teslim etmeyi ve bölge ülkelerinin işlerine karışmayı durdurmayı halen reddediyor.
Müslüman Kardeşler üyeleri ve İstanbul'da bulunan İhvan yanlısı bazı aktivistler, Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkilerin aralıksız düşmanlık ya da daim dostluk ile karakterize edilmediğinden, yurtdışındaki Mısır muhalefetinin ve kanallarının artık feda edildiği göz önüne alındığında Gamri'nin gözaltına alınmasının Türkiye'nin Mısır'a yönelik politikasındaki son değişikliğe bağladılar. Bunun yanında Müslüman Kardeşler içindeki bölünmeyi, hiçbir projesinin olmayışını ve İstanbul'da cephelere bölünmüşlüğüne yansıyan örgüt saflarındaki rekabeti kınadılar. Ayrıca İhvan’ın birden fazla cepheye (Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi, Değişim Hareketi ve geleneksel liderlerle çatışan diğer genç gruplar ve İbrahim Münir liderliğindeki Londra Cephesi) bölünmesiyle iç çatışmaların Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı muhalefete olan güvenini etkileyen kanallar, sayfalar ve açıklamalar aracılığıyla gün yüzüne çıkmasını eleştirdiler.
Mısır ile Türkiye arasındaki görüşmeler şu anda istihbarat servisleri düzeyinde devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay,  ‘Mısır ile görüşmelerin daha üst bir seviyeye çıkarılmasını umduğunu’ ifade etti.
Libya'da kara, deniz ve hava üslerinin yanı sıra binlerce asker bulunduran ve ülkeye paralı askerler getiren Türkiye, geçtiğimiz salı günü, Abdulhamid Dibeybe’nin başbakanı olduğu Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile iki anlaşma imzaladı. Bunlardan biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac arasında 27 Kasım 2019 tarihinde İstanbul'da Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası çerçevesindeki ek protokolleri içeriyor. Üç hafta önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Libyalı mevkidaşı Necle el-Menguş arasında Trablus'ta, 2019 yılında İstanbul’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın uygulanması çerçevesinde Akdeniz'de ve Libya kıyılarında hidrokarbon (petrol ve doğal gaz) kaynaklarının ortak keşif çalışmaları yapılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalandı. Türkiye’den Cumhurbaşkanlığının yanı sıra Dışişleri, Savunma, Enerji ve Doğal Kaynaklar bakanlıkları yetkililerinin yer aldığı üst düzey bir heyetin 3 Ekim'de Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında imzalanan mutabakat zaptı, Libya Temsilciler Meclisi (TM), TM’nin desteklediği İstikrar Hükümeti ve DYK’nın bazı üyelerinin tepkisini çekti. Mısır, Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) ve ABD’den de itirazlar geldi. Çünkü imzaya taraf olan Dibeybe hükümetinin görev süresi, Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun (LSDF) yayınladığı yol haritasına göre 24 Aralık 2021 tarihinde sona erdi ve bu yüzden herhangi bir mutabakat zaptı ya da anlaşma imzalama yetkisi yok.



Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
TT

Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)

Emel Şehade

İsrail, Suriye'deki askeri üstünlüğünü korumaya çabalıyor. İsrailli yetkililerden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik artan açıklamalara ve tehditlere, ayrıca Tel Aviv'in Türkiye'nin Suriye'de konuşlandığı yönündeki iddialarına rağmen güvenlik kurumundan bir kaynak, İsrail'in Suriye'deki saldırılarının ardından tansiyonun yükseldiği bir ortamda bu ilişkilerin dondurulduğundan bahseden raporlara karşın, iki taraf arasında mesajlaşmak ve sürtüşmeden kaçınmak için gizli iletişim kanallarının bulunduğunu ortaya çıkardı.

İsrail, Şam hükümetine Suriye ordusunun kapasitesinin güçlendirilmesine karşı olmadığını, ancak sınırlarının yakınlarında yeni bir tehdidin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğini vurgulayan bir mesaj iletti. Suriye dosyasının ele alındığı güvenlik kurumu toplantılarından sızan bilgilere göre İsrail, Türkiye'yi bir hasma dönüştürme arayışında değil ve mevcut durumu korumaya çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, İsrail'in Türkiye ile gerilimi tırmandırmakta hiçbir çıkarı olmadığını belirterek, Tel Aviv'in mevcut her türlü görüş ayrılığı veya gerilimle başa çıkmak için Ankara ile diplomatik çözümleri tercih ettiğini ifade etti.

Ancak güvenlik kaynağından aktarıldığına göre İsrail, mesajların amacına ulaşamadığı durumlarda harekete geçmek zorunda kalıyor ve Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığına karşı özellikle de İsrail Hava Kuvvetleri'nin hareket serbestisini tehdit edebilecek hava savunma sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve füzelerin getirilmesi gibi konularda kırmızı çizgiler belirliyor. İsrail, Ankara'nın Suriye’deki havaalanına bir radar konuşlandırmaya ve daha sonra buna Türk askerleri tarafından işletilecek hava savunma sistemleri bağlamaya hazırlandığını ABD'ye bildirdi. İsrail'e göre bu adım bölgesel güç dengesinde bir kırılmaya/dönüşüme yol açabilir.

Tel Aviv, Türklerin Suriye'de ne radar sistemleri ne de önleme bataryaları olmak üzere hiçbir hava savunma sistemi kurmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Ayrıca İHA pistleri ya da Golan Tepeleri'nde ve hatta Celile'de aynı anda binlerce hedefi vurabilecek binlerce mini İHA fırlatma sistemlerinin getirilmesi de dahil olmak üzere, stratejik dengeleri değiştirecek silahların Suriye'ye sokulmasına izin vermiyor.

İsrail ordusu, Suriye'nin topraklarının geniş bir bölümünde silahsızlandırılması gerektiği ve Suriye semalarında hava üstünlüğünü korumaya kararlı olduğu görüşünde. Bu durum orduya serbestçe hareket etme ve İran ile Irak gibi üçüncü çember ülkelerinde operasyon yapabilme imkânı tanıyor.

cvf
İsrail ordusuna göre Suriye'nin silahsızlandırılması gerekiyor (AFP)

İsrail, Türk sistemlerinin intikali için kesin bir tarih belirlememiş olsa da Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü bu konuşlanmanın olası hedefi olarak değerlendiriyor.

Buna karşın İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye'nin Suriye'de son derece müdahil olmasına rağmen ülkenin kuzeyindeki varlığını daralttığını ve oradaki pek çok askeri üssünün şu anda boş olduğunu ifade ediyor. Yetkililere göre dünyada pek çok aktörün Suriye'nin istikrarını önemsediği, her şeyden önce de İran'ın ve ortağı Rusya'nın Suriye topraklarına geri dönüşünü engellemeye odaklandığı bir dönemde İsrail, bu mantığın aleyhine hareket ediyor. Böylece yalnızca Suriyelileri değil, başta ABD olmak üzere bölgedeki tüm ilgili güçleri de kendisinden uzaklaştırıyor.

Bu tablo karşısında İsrail'in Suriye'ye yönelik bombardımanlarının Türkleri uzaklaştırmaya yetip yetmeyeceği, diplomatik yolların tükenip tükenmediği ve İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Direktörü Roman Gofman’ın Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani ile yaptığı tek bir görüşmenin kesintisiz bir diplomatik sürecin yerini alıp alamayacağı gibi pek çok soru gündeme taşındı.

Bu sorulara verilen yanıtlar kapsamında İsrail'in Ortadoğu'daki pek çok yeni teste cevap üretecek yeni bir politika geliştirmesi gerektiği belirtildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Suriye'nin kuzeyinde tehlikeli ve amaçsız noktasal bir operasyonla övündüğü bir dönemde, burnunun dibinde İsrail'in parçası olmadığı yeni ittifaklar kuruluyor. Yalnızca bombardımanla güvenlik tesis edilemez ve tehditler önlenemez, çünkü bu durum, planlı bir politikanın ve Netanyahu döneminde içi boşaltılan diplomasinin yerini tutamaz. İsrail'in, Suriye ve Türkiye politikasına ilişkin olarak ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın uyarılarına kulak vermesi ve Türkiye ile bir gerilime girmekten sakınması gerekiyor.

Netanyahu, güvenlik kurumlarının üst düzey yetkililerinin katılımıyla Suriye ve Lübnan dosyalarını görüşmek üzere birden fazla toplantı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, İsrail'deki siyasi kademenin açıklamalarından ve artan tehditlerinden duydukları endişeyi dile getirerek, bu söylemlerin bölgeyi tehlikeli bir güvenlik tırmanışına sürükleme riski konusunda uyardılar.

Özellikle İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli bir maceraya sürüklediğini ve İsrail'in hiçbir tarafın güvenliğini tehdit etmesine izin vermeyeceğini iddia ettiği açıklamaları dikkati çekti. Katz bu açıklamaları ABD Temsilcisi Tom Barrack'ın, İsrail'in Ebu Zuhur Havalimanı'na hava saldırısı düzenleme kararında dayandığı bir istihbarat raporunun bulunmadığı yönündeki ifadelerine yanıt verdiği sırada dile getirdi.

İsrail gazetesi Haaretz yayımlanan bir haberde, Katz ile Barrack arasındaki aleni anlaşmazlıkların, ABD-İsrail görüş ayrılıklarının giderek gün yüzüne çıktığı son döneme kıyasla nadir bir durum olduğu değerlendirildi. Haberde ayrıca, ABD yönetiminin Netanyahu'nun iç siyasi arenada karşı karşıya kaldığı kısıtlamaları ve seçmenlerinin gözünde zayıf görünme korkusunu belirli bir ölçüde anlayışla karşılıyor olma ihtimaline dikkat çekildi.

Medya organları askeri bir yetkiliye dayandırdıkları haberlerde, İsrail'in asıl ikileminin, Türklerin Suriye topraklarına gelişmiş silahlar ve teknolojik araçlar yerleştirmeye kalkışması durumunda ne yapacağı noktasında yattığını aktardı. Bu kapsamda, düzenlenen saldırının amacının Ankara ve Şam'a İsrail'in hava üssüne gelişmiş insansız hava araçları, hava savunma sistemleri ve hassas füzelerin konuşlandırılmasını kabul etmeyeceği mesajını vermek olduğu öne sürüldü.

Öte yandan İsrail ordusu istihbarat birimlerinde eski bir albay olarak çeşitli görevlerde bulunmuş olan Dayan Merkezi araştırmacısı Michael Milstein, ‘Erdoğan rejimini İsrail'e düşman bir hasım’ olarak nitelendirerek, ordunun ve ilgili tüm birimlerin sınır hattına yerleşme çabaları karşısında teyakkuz halinde kalması çağrısında bulundu.

Fakat aynı zamanda Türkiye kaynaklı tehditlerin siyasi bir diyalog ve söylemle bertaraf edilmesinin mümkün ya da İsrail'in Suriye'deki saldırısının nihai ve zorunlu bir çıkış yolu olup olmadığının yanı sıra Ankara ile bir çatışmanın gelişmesi senaryosuna ve bunun uçuş hatları, ticaret ve enerji tedariki de dahil olmak üzere askeri, siyasi ve ekonomik tüm düzeylerdeki sonuçlarına ilişkin tüm analiz ve değerlendirmelerin İsrail'de yapılıp yapılmadığını sorguladı.

Milstein'a göre en kritik ve tehlikeli husus ise 7 Ekim 2023’ten bu yana süregelen diğer tüm cepheler -başta nükleer programının İsrail gündeminin merkezinde yer alması gereken İran olmak üzere- hâlâ aktifken yeni bir cephe daha açmanın ne anlama geleceğine ilişkin sorusuydu.

İsrail'deki birçok siyasi, güvenlik ve askeri merciyle örtüşen bir tutum sergileyen Milstein, “Bizden tamamen nesnel, yalnızca mesleki bir değerlendirmeye dayalı ve iç mutabakata tabi adımlar olarak görmemiz istenen girişimlerin arkasında siyasi saiklerin bulunduğuna dair ciddi şüpheler var. Son yıllarda tam aksini kanıtlayan ve bu tür soruların sorulmasını haklı çıkaran pek çok adım atıldı. Kamuoyu bu soruları sormakla ve aynı zamanda yöneltilen en ufak bir eleştirinin gevşeklik ya da vatanseverlikten yoksunluk olarak nitelendirilmesine karşı çıkmakla yükümlüdür” ifadelerini kullandı.


Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
TT

Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, dün (çarşamba) yaptığı açıklamada Ankara'nın “Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğini” bildirdi. Açıklamada, İsrail'in Suriye'nin Türk güçlerinin Ebu Zuhur Havaalanı'na konuşlanmasına izin verdiği yönündeki iddialarının temelsiz olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu gibi Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilmesini desteklediği vurgulanarak, bunun sağlanmasının tek yolunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarından vazgeçmesinden geçtiği ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, Suriye'de güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla meşru bir zeminde Suriye hükümetiyle iş birliğini kararlılıkla sürdürecek ve hiçbir şekilde Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyecektir.”

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, dün Suriye'nin güneyindeki bölgede incelemelerde bulunarak burada konuşlanan askerlerle bir araya geldi.

Zamir'in açıklamaları, İsrail basını tarafından Suriye ve Türkiye hükümetlerine yönelik mesajlar olarak değerlendirildi. Zamir, “Ne olduğunu görüyor ve Suriye cephesindeki gelişmeleri takip ediyoruz. Düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğiz. Gücümüzü gereken yerde ve gereken zamanda, hassas bir şekilde nasıl kullanacağımızı biliyoruz” dedi.