Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Mısır’da yapılacak COP27 İklim Konferansı sırasında protesto gösterilerini kışkırtmaya, kaos yaymaya ve istikrarı sarsmaya dahil oldukları gerekçesiyle İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
TT

Türkiye’den Mısır ile normalleşmeyi hızlandırmak için yeni girişim: İhvan üyesi gazetecilerin çalışmaları durduruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (AFP)

Kahire, Libya ile ilgili uygulamalarına devam etmesi ve politikalarını değiştirmemesi nedeniyle Ankara ile bozulan ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik istikşafi görüşmelerin askıya alındığını duyurdu. Öte yandan Türk yetkililer, iki taraf arasındaki müzakerelerin çok yavaş ilerlemesine rağmen gözlemcilerin Mısır ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda ne kadar ciddi olduklarının bir göstergesi olarak değerlendirilen bir adım attılar.
Türkiye'deki Müslüman Kardeşler’e (İhvan-ı Müslimin) yakın sayfaların ve hesapların yanı sıra İhvan’a bağlı kanallarda çalışan gazeteciler, Türk yetkililerin Müslüman Kardeşler üyesi 34 kişiyi gözaltına aldıklarını aktardılar. Bu kişiler, 6-18 Kasım tarihlerinde Mısır’ın Şarm El-Şeyh bölgesinde yapılması planlanan COP27 İklim Konferansı sırasında istikrarı bozmak ve kaosu yaymak amacıyla 11 Kasım'da Mısır'da gösteri düzenlenmesi çağrılarına destek vermişlerdi.
Söz konusu sayfalar ve hesaplarda yazılanlara göre Mısır'da protestoları, şiddet eylemlerini, sabotajları koordine etmek ve kaos yaratmak amacıyla Telegram uygulaması üzerinden ‘Sarh’ adlı yeni bir kanal açmaya hazırlanan bu kişiler, kamu güvenliğini ciddi bir şekilde tehlikeye sokacağı değerlendirilen yabancılar hakkında G-87 tahdit kodu ile Türkiye'den sınır dışı edilenler listelerine alındı. Bu kişilerin aynı zamanda, Müslüman Kardeşler’in geçtiğimiz haftalarda sadece eş-Şark ve el-Vatan kanallarının kaldığı Türkiye'deki kısıtlamaları telafi etmek için Türkiye dışında kurmaya başladığı ve aralarında ‘Şuub'(Al-Shoob) adlı kanalın da yer aldığı diğer televizyon kanallarıyla bağlantı kurmaya da hazırlandıkları belirtildi. ‘Mekameleen’ adlı televizyon kanalı ise Londra'ya taşındı. Eş-Şark ve Mekameleen kanallarında çalışan bazı sunucuların da söz konusu çalışmalarına devam etmeleri engellendi.
Müslüman Kardeşler medyasının resmi Twitter hesabından, Eş-Şark eski Genel Yayın Yönetmeni Hüsam el-Gamri’nin  (cumayı cumartesiye bağlayan gece), Türk güvenlik güçleri tarafından evinde gözaltına alındığı duyurulmuştu. Gamri’nin sınır dışı edildiğine dair haberler olduğu belirtilirken, Gamri’nin nereye gideceği ise açıklanmadı.
Gamri, son zamanlarda bir yandan 11 Kasım’da Mısır’da protesto gösterilerinin başlaması, diğer yandan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin iktidarına karşı şiddetli protesto gösterileri düzenlenmesi için provokatif çağrılarda bulunuyordu. Gamri, son olarak provokatif çağrılarını ulaştırmak amacıyla El-Ahly ile Zamalek futbol takımları arasında cuma akşamı Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) el-Ayn şehrinde oynanan Mısır Süper Kupası maçının ardından, halkın maçı izlemek için Kahire ve ülke genelindeki kafelerde toplanmalarından yararlandı. Ancak İhvan ile bağlantılı bazı sayfalar Gamri’nin gözaltına alınmasının nedeninin bu olmadığını, 8 yılı aşkın bir süredir yaşadığı Türkiye'de yasal ikamet koşullarını ihlal etmesinden kaynaklandığını öne sürdüler.
Öte yandan İstanbul'da İhvan üyelerinin gözaltına alınmlarıyla ilgili gelişmeleri takip eden kaynaklar, Gamri’nin sınır dışı edileceği iddialarını reddettiler.
Gamri, gözaltına alınmasından önce, Mısır’da, Mühendislik Fakültesi'nde son sınıf öğrencisi olan en büyük oğlu Yusuf’un, 11 Kasım'da yapılması planlanan protestolar için yapılan çağrılarda aktif olması nedeniyle Ulusal Güvenlik tarafından gözaltına alındığı açıklamıştı.
Eş-Şark kanalı, Ghamri'nin sunduğu ‘Vizyon’ programını daha önce Türk yetkililerin talebi üzerine askıya almış ve Mısırlı liderlere karşı kışkırtma ve saldırıyı durdurma talimatına uymadığı için kanalın İstanbul'dan yaptığı yayınlar engellenmişti. Buna karşın kanal, sosyal medya hesaplarından talimatlara uymadan yayın yapmaya devam etti.
Ankara Kahire ile yakınlaşması çerçevesinde, Merhum Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarının devrilmesinden sonra İstanbul’un 2013 yılından bu yana ev sahipliği yaptığı İhvan'ın kanallarından ve medya platformlarından gelen yoğun saldırıyı durdurmaya çalıştı. Aralarında Mutaz Matar, Muhammed Nasır, Hamza Zuba ve eski oyuncu Hişam Abdullah'ın da bulunduğu çok sayıda medya profesyonelinin programları askıya alındı. Müslüman Kardeşler kanallarını talimatların ihlal edilmemesi konusunda uyaran Türk yetkililer, Mekameleen kanalının yayınını durdurmaya karar verdi. Kanal İstanbul'dan Londra'ya taşındı. Ancak Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Kahire, bu adımın yeterli olduğunu ve taleplerini tam olarak karşıladığını düşünmüyor. Ankara, Mısır mahkemeleri tarafından terör eylemlerine karışmakla yargılanan ve haklarında verilen kararlardan kaçan Müslüman Kardeşler liderleri ve üyelerini uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde teslim etmeyi ve bölge ülkelerinin işlerine karışmayı durdurmayı halen reddediyor.
Müslüman Kardeşler üyeleri ve İstanbul'da bulunan İhvan yanlısı bazı aktivistler, Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkilerin aralıksız düşmanlık ya da daim dostluk ile karakterize edilmediğinden, yurtdışındaki Mısır muhalefetinin ve kanallarının artık feda edildiği göz önüne alındığında Gamri'nin gözaltına alınmasının Türkiye'nin Mısır'a yönelik politikasındaki son değişikliğe bağladılar. Bunun yanında Müslüman Kardeşler içindeki bölünmeyi, hiçbir projesinin olmayışını ve İstanbul'da cephelere bölünmüşlüğüne yansıyan örgüt saflarındaki rekabeti kınadılar. Ayrıca İhvan’ın birden fazla cepheye (Mahmud Hüseyin liderliğindeki İstanbul Cephesi, Değişim Hareketi ve geleneksel liderlerle çatışan diğer genç gruplar ve İbrahim Münir liderliğindeki Londra Cephesi) bölünmesiyle iç çatışmaların Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı muhalefete olan güvenini etkileyen kanallar, sayfalar ve açıklamalar aracılığıyla gün yüzüne çıkmasını eleştirdiler.
Mısır ile Türkiye arasındaki görüşmeler şu anda istihbarat servisleri düzeyinde devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay,  ‘Mısır ile görüşmelerin daha üst bir seviyeye çıkarılmasını umduğunu’ ifade etti.
Libya'da kara, deniz ve hava üslerinin yanı sıra binlerce asker bulunduran ve ülkeye paralı askerler getiren Türkiye, geçtiğimiz salı günü, Abdulhamid Dibeybe’nin başbakanı olduğu Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile iki anlaşma imzaladı. Bunlardan biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac arasında 27 Kasım 2019 tarihinde İstanbul'da Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası çerçevesindeki ek protokolleri içeriyor. Üç hafta önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Libyalı mevkidaşı Necle el-Menguş arasında Trablus'ta, 2019 yılında İstanbul’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın uygulanması çerçevesinde Akdeniz'de ve Libya kıyılarında hidrokarbon (petrol ve doğal gaz) kaynaklarının ortak keşif çalışmaları yapılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalandı. Türkiye’den Cumhurbaşkanlığının yanı sıra Dışişleri, Savunma, Enerji ve Doğal Kaynaklar bakanlıkları yetkililerinin yer aldığı üst düzey bir heyetin 3 Ekim'de Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında imzalanan mutabakat zaptı, Libya Temsilciler Meclisi (TM), TM’nin desteklediği İstikrar Hükümeti ve DYK’nın bazı üyelerinin tepkisini çekti. Mısır, Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) ve ABD’den de itirazlar geldi. Çünkü imzaya taraf olan Dibeybe hükümetinin görev süresi, Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun (LSDF) yayınladığı yol haritasına göre 24 Aralık 2021 tarihinde sona erdi ve bu yüzden herhangi bir mutabakat zaptı ya da anlaşma imzalama yetkisi yok.



Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Husilerin Riyad’a yönelik saldırılarına sert tepki: Lanetliyoruz, Türkiye, Suudi Arabistan'ın yanındadır

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Husilerin Riyad’a yönelik saldırılarına sert tepki: Lanetliyoruz, Türkiye, Suudi Arabistan'ın yanındadır

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki uluslararası havalimanına yönelik saldırılara Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan tepki geldi.

12 Ekim Pazartesi günü Kabine Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada Erdoğan, "Husiler tarafından 10 Ekim'de Riyad Kral Halid Havalimanı'nı hedef alan saldırıları en güçlü şekilde lanetliyoruz. Türkiye, Suudi Arabistan'ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

"Kıymetli vatandaşlarım; bölgemizdeki çatışma alanlarına maalesef her gün yenileri ekleniyor. Lübnan’dan Yemen’e ve İran’a uzanan hatta gerilim tırmanmakta, özellikle vekil güçler aracılığıyla farklı hesaplar görüşülmeye çalışılmaktadır. Türkiye bir süredir etrafını çevreleyen kriz kuşağına rağmen istikrar adası, güven ve huzur adası konumunu her geçen gün perçinlemektedir. Bölgesel sahiplenme anlayışıyla anlaşmazlıkların harp sahasında değil, müzakere masasında diyalog ve diplomasiyle çözümünü savunuyoruz. Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı temel ilkemizdir. Bize göre bölünme ve parçalanma sadece bölgemizi kan gölüne çevirmek isteyen şer odaklarının çıkarlarına hizmet edecektir. Bu minvalde Husiler tarafından 10 Ekim’de Riyad Kral Halit Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan ve 12 kişinin hayatını kaybettiği, 309 kişinin yaralandığı saldırıları en güçlü biçimde lanetliyoruz. Aralarında umre ziyareti yapanların da olduğu vefat eden kardeşlerimize yüce Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz. Türkiye hukuk ve insanlık dışı saldırılar karşısında Suudi Arabistan’ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır.

Burada şunu da ifade etmekte fayda görüyorum: Pakistan ve Suudi Arabistan’la birlikte 7 Ağustos’ta imzaladığımız ortak savunma anlaşmasının kurumsal altyapısını oluşturma çalışmalarımız devam ediyor. Savunma iş birliğimizi iki temel kulvarda ilerletiyoruz. İlk olarak kolektif savunma ve bölgesel iş birliği hedefleri doğrultusunda çalışıyoruz. İkinci olarak bu iş birliğinin kalıcı ve işleyen bir kurumsal yapıya kavuşması için gerekli adımları atıyoruz.

Bilinmesini isterim ki NATO’da olduğu gibi ortak savunma anlaşması kapsamındaki faaliyetler de ulusal mevzuatımız temelinde yürütülecektir. Türkiye’yi farklı bir yerde resmetmeye çalışan ve kime hizmet ettiği aşikâr olan söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Anlaşmanın iç onay işlemlerinin tamamlanması için, önümüzdeki günlerde Gazi Meclisimize sevkine yönelik çalışmalarımız sürüyor. Türkiye’nin duruşu, hassasiyetleri ve savunduğu ilkeler bellidir. Biz hadiselere etnik ve mezhebi bir mercekten asla bakmıyoruz. Biz bölgemizin tamamından barışın ve istikrarın hâkim olmasını istiyoruz. Bundan sonra da bölgesel sahiplenme temelinde barışı savunmaya, barış için gayret göstermeye devam edeceğiz."


Dörtlü Grup’tan Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırılarına en sert kınama

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
TT

Dörtlü Grup’tan Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırılarına en sert kınama

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye’den oluşan Dörtlü Grup, pazar günü yayımladığı ortak açıklamada, Husi milislerinin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden saldırılarını en sert ifadelerle kınadı.

Açıklamada, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan ve çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan saldırıların yanı sıra altyapı ve sivil tesislerde hasara neden olan eylemlerin uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğu vurgulandı.

Dörtlü Grup, söz konusu saldırıların Suudi Arabistan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik açık bir saldırı, ülkenin güvenliği ve istikrarı ile sivillerin can güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olduğunu belirtti. Açıklamada, bu saldırıların hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacak veya kabul edilemeyecek ciddi bir tırmanış anlamına geldiği ifade edildi.

Grup, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin bu saldırılarla mücadele etmek, tehdit kaynaklarını caydırmak ve saldırıların tekrarlanmasını önlemek amacıyla attığı tüm meşru adımları desteklediğini yineledi. Açıklamada, bu desteğin Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmayı, ülkedeki vatandaşların ve ikamet edenlerin güvenliğini korumayı amaçladığı ve Birleşmiş Milletler Şartı ile uluslararası hukukla uyumlu olduğu kaydedildi.

Dörtlü Grup ülkeleri, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden saldırıların tüm sonuçlarından Husi milislerini tamamen sorumlu tutarak saldırıların derhal ve koşulsuz biçimde durdurulmasını talep etti.


PKK militanlarını Türkiye’den çekiyor

Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Eş Başkanı Veysi Hozat, 11 Temmuz 2025’te Irak’ın kuzeyinde düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, PKK’lı 30 militanın önünde yer aldı. (Reuters)
Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Eş Başkanı Veysi Hozat, 11 Temmuz 2025’te Irak’ın kuzeyinde düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, PKK’lı 30 militanın önünde yer aldı. (Reuters)
TT

PKK militanlarını Türkiye’den çekiyor

Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Eş Başkanı Veysi Hozat, 11 Temmuz 2025’te Irak’ın kuzeyinde düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, PKK’lı 30 militanın önünde yer aldı. (Reuters)
Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Eş Başkanı Veysi Hozat, 11 Temmuz 2025’te Irak’ın kuzeyinde düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, PKK’lı 30 militanın önünde yer aldı. (Reuters)

PKK, barış sürecini hızlandırma çabaları kapsamında Türkiye toprakları içindeki ve yakın bölgelerdeki silahlı unsurlarını geri çektiğini duyurdu.

Örgüt, birkaç gün önce Türkiye topraklarında ve sınır bölgelerinin yakınında bulunan, çatışma çıkması açısından herhangi bir tehdit oluşturmayan bütün silahlı unsurlarını geri çektiğini açıkladı. Örgüt, böylece “silahlı mücadeleyi sona erdirme ve demokratik siyasi faaliyetlere geçişle ilgili tüm adımları” barış süreci kapsamında yerine getirdiğini savundu.

PKK ayrıca aynı dönemde, sınırdan uzak olmalarına rağmen Türkiye tarafından tehdit olarak algılanmamaları amacıyla Irak’ın kuzeyindeki Zap bölgesinin batısında bulunan Metina’da dört tünel ve askerî mevziyi de boşalttığını bildirdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise sahadaki gözlemler ve partisinin Irak’ın kuzeyinden aldığı bilgiler doğrultusunda, silahsızlanma sürecinin tamamen sona erdiğinin 27 Kasım’da ilan edilmesini beklediğini söyledi.

Televizyon programında konuşan Bakırhan, “barış sürecinin” giderek tamamlanma aşamasına yaklaştığını belirterek, 2013-2015 yılları arasında yürütülen sürece kıyasla mevcut sürece yönelik gerçek bir güven bulunduğunu vurguladı.