Ukrayna’dan sonra küresel krizin yeni adresi Tayvan mı?

Şarku’l Avsat Ukrayna’dan sonra küresel krizin adresi olmaya aday olan Tapei’de

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) son kongresi Tayvan sorununu Hong Kong örneğindeki gibi çözme ihtimalini sona erdirdi
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) son kongresi Tayvan sorununu Hong Kong örneğindeki gibi çözme ihtimalini sona erdirdi
TT

Ukrayna’dan sonra küresel krizin yeni adresi Tayvan mı?

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) son kongresi Tayvan sorununu Hong Kong örneğindeki gibi çözme ihtimalini sona erdirdi
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) son kongresi Tayvan sorununu Hong Kong örneğindeki gibi çözme ihtimalini sona erdirdi

Büyük siyasi tartışmalar ve çekişmeler, eğer koşullar uygunsa yerini genellikle, kalıcı bir kriz kaynağına ya da sonraki çatışmaları ateşleyecek bir fitile dönüşen belirsiz coğrafi ayrışmalara bırakır. Tayvan, Ukrayna'daki savaş nedeniyle çalkantılı olan uluslararası sahnede bugün dikkatleri önemli ölçüde üzerine çeken bu ayrışma noktalarından biridir. Bazıları, uluslararası sistemi yeniden şekillendirme sürecini frenleyecek bir krizin potansiyel merkez üssü olduğunu düşünürken bazıları, bu durumu bölgesel ve uluslararası dengelerin yeni haritasının çizilmesi için bir fırsat olarak görüyorlar.
ABD yönetimi, Washington’ın Tayvan Adası’na yönelik politikasında onlarca yıldır uyguladığı ‘stratejik belirsizlik’ politikasının artık geçerli olmadığının farkına vardı. Çünkü bugünün Çin’inin, geçtiğimiz yüzyılın 1970’li yıllarından çok farklı olduğundan ve askeri işgal ihtimalleri gerçeğe dönüştüğünden böyle bir durumda müdahale etmek zorunda kalıyor.

Taipei’den bir kare (AP)
Şarku’l Avsat’ın Tayvan’ın başkenti Taipei’de son iki günde görüştüğü tüm gözlemciler, yaptıkları değerlendirmelerde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i beş yıl daha ÇKP lideri olarak kalmasının önünü açan son ÇKP Kongresi’nden sonra 7 kişilik Merkezi Askeri Komisyon’un (MAK) yeni oluşumda, liderlik koltuklarında başka akımların olduğu üzerinde durdular.
United Daily News (UDN) yazarı Wang Litaw, son ÇKP Kongresi’nden çıkan bildiride, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun, değişimlerin ve gelişmelerin yaşandığı bu dönemde, son teknoloji ürünü teçhizatla donatılması ve bölgesel savaşlarda zafer elde etmesi gerektiği’ vurgusuna dikkati çekti.
Çin Devlet Başkanı Şi, ÇKP Kongresi’ndeki konuşmasında, “Tayvan Çin’indir” ifadelerini kullandı. Birliğin barışçıl şekilde devam etmesi için her türlü çabanın sürdürülmesi gerektiğini yineleyen Şi, buna karşın Tayvan’ın iç işlerine yönelik herhangi bir provokasyonu ya da dış müdahaleyi durdurmak ve bir avuç ayrılıkçıyı Ada’da tutmak için askeri güç kullanma seçeneğinden vazgeçmeyeceğini vurguladı.
Batı ile gerginliğin önümüzdeki beş yıl içinde artmaya devam edeceğini söyleyen Şi, “Merkezi Askeri Komisyon’da savaşmaya hazır insanlar yer alıyor. Çünkü mücadele ruhundan yoksun olanların ÇKP’de yeri yok” dedi.
Burada ÇKP Kongresi’nden, ilk kez Tayvan’ın bağımsızlığına karşı mücadele çerçevesinde Parti tüzüğünde bir değişiklik yapılmasının kararlaştırıldığını belirtilmekte fayda var. Tayvan Savunma Bakanı Chiu Kuo-cheng, Çin’den gelen ve yeni, daha katı bir stratejiyi yansıtan son sinyaller ve teknolojik savaş konusunda net bir bahis konusundaki endişelerini dile getirdi.
Washington, kısa bir süre önce yeni ulusal güvenlik stratejisinde ‘Çin’in uluslararası sistemi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan tek ülke olduğu ve bu amaca ulaşmak için ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik gücünü kullandığı’ konusunda uyarmıştı.
Washington ile Pekin arasında birçok cephede yükselen tansiyon, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin Ağustos ayı başlarında Tayvan’ı ziyaret etmesinin ardından doruğa ulaştı. Çin, Tayvan Boğazı’nda geniş kapsamlı askeri tatbikatlarla karşılık verirken iklim değişikliğiyle mücadele de dahil olmak üzere birçok hayati öneme sahip alanda ABD ile iş birliğini askıya aldı.
Tayvanlılar tamamen ABD'nin askeri ve siyasi desteğine bağımlı olduklarının farkında olsalar da Washington'ın adanın Pekin ile mücadelesini kendilerine karşı kullanmasının yansımalarından çekiniyorlar. Son olarak ABD Başkanı Joe Biden’ın, Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı ve Çin’in Tayvan’a saldırması durumunda ABD'nin askeri müdahalede bulunacağını iddia ettiği açıklama olmak üzere ABD’nin sert tutumlar sergilemesinden duydukları memnuniyetsizliği de gizlemiyorlar.
Biden’ın açıklaması, Çinli yetkilileri kızdırırken ABD dış politikasının birçok üst düzey yetkilisini utandırdı. Bunların arasında ABD Yönetimi içinde ve dışında bulunan Biden destekçileri de yer alıyor. Biden’ın açıklamasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanlığı da ABD’nin Tayvan politikasının değişmediği açıklamasında bulunmak zorunda kaldı.
Ancak asıl sorun, Washington'ın Çin Halk Cumhuriyeti'ni Çin ülkesinin tek meşru temsilcisi olarak tanıdığı ve Tayvan'ı tanımaktan vazgeçtiği 1979 tarihli bu politikadır. Bu politika, içinde çelişki tohumunu barındıran bir denkleme dayanıyor. Bir yandan ABD, Pekin'in Tayvan'ın ayrı bir egemen varlık olmadığını kabul etmeye devam ederken, diğer yandan Tayvan'ın Çin'in bir parçası olduğu açıklamasını kabul etmemekte ısrar ediyor. Bu çelişki, 1978 yılının Aralık ayında yayınlanan Çin-ABD ortak bildirisinde açıkça görülüyor. Bildirinin Çincesinde, ABD'nin Tayvan'ı Çin'in bir parçası olarak ‘tanıdığı’ belirtilirken İngilizcesinde ABD'nin Tayvan'ın Çin'in bir parçası olduğuna dair ‘Çin bildirgesini tanıdığı’ belirtiliyor. Bu çelişkiye, ABD'nin Tayvan’daki büyükelçiliğini kapatıp Çin ile karşılıklı olarak büyükelçi göndermesi sonrası ABD Kongresi’nin, ABD'nin Çin Halk Cumhuriyeti ile bağlarının ‘Tayvan'ın geleceğini barışçıl yollarla belirlemeye’ dayandığı belirtilen ‘Tayvan İlişkileri Yasası’nı kabul etmesi eklendi. Pekin, buna o tarihte uymadığı gibi halen bu tutumundan vazgeçmiş değil. Washington ayrıca Tayvan'a savunma silahları sağlama ve ‘ABD'nin Tayvan halkının güvenliğinin yanı sıra ekonomik ve sosyal düzenini tehdit eden herhangi bir güç ya da şiddet kullanımına karşı koyma kabiliyetini koruma’ sözü verdi.
ABD tarafından ‘stratejik belirsizlik’ olarak adlandırılan bu politika, İsrail'in elinde olduğunu tanımayı reddettiği nükleer silahlar konusundaki tutumundan, varlığı tehdit altındaysa kullanmak bahanesiyle uygulanıyor. Ancak Tayvan örneğinde bu isimlendirmenin doğru olmadığı anlaşılıyor. Zira ABD, ne gibi araçlar kullanacağını belirtmeden savunmaya hazır olduğunu söylediği ve askeri teçhizat temin ettiği Tayvan'ı bir ulus olarak tanımıyor. Tayvan’ı savunma araçlarına dair tam biz gizemin hakim olduğu ABD, nükleer güçlerin savaş doktrininin temel direklerinden biri olan karşılıklı imha etme açısından nükleer silah kullanımını da dışlamıyor.
Tayvanı analistler, ABD'nin stratejik belirsizlik politikasının, Çin’in isyancı bölgeyi yeniden için anakaraya bağlamak için güç kullanmaya istekli ya da muktedir olmadığı sürece istenen sonuçları verdiğini düşünüyorlar. Çin'in büyük reform lideri Deng Xiaoping döneminde Çin'in kapitalist sisteme yakın bir model izlemesi ve dışa açılma politikası uygulaması sonucu dünyanın ikinci ekonomik gücü konumuna yükselmesiyle Tayvan’ı ‘özgürleştirmek’ için askeri çözüme başvurarak bu başarısını boşa harcamayacağı düşünülüyordu. Fakat Pekin'in eski bir İngiliz kolonisi olan Hong Kong'un anakaraya bağlanmasından sonra Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki kurallardan farklı kurallarla yönetilen küresel bir finans merkezi olarak yoluna devam etmesine izin vereceği iddiasının gerçeği yansıtmadığının ve verdiği sözleri tutmayacağının anlaşılmasından sonra Pekin’in gerçek niyeti ortaya çıktı. Ayrıca ‘Tek Çin’ sloganını kullandığında, bunun tek bir sisteme boyun eğmek anlamına geldiği doğrulandı. Tayvan sorununa Hong Kong tarzı bir çözüm bulma umutları uçup gitti. Şüpheler ve sorular artık birleşme adımını atmanın zamanlaması ve Pekin'in bunu başarmak için başvuracağı araçlarla sınırlı hale geldi.
Biden'ın Çin'den askeri bir saldırıya uğraması halinde Tayvan'a yardım etme sözü verdiği ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nda kafa karışıklığına ve endişeye neden olan açıklamalarının ardındaki güdünün Rusya’nın Ukrayna'yı işgali olduğuna şüphe yok. Buna Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Pekin’in benzer bir adım atma iştahını kabartabileceği düşüncesi neden oldu. Bu, Ukrayna'da devam eden savaştan sonra ABD'nin Tayvan'a karşı sorumluluğunun arttığını söylemesinden de anlaşılıyordu. Ancak bu düşüncenin, Ukrayna'nın Rusya’nın işgali karşısındaki direnişinin Pekin'e doğrudan bir uyarı taşıdığını dikkate almadığı da ortada.
Ayrıca askeri analistler, Rusya ordusuna kıyasla savaş tecrübesi çok az olan Çin ordusu için Çin'in Tayvan’ı işgalinin maliyetinin çok yüksek olacağı konusunda hemfikirler.  Zira Çin ordusunun katıldığı son savaş, 1979 yılında büyük bir yenilgiye uğradığı Vietnam Savaşı’ydı.
Washington’ın asıl sorunu, Biden’ın açıklamalarının yarattığı şaşkınlığa ve tekrarlanan yanlış adımlarına rağmen, stratejik belirsizlik politikasının mevcut koşullarda artık geçerli olmaması. Çin bugün daha özgüvenli, tutumlarında daha katı ve askeri olarak 1970'lerin sonlarına kıyasla çok daha kabiliyetli. Bu yüzden Tayvan’ı yeniden kazanmak için askeri adım atabileceği ihtimali artık göz ardı edilemez. Pekin, Rusya’nın Ukrayna'yı işgaline rağmen ABD'nin askeri ağırlık merkezini Ortadoğu ve Avrupa'dan Pasifik Okyanusu'na kaydırmaya devam ettiğini çok iyi biliyor. Avustralya ve Güney Kore’nin yanı sıra askeri harcamaları artırabilmek için Anayasası’nı değiştirmeye hazır görünen Japonya ile askeri ilişkilerini sağlamlaştırmaya çalışıyor.  Japonya, kısa bir süre önce savunma bütçesini bu yılki gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 2'sine yükselttiğini açıkladı.
Tüm bunlar Washington'ı ‘Çin, ABD ve Asyalı müttefikleri için ana askeri tehdit mi?’ sorusuyla baş başa bırakıyor. Eğer öyleyse, şu soruların sorulması gerekiyor: Bu tehditle yüzleşmenin yolları neler ve Washington bu konuda ne kadar ileri gidebilir? ABD, Tayvan'ı savunmak için Çin'le savaşmaya hazır mı yoksa diplomatik yollarla mevcut durumu korumaya mı çalışacak? Eğer Pekin Tayvan’ı işgal ederse, Washington buna yanıt veremeyeceğini kabul edecek mi?
Ancak bu son hipotezin ABD’nin askeri planlamacılarının görüşlerine dayanan bir seçim olması oldukça zor görünüyor ve tüm göstergeler tersini gösteriyor. Çünkü Tayvan'ı kaderine terk etme kararı, ABD’nin askeri olarak verdiği güvencelerin hiçbir değeri olmadığına dair bir başka mesaj gönderecek ve ABD’nin askeri güce dayalı hegemonyasının meşruiyetine gölge düşürecektir.

Tayvan’ın tanınması ve tarihi
Portekizli denizciler 1542 yılında bugün Tayvan olarak bilinen adaya ayak bastıklarında büyüleyici doğasına hayran kalmışlar ve adaya güzel anlamına gelen Formosa adını vermeye karar vermişler. Tayvan, 20. yüzyılın başlarına kadar Formosa adıyla biliniyordu.
Çin, 1895 yılında 168 küçük ada ile çevrili Tayvan’ı Japonya'ya bıraktı. Japonya'nın 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında yenilgiye uğramasının ardından Müttefik kuvvetler adına geri aldı.
Çin merkezi hükümeti yetkilileri, 1949 yılındaki iç savaş sırasında komünist devrimciler yüzünden Tayvan’a kaçarak bugün hala Tayvan'ın resmi adı olan Çin Cumhuriyeti'nin kurulduğunu duyurdular.
Dünya, 1970’lerin başlarında tek parti tarafından yönetilen bir askeri rejimden, 1980’li yılların sonlarında çok partili bir demokrasiye geçen Tayvan’daki ‘ekonomik mucizeden’ bahsetmeye başladı.
Tayvan bugün dünyanın 19. ekonomik gücü olarak kabul ediliyor. Yüzölçümü Lübnan'dan daha büyük olmayan Tayvan’ın nüfusunun 23 milyon olduğunu belirtiyor. Tayvan ekonomisi çelik, kimyasallar, gelişmiş elektronik cihazlar ve yarı iletkenler endüstrilerine dayanıyor. Tayvan, kişi başına düşen milli gelir bakımından dünyada 20. sırada, özgürlükler, sağlık hizmetleri ve insani gelişme açısından 10. sırada yer alıyor.
Tayvan, 1971’deki BM Genel Kurul görüşmelerinde Çin Halk Cumhuriyeti'ni tanıma kararı alınınca kadar Çin'i BM’de temsil etti. Buna karşın halen BM’de Çin'in tek meşru temsilcisi olma talebinde ısrar ediyor.
Pekin, sadece 14 ülke ile diplomatik ilişkisi olan Tayvan’ı tanıyan ülkelerle diplomatik ilişki kurmayı reddediyor. Ancak temsilciliklerin yanı sıra büyükelçilik ve konsolosluk görevi gören kurumlar aracılığıyla birçok ülke ile diplomatik bağları bulunuyor. Pekin'in üyesi olduğu uluslararası kurum ve kuruluşlar ise genellikle ya Tayvan'ın üyeliğini reddediyor ya da sadece farklı nitelik ve isimlerle üyeliğine onay veriyorlar.
Tayvan’ın siyasi güçleri içindeki başlıca çekişme, Pekin ile birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti'ne kademeli olarak entegre olunmasını savunanlar ile Tayvan'ın ulusal kimliği temelinde uluslararası olarak tanınması gerektiğini savunanlar arasında yaşanıyor.



Kurtarma ekipleri, sel felaketinin üzerinden 10 günden fazla geçmesine rağmen hayatta kalanları arıyor

Nepal ordusu, felaket bölgesinde demir bir köprü inşa ediyor. (Reuters)
Nepal ordusu, felaket bölgesinde demir bir köprü inşa ediyor. (Reuters)
TT

Kurtarma ekipleri, sel felaketinin üzerinden 10 günden fazla geçmesine rağmen hayatta kalanları arıyor

Nepal ordusu, felaket bölgesinde demir bir köprü inşa ediyor. (Reuters)
Nepal ordusu, felaket bölgesinde demir bir köprü inşa ediyor. (Reuters)

Nepal’de kurtarma ekipleri, ülkenin kuzeyindeki tünellerde hayatta kalanları aramayı sürdürüyor. Ordu, dün yıkıcı sel felaketinin ardından tünellerde mahsur kalan 2 işçinin kurtarıldığını açıkladı. Sel, bölgeyi 26 Ağustos’ta vurmuştu.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre Nepal Ordu Sözcüsü Raja Ram Basnet bugün yaptığı açıklamada, “Arama ve kurtarma çalışmaları bu sabah da devam ediyor. Tünellerin içinde çalışmalar sürüyor. Yeni bir bilgimiz yok ancak çalışmalar devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Felaketin üzerinden dokuz gün geçtikten sonra, Nepal vatandaşı sel sırasında tünelde mahsur kalan 2 işçi —30 yaşındaki Sanjay Sah ve 45 yaşındaki Kabir Maharjan- dün Trishuli-3 Barajı inşaat sahasındaki bir tünelden çıkarıldı.

Nepal basınında yayımlanan bir videoda konuşan Sah, “Sel sırasında en az 40-45 kişiydik. Tek başıma kaçamadım. Hepsine koşmalarını söyledim. Dışarı çıkacak zamanım olmadı” dedi.

Sel felaketinin ardından Nepal makamları, yaklaşık 100 işçinin tünellerde mahsur kaldığını açıklamıştı.

Evlerini kaybeden ailelerin çocukları, Dvighat kasabasında sığınağa dönüştürülen bir okulda kıyafet dağıtımını bekliyor. (Reuters)
Evlerini kaybeden ailelerin çocukları, Dvighat kasabasında sığınağa dönüştürülen bir okulda kıyafet dağıtımını bekliyor. (Reuters)

Onlarca kurtarma görevlisi, zorlu coğrafi ve iklim koşulları altında zamanla yarışıyor. Ekipler, hidroelektrik santraller ve yapımı devam eden barajlardaki tünellerde mahsur kalan işçileri kurtarmaya çalışırken, kazı, moloz kaldırma ve enkazın patlatılarak temizlenmesi çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Operasyonlara Çin, Hindistan ve Güney Kore’den de ekipler destek veriyor.

Dün kurtarılan iki işçi dışında, kurtarma ekipleri şimdiye kadar yalnızca sınırlı sayıda cenazeye ulaşabildi.

Son ve henüz kesinleşmemiş verilere göre Nepal ile Çin sınırındaki bölgede çok sayıda vadiyi kaplayan su, buz ve enkaz duvarının yol açtığı felakette en az bin 325 kişi hayatını kaybetti. Bunların bin 294’ü Nepal’de, 31’i ise Çin’de bulunuyor. Yaklaşık 5 bin 600 kişi ise kayıp. Kayıplar arasında yaklaşık 800 yabancı da bulunuyor.

Nepal Acil Durumlar Kurumu, faaliyette olan ve inşası devam eden hidroelektrik enerji tesislerinde görev yapan 900’den fazla personel ve işçinin hâlâ kayıp olduğunu bildirdi.


Kuzey Kore adına casusluk yapan Güney Koreliye 5 yıl hapis cezası

Koreler arasındaki silahsızlandırılmış bölgenin yakınındaki bir nöbet noktasında Kuzey Kore askerleri. (Reuters)
Koreler arasındaki silahsızlandırılmış bölgenin yakınındaki bir nöbet noktasında Kuzey Kore askerleri. (Reuters)
TT

Kuzey Kore adına casusluk yapan Güney Koreliye 5 yıl hapis cezası

Koreler arasındaki silahsızlandırılmış bölgenin yakınındaki bir nöbet noktasında Kuzey Kore askerleri. (Reuters)
Koreler arasındaki silahsızlandırılmış bölgenin yakınındaki bir nöbet noktasında Kuzey Kore askerleri. (Reuters)

Yetkililer bugün yaptıkları açıklamada, Seul’de bir mahkemenin Kuzey Kore adına casusluk yaptığı gerekçesiyle Güney Koreli bir erkeği 5 yıl hapis cezasına çarptırdığını duyurdu.

Mahkeme, kimliği açıklanmayan 43 yaşındaki kişinin, 2021 yılının mayıs ve haziran aylarında Telegram mesajlaşma uygulaması üzerinden Kuzey Koreli bir ajandan emir aldığını ve Pyongyang karşıtı Kuzey Koreli sığınmacılar ile onların faaliyetleri hakkında bilgi topladığını belirledi.

Şarku’l Avsat’ın Yonhap Haber Ajansı’ndan aktardığına göre söz konusu kişi, aynı dönemde bir Kuzey Koreli ajandan kripto para yatırımlarında kullanılmak üzere yaklaşık 660 milyon won (479 bin 346 dolar) değerinde sanal para aldı.

Daha sonra Kuzey Koreli sığınmacılardan oluşan bir grubun lideriyle iletişime geçen sanık, örgüte sponsorluk yapmayı teklif etti. Grup liderinden bir kripto para cüzdanı oluşturmasını ve cüzdanın adresini Kuzey Koreli ajana göndermesini istedi.

Kuzey Koreli ajan, bağış adı altında 1 milyon won değerinde Bitcoin transfer ettikten sonra, sanık karşılığında grubun Pyongyang karşıtı bildiriler dağıttığını gösteren video ve fotoğraflar aldı.


Güney Kore: ABD-Kuzey Kore zirvesi her an gerçekleşebilir

ABD Başkanı Donald Trump, 2019'da Güney Kore'nin Panmunjom kentinde iki Kore'yi ayıran askerden arındırılmış bölgede Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 2019'da Güney Kore'nin Panmunjom kentinde iki Kore'yi ayıran askerden arındırılmış bölgede Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile bir araya geldi (Reuters)
TT

Güney Kore: ABD-Kuzey Kore zirvesi her an gerçekleşebilir

ABD Başkanı Donald Trump, 2019'da Güney Kore'nin Panmunjom kentinde iki Kore'yi ayıran askerden arındırılmış bölgede Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 2019'da Güney Kore'nin Panmunjom kentinde iki Kore'yi ayıran askerden arındırılmış bölgede Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile bir araya geldi (Reuters)

Güney Koreli bir milletvekili bugün Seul istihbaratının değerlendirmesine dayanarak, ABD ile Kuzey Kore arasında yeni bir zirvenin “her an” gerçekleşebileceğini ve iki ülke arasında “diyalog işaretleri” bulunduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre ABD Başkanı Donald Trump daha önce Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile yeni bir görüşme yapılması fikrini gündeme getirmiş, ancak Pyongyang bu öneriye ilişkin sessizliğini korumuştu.

Milletvekili Yun Kun-young, Ulusal İstihbarat Servisi’nin kendisine verdiği brifinge dayanarak gazetecilere yaptığı açıklamada, “Kuzey Kore-ABD zirvesi konusunda yapılan değerlendirmeye göre bunun her an gerçekleşebilecek bir gelişme olarak görülmesi gerekiyor” dedi.

Yun, değerlendirmede “iki taraf arasında somut temas olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi bulunmadığını, ancak devam eden bir diyaloğa işaret eden göstergelerin olduğunu” belirtti.

Pyongyang ise dün, ABD’nin müttefikleri Güney Kore ve Japonya ile 7 Eylül’de gerçekleştireceği ortak deniz tatbikatlarının Kuzey Kore için “tehdit” oluşturduğunu açıklamış ve Washington’u ülkesine karşı düşmanca bir politika izlemekle suçlamıştı.