Ukrayna’dan sonra küresel krizin yeni adresi Tayvan mı?

Şarku’l Avsat Ukrayna’dan sonra küresel krizin adresi olmaya aday olan Tapei’de

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) son kongresi Tayvan sorununu Hong Kong örneğindeki gibi çözme ihtimalini sona erdirdi
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) son kongresi Tayvan sorununu Hong Kong örneğindeki gibi çözme ihtimalini sona erdirdi
TT

Ukrayna’dan sonra küresel krizin yeni adresi Tayvan mı?

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) son kongresi Tayvan sorununu Hong Kong örneğindeki gibi çözme ihtimalini sona erdirdi
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) son kongresi Tayvan sorununu Hong Kong örneğindeki gibi çözme ihtimalini sona erdirdi

Büyük siyasi tartışmalar ve çekişmeler, eğer koşullar uygunsa yerini genellikle, kalıcı bir kriz kaynağına ya da sonraki çatışmaları ateşleyecek bir fitile dönüşen belirsiz coğrafi ayrışmalara bırakır. Tayvan, Ukrayna'daki savaş nedeniyle çalkantılı olan uluslararası sahnede bugün dikkatleri önemli ölçüde üzerine çeken bu ayrışma noktalarından biridir. Bazıları, uluslararası sistemi yeniden şekillendirme sürecini frenleyecek bir krizin potansiyel merkez üssü olduğunu düşünürken bazıları, bu durumu bölgesel ve uluslararası dengelerin yeni haritasının çizilmesi için bir fırsat olarak görüyorlar.
ABD yönetimi, Washington’ın Tayvan Adası’na yönelik politikasında onlarca yıldır uyguladığı ‘stratejik belirsizlik’ politikasının artık geçerli olmadığının farkına vardı. Çünkü bugünün Çin’inin, geçtiğimiz yüzyılın 1970’li yıllarından çok farklı olduğundan ve askeri işgal ihtimalleri gerçeğe dönüştüğünden böyle bir durumda müdahale etmek zorunda kalıyor.

Taipei’den bir kare (AP)
Şarku’l Avsat’ın Tayvan’ın başkenti Taipei’de son iki günde görüştüğü tüm gözlemciler, yaptıkları değerlendirmelerde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i beş yıl daha ÇKP lideri olarak kalmasının önünü açan son ÇKP Kongresi’nden sonra 7 kişilik Merkezi Askeri Komisyon’un (MAK) yeni oluşumda, liderlik koltuklarında başka akımların olduğu üzerinde durdular.
United Daily News (UDN) yazarı Wang Litaw, son ÇKP Kongresi’nden çıkan bildiride, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun, değişimlerin ve gelişmelerin yaşandığı bu dönemde, son teknoloji ürünü teçhizatla donatılması ve bölgesel savaşlarda zafer elde etmesi gerektiği’ vurgusuna dikkati çekti.
Çin Devlet Başkanı Şi, ÇKP Kongresi’ndeki konuşmasında, “Tayvan Çin’indir” ifadelerini kullandı. Birliğin barışçıl şekilde devam etmesi için her türlü çabanın sürdürülmesi gerektiğini yineleyen Şi, buna karşın Tayvan’ın iç işlerine yönelik herhangi bir provokasyonu ya da dış müdahaleyi durdurmak ve bir avuç ayrılıkçıyı Ada’da tutmak için askeri güç kullanma seçeneğinden vazgeçmeyeceğini vurguladı.
Batı ile gerginliğin önümüzdeki beş yıl içinde artmaya devam edeceğini söyleyen Şi, “Merkezi Askeri Komisyon’da savaşmaya hazır insanlar yer alıyor. Çünkü mücadele ruhundan yoksun olanların ÇKP’de yeri yok” dedi.
Burada ÇKP Kongresi’nden, ilk kez Tayvan’ın bağımsızlığına karşı mücadele çerçevesinde Parti tüzüğünde bir değişiklik yapılmasının kararlaştırıldığını belirtilmekte fayda var. Tayvan Savunma Bakanı Chiu Kuo-cheng, Çin’den gelen ve yeni, daha katı bir stratejiyi yansıtan son sinyaller ve teknolojik savaş konusunda net bir bahis konusundaki endişelerini dile getirdi.
Washington, kısa bir süre önce yeni ulusal güvenlik stratejisinde ‘Çin’in uluslararası sistemi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan tek ülke olduğu ve bu amaca ulaşmak için ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik gücünü kullandığı’ konusunda uyarmıştı.
Washington ile Pekin arasında birçok cephede yükselen tansiyon, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin Ağustos ayı başlarında Tayvan’ı ziyaret etmesinin ardından doruğa ulaştı. Çin, Tayvan Boğazı’nda geniş kapsamlı askeri tatbikatlarla karşılık verirken iklim değişikliğiyle mücadele de dahil olmak üzere birçok hayati öneme sahip alanda ABD ile iş birliğini askıya aldı.
Tayvanlılar tamamen ABD'nin askeri ve siyasi desteğine bağımlı olduklarının farkında olsalar da Washington'ın adanın Pekin ile mücadelesini kendilerine karşı kullanmasının yansımalarından çekiniyorlar. Son olarak ABD Başkanı Joe Biden’ın, Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı ve Çin’in Tayvan’a saldırması durumunda ABD'nin askeri müdahalede bulunacağını iddia ettiği açıklama olmak üzere ABD’nin sert tutumlar sergilemesinden duydukları memnuniyetsizliği de gizlemiyorlar.
Biden’ın açıklaması, Çinli yetkilileri kızdırırken ABD dış politikasının birçok üst düzey yetkilisini utandırdı. Bunların arasında ABD Yönetimi içinde ve dışında bulunan Biden destekçileri de yer alıyor. Biden’ın açıklamasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanlığı da ABD’nin Tayvan politikasının değişmediği açıklamasında bulunmak zorunda kaldı.
Ancak asıl sorun, Washington'ın Çin Halk Cumhuriyeti'ni Çin ülkesinin tek meşru temsilcisi olarak tanıdığı ve Tayvan'ı tanımaktan vazgeçtiği 1979 tarihli bu politikadır. Bu politika, içinde çelişki tohumunu barındıran bir denkleme dayanıyor. Bir yandan ABD, Pekin'in Tayvan'ın ayrı bir egemen varlık olmadığını kabul etmeye devam ederken, diğer yandan Tayvan'ın Çin'in bir parçası olduğu açıklamasını kabul etmemekte ısrar ediyor. Bu çelişki, 1978 yılının Aralık ayında yayınlanan Çin-ABD ortak bildirisinde açıkça görülüyor. Bildirinin Çincesinde, ABD'nin Tayvan'ı Çin'in bir parçası olarak ‘tanıdığı’ belirtilirken İngilizcesinde ABD'nin Tayvan'ın Çin'in bir parçası olduğuna dair ‘Çin bildirgesini tanıdığı’ belirtiliyor. Bu çelişkiye, ABD'nin Tayvan’daki büyükelçiliğini kapatıp Çin ile karşılıklı olarak büyükelçi göndermesi sonrası ABD Kongresi’nin, ABD'nin Çin Halk Cumhuriyeti ile bağlarının ‘Tayvan'ın geleceğini barışçıl yollarla belirlemeye’ dayandığı belirtilen ‘Tayvan İlişkileri Yasası’nı kabul etmesi eklendi. Pekin, buna o tarihte uymadığı gibi halen bu tutumundan vazgeçmiş değil. Washington ayrıca Tayvan'a savunma silahları sağlama ve ‘ABD'nin Tayvan halkının güvenliğinin yanı sıra ekonomik ve sosyal düzenini tehdit eden herhangi bir güç ya da şiddet kullanımına karşı koyma kabiliyetini koruma’ sözü verdi.
ABD tarafından ‘stratejik belirsizlik’ olarak adlandırılan bu politika, İsrail'in elinde olduğunu tanımayı reddettiği nükleer silahlar konusundaki tutumundan, varlığı tehdit altındaysa kullanmak bahanesiyle uygulanıyor. Ancak Tayvan örneğinde bu isimlendirmenin doğru olmadığı anlaşılıyor. Zira ABD, ne gibi araçlar kullanacağını belirtmeden savunmaya hazır olduğunu söylediği ve askeri teçhizat temin ettiği Tayvan'ı bir ulus olarak tanımıyor. Tayvan’ı savunma araçlarına dair tam biz gizemin hakim olduğu ABD, nükleer güçlerin savaş doktrininin temel direklerinden biri olan karşılıklı imha etme açısından nükleer silah kullanımını da dışlamıyor.
Tayvanı analistler, ABD'nin stratejik belirsizlik politikasının, Çin’in isyancı bölgeyi yeniden için anakaraya bağlamak için güç kullanmaya istekli ya da muktedir olmadığı sürece istenen sonuçları verdiğini düşünüyorlar. Çin'in büyük reform lideri Deng Xiaoping döneminde Çin'in kapitalist sisteme yakın bir model izlemesi ve dışa açılma politikası uygulaması sonucu dünyanın ikinci ekonomik gücü konumuna yükselmesiyle Tayvan’ı ‘özgürleştirmek’ için askeri çözüme başvurarak bu başarısını boşa harcamayacağı düşünülüyordu. Fakat Pekin'in eski bir İngiliz kolonisi olan Hong Kong'un anakaraya bağlanmasından sonra Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki kurallardan farklı kurallarla yönetilen küresel bir finans merkezi olarak yoluna devam etmesine izin vereceği iddiasının gerçeği yansıtmadığının ve verdiği sözleri tutmayacağının anlaşılmasından sonra Pekin’in gerçek niyeti ortaya çıktı. Ayrıca ‘Tek Çin’ sloganını kullandığında, bunun tek bir sisteme boyun eğmek anlamına geldiği doğrulandı. Tayvan sorununa Hong Kong tarzı bir çözüm bulma umutları uçup gitti. Şüpheler ve sorular artık birleşme adımını atmanın zamanlaması ve Pekin'in bunu başarmak için başvuracağı araçlarla sınırlı hale geldi.
Biden'ın Çin'den askeri bir saldırıya uğraması halinde Tayvan'a yardım etme sözü verdiği ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nda kafa karışıklığına ve endişeye neden olan açıklamalarının ardındaki güdünün Rusya’nın Ukrayna'yı işgali olduğuna şüphe yok. Buna Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Pekin’in benzer bir adım atma iştahını kabartabileceği düşüncesi neden oldu. Bu, Ukrayna'da devam eden savaştan sonra ABD'nin Tayvan'a karşı sorumluluğunun arttığını söylemesinden de anlaşılıyordu. Ancak bu düşüncenin, Ukrayna'nın Rusya’nın işgali karşısındaki direnişinin Pekin'e doğrudan bir uyarı taşıdığını dikkate almadığı da ortada.
Ayrıca askeri analistler, Rusya ordusuna kıyasla savaş tecrübesi çok az olan Çin ordusu için Çin'in Tayvan’ı işgalinin maliyetinin çok yüksek olacağı konusunda hemfikirler.  Zira Çin ordusunun katıldığı son savaş, 1979 yılında büyük bir yenilgiye uğradığı Vietnam Savaşı’ydı.
Washington’ın asıl sorunu, Biden’ın açıklamalarının yarattığı şaşkınlığa ve tekrarlanan yanlış adımlarına rağmen, stratejik belirsizlik politikasının mevcut koşullarda artık geçerli olmaması. Çin bugün daha özgüvenli, tutumlarında daha katı ve askeri olarak 1970'lerin sonlarına kıyasla çok daha kabiliyetli. Bu yüzden Tayvan’ı yeniden kazanmak için askeri adım atabileceği ihtimali artık göz ardı edilemez. Pekin, Rusya’nın Ukrayna'yı işgaline rağmen ABD'nin askeri ağırlık merkezini Ortadoğu ve Avrupa'dan Pasifik Okyanusu'na kaydırmaya devam ettiğini çok iyi biliyor. Avustralya ve Güney Kore’nin yanı sıra askeri harcamaları artırabilmek için Anayasası’nı değiştirmeye hazır görünen Japonya ile askeri ilişkilerini sağlamlaştırmaya çalışıyor.  Japonya, kısa bir süre önce savunma bütçesini bu yılki gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 2'sine yükselttiğini açıkladı.
Tüm bunlar Washington'ı ‘Çin, ABD ve Asyalı müttefikleri için ana askeri tehdit mi?’ sorusuyla baş başa bırakıyor. Eğer öyleyse, şu soruların sorulması gerekiyor: Bu tehditle yüzleşmenin yolları neler ve Washington bu konuda ne kadar ileri gidebilir? ABD, Tayvan'ı savunmak için Çin'le savaşmaya hazır mı yoksa diplomatik yollarla mevcut durumu korumaya mı çalışacak? Eğer Pekin Tayvan’ı işgal ederse, Washington buna yanıt veremeyeceğini kabul edecek mi?
Ancak bu son hipotezin ABD’nin askeri planlamacılarının görüşlerine dayanan bir seçim olması oldukça zor görünüyor ve tüm göstergeler tersini gösteriyor. Çünkü Tayvan'ı kaderine terk etme kararı, ABD’nin askeri olarak verdiği güvencelerin hiçbir değeri olmadığına dair bir başka mesaj gönderecek ve ABD’nin askeri güce dayalı hegemonyasının meşruiyetine gölge düşürecektir.

Tayvan’ın tanınması ve tarihi
Portekizli denizciler 1542 yılında bugün Tayvan olarak bilinen adaya ayak bastıklarında büyüleyici doğasına hayran kalmışlar ve adaya güzel anlamına gelen Formosa adını vermeye karar vermişler. Tayvan, 20. yüzyılın başlarına kadar Formosa adıyla biliniyordu.
Çin, 1895 yılında 168 küçük ada ile çevrili Tayvan’ı Japonya'ya bıraktı. Japonya'nın 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında yenilgiye uğramasının ardından Müttefik kuvvetler adına geri aldı.
Çin merkezi hükümeti yetkilileri, 1949 yılındaki iç savaş sırasında komünist devrimciler yüzünden Tayvan’a kaçarak bugün hala Tayvan'ın resmi adı olan Çin Cumhuriyeti'nin kurulduğunu duyurdular.
Dünya, 1970’lerin başlarında tek parti tarafından yönetilen bir askeri rejimden, 1980’li yılların sonlarında çok partili bir demokrasiye geçen Tayvan’daki ‘ekonomik mucizeden’ bahsetmeye başladı.
Tayvan bugün dünyanın 19. ekonomik gücü olarak kabul ediliyor. Yüzölçümü Lübnan'dan daha büyük olmayan Tayvan’ın nüfusunun 23 milyon olduğunu belirtiyor. Tayvan ekonomisi çelik, kimyasallar, gelişmiş elektronik cihazlar ve yarı iletkenler endüstrilerine dayanıyor. Tayvan, kişi başına düşen milli gelir bakımından dünyada 20. sırada, özgürlükler, sağlık hizmetleri ve insani gelişme açısından 10. sırada yer alıyor.
Tayvan, 1971’deki BM Genel Kurul görüşmelerinde Çin Halk Cumhuriyeti'ni tanıma kararı alınınca kadar Çin'i BM’de temsil etti. Buna karşın halen BM’de Çin'in tek meşru temsilcisi olma talebinde ısrar ediyor.
Pekin, sadece 14 ülke ile diplomatik ilişkisi olan Tayvan’ı tanıyan ülkelerle diplomatik ilişki kurmayı reddediyor. Ancak temsilciliklerin yanı sıra büyükelçilik ve konsolosluk görevi gören kurumlar aracılığıyla birçok ülke ile diplomatik bağları bulunuyor. Pekin'in üyesi olduğu uluslararası kurum ve kuruluşlar ise genellikle ya Tayvan'ın üyeliğini reddediyor ya da sadece farklı nitelik ve isimlerle üyeliğine onay veriyorlar.
Tayvan’ın siyasi güçleri içindeki başlıca çekişme, Pekin ile birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti'ne kademeli olarak entegre olunmasını savunanlar ile Tayvan'ın ulusal kimliği temelinde uluslararası olarak tanınması gerektiğini savunanlar arasında yaşanıyor.



Kuzey Kore lideri savunma bakanını görevden aldı

Kuzey Kore Savunma Bakanı No Kwang Chol (solda), 29 Kasım 2024'te Pyongyang'da Rusya Savunma Bakanı Andrei Belousov ile görüştü, (AP)
Kuzey Kore Savunma Bakanı No Kwang Chol (solda), 29 Kasım 2024'te Pyongyang'da Rusya Savunma Bakanı Andrei Belousov ile görüştü, (AP)
TT

Kuzey Kore lideri savunma bakanını görevden aldı

Kuzey Kore Savunma Bakanı No Kwang Chol (solda), 29 Kasım 2024'te Pyongyang'da Rusya Savunma Bakanı Andrei Belousov ile görüştü, (AP)
Kuzey Kore Savunma Bakanı No Kwang Chol (solda), 29 Kasım 2024'te Pyongyang'da Rusya Savunma Bakanı Andrei Belousov ile görüştü, (AP)

Kuzey Kore devlet medyası bugün, Savunma Bakanı No Kwang Chol'un görevden alınması da dahil olmak üzere ülkenin askeri liderliğinde değişiklikler yapıldığını bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, ulusal savunma araştırma kurumlarından bilim insanlarını, araştırmacıları ve yetkilileri kabul etti (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, ulusal savunma araştırma kurumlarından bilim insanlarını, araştırmacıları ve yetkilileri kabul etti (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Resmi Kore Merkezi Haber Ajansı KCNA’dan aktardığına göre, Kim Jong Un başkanlığında dün yapılan bir toplantıda No'nun görevden alındığını ve iktidardaki partinin liderliğinden uzaklaştırıldığını bildirdi.


Nepal'deki sellerden önce ve sonra çekilen uydu görüntüleri, felaketin boyutunu gösteriyor

Nepal’in Bağmati eyaletine bağlı Rasuva bölgesinde, Thulo Bharku yakınlarında Trishuli Nehri boyunca uzanan Pasang Lhamu Otoyolu’nun sel öncesi görüntüsü (solda) ve sel sonrası görüntüsü (sağda) (AFP)
Nepal’in Bağmati eyaletine bağlı Rasuva bölgesinde, Thulo Bharku yakınlarında Trishuli Nehri boyunca uzanan Pasang Lhamu Otoyolu’nun sel öncesi görüntüsü (solda) ve sel sonrası görüntüsü (sağda) (AFP)
TT

Nepal'deki sellerden önce ve sonra çekilen uydu görüntüleri, felaketin boyutunu gösteriyor

Nepal’in Bağmati eyaletine bağlı Rasuva bölgesinde, Thulo Bharku yakınlarında Trishuli Nehri boyunca uzanan Pasang Lhamu Otoyolu’nun sel öncesi görüntüsü (solda) ve sel sonrası görüntüsü (sağda) (AFP)
Nepal’in Bağmati eyaletine bağlı Rasuva bölgesinde, Thulo Bharku yakınlarında Trishuli Nehri boyunca uzanan Pasang Lhamu Otoyolu’nun sel öncesi görüntüsü (solda) ve sel sonrası görüntüsü (sağda) (AFP)

Yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri, Nepal ve Tibet'i kasıp kavuran yıkıcı sellerin yolunda bulunan binaların haritadan silindiğini gösteriyor.

Vantor tarafından yayımlanan görüntülerde, Nepal’in Timure kasabasının bir bölümünün 1 Temmuz 2026’daki hali (üstte) ve sellerin ardından 28 Ağustos 2026’daki görünümü (altta) görülüyor (AFP)
Vantor tarafından yayımlanan görüntülerde, Nepal’in Timure kasabasının bir bölümünün 1 Temmuz 2026’daki hali (üstte) ve sellerin ardından 28 Ağustos 2026’daki görünümü (altta) görülüyor (AFP)

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ani seller, üç günün sonunda en az 633 kişinin hayatını kaybetmesine ve bölgede büyük çaplı yıkıma yol açtı.

Nepal’in kuzeyindeki Rasuva bölgesinde Trishuli Nehri üzerindeki Rasuagadhi Hidroelektrik Santrali’nin 19 Nisan 2024’teki görünümü (üstte) ve sellerin ardından 28 Ağustos 2026’daki hali (AFP)
Nepal’in kuzeyindeki Rasuva bölgesinde Trishuli Nehri üzerindeki Rasuagadhi Hidroelektrik Santrali’nin 19 Nisan 2024’teki görünümü (üstte) ve sellerin ardından 28 Ağustos 2026’daki hali (AFP)

Haber ajanslarının Vantor ve Planet Labs şirketleri aracılığıyla yayımladığı görüntüler, sel felaketinin öncesi ve sonrasında meydana gelen yıkımın boyutlarını gözler önüne seriyor.

Foto  Nepal’in kuzeyindeki Rasuva bölgesinde bulunan dağlık Syabru Besi köyünün sel öncesi görüntüsü (solda) ve sel sonrası görüntüsü (sağda) (AFP)
Nepal’in kuzeyindeki Rasuva bölgesinde bulunan dağlık Syabru Besi köyünün sel öncesi görüntüsü (solda) ve sel sonrası görüntüsü (sağda) (AFP)

Yaklaşık 3 bin kişi aranıyor

Kurtarma ekipleri bugün, yaklaşık 3 bin kayıp kişiyi bulmak ve Nepal-Çin sınırında mahsur kalanları tahliye etmek için çalışmalarını yoğunlaştırdı.

Nepal tarafındaki afetten kurtulanlardan Budi Ram Dangol, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Sel, nehir yakınındaki bütün evleri sürükledi. Hiçbir şey kalmadı” dedi.

 Trishuli Nehri boyunca uzanan köprü ve binaların sel öncesi görüntüsü (solda) ve sellerin ardından çekilen uydu görüntüsü (sağda) (AFP)
Trishuli Nehri boyunca uzanan köprü ve binaların sel öncesi görüntüsü (solda) ve sellerin ardından çekilen uydu görüntüsü (sağda) (AFP)

Himalayalar’da yürüyüşçülerin, dağcıların ve Tibet’teki Kailash Dağı’na giden hacıların uğrak noktası olan bölgeyi etkileyen felakette şu ana kadar en az 633 kişi hayatını kaybetti. Afet yönetiminden sorumlu kuruma göre bunların 626’sı Nepal’de, 7’si ise Çin tarafında bulunuyor. Ayrıca Hindistan’ın farklı bölgelerinden 7 ceset çıkarıldı ancak bunların sel mağdurlarına ait olup olmadığı henüz kesinleşmedi.

Nepal’de kayıp kişi sayısı bugün (cumartesi) 1.924’ten 2.426’ya yükseldi. Kayıplar arasında bir hidroelektrik santralinde çalışan 933 personel ve 517 yabancı bulunuyor. Çin’de ise 260’ı yabancı olmak üzere 554 kişinin hâlâ kayıp olduğu bildirildi.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, çarşamba günü meydana gelen felaketin güçlü bir buzul çökmesi sonucu yaşandığını açıkladı. Kızılhaç ise felaketten yaklaşık 93 bin kişinin etkilenmiş olabileceğini belirtti.

Kurtarma çalışmalarını zorlu koşullar engelliyor

Hayatta kalanlara ulaşma ihtimali azalırken kurtarma ekipleri, etkilenen bölgelere ulaşmak için çalışmalarını artırıyor. Yıkım nedeniyle gıda ve su sevkiyatında ciddi güçlükler yaşanıyor. Buz ve çamur akıntılarının ardından büyük su birikintileri oluşması ise acil durum ekipleri için yeni bir tehlike oluşturuyor.

Nepal’in Rasuva bölgesindeki Syafrubesi köyü ve Trishuli Nehri’nin sel öncesi (üstte) ve sel sonrası hava görüntüsü (Planet Labs- AFP)
Nepal’in Rasuva bölgesindeki Syafrubesi köyü ve Trishuli Nehri’nin sel öncesi (üstte) ve sel sonrası havadan çekilmiş görüntüsü (Planet Labs- AFP)

Cuma günü, çamur kaymaları yaşanabileceğine ilişkin uyarılar nedeniyle Nepal ve Çin tarafındaki kurtarma çalışmaları geçici olarak askıya alındı. Riskin azalmasının ardından operasyonlara yeniden başlandı.

Nepal’in Bağmati eyaletine bağlı Rasuva bölgesinde, Thulo Bharku yakınlarında Trishuli Nehri boyunca uzanan Pasang Lhamu Otoyolu’nun sel öncesi görüntüsü (solda) ve sel sonrası görüntüsü (sağda) (AFP).
Nepal’in Bağmati eyaletine bağlı Rasuva bölgesinde, Thulo Bharku yakınlarında Trishuli Nehri boyunca uzanan Pasang Lhamu Otoyolu’nun sel öncesi görüntüsü (solda) ve sel sonrası görüntüsü (sağda) (AFP).

Himalayalar’ın kalbinde yer alan bu bölge, dünyanın dört bir yanından yürüyüşçüler ve dağcılar için önemli bir turizm merkezi. Özellikle Everest Dağı’na tırmanmak isteyenlerin uğrak noktası olan bölge, aynı zamanda Hindular ve Tibet Budistleri açısından önemli bir hac merkezi konumunda.

Nepal, Tibet ve Güney Asya’nın genelinde yaz muson mevsimi boyunca (haziran-eylül) sel ve toprak kaymaları sıkça yaşanıyor. Bilim insanları, iklim değişikliğinin bu olayların şiddetini ve sıklığını artırdığını belirtiyor.


Nepal'deki sellerde kayıp olanların sayısı bin 924'e yükseldi

28 Ağustos'ta Afet Bölgesi Gyirong'da yürütülen Çin Arama-Kurtarma çalışmaları
28 Ağustos'ta Afet Bölgesi Gyirong'da yürütülen Çin Arama-Kurtarma çalışmaları
TT

Nepal'deki sellerde kayıp olanların sayısı bin 924'e yükseldi

28 Ağustos'ta Afet Bölgesi Gyirong'da yürütülen Çin Arama-Kurtarma çalışmaları
28 Ağustos'ta Afet Bölgesi Gyirong'da yürütülen Çin Arama-Kurtarma çalışmaları

Nepal Afet Yönetim Kurumu, dün kayıp kişi sayısını önemli ölçüde artırarak bin 924’e yükseltti. Bu sayı, ülkede iki gün önce meydana gelen ve en az 579 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan yıkıcı sellerin ardından açıklandı. Ulusal Afet Risklerini Azaltma ve Yönetme Kurumu’na göre kayıplar arasında nehirler üzerinde yürütülen enerji projelerinde çalışan 933 işçi ile 517 yabancı turist bulunuyor.

Nepal ve Çin, Himalayalar’da şiddetli selin vurduğu bölgede kurtarma çalışmalarını yeniden başlattı. Gölün taşma riskinin kontrol altına alınabileceğinin anlaşılması üzerine, kısa süreliğine askıya alınan operasyonlara yeniden dönüldü ve yeni bir yıkım yaşanacağına ilişkin endişeler azaldı.

Çarşamba günü meydana gelen felaket, bir buzulun çökmesi sonucu Himalayalar’daki nehir ağlarına devasa miktarda kaya, buz, çamur ve enkaz taşınmasıyla yaşandı. Felaketin ardından oluşan gölde su birikmeye devam ederken, gölün su seviyesi de düzenli olarak yükseldi.

Yeni sel endişesi

Nepal makamları ve görgü tanıkları, göldeki su miktarının cuma günü 2,5 milyon metreküpü aştığını bildirdi. Bu miktarın bir gün önce 1,5 ila 2 milyon metreküp arasında olduğu belirtildi. Suların daha sonra Lindi Khola Nehri’ne, oradan da Trishuli Nehri’ne taşması paniğe yol açtı.

Bir kadın, 28 Ağustos’ta Nepal’in Nuwakot bölgesinde enkazların arasında eşyalarını arıyor (AFP).
Bir kadın, 28 Ağustos’ta Nepal’in Nuwakot bölgesinde enkazların arasında eşyalarını arıyor (AFP).

Nepal makamlarının yaptığı uyarıların ardından kurtarma çalışmaları yaklaşık üç saat süreyle durduruldu. Şarku'l Avsat'ın Reuters’ten aktardığı habere göre ekipler, gölün taşma riskinin kontrol edilebilir olduğunun anlaşılması üzerine çalışmalarına yeniden başladı.

Çin Merkez Televizyonu (CCTV), dün gölün taşma riskinin Çin tarafındaki bütün kurtarma ekiplerinin ve araçlarının bölgeden çekilerek güvenli bir alana geçmesine neden olduğunu bildirdi. Riskin azalmasının ardından iki ülke kurtarma çalışmalarını yeniden başlattı.

CCTV, “Öğle saatlerine gelindiğinde, nehrin yukarı kesimindeki gölden kaynaklanan riskin kontrol edilebilir olduğunun değerlendirilmesi üzerine, Gyirong’daki heyelan felaketine yönelik kurtarma çalışmaları hızla yeniden başlatıldı ve hatta yoğunlaştırıldı” ifadelerine yer verdi.

Nepal Ordu Sözcüsü Raja Ram Basnet, Reuters’a yaptığı açıklamada, sel uyarısının ardından kurtarma çalışmalarının geçici olarak durdurulduğunu, ancak su seviyesindeki yükselişin 60 santimetreyi aşmadığının belirlendiğini söyledi.

Yollar ve köprüler yıkıldı

Çarşamba günü meydana gelen sel, köyleri ve vadileri sular altında bırakarak Katmandu’yu Tibet’in başkenti Lhasa’ya bağlayan güzergâh üzerindeki elektrik santrallerini, yolları ve köprüleri yıktı. Söz konusu güzergâh, yürüyüşçüler ve turistler arasında da popüler.

Çin Başbakanı Li Çiang, 27 Ağustos’ta afetten etkilenen Gyirong bölgesinde (AP)
Çin Başbakanı Li Çiang, 27 Ağustos’ta afetten etkilenen Gyirong bölgesinde (AP)

Kayıplar arasında en az 540 yabancı bulunuyor. Bunların büyük bölümünü Hindistan’dan Tibet’teki Kailash Dağı ve Manasarovar Gölü’ne gitmekte olan Hindu hacıları oluşturuyor.

Kızılhaç, felaketten etkilenen kişi sayısının 90 binden fazla olduğunu tahmin ediyor. Gölün taşması nedeniyle yardım kamyonlarının hedef bölgelerine ulaşamadığını belirten kuruluş, yardım çalışmalarının da ciddi biçimde aksadığını bildirdi.

Denetimler sıkılaştırıldı

Çin devlet medyasına göre Çin Komünist Partisi Politbürosu, kurtarma çalışmalarını yönlendirmek ve süreci takip etmek amacıyla dün Pekin’de toplandı.

Çin’in resmi haber ajansı Şinhua’nın aktardığına göre, Devlet Başkanı Şi Cinping’in başkanlık ettiği toplantıda, “bilimsel arama ve kurtarma planları hazırlanması ve ülke içindeki ve dışındaki kayıpların bulunması için bütün imkanların seferber edilmesi” gerektiği vurgulandı.

Toplantıda ayrıca buzul göllerinin ve heyelan risklerinin daha yakından izlenmesi, Nepal’deki afetten etkilenen bölgelere acil yardım ulaştırılması ve afet yönetimi alanındaki uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı.

Bölge sakinleri, 28 Ağustos’ta Nuwakot bölgesinde enkazların arasında eşyalarını arıyor (AP)
Bölge sakinleri, 28 Ağustos’ta Nuwakot bölgesinde enkazların arasında eşyalarını arıyor (AP)

Şinhua, Çin’in ikinci en üst düzey yetkilisi olan Başbakan Li Çiang’ın perşembe günü öğleden sonra Gyirong’daki afet bölgesine ulaştığını bildirdi. Ziyaret, Pekin’in felaketi en üst düzey ulusal önceliklerden biri olarak ele aldığını gösteriyor.

Çin’in resmi medya kuruluşlarının haberlerine göre Çinli kurtarma ekipleri, sınırın Çin tarafında en ağır hasarı alan bölgelere, yani Gyirong sınır kapısına ulaşmakta güçlük çekiyor. Ekipler, bölgeye ulaşan ana yoldaki enkazı temizlemek için çalışmalarını sürdürüyor.

Çarşamba günü yayımlanan bir görüntüde, sınır kapısı bölgesindeki binaları birkaç saniye içinde çamurlu su ve enkazdan oluşan büyük bir selin sürüklediği, kaçmaya çalışan insanların ise sular tarafından mahsur bırakıldığı görülüyor.