33. yıl dönümünde Taif Anlaşması’na güçlü bağlılık

Taif Anlaşması’nın uygulanması çağrıları yapılırken Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari, anlaşmaya olan bağlılığın, Suudi Arabistan'ın Lübnan'ın güvenliği ve birliğine olan ilgisini yansıttığını söyledi

Dün Beyrut’ta UNESCO binasında yapılan Taif Anlaşması’nın 33. Yıldönümü Ulusal Konferansı’ndan bir kare (Şarku’l Avsat)
Dün Beyrut’ta UNESCO binasında yapılan Taif Anlaşması’nın 33. Yıldönümü Ulusal Konferansı’ndan bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

33. yıl dönümünde Taif Anlaşması’na güçlü bağlılık

Dün Beyrut’ta UNESCO binasında yapılan Taif Anlaşması’nın 33. Yıldönümü Ulusal Konferansı’ndan bir kare (Şarku’l Avsat)
Dün Beyrut’ta UNESCO binasında yapılan Taif Anlaşması’nın 33. Yıldönümü Ulusal Konferansı’ndan bir kare (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçiliği tarafından Taif Anlaşması'nın imzalanmasının 33. yıldönümünde Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta bulunan UNESCO binasında dün, ‘Taif Anlaşması'nın 33. Yıldönümü Ulusal Konferansı’ düzenlendi. Konferans, 1989 yılında imzalanan anlaşmaya bağlı kalınması konusunda Lübnan içinde bir uzlaşının sağlanmasına izin verirken bir arada yaşama ve Lübnan'ın Arap kimliğinin korunması formülünü yeniden oluşturdu. Konferans ayrıca, ülkenin içinden geçtiği siyasi krizlerin gölgesinde anlaşmadaki hükümlerin uygulanmasının tamamlanmasına ilişkin talepleri artırdı.
Ülkede son olarak cumhurbaşkanlığı koltuğunun boş kalması ve son parlamento seçimlerinden sonra yeni bir hükümet kurulamaması gibi kısa süre önce ülkede yaşanan siyasi gelişmelerden ötürü konferansın büyük siyasi faydaları da söz konusuydu. Bu faydalar arasında, yeni cumhurbaşkanının seçilmesinden sorunun çözümüne kadar çeşitli alanlarda yapılan çağrılar yer aldı.
Taif Anlaşması'nın imzalanmasının 33. yıl dönümünde Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçiliği tarafından düzenlenen konferansın etkinlikleri, siyasetçilerden, diplomatlardan ve din adamlarından geniş bir katılımla cumartesi sabahı Beyrut'taki UNESCO binasında başladı. Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari, konferans sırasında, Taif Anlaşması'nın 33. Yıldönümü Ulusal Konferansı’nın Suudi Arabistan'ın, Lübnan'ın çıkarlarını, güvenliğini, birliğini, istikrarını ve egemenliğini koruma konusundaki öncü rolünü yansıttığını vurguladı.
Büyükelçi Buhari, “Lübnanlı liderlerin bilgeliğine ve istikrar içinde yaşamak isteyen halkın isteklerine güveniyoruz. Bir arada yaşama ve Lübnan'ın Arap kimliğinin korunması formülünü somutlaştırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.  Büyükelçi Buhari, Fransa'nın kendilerine Taif Anlaşması'nı değiştirme niyeti ya da bu yönde bir önerisi olmadığına dair güvence verdiğini de sözlerine ekledi.
Lübnan Başbakanı Necib Mikati, Taif Anlaşması'nın bundan 33 yıl önce Lübnan'daki iç savaşın sona ermesi noktasında büyük bir önem taşıdığını, Suudi Arabistan'ın Lübnan'ı yalnız bırakmadığını ve her zaman yanında olduğunu vurguladı. Mikati, konferansa katıldığı sırada gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu günün çok önemli bir simgeselliği var. Konferans, Suudi Arabistan'ın Lübnan'ı yalnız bırakmadığını bir kez daha teyit ediyor. Konferansa olan bu büyük katılım Lübnan için halen en uygun anlaşma olan Taif Anlaşması'nın bir teyidi anlamına geliyor” şeklinde konuştu.


Büyükelçi Buhari’nin Başbakan Mikati ve Lübnan Müftüsü Derian yan yana geldiği bir kare (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı, kendisine yöneltilen bir soruya verdiği yanıtta, “Hükümette görevlerimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Anayasa ve yasaların öngördüğü şekilde, dürüstlük, sorumluluk ve vatanseverlik duygusuyla çalışacağız. Hiçbir bakanın bu milli görevde başarısız olacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.
Taif Anlaşması’nın hazırlanmasında yer alan Cezayirli siyasetçi ve diplomat Lahdar İbrahim, ‘Taif Anlaşması'nın ilk hedefinin Lübnan'daki iç savaşı sona erdirmek olduğunu’ vurguladı. İbrahim, 33 yıl önce Taif Anlaşması’nın tamamlanmasında emeği geçen herkese teşekkür etti.
Lübnan'ı harabeye çeviren iç savaştan sonra ülkenin korunmasına katkıda bulunan Taif Anlaşması'nın önemini anlatan İbrahim,  anlaşmanın Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinin çabalarıyla ve Lübnanlılar arasında barışı tesis etmeyi amaçlayan bir mutabakat çerçevesinde imzalandığına dikkati çekti.
Öte yandan eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora, bu tecrübeden alınacak derslerin, Lübnan'ın istikrarının, sürdürülebilir dengeye dayandığını gösterdiğini belirtti. Sinyora, “Mezhepçi ve partizan bir çözüm olamaz. Lübnan ya herkes tarafından kurulur ya da asla kurulamaz. Ya herkes ya hiç. Tek çözüm bu” diye konuştu.
Sinyora, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İyi niyet, bir girişimin ya da bir çözümün üzerine inşa edilmeli. Bugün en önemli mesele, Taif Anlaşması'na inanan, anlaşmanın yeniden uygulanmasını destekleyen ve anlaşma hükümlerinin doğru bir şekilde uygulanmasına özen gösteren bir cumhurbaşkanının seçilmesidir.”
İlerici Sosyalist Partisi (İSP) Lideri Velid Canbolat ise Taif Anlaşması’nda bir değişikliği ya da bir diyalog başlatılmasını masaya yatırmadan önce Taif Anlaşması’nın imzalandığı dönemde olduğu gibi siyasi mezhepçiliği ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi. Dürzi lider Canbolat, “Siyasi mezhepçiliğin, Kemal Canbolat'ın (eski Lübnan Başbakanı) geçmişteki talebinin ve Lübnan ulusal hareketinin onlarca yıl önce kaldırılmasından korktuğumuzu ya da bundan kaçtığımızı kim söyleyebilir? Kemal Canbolat’ın varisi olarak siyasi mezhepçiliğin kaldırılmasına karşı olduğumuzu kim söyleyebilir? Taif Anlaşması’nda niteliksel ve niceliksel bir değişiklik için Lübnan'da bir komite oluşturun lütfen” ifadelerini kullandı.
Taif Anlaşması’nda belirtilen diğer reformlara devam edilmesi gerektiğini vurgulayan Canbolat, dikkatleri cumhurbaşkanı seçiminden saptırmayı amaçlayan mezhepçi gerilimlerden uzak ve sakin bir şekilde anlaşmanın adem-i merkeziyet ve diğerleri gibi hükümlerinin uygulanmadığının tartışılmasında bir sakınca olmadığını da sözlerine ekledi.
Canbolat, “Şu an ki asıl büyük savaş, cumhurbaşkanlığının anayasal ve siyasi yetkileri üzerinde değil, cumhurbaşkanını seçip daha sonra ülkeyi ekonomik ve finansal açıdan kurtaracak gerekli reformları başlatacak güvenilir bir hükümet kurulmasında. Ama bir cumhurbaşkanı seçmediğimiz sürece tüm bunların hiç bir anlamı yok” şeklinde konuştu.
Konferansta Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai’yi temsil eden Maruni Başpiskoposu Boulos Matar, konferans sırasında, Taif Anlaşması’nda Hıristiyanların ve Müslümanların tek millet olduğunu vurguladı. Başpiskopos Matar, “Biz Lübnan'da vatanseverlik, Araplık ve insanlık olarak kardeşiz. Lübnanlılardan aralarındaki anlaşmazlıkları kardeşlik çatısı altına çözmelerini istiyoruz” dedi.
Siyasi sistemin durmaması gereken bir diyalog içinde değişebileceğinden Taif Anlaşması’nın yeniden uygulanmasının Lübnan için bir fırsat olduğunu düşünen Başpiskopos Matar, diyalog, sevgi ve kardeşliğin yayılmasının görevleri arasında olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Özel Koordinatörü Joanna Wronecka açıklamasında, “Tarihi Taif Anlaşması'nı Lübnan'ın istikrarını garanti edecek şekilde uygulamak için acele edilmeli. Anlaşma, reformların benimsenmesi, uygulanması ve ulusal aidiyetin kurulması yoluyla Lübnanlıların isteklerini karşılayan yeni bir siyasi sistem kurdu” diye konuştu.
Marada Hareketi Partisi Başkanı Süleyman Franci, konferansın oturum aralarında gazetecilerle yaptığı bir sohbette, “Hayatımız boyunca Taif çerçevesindeydik. Dışına hiç çıkmadık. Onun bir parçasıyız. Daveti kabul ettik, ne cumhurbaşkanlığı için ne de başka bir konu için değil, ulusal bir etkinlik olduğu için geldik” ifadelerini kullandı. Franci, kendisi gibi müttefiklerinin de Taif Anlaşması’nı desteklediğini vurguladı.

Konferansın ikinci oturumu
Eski Başbakan Yardımcısı Gassan Hasbani ise konferansın ikinci oturumunda, “Taif Anlaşması’nda metnin ve hükümlerinin temel alındığı hedeflere baktığımızda bunların Suudi Arabistan himayesinde, uluslararası garantilerle ve BM güvencesiyle anayasada yer alan Lübnan’ın bekasının, toprak bütünlüğünün, kimliğinin ve halkının korunmasına ve devletin egemenliğinin tüm topraklarına yayılmasına dayandığını görürüz. Eğer Lübnan Anayasası’nın uygulamasına bakacak olursak, Lübnan'daki durumu yönlendiren iç ve dış güçlere ya da bu güçlerin niyetlerine rağmen Anayasamızın geçerli olduğuna ve uygulanması gerektiğine şüphe yok” yorumunda bulundu.
Taif Anlaşması’nın çeşitli aşamalarında aksama ve gecikmeler yaşandığını, ancak anlaşmanın uygulanmasına izin verilmesi gerektiğini söyleyen Hasbani, “Herhangi bir metin, o metni hazırlayan taraflarca iyi niyetle, en iyi şekilde ve eksiksiz olarak uygulanmadığı sürece boşlukları ve sorunları tespit etmek neredeyse imkansızdır” dedi. Anlaşma çerçevesinde kalmanın önemli olduğunu vurgulayan Hasbani, “Bugün, demokratik bir cumhuriyet olarak Anayasa’nın uygulanmasını sağlamak için çok önemli bir fırsat yakaladık.  Parlamento bunu uygulamak için gerekli adımları atmalı” ifadelerini kullandı.
Lübnanlı eski milletvekili Boutros Harb, yaptığı değerlendirmede, “Bugün Taif'i eleştirmek kolay, ama o dönemde Lübnan'ın yaşadığı katliamlar ve patlamaların neden olduğu acılar hiç kolay değildi” dedi.
Lübnan Meclis üyesi Edmon Rizk ise yaptığı açıklamada, “Anlaşmanın özünün özgür bir sistemde medeni bir ortaklık olduğuna şahit oluyoruz. Dinde olduğu gibi vatanseverlikte de zorlama yoktur” değerlendirmesinde bulundu.
Eski milletvekili ve Bakan Talal el-Merhebi, bir senato kurulması ve siyasi mezhepçiliğin kaldırılması çağrısında bulundu.  Merhebi, Taif Anlaşması'na ve Lübnan'a karşılıksız olarak hamilik eden ve sadece istikrarı sağlamaya çalışan Suudi Arabistan'a teşekkür etti.



Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
TT

Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

ABD, Hamas'ın silah bırakmasını beklemeden Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor.

Tel Aviv yönetimi, Hamas İsrailli polis memuru Ran Gvili'nin naaşını iade edip silah bırakmayı kabul edene kadar Gazze barış sürecinde ikinci aşamaya geçmeyeceklerini bildirmişti.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan yetkililer, ABD'nin bunlar gerçekleşmeden ikinci aşamaya bir an evvel geçmek istediğini belirtiliyor.

Kaynaklara göre ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede hem Hamas'ın silah bırakmasını hem de Gvili'nin cesedinin ailesine geri gönderilmesini istediklerini söyledi. Ancak bunların ateşkesin ikinci aşamasına geçiş için şart olarak görülemeyeceğini ifade etti.

10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve rehine takası anlaşmasının garantörleri Türkiye, Mısır ve Katar'ın, Hamas'ın kademeli bir silah bırakma planını kabul edeceğini Washington'a ilettiği belirtiliyor.

Bu plana göre Filistinli örgüt önce ağır silahlarını teslim edecek, daha sonra hafif silahlar için geri alım programı başlatılacak. Kaynaklar, gelecek haftalarda bu mekanizmanın devreye girmesinin hedeflendiğini söylüyor.

Ancak Tel Aviv'in böyle bir çerçeveyi onaylayıp onaylamayacağı belirsiz. Hamas, Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlatılmadan silah bırakmayacağını bildirmişti. İsrail ise iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca duyurmuştu.

20 maddelik barış planının ilk aşamasında taraflar arasında rehine takası gerçekleştirilmiş, İsrail askerleri belirlenen "sarı hatta" geri çekilmişti. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol ediyor.

İkinci aşamadaysa Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinde söz sahibi olmaması isteniyor. Gazze Şeridi'nin yönetiminin Hamas mensubu olmayan Filistinlilerin yer alacağı bir teknokratlar komitesine geçici olarak devredilmesi planlanıyor. Trump'ın başkanlık edeceği Barış Kurulu'na ek olarak bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması öngörülüyor.

Analizde, Trump'ın Barış Kurulu'nu ve teknokratlar komitesini gelecek hafta açıklamayı planladığı yazılıyor. Beyaz Saray ilk etapta bu açıklamayı geçen ay yapmayı planlamış ancak Hamas'la İsrail arasındaki anlaşmazlıklar çözülemediği için vazgeçmişti.

İsrail medyasında geçen ay çıkan haberlerde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Barış Kurulu'nda görmek istediği aktarılmıştı.

Türkiye'nin hem Barış Kurulu'nda yer alması hem de ISF'ye asker göndermesi için ABD'nin Tel Aviv'e baskıyı artırabileceği belirtilmişti. Washington'ın, Ankara'nın ISF'ye asker göndermese bile güvenlik gücünün komuta yapısında yer almasını istediği de yazılmıştı.

Trump, Azerbaycan ve Endonezya'ya da ISF'ye katılma çağrısı yapmıştı. Azerbaycan lideri İlham Aliyev, bu haftaki açıklamasında "Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletleri çözmelidir" diyerek Gazze'deki uluslararası misyonlara katılmayacaklarını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Caspian Post


Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
TT

Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).

Halep doğumlu Suriyeli aktivist ve gazeteci Akil Hüseyin, bugün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında çatışmaların yaşandığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine ilişkin tanıklığını Şarku'l Avsat'a anlattı. Hüseyin, Mart 2011’de Suriye devriminin başlamasının ardından sivil harekete katıldığını ve kentin özellikle doğu kesiminde sahada gelişmeleri izlediğini ifade ediyor.

Kısa süre önce Halep’i temsilen Halk Meclisi’ne seçilen Hüseyin’in bu tanıklığı, SDG yanlılarının öne sürdüğü anlatının aksine, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde nüfus çoğunluğunun Kürtlerden değil Araplardan oluştuğunu vurguluyor.

cdfrgt6y
Halep kentinin haritası; üzerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri görülüyor (Sosyal medya)

Son yıllarda “Kürt mahalleleri” olarak tanınan bu iki bölge, yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Süryani ve Ermeni yoksul Hristiyanların yaşadığı küçük yerleşim alanlarıydı. Daha sonra Halep kırsalının kuzey ve doğusundan, aralarında Afrin, Cinderes ve Ayn el-Arab (Kobani) sakinlerinin de bulunduğu, şehirde daha iyi bir yaşam arayan aileler için; konut maliyetlerinin görece düşük olması ve sanayi bölgelerine yakınlığı nedeniyle makul bir tercih hâline geldi.

Birçok kişinin bu iki mahalleye Kürt kimliği atfetmesinin temel nedeni, Halep kentinde ilk kez bu denli büyük bir Kürt nüfusunun aynı bölgede bir araya gelmiş olmasıydı.

1970’li yıllara kadar Halepliler, Şeyh Maksud’u “Cebel es-Seyyide” (Meryem Ana Tepesi) adıyla biliyordu. Ancak Kürtlerin yoğunlaşmaya başladığı bu bölgede, Kürt kökenli bir sufi şeyhin adını taşıyan “Şeyh Maksud” camisinin inşa edilmesinin ardından, bu isim mahalle için yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Komşu Eşrefiye Mahallesi ise aynı dönemde, Hristiyanların yaşadığı Süryaniler Mahallesi’nin plansız bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

Halepliler, bu iki mahallenin siyasi anlamda Kürtlerin merkezi hâline geldiğini ilk kez 2004 yılında, Kamışlı Olayları olarak bilinen süreçte fark etti. O dönemde Cezire bölgesindeki Kürt ayaklanmasıyla eş zamanlı olarak Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da Kürt siyasi parti kadroları ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

dfrgt
Ekim 2024’te Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf ve kitapların yer aldığı bir sergi

Bundan önce Kürtlerin bu mahallelerdeki en belirgin görünürlüğü, Suriye’de uzun süre yasaklı olan Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkıyordu. Kutlamalar esnasında, özellikle Esad rejiminin 1980’lerden itibaren kendisine muhalif Kürt siyasi hareketlerini kontrol altında tutmak için kullandığı PKK unsurlarıyla güvenlik güçleri arasında zaman zaman gerginlikler yaşanıyordu.

2011’de Beşşar Esad rejimine karşı halk ayaklanmasının başlaması ve rejimin Kürtleri muhalefetten uzak tutma çabaları kapsamında, Suriye istihbaratı 2012 yılında bu iki mahalleyi Kürtlere devretti. Böylece bölgeler kademeli olarak rejimin denetiminden çıktı ve sonunda, ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt çoğunluklu kentlerde olduğu gibi SDG’nin iç güvenlik gücü olan Asayiş aracılığıyla SDG’nin kontrolüne girdi.

asdfr
2014 yılında Halep’te gerçekleşen bombardıman sonucu oluşan yıkım (Reuters).

Başlangıçta Eşrefiye Mahallesi, Arap ve Kürt önde gelen aktivistlerin yer aldığı “Kardeşlik Koordinasyonu”nun öncülüğünde dikkat çekici bir barışçıl sivil harekete sahne oldu. Ancak üyeleri kısa sürede, rejimden devraldığı bölgelerde devrimle bağlantılı her türlü faaliyeti bastıran PKK’nın Suriye kolu tarafından takibe alındı. Bu yapı, bölgede tam denetim sağlayan güvenlik ve polis aygıtları ile asker devşirme merkezleri kurdu. Bu durum, iki mahallenin “Kürt mahalleleri” olarak algılanmasını daha da pekiştirdi.

yuı
Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ta, Eş-Şam rejimi ile SDG ve muhalif gruplar arasındaki çatışmalara sahne olan evinin enkazını kaldıran bir Suriyeli vatandaş (AP)

Ancak SDG ile Suriye muhalefeti arasındaki ilişkilere en ağır darbe, 2016’nın sonunda geldi. Bu dönemde SDG, Beşşar Esad güçleriyle iş birliği yaparak Halep’in doğu kesiminin kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, bölge nüfusunun büyük bölümünün yerinden edilmesi ve yapıların büyük ölçüde yıkılmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra SDG, Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları ile birlikte Halep’in kuzey kırsalındaki Sünni Arap yerleşimlerinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle Tel Rıfat kentinde nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve bu bölge de SDG’nin bir parçası olarak anılmaya başlandı.

Bugün ise Halep’te, SDG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini Suriye hükümetine devretmeyi reddetmesi nedeniyle yaşanan gerilim sürerken, SDG yanlıları bu mahallelerin “Kürt kimliğini” kanıtlamaya yönelik yeni bir medya kampanyası yürütüyor. Oysa bölgede, Bakara (Baggara) aşireti ve Batuş kabilesi başta olmak üzere on binlerce Arap yaşarken, varlığı inkâr edilemeyecek ölçüde bir Kürt nüfus da bulunuyor.


Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
TT

Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)

Suriye devlet televizyonu, bugün (perşembe), ordu güçlerinin Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerinde kontrol sağladığını bildirdi. Haberde, bu ilerlemenin bölgedeki halk ve aşiretlerle iş birliği içinde, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaşanan çatışmaların ardından gerçekleştiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ordu ve iç güvenlik güçlerinin, SDG’nin karşı saldırı girişiminin ardından Eşrefiye Mahallesi’nde ilerlemeyi sürdürdüğünü aktardı. SDG ise hükümet güçlerinin Eşrefiye ve Şeyh Maksud’a yönelik saldırılarında 12 kişinin öldüğünü, 64 kişinin yaralandığını ileri sürdü. Halep’te gerginliğin geçen aydan bu yana sürdüğü belirtildi.

Halep’te bazı mahallelerde sokağa çıkma yasağı

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, perşembe akşamı yaptığı açıklamada Eşrefiye, Şeyh Maksud, Beni Zeyd, Süryan, Helak ve Meydan mahallelerinde ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu. Açıklamada, kararın “buralarda yaşayanların güvenliğini sağlamak, güvenliği tesis etmek ve can ile mal kaybına yol açabilecek ihlalleri önlemek” amacıyla alındığı belirtildi.

dfrgthy
Suriye itfaiye ekipleri, SDG tarafından atılan mermilerin isabet etmesi sonucu Halep’te Cemiliye ile Sebil mahalleleri arasındaki Faysal Caddesi’nde çıkan yangını söndürmek için çalışma yürütüyor (SANA)

Komutanlık, söz konusu mahallelerde sokağa çıkma yasağı süresince istisnasız her türlü hareketliliğin yasak olduğunu vurguladı.

Daha önce Suriye Arap Haber Ajansı SANA, Halep Müdahale Merkezi Komitesi’ne dayandırdığı haberinde, çatışmalarda ölü sayısının 10’a, yaralı sayısının ise 88’e ulaştığını bildirmişti. Suriyeli bir hükümet yetkilisi de Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde yaşayanların, bu bölgelerin bazı kısımlarını yetkililere teslim etmeye başladığını söyledi.

Aynı yetkili, Suriye televizyonu El-İhbariye’ye yaptığı açıklamada, bu sürecin SDG mensupları arasında art arda yaşanan ayrılıklar ve iç güvenlik güçlerinin bölgede güvenliği tesis etmeye hazırlanmasıyla eş zamanlı yürütüldüğünü ifade etti.

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, SDG’yi yerleşim bölgelerini hedef alan bombardıman ve rastgele ateş açma eylemleriyle suçlayarak, bu saldırılar sonucu sivil kayıplar yaşandığını belirtti. Komutanlık, SANA aracılığıyla SDG saflarındaki unsurlara derhâl ayrılma ve silahlarını teslim etme çağrısı yaptı; bu amaçla bir iletişim hattı da duyurdu.

Suriye hükümeti ise Kürtlerin “Suriye halkının asli ve temel bir bileşeni” olduğunu vurgulayarak, devleti onları ayrı bir taraf ya da istisnai bir durum olarak değil, ülkenin eşit ortakları olarak gördüğünü kaydetti. Hükümet açıklamasında, çözümün medya söylemleri ya da karşılıklı suçlamalarla değil, ülkenin birliğinin ve tüm vatandaşların güvenliğinin teminatı olan devlet kurumları aracılığıyla sağlanabileceği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca sahadaki kargaşa ve tırmanışın, SDG’nin 1 Nisan’da varılan anlaşmayı bozmasının doğrudan sonucu olduğu, bunun önceki mutabakatları zayıflattığı ve istikrarsızlığa kapı araladığı belirtildi. Hükümet, devletin mevcut rolünün Halep çevresini güvence altına almak, saldırı kaynaklarını şehirden uzaklaştırmak ve sivilleri korumak olduğunu vurguladı; Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den “milis güçlerin” çıkarılmasını talep etti.

SANA, ordunun bugün (perşembe) saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini ve SDG unsurlarına yönelik saldırılar düzenleyeceğini bildirdi. SDG ise operasyonu sivillerin zorla yerinden edilmesine yönelik bir girişim olarak nitelendirdi.

Öte yandan Halep Valisi Azam el-Garib, daha önce yaptığı açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de SDG’ye bağlı çok sayıda unsurun ayrıldığını, bazılarının ise bölgeden kaçtığını ve bunun sahada önemli bir değişime zemin hazırladığını söyledi. Vali, Halep halkına resmî duyurular yapılmadan evlerine dönmemeleri çağrısında bulundu.

rgt
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’nde konuşlandı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Halep Müdahale Merkezi Komitesi ayrıca kent içinde 10 geçici barınma merkezinin açıldığını, Afrin ve Azez’de de merkezler oluşturulduğunu açıkladı. Alman Haber Ajansı DPA’ya göre, ordu operasyonlar birimi sivillerden SDG mevzilerinden uzak durmalarını isterken, sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG hedeflerine yönelik “nokta atışı” saldırıların başlatılacağını bildirdi.

Suriye televizyonu, ordunun Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu alanların derhâl boşaltılmasını istediğini aktardı.

Halep’te geçen ay SDG ile hükümet güçleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, taraflar birbirlerini suçlamıştı. SDG, 10 Mart’ta Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile, sivil ve askerî kurumlarını devlet yapısına entegre etmeyi öngören bir anlaşma imzalamış olsa da, bu anlaşmanın uygulanmasında şimdiye kadar kayda değer ilerleme sağlanamadı.