Petrol ticaretinde uzlaşan taraflar Suriye’deki çözümü engelliyor

Suriye petrolü; Savaş ağaları ile ABD-Rusya çatışması arasındaki iş birliği

7 Eylül'de Haseki kırsalında Suriye Demokratik Güçleri ile eğitim düzenleyen ABD güçleri (EPA)
7 Eylül'de Haseki kırsalında Suriye Demokratik Güçleri ile eğitim düzenleyen ABD güçleri (EPA)
TT

Petrol ticaretinde uzlaşan taraflar Suriye’deki çözümü engelliyor

7 Eylül'de Haseki kırsalında Suriye Demokratik Güçleri ile eğitim düzenleyen ABD güçleri (EPA)
7 Eylül'de Haseki kırsalında Suriye Demokratik Güçleri ile eğitim düzenleyen ABD güçleri (EPA)

Suriye'deki iç savaş 12. yılına girerken ABD ile Rusya’nın ülkedeki petrol alanlarını kontrol etme mücadelesi ise sürüyor. Savaş ağaları ve bölgesel güçler ise ABD ile Rusya nüfuzunun çatısı altında kaynakların paylaşımında uzlaşmış durumdalar.
Çatışma başlamadan önceki dönemde, ağırlıklı olarak Kuzeydoğu Suriye'de bulunan saha ve tesislerdeki petrol üretimi günde yaklaşık 400 bin varile tekabül etmekteydi. 2011’de savaşın patlak vermesi ardından, muhalif gruplar ve DEAŞ dahil olmak üzere çeşitli rakip güçler bu petrol zenginliğinin büyük bir bölümünü kontrol etmeye başladı. Batı'nın Suriye’deki petrol alanları üzerinde uyguladığı yaptırımlar ise yabancı petrol şirketlerinin ülkeyi terk etmesine sebep oldu.
Şu an ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG), petrol, gaz, tarım ve su kaynakları açısından zengin konumdaki Fırat'ın doğusunda bulunan bölge dahil olmak üzere Suriye topraklarının dörtte birini kendi kontrolü altında tutuyor. Yani SDG şu anda petrolün yüzde 90'ını, doğal gaz sahalarının ise en az yüzde 50'sini, aynı zamanda Şam hükümeti ile imzalanan anlaşmalar gereği Gulfsands Petroleum, Total, Shell gibi yabancı şirketlerin sahip olduğu altyapıyı kontrol ediyor. Petrol kuyuları ve tesisleri, ABD’nin yönlendirdiği SDG tarafından ‘himaye ediliyor’.
Öte yandan ise Şam rejimi, krizin başlangıcından bu yana petrol sektöründe 91,5 milyar dolar değerinde zarar ettiğini bildirdi. Günlük petrol üretiminin 89 bin varil olduğunu ve çoğunu SDG'nin kontrol ettiğini açıklayan Suriye Petrol Bakanı Bessam Tama, bu petrolün Suriye halkından çalındığını ifade ediyor.

Uluslararası çatışma
Şam, 2015 sonlarındaki Rus askeri müdahalesi ardından Suriye ve karasularındaki petrol ve gaz sektörlerine yatırım yapmak amacıyla Rus şirketleriyle sözleşmeler imzaladı. Esed rejimi aynı zamanda petrol ve doğal gaz tesislerini himaye etmek ve DEAŞ’ın pençesinden kurtarmak amacıyla gelirlerin yüzde 25’i karşılığında Rus iş adamı Yevgeniy Prigojin ile bağlantılı Evro Polis şirketi ile sözleşme imzaladı. Prigojin’in,Wagner paralı askerlerini finanse etmesiyle tanınıyor. Evro Polis, anlaşma kapsamında Tedmur yakınlarında Suncor şirketine ait devasa büyüklükteki Ebla doğalgaz sahasını çok sayıda can kaybına yol açan bir operasyon ile kontrol altına aldı.
Bu anlaşma, Wagner şirketinin faaliyet göstermesi için bir paravan görevini gördü. Wagner'in 2018'de Suriye'de 2 bin 500 kadar paralı askeri olduğu, bu askerlerin Suriye'deki çatışmalara veya Rusya'daki eğitim ve hazırlık kamplarına katıldığı, bir kısmının Libya'ya, Rus işgali sonrası ise Ukrayna'ya nakledildiği tahmin ediliyor.
Aslında Evro Polis ile Şam arasındaki anlaşma sadece hükümetin kontrolü altındaki bölgeleri kapsıyordu. Wagner paralı askerleri 2018'in başlarında Fırat'ın doğusunda SDG’nin kontrolü altında kalan bölgede Conoco Şirketi'ne ait bir gaz üretim tesisine saldırıda bulundu. Ancak o sırada ABD topçuları ve hava saldırıları, yaklaşık 200 paralı askerin öldürüldüğü ağır bir bombardıman düzenledi.
2019'da dönemin ABD Başkanı Donald Trump, ABD güçlerinin Fırat'ın doğusunda yer alan, Türkiye ile Suriye sınırı çevresindeki bölgeden çekildiğine dair bir duyuru yayınladı. Bu şaşırtıcı duyuru ile Kuzey Suriye'ye girmesi için Türkiye’ye yeşil ışık yakılmış oldu. Böylece SDG, yeni bir baskı ile karşı karşıya kaldı.
6 Ekim 2019'da ABD'li ve Avrupalı ​​bazı yetkilileri de yanına alan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Başkan Trump'ı petrolü korumak için 900 ABD askeri personelini Doğu Suriye'de tutmaya ikna etti. Bunun üzerine Trump, daha sonradan yaptığı açıklamada, “Petrolün bulunduğu bölgelerde az sayıda asker kalacak. Petrolü güvence altına almak ve korumak istiyoruz” vurgusunda bulundu.
Temmuz 2020'de Washington’ın açıklamasına göre SDG Lideri Mazlum Abdi, Hazine Bakanlığı’nın Suriye'ye uyguladığı yaptırımlardan muaf tutulması ardından ABD’li şirket Delta Crescent Energy ile petrol yatırımında bulunmak üzere bir anlaşma imzaladığını Trump yönetimine bildirdi. Dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, söz konusu anlaşma ile ‘petrol endüstrisini modernize etmenin’ amaçlandığını vurguladı.
Bu, bu hususta çelişkili açıklamalarda bulunan ABD Savunma Bakanlığı’nı (Pentagon) mahcup etti. Pentagon tarafından başta yapılan açıklamada, “Suriye petrolü Suriye halkına aittir. Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve birliğine bağlı kalacağız” vurgusunda bulunuldu. Ancak eski ABD Savunma Bakanı Mark Esper, daha sonradan yaptığı açıklamada, “DEAŞ’ın petrol sahalarına erişimini engellemek amacıyla Deyrizor'daki konumumuzu güçlendirecek önlemler alıyoruz” ifadelerini kullandı. Pentagon, petrol sahalarını korumak için asker ve zırhlı araçlar gönderdiğini bildirdi.
Bugün bu hususta Rusya ile ABD arasındaki mücadele sürüyor. Bir muhalefet lideri, konuyla ilgili açıklamasında, üst düzey Rus subaylarının SDG liderlerinden Şam ile sözleşme imzalayan Rus şirketlerinin Fırat'ın doğusundaki petrol sahalarında çalışmasına izin verilmesini defalarca kez istediğine dikkat çekti. Ancak Kürt yetkililer, bunun petrol sahalarını kontrol eden ABD müttefiklerinin onayını gerektireceğini söyledi.

Savaş zenginleri
Bu hususta ABD ile Rusya arasında dönen mücadele, Ukrayna'nın Rusya işgaline uğramasının ardından daha da yoğunlaştı. Bilhassa Suriye halkının ekonomik ve insani ihtiyaçlarının artmasıyla siyasi bir çözüme ulaşma olasılığının yokluğunda Suriye'deki askeri durum askıya alındı. Nitekim petrol, günde yaklaşık 89 bin varil gelirini paylaşmak amacıyla Suriyeli ve yabancı militanlar arasında örtülü bir işbirliği faktörünü ortaya çıkardı.
SDG’nin idari kanadı konumundaki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, üretimin bir kısmını yerel olarak kullanıyor. Aracılar ve savaş ağaları ise rafineri veya depolama amacıyla petrolün bir başka bölümünü rejim kontrolündeki bölgelere (Suriye topraklarının üçte ikisini oluşturan) taşıyor. Esed rejimi, ülkenin doğusundaki baskın güçleri ‘hain’ ve ‘ABD işgalinin ajanları’ olmakla suçluyor.
Bazı uzmanların tahminlerine bakıldığında, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi varil başına yaklaşık 16 dolar alırken 15 dolar ise Şam rejimine gidiyor. Varil başına 50 ABD doları değerindeki kalan miktar ise savaştan kar elde edenlerin eline geçiyor.
Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan edindiği bilgiye göre PYD yetkilileri SDG liderlerine iç ve bölgesel düzeydeki petrol satışı hususunda Şam ile koordineli olmaları tavsiyesinde bulunuyor. Yetkililer, Doğu Fırat bölgesi ile Fırat Kalkanı bölgelerinde muhalif gruplar ve Türkiye ordusu tarafından kontrol edilen diğer bölgeler arasında petrol ve türevlerini kaçırmak amacıyla faaliyet gösteren ağların varlığından bahsediyor. Bu iki bölgedeki askeri güçlerin her gün çatışmalara girdiği, birbirlerini karşılıklı olarak ‘ihanet’ ve ‘terörizm’ ile suçladığı biliniyor.
Rakipler arasındaki iş birliği, sınırların ötesine uzanıyor. Bu husustaki veriler, Kamışlı ve Erbil'deki karar vericiler arasındaki siyasi ve askeri anlaşmazlıklar sürüyor olsa da arabulucuların ve karar vericilere yakın kişilerin de katılımıyla Irak Kürdistanı ve Türkiye’nin bazı bölgelerine petrol kaçakçılığı yapıldığına işaret ediyor. Petrolün çok düşük fiyatlara satıldığı, petrol sahaları ve çevresinin şu anda ağır koşullar altında kaldığı iddia ediliyor.
Batılı bir yetkili, “Bu alanlardaki karar vericiler, büyük olasılıkla, ceplerine para akışını engelleyecek siyasi bir çözüme ulaşmak istemiyor. Yerel etki alanları ve komşu ülkelerde savaştan çıkar sağlayanların savaşın bitmesini istememeleri daha olası” vurgusunda bulundu.

Alternatif öneri
Başkan Joe Biden, göreve geldiği sırada ABD yönetimi, Fırat'ın doğusundaki bazı anlamlı yatırımlara (petrol endüstrisi hariç de olsa) izin veren yaptırımlardan feragat ettiğini açıkladı. Aynı zamanda, Delta Crescent Energy'e tanınan muafiyetin petrol sahalarında egemenlik hakkına sahip yabancı şirketlerin itirazı gibi çeşitli nedenlerle uzatılmamasına karar verildi. Gulfsands Petroleum, 2003 yılında Şam ile Fırat'ın doğusundaki 26. Blok'ta yatırım ve geliştirme anlaşması imzaladı. 2021 yılı yıllık raporuna göre Blok 26'nın 2017 başından beri izinsiz üretiminin günde yaklaşık 20 bin varile ulaşması, o zamandan bu yana yaklaşık 35 milyon varil petrol üretildiği anlamına geliyor.
Londra merkezli Gulfsands, kendisinin ve diğer uluslararası petrol şirketlerinin varlıklarının kontrolünü yeniden kazanmasını sağlayacak bir insani girişim niteliğindeki ‘kazan-kazan’ uygulaması çağrısında bulunuyor. Gulfsands’in girişimi, yaptırım uygulanan kuruluşlara ve diğer yetkisiz aracılara petrol akışı yerine, petrol satışlarından elde edilen gelirin Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kontrol edilen bir fona aktarılmasına katkıda bulunacak. Şirketin CEO’su John Bell, Suriye'de kaydedilen büyük trajediyi hafifletmek amacıyla yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu vurguladı. Aynı zamanda “Suriye'nin ancak petrol ve gaz yoluyla elde edilebilecek milyarlarca dolara ihtiyacı var. Bu plan, Kürtler, Şam ve Suriye halkı için bir kazanım niteliğinde” vurgusunda bulundu. Bell, petrol gelirlerinin bir kısmının Birleşmiş Milletler (BM) kontrolünde yer alacak, insani amaçlar için belirlenmiş bir hesaba yönlendirilmesini önerdi. Bu plan basit gibi görünebilir, ancak analistler bunun 2003'teki ABD işgali öncesinde Irak'ta uygulanan Gıda Karşılığı Petrol Programı’nı hatırlattığını vurguluyor. Bu uğursuz programdan dersler çıkarılması gerektiğini kabul eden Bell ise girişimi uluslararası paydaşlara öneriyor. Aslında bu girişimin zamanlaması oldukça uygun. Zirâ erken kurtarma projeleri, diğer insani ve sağlık konularının finansmanı dahil olmak üzere, uluslararası yardımın sınırlar arasında daha kapsamlı hale getirilmesi yönündeki tartışmalar devam ediyor.



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.