Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil, Şarku’l Avsat’a konuştu: İklim adaleti arayışındayız

COP27’nin sıçrama yaptığını belirten Kamil, denizleri kirlilikten kurtarma planlarına dikkat ekti.

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
TT

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil, Şarku’l Avsat’a konuştu: İklim adaleti arayışındayız

Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil
Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil

Mısır’da düzenlenen COP27 zirvesinin oturum aralarında Akdeniz’in kuzeyinden ve güneyinden 42 ülkeyi ortaklık çerçevesinde bir araya getiren ‘Akdeniz için Birlik’ kuruluşu konferansına yoğun bir katılım sağlandı.
Şarku’l Avsat, gerek konferansın koridorlarında, gerek oturumlarda gerekse çok sayıda uluslararası yetkiliyle düzenlenen toplantılarda son derece aktif görünen Akdeniz İçin Birlik Genel Sekreteri Nasır Kamil ile bir araya geldi. Kuruluşun en son başarılarından biri olarak öncelikle çevre projeleri ve iklim sorunlarının ele alınmasıyla ilgilenen ‘Mavi Akdeniz Ortaklığı’ girişimine ilişkin bilgiler veren Kamil, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda COP27’nin katkılarından bölgesel ve uluslararası düzeyde iklim konusunda merak edilen konulara kadar birçok soruyu cevapladı:

-‘Mavi Akdeniz Ortaklığı’nda temsil edilen, birliğin son projelerinden bahseder misiniz?
Bu girişim, Akdeniz için Birlik’in faaliyetlerinde niteliksel bir sıçramayı temsil ediyor. Çünkü Avrupa- Akdeniz bölgesindeki en büyük iki finansman kuruluşu olan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (AİKB) ve Avrupa Yatırım Bankası (AYB) başta olmak üzere birkaç ortağa öneri sunma girişiminde bulunduk. Girişimin amacı, mavi ekonomi ile ilgili projelere, yani Akdeniz kıyılarını çevreleyen ekonomik faaliyetlerle ilgili her şeye yatırım yapmak için 1,3 milyar euroya ulaşabilecek bir hibe ve yumuşak kredi hacmini harekete geçirmektir. Ayrıca Akdeniz’e kıyısı olan bazı şehirlerde katı maddelerin kanalizasyona atılması, Akdeniz kıyısındaki turizm sektörünün daha sürdürülebilir ve çevre standartlarına daha uyumlu hale getirilmesi, aşırı avlanma ve balıkçılık düzenlemesi gibi sorunlarla ilgilenilmesi, özellikle dünya ticaret hacminin yüzde 30’u Akdeniz’i kapsarken Akdeniz’de geçiş yapan ve faaliyet gösteren yük filolarında kullanılmış yakıt sorunuyla ilgilenilmesi hedefleniyor. Aslında Akdeniz, dünyanın herhangi bir bölgesine kıyasla tüm bölge olarak iklim değişikliği olgusundan etkileniyor oluşunun yanı sıra şu anda dünyanın en kirli denizidir. AİKB ve AYB ile Akdeniz için Birlik kapsamında faaliyete başladığımızda, iyi bir hazırlık sergileyen Almanya, Fransa, İspanya ve İsveç de dahil ‘iklim finansmanı ve yatırım’ açısından bu girişime katılmayı kabul eden birkaç ülke ile görüştük. Avrupa Birliği de (AB) girişimi tam olarak destekledi.

-Şu ana kadar gerçek anlamda bir hareketlilik var mı?
Bu girişimden ilk yararlananlar Akdeniz’deki dört ülke, Mısır, Fas, Tunus ve Ürdün’dür. Bu mekanizmayı kurmak için geçen salı günü ülkeler, kuruluşlar, bankalar, bölgesel ve uluslararası finans kuruluşları olarak ortak isteğimizi duyurmuştuk. Önümüzdeki birkaç ay içinde, organizasyon yapısını ve yönetimini kurma üzerinde çalışacağız. Aynı şekilde Mayıs ayının son haftasında veya gelecek yıl Haziran ayının ilk haftasında Barselona’da mevcut fon miktarını duyurmak için, ayrıca diğer ülke ve kuruluşları daha fazla hibe finansmanı, yatırım finansmanı ve yumuşak kredi sağlamaya teşvik etmek, yararlanıcı ülkeler tarafından sunulan projeleri değerlendirmek arzusuyla bir konferans düzenleyeceğiz. Burada olumlu bir etki yaratmak için yalnızca Akdeniz çevresinde olmamak üzere bu girişimi sahada nerede ve nasıl uygulamaya başlayacağımızı, ekonomik aktivite ve Akdeniz havzasında sürdürülebilir büyüme yaratma meselelerini de ele alacağız.

-COP27’de önceki zirvelerden farklı olarak neler görüyorsunuz?
Önceki zirve, sonuçları ‘bardağın yarısı dolu’ olarak tanımlanan, yani diğer bardağın yarısı boş olan bir zirveydi. Bana göre COP27 konferansının Mısır başkanlığı, ‘Hırstan Uygulamaya’ sloganını seçerken ve uygulama unsuruna odaklanırken çok rasyoneldi. Konferansın açılışı öncesinde, sabahın dördüne kadar süren ve (‘kayıp ve zararlar’ başlığının da eklenmesi için) Mısır’ın bu zirvenin başkanlığını üstlendiği açılış oturumuna kadar ertelenen zorlu müzakerelerin ardından zirve çok mutlu bir haberle başladı. ‘Kayıp ve zararlar’ maddesi, büyük sanayi ülkelerinin dahil etmeyi reddettiği bir maddedir. Çünkü üzerlerindeki mali yükümlülüklerin tartışılmasını gerektirecek. Bu ilkeyi, Mısır diplomasisi, güney ülkeleri ve yükselen ekonomiler için bir zafer olarak görüyorum. Önümüzdeki günler, büyük sanayileşmiş ülkelerin, Paris Konferansı’ndan bu yana mali taahhütlerle ilgili olarak defalarca taahhüt ettikleri şeylere ne ölçüde bağlı olduklarını gösterecek. Yılda yaklaşık 100 milyar dolardan bahsediyoruz. Ancak bugün dünyanın karşı karşıya olduğu çevre ve iklim sorunlarının ölçeği, bu miktarın birçok katını gerektirebilir.
İklim değişikliğinin gelecekteki etkilerinden bahsetmiyoruz. Bugün özellikle Akdeniz’de gelecekte daha da şiddetlenecek olan bu etkilerin bir parçasını yaşıyoruz. Bu yaz bölge, Cezayir ve diğer ülkelerdeki birçok bölge vatandaşının hayatına mal olan benzeri görülmemiş sayıda yangına tanık oldu. Ortadoğu ve Kuzey Afrika hariç Güney Avrupa’daki tüm bölgeler, tarihlerinde ilk kez kuraklık bölgeleri olarak ilan edildi. Avrupa ülkelerinde 45 derece gibi benzeri görülmemiş bir sıcaklığa tanık olduk. Peki, ya Güney Akdeniz’de? Burada küresel ısınmayı durdurmak için gerekli ve yeterli önlemleri almazsak yüzde 20 oranında azalması muhtemel yetersiz su kaynaklarından bahsediyoruz.

-Zararın boyutu nedir?
Bölge bugün büyük bir acı çekiyor. Akdeniz’in tuzluluğunun verimli tarım arazilerine sızdığı alanlardan bahsediyoruz. Bu, Mısır da dahil birçok ülkede meydana geliyor. Mısır, iklim sorunuyla ilgili bir film aracılığıyla, özellikle İskenderiye şehrinin halini ve onu korumak için ülke bütçesinden çok büyük meblağlar harcandığını gösterdi. Bu noktada sorulması gereken soru şu; İskenderiye’nin bu haline ve Mısır’ın onu korumak için büyük miktarda para harcamasına kim neden oldu? Sanayi devriminin başlangıcından bu yana geçen 150 yıl boyunca Mısır’ın sanayi alanındaki politikaları mı yoksa büyük ekonomiler mi? Bu noktada ‘iklim adaletinden’ başlayabiliriz. İklim adleti arayışındayız. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma politikalarına ve gelişmiş sanayi toplumlarına doğru ilerlerken ekonomilerini yükseltme çabalarına kendilerini adamaları çağrısı yapıyor. Bu, Mısır ve Fas gibi birçok gelişmekte olan ülkede uygulanıyor. Hindistan ve Brezilya, bu ülkelerden sürdürülebilir bir ekonomik model taahhüt etmelerini talep ediyor. Peki, neden? Peki ya adalet? Bu modeli takip etmediniz ve aslında hasara neden oldunuz. Şimdi de ‘ekonomik aktiviteyi daha sürdürülebilir ve çevreye daha az zararlı olacak şekilde’ yeniden formüle etme konusunda finansal bir katkı sunmadan büyüme hızını yavaşlatmamızı talep ediyorsunuz.

-Geçtiğimiz günlerde tanık olduklarınızdan hareketle, zirvenin taahhütleri yerine getirmek için gerçek sonuçlar üreteceğini düşünüyor musunuz?
Umut verici gördüğüm üç düzey var. İlk olarak bu zirve, ülke grupları arasında bölgesel düzeyde, örneğin Mısır’ın dünyanın en büyük rüzgargülü çiftliğini inşa edeceğine dair benzeri görülmemiş anlaşmalara ve anlayışlara tanık oldu. Ayrıca yeşil hidrojen alanındaki büyük anlaşmaların yanı sıra Suudi Arabistan, dünyanın en ıssız bölgesinde tarım yapmayı amaçlayan yeşil girişimleri ortaya koydu. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır’ın ve diğer ülkelerin hamleleri, Ortadoğu’yu bir ekonomik büyüme deposu haline getirecektir. İkinci düzey, bazı ülkelerin yükümlülüklerini yerine getirdiklerini açıkladıklarına dair bazı göstergelerle ilgilidir. Taahhütlerin yerine getirilmesine bağlı kalındığı için bu düzey, aynı zamanda bir umut kaynağıdır. Üçüncü düzey çerçevesinde, daha çevreci ve iklim açısından daha güvenli bir dünyaya doğru ilerlemek için gerçek bir arzumuz var. Şu anki aşamadaki ana zorluğun, özel sektörün şımartmasına izin veren koşulların ve finansal ortamın nasıl sağlanacağıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Çünkü milyarlara ihtiyaç duyma aşamasında değiliz. Daha ziyade trilyonlarca dolara ihtiyaç duyma aşamasındayız. Bu, devlet finansmanı ile elde edilemez. Özel sektör, bir bütün olarak dünya genelinde ortak olmalıdır.

-Rusya-Ukrayna savaşının birlik ülkeleri üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Avrupa- Akdeniz ülkeleri, Avrupa’da enerji kaynakları açısından, Kuzey Afrika ülkelerinde ise güneydeki gıda fiyatlarındaki eşi görülmemiş artışla mücadele açısından Rusya- Ukrayna savaşından en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldı. Ortadoğu’da da bir sorun var. Bu, çaba eksikliği veya sürdürülebilirlik eksikliği değil, su kıtlığıdır. İki bölge, savaş nedeniyle benzeri görülmemiş enflasyon dalgalarından ve üretim zincirlerine yansımasından etkilendi. Elbette bu savaşın bölge üzerinde net bir olumsuz etkisi oldu. Ama bu etki, çevre ve iklim alanlarında gördüğümüz ortaklıklar ve inisiyatiflerle bölgenin ortak hareket etmeye devam etmesini engellemiyor. Bölgedeki tüm ülkeler, ‘enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, Avrupa ülkeleri açısından Doğu Akdeniz ve Körfez gazına olan bağımlılığın artması, Güney Akdeniz’deki gıda kaynaklarının çeşitlendirilmesi’ gibi, krizi aşmak için şu veya bu şekilde tek tek ve toplu olarak çabalıyor.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.