Tahran'daki isyanın öteki yüzü: Yoksullaşan kadınlar

İranlı kadınlar arasında yerinden edilme, evsizlik, satma, intihar, bağımlılık gibi sahte işler ve kadınlara yönelik toplumsal zararlar her geçen gün artıyor

İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
TT

Tahran'daki isyanın öteki yüzü: Yoksullaşan kadınlar

İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)
İranlı kadınlar, rejimin yoğun ve artan çabalarına rağmen protestoların zirvesinde yer aldı (AP)

İran'ın başkenti Tahran'da 16 Eylül'de polis tarafından "kıyafet kurallarına" uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra öldürülen 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin ardından protestolar büyüyerek sürüyor.
O günden bu yana, İranlı kadın ve erkeklerin ülkenin farklı yerlerinde sokaklara, meydanlara, üniversitelerin ve okulların koridorlarına çıkmadığı bir gün geçmedi.
Amini'nin ölümü üzerine yaşanan öfke ve keder ile başlayan protestolar, İran rejimine karşı gösterilere dönüştü.
Gösterilerde atılan 'Kadın, Yaşam, Özgürlük', 'İslam Cumhuriyeti Devrilsin' ve 'Diktatöre Ölüm' gibi sloganlar, İranlıların, özellikle de gençlerin kalplerinde neler olup bittiğinin belki de en iyi kanıtı oldu.
Protestolar yalnızca İran'la sınırlı kalmadı. Dikkat çekici bir şekilde, dünyanın dört bir yanına yayılan dayanışma kampanyaları başlatıldı.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre Mahsa Amini'nin geçtiğimiz eylül ayından öldürülmesinden sonra Twitter'da açılan مهسا_أميني# etiketi altında atılan tweetlerin sayısı 80 milyonu aştı. Bu hashtag, birçok politikacı, sanatçı ve diğer etkili isimler tarafından kullanıldı.
Gösteriler ikinci ayına girerken, Şiraz, Belucistan, Senendec ve  turizm adası Kiş gibi İran'ın en önemli şehir ve illerine yayıldı.
Dini Lider Ali Hamaney'in yakılan resimleri hemen hemen her gösterinin olmazsa olmazı haline geldi.

'İfade özgürlüğü' ve İranlı kadınlar
İranlı kadınlar, rejimin gösterileri engellemeye yönelik artan çabalarına rağmen, protestoların merkezinde yer aldı ve meydanları terk etmedi.
Bu protestoları 'kadın ayaklanması' olarak adlandırmak, dünyanın İran'daki kadın hakları hareketine ilgiyle baktığının bir göstergesidir.
Bu, aynı zamanda uluslararası büyük araştırma merkezlerini ve uluslararası örgütleri protestoları desteklemeye itti. 
Geçen temmuz ayından bu yana İran'daki kadınlar başörtülerini çıkararak rejime meydan okudular. Sosyal medya platformlarında 'başörtüsüne hayır' kampanyası başlatıldı.
Bu durum ise rejimi provoke etti. İranlı yetkililer, halkı bir yargı kampanyasıyla karşı karşıya kalmakla tehdit etti.
Sosyal medyada "ahlak polisi"nin İranlı kadınlara yönelik baskısını gösteren videolar yayımlandı. İran İçişleri Bakanı da buna yanıt vererek, "Polis, sosyal normları ihlal edenlerle ilgilenecek ve toplumdaki atmosferi sabote ederek kirletmek için düşmanların faaliyet göstermesine izin vermeyecek" açıklamasında bulundu.
Ayrıca, İran ordusunun 'İdeolojik ve Siyasi Rehberlik Teşkilatı' Başkanı Abbas Muhammed Hüsni, kadınların zorunlu başörtü karşıtı protestolarına yanıt olarak "Düşmanın yumuşak savaşına karşı ilk perde olan başörtü ve iffet kaybolursa, diğer perdelerimizi de kaybederiz" dedi. 
 
Mahsa Amini'nin 16 Eylül'de "ahlak polisi" tarafından öldürülmesinin ardından İran'daki protestolar devam ediyor (AFP)
İranlı kadınların protestolarda yer alması bu son gösterilerle sınırlı değil. Molla rejimine karşı herhangi bir protesto hareketinin ilk saflarında daima İranlı kadınların yer aldığını belirtmekte fayda var.
İranlı sürgün gazeteci Masih Alinejad, 2014 yılında sosyal paylaşım sitesinde başlatılan 'My Stealthy Freedom (Gizli Özgürlüğüm)' hareketinin hareketini kurdu.
Amacı, İran'da kadınları başörtülerini çıkarmaya ve fotoğraf çekmeye teşvik ederek özgürlüğü savunmaktı.
Bu, birçok İranlı kadını başörtüsüz videolarını ve sokaklarda taciz edildikleri başka videoları yayımlamaya itti.
O zamandan beri, başörtünün kaldırılması İran'da iktidardaki rejime muhalefetin bir simgesi haline geldi.

Yoksulluk: Protestoların diğer yüzü
Birleşik Krallık'ta yayın yapan 'Financial Times' gazetesinin 'İran'daki gençlerin protestoları yaşlanmaktan muzdarip olan rejimi sarsıyor' başlıklı 11 Ekim 2022 tarihli haberinde, protestoların arkasında, ülkede yaşanan yoksulluk nedeniyle yaşanan "öfke" olduğuna dikkat çekildi.
Haberde, şu ifadelere yer verildi:
"İran'da genç bir kadının polis nezaretinde öldürülmesinin ardından İranlı gençler, erkekler, kadınlar ve üniversite öğrencileri güvenlik güçlerine karşı olağanüstü protesto dalgasıyla ayaklandı. Dünya, bu meydan okumalarının ülke çapında bir destek dalgası ve farklı grupların birleşmesine yol açtığı bir zamanda cesur kadınların başörtülerini çıkarmasını ve olası sonuçları çok iyi bilerek halkın önünde yakmasına tanık oldu. İslam Cumhuriyeti'ndeki hayattan başka bir şey bilmeyen ve İnternet çağında büyüyen genç nesil, dini yönetimin temel özelliklerini reddetme konusunda sert bir kararlılık gösterdi. Erkekler ve hatta bazı dini gruplar, İran'a yayılan ve Batı yaptırımları ve kronik kötü hükümet yönetimi nedeniyle insanların yüzde 30'unun yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede vatandaşların hayal kırıklığını öfkeye dönüştüren protestolara desteklerini ifade ettiler. "

Tahran'da gıda tedarik etmek için sıraya giren dar gelirli İranlılar (AFP)
İran, 2018'de nükleer anlaşmadan çekildiğinde ABD'nin yeniden uyguladığı yaptırımlar nedeniyle boğucu bir ekonomik kriz yaşıyor.
Sanayi dünyasında uzmanlaşmış İran menşeili 'Jahane Sanat' gazetesi, geçen ağustos ayında '50 yılın Hatası' başlıklı bir haber yayımladı.
Jahane Sanat'ın haberine göre, İran'da yoksulluk oranı 1979'dan bu yana üç katına çıktı.
1979'da İranlıların yaklaşık yüzde 20'sinin yoksulluk sınırının altındayken, 1988'de bu oran yüzde 40'lara vardı. 2021'de ise yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfusun oranı yaklaşık yüzde 52'ye ulaştı.
Ülkede toplum üyelerinin yaklaşık yüzde 60'ı bu yıl yoksulluk sınırının altına düştü ve çoğu aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.
İran'daki huzursuzluk dönemi olan 2017'nin sonlarında ve 2018'in başlarında, Tahran'da tanınmış siyaset bilimi profesörü Sadık Zibakalam, verdiği bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştı:
"İran bugün İslam Cumhuriyeti için referandum yapsa, yüzde 70'ten fazlası buna karşı çıkar. Bu yüzde, zenginleri, akademisyenleri, din adamlarını ve kırsal bölge ve şehir sakinlerini içerir."

İran Cumhuriyeti 'sefalete batmış durumda'
İran Şura Meclisi'nde Konseyler ve İçişleri Komitesi Üyesi Muhammed Hasan Asferi, devlet haber ajansının 6 Mayıs 2022'de bildirdiğine göre, yoksulluk sınırının altında yaşayan 9 milyon İranlı aile olduğunu söyleyedi.
İbrahim Reisi hükümetinde İşbirliği, Çalışma ve Refah Bakanlığı'nın Ağustos 2021'de yayımlanan ilk raporuna göre, İran'da yoksulluk sınırının altında yaşayan kişi sayısı 2020'de 36 milyona ulaştı.
Ayrıca, Milletvekili Şihab Nadiri, 2017'de İran toplumunun yüzde 80'i yoksulluk sınırının altında yaşadığına dikkat çekti. 
Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Enstitüsü'nde Uluslararası İlişkiler ve Kalkınma Çalışmaları Uzmanı Ali Fethullah Nejad, 2019 yılının temmuz ayında '40 yıl sonra İran devrimi vaatlerini yerine getirdi mi?' başlıklı bir yazı yayımladı.
Nejad, yazısında şu ifadeleri kullanmıştı:
"Devrim, monarşinin eşit olmayan kalkınma modelinin terk ettiği mazlumlar adına İslami Marksist düşünce çerçevesinde başlatıldı. Takip eden 40 yıl içinde İslam Cumhuriyeti'nin sosyo-ekonomik performansı hakkında keskin bir tartışma ortaya çıktı. Bazıları İslamcı rejim yönetimi altında önemli ilerleme kaydedildiğini iddia ederken, diğerleri ülkeyi sefalete batmış olarak nitelendirdi. Dolayısıyla daha fazla ayrıntıya ve bağlama ihtiyaç var. İran'ın son kırk yılda ilerleme kaydettiğine şüphe yok. Ancak bu başarıların devrim sonrası politikalara mı, toplumsal baskılara mı yoksa Şah tarafından atılan temellere mi bağlı olduğu tartışmaları hâlâ sürüyor. Devrimden önceki dönemin aksine, bugün İranlıların çoğu, nüfusun neredeyse iki katına çıktığı ve ülkenin çoğunun kentleştiği bir zamanda temel hizmetlerden ve altyapıdan yararlanıyor."

Tahranlı kadınların gösterileri dünyanın dört bir yanında geniş destek buldu (AFP)

İran'da 25 ila 30 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor
Benzer şekilde, diğer sosyal gelişme ölçütleri de iyileşme gösterdi. Okuryazar sayısı özellikle kadınlar arasında iki katından fazla arttı. Artık neredeyse tüm nüfusu kapsıyor.
Öte yandan kolejdeki kız öğrencilerin sayısı, erkek akranlarını on yıldan fazla bir süredir geride bıraktı. Ancak istatistikler, mutlak yoksulluğun büyük ölçüde azaldığını da gösteriyor. Bununla birlikte İranlıların çoğu hala sosyo-ekonomik kırılganlıktan muzdarip.
Resmi kaynaklar, 12 milyon insanın mutlak yoksulluk sınırının altında, 25 ila 30 milyon insanın ise yoksulluk sınırının altında yaşadığını bildiriyor.
Ancak tahminler, İranlıların üçte birinin ve çalışanların yüzde 50 ila 70'inin yoksulluk sınırının altına düşme riski altında olduğunu gösteriyor.
 
İran İstatistik Merkezi, İranlıların yüzde 14'ünün çadırlarda yaşadığını ve kent sakinlerinin üçte birinin gecekondularda yaşadığını bildiriyor (AFP)

Antropolog Şahram Hürevi'nin 'İran'ın diğer yarısı' olarak nitelediği işçi sınıfı yoksullarının yaşadığı yerin yaşam koşulları çok çarpıcı.
Gecekondularda yaşayan İranlıların sayısı 17 kat arttı ve işgücünün yüzde 50'si sadece düzensiz işlerde çalışıyor.
Yaklaşık 10 ila 13 milyon İranlı, 'sağlık, iş veya işsizlik sigortası programlarından tamamen dışlanmış' durumda. 
İran'ın kırsal altyapı, eğitim ve okuryazarlık alanlarındaki göreceli başarıları ve iş yaratmadaki başarısızlığı, siyasi olarak patlayıcı bir sosyo-ekonomik çelişkiye yol açtı.
İran'daki iş piyasası yüz binlerce üniversite mezununu istihdam edemiyor. Bu çelişki 'orta sınıf yoksullarını' ortaya çıkardı.
Sosyolog Asaf Bayat; orta sınıf yoksullarını, orta sınıfın niteliklerine ve isteklerine sahip, ancak sosyal ve ekonomik kırılganlıktan muzdarip olarak tanımlıyor. Bu grup, 2017-2018 devriminin sosyal temeli olarak kabul ediliyor.
Öfke ve hayal kırıklığını ifade etmeye devam etmesi bekleniyor.

İran'da yoksulluğun feminizasyonu
Muhalif İran Ulusal Direniş Konseyi'nin internet sitesine göre ise, 'yoksulluğun temel sebebi, İranlı kadınların artan bir şekilde aylak aylak gezmesi.'
Diktatörlük rejiminin halka ve kadına düşmanca politikaları nedeniyle bu durumun daha da kötüleştiği ifade ediliyor. 
Dolayısıyla İran'da yoksulluğun feminizasyonu olgusuyla karşı karşıyayız.
Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu'na (ESCWA) göre, yoksulluğun feminizasyonu giderek kötüleşen ve daha tehlikeli bir hal alan bir olgu.
Aynı zamanda, yoksulluğun kendine özgü doğasıyla, yani kadınları yoksulluk döngüsüne hapsolmuş durumda tutan yerleşik kurumsal engellerle de ilgili.
Bu, büyük ölçüde kadınların aile reisi olduğu hane sayısındaki artıştan kaynaklanıyor. İran toplumundaki bu talihsiz olgunun sonuçlarından biri de çeşitli sosyal, ekonomik, kültürel ve sağlık krizleriyle karşı karşıya kalması oldu. 
Psikolog ve Ahvaz'ın Eski Belediye Başkanı'nın Kadın İşlerinden Sorumlu Danışmanı Pune Belram, "Yoksulluğun kadınlar üzerinde bağımlılık, fuhuş, evsizlik ve işsizliğe benzer sonuçlarını yoksulluğun feminizasyonu olarak adlandırıyoruz" dedi. 
İranlı kadınlar arasında yerinden edilme ve evsizlik, sokaklarda dolaşma, kendini satma, intihar ve bağımlılık gibi sahte işler ve kadınlara yönelik toplumsal zararlar her geçen gün artmakta.
Bunlar yoksulluğun feminizasyonu olgusunun her geçen gün arttığının göstergeleri.
 
Fotoğraf: EPA/EFE

Tahran Ticaret Odası Ekonomik Vekilinin 2018 yılı raporuna göre, ülkedeki 40 milyon 200 bin kadından 28 milyonu pasif durumda.
Bu istatistik, artan boşanma istatistikleri ve en fazla kendi kendine yeten kadınlarla bir araya getirildiğinde, boşanma sonrası ekonomik faaliyeti ve gelir kaynağı olmayan ev hanımlarının sonsuz yoksulluk döngüsüne hapsolduğu ortaya çıkacaktır.
Koronavirüs (Kovid-19) salgınından artan sınıfsal boşluklarından ve temel kaynaklara kısıtlı erişimden sonra sayıları artmış olabileceği tahmin ediliyor. Sadece Ahvaz'da konteynerlerde yaşayan 2 bin 700 evsiz kadın var.

İran bir 'sermaye cenneti'
Son yıllarda İran'daki sosyal sınıflar arasındaki ekonomik farklılıkların arttığı ve İran'ın süper zengin sınıfı Batı Asya bölgesindeki en büyük sınıf haline geldiği görülüyor.
İran'daki birçok yoksul, fiyatı 100 bin tümeni (yaklaşık 2,37 dolar) aştığı için, ülkenin en popüler gıda maddesi olan pirinci artık satın alamıyor.
Bu, İran'da yaklaşık 3,5 milyon tümen olan asgari ücretin sadece 35 kilo İran pirincini karşıladığı anlamına geliyor.
 
Sadece Ahvaz'da konteynerlerde yaşayan 2 bin700 evsiz kadın var (Fars News)

İran'ın en önemli ekonomik izleme merkezlerinden biri olan 'Ticaret Akademisi'ne bağlı 'Tejarat News' internet sitesinde yayımlanan bir habere göre rakamlar, İran'daki zengin sınıfın diğer ülkelerdeki zenginlerden çok daha düşük vergi ödediğini gösteriyor.
Bu durum İran'ı vergi ödemeden harika gelirler elde edebilecek zenginler için bir cennet haline getiriyor.
Muhafazakar resmi Jomhouri-e Eslami gazetesi de İran'da zengin ve fakir arasındaki ekonomik uçurumu eleştirerek 1979'daki devrimin ardından ortaya çıkan İslami rejimin sosyal sınıflar arasındaki uçurumun genişlemesine tanık olmaması gerektiğini vurguladı.
Bu durum bazılarının en lüks saraylarda yaşadığı, bazılarının ise İran ekonomik sisteminde asgari ücretle çalışan 4 bin 300 işçinin maaşına eşdeğer 15 milyar tümen fiyatına bir tablo satın almasına yol açtı. 
Dünyanın zenginlerinin durumunu takip etme konusunda uzmanlaşmış Forbes dergisi tarafından yayımlanan bir raporda, yaklaşık 250 bin İranlının bir milyon dolarlık serveti olduğu bildirildi. Bu, İran para birimine göre, Ocak 2022'ye göre 30 milyar tümene eşitti.
Böylece İran, bir milyon dolardan fazla servete sahip insan sayısı bakımından dünya ülkeleri listesinde 14. sırada yer alırken, Batı Asya bölgesi ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor.
Fransız Capgemini şirketinin son küresel servet raporuna göre, İran, 2020 yılında yüksek net servete sahip kişi sayısı bakımından dünyadaki en büyük artışı kaydetti.
En az 250 bin milyonere sahip olan İran, üç sıra sıçrayarak dünya çapında 14. sıraya yükseldi. Böylece milyoner sayısı İspanya, Rusya ve Brezilya'da bulunan sayıyı aştı.



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.